ABD’nin 47. Başkanı Donald Trump, “Önce Amerika” politikasını uygulamayı sürdürüyor.
Gelecek ay başkanlık görevine başlayacak olan Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı açıklamada, Panama Kanalı’ndan geçen ABD gemilerine uygulanan ücretleri “haksız” olarak nitelendirerek eleştirdi.
Trump açıklamasında, “Donanmamız ve ticaretimiz çok haksız ve adaletsiz bir muameleye maruz kaldı. Panama tarafından talep edilen ücretler çok gülünç. Ülkemizin bu şekilde soyulmasına derhal son verilecektir.” dedi.
“PANAMA KANALI’NIN BİZE İADE EDİLMESİNİ TALEP EDECEĞİZ”
Çin’in kanal çevresinde artan etkisine işaret eden Trump, “Burayı yönetmek sadece Panama’ya aitti, Çin’e ya da başka birine değil. Yanlış ellere geçmesine ‘asla’ izin vermeyiz ve vermeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Panama’nın kanalın güvenli, verimli ve güvenilir bir şekilde işletilmesini sağlayamaması halinde harekete geçeceklerini belirten Trump, “Panama Kanalı’nın tam olarak ve sorgusuz sualsiz bize iade edilmesini talep edeceğiz.” açıklamasını yaptı.
Panama yetkilileri, Trump’ın sözlerine yanıt vermedi.

PANAMA 1999 YILINDA TAM KONTROLÜ ELE GEÇİRDİ
Fransa tarafından 1881 yılında başlatılan inşaat, yaklaşık 10 yılın ardından çok yüksek maliyet ve işçiler arasında artan salgın hastalıklar nedeniyle durdu. ABD, 1904’te kanal projesini satın alarak, 1914 yılında projeyi tamamladı.
ABD Başkanı Jimmy Carter’ın 1977 yılında imzaladığı anlaşmayla Panama Kanalı, Orta Amerika ülkesine iade edildi. Panama, 1999 yılında kanalın tam kontrolünü ele geçirdi.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Can Badak
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Slovenya, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını sürdürmesi nedeniyle İsrail’in dışlanmasını talep etti.
Slovenya, Eurovision 2025’in yönetim organı olan Avrupa Yayın Birliği’ne (EBU) resmi başvuruda bulundu.
SLOVENYA ÇEKİLMEYİ DEĞERLENDİREBİLİR
Avrupa Yayın Birliği’nin talebi kabul etmemesi durumunda Slovenya’nın protesto amacıyla yarışmadan çekilmeyi değerlendireceği belirtildi.
Slovenya Cumhurbaşkanı Natasa Pirc Musar, 19 Aralık’ta yaptığı açıklamada, İsrail ve Rusya’nın sırasıyla Gazze ve Ukrayna’ya yönelik savaşlarıyla BM Şartı’nı ihlal ettiğini söyledi, ancak İsrail’in bunu çok daha geniş bir ölçekte yaptığını vurguladı.

Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
En çok sömürgecilik yapan ülkelerden biri olan Fransa, yavaş yavaş Afrika topraklarından kovuluyor.
Egemenliğini yeniden tesis etme kararı alan Orta Afrika ülkesi Çad, uluslararası ilişkilerini eski sömürgeci hükümdarından uzaklaştırmak için Fransa ile olan anlaşmalarını feshettiğini duyurmuştu.
Bunun ardından Fransa, 10 Aralık tarihinde savaş uçaklarını ülkeden çıkarmıştı.
Çad Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Fransız savaş uçaklarının Çad’dan çekilmesinin ardından, askeri birliklerin de geri çekilmesine başlandığı belirtildi.
FRANSA’NIN VARLIĞI OCAK AYINDA SONLANACAK
Açıklamada, Fransa’ya ait askeri birlik ve teçhizatların ülkeden geri çekilme sürecinin ocak ayının sonunda tamamlanacağı duyuruldu.

FRANSA AFRİKA’DAN KOVULUYOR
Kurulduğu tarihten itibaren Afrika topraklarında büyük bir sömürgecilik hareketi başlatan Fransa kan kaybetmeye devam ediyor.
Kontrol altın aldığı bölgelere kendi dilini ve para birimini kullanmayı zorunlu kılan Fransa, son iki yıldır Afrika’daki bir çok ülkeyle anlaşmalarını feshediyor.
MALİ
2012 yılında patlak verenve uzun bir süre devam eden şiddet olayının ardından Mali’de yaşananların Fransız sömürgesine bağlanmasıyla ülkede karışıklık yaşanmıştı.
Mali’de eski Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita’nın Ağustos 2020’de askeri darbeyle devrilmesiyle halkın Fransa karşıtlığı sokaklara taştı, Fransız bayrakları yakıldı.
Son olarak Fransız büyükelçisinin sınır dışı edilmesiyle Fransa hükümeti Mali’den çekilerek askerlerini Nijer ve Gine’ye kaydırdı.

TEK TEK ASKERLERİNİ ÇEKTİ
Fransa, 7 Haziran 2021’de Fransa karşıtı kampanyalar yürütmekle suçladığı Orta Afrika Cumhuriyeti ile askeri anlaşmalarını askıya almış ve bu yıl sonuna kadar başkent Bangui’de bulunan son askeri birliğini çekeceğini duyurmuştu.
Burkina Faso’da 30 Eylül 2022’de başa geçen askeri hükümet, 23 Ocak’ta Fransa ile askeri işbirliği anlaşmasını feshettiğini açıkladı ve Fransız askerlerine ülkeden ayrılmaları için 1 ay süre tanıdı.
Uranyum zengini olan Nijer, Fransa için büyük bir önem taşıyordu.
Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Nijer’de 1500 asker konuşlandıran Fransa, ülkenin darbeyle gelen yeni yönetiminin iş birliklerini feshetmek istemesiyle bir kez daha darbe yemişti.
Mali, Burkino Faso ve Nijer’in ardından Afrika ülkelerinden daimi askeri birliklerini çekmek zorunda kalan Fransa, sömürgeci ülkelerinin anlaşmalarını bitirmesiyle ciddi bir kan kaybı yaşıyor.

TÜRKİYE’NİN AFRİKA’DAKİ VARLIĞI
Afrika sömürgecilik prangalarından kurtulmaya devam ederken, Türkiye olan işbirliklerini de genişletmeye devam ediyor.
Türkiye, 21. yüzyılda Afrika’da en çok büyükelçilik açarak tarihe geçti.
2003 yılından beri kıtada birçok elçilik açan ve anlaşmalara imza atan Türkiye, Afrika kıtasında toplam 44 büyükelçilik açtı.
Bunlar, Cezayir Mısır Libya Fas Sudan Tunus Benin (Burkina Faso Fildişi Sahili Gana Gine Moritanya Nijer Nijerya Senegal Sierra Leone Togo Gambiya Cibuti Eritre Etiyopya Kenya Somali Güney Sudan Tanzanya Uganda Ruanda Burundi Kamerun Çad Demokratik Kongo Cumhuriyeti Gabon Ekvator Ginesi Angola Botsvana Madagaskar Malavi Mozambik Namibya Zambiya Zimbabve Güney Afrika.

Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Almanya’nın doğusundaki Magdeburg kentinde, bir şüphelinin aracını Noel pazarındaki kalabalığın üzerine sürmesiyle gerçekleştirdiği saldırıda ölü ve yaralı sayısı arttı.
Yaşanan saldırıya ilişkin resmi açıklama yapan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, saldırıda 5 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Ölenler arasında bir çocuk da bulunuyor.
YARALI SAYISI 200’Ü GEÇTİ
Başlangıçta 68 olarak açıklanan yaralı sayısı da 200’ün üzerine çıktı.
Yaralılardan 40’ının sağlık durumunun ağırlığını koruduğu belirtildi.
Almanya’da kamu yayın kuruluşu MDR, güvenlik güçlerine dayandırdığı haberinde saldırıyla ilgili olarak gözaltına alınan kişinin 50 yaşında bir Suudi Arabistan vatandaşı olduğunu duyurmuştu.
Olaydan kısa bir süre sonra tutuklanan şüphelinin 2006’dan beri Almanya’da yaşayan 50 yaşında Suudi Arabistanlı bir doktor olduğu belirlendi.

“SUUDİ MUHALİF”
Saldırı şüphelisinin tek başına hareket ettiğine inanılıyor.Aşırı sağcı sosyal medya hesapları, failin “İslamcı bir terörist” olduğunu iddia ederken bir Alman yetkili, The Washington Post’a yaptığı açıklamada şüphelinin kendisini “Suudi muhalif” olarak nitelendirdiğini söyledi.
Raporlara göre şüpheli, daha önce “İslam karşıtı” görüşler dile getirdi. Saldırının nedeni henüz tespit edilmedi ve soruşturma sürüyor.
Magdeburg’daki saldırının ardından şehrin Noel pazarlarında polis sayısı artırıldı.
SCHOLZ OLAY YERİNİ ZİYARET ETTİ
Ayrıca güvenlik makamlarının birbiriyle yakın temas halinde olduğunu söyledi.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Magdeburg saldırısının ardından bu öğlen saatlerinde olay mahaline bir ziyaret gerçekleştirdi.
Scholz, saldırının gerçekleştiği yerin yakınında kurulan anıtın bulunduğu alana beyaz bir gül bıraktı.

ALMANYA NOEL SALDIRISI
Almanya’nın Magdeburg kentinde bir kişi, ulusal basında yer alan haberlere göre, Noel pazarında en az 400 metre boyunca BMW marka bir aracı kalabalığın üzerine sürmüştü. Saldırıda ilk belirlemelere göre 2 kişi hayatını kaybetmiş, en az 68 kişi de yaralanmıştı.
Olayın ardından Noel pazarı kapatılırken, insanlardan şehir merkezini terk etmeleri istenmişti.
Saksonya-Anhalt Eyaleti Başbakanı Reiner Haseloff, saldırganın gözaltına alındığını belirterek, Suudi Arabistan kökenli saldırganın Saksonya-Anhalt eyaletinde çalışan bir doktor olduğunu ve 2006’dan bu yana Almanya’da yaşadığını ifade etmişti.

Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Nijerya’da Noel kutlamaları kanlı bitti.
Başkent Abuja’da bir kilisede Noel kutlamaları dolayısıyla gıda dağıtımı gerçekleştirildi.
Ücretsiz ürünleri duyan halk, kiliseye akın etti.
10 ÖLÜ, 8 YARALI
Yaşanan kalabalık korkunç bir izdihama yol açtı.
Olayda ilk belirlemelere göre; 10 kişi hayatını kaybetti, 8 kişi yaralandı.
Nijerya Federal Başkent Bölge Polis Sözcüsü Josephine Adeh, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Kaynak: Demirören Haber Ajansı (DHA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye’de 61 yıllık kanlı rejimin düşüşünün ardından sevinç kutlamaları sürüyor.
Şam’ın muhaliflerin kontrolüne geçmesiyle başlayan “Özgür Suriye” kutlamaları, ülkenin dört bir yanına yayıldı.
Londra merkezli insani yardım kuruluşu Syria Relief, Halep’te moral konseri düzenledi.
KONSERE AKIN ETTİLER
Moral konserini duyan binlerce Suriyeli etkinlik alanına akın etti.
Syria Relief’in organize ettiği ve Suriyeli ünlü sanatçı Yahya Havva’nın sahne aldığı Halep’teki konser, yaklaşık dört saat sürdü.

DEVRİM VE DİRENİŞ MARŞLARI SÖYLENDİ
Binlerce kişinin katıldığı konserde insanlar doyasıyla eğlenirken “devrim” ve “direniş” marşları ve şarkılar söylendi.
Olaysız sona eren konser renkli görüntülere sahne olurken meydanda Suriye bayrakları dalgalandırıldı.



Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
SAĞANAK YAĞIŞ YURDU ETKİSİ ALTINA ALACAK
Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı ve Orta Karadeniz, Güneydoğu Anadolu’nun batısı ile Gümüşhane, Malatya, Elazığ, Erzincan ve Tunceli çevrelerinin aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sivas, Yozgat, Gümüşhane, Erzincan, Bolu ve Tunceli çevrelerinin karla karışık yağmur ve Kar, yağış alan diğer yerlerde yağmur ve sağanak, yer yer gök gürültülü sağanak şeklinde görülecek olan yağışların; Marmara, Ege, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz‘in doğusu ile Ankara, Konya, Kırıkkale, Kırşehir, Aksaray, Nevşehir, Bolu, Düzce, Zonguldak ve Bartın çevrelerinde kuvvetli, Kıyı Ege ve Antalya’nın doğusunda yer yer çok kuvvetli olması bekleniyor. Ülkemizin iç ve doğu kesimlerinde buzlanma ve don olayı ile birlikte pus ve yer yer sis bekleniyor.
KIYI EGE VE BATI AKDENİZ’DE FIRTINA BEKLENİYOR
Hava sıcaklıklarının batı kesimlerde yağışla birlikte biraz azalacağı, ülke genelinde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın genellikle güney, kuzeydoğu kesimlerde batı ve kuzeybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Kıyı Ege ve Batı Akdeniz ile Çanakkale ve Balıkesir çevrelerinde kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (40-70 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI
Meteoroloji, yağışların; Marmara, Ege, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz’in doğusu ile Ankara, Konya, Kırıkkale, Kırşehir, Aksaray, Nevşehir, Bolu, Düzce, Zonguldak ve Bartın çevrelerinde kuvvetli, Kıyı Ege ve Antalya’nın doğusunda yer yer çok kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerektiğini bildirdi.
KUVVETLİ RÜZGAR UYARISI
Rüzgarın; Kıyı Ege, Batı Akdeniz ile Çanakkale ve Balıkesir çevrelerinde güney yönlerden kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (40-70 km/saat) şeklinde eseceğinin tahmin edildiğinin belirtildiği açıklamada ulaşımda aksamalar, çatı uçması ve kar savrulması gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerektiği aktarıldı.
BUZLANMA VE ÇIĞ UYARISI
Meteoroloji’den yapılan açıklamada, “Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yükseklerinde dik ve eğimli yamaçlarında çığ tehlikesi ile buzlanma, don ve ulaşımda meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.” denildi.

Hava Muhalefetiİç AnadoluÇanakkaleKaradenizMarmaraFırtınaAkdenizYaşamDünyaDoğakarEge
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bütçe teklifi 249 ret oyuna karşılık 318 oyla kabul edildi.
TOPLAM GİDER 14 TRİLYON 731 MİLYAR
2025 yılı için bütçe giderleri toplam 14 trilyon 731 milyar lira olarak belirlendi. Buna karşılık bütçe gelirleri ise 12 trilyon 800 milyar lira olarak tahmin edildi. Bu rakamlar doğrultusunda 2025 yılı bütçe açığının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranı yüzde 3,1 olarak öngörüldü.
VERGİ GELİRLERİNDE KDV İLK SIRADA
Bütçe gelirlerinin ana kaynakları arasında vergi gelirleri ilk sırada yer aldı. 2025 yılı için en yüksek vergi geliri kalemi olarak 3 trilyon 599 milyar liralık Katma Değer Vergisi (KDV) öngörüldü. Onu 2 trilyon 130 milyar lira ile Gelir Vergisi, 2 trilyon 121 milyar lira ile Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve 1 trilyon 637 milyar lira ile Kurumlar Vergisi takip etti.
Bütçe görüşmelerinde ekonomideki büyüme hedefleri, kamu harcamalarının dağılımı ve vergi politikasına ilişkin detaylar da gündeme alındı. Bütçe kapsamında sosyal harcamalar, yatırımlar ve kamu hizmetleri gibi birçok kalemde önemli miktarda kaynak ayrıldığı belirtildi.
Türkiye’nin 2025 yılı ekonomik yol haritasını belirleyen bütçe düzenlemesinin, planlanan hedeflere uygun şekilde uygulanması bekleniyor.

Tbmm Genel KuruluPolitikaEkonomiFinansDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Grup CEO’su Oliver Blume yaptığı açıklamada, “Uzun ve yoğun müzakerelerin ardından varılan anlaşma, Volkswagen markasının gelecekteki yaşayabilirliği için önemli bir sinyaldir” dedi. Volkswagen’dan yapılan açıklamada, anlaşmanın orta vadede yıllık 15 milyar Euro tasarruf sağlayacağını ve 2024 hedefleri üzerinde önemli bir etkisi olmayacağı belirtildi. Dresden fabrikası için alternatif seçenekleri araştırıldığı ve Osnabrueck tesisini yeniden kullanacağı da ifade edildi. Üretimin bir kısmı ise Meksika’ya kaydırılacak.
YÜZDE 5’LİK ÜCRET ARTIŞI ASKIYA ALINDI
IG Metall Sendikası kasım ayında kararlaştırılan yüzde 5’lik ücret artışının askıya alınacağını ve 2025 yılı sonuna kadar Dresden fabrikasında araç üretiminin durdurulacağını açıkladı. Çalışma konseyi başkanı Daniela Cavallo, “Hiçbir tesis kapatılmayacak, operasyonel nedenlerle kimse işten çıkarılmayacak ve şirket ücret anlaşmamız uzun vadede güvence altına alınacak” dedi. Cavallo şöyle devam etti: “Bu üçlü anlaşma ile en zor ekonomik koşullar altında kaya gibi sağlam bir çözüm elde ettik” dedi.

BAŞBAKAN DA OLUMLU KARŞILADI
Avrupa’nın en büyük otomobil üreticisi ile sendikalar arasındaki anlaşma Almanya Başbakanı Olaf Scholz tarafından da olumlu karşılandı. Scholz, “Şirket ve sendikaların bugün iyi, toplumsal olarak kabul edilebilir bir çözüm üzerinde anlaşmaları iyi haber. Anlaşma tüm zorluklara karşın Volkswagen ve çalışanlarının iyi bir geleceğe umutla bakabilmelerini sağlıyor” ifadelerini kullandı.
VOLKSWAGEN SADECE BİR BAŞLANGIÇ
Frankfurt Merkezli Hauck Aufhäuser Lampe Başekonomisti Alexander Krueger, “İlk bakışta iki tarafın da az çok kabul edebileceği bir uzlaşma gibi görünüyor. Başkaca şirketler de işten çıkarma planları yapıyor ve Volkswagen sadece bir başlangıç gibi duruyor” değerlendirmesinde bulundu.
Abdurrahman YazıcıHaberler.com – Ekonomiİş DünyasıVolkswagenOtomobilEkonomiSendikaFinansDünya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Suriye ekonomisi, 14 yıl içinde yüzde 85 küçüldü. İşsizlik oranı yüzde 57’ye, enflasyon ise yüzde 141’e ulaştı. Gayrisafi Milli Hasıla, 2010’da 67,5 milyar dolardan 2023’te 9 milyar dolara geriledi. Kişi başına düşen gelir, 2010’da 2.800 dolarken, 2023’te 1.600 dolara düştü. Günlük petrol üretimi, 383 bin varilden 90 bin varile kadar azaldı.
EKONOMİK VE SOSYAL YIKIMIN BOYUTU BÜYÜK
Dış ticaret hacmi, 29 milyar dolardan 4 milyar dolara düştü. Ülke, PKK/YPG etkisiyle uyuşturucu trafiğinin merkezlerinden biri haline geldi. İç savaş nedeniyle evlerin yüzde 17,5’i yıkıldı. Yeniden inşanın maliyeti 117,7 milyar dolar. Ülke nüfusu, 22 milyondan 18,5 milyona geriledi. 4,8 milyon kişi ülkesini terk etti, 7 milyon kişi iç göçe zorlandı. Suriye poundu, 2011-2023 yılları arasında dolar karşısında 270 kat değer kaybetti.

ALTIN REZERVLERİ ERİDİ, YOLSUZLUK HAD SAFHADA
2010’da 178 ülke arasında 127. sırada olan Suriye, 2023’te 180 ülke arasında 177. sıraya geriledi. Orta Doğu’nun önemli altın rezervlerinden birine sahip olan ülke, savaş sürecinde bu rezervlerin büyük kısmını kaybetti.
ALTYAPI VE ENERJİ KAYIPLARI HAYATI FEL ETTİ
Elektrik üretim kapasitesi, savaş öncesine oranla yüzde 50’den fazla azaldı. Elektrik altyapısındaki zarar, doğrudan 40 milyar dolar, dolaylı olarak ise 80 milyar dolar seviyesinde. Tarım arazilerinin yüzde 25’i kullanılmaz hale geldi.
TÜRKİYE’NİN SURİYE’YE KATKILARINDA İNŞAAT SEKTÖRÜ İLK SIRADA YER ALABİLİR
Suriye’nin altyapısının yeniden inşasında Türk inşaat firmaları önemli bir rol oynayabilir. İnşaat malzemeleri Türkiye’den tedarik edilerek hızlı bir yapılaşma sağlanabilir.

SAVUNMA SEKTÖRÜ
İç savaşta yıpranan ülkenin askeri altyapısı ve kaynakları, İsrail’in rejimin düşmesinin ardından Beşar Esad’ın İsrail’e verdiği haritalar daha büyük yıkıma neden oldu. İsrail’in askeri üsler, silah depoları ve kışlalara yaptığı nokta atışlarla kalan son askeri varlıklar da adeta yok edildi. Beşar Esad’ın ayrılmasının ardından dağılan Suriye ordusunun yeniden inşasında Türk savunma sanayii firmaları aktif rol üstlenebilir.
SAĞLIK YATIRIMLARI
Ülkede hastane altyapısı büyük ölçüde yok olmuş durumda. Türk özel hastaneleri, bilgi birikimi ve uzman kadrosuyla bu açığı kapatabilir. Burada bir diğer ihtiyaç da sağlık çalışanları konusu. İç savaş nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan arasında doktorlar başta olmak üzere sağlık çalışanları da var. bu açığın kapanması da yıllar alabilir.

SANAYİ VE ENERJİ YATIRIMLARI
Türk yatırımcılar sanayi alanında istihdamı artırabilirken, enerji sektöründe güneş ve rüzgar santralleri kurarak ülkenin enerji açığını giderebilir. Tıpkı 2005 yılında planlandığı gibi ortak organize sanayi bölgeleri kurulması durumunda bölgede istihdam çok daha artabilir.
BM’DEN KORKUTAN RAKAMLAR
Birleşmiş Milletler‘e göre 2024’te Suriye’de 16,7 milyon insan yardıma muhtaç durumda. Bu rakam 2023 yılında 15,3 milyondu. Standart bir gıda sepetinin fiyatı ise 2013’e göre 133 kat artmış durumda.
GELECEK İÇİN BEDEL
Suriye’nin ekonomi ve altyapısını yeniden ayağa kaldırmak için gereken maliyet, 250 milyar doları buluyor. Bu süreçte Türkiye gibi ülkeler, ekonomik ve insani katkılarla önemli bir rol oynayabilir.
Abdurrahman YazıcıHaberler.com – DünyaBirleşmiş MilletlerPolitikaEkonomiSuriyeRusyaDünyaİran
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Başbakanı Binyami Netanyahu, İsrail Ordusuna tampon bölge ve “yakındaki hakim noktaları” ele geçirme emri verdiğini söyledi.
Netanyahu bunun, Beşar Esad rejiminin çökmesinden sonra İsrail’i isyancı güçlerin saldırılarından korumak için atılan geçici bir adım olduğunu belirtti. Bazı Arap ülkeleri ise durumu kınadı.
Golan Tepeleri nerede ve kimin kontrolünde?
Golan Tepeleri, Suriye’nin güneybatısında, kuzeydoğu İsrail’e uzanan kayalık bir plato. İsrail’in askeri işgali altında.
1967’deki Altı Gün Savaşı’nda, İsrail Golan Tepeleri’nden İsrail’e saldırmış, İsrail karşılık verip, bölgenin 1200 kilometrekaresini ele geçirmişti.
Suriye 1973’teki Yom Kippur Savaşı’nda Golan Tepelerini geri almaya çalışsa da, başaramadı.
İki ülke 1974’te her iki tarafın 80 kilometre uzunluğundaki bir tampon bölgenin dışında kalmasını öngören bir ateşkes anlaşması yaptı. O günden bu yana bölgede tarafların anlaşmaya uyup uymadığını gözlemleyen bir BM gücü bulunuyor.
İsrail’in bölgedeki egemenliği uluslararası alanda tanınmıyor. Ancak 2019’da dönemin ABD Başkanı Donald Trump, on yıllarca süren ABD politikasından vazgeçmiş ve işgali tanımıştı.
Suriye, İsrail Golan Tepeleri’nin tümünden çekilmedikçe, İsrail ile herhangi bir barış anlaşması yapmayacağını söyledi.
Geçen ay Suriye ve BM, İsrail’in tampon bölgede siperler inşa ettiğinden ve bazı noktalarda tampon bölgeyi aştığından şikayet etmişti.
Golan Tepeleri neden önemli?
Suriye, 1948-1967 arasında Golan Tepelerini elinde tuttuğunda buradan tüm kuzey İsrail’i düzenli olarak top ateşine tutmuştu.
İsrail içinse, 60 kilometre kuzeydeki Suriye’nin başkenti Şam ve Suriye’nin güneyinin büyük kısmı Golan Tepeleri’nden açıkça görülebiliyor. Bölgeyi kontol etmek Suriye’nin askeri hareketlerini izlemek için mükemmel bir hakim gözlem noktası sunuyor.
Tepelerin üzerindeki yamaç da, Suriye’den gelebilecek saldırılara (1973 Savaşı’nda olduğu gibi) İsrail’e doğal bir tampon sağlıyor.
Golan Tepeleri, genelde kurak olan bölgede önemli bir su kaynağı aynı zamanda.
Tepelerden gelen yağmur suları Ürdün Nehrini besliyor ve etrafındaki toprakları üzüm bağları ve meyve bahçelerine uygun hale getiriyor, ayrıca hayvanlara otlak sunuyor.
Suriye ve İsrail arasındaki muhtemel bir barış anlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri, Suriye’nin İsrail’in 1967 Savaşı öncesindeki sınırlara çekilmesi talebiiydi.
Bu şekilde Suriye, İsrail’in Kinneret Gölü, Arapların da Taberiye Gölü adını verdiği suyun doğu kıyısının kontrolünü elinde tutabilecekti. Böylece İsrail önemli tatlı su kaynaklarının birinden olacaktı. İsrail bu nedenle sınırın daha doğudan çizilmesi gerektiğini söyledi.
İsrail’deki kamuoyu bölgenin geri vermek için stratejik açıdan fazla önemli olduğunu düşündüğünden genelde Golen Tepeleri’nin elde tutulmasından yana.
Golan Tepeleri’nde kimler yaşıyor?
Golan Tepeleri’nin Suriyeli Arap sakinlerinin çoğu, 1967 Savaşı sırasında bölgeden kaçtı.
Golan bölgesinde şu anda 30’dan fazla Yahudi yerleşimi var ve buralarda tahminen 20 bin kişi yaşıyor. İsrail 1967 savaşı biter bitmez burada yerleşim inşasına başladı.
Yerleşimler uluslararası hukuka aykırı ama İsrail buna karşı çıkıyo.
Yerleşimcilerin yanı başında çoğu Golan’ı İsrail ele geçirdiğinde kaçmayan 20 bin Suriyeli Dürzi yaşıyor.
Suriye buranın daima kendisine ait olduğunu ve geri alınacağını söylüyor. İsrail ise Golan’ın savunması açısından hayati önemde olduğunu ve hep elinde tutacağını belirtiyor.
İsrail son günlerde Golan Tepeleri’nde yaptı?
İsrail Ordusu birlikleri, Suriye Ordusu muhaliflerin ilerlemesi üzerine bölgedeki mevzilerini terk edince askerden arındırılmış tampon bölgenin denetimini ele geçirdi.
İsrailli komutanlar daha sonra, birliklerinin Golan Tepeleri’ndeki askerden arındırılmış tampon bölgenin de ötesinde faaliyet gösterdiğini kabul etti.
Netanyahu askerlerin uygun bir düzenleme yapılana kadar “geçici savunma mevzileri” kurduğunu belirtti.
İsrail Başbakanı “Suriye’de ortaya çıkan yeni güçlerle barış içinde komşuluk ilişkileri kurarsak, ki biz bunu istiyoruz. Ancak kuramazsak İsrail devletini ve sınırını korumak için elimizden geleni yapacağız” edi.
Suriye’den gelen haberlerde, İsraillilerin başkent Şam’ın 25 kilometre yakınına kadar geldiği belirtildi, ancak İsrail askeri kaynakları bu kadar ilerlendiğini reddetti.
İsrail’in hamlesi bazı Arap ülkelerince kınandı. MısırDışişleri Bakanlığı durumu “Suriye topraklarının işgali ve 1974 ateşkes anlaşmasının açık ihlali” diye tanımladı.
Netanyahu ise, isyancı güçlerin Suriye’de yönetimi ele geçirmesiyle 1974 anlaşmasının “çöktüğünü, bu nedenle de İsrail’in sınırlarını güvenlik altına almak için harekete geçildiğini belirtti.
Londra’daki SOAS Üniversitesi’nden Prof. Gilbert Achcar “İsrail Suriye tarafından 7 Ekim Hamas saldırısı gibi bir saldırıyı önlemek istediğini söylüyor. Bu ilerleme ve diğer güçlerin işgal altındaki bölgenin sınırına yaklaşmasını önleme fırsatı oldu.” diyor.
Birçok uzman, İsrail’in hamlesinin meşruiyetinden şüpheli.
Londra merkezli uluslararası ilişkiler düşünce kuruluşu Chatham House’dan Prof. Yossi Mekelbirg “Suriye anlaşmaya uymayacağını söylemedi. Bu, İsrail’in güvenliğini sağlamak için attığı önleyici bir adım. Ancak askeri hamle içi meşruiyet yok” diyor.
Mekelberg ayrıca, İsrail’in Suriye topraklarına girmesinin gelecekteki Suriye yönetimiyle ilişkileri zehirleyeceğini söylüyor.
“İsrail en kötü durum senaryosuyla başa çıkmak üzere faaliyet gösteriyor ama bu ters tepebilir. Yeni rejimle dost olmanın yolu bu değil.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rejim karşıtı güçler Şam’a girdi ve Suriye’de 61 yıllık rejim çöktü.
Muhalifler karşısında 61 yıllık Baas rejiminin düşüşünü izleyen Esad, ülkesinden kaçtı.
Suriye’de yaşanan gelişmelerin uluslararası yankıları merakla beklenirken bir açıklama da Birleşmiş Milletler’den (BM) geldi.
“DİKTATÖR REJİMİNİN SONA ERMESİ SURİYE HALKI İÇİN TARİHİ BİR FIRSAT”
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Esad’ın ülkesini terk etmesinin bir fırsat olduğunu söyledi.
Guterres şu ifadeleri kullandı:
14 yıllık vahşi savaş ve diktatör rejimin sona ermesinin ardından Suriye halkı, istikrarlı ve barışçıl bir gelecek inşa etmek için tarihi bir fırsatla karşı karşıya.

Dilay Kaynak
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Beylikdüzü Adnan Kahveci Mahallesi Osmanlı Caddesi üzerinde bulunan 14 katlı binada sabah saatlerinde meydana gelen patlamada 3 kişi yaralanırken, apartman görevlisi 48 yaşındaki Nuri Girgin’in enkaz altında kaldığı tespit edildi. Patlama sonrası AFAD ve itfaiye ekiplerinin enkaz çalışmaları esnasında Nuri Girgin enkazdan ölü olarak çıkarıldı. Apartman görevlisi Nuri Girgin’in cenazesi Yenibosna’da bulunan Adli Tıp Kurumu Morguna getirildi. Burada işlemlerinin tamamlanmasının ardından Nuri Girgin’in cenazesi ailesine teslim edilecek. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, ” Filistin’de bugün yaşanan hadise ne meşrudur, ne de kendini savunma hakkının bir tezahürüdür. Tanımını net yapalım: İsrail’in Filistin topraklarında gerçekleştirdiği ‘post-modern bir Holokost’tur” dedi.
Emine Erdoğan, Katar’ın başkenti Doha’da ‘Doha Forum 2024’ kapsamında düzenlenen ‘Filistin için tek yürek: İşgalin ve soykırımın karanlığında umudu koruma’ oturumuna katıldı. Yaklaşık 6 bin kişinin katıldığı forumda konuşan Emine Erdoğan, Filistinli çocukların Al-Şifa Hastanesi’nin önünde düzenledikleri basın toplantısıyla dünyaya ‘yaşamak istiyoruz, bizi koruyun’ çağrısı yapmalarının üzerinden tam 395 gün geçtiğine dikkati çekti.
Birleşmiş MilletlerÇocuk Fonu’nun Gazze’yi ‘çocuk mezarlığı’ olarak tanımlamasının üzerindense 407 gün geçtiğini anımsatan Emine Erdoğan, “Güvenli bölge denilen Refah’ta yerinden edilmiş Gazzelilerin kaldığı çadır kentin bombalanmasının ve 44 kişinin cayır cayır yanarak katledilmesinin üzerinden 195 gün geçti” ifadesini kullandı.
‘BUGÜN SOYKIRIMIN 428’NCİ GÜNÜ’
Filistinlilere uygulanan soykırımın bugün 428’inci günü olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Tam 14 aydır, örgütlü bir zalimliğin, insanlığın ortak vicdanına, insan olmanın haysiyetine gerçekleştirdiği en acımasız saldırılardan birisine tanıklık ediyoruz. ‘Meşru müdafaa’ adı altında genci yaşlısı, kadını erkeği, Hristiyanı Müslümanı ayırt etmeksizin bir ülke, milleti ve kültürüyle topyekun tarihten silinmeye çalışılıyor. Vicdan sahibi herkes adına sormak istiyorum: 16 bini çocuk olmak üzere, 44 bin sivili vahşice katletmek, hastane, okul, ibadethane, hatta yetimhane bombalamak, hangi din veya hukuk sisteminde ‘meşru’ olabilir? Nüfusunun yarısı 18 yaş altı olan Gazze’ye, toplamda 70 bin tonu aşan bomba atarak İsrail kendisini kimden koruyor olabilir? Filistin’de bugün yaşanan hadise ne meşrudur, ne de kendini savunma hakkının bir tezahürüdür. Tanımını net yapalım: İsrail’in Filistin topraklarında gerçekleştirdiği ‘post-modern bir Holokost’tur.”
‘BU İŞGAL, TARİHİN EN KARANLIK SOYKIRIMLARINDAN BİRİSİNE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA’
Neredeyse bir asırdır, Filistin halkının sistematik bir hırsızlığa, insanlık dışı bir ayrımcılığa ve bitmek bilmeyen bir işgale maruz kaldığına dikkati çeken Emine Erdoğan, “Son bir yıldır bu işgal, tarihin en karanlık soykırımlarından birisine dönüşmüş durumda. İsimler, hayatlar her gün artan farklı sayılar arasında kaybolup gidiyor” dedi. ‘Saldırıların sürekli artan şiddeti ve buna karşı kayıtsızlık, bizi bu kötülüğe yavaş yavaş alıştırıyor’ ifadesini kullanan Emine Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Her yeni kayıp, geçilemeyeceğini düşündüğümüz bir başka etik sınırı daha geride bırakıyor. Üstelik hepsi, tüm dünyanın gözleri önünde oluyor. Bugün tanık olduğumuz soykırım, tarihte ilk kez kurbanları tarafından, olur da bir yerden yardım gelir ümidiyle naklen dünyaya aktarılıyor. Bu apaçık gerçeklik karşısında, kendisini hümanist değerlerin savunucusu olarak gören tırnak içinde medeni dünya, olanlara göz yumuyor. Bu soykırımı ve suçlularını aklamak için tüm insani, hukuki ve dini ilkelerini ayaklar altına alabiliyor. Dahası ekonomik yardım ve silah desteği ile bu soykırıma açıkça ortak oluyor. Oluşturduğu korku iklimi ve yalan siyasetiyle Siyonizm, barışa dair tüm umutları yok etmeye çalışıyor. Antisemitizm yaftası, adeta bir silah gibi, bu vahşete sesini çıkarmak isteyen herkese doğrultuluyor. Tarafsızlık iddiasında olan büyük medya platformları, İsrail yanlısı içerikleri öne çıkarırken, zulmü bir hakikat olarak gözler önüne seren paylaşımları pervasızca kaldırıyor.”
‘FİLİSTİN’DE TANIK OLDUĞUMUZ ŞEY BİR SAVAŞ DEĞİL’
“Filistin’de tanık olduğumuz şey bir savaş değil. Bu, sadece en güçlü ve zalim olanın hayatta kaldığı, öteki hayatların kolayca harcanabildiği bir dünya düzenini kabul ettirme çabası” açıklamasını yapan Emine Erdoğan, konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“İnsanlık olarak sahip olduğumuz tüm kutsalların kirletilebildiği, tüm müşterek değerlerin yozlaştırılabildiği, bir grup insanın çıkarı için kalan herkesin ve her şeyin değersizleştirilebildiği keyfi bir sistemin zorla dayatılması. Küçük bir ideolojik azınlığın gerçeklikten kopuk planlarını işletmek için kurduğu bu bencil düzeni her şeyden önce bir insan, bir Müslüman olarak reddediyorum.”
Bu saldırgan tahakküm karşısında, dünyanın içinde bulunduğu utanç verici acziyet ve ikiyüzlü siyasetin kabul edilemez bir seviyede olduğuna işaret eden Emine Erdoğan, “İsrail’in meşru müdafaa hakkını dokunulmaz bir kutsal gibi savunan Batılı ülkelerin, bu uğurda katledilen onbinlerce Gazzeli masum karşısındaki sessizliğinden ne anlamamız gerekiyor? İnsan Hakları Beyannamesinde ve uluslararası birçok sözleşmede hakları koruma altına alınmış ‘insan’ tanımı, sadece Batı’nın belirlediği sınırlar içindekileri mi kapsıyor? Unutmayalım ki, sonraki nesillerin ibret alacağı bir tarih yazılırken, durduğumuz nokta bizleri tanımlayacak” diye konuştu.
‘BU BİR EMANET VE MİRAS MESELESİDİR’
Bunun bir emanet ve miras meselesi olduğuna dikkati çeken Emine Erdoğan, “Devraldığımız küresel insani değerler emanetine ne pahasına olursa olsun sahip çıkabilme ve ardımızda daha adil bir dünya miras bırakabilme meselesi. Dili, dini, ırkı, rengi ne olursa olsun, insanı merhametle kucaklayan, özü itibarıyla değerli gören bir inanç ve medeniyeti savunma ve yüceltme meselesi” değerlendirmesini yaptı.
“Filistin için tek yürek olan bizler, tüm insanlığı manevi çocukları kabul eden, Hz. İbrahim’in mirasına sımsıkı sarılıyoruz” ifadesini kullanan Emine Erdoğan, “O, ‘İlahi azabı hak etmiş şehirlerde bile en azından 10 masum bulunur’ diyen, eşsiz bir önderdi. Hz. İbrahim ve diğer tüm peygamberlerimiz başta olmak üzere, bütün iyilik öncülerinin, kendilerini adadıkları barış ve selamet yolunu izliyoruz” dedi.
‘GAZZELİLER ONURLU DİRENİŞİYLE, HEPİMİZE UNUTTUĞUMUZ FAZİLETLERİ HATIRLATIYOR’
Filistin’e bakıldığında, bugünkü yıkım ve gözyaşının ötesindeki, binlerce yıllık medeniyetin izlerinin, eşsiz kültürünün ve doğasının görülmesi gerektiğine işaret eden Emine Erdoğan, “Bunun için, unutturmaya çalıştıkları gerçek Filistin’i, 1945, hatta 1900’ler öncesindeki tarihiyle öğrenmeyi, hafızalarımızda canlı bir şekilde yaşatmayı bir görev bilmeliyiz. Zira bu tarihten öğrenecek çok şeyimiz var.” ifadesini kullandı.
Emine Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:
“Gazzeliler onurlu direnişiyle, zalim karşısında yılmayan, vakar duruşlarıyla hepimize unuttuğumuz faziletleri hatırlatıyor. Kurumuş kalplerimize ruh kazandırıyor, vicdanlarımızı güçlendirerek doğruyu yanlıştan ayırt edebilen birer pusulaya dönüştürüyor. Bugün dünyanın her yanındaki mitinglerle şahit olduğumuz uyanış, yeni bir dünyanın doğuşunu da müjdeliyor. Bu yüzden, belki de en önemlisi Gazze, soykırım ve işgalin kararttığı hayatlarımızı umudun ışığıyla aydınlatıyor. Umut, yalnızca bir his değildir, umut etmek, bir tercihtir. Her sabah kalkıp, her şeye rağmen yeniden, yine aynı şevk ve cesaretle aydınlık bir geleceğe inanmayı seçmektir. Ailesini kaybeden, evinden sürülen, kimliğinden eşyasına sahip olduğu her şeyi yağmalanan Gazzelilerin her şeye rağmen taşıdıkları umut, bizi ayakta tutuyor.”
Geçen yıl 15 Kasım’da, İstanbul’da, lider eşleriyle yaptıkları ‘Filistin için Tek Yürek’ olma çağrısını buradan bir kez daha yinelemek istediğini belirten Emine Erdoğan, “Gelin, bu umut etrafında birleşelim ve ortak gücümüzü etkili bir eyleme dönüştürelim. Bugün hala kurtarabileceğimiz masumlar için, hemen şimdi, ama’sız, niye’siz bir ateşkes çağrımızı daha da yüksek haykıralım” dedi.
‘GAZZE’YE EN FAZLA YARDIM GÖNDEREN ÜLKE KONUMUNDAYIZ’
Türkiye’nin, gerek Gazze’ye insani yardımların ulaştırılması gerekse Filistin’in bağımsız bir devlet olarak var olması için diplomatik çabalarını sürdürdüğünü vurgulayan Emine Erdoğan, “88 bin ton insani yardımla Gazze’ye en fazla yardım gönderen ülke konumundayız” dedi.
Bu noktada, Katar’ın arabuluculuk ve ateşkes çabalarındaki rolünü çok önemli bulduklarını ve takdir ettiklerini dile getiren Emine Erdoğan, “Diplomasi ve diyalogun merkez noktası haline gelen Doha Forum’un bu seneki buluşmalarının hayırlara vesile olmasını diliyor, programda emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum” ifadesini kullandı.
Emine Erdoğan, konuşmasını İsrail tarafından şehit edilen, Gazze İslam Üniversitesi Profesörü Yazar ve Şair Rifat Alerir’in şiirinden ‘Eğer ölmem gerekiyorsa, Sen yaşamalısın, hikayemi anlatmak için. Eğer ölmem gerekiyorsa, dilerim umut getirsin, dilerim, bir hikaye olsun’ alıntısıyla tamamlarken, “Profesör Rifat’ın, kurtaramadığımız yavrumuz Hind Recep’in, dedesinin kollarında can veren Riim’in ve nicelerinin hikayesi hepimize emanet. Filistin’in hikayesi, bizim ortak mirasımız. Sayıların ve savaşın ötesindeki Filistin’e ve Filistinlilere sahip çıkma cesareti gösteren herkesi yürekten selamlıyorum.” dedi.
LİDER EŞLERİNE HİTAP ETMİŞTİ
Filistin meselesini sürekli gündemde tutan ve her platformda dile getiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, geçen yıl 15 Kasım’da İstanbul’da pek çok ülkeden devlet ve hükümet başkanlarının eşlerini ağırladı.
Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde ev sahipliğini yaptığı, 15 devlet ve hükümet başkanı eşi ve özel temsilcilerin katılımıyla düzenlenen ‘Filistin İçin Tek Yürek’ temalı zirvede konuklara hitap etti. Konuşmayı Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç da takip etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“ESAD İRAN’A KAÇTI” İDDİASI
Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ise çatışmaların başladığı ilk günlerde Rusya’ya kaçtığı iddia edildi. Bu bilgi yalanlanırken, Esad’ın önceki gün ailesiyle birlikte İran’a gittiği öne sürüldü.
“ESAD ŞAM’DAN OPERASYONLARI YÜRÜTÜYOR”
Ancak bu da yalanlandı. Suriye devlet haber ajansı, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Şam’da kaldığını ve çalışmalarını başkentten yürüttüğünü söyledi.
“HAMANEY’İN DANIŞMANI ŞAM’DA ESAD’LA GÖRÜŞTÜ”
İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komitesi üyesi Yakup Rızazade konuya ilişkin açıklama yaptı. Rızazade, İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in danışmanı Ali Laricani’nin dün Suriye’nin başkenti Şam’da Esad ile görüştüğünü söyleyerek, “Ali Laricani’nin Şam ziyareti ve Doha’daki Astana görüşmeleri ile Suriye’de bir siyasi çözüm bulunacağını umut ediyorum. Esad ve ailesinin Suriye’den ayrıldıkları yönündeki iddialar doğru değil” ifadelerini kullandı.
İran’ın Suriye’deki askeri danışmanlarını çektiği yönündeki iddiaları da reddeden Rızazade, “Suriye’deki askeri danışmanlarımızı bölgeden çekmedik ve Şam Büyükelçiliğimiz halen aktif durumda” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>YalovaCumhuriyet Başsavcılığı’nca DEAŞ terör örgününe yönelik sürütülen soruşturma kapsamında, İl Emniyet Müdürlüğü, İstihbarat ve Terörle Mücadele Daire Başkanlıkları iş birliğiyle yapılan çalışmalarda; Yalova’da eylem hazırlığında olan şüpheliler ile örgüte katılmak isteyen kişiler takibe alındı. Polis, 29 Kasım’da takibe alınan şüphelilere yönelik eş zamanlı operasyon düzenledi. 17 kişi gözaltına alınırken, şüphelilerin ev, iş yeri ve araçlarında yapılan aramalarda 2 tabanca, 3 av tüfeği, kama, büyük kılıç, av tüfeği fişeği, askeri kamuflaj malzemeleri ve örgütsel dokümanlar ele geçirildi. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden 8’i tutuklandı, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Diğer yandan hakkında yakalama kararı bulunan 3 şüpheliyi arama çalışmalarının sürdüğü bildirildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de muhalif gruplar, Esad rejimine bağlı güçlerle girdiği çatışmaların ardından 30 Kasım’da büyük bölümünü ele geçirdiği Halep’te sevinç gösterileri sürüyor. Tarihi Halep Kalesi’nde bir araya gelen halk, zafer kutlamalarına devam ediyor. Suriyeli Mehmet Aboul Foz, 13 yıl sonra Halep’e geldiğini belirterek, “Reyhanlı’da oturuyordum. Halep’e yeni geldik. Hedef tam (özgür) Suriye. 13 yıldır gelemiyorduk. Bugün geldik çok şükür” ifadelerini kullandı. – HALEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22. Doha Forumu’na katılmak üzere geldiği Katar’da temaslarını sürdürüyor. Bakan Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin katılımıyla Astana Formatında Dışişleri Bakanları Toplantısı gerçekleştirdi. Fidan, Lavrov ve Arakçi, görüşmedeki Suriye’deki durumu ele aldı. – DOHA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ERDOĞAN’DAN “ESAD” AÇIKLAMASI
Erdoğan, partisinin Gaziantep 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. “Suriyeli kardeşlerimiz gerçekten çok zor günler geçirdi. 12 milyona yakın Suriyeli doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Başka ülkelere göçmek isterken yollarda can verdi. Aylan bebeğin fotoğrafını nasıl unutabiliriz” diyen Erdoğan, “Aramızda sınırlar olabilir ama bu coğrafyada kaderimiz de kederimiz de ortaktır. Nice asırlar boyunca birlik ve dirlik için olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“BİR ÇAKIL TAŞINDA BİLE GÖZÜMÜZ YOK”
Erdoğan’ın açıklamaları şöyle: “Kimsenin bir çakıl taşında bile gözümüz yok. Suriye’de artık siyasi ve diplomatik olarak yeni bir gerçeklik vardır. Kendi ülkelerinin geleceğine karar verecek olan Suriyelilerdir. Türkiye olarak milli çıkarlarımızı tehlikeye atacak hiçbir hamleye izin vermeyeceğimizin bilinmesini isterim. Kan dökerek can alarak, sivillerin üzerine bomba yağdırarak hiçbir yere varılmayacağını son 13 senedir yaşananlar göstermelidir. Suriye toprakları savaşa doymuştur. Kana ve gözyaşına duymuştur.

“HUZUR İÇİNDE YAŞADIKLARI BİR SURİYE GÖRMEK İSTİYORUZ”
Şam rejimi Türkiye’nin uzattığı elin kıymetini idrak edemedi. Türkiye dün olduğu gibi bugün de tarihin doğru tarafında yer almaktadır. Hiç kimsenin dışlanmadığı, zulme uğramadığı, farklı kimliklerin yan yana huzur içinde yaşadıkları bir Suriye görmek istiyoruz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DOHA’DAN İLK AÇIKLAMA İRAN’DAN
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Doha’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinden sonra basına konuştu. Erakçi, Suriye’de çatışmaların bir an önce sona erdirilmesi, ülkenin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı gösterilmesi ve Suriye hükümetinin siyasi diyalog kurması konusunda herkesin hemfikir olduğunu ifade etti.
MUHALİFLERİ “MEŞRU” KABUL ETTİLER
Erakçi, “meşru muhalefet grupları” ile Suriye hükümeti arasında siyasi görüşmelerin başlatılması gerektiğini dile getirdi. İranlı bakanın, düne kadar “terörist” dedikleri Suriyeli muhalifler için, “meşru muhalefet” demesi dikkatlerden kaçmadı. Abbas Erakçi, bu konuda Suriye hükümetiyle istişarede bulunmaya karar verdiklerini kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Melike Hatun Camisi’nde öğle namazının ardından cami avlusunda bir araya gelen grup adına konuşan Özgür-Der Ankara Şubesi Üyesi Abdullah Tahir Kaya, Esed rejiminin Suriye’de 1 milyona yakın sivilin ölümüne ve milyonlarca kişinin sakat kalmasına yol açtığını belirtti.
Esed rejiminden kaçan 13 milyon Suriyelinin yerinden olduğunu, bunların 6-7 milyonunun Türkiye, Lübnan ve Ürdün’e sığındığını ifade eden Kaya, rejim karşıtı grupların 27 Kasım’da başlattığı operasyonlar sonucunda Halep ve Hama’nın Esed rejiminden, Tel Rıfat’ın ise PKK’dan temizlendiğini kaydetti.
Kaya, “Suriye halkının zalimlere karşı verdiği mücadele bizim onurumuzdur. Suriye’nin özgürleşmesi için verdiğimiz destek devam edecektir.” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ Bakanı Hakan Fidan, 22’nci Doha Forumu’na katılmak üzere gittiği Katar’ın başkenti Doha’da Mali Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Abdoulaye Diop ile görüştü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
MUHALİFLER HUMUS’A DA GİRDİ
Suriye Milli Ordusu (SMO) Münbiç’e ilerlerken muhalifler Hama’yı rejimin elinden aldı. Esad rejimi Hama’dan çekildiklerini duyurdu. Muhalifler son olarak Humus’un kent merkezine girdiklerini duyurdu.

ŞAM’DA PATLAMA!
Suriye’nin başkenti Şam’ın merkezinde bulunan Radyo Televizyon binası ile Savunma Bakanlığının binasının olduğu bölgeye ise kamikaze dron saldırısı düzenlendi.
Yine ülkenin güneyinde de bazı kent merkezlerinin muhalif güçler tarafından ele geçirildiği öğrenildi.


ESAD KAÇTI İDDİASI!
Son olarak dünya basınına çok önemli bir haber düştü. Beşar Esad’ın ailesiyle Suriye’den kaçtığı iddia edildi. Son olarak Esad’ın İran’ın başkenti Tahran’da olduğu belirtiliyor.
Wall Street Journal da “Mısırlı ve Ürdünlü yetkililer, Beşar Esad’a Suriye’yi terk ederek sürgünde hükümet kurmasını tavsiye etti.” iddiasında bulundu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Gruplar, şiddetli çatışmaların ardından 5 Aralık’ta Hama kent merkezini rejim güçlerinden aldı. Suriye Milli Ordusunun Halep kırsalında 1 Aralık’ta terör örgütü PKK/YPG’ye karşı başlattığı Özgürlük Şafağı Operasyonu’nda ise Tel Rıfat ilçe merkezi terörden kurtarıldı.

SPİEGEL TÜRKİYE’NİN ROLÜNE DİKKAT ÇEKTİ
Suriye’de yaşanan bu gelişmeler Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri tarafında yakında takip edilirken Batı da gözünü kulağını bu sıcak noktaya çevirmiş durumda. Alman Spiegel dergisi Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin yayımladığı makalede Türkiye ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın rolüne dikkat çekti.


“BATI ERDOĞAN ÜZERİNDEN TARAFLARA ETKİ ETMEYE ÇALIŞMALI”
Maximilian Popp imzalı makalede, Batı’nın neden Türkiye’ye ihtiyacı olduğunun altı çizildi. AB ve ABD’ye de çağrı yapılan makalede, “Avrupalılar ve Amerikalılar, Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden savaştaki taraflara etki etmeye çalışmalı.” denildi. Makalede, Batı’nın savaşı etkilemek için bir kozu olmadığı vurgulanırken 2012’de Esad’ın Humus’a kimyasal silah saldırısına müdahale etmediklerinde savaşa etki etme fırsatını kaybettikleri hatırlatıldı.

“AB VE ABD, ERDOĞAN İLE GÖRÜŞMELİ”
Suriye’nin geleceğine ilişkin ise çarpıcı bir tespit de makalede yer aldı. “Suriye’nin geleceğini İran, Rusya ve hepsinden önce Türkiye belirliyor” denilen makalede şunlar kaydedildi:
“Batı, Suriyelilere yardım etmek istiyorsa Cumhurbaşkanı Erdoğan’a etki etmeye çalışmalı. Batı’nın güçsüzlüğü, kendi başına getirdiği bir şey. Erdoğan, muhaliflere erkenden destek verdi. AB ve ABD, Erdoğan ile görüşmeli.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Şehir içindeki çatışmalar sırasında sivillerin hayatını kurtarmak için askeri birlikler yeniden konuşlandırılarak şehir dışındaki mevzilere taşındı” denildi. Hama, iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana Suriye hükümetinin kontrolü altında bulunuyordu. Rejim karşıtı silahlı gruplar üç gün önce kuzeybatıdaki Halep vilayetine doğru ilerledikten sonra oraya doğru yola çıktılar. Halep-Şam güzergahında yer alan Hama’nın ele geçirilmesi, Suriye’nin en kalabalık bölgelerinin kavşağında yer alan Suriye’nin üçüncü büyük kenti Humus’un yolunu açıyor. Rejim karşıtı silahlı hükümete muhalif gruplar, 27 Kasım’da saldırı başlattı. 30 Kasım’da aynı adı taşıyan ilin merkezi olan Halep şehrine girdiler. Bu, 2020’den bu yana bölgedeki en ciddi artış.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>USGS, 7.0 büyüklüğündeki depremden 3 dakika sonra Santa Rosa şehrinin yaklaşık 68 kilometre kuzeyindeki Cobb yakınlarında ise 5.8 büyüklüğünde bir deprem daha kaydedildiğini açıkladı.
California açıklarında 7.0 büyüklüğünde deprem: Tsunami uyarısı yapıldı
TSUNAMİ DALGALARININ 12.00’DEN SONRA KARAYA ULAŞMASI BEKLENİYOR
Ulusal Tsunami Merkezi, ABD’nin batı kıyısı boyunca Oregon eyaletindeki Dunes City’den başlayarak California’daki San Francisco ve San Jose’ye kadar uzanan 643 kilometre uzunluğundaki bir bölge için tsunami uyarısı yayınladı. Tsunami dalgalarının San Francisco’ya yerel saatle 12.10’da ulaşmasının beklendiği duyuruldu.
Ulusal Hava Durumu Servisi, kıyı bölgesinde bulunan vatandaşlara iç bölgelerdeki yüksek alanlara doğru hareket etme çağrısında bulundu. Depremde henüz can ve mal kaybı bildirilmedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kararnamede, Tambela’nın neden görevden alındığı belirtilmezken, kabinenin, yeni hükümet kurulana kadar görevine devam edeceği vurgulandı.
Tambela, Traore’nin Eylül 2022’de yönetime el koymasından kısa süre sonra Ekim 2022’de başbakan olarak atanmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hizbullah’tan ise konuyla ilgili henüz bir açıklama yapılmadı.
İSRAİL, ATEŞKESİ 25 KEZ İHLAL ETTİ
Öte yandan İsrail ordusunun ateşkes anlaşmasını birçok defa ihlal ettiği belirtildi.
Lübnan resmi ajansı NNA’nın haberine göre, İsrail ordusu 7’si bugün olmak üzere ateşkesin yürürlüğe girdiği 27 Kasım’dan bu yana anlaşmayı 25 kez ihlal etti.
Haberde, İsrail ordusunun, ateşkese rağmen akşam saatlerinde ülkenin güneyindeki birçok beldeye hava saldırılarını sürdürdüğü ifade edildi.
Lübnan ile İsrail arasında varılan ateşkes anlaşması, 27 Kasım Çarşamba günü yerel saatle 04.00’te (TSİ 05.00) yürürlüğe girmişti.
Anlaşmanın ikinci maddesinde, “İsrail, Lübnan’da sivil, askeri veya devlete ait hedeflere kara, deniz veya havadan herhangi bir askeri saldırıda bulunmayacak.” ifadeleri yer almıştı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Suriye’de, öğle saatlerinde Halep kent merkezine giren Esed rejimi karşıtı silahları gruplar, akşam saatlerinde kentin iç mahallelerine kadar ilerledi.
Silahlı gruplar, kentin merkezi konumundaki Sadallah El-Cabiri Meydanı’na ulaştı.

Halep’in batı kırsalında 27 Kasım’da rejim güçleri ile rejim karşıtı silahlı gruplar arasında çatışmalar başlamıştı.
Üç gündür devam eden çatışmalarda silahlı gruplar, Halep ve İdlib illerinde en az 70 yerleşim yeri ve noktayı ele geçirdi.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Netanyahu’nun Hollanda’yı ziyaret etmesi için seçenekler olabileceğine değinen Schoof, “En önemli şey anlaşmadan kaynaklanan yükümlülüklerimizin olması ve bunlara uymamızdır. Bunu göz önüne alarak, İsrail Başbakanı Hollanda’ya geldiğinde nasıl hareket edeceğimizi görmemiz gerekir. Uluslararası hukuk çerçevesinde de tutuklanmadan Hollanda’ya gelebileceği olası senaryolar var” ifadelerini kullandı. Başbakan Schoof, söz konusu “olası senaryolar” hakkında ayrıntılı bilgi vermedi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, 21 Kasım’da Roma Statüsü’nün 18. ve 19. maddeleri uyarınca savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Halep’te neler oluyor? Haberi Görüntüle
Operasyonun Seyri
Muhalifler, operasyonun ilk gününde Serakib çevresindeki birçok noktayı kontrol altına aldı. Yerel kaynaklara göre, operasyon dün sabah erken saatlerde yoğun bir topçu ve roket bombardımanıyla başladı ve muhalifler birkaç saat içinde şehre ilerledi. Serakib’in önemi, iki ana uluslararası yolun (M5 ve M4) kesişim noktasında bulunmasından kaynaklanıyor. Bu yollar, Şam ile Halep’i ve Halep ile Lazkiye’yi birbirine bağlayan stratejik arterlerdir.
REKLAM
Rejim ve Rusya’nın Tepkisi
Suriye rejim güçleri, Serakib’den çekilmek zorunda kalırken, bölgedeki Rus savaş uçakları sivil bölgelerde saldırılar gerçekleştirdi. İdlib ve Halep kırsalındaki bu saldırılarda 17 sivil hayatını kaybetti. Rus hava kuvvetlerinin özellikle Halep’in batısındaki Atarib ve Darat İzze şehirlerini hedef aldığı ve bu saldırılarda büyük yıkım yaşandığı bildirildi.
Türkiye’nin Değerlendirmesi
Türk güvenlik kaynakları, operasyonun İdlib’deki “çatışmasızlık bölgesi” sınırları içinde kaldığını belirtti. Kaynaklar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gelişmeleri yakından izlediğini ve askeri noktaların olası bir saldırıya karşı hazır olduğunu ifade etti. Ayrıca, Türk tarafının operasyonlara aktif bir şekilde destek verdiği yönünde bir bilgi teyit edilmedi. Zira Türkiye bu çatışma ortamının derinleşmesi halinde insani krizin maliyetinin Türkiye’ye zarar vereceğini dikkate alarak hamleler yapıyor.
REKLAM
Rejim Güçlerinin Savunma Hatlarının Çöküşü
Muhalif grupların ilerleyişi, rejim güçlerinin savunma hatlarında ciddi bir çöküşe yol açtı. İran destekli milislerin zayıflayan varlığı ve Rusya’nın Ukrayna’ya odaklanması, rejimin direnişini daha da kırılgan hale getirdi. Operasyon sırasında İranlı bir askeri danışmanın öldürüldüğü açıklandı. Ayrıca, muhalifler rejim güçlerinden önemli miktarda mühimmat ve askeri araç ele geçirdi.
İnsan Hakları ve Göçmen Krizi
Operasyon sırasında rejimin kontrol ettiği bölgelerden sivil nüfusun büyük ölçüde tahliye edildiği bildirildi. Ancak İdlib ve çevresindeki yoğun bombardıman, yeni bir göç dalgasına yol açtı. Bölgede yaklaşık 57.000 kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı belirtildi. Bu durum, kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte insani krizi daha da derinleştiriyor.
REKLAM
Askeri ve Siyasi Hedefler
Muhalifler, operasyonun sadece askeri değil, siyasi bir hedefi de olduğunu belirtiyor. Bu hedefler arasında:
1-2019-2020 yıllarında kaybedilen bölgelerin geri alınması.
2- Milyonlarca mültecinin geri dönüşü için güvenli alanların oluşturulması.
3- İran destekli milislerin Suriye’den çıkarılması.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Suriye’nin kuzeybatısındaki bu gelişmeler, Türkiye-Rusya ilişkileri ve Astana sürecini yeniden gündeme getirebilir. Türkiye’nin rejimle diyalog girişimlerine rağmen rejimin uzlaşmaz tutumu ve Rusya’nın sınırlı desteği, sahadaki dinamiklerin daha da karmaşık hale gelmesine neden oluyor.
Askeri uzmanlar, rejimin direnişinin zayıf olduğunu, ancak muhaliflerin yeni bir saldırı dalgasına karşı hazırlıklı olması gerektiğini belirtiyor. Operasyonun genişletilmesi halinde rejim üzerindeki baskının artacağı ve bunun siyasi çözüm sürecini yeniden canlandırabileceği ifade ediliyor.
REKLAM
Bu gelişmeler, Suriye’deki çatışmaların seyrini ve bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilir. Türkiye’nin bu süreçteki rolü ve Suriye muhalefetinin gelecekteki hamleleri dikkatle takip edilecek.
Serakib’in Stratejik Önemi ve Tarihçesi
Serakib, Suriye iç savaşında defalarca el değiştiren ve her iki taraf için de kritik öneme sahip bir bölge olarak öne çıkıyor. Şehir, 2020 yılında rejim güçleri tarafından Rusya’nın yoğun hava desteğiyle ele geçirilmişti. Bu operasyon sırasında ağır bombardımanlarla şehir büyük ölçüde tahrip olmuş ve binlerce sivil yerinden edilmişti. Rejimin 2020’deki operasyonundaki ana hedef, M5 ve M4 yollarının kontrolünü ele geçirerek ticari ve askeri lojistiği güvence altına almaktı. Ancak bugünkü muhalif ilerleyişi, bu stratejik kazanımı yeniden sorgulatıyor.
Muhaliflerin Başarı Faktörleri
Serakib operasyonunda muhaliflerin başarısında birkaç ana faktör etkili oldu:
1- İnsansız Hava Araçlarının Kullanımı: Muhalifler, rejim ve İran destekli milislerin savunma hatlarını kırmak için etkili bir şekilde insansız hava araçları kullandı. Özellikle Halep’in batısında stratejik bir nokta olan 46. Tugay’ın ele geçirilmesinde bu araçlar önemli bir rol oynadı.
2- Yoğun Topçu ve Roket Atışları: Muhalif gruplar, rejim hatlarını zayıflatmak için yoğun ve sürekli bir topçu ateşi uyguladı. Bu durum, rejimin moralini ve savunma kapasitesini ciddi şekilde düşürdü.
3- Rejim Güçlerinin Dağınıklığı: Askeri uzmanlara göre, rejim güçleri hem insan kaynağı hem de lojistik açıdan zayıflamış durumda. Özellikle İran destekli milislerin bölgedeki zayıflayan varlığı ve Rusya’nın Ukrayna savaşına yoğunlaşması, rejimin savunma kapasitesini düşürdü.
REKLAM
Rusya’nın Rolü ve Tepkisi
Rusya’nın 2024’teki bu gelişmeler karşısında verdiği tepki, geçmiş yıllardaki müdahalelerden farklılık gösteriyor. 2019 ve 2020’deki yoğun hava saldırılarının aksine, bu kez Rus hava desteği daha sınırlı kaldı. Analistler, bunun Rusya’nın Ukrayna’daki askeri angajmanının yanı sıra Türkiye ile ilişkilerde denge politikası arayışından kaynaklandığını belirtiyor. Ancak, Rusya’nın sivil alanlara yönelik hava saldırıları, insani krizleri derinleştiriyor ve çatışmanın şiddetini artırıyor.
Türkiye’nin Duruşu
Türk güvenlik kaynakları, muhaliflerin operasyonlarını yakından izliyor ve Türkiye’nin İdlib’deki askeri noktalarının olası tehditlere karşı hazırlıklı olduğu belirtiyor. Ancak, Türkiye’nin bu operasyonlara açık bir destek vermiyor. Ankara’nın önceliği, İdlib’deki çatışmasızlık bölgesinin korunması ve yeni bir göç dalgasının önlenmesi.
REKLAM
Bölgedeki kaynaklar, Türkiye’nin bu operasyonları rejimin uzlaşmaz tavrına karşı dolaylı bir mesaj olarak gördüğünü belirtiyor. Özellikle Suriye rejiminin Türkiye ile diyalog girişimlerini reddetmesi ve Rusya’nın bu konuda ara buluculuk rolünü etkili bir şekilde oynayamaması, sahadaki bu gelişmeleri tetikleyen unsurlar arasında sayılıyor.
İnsani Kriz Derinleşiyor
Operasyonların yoğunlaştığı bölgelerdeki sivillerin durumu giderek kötüleşiyor. Son birkaç gün içinde yaşanan çatışmalar ve bombardımanlar nedeniyle 57.000’den fazla kişi evlerini terk etti. Yeni göç dalgası, zaten kapasitesinin üzerinde olan İdlib’deki mülteci kamplarını daha da zor durumda bırakıyor. Kış mevsiminin başlamasıyla birlikte insani yardımların yetersiz kalacağı endişesi büyüyor. Uluslararası kuruluşlar, yeni göç dalgasına yönelik acil yardım çağrısında bulunuyor.
Çatışmaların Geleceği
Muhaliflerin Serakib ve çevresindeki ilerleyişi, Suriye iç savaşında dengeleri yeniden değiştirebilir. Ancak, rejim ve müttefiklerinin bu duruma nasıl yanıt vereceği belirsizliğini koruyor. Rejimin mevcut zayıflığına rağmen, ilerleyen dönemde beklenmedik bir karşı saldırı düzenlenmesi ihtimali göz ardı edilmiyor.
REKLAM
Bölgedeki kaynaklar, bu operasyonun Astana sürecini yeniden gündeme getirebileceğini veya Türkiye ile Rusya arasında yeni bir mutabakat zemini oluşturabileceğini belirtiyor. Ancak, bu operasyonların Cenevre görüşmelerine bir etkisi olmayacağı düşünülüyor; zira bu süreç sahadaki askeri durumdan ziyade uluslararası siyasi iradeye bağlı.
Serakib ve çevresindeki gelişmeler, Suriye’nin geleceği açısından kritik bir döneme işaret ediyor. Muhalifler, askeri kazanımlarını siyasi çözüme dönüştürmek istiyor. Ancak, rejimin ve müttefiklerinin vereceği tepki, bu sürecin başarısını belirleyecek. Türkiye’nin rolü ve uluslararası toplumun yaklaşımı, Suriye’nin kuzeybatısındaki bu yeni denklemi şekillendirmeye devam edecek.
Operasyonun Bölgesel ve Uluslararası Etkileri
Serakib ve Halep çevresindeki operasyonlar, sadece Suriye iç savaşı için değil, bölgesel ve uluslararası güç dengeleri açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. Aşağıdaki başlıklar bu etkileri özetliyor:
1- Türkiye’nin Rolü ve Bölgesel Politikası
Türkiye, İdlib’deki askeri varlığı ve çatışmasızlık bölgelerini koruma çabalarıyla sahada önemli bir aktör olmaya devam ediyor. Türkiye’nin bu operasyonlara doğrudan bir müdahale yaptığına dair bir bilgi bulunmamakla birlikte, muhaliflerin ilerleyişi Türkiye’nin çıkarları ile uyumlu görünüyor. Ankara, rejimin kontrol ettiği bölgelerdeki ilerlemeleri, Suriye rejimine karşı bir baskı unsuru olarak kullanabilir. Özellikle, rejimle yürütülen görüşmelerin kesintiye uğramasının ardından, Türkiye’nin bu tür operasyonlar sonrasında Şam yönetimini diplomasi masasına oturtabilir.
REKLAM
Bunun yanı sıra, Türkiye’nin temel hedeflerinden biri, olası bir göç dalgasını sınırları dışında tutmak ve İdlib’de güvenli bölgeler oluşturarak insani krizin önüne geçmek. Bu bağlamda, Türkiye’nin diplomatik ve askeri adımlarını dikkatli bir denge içinde sürdüreceği öngörülüyor.
2- Rusya-Türkiye İlişkileri
Serakib ve Halep operasyonları, Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler açısından kritik bir test niteliğinde. Astana sürecinin ortak garantörlerinden biri olan Rusya’nın, İdlib’de rejimle uyumlu hareket ettiği biliniyor. Ancak, Ukrayna savaşı nedeniyle dikkatini bölgeden çekmek zorunda kalan Moskova, bu süreçte Türkiye ile gerilimi artırmaktan kaçınabilir.
Rusya’nın hava saldırılarıyla sınırlı bir müdahalede bulunması, Türkiye ile ilişkilerde bir denge arayışı olarak değerlendiriliyor. Ancak, Rusya’nın ilerleyen dönemde operasyonların kapsamının genişlemesine tepki gösterme ihtimali de göz ardı edilmemeli.
3- İran’ın Azalan Etkisi
İran destekli milislerin sahadaki etkisinin azaldığı görülüyor. Serakib operasyonunda İranlı bir askeri danışmanın öldürülmesi ve milislerin birçok noktada çekilmesi, İran’ın sahada yaşadığı kayıpların bir göstergesi. Bu durum, İran’ın Suriye’deki etkisinin zayıfladığına işaret ediyor ve bölgedeki diğer aktörler için yeni fırsatlar doğurabilir.
REKLAM
4- ABD ve Batı’nın Yaklaşımı
ABD ve Batılı ülkeler, İdlib’deki gelişmelere genellikle insani kriz üzerinden yaklaşmakta. Serakib operasyonu, Batı’nın dikkatini yeniden Suriye’ye çekebilir. Ancak, ABD’nin mevcut öncelikleri arasında Suriye düşük bir sırada yer almakta. Bu nedenle, Batı’nın operasyona ilişkin tepkisinin sınırlı bir insani yardım çağrısıyla kalması muhtemel.
5-Muhalefetin Geleceği ve İç Dinamikler
Bu operasyon, Suriyeli muhalif gruplar arasında yeni bir motivasyon kaynağı olabilir. Ancak, operasyonun başarısı muhaliflerin birleşik bir komuta yapısı oluşturmasına bağlı. Muhalif gruplar arasındaki iç çekişmelerin ve farklı ideolojik görüşlerin, bu kazanımları uzun vadeli bir stratejiye dönüştürme konusunda engel teşkil edebileceği belirtiliyor.
6-Çatışmasızlık Anlaşmalarının Durumu
Operasyonun, Astana süreci kapsamında belirlenen çatışmasızlık bölgelerinin statüsünü etkileyebileceği değerlendiriliyor. Türkiye, Rusya ve İran arasında yapılan anlaşmaların ihlali veya yeniden müzakere edilmesi gündeme gelebilir. Muhaliflerin operasyonlarını bu bölgelerin sınırları içinde tutması, mevcut anlaşmaların tamamen çökmesini engelleyebilir.
REKLAM
Olası Senaryolar
Halep ve Serakib operasyonu, Suriye iç savaşının seyrinde yeni bir döneme işaret ediyor. Muhaliflerin kısa sürede elde ettiği kazanımlar, rejim üzerindeki baskıyı artırırken, uluslararası ve bölgesel dengelerde de değişimlere yol açabilir. Ancak, bu ilerleyişin sürdürülebilirliği, şu faktörlere bağlı:
Rejimin Karşı Hamleleri: Rejim güçlerinin toparlanıp yeni bir karşı saldırı başlatma olasılığı.
1- Rusya ve İran’ın Tepkileri: Özellikle Rusya’nın bu süreçte izleyeceği tutum, çatışmaların geleceğini belirleyecek.
2-Türkiye’nin Desteği: Türkiye’nin diplomatik ve askeri olarak ne kadar aktif bir rol üstleneceği.
Bu operasyonun başarısı, muhaliflerin kazanımlarını koruyabilmesi ve uluslararası toplumun sahadaki bu yeni duruma nasıl tepki vereceğiyle doğrudan bağlantılı. Ancak, Suriye’deki savaşın uzun süreli ve çok katmanlı yapısı göz önüne alındığında, bu operasyonun nihai bir çözüm sağlamaktan ziyade, savaşın farklı bir evresine geçiş anlamına geleceği söylenebilir.
REKLAM
Serakib Operasyonunun Olası Senaryoları
Serakib’in muhalifler tarafından ele geçirilmesi, sahadaki askeri dengeleri değiştirirken, aynı zamanda siyasi süreçler ve uluslararası ilişkiler açısından yeni bir dönemin habercisi olabilir. Bu gelişmenin muhtemel sonuçlarını ve senaryolarını değerlendirebiliriz:
1-Muhaliflerin Stratejik Hedefleri
Muhalif gruplar, Serakib gibi stratejik şehirlerin kontrolünü sağlayarak hem sahada üstünlük kazanmayı hem de siyasi müzakerelerde daha güçlü bir konuma gelmeyi hedefliyor. Özellikle, 2019 ve 2020’de kaybedilen bölgelerin geri alınması, hem askeri hem de moral açısından kritik bir öneme sahip.
Serakib’in ele geçirilmesiyle muhaliflerin öncelikli hedefleri şunlar olabilir:
M5 ve M4 Karayollarının Tam Kontrolü: Bu yolların kontrolü, lojistik üstünlük sağlayarak rejimin ikmal hatlarını kesebilir.
Halep’e Yakınlaşma: Muhaliflerin Halep’in batısındaki konumlarını güçlendirmesi, rejim üzerindeki baskıyı artıracaktır.
Mülteci Dönüşünü Sağlamak: Ele geçirilen bölgelerde güvenli alanlar oluşturarak, mültecilerin geri dönüşünü teşvik etmek muhalefetin siyasi hedeflerinden biridir.
REKLAM
2- Rejim ve Müttefiklerinin Olası Tepkileri
Rejim, bu kaybı telafi etmek için bir karşı saldırı düzenleyebilir. Ancak, şu anki koşullarda rejimin hareket kabiliyeti sınırlı görünüyor:
Askeri Güçlerin Yetersizliği: Rejim, hem insan gücü hem de lojistik açısından zayıf durumda. İran destekli milislerin zayıflayan varlığı ve Rusya’nın sınırlı desteği, rejimi yalnız bırakıyor.
Rusya’nın Desteğinin Azalması: Rusya’nın Ukrayna savaşına odaklanması, Suriye’deki hava desteğini minimum seviyeye indirmiş durumda. Bu durum, rejim için ciddi bir dezavantaj oluşturuyor.
Rejimin bu durumu aşmak için yapabileceği hamleler:
Yerel Milis Güçlerini Hareketlendirme: Rejim, kaybettiği bölgeleri geri almak için yerel milisleri devreye sokabilir.
1-Yoğun Hava Saldırıları: Rusya’nın sınırlı desteğine rağmen, rejim kalan hava gücünü yoğunlaştırabilir.
2-Psikolojik ve Propaganda Savaşları: Rejim, kayıplarını örtbas etmek ve muhalefeti bölmek için propaganda yöntemlerini yoğunlaştırabilir.
REKLAM
Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler bu süreçte yeni bir sınavdan geçebilir:
Astana Süreci: Operasyonların genişlemesi, Astana sürecini yeniden gündeme getirebilir. Türkiye, Rusya ve İran arasındaki müzakereler, bu gelişmeler ışığında yeniden şekillenebilir.
Yeni Mutabakat Arayışları: Türkiye ve Rusya, sahadaki çatışmaların kontrolden çıkmaması için yeni bir mutabakata varabilir.
Uzun Vadeli Olasılıklar
Serakib’in kontrolünün muhaliflerde kalması, sahadaki dengeleri uzun vadede değiştirebilir. Ancak, bu durumun sürdürülebilirliği konusunda birkaç risk bulunuyor:
Rejimin Karşı Saldırı Potansiyeli: Rejim, uygun bir fırsat bulduğunda Serakib’i yeniden ele geçirmek için büyük bir karşı saldırı başlatabilir.
Uluslararası Müdahaleler: Rusya ve İran gibi aktörlerin yeniden sahaya dönmesi, çatışmaların şiddetini artırabilir.
Muhalifler Arasındaki İç Çekişmeler: Muhalif gruplar arasında koordinasyon eksikliği, kazanımları uzun vadede tehlikeye atabilir.
Rusya’nın Stratejik Hesapları
Rusya, Ukrayna’daki askeri angajmanı nedeniyle Suriye’ye daha sınırlı bir müdahalede bulunuyor. Ancak Serakib’deki gelişmeler, Moskova’nın bölgedeki stratejik hesaplarını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir:
Askeri Destek ve Hava Saldırıları: Rusya, muhaliflerin ilerleyişini durdurmak için rejime sınırlı ama etkili bir askeri destek sunabilir.
Türkiye ile Yeni Anlaşmalar: Rusya, Türkiye ile yeni bir mutabakat oluşturarak hem rejim hem de muhalifler üzerindeki nüfuzunu artırmayı hedefleyebilir.
Diplomatik Baskı Aracı: Moskova, Serakib’deki durumu Batı’ya karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanabilir ve bu bağlamda Türkiye ile işbirliğini artırabilir.
Uluslararası Toplumun Rolü
Serakib’in ele geçirilmesi, uluslararası toplumun Suriye’ye yönelik ilgisini bir kez daha canlandırabilir. Ancak bu ilginin yoğunluğu ve niteliği, gelişmelerin insani ve siyasi boyutlarına bağlı olacaktır:
AB’nin Göç Politikası: Avrupa Birliği, yeni bir göç dalgası korkusuyla Türkiye ile işbirliğini artırabilir ve Suriye krizine yönelik insani yardım fonlarını artırabilir.
ABD’nin Sessizliği: ABD’nin Ukrayna ve Asya-Pasifik öncelikleri, Suriye’ye yönelik ilgisinin sınırlı kalmasına neden olabilir. Ancak, insani krizlerin büyümesi, ABD’nin sembolik de olsa bir müdahalede bulunmasına yol açabilir.
Arap Dünyası ve Körfez Ülkeleri: Serakib’in ele geçirilmesi, Körfez ülkelerinin muhaliflere olan desteğini yeniden artırmasına neden olabilir. Bu durum, İran’ın bölgedeki etkisini daha da sınırlandırabilir.
Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hizbullah lideri, İsrail ile yapılan ateşkes anlaşmasının Lübnan devletinin egemenliğinde gerçekleştirildiğine dikkati çekti.
“İLERİ DÜZEYDE BİR ZAFER”
Savaştan zaferle çıktıklarını söyleyen Kasım, 2006 yılındakinden daha ileri düzeyde bir zafer kazandıklarını iddia etti.
Kasım, “Zafer kazandık. Çünkü, Siyonist oluşumun direnişi zayıflatma ve son verme çabasına, Hizbullah’ı yıkmasına engel olduk.” ifadelerini kullandı.
Mağlubiyetin İsrail’i her taraftan çepeçevre sardığını dile getiren Kasım, İsrail’in kuzeyinde yerinden edilenlerin sayısının ilan edildiği gibi 70 bin değil yüzbinlerce olduğunu söyledi.
REKLAM“FİLİSTİN’E DESTEĞİMİZ DURMAYACAK”
Kasım, İsrail ile varılan ateşkese ilişkin ise “bunun ülkelerin imzasını gerektiren yeni bir anlaşma değil, daha ziyade BMGK’nın 1701 sayılı kararı için idari tedbirler programı” olduğunu ifade etti.
Hizbullah lideri, “Anlaşma, İsrail ordusunun işgal ettiği her yerden çıkacağını ve Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyine yerleşeceğini vurguluyor.” dedi.
Ateşkes anlaşmasının Lübnan’ın egemenliği altında gerçekleştirildiğini, kendilerinin de sahada buna onay verdiklerini kaydeden Kasım, anlaşmanın uygulanması için Hizbullah ile Lübnan ordusu arasındaki koordinasyonun üst düzeyde olacağını aktardı.
Lübnan ordusuna “milli bir ordu” olarak baktıklarını söyleyen Kasım, “(Lübnan’ın güneyi) Kendi vatanında bizim vatanımızda yerlerini alacaktır.” dedi.
Kasım, İsrail’in ateşkesle Hizbullah’ın Gazze’ye verdiği desteği baltalama imkanı bulduğu yönündeki söylemlere ilişkin ise “Filistin’e desteğimiz durmayacak. Desteğimiz, çeşitli şekiller ve yollarda devam edecektir. ” dedi.
HİZBULLAH LİDERİ, 5 TAAHHÜTTE BULUNDU
Kasım, Hizbullah’ın bundan sonraki süreçte takınacağı tavra ilişkin vaatlerini ise şu şekilde sıraladı:
REKLAM
“Büyük çabalar gerektiren ve uygun mekanizmalara sahip olduğumuz yeniden yapılanma sürecini halkımızla birlikte sürdüreceğiz. Cumhurbaşkanının belirlenen tarihte seçilmesi başta olmak üzere anayasal kurumların tamamlanmasıyla ilgileneceğiz. Milli çalışmalarımız, vatanın bütün millet için olduğuna inanan tüm güçlerle işbirliği içinde olacak. Taif Anlaşması temelinde tek bir Lübnan inşa etmek isteyen tüm güçlerle işbirliği ve diyalog içinde olacağız. Direniş, sivil barışı korumaya devam edecek ve düşmanın Lübnan’ı zayıflatmasını engellemeye hazır olacak.”
Lübnan ile İsrail arasında varılan ateşkes anlaşması, 27 Kasım Çarşamba günü yerel saatle 04.00’te (TSİ 05.00) yürürlüğe girmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Uygulamalar ve kitapçıklar vatandaşlara, sığınak yapımı ve yiyecek depolama konusunda bilgiler sundu. Ayrıca en kötü şartlar da göz önüne alındı. İlgili metin ve uygulamalarda olası bir elektrik kesintisi durumunda, vatandaşlara nasıl yaşamlarına devam edeceklerine dair bilgilere yer verildi. Kitapçıkta ayrıca su kesintisi hâlinde hijyenin nasıl sağlanacağına dâir de bilgiler yer alıyor. Halka yeterli miktarda su depolamaları tavsiye edilirken, kış koşulları için battaniye ve sıcak tutacak giysilerin de hazır bulunması istendi.
REKLAM
İsveç vatandaşlarına dağıtılan kitapçığın girişinde “Belirsizliğin hâkim olduğu zamanlarda yaşıyoruz. Silahlı çatışmalar bize en yakın bölgelerde yaşanıyor. Bizleri etkilemek ve durumumuzu kötüleştirmek için terör saldırıları, siber saldırılar ve dezenformasyon kampanyaları düzenlenmektedir.” denildi.
Kitapçıkta ayrıca İsveç vatandaşlarının hazır olmaları istenerek “Eğer İsveç’e saldırılırsa kolektif direniş bizim için esastır. Herkes İsveç’in bağımsızlığı ve demokrasisi için kendisine düşen rolü yerine getirmelidir. Sizler İsveç’in aciliyet durumunda hazır olmasında rol alacaksınız.” dendi.
HALKTAN FARKLI TEPKİLER GELDİ
The Guardian’ın haberine göre savaş koşullarına ilişkin kitapçık dağıtılması halkta farklı tepkilere neden oldu.
36 yaşındaki İsveçli Johnny Chamoun “Hazır olmak iyidir, kitapçık dağıtılması da iyi bir fikir.” dedi. Diğer yandan, daha önce Somali’de yaşanan çatışmalara doğrudan şahit olan ve şu an Stokholm’de yaşayan Muna Ayan ise vatandaşların kayıtsızlığına şaşırarak “Hiç stresli görünmüyorlar, ben ise korkuyorum. Çünkü ben savaşı yaşadım ve atlattım.” dedi. Muna ayrıca, kitapçıkta yazan talimatlara uygun olarak su, bateri ve el feneri depoladığını söyledi.
Bir başka İskandinav ülkesi olan ve Rusya’yla uzun bir sınıra sahip olan Finlandiya ise vatandaşları için “72 saat hayatta kalabilir misiniz?” adıyla bir test yayımladı. Finlandiya bu adımıyla vatandaşlarını fiziksel ve psikolojik olarak savaşa hazır olmaya teşvik ediyor. Test, temel yaşam malzemeleri ve psikolojik dayanıklılık gibi birçok etken içeriyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ziyaretçiler, Panmunjom ateşkes köyü gibi sınırdaki daha popüler turistik noktalara göre daha az bilinen ve daha az askerileştirilmiş bir yerde olmasına rağmen Starbucks’a giderken askeri bir kontrol noktasından geçmek zorunda.
Gözlemevi ile sadece 1,4 km uzaklıktaki Kuzey’deki sınır kasabası Kaepung arasında “tarafsız sular” olarak tanımlanan bir nehir akıyor. Açık bir günde Kuzey Koreli köylüler gözlemevinin teleskoplarından görülebiliyor.
Gimpo Belediye Başkanı Kim Byung-soo, Starbucks’ın küresel tanınırlığıyla sınır bölgesinin “karanlık ve iç karartıcı” imajını değiştirebileceğini söyledi.
Kim gazetecilere yaptığı açıklamada, “Burası artık genç, parlak ve sıcak olarak görülebilecek ve küresel ilgi toplayabilecek güvenlik ve barış için önemli bir turistik yer haline gelebilir” dedi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başbakan Barnier, dün Le Figaro gazetesine yaptığı açıklamada, aşırı sağcıların “kırmızı çizgimiz” diye tanımladığı 2025 bütçe tasarısında, elektrik fiyatlarındaki vergi artışını geri çektiğini duyurdu.
Marine Le Pen, Le Monde gazetesine yaptığı açıklamada, 2025 bütçesinin mevcut halinde hala sıkıntıların olduğunu söyledi.
Aşırı sağcı lider Le Pen, bütçeyle ilgili taleplerini yerine getirmesi için Barnier’ye 2 Aralık’a kadar süre verdiğini açıkladı.
REKLAM
Le Pen, Başbakan Barnier’nin 2025 sağlık sigortası bütçesini oylama yapmadan yürürlüğe koyma hakkı tanıyan Fransız Anayasası’nın 49. maddesinin 3. fıkrasını işletmesi halinde, hükümeti düşürmek için gensoru önergesine destek verme niyetinin geçerli olduğunu kaydetti.
Hükümeti, bu gensoru önergesini 2025 bütçesi görüşüldüğü zamana ertelemenin işe yaramayacağını belirten Le Pen, bütçe konusunda 4 kırmızı çizgisi bulunduğunu vurguladı.
Le Pen, ayrıca Barnier’nin Le Figaro gazetesine verdiği demeçte RN talep ettiği için elektrik fiyatlarındaki vergi artışını geri çekip, taviz verdiğini belirtmemesine tepki göstererek bu durumun “demokratik sorun teşkil ettiğini” ifade etti.
Marine Le Pen, “Oylarımızı istiyorlar ama kafalarımızı istemiyorlar, bunu 4 yıldır yaşıyoruz. Bir demokraside, Ulusal Meclis’in ilk grubunun kırmızı çizgilerinin dikkate alınmasında utanacak ne olduğuna anlam veremiyorum.” dedi.
Gensoru önergesi, Barnier hükümetini düşürebilir
Barnier hükümeti, Mecliste çoğunluk sağlanamadığı için kendilerine bütçeyi oylama yapmadan yürürlüğe koyma hakkı tanıyan Fransız Anayasası’nın 49. maddesinin 3. fıkrasını işletebilir.
Parlamentoda 124 milletvekili bulunan aşırı sağcı RN ve 192 üyeli solcu Yeni Halk Cephesi (NFP) ittifakının eş zamanlı olarak hükümete karşı bir gensoru önergesine destek vermesi halinde hükümet düşebilir.
10 Ekim’de hükümet tarafından Parlamentoya getirilen 2025 bütçe tasarısında 40 milyar avro tasarruf ve 20 milyar avroluk vergi artışı planlanıyor.
Fransa’da bütçe açığının, Avrupa Birliği (AB) tarafından belirlenen yüzde 3 sınırının çok ötesine geçerek bu yıl gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6’sına dayanacağı tahmin ediliyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rutte, İngiltere’de düzenlenen 6. Atlantic Future Forum’da (Atlantik Geleceği Forumu) görüntülü bir mesajla konuşma yaptı.
“Avrupa’nın kalbinde sıcak bir savaş var, Çin, İran ve Kuzey Kore, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’in savaş makinesini destekliyor ve karşılığında çok şey alıyor.” diyen Rutte, Orta Doğu’daki gelişmelerin İttifak’ın üyelerini etkilemediği düşüncesinin bir yanılsama olduğunu söyledi.
Rutte, küresel düzenin kaosla değiştirilmek istendiği bir dönemden geçildiğini ve NATO olarak buna izin vermemek için çalışacaklarını anlattı.
REKLAM
Hollanda’nın Lahey kentinde gelecek yıl düzenlenecek NATO zirvesine 3 temel alanda hazırlanıldığını dile getiren Rutte, ilk olarak müttefiklerin savunma harcamalarını Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 2’si hedefinin de ötesine taşıması gerektiğinin altını çizdi.
Rutte, “Üretimi artırmak ve savunma sanayimizi yeniden canlandırmak için daha fazla ve daha iyi harcama yapmamız gerekecek.” dedi.
İkinci önemli alanın Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek olduğunu ifade eden Rutte, “Şimdiye kadar desteğimiz Ukrayna’yı mücadelede tuttu. Çatışmanın gidişatını değiştirmek için çok daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Evet, bunun bir bedeli var ancak bu askeri bütçemizin yalnızca bir kısmı. Rusya’nın kazanmasının etkileri ise Ukrayna’nın çok ötesine geçiyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Üçüncüsü, Avrupa Birliğinden (AB) Asya-Pasifik’e ve güney komşularımıza kadar yakın ve uzak yerlerdeki ortaklıklarımızı derinleştiriyoruz.” ifadesini kullanan Genel Sekreter, şunları kaydetti:
“Rusya’nın saldırganlığı Ukrayna, Çin, İran ve Kuzey Kore ile sınırlı değil. Saldırganlar cesaretlendirildiğinde ve hepimizi tehdit ettiğinde istikrarsızlaştırıcı eylemlerinin çok geniş kapsamlı etkileri oluyor. NATO’ya yatırım yapmaya devam etmeliyiz. Özgürlüğümüzü ve güvenliğimizi güvence altına almanın tek yolu transatlantik bir gelecek.”
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Görevli Helen Flanagan, “Bu operasyon, terörist grup PKK ile bağlantılı olduğuna inandığımız faaliyetlere yönelik önemli bir soruşturma ve operasyondur” dedi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’NİN UKRAYNA’YA ASKERİ YARDIMI
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Trump’ın 5 Kasım’da seçilmesinden iki gün sonra kendisiyle görüşmek istediğini ve Kuzey Kore ile Rusya arasında giderek artan askeri iş birliğinin yol açacağı tehditleri ele almak istediğini söylemişti.
Trump’ın ABD başkanlığını kazanması, Avrupa ülkelerinde ABD’nin Ukrayna’ya yönelik askeri yardımı durdurabileceği yönünde endişelere yol açmıştı. NATO müttefikleri, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı mücadelede kalmasının hem Avrupa hem de ABD güvenliği açısından önemli olduğunu savunuyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TAZİYE MESAJLARI GELDİ
Onur Günay’ın vefat haberi, ailesi ve yakın çevresinde büyük üzüntüye neden olurken CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da taziye mesajı yayınladı.
İL BAŞKANINDAN DA MESAJ VAR
CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu, “Güzelbahçe Belediye Başkanımız, yol arkadaşım Mustafa Günay’ın oğlu Onur Günay kardeşimizi kaybettiğimizi büyük bir üzüntüyle öğrendim. Onur kardeşimize Allah’tan rahmet, Başkanımıza ve acılı ailesine sabırlar diliyorum. Başımız sağ olsun. Çok üzgünüz” dedi.
CEMİL TUGAY: BAŞKANIMIZ VE AİLESİNE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUM
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, sosyal medyada paylaştığı mesajında şu ifadelere yer verdi; “Güzelbahçe Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Günay’ın oğlu Onur Günay’ın vefat haberini derin bir üzüntüyle öğrendim. Genç yaşta hayatını kaybeden Onur kardeşimize Allah’tan rahmet, Başkanımız ve ailesine başsağlığı diliyorum.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, Barrot ile Erakçi’nin Tahran’ın nükleer programını görüştüğü bilgisi verildi.
Barrot’un, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmesini istediği, ülkenin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam işbirliği içinde olması gerektiğini belirttiği ifade edildi.
Açıklamada, “Fransa, Alman ve İngiliz ortaklarıyla, diplomatik bir çözüme ulaşmak adına İran ile müzakerelere geri dönebilmek için çaba sarf etmeyi sürdürüyor.” ifadesi kullanıldı.
Barrot’un ayrıca İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına son vermesi için çaba sarf ettiği belirtilen açıklamada, Fransız Bakanın, İran ve müttefiklerini bu konuda yapıcı bir tutum benimsemeye çağırdığı aktarıldı.
Açıklamada, Barrot’un, 2 yıldır İran’da tutuklu bulunan 3 Fransız’ın serbest bırakılması beklentisini de dile getirdiği kaydedildi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MERSİN – Hayatını kaybeden Muazzez İlmiye Çığ’ın cenazesi, Mersin’de toprağa verildi.
Rahatsızlığı nedeniyle Mersin’in merkez Mezitli ilçesinde kaldırıldığı özel bir hastanede tedavisi sürerken hayatını kaybeden Muazzez İlmiye Çığ için Toroslar ilçesindeki Akbelen Şehir Mezarlığında ikindi namazı sonrası tören düzenlendi. Tören öncesi Çığ’ın üzerine Türk bayrağı örtülü tabutu önüne gelen kimi vatandaşlar dua etti, yakınları ise taziyeleri kabul etti. Çığ, kılınan cenaze namazının ardından Akbelen Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
Cenaze törenine Çığ’ın yakınları, Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, siyasiler, çeşitli dernek temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kosova polisince yapılan yazılı açıklamaya göre, birimlerin Zveçan’daki Kralj Petri Sokak’ta yaptıkları aramada, toprağa gömülü halde 3 plastik bidon içinde askeri üniforma, 2 adet AK-47 piyade tüfeği, 4 adet M75 el bombası, 300’den fazla mermi, şarjörler, kurşun geçirmez yelek ve askeri sırt çantası ele geçirildi.
Söz konusu silah ve mühimmatın, Kosova’nın kuzeyinde geçen yıl 4 kişinin ölümüyle sonuçlanan Banjska saldırısıyla bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.
Kosova’nın kuzeyinde son aylarda yapılan operasyon ve aramalarda çok sayıda silah ve mühimmat ele geçirildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Fransa Dışişleri Bakanı Jean- Noel Barrot, İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ve önümüzdeki dönem AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi görevini üstlenecek Kaja Kallas Polonya’nın başkenti Varşova’da bir araya geldi.
Transatlantik ilişkilerin geleceği, güçlü ve dayanıklı Avrupa’nın inşası ve Ukrayna’ya yardımların devam etmesi konularının ele alındığı toplantıya İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy ile İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares de görüntülü olarak katıldı. Toplantının davetlileri arasında bulunan Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha ise çeşitli temaslar için ABD’ye gittiği için toplantıya katılamadı.
Dışişleri Bakanları yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıya ev sahipliği yapan Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski, Ukrayna halkı ile birlik ve dayanışma içerisinde olduklarını belirtirken, diğer Dışişleri Bakanları ile birlikte Rusya’ya yönelik yaptırımların Rusya Ukrayna topraklarından çıkana ve Ukrayna’nın yeniden inşası masrafını karşılayana kadar daha da sertleştirilerek sürdürülmesi konusunda hemfikir olduklarını söyledi.
Yaptırımların Rusya’nın askeri potansiyelini etkili bir şekilde zayıflattığını, Rusya’yı ekonomik olarak da izole ettiğini belirten Sikorski, “Putin Rusya’sı yalnızca Avrupa için değil, dünya düzeni için de en ciddi güvenlik tehditlerinden birini oluşturmaya devam ettiği hususunda bir yanılsamamız bulunmamakta. Rusya’nın amacı Avrupa güvenlik mimarisini kalıcı olarak yıkmak. Onun emperyalist hırslarına kararlı bir şekilde karşı koymalıyız” dedi.
Bugünkü toplantının Donald Trump başkanlığındaki yeni ABD yönetimine yönelik ortak bir mesaj oluşturulmasına da hizmet ettiğini belirten Sikorski, “Mevcut jeopolitik durumda Avrupa-ABD işbirliğinin transatlantik toplumunun refahı ve güvenliği açısından hayati önem taşıdığına inanıyoruz. Yalnızca güçlü transatlantik bağlar, Rusya ve diğer devletlerden gelen artan tehditlere etkili şekilde karşı koymamıza olanak sağlayacaktır” dedi.
“Belirleyici faktör ABD Başkanı’nın adı değil, AB-ABD ilişkilerinin yakınlığı”
Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock ise güvenliklerini korumak için NATO’nun Avrupa kanadını daha da güçlendirilmesi konusunda hemfikir olduklarını belirtirken, NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarını arttırmalarının önemine dikkat çekti. AB-ABD ilişkilerine değinen Baerbock, belirleyici faktörün ABD Başkanı’nın adı değil, AB-ABD ilişkilerinin yakınlığı olduğunu söyledi. Baerbock, “Bu anlamda bir kez daha altını çizmek isterim ki Avrupa’da barışın güvenliğinin sağlanmasına ara vermeyeceğiz” dedi.
“Umut ediyoruz ki bu kış savaşın son kışı olur”
İtalya Dışişleri Bakanı Tajani, Ukrayna’nın yeniden inşası konulu ortak konferans hazırlıkları içerisinde olduklarını söyledi. Savaş halen devam ederken enerji iletim hatlarının yeniden inşasını düşünmek zorunda olduklarını belirten Tajani, “Kış mevsiminin Rusya’nın baş müttefiki olmasına izin veremeyiz, umut ediyoruz ki bu kış savaşın son kışı olur” ifadelerini kullandı. – VARŞOVA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>’50 MİLYON DOLAR TİCARET HACMİNE ULAŞMA HEDEFİ BELİRLEDİK’
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, daha sonra Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) düzenlendiği ‘Türkiye- Lesotho Yatırım Yuvarlak Masa Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Yılmaz, Lesotho ile ticaret hacminin sembolik denilecek bir seviyede olduğunu ifade ederek, “Lesotho’nun 3 milyar dolara yakın bir dış ticaret hacminin olduğunu dikkate aldığımızda, ülkelerimiz arasındaki ticaret hacminin potansiyelin çok altında olduğunu görüyoruz. Sayın Başbakanla görüşmelerimizde ikili ticaret ve yatırımlarımızın gerçek potansiyelini yakalaması için ilk aşamada 50 milyon dolar ticaret hacmine ulaşma hedefi belirledik” dedi.
Türk firmalarının Lesotho’da yatırımlarının bulunmadığını dile getiren Yılmaz, “Sayın Başbakanla bugün baş başa ve heyetler arası gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde, ilişkilerimizi ticaret, yatırımlar, enerji, madencilik, tarım, eğitim, turizm ve çevre başlıkları alanlarında geliştirmek yönünde mutabık kaldık. Gerek bölgesel gerek çok taraflı platformlarda Lesotho’yla iş birliği içerisinde olmaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu kapsamda, Lesotho’nun Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası yararlanıcısı bir ülke olması, SAKU ve SADAK gibi bölgesel örgütlerin üyesi olması, ayrıca da Afrika Kıtası Serbest Ticaret Anlaşmasına taraf olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. Bu anlaşmalar vesilesiyle özellikle tekstil ve konfeksiyon sektöründe önemli bir ihracat performansı bulunduğunu görüyoruz. Diğer taraftan, Lesotho’nun gıda güvenliği ile ilgili sorunlarını da dikkate alarak tarım sektöründe ve tarımsal mekanizasyon alanında da iş birliği fırsatları sunduğunu belirtmek isterim” ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE-LESOTHO İŞ KONSEYİ’NİN KURULMASI İÇİN YOL HARİTASI BELİRLENDİ
Türkiye’nin 48 Afrika ülkesiyle İş Konseyi mekanizmasının bulunduğu belirten Yılmaz, “Türkiye ve Lesotho arasında henüz bir iş konseyi mekanizmasının tesis edilmediğini biliyoruz. Bu bağlamda, DEİK ve Lesotho’dan bir muhatap kuruluş arasında, iki ülke iş dünyaları arasında ilişkilerin geliştirilmesi ve ticaret ve yatırımların artırılmasına katkı sağlayacağına inandığımız bir Türkiye-Lesotho İş Konseyi’nin belli bir faaliyet içerisinde kurulmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Bu çerçevede iki aşamalı bir yol haritası belirlemiş durumdayız. Öncelikle, iş dünyamızdan oluşturulacak bir heyetin gerek ticaret gerek yatırımlar gerek müteahhitlik hizmetleri alanında Lesotho’daki fırsatları, imkanları yerinde görmesi, incelemesi ve bu proje fikirlerinin geliştirilmesi ve bunun oluşturduğu zemin esas alınarak ikinci aşamada da bir iş konseyinin kurulmasının faydalı olacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çin- Orta Asya Doğalgaz Boru Hattı hizmete girdiği 2009 yılından bu yana Çin’e 500 milyar metreküpten fazla doğalgaz taşıdı.
ANONS (Türkçe): HONG YAN, Xinhua muhabiri, Yapay zeka ile desteklenmiş seslendirme:
PipeChina Batı Boru Hattı Şirketi’ne göre, Çin-Orta Asya Doğalgaz Boru Hattı hizmete girdiği 2009 yılından bu yana Çin’e 500 milyar metreküpten fazla doğalgaz taşıdı.
Bu dönemde kullanılan doğalgaz yaklaşık 666 milyon ton standart kömürün yerini alarak 731 milyon ton karbondioksit emisyonunun azaltılmasına katkı sağladı.
Çin’in ilk uluslararası doğalgaz boru hattı olan bu hat, 1.833 kilometre uzunluğunda olup yıllık 60 milyar metreküp doğalgaz taşıma kapasitesine sahip.
Xinhua Haber Ajansı muhabirleri Beijing’den bildiriyor.(XHTV)
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Savunma Bakanlığının (MSB) sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Oramiral Tatlıoğlu’nun resmi davetlisi olarak Türkiye’de bulunan, İspanya Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Sanchez ve beraberindeki heyetin, Deniz Kuvvetleri Karargahını ziyaret ettiği ve ikili ilişkiler toplantısı gerçekleştirildiği belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>G-20 Liderler Zirversi için Brezilya seyahatinde ABD Başkanı Joe Biden’a eşlik eden ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı John Feiner, dün yayılan, Washington’ın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne Rusya topraklarındaki saldırılar için uzun menzilli ABD menşeli silahları kullanma izni verdiğine dair haberler üzerine gazetecilerin sorularını yanıtladı. Feiner, ” Amerika Birleşik Devletleri, çatışma boyunca, savaş alanındaki duruma dayalı olarak siyasi kararlar alacağını, son günlerde ve haftalarda Rusya topraklarında yabancı güçlerin konuşlandırılmasıyla ilgili önemli tırmanmalar da dahil olmak üzere, sürekli olarak belirtti” dedi.
The New York Times pazar gecesi ABD yönetiminden kaynaklara dayanarak Biden’ın Ukrayna’ya ATACMS taktiksel balistik füzeleriyle Rusya topraklarına saldırma izni verdiğini bildirmişti. Fransa merkezli Le Figaro’nun ise Fransa ve İngiltere’nin SCALP ve Storm Shadow taktiksel füzelerinin Kiev tarafından Rusya’da kullanınımına onay verdiğini öne sürmüştü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(ANKARA) – Ukraynalı yetkililer, Odesa ve Sumi kentlerini hedef alan Rus hava saldırılarında, 21 kişinin hayatını kaybettiğini, 100’den fazla kişinin ise yaralandığını açıkladı.
Ukrayna’nın Odessa Bölgesi Askeri İdaresi Başkanı Oleg Kiper, Rusya’nın Odesa’ya yönelik füze saldırısında 10 kişinin öldüğünü, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 39 kişinin ise yaralandığını belirtti. Rusya hava saldırısının konutlara ve sivil altyapıya zarar verdiği bildirilirken, kent merkezinin en çok etkilenen bölgeler arasında yer aldığı aktarıldı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, Odesa’daki saldırıda bir apartman, bir üniversite binası ve bir yönetim merkezinin hasar gördüğünü kaydetti.
Öte yandan, Ukrayna Devlet Acil Hizmetler Biriminden yapılan açıklamada, gece geç saatlerde Sumi kentindeki bir konutun hedef alındığı Rus hava saldırısında, aralarında iki çocuğun da bulunduğu 11 kişinin hayatını kaybettiği, 89 kişinin yaralandığı belirtildi. Sumi bölge savcıları saldırıda 90 daire, 28 araba, iki eğitim kurumu ve 13 binanın zarar gördüğünü açıkladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ARSENAL TRANSFER ETMEK İSTİYOR
İspanyol basınından Fichajes’in haberine göre; Avrupa’nın birçok dev takımının kadrosuna katmak istediği Arda Güler’e son olarak İngiltere Premier Lig ekiplerinden Arsenal talip oldu. Real Madrid’in, geleceğin yıldızlarından biri olarak gördüğü oyuncusunu bırakmaya direnebileceği ancak Arda’nın daha fazla süre almak istemesi durumunda bu transferin gerçekleşebileceği aktarıldı.
ODEGAARD PLANI DEVREDE
İngiliz devi, Arda Güler transferinde milli yıldız ile aynı kaderi paylaşan Martin Odegaard planını devreye sokacak. Norveçli futbolcu, Real Madrid’den Arsenal’e transfer olduktan sonra muhteşem bir çıkış yakalamış ve kaptanlığa kadar ilerlemişti. Ayrıca Deneyimli orta sahanın gösterdiği başarı, 19 yaşındaki Arda’nın Londra’ya transfer olması durumunda izleyebileceği yolu açıkça gösteriyor.
ARDA AYRILMAK İSTİYOR
Öte yandan İspanyol basını, Arda Güler’in kararını verdiğini ve bu kararı çevresiyle de paylaştığını yazdı.Forma şansı bulamadığı gerekçesiyle mutsuz olduğu ifade edilen Arda, devre arasında kendisine gelecek olan teklifleri değerlendirerek Real Madrid’den kiralık olarak ayrılmayı istiyor.
BU SEZONKİ PERFORMANSI
Arda Güler, bu sezon İspanyol ekibiyle 12 maça çıktı. Bu karşılaşmalarda yalnızca 307 dakika sahada kalabilen Arda, takımına gol ya da asist katkısı sağlayamadı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, “Terörist neredeyse bizim hedefimiz orası. Bunların peşindeyiz. Mehmetçik bunların korunakları, sığınakları tek tek buluyor ve bunları imha ediyor. Teröristleri etkisiz hale getiriyor” dedi.
TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK PartiKayseriMilletvekili Hulusi Akar, geldiği Trabzon’da valilik, Büyükşehir Belediyesi ve AK Parti İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Rektörlüğü’nü de ziyaret eden Akar, ‘Türkiye’nin Güvenlik ve Savunma Meseleleri’ konferansında açıklamalarda bulundu. KTÜ Prof. Dr. Osman Turan Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansa; Vali Aziz Yıldırım, İl Emniyet Müdürü Murat Esertürk, KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Trabzon Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Aşıkkutlu ve çok sayıda öğrenci katılım sağladı.
‘ÜLKE TEK, VATAN TEK’
Konferansta konuşan Hulusi Akar, “Hiçbir zaman fidandan çınara Söğüt ruhunu, Çanakkale ruhunu, Milli Mücadele ruhunu, 15 Temmuz hain darbe girişime karşı mücadele ruhunu unutmayacağız. Bunların daima hatırlayacağız. Bunlardan ders alacağız. Ülkemizin bekası, asil milletimizin refahı için. Bunların yapılması bizim için hayati önem taşıyor. Bu parti meselesi değil, zihniyet meselesi. Ülke tek, vatan tek, milletin, devletin bekası için bu milletin refahı için birlik ve beraberlik içerisinde bakmamız gereken hadise. Nedir bu? Ana vatan, gök vatan, mavi vatan, yavru vatan, dijital vatan bunlar birdir; bütündür. Bunlar parçalanamaz. Bunları Allah’a çok şükür bugüne kadar parçalamak isteyenler ya denizlere döküldü ya da bulundukları çukurlara gömüldüler. Bundan sonra da gömmeye hazırız” dedi.
‘HİÇBİR ZAMAN BENCİL DAVRANMADIK’
Akar, “Artık söz dinleyen değil, sözü dinlenen bir ülke var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti var. Bu herkesin bilmesi, herkesin anlaması lazım. ve şu anda 3 kıtada etki alanımız var; Avrupa’da, Afrika’da, Asya’da. Türkiye’nin kıymetini bilelim, Türkiye’nin değerini bilelim. Türkiye gerçekten tarihiyle, coğrafyasıyla, seçkin ve saygın kültür ve medeniyetiyle, nüfusuyla, saygın ordusuyla büyük bir güç, büyük bir devlet, seçkin ve saygın bir yeri var. Bunu bilelim. Buna inanalım ve bu şekilde konuşalım, çalışalım ve geleceğe bu şekilde bakalım. Bu yönde Türkiye için çalışmalarımızı sürdürdük, sürdüreceğiz inşallah. Bunları yaparken, terörle mücadele dahil, gelişmeler dahil, ekonomik konular dahil, barış ordusu için yapılan çalışmalar dahil, hiçbir zaman bencil davranmadık. Türkiye şu anda hiçbir ittifaka, hiçbir komşusuna, hiçbir dost ve müttefik ülkeye yük değil, yük alan bir ülke konumunda. Bunu da herkes gördü, görüyor” diye konuştu.
‘AZİMLİYİZ, KARARLIYIZ’
Akar, “Terörist neredeyse bizim hedefimiz orası. Bunların peşindeyiz. Mehmetçik bunların korunakları, sığınakları tek tek buluyor ve bunları imha ediyor. Teröristleri etkisiz hale getiriyor. Teröristlerin önünde 2 yol var. Birincisi bulundukları çukura gömülecekler. İkincisi adalete teslim olacaklar. Başka yolları yok. Bunların arkasında kim olursa olsun. Asil milletimizi, 40 yıldan beri bu milletin başına musallat olan bu belalarından kurtarmakla azimliyiz, kararlıyız. İHA’larımız, SİHA’larımız var. Kızıl Elma geliyor. Milli gemilerimiz var. Bunları tasarımda yapıyoruz, üretimde yapıyoruz ve bunları ihraç ediyoruz. Müthiş gelişmeler oldu. Bu TCG Anadolu, başlı başına bir hikaye. Bizim yapmamız gereken ne varsa bunları yaptık, yapıyoruz. Tarihi ve kültürel bağlarımızı güçlendirdik, güçlendirmeye devam ediyoruz.
Konferansın ardından KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı tarafından Hulusi Akar’a resminin bulunduğu tablo hediye edildi.
HABER-KAMERA: Efnan DEMİREREN/TRABZON,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>300 TARANTULA VE ONLARCA TEHLİKELİ BÖCEK
Peru’nun başkenti Lima’da bulunan Jorge Chavez Uluslararası Havalimanı’nda, Güney Kore uyruklu bir yolcunun güvenlik kontrolünden geçerken karnındaki anormal şişlik, görevlilerin dikkatini çekti. İncelemeler sonucunda, şüpheli yolcunun kazağının altında çeşitli tehlikeli hayvanlar taşıdığı ortaya çıktı. Havalimanı polisi, yolcunun karnına sardığı özel torbaların içinde 300 tarantula, yaklaşık 100 kırkayak ve dokuz adet mermi karıncası buldu. Hayvanların, küçük plastik torbalar içerisinde vücuda sarılarak taşındığı belirlendi. Peru Ulusal Ormancılık ve Yaban Hayatı Servisi’nden biyolog Pilar Ayala, ele geçirilen hayvanların tümünün koruma altına alındığını ve hayvan kaçakçılığına karşı sıkı önlemler aldıklarını belirtti.
HAYVAN KAÇAKÇISI TUTUKLANDI
Yolcunun hayvan kaçakçısı olduğu ve tehlikeli hayvanları yasa dışı yollarla ülkeye sokmaya çalıştığı tespit edilen yolcu gözaltına alındı. Ayala, hayvanların küçük fermuarlı poşetlerde ve filtre kağıtlarıyla kaplanarak taşındığını, yolcunun vücudunun etrafına iki kuşakla sabitlendiğini belirtti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kazakistan Kültür ve Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatının (TÜRKSOY) Daimi Konseyi 41. Dönem Toplantısı yapıldı.
TÜRKSOY’un gelecek seneye ilişkin faaliyetlerinin değerlendirildiği toplantıda, ayrıca “Türk Dünyası-2025 Kültür Başkenti” ünvanının Kazakistan’ın Aktau şehrine verilmesi kararlaştırıldı.
Böylece, geçen yıl “Türk Dünyası-2024 Kültür Başkenti” olan Türkmenistan’ın Anev şehri, düzenlenen şölen ile ünvanını Kazakistan’ın Aktau şehrine devretti.
Kazakistan’ın tek liman kenti Aktau
Türkçede “beyaz dağ” anlamına gelen Aktau, Kazakistan’ın güneybatısındaki Mangistau Yarımadası’nda bulunuyor.
???????Mangistau eyaletinin idari merkezi olan Aktau, Hazar Denizi kıyısındaki konumu itibarıyla Azerbaycan, Rusya, Türkmenistan ve İran ile ortak deniz sınırını paylaşıyor.
Aktau şehrinin bulunduğu Mangistau Yarımadası açık hava müzesini andırıyor. Bölge, çok sayıda tarihi, arkeolojik ve kültürel mirası barındırıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, 17 Kasım saat 03.20’de Seferihisar ilçesi açıklarında içerisinde düzensiz göçmenlerin olduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Görevlendirilen Sahil Güvenlik botu ‘KB-22’ tarafından lastik bot içerisindeki 6’sı çocuk 33 düzensiz göçmen kurtarıldı. Ekipler, Foça ve Çeşme ilçesi açıklarında da yasa dışı yollarla yurt dışına çıkmak isteyen lastik botlar içerisindeki toplam 84 göçmeni yakaladı. Öte yandan, aynı gün saat 09.20’de Menderes ilçesi Sünger Kayalıkları’nda karadan ulaşımı olmayan bölgede yaralanan 1 şahsın tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi.
Karaya çıkartılan göçmenler, sağlık kontrolleri ve işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü Geri Gönderme Merkezine sevk edildi. Yaralanan vatandaş ise sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırıldı. – İZMİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin 47. Başkanı seçilen Donald Trump, bugün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla söz konusu iddiaları doğruladı. Trump’ın 2024 seçim kampanyasının ana vaatleri arasında öne çıkan planın 20 milyon aileyi etkilemesi bekleniyor.
TRUMP’TAN ‘DOĞRU’ ONAYI
Gelişmeyi daha önce uluslararası izleme örgütü “Judicial Watch” Başkanı Tom Fitton duyurmuştu. Trump, Fitton’ın paylaşımını “Doğru!” notuyla onayladı.
YASAL MÜCADELE KAPIDA
Avukatlar ve göçmen hakları savunucuları Trump’ın planına karşı mahkemelerde mücadele yürütmeye hazırlanıyor. Trump’ın ekibinde ise yasal itirazları aşma ve yürürlüğe girebilir emirler hazırlama hazırlıkları başladı.
PAROLE PROGRAMI KALDIRILACAK
Öte yandan Trump’ın; Küba, Venezuela, Haiti ve Nikaragua gibi ülkelerden gelen göçmenlerin kabul edildiği geçici vize programı ‘Parole’yi sona erdirmeyi hedeflediği öğrenildi. Program, çerçevesinde 2022 Ekim’den bu yana yaklaşık 530 bin göçmen hava yoluyla ülkeye giriş yapmıştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail’in 26 Ekim’de İran’a düzlediği saldırıya dair açıklamalarda bulundu. Netanyahu, saldırıda İran’ın nükleer programına ait belirli bir unsurun vurulduğunu belirterek, savunma ve füze üretim kapasitesinin de zayıfladığını aktardı. Netanyahu, “Bu bir sır değil. Bu saldırıda nükleer programlarına ait vurulan belirli bir unsur var” dedi.
İran’ın başkenti Tahran çevresindeki Rusya tarafından tedarik edilen 3 adet S-300 hava savunma bataryasının vurulduğunu aktaran Netanyahu, İran’ın uzun menzilli balistik füzelerde kullandığı katı yakıt üretim kabiliyetine de ciddi zarar verildiğini söyledi. – TEL AVİV
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco, Gazze’de yaşananların “soykırım teşkil ettiğini” savunan uzmanlar olduğunu söyleyerek bu konuda bir inceleme yürütülmesi çağrısı yaptı.
Papa’nın sözleri, bu hafta yayımlanacak bir söyleşi kitabında yer aldı. İtalyan La Stampa gazetesi, “Umut asla hayal kırıklığına uğratmaz” isimli kitaptan bazı bölümleri manşetinden yayımladı.
Yayımlanan bölümlere göre Papa, “Filistinli kardeşlerimiz, topraklarına gıda ve yardım ulaştırmanın zorluğu nedeniyle kıtlık içindeki Gazze’yi terk ediyor” dedi ve şöyle devam etti:
“Bazı uzmanlara göre Gazze’de yaşananlar soykırım niteliği taşıyor. Bunun hukukçular ve uluslararası kuruluşlar tarafından formüle edilen teknik tanıma uyup uymadığını tespit etmek için dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekiyor.”
İsrail’in Vatikan Büyükelçiliği, bu konudaki haberlere atıfla “7 Ekim 2023’te İsrail vatandaşlarına yönelik soykırım niteliğinde bir katliam yaşandı ve o tarihten bu yana İsrail, yedi farklı cepheden vatandaşlarını öldürme girişimlerine karşı meşru müdafaa hakkını kullandı” şeklinde bir açıklama yaptı.
Büyükelçilik, “Bu meşru müdafaayı başka bir isimle adlandırmaya yönelik herhangi bir girişim, Yahudi devletini tecrit etmektir” diye ekledi.
Papa Francesco’nun geçen yıl da Filistinli bir grupla özel görüşmesinde “soykırım” ifadesini kullandığı iddia edilmişti.
Papa, 7 Ekim’de kaçırılan İsrailli rehinelerin yakınları ile aileleri Gazze’de olan Filistinlileri, Kasım 2023’te Vatikan’da kabul etmişti.
Filistinli grupta yer alan Beytüllahim’li bir Hıristiyan, Papa’nın kendileriyle görüşmesinde Gazze’de yaşananlar için “Bu bir savaş değil, savaşta bir güç dengesi olur. Bu sivillere karşı bir savaş, bu bir soykırım” dediğini söylemişti.
Bu sözler basında geniş yer bulmuş ancak özel görüşmenin içeriği resmi olarak açıklanmamış, Vatikan’dan bu sözlere teyit gelmemişti.
BM: ‘Gazze’deki politikalar soykırımla uyumlu’
Papa’nın sözleri, uluslararası kuruluşların benzer açıklamalarından hemen sonra basına yansıdı.
İsrail’in Gazze’deki uygulamalarını soruşturmakla yükümlü Birleşmiş Milletler (BM) Özel Komitesi, 14 Kasım tarihli raporunda İsrail’in “Gazze’deki politika ve uygulamalarının soykırım özellikleriyle uyumlu olduğu” sonucuna vardığını açıkladı.
BM’nin Ekim-Temmuz 2023 dönemini inceleyen raporuna göre Gazze’de tüm nüfusunun yüzde 90’ına denk gelen yaklaşık 1,9 milyon kişi son bir yılda evini terk etmek zorunda kaldı.
Raporda İsrail’in 2024 başında Gazze’de “25 bin ton yani iki nükleer bombaya eşit miktarda patlayıcıyla yoğun bir bombalama kampanyası” yürüttüğü belirtildi.
Bu saldırıların su ve hijyen sistemlerini çökerttiği ve tarımsal tahribat ile birlikte toksik kirliliğe neden olduğu ifade edildi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) de 14 Kasım’da yayımladığı yeni bir raporla İsrail’i Gazze’de Filistinlileri toplu olarak yerinden ederek savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemekle suçladı.
HRW raporunda İsrail’in eylemlerinin “etnik temizlik tanımına uyduğunu” savundu.
İsrail, HRW raporuna “tamamıyla yanlış ve gerçekten kopuk” diyerek tepki gösterdi.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Oren Marmorstein, açıklamasında İsrail’in Gazze’deki insanları değil sadece Hamas’ı hedef aldıklarını vurguladı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vedant Patel de 14 Kasım’da düzenlediği basın toplantısında gazetecilere, ABD’nin İsrail’in yöntemlerinin soykırımla tutarlı olduğu konusuna “kesinlikle katılmadığını” söyledi.
“Bu tür söylemlerin ve bu tür suçlamaların kesinlikle asılsız olduğunu düşünüyoruz” diye ekledi.
Suçlamalar ne anlama geliyor?
Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yargıcı Rıza Türmen, BM özel komitesinin raporuyla ilgili BBC Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede bu suçlamaların siyasi ağırlığının olduğunu ancak “hukuki ağırlığının” “Uluslararası Adalet Divanı’nda” olduğunu belirtti.
Türmen, Güney Afrika tarafından İsrail’e karşı açılan davayı hatırlatarak “Soykırım suçunun işlendiğinin ve oradaki Arap, Filistinli nüfusun ortadan kaldırılmasına dair İsrail’in özel bir kastı, niyeti olduğunun ispat edilmesi gerekir ki bu da ancak bir yargı organı tarafından yapılacak bir iştir” diye konuştu.
Eski AİHM yargıcı, BM Özel Komitesi’nin raporunda yer alan İsraillerin sivilleri öldürmesi, insani yardımı engellemesi ve sivilleri açlığa mahkum etmesi gibi bir takım iddiaların BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ndeki maddeler ile “örtüştüğüne” dikkat çekti.
Türmen, “soykırım” suçlamasının ancak Uluslararası Adalet Divanı tarafından verilecek bir karar ile netleşebileceğini hatırlattı.
Buna karşın BM raporunun İsrail’in aleyhinde siyasi olarak kullanılabileceğine dikkat çekti:
“BM Komitesi’nin herhangi bir yaptırımı olamaz. Ancak uluslararası kamuoyunu etkiler.”
Hamas’ın İsrail’e düzenlediği 7 Ekim 2023’teki saldırıda yaklaşık 1.200 kişi öldü ve 251 kişi rehin alındı.
Gazze’deki yerel yetkililere göre İsrail’in saldırılarında ölenlerin sayısı 44 bine yaklaştı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi katıldığı devlet televizyonu programında iddialara ilişkin yaptığı açıklamada, “Kesinlikle böyle bir görüşme olmadı. Bu, ABD basını tarafından ortaya atılan uydurma bir haber” ifadelerini kullandı. Arakçi, “Haber, İran saatiyle dün gece 1’de basında yer aldı. Ben ise söz konusu haberi sabah gördüm ve ciddi olarak değerlendirmedim. Öğle saatlerine kadar da yanıt verilecek düzeyde bir iddia olarak görmedik. New York’ta sabah olmasını bekledik. Bizden habersiz böyle bir görüşmenin yapılamayacağını biliyorum. BM temsilciliğimiz ile yaptığımız görüşmede bunun ABD basını tarafından ortaya atılan uydurma bir haber olduğu belirtildi. Bende hızlı bir şekilde söz konusu haberin yalanlanması talimatını verdim” şeklinde konuştu.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise konuya ilişkin açıklamasında, söz konusu görüşmenin kesinlikle yapılmadığını belirterek, bu konuda ABD medyasının oluşturduğu propaganda karşısında şaşkın olduklarını ifade etti.
MUSK-ERİVANİ ARASINDA GİZLİ GÖRÜŞME İDDİASI
ABD merkezli New York Times gazetesi, iki İranlı yetkiliye dayandırdığı haberinde, ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen milyarder Elon Musk’ın 11 Kasım Pazartesi günü New York’ta İran’ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Emir Said Erivani ile bir araya geldiğini duyurmuştu. Görüşmede İran ile ABD arasındaki gerginliğin nasıl azaltılabileceği konusu üzerinde durulduğu belirtilmişti. Musk’ın talebi üzerine gerçekleştirilen görüşmenin 1 saatten fazla sürdüğü ve yerinin Erivani tarafından seçilerek gizli tutulduğu aktarılmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İspanya’da Valencia kentinin yanı sıra ülkenin doğu ve güneyinde etkili olan şiddetli yağışın ardından meydana gelen sel ciddi can kayıplarına neden olmuştu. Ülkenin güneyini ve doğusunu afet bölgesine dönüştüren şiddetli yağış ve sel, bu kez ülkenin kuzeydoğusundaki Girona kentinde etkili oldu. Girona’ya bağlı Cadaqués ilçesinde saatlerce etkili olan şiddetli yağış hasara neden oldu. Şiddetli yağışların ardından sokaklar sular altında kalırken, yaklaşık 30 araç sel sularına kapıldı. Cadaqués ilçesinde sabah saatlerinde yaşanan sel felaketinde yaralanan ise olmadı.
Katalonya meteoroloji birimi, yarın sabah saatlerine kadar şiddetli yağış uyarısı yayınladı.
Hayatını kaybedenlerin sayısı 219’a yükseldi
Yerel yetkililer, Valencia’da etkili olan şiddetli yağış ve selde hayatını kaybedenlerin sayısının 219’a yükseldiğini açıkladı. Hayatını kaybedenlerin 211’inin Valencia’da olduğunu açıklayan yetkililer, günlerdir haber alınamayan 93 kişiyi arama kurtarma çalışmalarını sürdürüyor. Kayıp sayısının daha fazla olabileceği ihtimali üzerinde duran yetkililer, bugüne kadar 36 bin 605 kişinin kurtarıldığını açıkladı. Arama kurtarma çalışmalarına 8 bin asker ile 9 bin 200 polis katılıyor. – VALENCİA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’nin California eyaletinde yer alan Los Angeles’taki Ventura County’de Çarşamba günü çıkan orman yangını devam ediyor. Rüzgarın etkisiyle yaklaşık 24 saat içinde 20 bin dönümlük araziye yayılan alevler evlere ulaştı. İtfaiye tarafından yapılan açıklamada, yangında şu ana kadar 132 yapının küle döndüğü, 88 yapının hasar gördüğü ve yangının yalnızca yüzde 5’inin kontrol altına alınabildiği kaydedildi. Ventura County Şerifi James Fryhoff, 10 kişinin yaralandığını ancak durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Fryhoff, en az 14 bin kişiye tahliye emri verildiğini söyledi.
California Valisi Gavin Newsom, Ventura County’de acil durum ilan ederek, yangınla mücadeleye yardımcı olmak için eyalet çapında gerekli tüm kaynakların sağlanması talimatını verdi.
Southern California Edison elektrik şirketi, artan risk nedeniyle alevlerin yayılmasını önlemek amacıyla 5 ilçede yaklaşık 70 bin ev ve iş yerinde elektriğin kesildiğini söyledi.
Yangının nedeni henüz bilinmezken konuyla ilgili inceleme devam ediyor. – LOS ANGELES
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“OY KULLANMA ALANLARI AKTİF GÜVENLİK UNSURLARIYLA GÜVENDE”
Fulton Kayıt ve Seçim Direktörü Nadine Williams yaptığı açıklamada, merkezlerin yaklaşık 30 dakika süreyle tahliye edildiğini belirterek, “Neyse ki bu merkezler şu anda yeniden faaliyete geçti ve tüm oy kullanma alanları aktif güvenlik unsurlarıyla güvende” dedi. Williams, yetkililerin C.H. Gullatt İlköğretim Okulu ve Etris Toplum Merkezi’ni bu gece biraz daha geç saatlerde açık tutmak için mahkeme kararı isteyeceklerini söyledi.
“İHBARLAR GERÇEK DEĞİL”
FBI da bomba ihbarlarının ardından açıkla yaptı. Yapılan açıklamada, ihbarların çoğunun Rusya kaynaklı e-posta adreslerinden geldiği ifade edildi. FBI, şimdiye kadar ihbarların hiçbirinin gerçek olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığını vurguladı. FBI, seçim güvenliğinin en öncelikli konularından biri olduğunu belirterek, eyalet ve yerel güvenlik birimleriyle yakın iş birliği içinde çalışmayı sürdüreceklerini ve Amerikalıların oy kullanma hakkını koruma amacıyla her türlü tehdide karşı yanıt vereceklerini açıkladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İşgalci İsrail ordusu, 7 Ekim 2023’ten beri Filistin’de hastaneler dahil önüne gelen her hedefi vuruyor. Siyonist rejimin Gazze’de yürüttüğü soykırımın en acımasız yönlerinden biri sağlık kuruluşlarında yarattığı yıkım oldu. Son 13 ayda İsrail askerleri en az 10 hastaneyi kuşattı ve baskın düzenledi.

SORULARI CEVAPSIZ BIRAKTI
AP, geçen yıl sonlarında Gazze’nin kuzeyindeki üç hastaneye düzenlenen baskınları incelemiş ve 34’ten fazla hasta, görgü tanığı, sağlık ve insani yardım çalışanlarının yanı sıra İsrailli yetkililerle görüşmüştü. Bu hastaneler Al Awda, Kemal Advan ve Endonezya Hastaneleri idi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İsrail, her üç baskında da önemli bir Hamas varlığına dair hiç kanıt sunmadı. AP, röportaj yaptığı kişilerin bildirdiği olayları listeleyen bir dosyayı İsrail askeri sözcüsünün ofisine sundu. Ofis, olaylar hakkında yorum yapamayacağını ifade etti.

MEŞRU NEDENİ OLMAYAN BASKINLAR
İşte, AP’nin araştırmasında öne çıkan noktalar şöyle:
İşgalci İsrail ordusu, Hamas’ın Al Awda Hastanesi’nde bulunduğuna dair hiçbir zaman iddiada bulunmadı. Ona rağmen askerler geçen yıl hastaneyi kuşatma altına alıp baskın düzenledi. AP, ordu sözcüsüne bu operasyona hangi istihbaratın yol açtığını sorduğunda, yanıt alamadı.

Askerler hastaneyi kuşattıktan sonra personel, İsrail keskin nişancı ateşi nedeniyle bölgeye yaklaşmanın ölümcül olabileceğini aktardı. Üç hastane yöneticisi, doğum yapmak için tesise yürüyen iki hamile kadının 12 Aralık’ta vurulduğunu ve sokakta kan kaybından öldüğünü belirtti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Amerika’da beklenen gün geldi…
Amerika’da halk, 4 yıl boyunca görevde kalacak olan başkanı seçmek üzere sandık başına gidecek.
Kamala Harris ve Donald Trump’ın yarıştığı seçimlerde, kıran kırana bir mücadele verildi.
Trump ve Harris, aylardır sürdürdükleri politikalarla seçimde kazanmanın binbir yolunu aradı.
İki adayın seçim çalışmalarının karşılığı, sandıkta görülecek.
Seçim gününe girilirken, iki aday da yoğun tempodan çıktı ve seçmenler için son bir mesaj daha yayınladı.
İLK MESAJ TRUMP’TAN GELDİ
X hesabından seçmenleri için son bir mesaj paylaşan Donald Trump, şu ifadelere yer verdi:
“TRUMP’A OY VERİN VE BARIŞI GETİRİN”
Amerikan siyasi tarihindeki en büyük ve en geniş koalisyonu kuruyoruz. Buna Michigan’da barış isteyen rekor sayıda Arap ve Müslüman seçmende dahildir. Kamala ve savaş çığırtkanı kabinesinin Orta Doğu’yu işgal edeceğini, milyonlarca Müslümanın öldürülmesini sağlayacağını ve 3. Dünya Savaşı’nı başlatacağını biliyorlar. TRUMP’A OY VERİN VE BARIŞI GERİ GETİRİN!

KAMALA’DAN DA MESAJ VAR
Kamala Harris ise yayınladığı mesajında şu ifadelere yer verdi;
“SİZİ BİRİNCİ PLANDA TUTACAĞIM”
Kariyerim boyunca tek bir müşterim oldu, insanlar. Büyük bankalarla mücadele ettim ve Amerikan ev sahiplerine 20 milyar dolar aktardım, gaziler ve öğrenciler için ayağa kalktım ve uluslararası suç örgütlerini kovuşturdum. Başkan olarak sizi her zaman birinci planda tutmaya devam edeceğim. Fırsat ve özgürlük dolu bir gelecek için oy vereceğiz; bazıları için değil, herkes için. Büyük Kongre Üyesi John Lewis’in bize hatırlattığı gibi, demokrasi bir durum değil, bir eylemdir. Şimdi harekete geçme zamanımız. Ve birlikte kazanacağız.

İKİ ADAYIN DA GÖZÜ PENSİLVANYA’DA
ABD’de 5 Kasım Salı günü yapılacak 60. başkanlık seçimleri için nefesler tutulurken, Trump ile Harris seçim kampanyalarının son gününü yoğun geçirdi.
Demokrat Harris, seçimin en kritik eyaletlerinden Pensilvanya’da 5 ayrı seçim mitingi düzenlerken, Trump ise aynı gün içinde hem Pensilvanya’da hem Kuzey Carolina’da hem de Michigan’daki seçim etkinliklerine katıldı.
Olmazsa olmaz eyaletlerin başında gelen Pensilvanya’da son günlerde art arda çeşitli bölgelerde mitingler düzenleyen iki rakip, bu eyaletin 19 delegesini mutlak olarak kazanmak istiyor.

YARIŞIN KADERİNİ 7 ÇEKİŞMELİ EYALET BELİRLEYECEK
538 delegenin bulunduğu seçim sisteminde 270 delegeye ulaşan adayın yarışı kazanacağı ABD başkanlık seçimlerinde 7 çekişmeli eyalet, yarışın kaderini belirleyecek.
Bu seçimlerde salıncak eyaletler durumunda olan Pensilvanya, Georgia, Arizona, Nevada, Kuzey Carolina, Michigan ve Wisconsin, ülkenin bir sonraki başkanının kim olacağının belirlenmesinde en büyük rolü oynayacak.
Öte yandan ABD medyasına yansıyan haberlere göre Harris, seçim gecesi sonuçları Washington DC’de bulunan Howard Üniversitesi kampüsünde takip edecek; Trump ise Florida’da West Palm Beach’te seçim gecesini geçirecek.
İLGİLİ HABERAmerika’da seçim öncesi geniş güvenlik önlemleri
Adile Topçu
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD seçiminde sona yaklaşıldı.
Milyonlarca seçmen, bugün ülkenin kaderini belirleyecek ismi seçmek için sandık başına gidiyor.
Demokrat Kamala Harris ve Cumhuriyetçi Donald Trump arasındaki yarışın galibi bu seçimle belirlenecek.
Sandıkların kurulması ve bazı eyaletlerde oylamanın başlamasıyla dünyaca ünlü bir isimden, çarpıcı bir açıklama geldi.
“GAZZE SOYKIRIMINA ORTAK OLAN DEMOKRATLARA OY VERMEYECEĞİM”
Dünyaca ünlü Amerikalı siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler profesörü John Mearsheimer, ABD’de Joe Biden yönetiminin İsrail’in Gazze’deki soykırımında suç ortağı olduğunu kaydederek Demokratlara oy vermeyeceğini açıkladı.
Mearsheimer, “Gazze’deki soykırım nedeniyle Demokratlara oy vermeyeceğim. Biden yönetiminin soykırımın suç ortağı olduğunu düşünüyorum ve soykırım benim için kırmızı çizgi. Biden ya da (ABD’de Demokratların adayı) Kamala Harris’e asla oy vermem çünkü soykırımın suç ortağılar.” dedi.

“ETNİK TEMİZLİK SOYKIRIMA DÖNÜŞTÜ”
Filistin meselesindeki uygun görüşün İsrail’i kınamak olduğunu ifade eden Mearsheimer, Almanya ve ABD’nin İsrail’in Gazze’de işlediği soykırımda “suç ortağı” olmalarından dolayı şaşkın olduğunu söyledi.
Mearsheimer, 7 Ekim 2023’ten sonra İsrail’in Gazze’yi “temizlemek için fırsat gördüğünü” aktararak, şunları söyledi:
İsrail, etnik temizlik amacıyla sivilleri hedef alan bir cezalandırma kampanyası yürüttü. Filistinlileri kovmakta başarılı olamadılar. Filistinlileri ezmeye, bombalamaya, daha fazla Filistinliyi evlerinden çıkarmaya devam ettiler, aç bırakma stratejisi izlemeye başladılar. Etnik temizlik işe yaramadığı için soykırıma dönüştü, toplu katliamdı ama sonra soykırıma dönüştü.
TRUMP’A DA OY VERMEYECEK
Ayrıca Mearsheimer, Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump’a da oy vermeyeceğini söyledi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda yaklaşık 17 bin 210’u çocuk, 11 bin 742’si kadın olmak üzere 43 bin 341 Filistinli öldü, 102 bin 105 kişi yaralandı.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Büşra Yıldız
Muhabir
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İtalyan basınında bugün çıkan haberlerde, bir dönem üst düzey yetkilere sahip olması sebebiyle “süper polis” olarak anılan Carmine Gallo hakkında yeni iddialar gündeme geldi.
Soruşturmanın baş şüphelilerinden olan ve halihazırda ev hapsinde tutulan eski polis Gallo’nun İsrail teknolojisine sahip kriptolu telefon kullandığı iddia edildi.
Buna ek olarak, Başbakanlıktan bazı kişilerin, Gallo ile Milano Fuar Vakfı Başkanı Enrico Pazzali’nin ortak şirketi “Equalize”yi ziyaret ettiğinin de soruşturma dosyasında yer aldığı, bu durumun, bağlantı kurulan kişilerin nüfuzunu ve sahip oldukları bağlantılar ağını gösterdiği kaydedildi.
REKLAM
-Soruşturmada Mossad’ın adı geçiyor
Soruşturmadan basına yansıyan daha önceki haberlerde de Gallo ve Pazzali’nin, yasa dışı şekilde elde ettikleri bilgileri, özel şirketleri “Equalize” üzerinden milyonlarca avro karşılığında İsrail ve Vatikan gibi başka ülkelerin gizli servislerine sattıkları ileri sürülmüştü.
İsrail gizli servisi Mossad ajanlarının, “Equalize” ile bazı anlaşmalar yapmış ve bilgi takaslarına gitmiş olabileceği iddia edilmişti.
Corriere Della Sera gazetesi, soruşturmada, Mossad ajanı oldukları sanılan iki İsraillinin “Equalize” firmasını ziyaret ettiğinin belirlendiğini duyurmuştu.
Vatikan’ın da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın bir Rus iş adamı hakkında bilgi almak için “Equalize” ile temasa geçtiği iddiaları basında yer almıştı.
Bu arada, soruşturma kapsamında sorgulanan eski polis memuru Marco Malerba da ifadesinde, halihazırda ev hapsinde tutulan başlıca şüphelilerden eski amiri Gallo’ya “bir dönem amiri olduğu için ‘hayır’ diyemediğini” ve bu nedenle devletin veri tabanına erişim sağlayıp istediği bilgileri eski amirine verdiğini kabul etmişti.
REKLAM
Başbakan Giorgia Meloni, hafta içinde RAI kanalında katıldığı programda, siber casusluk skandalının “kabul edilemez” olduğunu belirterek, “İtalya’da bir bilgi piyasası var. Bu tiksintiye son vermemiz lazım. Bu davalardan önce de siber güvenliğe dair bir kararname çıkarmıştık, şimdi teknik bir kurul yeni bir kararname üzerinde çalışıyor.” demişti.
Savunma Bakanı Guido Crosetto ise siber casusluk skandalıyla ilgili derhal meclis araştırması başlatılması çağrısında bulunarak devlet sırlarının risk altında olabileceği uyarısı yapmıştı.
Crosetto, skandalla ilgili ortaya dökülen bilgilerin sadece “buzdağının görünen kısmı” olduğunu belirtmişti.
Mafya ile Mücadele Savcısı Giovanni Melillo, soruşturmaya dair daha önce yaptığı açıklamada, gizli verilerin “devasa ve endişe verici bir pazar ortaya çıkardığını” söylemişti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
11 KİŞİ YARALANDI
Tira şehrindeki bir apartmana roket isabet etmesi sonucu en az 11 kişinin yaralandığı bildirilirken, birçok bölgede meydana gelen zarar amatör kameralara yansıdı.

Hizbullah’ın gerçekleştirdiği iddia edilen saldırılarda can kaybı yaşanıp yaşanmadığına ilişkin resmi açıklama yapılmadı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 55 artarak 43 bin 259’a yükseldi. Soykırımcı İsrail ordusunun, başta Cibaliya beldesi ve Cibaliya Mülteci Kampı olmak üzere Gazze kentinin kuzeyinde sürdürdüğü kuşatma ve saldırılar 27’nci gününde de devam etti. Gazze’de şubat ayında görev yaptıktan sonra ülkesine dönen Fransız doktor Pascal Andre ise Anadolu Ajansı’na konuştu ve İsrail’in savaş suçlarını anlattı.

Doktor Andre, İsrail’in saldırılarının devam ettiği Gazze’de işlevsel hastane kalmadığını, bölgedeki sağlıkçıların yardımların bölgeye ulaşmasına ihtiyaç duyduğunu belirtti. Fransız acil servis hekimi Andre, 8-22 Şubat tarihlerinde Gazze’nin Han Yunus kentindeki Avrupa Hastanesi’nde görev yaptı. Pascal Andre, “Biz kafasından vurulan çocuklara tanık olduk. Bir çocuğun kafasına sıkan bir keskin nişancı nasıl insan kalabilir? Hamile bir kadının karnına ve kafasına sıkan bir keskin nişancı, evine dönüp karısına ve çocuklarına nasıl sarılabilir?” diye konuştu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

TEK KURŞUN VE KASITLI
Geçtiğimiz günlerde ABD merkezli New York Times gazetesi de Gazze’de gönüllü 65 sağlık çalışanının şahit olduklarına yer vermişti. Söz konusu sağlıkçılardan 44’ü Gazze’de başından ya da göğsünden vurulmuş birden fazla küçük yaşta çocuk gördüğünü ifade etti.

Ortopedi cerrahı Dr. Khawaja Ikram, şahit olduğu dehşeti anlatırken “Bir gün acil servisteyken her birinin kafasında tek bir kurşun deliği olan 3 ve 5 yaşlarında iki çocuk gördüm. Kendilerine İsrail’in Han Yunus’tan çekildiği söylenmiş. Bu yüzden evlerine geri dönmüşler. İsrailli keskin nişancı ikisini de vurmuş” demişti

SANSÜRCÜ GAZZE KASABI
İsrailli Haaretz gazetesinin sahibi Amos Schocken’in, Netanyahu hükümetini eleştirerek “Filistinli özgürlük savaşçıları” ifadesini kullandığı Londra’daki konferans konuşmasının ardından İsrail İçişleri Bakanlığı gazete ile ilişkileri askıya aldığını duyurdu. İsrail İçişleri Bakanlığı’ndan yayımlanan açıklamada, Haaretz gazetesiyle yürütülen faaliyetlerin ve işbirliğinin bir sonraki duyuruya kadar askıya alındığı bildirildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Gazze’deki Hükümetin Medya Ofisi’nden yapılan açıklamada, İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyinde Şelayil ve el-Gandur ailelerine ait içinde 170 sivilin bulunduğu binaları bombaladığı belirtildi.

84 KİŞİ ÖLDÜ, ONLARCA KİŞİ YARALANDI
Açıklamada, “İşgalci İsrail ordusunun işlediği iki vahşi katliamda 50’den fazlası çocuk 84 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi enkazda kayboldu ve yaralandı.” ifadesi kullanıldı.
“İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı” vurgulanan açıklamada, İsrail ordusunun sivillerin ve yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı binaları hedef aldığı aktarıldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

GAZZE’NİN KUZEYİNDE SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ
İsrail ordusunun yaklaşık 1 aydır sıkı kuşatma uyguladığı Gazze’nin kuzeyinde sağlık ve sivil savunma ekiplerinin hedef alınmaları sebebiyle görevlerini yerine getiremediği hatırlatıldı.
Açıklamada, İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyinde sağlık sistemini çökerttiği ve hastaneleri hedef alarak hizmet dışı bıraktığı kaydedildi.

Uluslararası toplum ve kuruluşlara “insani görevlerini üstlenme” çağrısı yapılan açıklamada, sivillerin, hastanelerin ve sağlık kurumlarının korunması ve Gazze’deki soykırımı durdurması için İsrail’e baskı yapılması istendi.

Açıklamada, tüm dünya ülkelerine sivilleri, yerinden edilenleri ve çocukları hedef alan bu korkunç katliamları kınama çağrısı yapıldı.
Gazze’de işlenen suçlardan İsrail, ABD yönetimi, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkeler sorumlu tutuldu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Doktor Andre, İsrail’in saldırılarının devam ettiği Gazze’de işlevsel hastane kalmadığını, bölgedeki sağlıkçıların yardımların bölgeye ulaşmasına ihtiyaç duyduğunu belirtti. Fransız acil servis hekimi Andre, 8-22 Şubat tarihlerinde Gazze’nin Han Yunus kentindeki Avrupa Hastanesi’nde görev yaptı. Pascal Andre, “Biz kafasından vurulan çocuklara tanık olduk. Bir çocuğun kafasına sıkan bir keskin nişancı nasıl insan kalabilir? Hamile bir kadının karnına ve kafasına sıkan bir keskin nişancı, evine dönüp karısına ve çocuklarına nasıl sarılabilir?” diye konuştu.

TEK KURŞUN VE KASITLI
Geçtiğimiz günlerde ABD merkezli New York Times gazetesi de Gazze’de gönüllü 65 sağlık çalışanının şahit olduklarına yer vermişti. Söz konusu sağlıkçılardan 44’ü Gazze’de başından ya da göğsünden vurulmuş birden fazla küçük yaşta çocuk gördüğünü ifade etti. Ortopedi cerrahı Dr. Khawaja Ikram, şahit olduğu dehşeti anlatırken “Bir gün acil servisteyken her birinin kafasında tek bir kurşun deliği olan 3 ve 5 yaşlarında iki çocuk gördüm. Kendilerine İsrail’in Han Yunus’tan çekildiği söylenmiş. Bu yüzden evlerine geri dönmüşler. İsrailli keskin nişancı ikisini de vurmuş” demişti
SANSÜRCÜ GAZZE KASABI
İsrailli Haaretz gazetesinin sahibi Amos Schocken’in, Netanyahu hükümetini eleştirerek “Filistinli özgürlük savaşçıları” ifadesini kullandığı Londra’daki konferans konuşmasının ardından İsrail İçişleri Bakanlığı gazete ile ilişkileri askıya aldığını duyurdu. İsrail İçişleri Bakanlığı’ndan yayımlanan açıklamada, Haaretz gazetesiyle yürütülen faaliyetlerin ve işbirliğinin bir sonraki duyuruya kadar askıya alındığı bildirildi.

NAZİ KAMPINDAKİ MİNİK JULİA
İsrail ordusunun paylaştığı ve onlarca Filistinli erkeğin yarı çıplak şekilde bir arada gözaltına alındığı görüntülerde kameralara küçük bir kız çocuğu takılmıştı. BBC Arapça ekibi fotoğraftaki tek kız olan Julia ve babasına ulaştı. 3 yaşındaki Julia Abu Warda’nın hayatta ve ailesinin yanında olduğu öğrenildi. İsrail’in bombalarından dolayı işitme sorunu yaşayan Julia’nın babası Muhammed, “Son 21 günde 5 kez yer değiştirmek zorunda kalmıştık. Yine İsrail’in ‘bombalanacak’ uyarısının ardından bulunduğumuz yeri değiştirirken İsrail askerlerinin güvenlik kontrolüne rastladık ve erkekleri bu şekilde toplayıp soydular. Julia da o sıra kucağımdaydı” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avrupa Birliği yaptığı soruşturmanın neticesinde Çin menşeli elektrikli araçlara uygulanan tarifeleri yüzde 45.3’e kadar artırma kararı aldı.
Avrupa Komisyonu, AB’nin standart yüzde 10 otomobil ithalat vergisine ek olarak Tesla için yüzde 7,8’den yeni sekme açarak Çinli SAIC için yüzde 35,3’e kadar değişen ekstra tarifeler belirleyecek.
RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANDI
Ek tarifeler Salı günü AB Resmi Gazetesinde yayınlanarak resmen onaylandı ve bugün yürürlüğe girecek.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Carlos Mazon basına yaptığı açıklamada, “Cansız bedenler bulundu, ancak ailelere saygı gereği daha fazla bilgi paylaşmayacağız” dedi.
İspanya’da etkili olan şiddetli yağmur ve dolu yağışları, birçok bölgede ani sellere yol açtı.
Yetkililere göre, bin kişiden az nüfusa sahip Albacete’nin doğusundaki Letur kentinde altı kişiden haber alınamıyor.
Bulunan cenazelerin sayısı açıklanmazken, kurtarma çalışmaları gece boyunca devam ediyor.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, sel sularının köprüleri yıktığı ve arabaları sürüklediği görülüyor. Bazı videolarda insanların sele kapılmamak için ağaçlara tutunduğu görüntülendi.
Acil durum ekiplerinin bazı bölgelere ulaşmakta zorlandığı bildirilirken, radyo ve televizyon istasyonlarına sel bölgelerinde mahsur kalan veya sevdiklerini arayan yüzlerce kişiden yardım çağrısı geldiği belirtiliyor.
Yerel yetkili Milagros Tolon, İspanyol kamu televizyonu TVE’ye yaptığı açıklamada, acil durum ekiplerinin Letur’da kayıp kişileri aramak için drone kullandığını söyledi.
Tolon, “Önceliğimiz bu insanları bulmak” dedi.
İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı AEMET, Valencia bölgesinde kırmızı alarm, Endülüs’ün bazı bölgelerinde ise ikinci en yüksek seviye alarm ilan etti.
Valencia Belediyesi, Çarşamba günü tüm okulların ve spor etkinliklerinin askıya alındığını ve parkların kapalı kalacağını duyurdu.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, X platformunda yaptığı paylaşımda kayıp kişilerle ilgili haberleri “endişeyle” takip ettiğini belirtti.
Sanchez, halkı yetkililerin tavsiyelerine uymaya çağırarak “gereksiz seyahatlerden kaçınılması” gerektiğini vurguladı.



Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Deprem, Türkiye’nin gündeminden düşmüyor..
6 Şubat’ta yaşanan yıkıcı depremin ardından yaralar sarılırken, her deprem haberinde ise vatandaşların tedirginliği artıyor.
Son olarak Antalya sallandı..
ANTALYA AÇIKLARINDA 4 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
AFAD, saat 19.43’te merkez üssü Antalya’nın Demre ilçesi açıklarında Akdeniz’de 4.0 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini duyurdu..
DERNLİĞİ 7 KİLOMETRE
Depremin 7.46 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlendi.


Dilay Kaynak
Editor
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki sergi salonunda düzenlenen 29 Ekim Özel Programı’na katılarak burada bir konuşma gerçekleştirdi.
Konuşmasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, İmralı’da mahkum bölücü terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan hakkındaki çıkışına da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
“ÖNYARGISIZ DEĞERLENDİRİLMELİ”
Dünyada ve bölgemizde tarihi gelişmelerin yaşandığı siyasi ve ekonomik yeniden yapılanma sürecinin kapılarının aralandığı bir dönemdeyiz. Böyle bir dönemde 85 milyon hep birlikte Türkiye yüzyılı vizyonu etrafında bütünleşmemiz çok daha önemli ve hayati hale gelmiştir. Bunun için de ülke ve millet olarak önümüzdeki siyasi, sosyal, ekonomik sorunları hızla çözmemiz şarttır. Cumhur İttifakı ortağımızın öncülüğünde son dönemde ortaya konan yaklaşımların bu geniş arka plan ışığında önyargısız olarak değerlendirilmesinin daha faydalı olacağı kanaatindeyiz.
İLGİLİ HABERCumhurbaşkanı Erdoğan: 29 Ekim’de binlerce yıllık bir devlet, yeniden yükseldi
“MEVLANA’NIN DEDİĞİ GİBİ; YENİ ŞEYLER SÖYLEMEMİZ LAZIM”
Bu yaklaşım, kadim devlet aklının, milletimizin binlerce yıllık tecrübesinden süzülüp gelen irfanının gereğidir. Hazreti Mevlana’nın ifadesiyle, yeni şeyler söylememiz gereken, sorunları görmezden gelen değil, kararlı irade ortaya koyup çözmemiz gereken bir iklime girdik. Aksi halde, nevzuhur devletlerden ve toplumlardan bir farkımız kalmaz. Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Milli mücadele tek başına bu halkın en zor şartlarda bile neler yapabileceğinin en güzel timsalidir. Aziz milletim, değerli misafirler, milli mücadelede asker sayısı, ekonomik güç, silah, teçhizat, ulaşım ve istihbarat imkanları bakımından üstün olan taraf işgalcilerdi. Ama Allah’ın nusret ve inayetiyle zaferi kazanan biz olduk.
İLGİLİ HABERSON DAKİKA! Devlet Bahçeli: Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Kürt sorunu yoktur
İLGİLİ HABERDEM Parti’den Devlet Bahçeli’ye ‘Türk ile Kürtlerin birbirini sevmesi farzdır’ yanıtıYavuz Yıldırım
Haber Müdürü
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İşten çıkarılan Microsoft çalışanları Abdo Mohamed ve Hossam Nasr, Associated Press’e (AP) yaptıkları açıklamada, “Gazze’deki soykırımının kurbanlarını onurlandırmak ve Microsoft’un bu soykırımdaki suç ortaklığına dikkati çekmek” amacıyla şirketin Washington’daki Redmond kampüsünde sessiz protesto düzenlediklerini bildirdi.

Bu protestonun, Microsoft tarafından onaylanan ve ihtiyaç sahibi insanlar için düzenlenen diğer bağış kampanyalarına benzer olduğunu ifade eden çalışanlar, düzenledikleri protestodan birkaç saat sonra işten çıkarıldıklarını öğrendiklerini kaydetti.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında sevdiklerini kaybeden çok sayıda kişinin şirket bünyesinde yer aldığını vurgulayan Mohamed, “Microsoft, bir araya gelip acımızı paylaşabileceğimiz ve artık kendileri adına konuşamayan insanların anılarını onurlandırabileceğimiz bir alan yaratmayı başaramadı.” ifadesini kullandı.

Çalışanlar ayrıca, Microsoft’un bulut teknolojisinin İsrail hükümetine satılmasına karşı çıkan “Apartheid için Azure’a Hayır” adlı koalisyonun üyesi olduklarını belirtti.


Microsoft ise söz konusu olayın ardından yaptığı açıklamada “iç politikaya uygun olarak bazı çalışanların işine son verildiğini” açıklamış, ancak konuyla ilgili ayrıntılı bilgi vermeyi reddetmişti.
İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler ve Gazze hakkında depoladığı dataların artması üzerine Amazon bulut sunucuları ile Microsoft ve Google’ın yapay zeka sistemlerini, bilgilerin sınıflandırılması ve filtrelenmesinde kullandığı ağustosta ortaya çıkmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saldırı anında binalardan birinde bulunan Lübnanlı Şalan ez-Zeyn, öğle saatlerinde 3 patlama sesi duyduklarını ve birden evdeki eşyaların üzerlerine düşmeye başladığını, annesi ile kız kardeşinin hafif şekilde yaralandığını, diğer binada yaralılar ve hatta ölenler olduğunu söyledi.
Saldırı öncesinde binanın boşaltılması yönünde hiçbir uyarı yapılmadığını kaydeden Zeyn, “Bu düşman, Gazze’de, Lübnan’da, Irak’ta hep bunu yapıyor. Tarihi boyunca hep böyle korkak ve cani olmuştur.” dedi.
Sağlık Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada, Sayda ilçesindeki saldırıda 8 kişinin öldüğünü, 25 kişinin yaralandığını açıklamıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yetkililerden alınan bilgiye göre, dün akşam saatlerinde başkent Lefkoşa’daki Dr. Burhan Nalbantoğlu Acil Durum Hastanesi’nde bulunan 7 bebekten kuvözde tedavi gören 20 günlük Mihrimah Toymuradov yaşamını yitirdi, sağlık durumları kritik olan 6 bebek entübe edildi.

Bebeklerin aileleri, hastane önünde toplanarak hastane yönetimine tepki gösterdi. Aileler, bebeklere sıvı besin yerine tıbbi alkol verildiğini iddia etti.

Sağlık Bakanlığı, hastane ile ilgili inceleme başlattı. Polis, hastanenin Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde çalışan 4 görevliyi gözaltına aldı.
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, konu ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada, olaydan büyük üzüntü duyduğunu kaydederek, gerekli soruşturmanın yapılmasının takipçisi olacağını belirtti.

Tatar, süreç ile ilgili Sağlık Bakanlığı ve polisin gerekli çalışmaları yürüteceğini vurgulayarak, “Kaybettiğimiz bebeğimize Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı, diğer etkilenen bebeklerin en kısa zamanda sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyorum.” ifadesini kullandı.

KKTC Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek de yaptığı açıklamada, olayın tüm boyutları ile araştırılacağını ve bir ihmal varsa sorumluların cezalandırılacağını kaydetti. Dinçyürek, sürecin yargıya intikal ettiğini ve şeffaf şekilde yürütüleceğini söyledi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başbakanlığa yakın kaynaklara dayanılan haberde, 17-19 Ekim’de sürecek festival kapsamında İşiba’nın tapınağı ziyaret etmeyi planlamadığı aktarıldı.
Kabine Başsekreter Yardımcısı Aoki Kazuhiko, düzenlediği basın toplantısında, “Tapınağı ziyaret edip etmeme kararı Başbakan’ındır” dedi.

GÜNEY KORE’DEN DERİN HAYAL KIRIKLIĞI
Güney Kore Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğünden yapılan açıklamada, Başbakan İşiba’nın bağışının “derin hayal kırıklığı ve pişmanlığa” neden olduğu belirtildi.
Bağışın, “Japonya’nın geçmişteki saldırganlığını yücelttiği ve savaş suçlularını kutsadığı” savunulan açıklamada, “Japonya’nın yeni kabinesinin sorumlu liderlerini, tarihle dürüstçe yüzleşmeye ve içtenlikle pişmanlık duyduklarını göstermeye çağırıyoruz” ifadesi kullanıldı.

DAHA ÖNCE DE TEPKİLERE NEDEN OLMUŞTU
Temmuz 2022’de uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Japonya Başbakanı Abe Şinzo, 2013’te tapınağı ziyaret etmiş ve bu ziyaret komşu ülkelerin tepkisini çekmişti.
Japonya’da hükümet yetkilileri ve iş dünyası yöneticilerinin yıl içinde birçok kez ziyaret ettiği kutsal tapınağa, başbakan düzeyinde en son Abe gitmişti.
İlk olarak 1869’da inşa edilen tapınağın İkinci Dünya Savaşı’nda ölen 2,5 milyon kişinin anısını onurlandırdığı biliniyor. Tapınak keşişlerinin 14 savaş suçlusunu, 1978 yılında “kutsal” kabul etmesi tartışmalara neden olmuştu.
Komşu ülkeler nezdinde “Japonya’nın geçmiş militarizminin sembolü” olarak görülen tarihi tapınak, savaşta ölenlerin anılması amacıyla yıl içinde farklı festivaller dolayısıyla ziyaretçi akınına uğruyor.


YENİ SEÇİLDİ
Japonya’da iktidardaki Liberal Demokrat Parti (LDP) içi siyasi bağış fonu skandalı sonrası önceki Başbakan Kişida Fumio, istifa kararı almıştı.
27 Eylül’de parti içi seçimin ikinci turunda LDP liderliğinde seçilen İşiba, partisinin hakimiyetindeki Mecliste 1 Ekim’de ülkenin 102. başbakanı olmuştu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri: İsrail’in Suriye’nin liman kenti Lazkiye’ye yönelik bir saldırı gerçekleştirdiği bildirildi. Saldırının ardından hedef alınan bölgede yangın ve patlamaların meydana geldiği belirtildi.

Filistin ve Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdüren İsrail, bu kez Suriye’yi hedef aldı. Resmi Suriye basınında yer alan haberlere göre, İsrail’in liman kenti Lazkiye’ye yönelik bir saldırı gerçekleştirdiği bildirildi. Saldırının ardından Suriye hava savunma sistemlerinin devreye girdiği belirtilirken, hedef alınan bölgede yangın ve patlamaların yaşandığı kaydedildi. İsrail’den konuya ilişkin açıklama yapılmazken, Suriye merkezli bazı sosyal medya hesapları İsrail’in İran destekli gruplara ait bir silah deposunu vurduğunu iddia etti.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

HİZBULLAH’TAN İSRAİL’E DARBE
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları sürerken, Hizbullah İsrail’e çifte darbe vurdu. Hizbullah’ın sosyal medya platformu Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail’in Kiryat Shmona şehrine bir dizi füze saldırısı gerçekleştirildiği bildirildi.

Saldırıyı doğrulayan İsrail basını en az 10 füze fırlatıldığını duyururken, şehirde meydana gelen patlama ve yangın görüntüleri sosyal medyada paylaşıldı. Hizbullah ayrıca Lübnan’ın Nakura bölgesi yakınlarındaki Labbouneh Tepeleri’nde seyreden bir İsrail tankının güdümlü füzeyle vurulduğunu duyurdu. Saldırı sonrasında alev alan tank kilometrelerce öteden amatör kameralara yansırken, İsrail’den Hizbullah’ın son misilleme eylemlerine dair resmi açıklama yapılmadı.

ABD YEMEN’İ VURDU
ABD ordusu, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki uluslararası sularda seyreden askeri ve sivil gemileri hedef alan Husilere yönelik bir dizi saldırı gerçekleştirdiğini duyurdu. ABD Merkez Komutanlığı’ndan (CENTCOM) yapılan yazılı açıklamada, “Yemen’de İran destekli Husilere ait çeşitli gelişmiş konvansiyonel silahların bulunduğu çok sayıda silah deposuna yönelik hassas hava saldırıları düzenlendiği” kaydedildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyinde “tam anlamıyla soykırım suçu işlediği” vurgulanan açıklamada, saldırıların “Generaller Planı” çerçevesinde işlendiği belirtilerek “modern tarihin Nazi döneminden bu yana en acımasız askeri planlarından birisi” nitelendirmesi yapıldı.
Hamas, siyasi ve askeri desteği sebebiyle, İsrail’in Gazze’nin kuzeyini yok etmesinden Washington yönetiminin sorumlu olduğunu ifade etti.

“İNSANİ YARDIMA İZİN VERİLMELİ”
Hamas, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği (AB)-Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi konusunda yaptığı açıklamada ise “somut adımlar” çağrısında bulundu.
Açıklamada, “Zirvenin Gazze’ye tüm geçişlerin açılması ve insani yardım girişine izin verilmesi çağrısı kapsamında, BM Güvenlik Konseyi’nin 2735 sayılı kararındaki ateşkes çağrısı uyarınca somut adımların atılmasını gerekiyor.” ifadelerine yer verildi.

İSRAİL PLANININ DETAYLARI
İsrail’deki “Ynet” haber sitesinin 4 Eylül’deki haberinde, ordudaki eski Operasyonlar Bölümü Başkanı General Giora Eiland’ın girişimiyle hazırlanan ve onlarca eski rütbeli subay ile generalin katkı sağladığı bir plandan bahsedilmişti.
“Generaller Planı” adını taşıyan bu plan, Filistinlileri, Gazze Şeridi’nin kuzeyinden tehcir etmeyi, bunun ardından bölgenin kuşatılmasını ve silahlı direnişçilerin “ölüm ya da teslim olma” arasında tercihe zorlanmasını içeriyor. Gazze’nin kuzeyinde 7 Ekim itibarıyla başlatılan saldırı, abluka ve tahliye sürecinin bu plan kapsamında gerçekleştirildiği düşünülüyor.
İsrail ordusu 13 gündür Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı ile Beyt Lahiya ve Beyt Hanun’a yoğun kara ve hava saldırısı düzenliyor.
Bölgeyi kuşatan İsrail askerleri, hareket eden her şeyi hedef alarak bölgeye giriş çıkışları da engelliyor.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansı (KCNA), ülkenin anayasasında yapılan değişiklikle Güney Kore’nin ilk kez “açık bir şekilde düşman devlet” olarak tanımlandığını bildirdi.
KCNA’nın haberine göre, Güney ile son dönemlerde gerilim tırmanırken, Kuzey Kore, bölgede tansiyonu artıracak bir anayasa değişikliği yaptı.
Haberde, Kuzey Kore’nin anayasada yaptığı değişiklikle Güney Kore’nin ilk kez “açık bir şekilde düşman devlet” olarak tanımlandığı ifade edildi.
Koreleri birbirine bağlayan yolların bir kısmının 15 Ekim’de patlatılmasının nedenine de değinilen haberde, bu gelişmenin anayasa değişikliğine uygun şekilde “kaçınılmaz ve meşru” tedbirler olduğu kaydedildi.
Haberde açıklamasına yer verilen Kuzey Kore Savunma Bakanlığından bir sözcü ise Pyongyang’ın güney sınırlarını “kalıcı olarak güçlendirmek için önlemler almayı sürdüreceğini” kaydetti.

GÜNEY KORE’DEN YANIT GELDİ
Öte yandan, Yonhap’ın haberine göre, Güney Kore Birleşme Bakanlığından yapılan açıklamada, “birleşme karşıtı” olarak nitelenen “düşman devlet” tanımlaması kınandı.
Açıklamada ayrıca, “Kuzey’in provokasyonlarına güçlü bir şekilde karşılık verileceği” yinelendi.

DEVLETLERİN BİRLEŞMESİ İMKANSIZ
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ocakta Güney Kore’nin “değişmez baş düşman” olarak tanımlanması için anayasanın yeniden yazılması çağrısında bulunmuştu.
Güney Kore ile ABD’yi, askeri tatbikat düzenleyerek ve stratejik varlıklar konuşlandırarak Kore Yarımadası’nı olası savaş bölgesine dönüştürmekle suçlayan Kim, Güney Kore ile yeniden birleşme arayışına girmenin “imkansız” olduğunu vurgulamıştı.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD’de yayın yapan Politico gazetesinin haberine göre, Grande, 29 Ağustos’ta Washington’da yardım kuruluşlarının temsilcileriyle Gazze’deki insani durum hakkında toplantı yaptı.

SİLAH TRANSFERİ DURMAYACAK
Toplantıya katılan 3 insani yardım temsilcisi ile toplantıya ilişkin bilgi sahibi 2 kişi, Gazze’deki çalışmalarının sekteye uğramasından endişe duydukları için isim vermeden Politico’ya yaptıkları değerlendirmede, Grande’nin bu görüşmede, ABD yönetiminin, yardımları engellese dahi İsrail’e silah transferini durdurmayacağını açıkladığını aktardı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Buna göre, Grande toplantıda, ABD’nin Gazze’ye insani yardımların girişine izin vermesi için Birleşmiş Milletler üzerinden İsrail’e baskı uygulamak gibi başka taktikleri de değerlendirebileceğini ancak Washington yönetiminin İsrail’i desteklemeye devam edeceğini, silah sevkiyatını geciktirmeyeceği ya da durdurmayacağını vurguladı.

“KURALLAR İSRAİL İÇİN GEÇERLİ DEĞİL”
Gazze’ye insani yardımların girişini İsrail’in nasıl engellediğini ve bunun insancıl hukuku ihlal ettiğini ayrıntılarıyla anlatan katılımcılara cevaben Grande’nin “Kuralların İsrail için geçerli olmadığını” söylediği kaydedildi.

ABD KÖTÜ POLİSİ OYNAMAYACAK
Politico’ya konuşan yetkililerden biri, Grande’nin ABD’nin bazı müttefiklerine karşı “kötü polisi oynayamayacağını” ifade ettiğini aktardı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bir yılı aşan soykırımda kadın, çocuk demeden on binlerce Müslümanı öldüren İsrail, Hamas’ın yeni lideri Yahya Sinvar’ı şehit etti. İsrail Dışişleri Bakanı Katz, “Hamas lideri Yahya Sinvar İsrail ordusu tarafından öldürüldü” açıklamasını yaptı. Sosyal medyaya ise Yahya Sinvar’ın şehit olduğunu gösteren görseller ve görüntüler servis edildi.

ŞEHADET PARMAĞINI KESMİŞLER
Görüntülere bakıldığında Yahya Sinvar’ın sağ kolundan ve sol dizinden ve başından vurulduğu görülüyor. İsrail askerleri Sinvar’ın cansız bedenine ilk ulaştığında çekilen görüntülerde ise sol elin işaret parmağı kesik görünmüyor.
İsrail askerlerinin Yahya Sinvar’ın üzerindekileri çıkarırken kaydettiği görüntüde ise sol işaret parmağının ölümü sonrasında kesildiği görülüyor.

Bu da Yahya Sinvar’ın sağ eli parçalandığı için sol işaret parmağının ölümünden sonra İsrail askerleri tarafından şehadet parmağı olarak kesildiğini ortaya çıkarıyor. Kimi sosyal medya yorumlarında ise parmak izi için parmağının kesildiği iddia ediliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Lübnan’da BM barış gücünde faaliyet gösteren Fransız askerlerinin korunmasının, “tüm tarafların sorumluluğunda” olduğunu hatırlatan diplomatik kaynaklar, tarafları bu sorumluluğa uygun hareket etmeye ve “UNIFIL’in hareket özgürlüğü dahil görevini sürdürmesine izin vermeye” çağırdı.
Diplomatik kaynaklar, Fransa’nın, “UNIFIL’e ve barış gücünün Mavi Hat yakınındaki pozisyonunu koruma kararına tam destek” verdiğini aktardı.
İsrail Başbakanı Netanyahu, UNIFIL’in Lübnan’ın güneyinden geri çekilmesini istemiş, BM ise Lübnan’daki barış gücünün operasyon bölgesinden ayrılmayacağını bildirmişti.

BM KOMUTA MERKEZİ HEDEF ALINMIŞTI
UNIFIL, 10 Ekim’de İsrail ordusunun bir gözlem kulesini hedef alması sonucu iki barış gücü askerinin yaralandığını duyurmuştu.
11 Ekim’de de İsrail ordusu Lübnan’ın güneyindeki Ras Nakura bölgesindeki UNIFIL komuta merkezinin ana girişini top mermisiyle hedef almış, bir UNIFIL gözlem kulesi de “Merkava tankı” ile vurulmuştu. Saldırılarda iki askerin daha yaralandığı bildirilmişti.
Birçok ülke, İsrail’in UNIFIL güçlerine yönelik saldırılarını kınamıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Son dakika haberleri: Dünya gündemi Hamas lideri Yahya Sinvar’ın suikastıyla sarsıldı. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), dün yaptıkları açıklamada 31 Temmuz’da Tahran’da öldürülen Hamas Siyasi Büro Şefi İsmail Haniye’nin yerine geçen Yahya Sinvar’ın hayatını kaybettiğini duyurdu.

IDF Sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari, yayınladığı video mesajda Hamas’ın son lideri Sinvar’ın öldürüldüğünü açıkladı. Sinvar’ın “İsrail’e yönelik en ölümcül saldırının” planlayıcısı olduğunu iddia eden Hagari, “Sinvar adaletten kaçmaya çalışıyordu. Ancak başarısız oldu” dedi. “Onu bulup adalete teslim edeceğimizi söylemiştik ve bunu yaptık” ifadelerini kullanan Hagari, “Gazze’deki sivillerin arkasına saklanarak İsrail’e karşı savaşmayı seçen oydu” şeklinde konuştu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

“OPERASYONLARIMIZ SÜRECEK”
Gazze’ye yönelik saldırılardan Hamas’ı sorumlu tutan Hagari, “Tüm rehineleri evlerine döndürene dek durmayacağız. İsrail vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya yönelik operasyonlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

NETANYAHU’DAN FLAŞ HAMLE
Yerel basında çıkan haberde, Netanyahu’nun bazı bakanlar ve üst düzey güvenlik yetkilileriyle “özel” bir toplantı yapacağı belirtildi. Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığı yerleşkesinde yapılacak güvenlik toplantısında, İsrail ile Hamas arasında esir takası müzakerelerinin ele alınacağı ifade edildi.
İsrail, Hamas Lideri Yahya Sinwar’ın ölmeden önceki son anlarını paylaştı

ABD’DE HAREKETLİLİK BAŞLADI
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’u telefonla arayarak İsrail’in “Hamas lideri Yahya Sinvar’ı öldürdüğü” yönündeki açıklamasına ilişkin görüşme yaptı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ZİYARETTE MASAYA YATIRILACAK KONULAR
Barzani’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Türkiye ile Irak ve IKBY arasındaki ilişkileri güçlendirme konusunda görüş alışverişinde bulunacağı belirtilen açıklamada, tarafların bölgedeki son gelişmeleri ve her iki tarafı ilgilendiren çeşitli konuları ele alacakları ifade edildi.
IKBY ile Türkiye arasındaki ilişkilerin, uzun süredir güvenlik, enerji ve ticaret temelinde şekillendiği biliniyor. Ancak iki taraf arasındaki en önemli gündem başlığı, PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki varlığı. Türkiye, sınır ötesinde terör örgütü PKK ile mücadelesinde IKBY’nin desteğine önem veriyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“TCMB ART ARDA 250 BAZ PUANLIK FAİZ İNDİRİMLERİNE GİDECEK”
Morgan Stanley ekonomistleri ocak ayından itibaren art arda 250 baz puanlık faiz indirimleri öngörürken, TCMB’nin politika faizini mart ayına kadar yüzde 42,5’e ve haziran ayına kadar da yüzde 35’e çekeceğini tahmin etti. Sonrasında gevşeme döngüsünün daha küçük adımlarla devam edeceğini öngören analistler, gerçekleşen enflasyona göre reel faiz oranlarının yaklaşık yüzde 3 olmasını bekledikleri belirtildi. Morgan Stanley ekonomistleri, Türk bankaları için 2025-2026 net gelir tahminlerini de ortalama yüzde 19 oranında düşürdü.
DOLAR KURU TAHMİNİ
Türk lirasının yıl sonunda dolar karşısında 36 seviyesindeki önceki tahminin üstünde güçlenme riski olduğunun altı çizildi. Bankanın Dolar/TL için 2025 yıl sonu beklentisi de 45 olarak kaydedildi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“Bu Otel Yasadışı” ve “Suyumuz Sizin Havuzunuzda” yazılı pankartlar taşıyan protestocular, otelin yüzme havuzlarından su doldurdu. Yerel halk, son dönemdeki su kesintilerinden dolayı öfkeli ve otellerde kalan turistlerin sınırsız su kullandığını iddia ediyor.
Adalılar, kuraklık nedeniyle şiddetli su kesintileriyle karşı karşıya. Protestocular, otel misafirlerine dağıttıkları el ilanlarında, “Sandos Papagayo’da kalırsanız, bu çevresel suça ortak olursunuz” mesajını iletti.
Bu eylem, İspanya genelinde artan turizm karşıtı protestoların bir parçası. Geçen yaz, on binlerce İspanyol, ülkeye gelen 85 milyondan fazla turisti caydırmak için çeşitli şehirlerde gösteriler düzenledi.
İspanya’nın veri ajansı INE’ye göre, 2024 yılı turizm açısından yeni bir rekor yıl olabilir. Ancak bu durum, yerel halkın maaşlar, konut ve fırsatlar konusundaki memnuniyetsizliğini artırıyor. Sakinler, aşırı turizmin yaşam koşullarını kötüleştirdiğine inanıyor.
Veriler, turistlerin giderek otel yerine kiralık daireleri tercih ettiğini gösteriyor. Bu eğilim, konut fiyatlarını yükseltiyor ve yerel halkın ev bulmasını zorlaştırıyor.
Protestocular, 20 Ekim’de Kanarya Adaları genelinde daha büyük bir gösteri planlıyor. Hükümetin turizm politikasını ve yerel kaynakların kullanımını eleştiren gruplar, gelecek planlarının toplumun gerçek katılımı olmadan yapıldığını savunuyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’de 5 Kasım’da yapılacak olan başkanlık seçimine sayılı günler kala ABD merkezli Fox News kanalı, Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Donald Trump ve Demokrat Parti’nin adayı Kamala Harris’i 24 ya da 27 Ekim tarihlerinde yapılacak ikinci canlı yayın düellosuna davet etti. Fox News, ikinci bir canlı yayın düellosunun “her adaya kapanış argümanlarını sunma fırsatı vereceğini” aktardı.
Trump ve Harris, daha önce 10 Eylül’de ABC News tarafından Philadelphia’da gerçekleştirilen canlı yayın düellosunda karşı karşıya gelmişti. Trump, seçimlerden önce başka bir canlı yayın düellosu olmayacağını söylemişti.
Trump ve Harris, henüz söz konusu teklifle ilgili açıklama yapmadı. – NEW YORK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Discord Mayıs 2015’te piyasaya sürüldü.
Başlarda birçok oyunsever, platformu, oyun oynarken bir yandan sesli sohbet etmek için kullandı.
Discord, kullanıcılarına, sohbet odaları oluşturabildikleri “sunucular” kurma imkanı tanıyan bir platform.
Birçok açıdan özelleştirilebilen bu sunucular herkese açık ya da yalnızca davetiye yoluyla girilebilecek şekilde ayarlanabiliyor.
Bir sunucuya üyeyseniz, dünyanın neresinde olursanız olun o sunucuda “kanallar” adı verilen yazılı ya da sesli sohbet odalarına katılabiliyorsunuz.
Kullanıcılar, bireysel olarak ya da en fazla 10 kişilik gruplar halinde “direkt mesajlar” üzerinden sunuculara girmeden irtibat da kurabiliyor.
Platforma katılmak için en az 13 yaşında olmak gerekiyor. Eğer bir ülkenin sosyal medya yasalarına göre asgari üyelik yaşı bunun üstündeyse Discord’a kaydolmak için yerel mevzuattaki şartlar esas alınıyor.
Platform ilk çıktığı yıllarda oyunseverler arasında popüler oldu.
Ancak yayın açma, görüntülü arama gibi fonksiyonların eklenmesiyle yıllar içinde tabanını yüzbinlerden on milyonlara çıkardı.
Discord bugün oyunseverlerin yanı sıra şirketlerden okullara, arkadaş gruplarından enstitülere birçok farlı topluluğun iletişim kurmak ve içerik paylaşmak için kullandığı bir platform.
Discord’un platformun aylık aktif kullanıcı sayısı 150 milyonun üzerinde.
Platformun karanlık yüzü
Bazı diğer sosyal medya platformunda olduğu gibi Discord’u da kötüye kullananlar var.
Platformun adı, hem Türkiye’de hem de dünya çapında, siber suçlar, online zorbalık ve cinsel istismar iddialarıyla anıldı.
Discord, İstanbul’da 4 Ekim Cuma günü İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil adlı 19 yaşındaki iki kadının aynı yaştaki Semih Çelik tarafından vahşice öldürülmesinin ardından tartışma konusu oldu.
Çelik’in Discord üzerinden bir Incel (Involuntary celibate/İstemsiz Bekarlık Projesi) grubuyla iletişim halinde olduğu iddia edildi.
Cinayetlerin ardından Discord ile benzeri platformlarda suç unsuru içerikler paylaşılan çok sayıda grup olduğu ve bunların bazılarının üyelerini suça özendirdiği öne sürüldü.
Platforma, 9 Ekim günü, “Çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik suçlarının işlendiğine dair yeterli şüphenin bulunması” nedeniyle erişim engeli getirildi.
Gazeteci ve İletişim Danışmanı Mehmet Şafak Sarı, toplumu şoke eden cinayetleri işleyen Çelik ve onun gibi toplumda kendine yer bulamayan kişilerin birbirlerini teşvik eden, cesaretlendiren şiddet içerikleri paylaşmak için Discord ve benzeri platformları kullandıklarını söyledi.
BBC Türkçe‘ye konuşan Sarı, bu kişilerin tepki gördükleri ya da platform kuralları tarafından engellendikleri için paylaşımlarını herkese açık uygulamalarda yapmayı tercih etmediklerini ifade etti.
İletişim Danışmanı Sarı, Discord’a erişimin engellenmesiyle bu davranışın daha da teşvik edilebileceği, bu tip faliyetler yürütmek isteyecek çocukların “daha da kapalı bir mecraya yönelebileceği” uyarısında bulundu.
Sarı, örnek olarak da Türkiye’nin Ağustos’ta Roblox adlı oyun platformunu yasaklamasını gösterdi.
Roblox’a “çocukların istismarına neden olacak içerikler barındırdığı için” erişim engeli getirilmişti.
Sarı, “Roblox yasaklandığında da çocuklar farklı sitelere yönlendi. Discord’da da aynı şeyi yaşayabiliriz” dedi.
Discord’un Türkiye’de erişime engellenmesinden bir gün önce Rusya da platformu yasaları ihlal ettiği ve uygunsuz içerikleri kaldırmadığı gerekçesiyle ülke çapında yasakladı.
2023’te ise ABD Savunma Bakanlığı’ndan sızdırılan bazı belgelerin bir asker tarafından ilk olarak Discord’daki bir sunucuda paylaşıldığı tespit edilmişti.
Discord’un güvenlik önlemleri yeterli mi?
Discord, BBC Türkçe’nin Türkiye’deki erişim engeli ve platform güvenliğiyle ilgili sorduğu sorulara haber yayına girdiği sırada henüz yanıt vermemişti.
Ancak platformun “politika ve güvenlik” sayfasında ne tür önlemler aldığına dair detaylı açıklamalar mevcut.
Discord’un göre platformda taciz, tehdit, kişisel bilgilerin ifşası, nefret söylemi, aşırılıkçılık, çocuk istimarı, 18 yaş altı kullanıcılar ile cinsel içerik paylaşımı, intihar ve kendine zarar vermeyi teşvik ve aşırı şiddet içerikli görüntüler paylaşmak yasak.
Kurallarda ayrıca çocuk istismarı ya da yasa dışı içeriklerin paylaşılması gibi bazı durumlarda yerel kolluk kuvvetleriyle irtibata geçilebileceği belirtiliyor.
Discord’un web sitesinde bu vakalara dair birçok detaylı alt başlık bulmak mümkün.
Platform, Topluluk Kuralları’nı ihlal edilen içerik ve kullanıcıların engellenmesi için çalışıldığını da söylüyor.
Peki platformun aldığı önlemler sunucularda suç teşkil eden faaliyetleri durdurmak için yeterli mi?
Mehmet Şafak Sarı’ya göre Discord ve benzeri şirketlerin kurallarını uygulama sürecinde yaptırım ya da kontrol mekanizmaları oldukça sınırlı:
“Şirketler tamamen kendi belirledikleri (şekilde), kişi ve kurumların fikrini almadan süreç işletiyorlar. Bazı devletler de güvenlik politikaları ve kişilik haklarını öne sürüp farklı yönlerde hareket ediyor”
Sarı, halka da bu süreçte bir söz hakkı sağlanmadığını söylüyor.
Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 9 Ekim’de TBMM’de basın mensuplarına yaptığı bir açıklamada Discord’un ilgili devlet birimleriyle IP adresleri ve içerikler gibi bilgileri paylaşmayı reddettiği için erişime engellendiğini söyledi.
Sarı, veri paylaşımı durumunda kullanıcı gizliliğinin riske girebileceğini belirtti.
İletişim danışmanı, hem Discord gibi şirketlerin hem de kamu kurumlarının böyle süreçleri “tamamen şeffaf ve toplumda özgürlükler anlamında güvenilir bir çizgide” yürütmesi gerektiğini vurguladı.
İlgili haberler
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SOĞUTMA ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
Kaldırım Mahallesi’ndeki tarihi Hasandede Camii’nde çıkan, Bartın, Ulus, Abdipaşa ve Kumluca belediyelerine bağlı itfaiye ekipleri ile Bartın ve Ulus orman işletme müdürlüklerine ait arazözler tarafından kontrol altına alınan yangını soğutma çalışmaları sürüyor. Cami imamı Nurettin Altekin, “Biz öğle namazından çıktıktan sonra içeride bulunan kadınların bağrışmalarıyla yangını öğrendik. Sonrası bu halde, çok üzüldük” dedi.
Polis ekipleri cami çevresine şerit çekerek inceleme başlattı. Caminin ana taşıyıcı ağaç direklerinin sağlam olduğu görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Binlerce yıl medeniyetlere başkentlik yapmış önemli ilçelerden biri olan İznik, tarihi eser kaçakçıları tarafından köstebek yuvasına çevrildi. İznik ilçesi Yukarı Göllüce Mahallesindeki 3 kişinin ellerinde bir şeylerle İkiz Kayalara çıktığını fark eden Göllüce Köyü muhtarı Hüseyin Kutlu, durumu İznik Jandarma Komutanlığı ekiplerine haber verdi. Ekipler gelene kadar 5 kişinin peşine takılan Muhtar Kutlu, elindeki telefonla da o anları saniye saniye kaydetti.
Muhtar Kutlu’yu karşılarında elinde dedektörle gören zanlı koşarak kaçarken, mağara içerisinde bulunanlar ise kazı yapmadıklarını iddia etseler de hızlı hızlı olay yerinden uzaklaşmaya çalıştı. Zanlılardan birinin daha kaçtığı olayda, 3 kişi olay yerine gelen jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“El-Aksa” televizyonunun Telegram sayfasında yayınlanan habere göre, İsrail savaş uçakları, Cibaliya’daki Ebu Şerh kavşağında görevini yapan ekibi füzelerle hedef aldı.
Saldırıda kameraman ve foto muhabiri Muhammed et-Tanani öldü, muhabir Tamir Lebed de yaralandı.
İsrail askerleri ambulansların vurulan “El-Aksa” televizyonu ekibine ulaşmasına izin vermedi.
Haberde, yaralanan muhabir Lebed’in sağlık durumuna ilişkin ise ayrıntı verilmedi.
Gazze Şeridi’nde 7 Ekim 2023’ten bu yana öldürülen gazetecilerin sayısı 176’ya yükseldi
Öte yandan Gazze’deki hükümetin Medya Ofisinden yapılan yazılı açıklamada, Muhammed et-Tanani ile birlikte Gazze Şeridi’nde 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırılarında öldürülen gazetecilerin sayısının 176’ya yükseldiği kaydedildi.
Açıklamada ayrıca uluslararası topluma ve medyayla ilgili uluslararası kuruluşlara “Filistinli gazetecileri öldürmeyi bırakması için İsrail’e caydırıcı yaptırımlar uygulanması ve işlediği suçlar nedeniyle uluslararası mahkemelerde yargılanması için harekete geçilmesi” çağrısında bulunuldu.
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki bazı yerlere yeniden kara saldırısı başlatan İsrail ordusu, başta Cibaliya olmak üzere Gazze’nin kuzeyindeki Beyt Hanun ve Beyt Lahiye bölgelerini yoğun şekilde bombalıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, resmi ziyaret kapsamında Hırvatistan’a geldi. Bakan Fidan, Dubrovnik kentinde düzenlenen Ukrayna – Güneydoğu Avrupa Zirvesine katıldı. Bakan Fidan, daha sonra Hırvatistan Dışişleri Bakanı Gordan Grliç Radman ile bir araya geldi. – DUBROVNİK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kaymakam Şafak Gürçam, Demokrasi Meydanı’ndaki kermesin açılışındaki konuşmasında, tamamlandığında kapasitesi ve mimarisiyle ilçelerini temsil edecek güzel ve anlamlı bir eser yapıldığını söyledi.
Caminin temelinin 2019’da atıldığını belirten Gürçam, “Camimizin inşaatı pandemi, deprem afeti, ekonomik daralmalar gibi zorluklara rağmen hayırseverlerin büyük destekleriyle durmadan ilerliyor. İnşallah kısa zamanda tamamlanıp ibadete açılacak. Yapımında destek ve katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.” dedi.
Yeni Şeker Camisi Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Hasan Basri İnan ise cami inşaatının kaba inşaatının tamamlandığını dile getirerek, “Maliyetinin yüzde 80’ini ilçedeki hayırseverler karşıladı. Tamamlandığında 3 bin 500 kişi kapasitesi ile bölgenin en büyük camisi olacak. İlçenin gelecek yıllarına da hizmet verecek cami yapımında katkı ve emeği gecen herkese teşekkür ediyorum.” ifadesini kullandı.
İlçe Müftüsü Sıtkı Kaya’nın duası eşliğinde kermesin açılışı gerçekleştirildi.
Dört gün açık kalacak kermeste satışa sunulan ürünlerden elde edilen gelir, cami inşaatında kullanılacak.
???????
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>HİZBULLAH’TAN BİR SALDIRI DAHA
Salı günü Akdeniz kıyısındaki İsrail liman şehri Hayfa’ya misilleme olarak en büyük füze saldırısını gerçekleştiren Hizbullah, bugün bir kez daha stratejik kenti hedef aldı. Hayfa ve daha kuzeydeki Akra’da sirenler çalarken, hava savunma sistemleri aktif hale geldi.
40 FÜZE ATEŞLENDİ
İsrail medyası en az 4 kişinin düşen şarapnel parçaları nedeniyle yaralandığını bildirdi. Yaralılardan birinin durumu ağır. İsrail ordusu ise, Lübnan’dan Hayfa ve çevresine 40 füze ateşlendiğini duyurdu. Ordu, açıklamasında füzelerin birçok hasara neden olduğunu kabul etti.
ELEKTRİKLER KESİLDİ
Yediot Ahronot, Hayfa’nın kuzey banliyösü Kiryat Bialik’te füze saldırısı nedeniyle elektriklerin kesildiğini bildirdi. İsrail internet sitesi Walla ise, bu sabah Davud’un Sapanı hava savunma sistemi tarafından engellenen iki füzenin hedefinde Akdeniz’deki gaz sahası Leviathan’ın olduğunu yazdı. Hayfa ile Lübnan sınırı arasında kuş uçuşu yaklaşık 30 kilometre mesafe bulunuyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Serbest Dalış Dünya Şampiyonası, 40 ülke ve 140 sporcunun katımıyla devam ediyor.
Milli sporcu Görkem Gedik, şampiyonada paletsiz ip desteksiz kategorisinde 72 metreye, 2 dakika 50 saniyede dalış yaparak Türkiye rekoru kırdı.
Daha önce de 71 metre ile bu kategorideki rekoru elinde bulunduran Gedik, şampiyonada 5’inciliği elde etti.
Gedik, yaptığı açıklamada, rekoru yenilemenin mutluluğunu yaşadığını belirtti.
Serbest Dalış Dünya Şampiyonası, 12 Ekim’de sona erecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin haber ajansı WAFA’nın haberine göre, Arap kılığına girmiş İsrail askerleri, Nablus kentinde genç erkeklerin bulunduğu bir araca ateş açtı.
Filistin Kızılayından yapılan yazılı açıklamada, sağlık ekiplerinin Eş-Şarki Çarşısı’nda gerçekleşen saldırıda hayatını kaybeden 4 Filistinlinin naaşını hastaneye naklettiği belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AVUSTURYA Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, parlamento seçimlerinde en çok oyu alan üç partinin liderlerinden olası koalisyonlar konusunda görüşmeler yapmalarını istedi.
Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi’nin (FPÖ) yüzde 29’a yakın oyla kazandığı 29 Eylül’deki genel seçimlerin ardından herhangi bir siyasi parti genel başkanına hükümet kurma görevi vermedi.
Meclise giren 5 partinin liderleri ile görüşme yapan Van der Bellen, yeni kurulacak koalisyon hükümeti ve hangi siyasi partinin bu görev için belirleneceği konusunda açıklamalarda bulundu. Van der Bellen, bugüne dek genellikle seçimde en çok oy alan partinin genel başkanının hükümet kurmak için görevlendirildiğini fakat bu kez alışılmışın dışında bir durum olduğunu belirterek, “Bu ilk defa karşılaşılan, yeni bir durum. Hiçbir parti seçimin kazananıyla hükümet kurmak istemiyor” dedi.
Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, parlamento seçimlerinde en çok oyu alan üç partinin liderlerinden olası koalisyonlar konusunda görüşmeler yapmalarını istediğini söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Savunma Bakanlığı (MSB), Suriye’nin kuzeyinde 2 PKK/ YPG’li teröristin etkisiz hale getirildiğini açıkladı.
Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG’li teröristlere karşı operasyonlarına aralıksız devam ediyor. Fırat Kalkanı bölgesinde tespit edilen 2 PKK/YPG’li terörist etkisiz hale getirildi” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Irak’ın daha önce İsrail’in savaşı yaymaya çalışmasının doğuracağı sonuçlar konusunda uyarıda bulunduğunu hatırlatan Sudani, Gazze savaşının üzerinden geçen 1 yılın sonunda çatışmanın Lübnan’a yayılarak tüm bölgeye yönelik tehdit oluşturmaya başladığını ifade etti.
Sudani, “Bölgenin tanık olduğu tehlikeli gelişmeler ışığında, başta ABD Başkanı Joe Biden ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere tüm dostlarımıza, bölgeyi ve dünyayı kalıcı savaşlara sürükleyecek, küresel ekonomiyi sarsacak ve kalkınmayı sekteye uğratacak tehlikeli bir aşamanın eşiğinde olduğumuzu söylüyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron’un, İsrail’e silah tedarikinin durdurulması ve savaşın sona ermesi için çalışılması çağrısına övgüde bulunan Sudani, Macron’un bu pozisyonunun, bölgenin içinde bulunduğu tehlikenin farkında olmasından kaynaklandığına işaret etti.
Irak’ı bu gerilimin etkilerinden korumak için çok çalıştıklarını ve bunu başardıklarını kaydeden Sudani, “Mevcut aşamada, sivillerin hedef alınmasının durdurulması ve bölgenin, kazananı olmayacak bir savaştan kurtarılması birinci öncelik olmalıdır.” ifadesini kullandı.
Sudani, Irak’ın, dost ve kardeş ülkelerle bölgenin ve dünyanın güvenliğini etkileyen çatışmanın yayılmasının önlenmesi ve sükunetin sağlanması için çalışmaya devam edeceğini vurguladı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fransa’nın 33 yıl aradan sonra yeniden başlattığı zirve, yarın da Paris’te devam edecek.
Zirvenin açılışında, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Tunus Başbakanı Kemal el-Meduri, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Uluslararası Frankofon Örgütü (OIF) Genel Sekreteri Louise Mushikiwabo’nun yanı sıra birçok hükümet ve devlet lideri yer aldı.
Fransa ile aralarındaki gerilim sonrası OIF üyeliği askıya alınan Mali, Burkina Faso ve Nijer zirveye davet edilmedi.
Bu yılki teması, “Fransızca üretmek, yenilik yapmak ve girişimci olmak” olarak belirlenen zirvede, OIF’nin başkanlığını Fransa, Tunus’tan devraldı.
REKLAM
Macron, zirvenin açılışında yaptığı konuşmada, Villers-Cotterets şatosunda 1539’da imzalanan fermanla Fransızca kullanımının yayılmasının ilk adımlarının atıldığını dile getirdi.
Fransız Kralı 1. François’nın bu kentte, Fransız ulusunun birliğini ortak bir dil vasıtasıyla kurmaya başladığını ifade eden Macron, “Hepimiz buranın vatandaşlarıyız, çünkü hepimiz Fransızca dilinin vatandaşlarıyız.” dedi.
Macron, dünya genelinde 300 milyondan fazla kişinin bu dili konuştuğunu belirterek, OIF’nin 1970’de Nijer’in başkenti Niamey’de imzalanan anlaşmayla kurulduğunu hatırlattı.
Fransızcanın ayrıca ticaret, girişimcilik ve ticaret için kullanılan bir dil olduğunu belirten Macron, ticaretle ilgilenen gençlerin sadece İngilizceye değil Fransızcaya yönelmesi çağrısında bulundu.
Macron, gelecek yıl, Villers-Cotterets şatosu bünyesindeki Fransızca Uluslararası Dil Merkezi’nin Fransızca öğretmenleri ve tercümanlar eğitmeye başlayacağını açıklayarak, “(Fransızca konuşan ülkeler) Frankofoni, asrın zorluklarını göğüslememize olanak tanıyan bir diplomatik etki alanıdır. Bugün Villers-Cotterets çağrısıyla, büyük dijital aktörlere daha güvenli ve çeşitli bir dijital ortam kurmaları için çağrıda bulunuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu
REKLAMMACRON’DAN İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM MESAJI
Halkların kendi kaderlerini tayin etme özgürlüğüne inandıklarını kaydeden Macron, “Orta Doğu’da iki devletli çözüm olmadan barış olmayacağından eminiz.” ifadesini kullandı.
Tunus Başbakanı Kemal el-Meduri ise Gazze halkına karşı yapılan soykırım karşısında derin üzüntüsünü dile getirdi.
Meduri, Filistinlilerin egemen ve bağımsız bir devleti olma hakkı olduğunu belirterek, Lübnan’la dayanışma içinde olduklarını ifade etti.
Tunus Başbakanı Meduri, sonuçları tahmin edilemeyen Orta Doğu’da artan gerilimden endişe duyduğunu vurguladı.
Uluslararası Frankofon Örgütü (OIF) Genel Sekreteri Mushikiwabo, “Frankofoni, İngilizceye karşı bir içe kapanıklık değil, aksine dil çeşitliliği kapsamında Fransızcayı destekleyen bir topluluk.” değerlendirmesinde bulundu.
Mushikiwabo, son haftalarda dünyada siyasi gerilimlerin arttığına ve Frankofon bölgelerinin de bundan etkilendiğine dikkati çekti.
Uluslararası Frankofon Örgütü 88 üye ülkeden oluşurken, Mali, Burkina Faso ve Nijer’in üyelikleri askıda.
Fransa’nın özellikle Afrika’da eski sömürgeleriyle son yıllarda gerilen ilişkilerinin de etkisiyle, Fransızcanın bu kıtada etkisinin azaldığı düşünülüyor.
Fransız basını da bugün yapılan zirve hakkında “Macron’un Fransa’nın etkisini güçlendirmek için Frankofon liderlerini ağırladığı” değerlendirmesine yer verildi.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Jablanica’da meydana gelen yoğun yağışların ve toprak kaymasının neden olduğu can kayıplarından derin üzüntü duyulduğu belirtilen açıklamada, “Ülkemiz dost ve kardeş Bosna-Hersek’e her türlü insani yardımda bulunmaya hazırdır. Yerel makamlarla iş birliği halinde ihtiyaçların tespit edilerek, yardımların ulaştırılmasına yönelik çalışmalarımız sürmektedir.” ifadesi kullanıldı.
Açıklamada, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, Bosna Hersek halkına başsağlığı dileğinde bulunuldu.
Yerel kaynaklar, Bosna Hersek’in Jablanica ve Konjic kentlerini vuran sellerde 14 kişinin cansız bedenine ulaşıldığını, arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü açıklamıştı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Luciano, BM Cenevre Ofisi’nin haftalık basın toplantısında çevrim içi değerlendirmelerde bulundu.
23 Eylül-3 Ekim’de yaklaşık 235 bin kişinin kara yoluyla Suriye’ye geçtiğini belirten Luciano, bunlardan 152 bininin Suriyeli ve 82 bininin ise Lübnanlı olduğunu söyledi.
Luciano, aynı dönemde 50 bin kişinin Beyrut Havalimanı’nı kullanarak, 1060 kişinin de deniz yoluyla ülkeden ayrıldığını belirtti.
1411 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
REKLAM
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1411 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “Gazze’de soykırım uygulayan ve Lübnan’ı istila eden İsrail, işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da da uluslararası hukuku sistematik bir şekilde ihlal etmektedir.” ifadesine yer verildi.
İsrail tarafından Tulkerim’e düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybeden Filistinlilere Allah’tan rahmet dilenen açıklamada, “İsrail’in, Filistin halkını ve meşru haklarını yok etmek üzere attığı her adım, uluslararası barış ve güvenliğe ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Açıklamada, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm uluslararası kuruluşlar, İsrail’in uluslararası hukuka aykırı saldırılarını durdurmaya ve Filistin halkının haklarını savunmaya çağrıldı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD Başkan Yardımcısı ve Demokratların başkan adayı Kamala Harris, Beyaz Saray’da basın mensuplarına Orta Doğu’daki son durumu değerlendirdi.
“İRAN, ORTA DOĞU’DA TEHLİKELİ BİR GÜÇ”
İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırısını kınayan Harris, “İran, Orta Doğu’da istikrarsızlaştırıcı ve tehlikeli bir güç; İsrail’e yönelik bugünkü saldırısı da bu gerçeği kanıtlamaktadır.” değerlendirmesini yaptı.
İsrail’in kendini savunma hakkına vurgu yapan Harris, Tel Aviv’in kendini en iyi şekilde savunabildiğinden her zaman emin olmak istediklerini kaydetti.
Harris, “İsrail’in güvenliğine olan taahhüdüm sarsılmaz. İran’a ve İran destekli teröristlere karşı ABD güçlerini ve çıkarlarını savunmak için gereken adımları atmaktan asla tereddüt etmeyeceğiz.” şeklinde konuştu.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Lübnan Afet Risk Yönetimi Biriminden yapılan açıklamada, İsrail’in saldırılarının ardından Lübnan’da yerinden edilen kişilere ilişkin bilgi verildi.
240 BİN KİŞİ SURİYE’YE GEÇTİ
Lübnan’da 23-30 Eylül tarihlerinde 239 bin 453 kişinin Lübnan sınırından Suriye’ye geçtiği, bu kişilerin 176 bin 80’inin Suriyeli ve 63 bin 373’ünün Lübnanlı olduğu kaydedildi.
İsrail saldırıları nedeniyle 8 Ekim 2023’ten bu yana 1 milyon kişinin yerinden edildiği, bu kişilerden 155 bin 600’ünün sığınma merkezlerine yerleştirildiği belirtildi.
Lübnan’da yerinden edilenlerin barınması için 875 merkezin açıldığı, bunlardan 625’inin maksimum kapasitesine ulaştığı vurgulandı.
Açıklamada ayrıca Lübnan hükümetinin, Birleşmiş Milletlere bağlı kuruluşlarla birlikte bağış toplanması için “insani yardım çağrısı” başlattığı, ülkede yerinden edilen kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması için 425 milyon dolara ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.

İSRAİL’İN LÜBNAN’DA ŞİDDETLENEN SALDIRILARINDA 1275 KİŞİ ÖLDÜ
Hizbullah ile 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 17-18 Eylül’de Hizbullah’ın kullandığı çağrı cihazları ve telsizleri patlattı, 23 Eylül’de de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1275 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut’a ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırılarına dünyadan farklı tepkiler gelmeye devam ederken, İngiltere Savunma Bakanı John Healey konuyla ilgili yazılı bir açıklama yayınladı.
İNGİLTERE’DEN İSRAİL’E TAM DESTEK: SAVUNMA HAKKININ ARKASINDAYIZ
İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını kınayan Healey, “İngiliz kuvvetleri bu akşam Orta Doğu’da gerilimin daha da tırmanmasını önleme çabalarında rollerini oynamıştır” ifadelerini kullandı.
Ülkesinin İsrail’in savunmasına ne şekilde destek verdiği konusunda detay paylaşmayan Healey, “Operasyona katılan tüm İngiliz personele cesaretleri ve profesyonellikleri için teşekkür etmek istiyorum. İngiltere, İsrail’in ülkesini ve halkını tehditlere karşı savunma hakkının tamamen arkasındadır” dedi.
ABD, SAVUNMA DESTEĞİ VERDİĞİNİ AÇIKLAMIŞTI
İran İsrail’e yönelik yaklaşık 200 füzenin kullanıldığı bir dizi saldırı gerçekleştirmiş, İran Devrim Muhafızlarından yapılan açıklamada ise işgal altındaki stratejik hedeflere yönelik “Gerçek Vaad 2” operasyonunun başlatıldığı kaydedilmişti.
ABD hükümetinden yapılan açıklamalarda ise, İsrail’in saldırıları ABD kuvvetlerinin aktif desteği ile bertaraf ettiği belirtilmişti.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı (İHA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
AA muhabiri, İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Amir Saeid İravani’nin BM Güvenlik Konseyi’ne gönderdiği mektuba ulaştı.
Mektupta, İran’ın salı akşamı İsrail’in askeri ve güvenlik hedeflerine yönelik füze saldırısı düzenlediği bildirildi.
İRAN’IN BM’YE GÖNDERDİĞİ MEKTUPTA MEŞRU MÜDAFAA VURGUSU
Saldırının “BM Şartı’nın 51. maddesine göre meşru müdafaa hakkı uyarınca” gerçekleştirildiği belirtilen mektupta, bunun “siyonist rejimin” İran’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğine yönelik ihlallerine cevap olduğu ifade edildi.
Mektupta, söz konusu ihlallerin arasında İran’ın resmi misafiri Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’ye yönelik suikast, Lübnan’da büyükelçisinin yaralanması, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve üst düzey İranlı askeri danışmana yönelik suikastlar bulunduğu kaydedildi.
Saldırıların masum sivilleri hedef alan “siyonist rejimin” aksine etik prensipler ve uluslararası insancıl hukuk uyarınca sadece askeri ve güvenlik tesislerini hedef aldığı ifade edilen mektupta, BMGK’nin temel görevini yerine getirmemesinin üzüntüyle karşılandığı belirtildi.
Mektupta, BMGK’nin hareketsiz kalmasının İsrail’in tüm kırmızı çizgileri ihlal etmesine imkan tanıdığı kaydedilerek, bunun İran’a uluslararası hukuk uyarınca meşru müdafaa hakkını muhafaza etmekten başka seçenek bırakmadığı savunuldu.

“İRAN HIZLI, KARARLI VE ÇOK DAHA GÜÇLÜ CEVAP VERİR”
İran’ın “terörist İsrail rejimini” yeni bir saldırganlığa karşı şiddetle uyardığı vurgulanan mektupta, İran’ın çıkarları, toprak bütünlüğü ve egemenliğini koruma hakkı bulunduğu bildirildi.
Mektupta, İsrail’in yeni bir saldırısı karşısında hiçbir çekince olmadan “İran’ın karşılığının hızlı, kararlı ve daha önceden çok daha güçlü” olacağı uyarısına yer verildi.
BMGK’nin kararlı ve acil bir şekilde İsrail’in Lübnan, Gazze ve Suriye’de işlediği savaş suçlarını durdurması çağrısı yapılan mektupta, ancak bu şekilde kapsamlı bölgesel savaşın engelleneceğine işaret edildi.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail Gazze Şeridi’nde 7 Ekim’den bu yana sürdürdüğü saldırıları Lübnan’da da sürdürüyor. Lübnan’a gece gündüz bomba yağdıran İsrail ordusu, ülkenin kuzeyindeki Bekaa Vadisi’nde bir evi hedef aldı. Saldırıda 11 kişi hayatını kaybetti. Enkaz altında arama çalışmaları sürüyor.
Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın (NNA) haberine göre, İsrail’in ülkenin güneyindeki Tyre bölgesinde yer alan Tayr Debba kasabasını bombalaması sonucu ise 4 kişi öldü, çok sayıda kişi ise yaralandı.
İsrail ordusundan yeni iddia
İsrail ordusu Hizbullah’ın üst düzey isimlerinden Nebil Kauk’u dün düzenlenen saldırılarda öldürdüğünü iddia etti. Hizbullah tarafından ise iddilara yönelik henüz bir açıklama gelmedi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Nilfuruşan’ın öldüğünü doğruladı
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yapılan açıklamada, Kudüs Gücü Operasyonlarından sorumlu komutan yardımcısı Abbas Nilfuruşan’ın İsrail’in Cuma günü Beyrut’a yönelik gerçekleştirdiği saldırıda hayatını kaybettiğini doğruladı. Açıklamada, Nilfuruşan’ın “İran’ın güvenliği için çalışan ve Filistin davasına yardım eden biri” olduğu vurgulandı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı 8 Ekim’den bu yana bin 640 kişinin yaşamını yitirdiğini açıklamıştı
Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail’in 8 Ekim’den bu yana ülkede gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle 104’ü çocuk olmak üzere toplam bin 640 kişinin yaşamını yitirdiğini belirtmiş, can kayıplarının çoğunun çoğu İsrail’in son iki haftadaki saldırılarında yaşandığı aktarılmıştı. – BEYRUT
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail, 27 Eylül Cuma günü Beyrut’ta Şii nüfusun çoğunlukta olduğu ve Hizbullah’ın kalesi olarak nitelendirilen Dahiye bölgesini çok sayıda hava saldırısıyla hedef aldı.
Lübnan medyası, savaş uçaklarının ağır bombalarla gerçekleştirdiği saldırıları, 2006 yılında İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan savaştan bu yana Beyrut’un maruz kaldığı en ağır hava bombardıman olarak niteledi.
Hizbullah lideri Nasrallah ve diğer bazı üst düzey isimlerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan İsrail hava saldırıları, Beyrut’un Dahiye bölgesinde 6 binayı yerle bir etti.
Şiddeti Beyrut’un birçok bölgesinde hissedilen hava saldırıları, gece boyunca devam etmiş ve binlerce ailenin bölgeden kaçmasına yol açmıştı.
İsrail’in Lübnan’a şiddetlenen saldırılarında 1052 kişi öldü
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam 1052 kişi öldü.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında öldürüldü.
Hizbullah ise İsrail’e roket ve füzelerle karşılık veriyor. İsrail tarafında çoğunlukla ordu üslerini hedef alan bu saldırılarda büyük bir hasar bildirilmedi.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde 150 bine yakın kişi yerinden oldu.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, Suriye’ye 10 binlerce kişinin göç ettiği belirtiliyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BİRLEŞMİŞ Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Lübnan’da son bir hafta içinde 118 bin kişinin yerinden edildiğini duyurdu. Ekim 2023’ten bu yana ise 211 bin kişinin yerinden edildiği ifade edildi.
BM’ye bağlı IOM’ndan yapılan açıklamada, “25 Eylül itibariyle, Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’da yaklaşık 74 bini çocuk olmak üzere toplam 211 bin 319 kişinin ülke içinde yerinden edildiği kaydedilmiştir. Bu rakam geçtiğimiz hafta 118 bin 466 kişinin yeni yerinden edilmiş olmasıyla birlikte önemli bir artışa işaret etmektedir” denildi.
Ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin (IDP) çoğunluğu (yüzde 73) Lübnan’ın güney sınırı boyunca uzanan üç bölgeden geliyor. IOM açıklamasında, “Yüzde 42’si Bent Jbeil’den, yüzde 17’si Sour’dan ve yüzde 14’ü Marjaayoun’dan. Geri kalan yüzde 27’lik kesim ise Baalbek, Baabda, El Nabatieh, Saida, Hasbaya, Beyrut, El Hermel, Jezzine, Batı Bekaa, Zahle ve Chouf olmak üzere 11 farklı bölgeden gelmektedir. Bu dönemde en çok yeni yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan ilçeler Beyrut, Chouf, Baabda, Saida ve Aley’dir” ifadeleri kullanıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DİYARBAKIR’da bir grup, tarihi surlara İsrail’in saldırısı sonucu hayatını kaybeden Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın posterini astı.
Diyarbakır’da bir grup, İsrail’in 2 gün önce Lübnan’ın başkenti Beyrut’a düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybeden Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın dev posterini, tarihi surlara astı. Posterin üzerinde, ‘Yolun yolumuzdur, ey şehid’ yazısı yazılırken, gruptakilerin elinde ise Hizbullah ve Filistin bayraklarının olduğu görüldü.
Haber ve Kamera: Gıyasettin TETİK, Seyfettin EKEN/DİYARBAKIR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DIŞİŞLERİ, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi (FCDO), Lübnan’a seyahat edilmemesi, Lübnan’daki İngiliz vatandaşlarının da ülkeden ayrılması çağrısında bulundu.
FCDO’dan yapılan açıklamada, “FCDO, İsrail, Lübnan Hizbullahı ve Lübnan’daki diğer devlet dışı aktörler arasında devam eden çatışmalarla ilgili riskler nedeniyle Lübnan’a seyahat edilmemesini ve Lübnan’da bulunan herkesin ülkeyi derhal terk etmesini tavsiye etmektedir. Lübnan’da, başta İsrail sınırı olmak üzere, Bekaa Vadisi ve Litani nehrinin kuzeyi de dahil olmak üzere ülkenin diğer bölgelerinde de havan ve topçu atışları ile hava saldırıları devam etmektedir. Güney Beyrut, 20 Eylül’de yüzlerce kişinin yaralandığı bir saldırı da dahil olmak üzere defalarca hava saldırılarına hedef olmuştur. 28 Eylül’de Lübnanlı Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın İsrail’in Beyrut’un güneyinde düzenlediği bir hava saldırısında öldüğü doğrulandı. Duyuru üzerine Lübnan’da kutlama amaçlı silah sesleri duyulduğu ve protesto gösterileri düzenlendiği bildiriliyor. Durum hızla tırmanabilir ve daha geniş bölge için risk oluşturabilir. Dikkatli olun, gösterilerden kaçının ve gelişmeler için yerel medyayı izleyin” denildi.
KAYIT YAPTIRIN ÇAĞRISI
Bakanlık ayrıca Lübnan’daki İngiliz vatandaşlarının verilen internet bağlantısından kayıt yaptırmaları istendi. Açıklamada, “Lübnan’da bir İngiliz vatandaşıysanız, Birleşik Krallık hükümetine orada olduğunuzu bildirmek için varlığınızı kaydedin. Bilgilerinizi daha önce (12 Eylül’den önce) bize kaydettirdiyseniz, yeniden kayıt yaptırmanız gerekecektir. Varlığınızı kaydettirmek, güncel iletişim bilgilerinizi sağlamayı içerir. Ailenizin veya grubunuzun Britanya vatandaşı olan her üyesi için ayrı bir form doldurmalısınız. Kaydınız, güncellemeleri paylaşmamıza olanak sağlayacaktır” ifadeleri kullanıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD Başkanı Joe Biden, İsrail’in saldırısında öldürülen Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a ilişkin mesaj paylaştı. Biden, “Hizbullah, kırk yıllık bir terör saltanatı boyunca yüzlerce Amerikalının öldürülmesinden sorumluydu” dedi.
Beyaz Saray’dan paylaşılan ve ABD Başkanı Joe Biden tarafından kaleme alınan mesajda, şu ifadeler yer aldı:
“Hasan Nasrallah ve liderliğini yaptığı terörist grup Hizbullah, kırk yıllık terör saltanatı boyunca yüzlerce Amerikalının öldürülmesinden sorumluydu. İsrail’in hava saldırısında hayatını kaybetmesi, aralarında binlerce Amerikalı, İsrailli ve Lübnanlı sivilin de bulunduğu çok sayıdaki kurbanı için bir adalet ölçüsüdür. Nasrallah’ı öldüren saldırı, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın katliamıyla başlayan çatışmanın daha geniş bir bağlamında gerçekleşti. Nasrallah ertesi gün Hamas’la el ele verme ve İsrail’e karşı ‘kuzey cephesi’ adını verdiği bir cephe açma kararı aldı. Amerika Birleşik Devletleri İsrail’in Hizbullah, Hamas, Husiler ve İran destekli diğer terörist gruplara karşı kendini savunma hakkını tamamen desteklemektedir. Daha dün Savunma Bakanıma, saldırganlığı caydırmak ve daha geniş çaplı bir bölgesel savaş riskini azaltmak üzere Orta Doğu bölgesindeki ABD askeri güçlerinin savunma pozisyonunu daha da güçlendirmesi talimatını verdim.”
‘ELLERİNDE AMERİKAN KANI VARDI’
Biden’ın ardından ABD Başkan Yardımcısı ve ABD Başkan Adayı Kamala Harris de açıklama yaptı. Harris açıklamasında, “Hasan Nasrallah ellerinde Amerikan kanı olan bir teröristti. On yıllar boyunca Hizbullah’a liderlik ederek Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırdı ve Lübnan, İsrail, Suriye ve dünyanın dört bir yanında sayısız masum insanın öldürülmesine neden oldu. Bugün Hizbullah’ın kurbanları bir nebze de olsa adalete kavuşmuştur” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇEVRE, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleşen Yüksek Düzeyli Enerji Geçişi Diyaloğu Toplantısı’na katıldı.
Toplantı, COP29 Başkanı Azerbaycan ile Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) himayesinde ve Avrupa Komisyonu ev sahipliğinde gerçekleşti. Toplantıda COP29’un ilk Küresel Durum Değerlendirmesi’nin enerji sonuçlarını eyleme dönüştürmeye yardımcı olacak çözümlerin nasıl geliştirilebileceğine odaklanıldı. Katılımcılar COP29’daki enerji sonuçlarına katkıda bulunmak için enerjiyle ilgili iklim eylemi ve azmi konusunda yapıcı görüş alışverişinde bulundu ve IEA’nın yayımladığı Durum Değerlendirmesinden Eyleme Geçmeye: COP28 Enerji Hedefleri Nasıl Uygulanmalı? adlı yeni rapor paylaşıldı.
Bakan Yardımcısı Varank, toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı Hedefleri’nin COP28 Birleşik Arap Emirlikleri Oydaşması ile uyumlu olduğunu vurgulayarak enerji dönüşümünün iklim politikasının merkezi konumunda olduğuna dikkat çekti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İRAN Dışişleri Bakanlığı, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesine ilişkin yayımladığı taziye mesajında, İsrail ve ABD’yi suçladı. Bakanlık, ABD’yi İsrail’in ‘ortağı’ olarak nitelendirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Siyonist rejimin savaş suçu işlemesini ve Lübnan’ın toprak bütünlüğünü ihlal etmesini şiddetle kınarken, Siyonist rejimin suç ortağı, destekçisi ve suç ortağı olarak ABD hükümetinin her türlü uluslararası suç ve terörist eylemi işlemeye devam etmesindeki doğrudan sorumluluğunu vurgular. Bu vahşi terör eyleminin sonuçlarının suçlu Siyonist rejimi ve destekçilerini hedef aldığı ve bunların başında da Amerikan rejiminin geldiği açıktır” denildi.
‘KUDÜS’ÜN ÖZGÜRLÜĞÜ KESİNTİYE UĞRAMAYACAK’
Bakanlık, liderlerin öldürülmesiyle ‘Kudüs’ün özgürlüğünün’ kesintiye uğramayacağı ifade edilerek, “İran İslam Cumhuriyeti, Filistin, Lübnan ve Batı Asya bölgesindeki İslami direnişin aydınlık yolunun Seyyid Hasan Nasrallah’tan İsmail Haniye’ye kadar Kudüs’ün özgürlüğünün cesur ve yürekli liderlerinin şehadetiyle kesintiye uğramayacağını, Müslüman ülke ve milletlerin terörist işgalcilere karşı onur, direniş ve mücadele yolunun güç ve kudretle devam edeceğini vurgular” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Mobil Radarı “MORAD-12” sayesinde Ayvalık açıklarındaki lastik botta düzensiz göçmenlerin bulunduğunu tespit eden Sahil Güvenlik ekipleri harekete geçti.
Sahil Güvenlik botu “KB-115” ile bölgeye ulaşan ekipler, 21 düzensiz göçmeni yakaladı.
Ayrıca Midilli Adası istikametine seyir halindeki başka bir lastik botta da 23 düzensiz göçmeni yakalayan ekipler, bu kişileri Ayvalık’ın Cunda Adası’ndaki Sahil Güvenlik Komutanlığına getirdi.
Yabancı uyruklular, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne gönderildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DünyaDoğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) kategorilerine göre ‘Nesli Tükenme Tehlikesi Altında’ olduğu için korunması gereken türlerin ‘Kırmızı Listesi’nde yer alan çizgili sırtlan Adıyaman’ın Besni ilçesine bağlı Sayören köyü yakınlarında görüldü. Çizgili sırtlanı gören vatandaşlar cep telefonlarıyla sırtlanı görüntüledi. Boş arazide bir süre dolanan sırtlan daha sonra uzaklaşarak gözlerden kayboldu. – ADIYAMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>3 HAFTA YOK
Mbappe, sakatlığı nedeniyle 3 hafta formasından uzak kalacak. 25 yaşındaki forvetin Atletico Madrid, Lille ve Villarreal maçlarında forma giymesi beklenmiyor.
REAL MADRID PERFORMANSI
Paris Saint-Germain ile sözleşmesi sona erdikten sonra bu yaz bedelsiz olarak Real Madrid’e transfer olan Kylian Mbappe, Eflatun-beyazlılarla şimdiye kadar 9 maça çıktı. Mbappe, bu karşılaşmalarda 7 gol attı ve 1 asist yaptı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“BU DİRENİŞ GRUBUNA NASIL TERÖR ÖRGÜTÜ DERİM?”
Keir Simmons, Erdoğan’a Türkiye’nin Hamas ile ilişkisini sordu. Erdoğan, Türkiye’nin teröristlere karşı olduğunu ancak Hamas’ın terör örgütü olmadığını belirterek “Biz teröristlere karşıyız. Fakat Hamas’ı iyi tanıyan liderlerden biriyim. Hiçbir zaman ben Hamas’a terör örgütü demedim. Ve şu anda da Hamas’a bir terör örgütü olarak bakmıyorum. Zira Hamas, topraklarını koruma gayreti içerisinde olan bir direniş grubudur. Dolayısıyla böyle bir direniş grubuna ben nasıl olur da terör örgütü derim?” şeklinde konuştu. Erdoğan’ın bu sözlerinden sonra Amerikalı sunucunun yüz ifadesinin değişmesi dikkatlerden kaçmadı.
“ŞARTLARI HAZIRLAYAN NEDENLERİ İYİ BİLMEK LAZIM”
Konuşmasının devamında 1947’den beri Filistin halkının çektiği acılara vurgu yapan Erdoğan, “7 Ekim’e bu şartları hazırlayan nedenleri iyi bilmek lazım. Onları iyi anlamak lazım. Ve burada acaba ne kadar Filistinli şehit edildi, ne kadar Filistinli öldürüldü, bunun da perde arkasını incelediğimizde durum çok farklı yerlere ulaşır” dedi.
UKRAYNA’NIN NATO ÜYELİĞİ: ABD İSTEMİYOR
Gündemdeki konulardan biri de Ukrayna’nın NATO üyeliği idi. Erdoğan’a Ankara’nın Ukrayna’nın NATO üyeliğine nasıl baktığı soruldu. Erdoğan, “Amerika, Ukrayna’nın her şeyden önce NATO’ya üye olmasını istemiyor. Birçok NATO ülkesi bir defa Ukrayna’nın NATO’ya üye olmasını istemiyor. Bu gerçekleri görerek kararımızı vermemiz lazım” yanıtını verdi.
Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunda hemen karar verilmemesi gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, “Bu işler heyecanla adım atılacak konular değil. Bizler de bu konularda kararlarımız verirken tabii ki bütün NATO üyelerinin duruşunu masaya yatırıyoruz. Şu an itibarıyla tüm NATO ülkelerinin duruşu, benim için diğer ülkeler için nedir ne değildir bu gelişmeleri takip ederek nihai kararımızı veririz” ifadelerini kullandı. Bu sözlerinin üzerine Simmons, Erdoğan’a “Karar verdiniz mi?” diye sordu. Erdoğan, “Hayır” dedi.
Olgun KızıltepeHaberler.com – Politika
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, Ocak 2020’de meydana geldi. 240 bin takipçisi olan ‘Lolrelai’ lakaplı Costache, diş sorunları için dişçi Costin Iulian Berechet ile iletişime geçti. Berechet, Instagram üzerinden modele ulaşarak tedavi karşılığında reklam teklif etti.
Randevu sırasında Berechet, Costache’yi uyuşturarak evine götürdü ve tecavüz etti. Model, ertesi sabah dişçinin evinde uyandığında durumu fark etti.
Costache, yaşadıklarını bir vlog aracılığıyla paylaşarak polisi harekete geçirdi. Bükreş Bölge Mahkemesi’nde görülen davada Berechet suçlu bulundu ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca Costache’ye 40.000 sterlin tazminat ödemesine ve hapisten çıktıktan sonra 5 yıl süreyle diş hekimliği yapmamasına karar verildi.
Mağdurun avukatı Adrian Cuculis, “Mahkeme, kanıtlara dayanarak adil bir karar verdi,” dedi. Cuculis ayrıca, bu davanın benzer deneyimler yaşayan diğer kadınların da seslerini duyurmasına yol açtığını belirtti.
Bu olay, sosyal medya üzerinden yapılan iş tekliflerine karşı dikkatli olunması gerektiğini ve potansiyel tehlikeleri gözler önüne seriyor. Yetkililer, benzer durumlarla karşılaşan kişilerin derhal polise başvurmaları gerektiğini vurguluyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, New York’un Staten Island bölgesinde meydana geldi. LaRosa Grill adlı restoran zincirinin sahibi Esposito, Andrade’nin yatak odasındaki duman dedektörüne gizli kamera yerleştirmekle suçlandı. İddiaya göre, kamera Andrade’nin “yüzlerce” özel görüntüsünü kaydetti.
Manhattan’daki jüri, Esposito ve eşi Danielle’in 780.000 dolar duygusal sıkıntı tazminatı ödemesine karar verdi. Ayrıca Michael Esposito’ya 2 milyon dolar cezai tazminat verildi.
Andrade, Cultural Care Au Pair programı aracılığıyla ABD’ye gelmişti. Esposito ailesinin dört çocuğuna bakmak üzere işe alınmıştı. Ancak üç hafta sonra, odasındaki duman dedektöründe bir tuhaflık fark etti ve içinde gizli kamera olduğunu keşfetti.
Olayın ortaya çıkmasının ardından yaşanan tartışmada Andrade, korkuya kapılarak pencereden atladığını ve polis karakoluna sığındığını belirtti. Kameranın hafıza kartını polise teslim etti.
Dört çocuk babası Esposito, 24 Mart 2021’de yasadışı gözetleme suçlamasıyla tutuklandı. Olay, ABD’de au pair programlarının güvenliği konusunda tartışmalara yol açtı.
Andrade’nin avukatı, “Bu karar, kişisel mahremiyet haklarının önemini vurguluyor ve bu tür suçların ciddiyetle ele alınması gerektiğini gösteriyor,” dedi.
Esposito’nun avukatı ise kararı temyize götüreceklerini açıkladı.
Bu olay, yabancı ülkelerde çalışan au pair’lerin karşılaşabileceği risklere dikkat çekerken, işverenlerin sorumluluklarını da gündeme getirdi. Uzmanlar, au pair programlarında daha sıkı denetim ve güvenlik önlemlerinin alınması gerektiğini vurguluyor.



Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DEHŞETE DÜŞÜREN ANLAR SANİYE SANİYE KAYDEDİLDİ
Kaza, çevredeki diğer araçların trafik kameralarına saniye saniye yansıdı. Yük dolu olduğu öğrenilen tırın önce trafikteki diğer araçlara çarptığı, ardından yan yola manevra yaparak durabildiği görüldü. Kaza sonrası hasar gören 16 araç ve tır, otoyolun uzun süre kapanmasına ve kilometrelerce trafiğe neden oldu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail askerleri tarafından katledilen Türkiye ve ABD vatandaşı Ayşenur Ezgi Eygi’nin babası Mehmet Suat Eygi, Didim’deki evinde basın mensuplarına açıklamada bulundu. Türk bayraklarıyla donatılan evde ağabeyi Yılmaz Eygi ile birlikte açıklama yapan Mehmet Suat Eygi’nin bitkin olduğu görüldü. Baba Eygi, “Ayşenur çok acayip bir insandı. Devletimiz keyfi cinayetin peşini bırakmadı. Sonuçlarını sonradan öğrendim, çok mutlu oldum. İnşallah aynı şeyi Amerikan hükümetinden de bekliyorum. Çünkü Ayşe Amerika’ya gittiğinde 10 aylıktı. Oranın özgürlüklerinde büyüdü. Oranın vatandaşı, bu yüzden Amerikan hükümetinin de sorumluluğu var. Aynı hassasiyeti inşallah Amerikan hükümeti de gösterir” dedi.
Kızıyla son görüşmesine yönelik soru üzerine Eygi, “En son Seattle Havalimanı’nda görüştük. Diğer kısımlarını cevaplamak istemiyorum” dedi. Cenaze süreciyle ilgili sorulara da cevap veren baba Eygi, “Kaymakam beyin sağ olsun yoğun ilgisi var. Her konuda bizi bilgilendirdi. Yarın sabah önce İstanbul, ardından da İzmir’de olacak. Cenaze cumartesi günü kalkacak” diye konuştu.
ABD Başkanı ve diğer ABD’li yetkililerin açıklamalarına yönelik soru üzerine Mehmet Suat Eygi, “ABD biraz değişik bir ülke. Dünyanın neresinde bir haksızlık kendi vatandaşına öldürme varsa Amerika amblemindeki kartal gibi söker. Ama konu İsrail olunca biraz daha geçiştirme çabası olabiliyor. Ama insanların vicdanına bakacaklarına inanmak istiyorum. Politika gereği başka şeyler konuşulabilir ama insan vicdanı bunları yapması gerektiği yere çekecek” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir görüşmesinin olup olmadığı sorusu üzerine Eygi, “Olayı öğrendiğimiz gün görüşebilecek durumda da değildim. Ulaşmaya çalışmışlar bana ama ben görüşemedim” ifadelerini kullandı.
“İdealist bir yapısı vardı”
Kızı Ayşenur’un idealist bir insan olduğunu anlatan Eygi, “Tabii bu biraz da yaratılışla ilgili. Doğumundan beri büyüdükçe bu konuda iyiydi. Amerika’da iyi bir eğitim almıştık, iyi gidiyordu. Bu da ideal işte. İdeallerin peşinden koştu; Ortadoğu cehennemine koştu ve idealistti” diye konuştu.
ABD’nin Seattle kentinde yaşayan Mehmet Suat Eygi, kızı Ayşenur’un Pakistan asıllı eşi Hamid Mazhar Ali ve diğer kızı ile birlikte ata ocağında taziyeleri kabul ederken, eşinden boşanan anne Rabia Birden ise Muğla’daki yakınlarının yanında taziyeleri kabul ediyor. Ayşenur Ezgi Eygi’nin cenazesinin cuma günü İstanbul’a, ardından İzmir’e geleceği ve daha sonra karayoluyla Didim’e getirileceği öğrenildi.
Ayşenur Ezgi Eygi’nin cenazesi, 14 EylülCumartesi günü öğle namazına müteakip merkez camisinde kılınacak cenaze namazının ardından Didim Asri Mezarlığı’nda defnedilecek. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tel Aviv Büyükelçiliği ve Kudüs Başkonsolosluğu tarafından yürütülen işlemlerin sonlandırıldığını aktaran Bakanlık, Eygi’nin cenazesinin Cuma günü Türkiye’ye varmasının öngörüldüğünü belirtti.
Bakanlık kaynaklarına göre Eygi’nin cenazesinin Perşembe gecesi Tel Aviv’den Bakü’ye götürülmesi ve cenazeyi burada Bakü Büyükelçiliği’nin teslim alması planlanıyor.
Defnin ise Aydın’ın Didim ilçesinde olabileceği aktarılıyor.
Peki Ayşenur Ezgi kimdir?
Türkiye’de doğdu, ABD’de büyüdü
Eygi 27 Temmuz 1998’de Antalya’da doğdu. Ailesiyle kısa bir süre sonra ABD’ye taşındı.
Sonraki hayatını bu ülkede geçirdi. Ancak aile üyelerinin aktardığına göre dönem dönem Türkiye’ye de gelip gidiyordu.
Geniş aile üyelerinin önemli bir kısmı Türkiye’de yaşıyor.
Eygi’nin Facebook profilinde geçmiş yıllarda Türkiye’de çekilmiş fotoğrafları da yer alıyor.
Genç yaşta siyasi kampanyalarda yer almaya başladı
Eygi’nin ABD’de üniversite eğitimine başlamadan önce siyasi kampanyalar içinde yer aldığı aktarılıyor.
ABD’de faaliyet gösteren sosyalist gruplardan Socialist Alternative (Sosyalist Alternatif), Eygi’nin ölümünün ardından yaptığı açıklamada, Eygi’nin 2015 ile 2018 arasında üyeleri olduğunu belirtti.
Yazıda, Eygi’nin gruba katılmasının, demokratik sosyalist çizgideki Demokrat Partili senatör Bernie Sanders’ın yükseliş dönemine denk geldiği belirtiliyor.
Yazıya göre 2016 seçimlerini Donald Trump kazandığında Eygi, Trump karşıtı eylemlerde aktif rol oynadı, öğrenci eylemlerinde öncülük yaptı ve bazı eylemlerde etkili konuşmalar yaptı.
Sitede Eygi’nin Trump karşıtı konuşmalarıyla ilgili haber ve videolar ile 2016 tarihli, Seattle’daki öğrenciler olarak katıldıkları bir eylemi anlatan yazısı da bulunuyor.
Eygi, Karl Marx’tan alıntı yaptığı bu yazıda, “Bu seçim bir ateş yaktı ve biz o ateşin kendisiyiz, inanacağımız bir gelecek için yanıyoruz” ifadesini kullanıyor.
Grubun yayımladığı yazıya göre Eygi, 2016 ila 2017’de ABD’nin Kuzey Dakota eyaletinde inşa edilmesi planlanan petrol boru hattını protesto etmek ve engellemek için gerçekleştirilen çevreci kampanyada da aktif bir şekilde yer aldı ve burada kurulan protesto kampında da kaldı.
Trump karşıtı gösterilerden Filistin eylemlerine
Eygi, ilerleyen yıllarda Washington Üniversitesi’nde psikoloji okudu ve ayrıca Orta Doğu dilleri ve kültürü programında yan dal yaptı.
Üniversite’nin açıklamasına göre Eygi, psikoloji bölümüne yeni gelen öğrencileri karşılamaya yardımcı olan bir akran mentoruydu da.
Siyasi eylemlilik süreci üniversite yıllarında da devam etti Eygi’nin.
Bu dönemde Filistin’le ilgili kampanyalara da aktif bir şekilde katıldı.
Anadolu Ajansı’na (AA) konuşan Eygi’nin üniversite arkadaşlarından Nilan Aydın, “kendisinin de zaman zaman İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırına karşı protestolara katıldığını, Eygi’nin de bu protestolarda bulunduğunu ve birçok kez Filistin için maddi yardımda bulunduğunu” belirtiyor.
Guardian gazetesine konuşan, Eygi’nin de derslerine girdiği Washington Üniversitesi Orta Doğu Dilleri ve Kültürleri Bölümü öğretim üyesi Aria Fani, Eygi’nin ABD üniversitelerinde geçen yılki protestolar sırasında aktif rol aldığını belirtiyor.
Eygi’nin, protestolar sırasında kampüslerde kurulan onlarca Filistin yanlısı kamptan biri olan Washington Üniversitesi kampüsündeki “Gazze Özgürleştirilmiş Bölge için Halk Üniversitesi”nin organizatörlerinden biri olduğunu söylüyor.
Fani ayrıca “Eygi’nin Türk milliyetçiliğini ve Kürtlere yönelik şiddeti eleştiren” bir tutumu olduğunu belirtiyor.
“ABD dış politikasına ve ABD’deki beyaz üstünlüğüne karşı çok eleştireldi ve İsrail de bir istisna değildi” diye konuşuyor.
Eygi, yaklaşık üç ay önce üniversiteden mezun oldu.
Mezuniyet töreninde üzerinde “Özgür Filistin” yazısı bulunan bir Filistin bayrağı açtı.
Bu süreçte, Filistinlilerin hakları için faaliyet yürüten, Uluslararası Dayanışma Hareketi’ne (ISM) katıldı.
ISM hareketinin geçmiş yıllarda, kampanya sırasında öldürülen üyeleri bulunuyor.
2003 yılında bir İsrail buldozeri tarafından öldürülen ABD’li Rachel Corrie de bu isimlerden biri.
Gönüllü olarak Batı Şeria’ya gitti
Eygi son dönemde Filistin’e gitmeye karar verdi.
Guardian gazetesine konuşan Aria Fani, bu kararından onu vazgeçirmeye çalıştığını söylüyor.
Ancak kendisi de gençliğinde Batı Şeria’ya gidip protestolara katıldığını belirtiyor:
“Onu vazgeçirmeye çalıştım ama bunu zaten kendim yaptığım için çok zayıf bir pozisyondaydım. Yaşadığı bu kısa hayattaki aktivizminde çok ama çok ilkeliydi.”
Fani, “Batı Şeria’da hayatın nasıl olduğu konusunda inanılmaz derecede bilgiliydi. Saf bir gezgin değildi. Bu deneyim onun yıllar süren aktivizminin doruk noktasıydı” diyor.
Ailesi tarafından ölümünden sonra yayımlanan açıklamada, “Ayşenur, baskı ve şiddete maruz kalmaya devam eden Filistinli sivillerle dayanışma içinde olmak için Batı Şeria’ya gitme zorunluluğu hissetti” ifadesi yer alıyor.
Arkadaşı Nilan Aydın, AAröportajında, “Bana oraya kadar gidip o insanlara yardımcı olmak istediğinden bahsediyordu. Ama bunu herkes söylüyor ve gerçekten yapacağını hiç düşünmemiştim” diyor.
Vurulma olayı nasıl yaşandı?
6 Eylül’deki olay ise Nablus kentine bağlı Beyta beldesinde yaşandı.
2020 yılından beri Beyta’da, İsrail’in yasa dışı yerleşim projelerine karşı gösteriler düzenleniyor.
6 Eylül’deki gösteriye Eygi de katıldı.
Eygi, gösteri sırasında başından vuruldu ve hastaneye kaldırıldı ancak yaşamını yitirdi.
Görgü tanıkları ve Filistin basını, Eygi’nin İsrail askerleri tarafından vurulduğunu aktardı.
Eygi ile birlikte protestoya katılan İsrailli-Yahudi aktivist Jonathan Pollak, BBC’ye verdiği demeçte, olay sırasında iki el ateş edildiğini duyduğunu söyledi.
“Çatıda askerlerin nişan aldığını” gördüğünü aktaran Pollak, “bir ya da iki saniyelik” arayla iki el ateş edildiğini duyduğunu belirtti.
“Birinin bana seslendiğini ve İngilizce ‘Bize yardım et. Yardıma ihtiyacımız var. Yardıma ihtiyacımız var’ dediğini duydum. Onlara doğru koştum” dedi.
Eygi’yi “yerde bir zeytin ağacının altında yatar halde, başı kanlar içinde” gördüğünü söyledi ve şöyle devam etti:
“Elimi arkasına koyup kanamayı durdurmaya çalıştım. Nabzını ölçtüm çok zayıftı.”
Cuma günkü gösterinin, Eygi’nin ISM ile birlikte katıldığı ilk protesto gösterisi olduğunu da söyledi Pollak.
ISM, Eygi’nin İsrail ordusu tarafından kasten öldürüldüğünü savundu.
İsmini açıklamayan Bir ISM gönüllüsü ise şu açıklamayı yaptı:
“Askerlerden yaklaşık 200 metre uzakta, yolda duruyorduk ve çatıda bir keskin nişancı açıkça görülebiliyordu. Gönüllü arkadaşımız biraz daha geride, diğer bazı aktivistlerle birlikte bir zeytin ağacının yanında duruyordu. Buna rağmen ordu onu kasten başından vurdu.”
ISM, bugüne kadar 17 Filistinli göstericinin Beyta’da gösterilerde öldürüldüğünü belirtiyor.
İsrail ordusu, olayla ilgili tam teşekküllü bir soruşturma başlatıldığını açıkladı.
Tepkiler ne oldu?
Ailesi, Eygi’nin vurulma koşulları göz önünde bulundurulduğunda İsrail tarafından yürütülen bir soruşturmanın yeterli olmayacağını savundu.
Ailenin açıklamasında “Başkan Biden, Başkan Yardımcısı Harris ve Dışişleri Bakanı Blinken’ı bir ABD vatandaşının hukuksuz bir şekilde öldürülmesine ilişkin bağımsız bir soruşturma başlatmaya ve suçluların hesap vermesini sağlamaya çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Eygi’nin ölümünü “cinayet” olarak nitelendirdi ve “Nablus kentinde İsrail işgal askerleri tarafından öldürüldüğünü” kaydetti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıklamasında “İsrail’in Batı Şeria’daki işgal karşıtı sivil bir protestoya karşı yaptığı barbarca müdahaleyi lanetliyoruz” ifadelerini kullandı.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da daha sonra yaptığı açıklamada, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olayla ilgili soruşturma başlattığını ve ilgili raporların Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeki İsrail’e karşı yürütülen davalara da sunulacağını kaydetti.
ABD yönetiminden farklı değerlendirmeler yapıldı.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Eygi’nin öldürülmesinin “meşrulaştırılamayacağını” savundu ve olayda bir “kışkırtma” olmadığı tespitini paylaştı.
Blinken buna ek olarak İsrail’e Batı Şeria’daki operasyonlarında “kökten değişiklik” yapma çağrısında bulundu.
ABD Başkanı Joe Biden ise Eygi’nin ölümü için “kaza” değerlendirmesini yaptı.
Eygi’nin, ABD’de yaşayan Pakistan asıllı eşi Hamid Mazhar Ali yaptığı açıklamada, Biden’ın söylemine karşı çıkarak “bunun bir kaza olmadığını ve katillerin sorumlu tutulması gerektiğini” savundu.
10 Eylül’de İsrail ordusu tarafından yapılan yeni açıklamada “Eygi’nin kendisine yönelik olmayan, dolaylı ve kasıtsız atış ile’ öldürülmüş olma ihtimali yüksek” olduğu” belirtildi.
“Gösteride İsrail askerlerine taş atıldığı” savunulan açıklamada, Eygi’yi öldüren kurşunun, “onu değil, İsrail güvenlik güçlerine yönelik ayaklanmanın baş kışkırtıcısını” hedef aldığı belirtildi.
Açıklamada, “İsrail ordusu Ayşenur Ezgi Eygi’nin ölümü için en derin üzüntülerini ifade eder” cümlesi de yer aldı.
ISM ve medyaya konuşan bazı eylem katılımcıları, taş atma iddiasını reddetti.
Batı Şeria’da temsili cenaze töreni düzenlendi
Olaydan sonra Türk Dışişleri Bakanlığı, Ezgi’nin cenazesinin Türkiye’ye götürülmesi için çalışmalar başlattı.
9 Eylül’de Eygi için Batı Şeria’da bir cenaze töreni düzenlendi.
Eygi’nin cenazesi; uluslararası dayanışma aktivistleri, Filistinliler, Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosu Büyükelçi İsmail Çobanoğlu, Nablus Valisi Gassan Daglas ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla Nablus kentindeki Rafidiye Hastanesi’nden alındı.
Eygi’nin tabutu, nakledileceği ambulansa bando eşliğinde resmi törenle yerleştirildi.
Törende, üzerinde “Onun kanı özgürlüğün taşlarını döşesin, huzur içinde yat arkadaşımız” yazılı bir pankart, Filistin bayrakları ile Eygi’nin resmi taşındı.
Bu arada ABD’nin farklı eyaletlerinde Ezgi için düzenlenen anma törenleri devam ediyor.
Rachel Corrie’nin anne ve babası Cindy ve Craig Corrie, yaptıkları açıklamada, kızlarının ölümüyle Eygi’nin ölümü arasında benzerlikler olduğunu, kızlarıyla ilgili soruşturmada olduğu gibi Eygi ilgili bir soruşturmada da olayın cezasız kalmasından kaygı duyduklarını söyledi.
Türkiye’deki cenaze planı
Eygi’nin cenazesinin Tel Aviv’den Azerybaycan’ın başkenti Bakü’ye gönderildikten sonra Türkiye’ye götürülüp Didim’de toprağa verilmesi planlanıyor.
Eygi’nin annesi, babası ve eşi de cenaze için Türkiye’de bulunuyor.
Cenaze törenin önümüzdeki birkaç gün içinde düzenleneceği düşünülüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bölgedeki AA muhabirinin aktardığına göre, 48 saat süren baskınların ardından İsrail ordusu Tulkerim Mülteci Kampı’ndan çekildi.
İsrail güçlerinin çekilmesinin ardından Tulkerim Belediyesi ve sağlık ekipleri, Tulkerim Mülteci Kampı’na girebildi.
Mülteci kampının yakınında bulunduğu Tulkerim kentinin caddelerine konuşlanan İsrail güçleri ise iş makineleri eşliğinde baskınlarını sürdürüyor.
İsrail ordusunun 10 Eylül Salı gününden beri Tulkerim kenti ve Tulkerim Mülteci Kampı’nda sürdürdüğü baskınlarda 8 Filistinli öldürülmüştü.
İş makineleri eşliğinde Batı Şeria’nın Tulkerim kenti ve Tulkerim Mülteci Kampı’na baskın yapan İsrail güçleri, Filistinli aileleri evlerinden çıkmaya zorlamış, bazı evleri ateşe vermiş ve kentin altyapısında büyük hasar oluşturmuştu.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında şu ana kadar 703 Filistinli hayatını kaybetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MARMARA Denizinin Tekirdağ’a bağlı Şarköy ilçesi açıklarında Liberya bandıralı gemiden düşen Hindistan uyruklu personel Ganesh Govind (22), kayboldu. Tekirdağ Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Kıyı Emniyeti’ne bağlı 3 botla Govind’i arama çalışması başlatıldı.
Olay akşam saatlerinde Şarköy açıklarında meydana geldi. Bölgede 6 numaralı demirleme sahasında bulunan Liberya bayraklı geminin kaptanı Rui Fu Sheng, Tekirdağ Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Bölge Liman Başkanlığı’na gemide görevli personel Ganesh Govind’in kaybolduğu ihbarında bulundu. İhbar üzerine hareket geçen ekipler kaptanın ifadesine başvurdu. Gemi kaptanı Sheng, en son sabah saat 10.40’da gördüğü Govind’in saat 19.15 sıralarında gemide olmadığını fark ettiklerini anlattı. Ekipler, gemiden düştüğü şüphesi üzerinde durulan Govind’i arama çalışması başlattı. Arama çalışmalarının 2’si sahil güvenlik, biri kıyı emniyete ait olmak üzere 3 botla sürdüğü belirtildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Amandine Roy ve Natacha Rey, Aralık 2021’de YouTube’da yayınladıkları videoda, Brigitte Macron’un ‘Jean-Michel’ isminde bir erkek olarak doğduğunu iddia etmişti. Fransa Cumhurbaşkanı’nın eşi, iki kadına karşı iftira davası açmıştı.
İddia, Fransa’da 2022 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden haftalar önce gündeme gelmiş ve sosyal medyada yayılmıştı.
Sosyal medyada yayılan paylaşımlarda, Brigitte Macron (eski adıyla Brigitte Trogneux) isminde birinin aslında hiç doğmadığı, Jean-Michel Trogneux’nun cinsiyet değiştirerek bu ismi aldığı iddia ediliyordu.
İddia o kadar yaygınlaştı ki Jean-Michel Trogneux adı sosyal medyada onbinlerce kişi tarafından etiketlendi.
MahkemePerşembe günü söz konusu iki kişinin Brigitte Macron’a 8.000 euro, kardeşi ean-Michel Trogneux’ya da 5.000 euro ödemesine karar verdi.
71 yaşındaki Brigitte Macron, duruşmalara katılmadı.
Kendini medyum olarak tanımlayan sanık Amandine Roy, kendini bağımsız gazeteci olarak tanıtan Natacha Rey ile YouTube kanalında dört saat boyunca röportaj yapmıştı.
Rey, “devlet yalanını” ortaya çıkardığını savunmuştu.
Brigitte Macron hakkındaki asılsız iddialar eşi Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un siyasi karşıtları tarafından yayıldı. Bunlar arasında aşırı sağcı gruplar, aşı karşıtı gruplar ve QAnon komplo teorisi hareketi de vardı.
Macron’un 2017 yılında cumhurbaşkanı seçilmesinden beri, eşi ilk kez hedef alınmıyor.
Daha önce de Macron ile eşi arasındaki 25 yıllık yaş farkı, sosyal medya ‘trolleri’nin hedefi olmuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kültür Mahallesi’nde hayırseverlerin katkılarıyla yapımı tamamlanan 4-6 yaş Kur’an kursunun açılışına katılan Erbaş, burada yaptığı konuşmada, Allah’ın “mağfirete koşunuz, hayırda yarışınız” ayetinden yola çıkarak, hayra ve mağfirete koştuklarını söyledi.
Erbaş, Kur’an kursunun yapımında emek veren ve destek olanlara teşekkür etti.
Düzce Valisi Selçuk Aslan da açılışı gerçekleştirilen eğitim yuvasının yapımında emeği geçen ve destek olanlara teşekkür etti.
AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir de kursun yapımında çalışanların ve çocuklara harf öğreteceklerin amel kapısını açık bırakacağını vurgulayarak, emeği geçenlere teşekkür etti.
Erbaş ve beraberindeki heyet daha sonra Fevzi Çakmak Mahallesi’nde yapımı tamamlanan Cemil Dede ve Ayşe Nine Kur’an Kursu’nu açtı.
Depremde aldığı hasar nedeniyle yıkılan cami tekrar ibadete açıldı
Ali Erbaş, son olarak kentte 23 Kasım 2022’de meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki depremde ağır hasar alarak yıkılan, devlet-vatandaş işbirliğiyle tekrar yapılan Şıralık Mahalle Camisi’ni hizmete açtı.
Camide ikindi namazını kıldıran Erbaş, daha sonra Kur’an-ı Kerim okudu ve dua etti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TÜRKİYE’DEN YOĞUN KATILIM VARDI
Fenerbahçe, Beşiktaş ve Bursa spor’da görev yapan ve 70 yaşında yaşamını yitiren Alman teknik direktör Christoph Daum için Almanya’nın Köln kentinde cenaze törenine Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, teknik direktör Yılmaz Vural, efsane futbolcular Volkan Demirel, Tanju Çolak, Tuncay Şanlı, Selçuk Şahin ile Servet Yardımcı gibi isimler başta olmak üzere Türk futbolundan birçok isim katıldı.

“BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM” ŞARKISI DUYGULANDIRDI
Daum’un eski günlerini anlatan fotoğraf, video gösterimi ve konuşmalar esnasında duygusal anlar yaşandı. Türk şef ve besteci Betin Güneş’in yönettiği orkestra, Daum ailesinin Türk dostluğunu vurgulamak için istediği “Bir başkadır benim memleketim” şarkısını seslendirdi.

KOÇ VE ŞAKUL KONUŞMA YAPTI
Törende Alman spor kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin yanı sıra siyasetçiler de konuşma yaptı. Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve Beşiktaş Genel Sekreteri Kaan Şakul kürsüye geldi.

Ali Koç, Daum ailesine taziyede bulunarak “Bu zor dönemde size sabır ve güç diliyorum. O büyük bir liderdi, pek çok kalbe dokunan muhteşem bir insandı.” dedi.
Beşiktaş Genel Sekreteri Kaan Şakul, “O, saha içinde ve özellikle saha dışında pek çok kalbe dokunan harika bir insandı. Huzur içinde yatın Bay Daum. Seni özleyeceğiz ama asla unutmayacağız” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İnsanlığın istikbalini etkileyen tehditler karşısında uluslararası dayanışmayı güçlendirmeyi, barışçıl, güvenli ve adil bir sistemin inşasına giden yolu açmayı amaçlayan geleceğin zirvesine sayılı günler kaldığını ifade eden Erdoğan, zirveyi, dünyayı kasıp kavuran çatışmaların, zulmün, açlığın, yoksulluğun ortasında açılan nadir bir fırsat penceresi olarak gördüğünü belirtti.
Zirveye iştirak edecek tüm mevkidaşlarına, BM Genel Sekreteri Guterres’in kendilerine sunduğu bu imkanı layıkıyla değerlendirme çağrısında bulunan Erdoğan, şunları kaydetti:
“ÇOCUKLARIN BOMBALANDIĞI BİR DÜNYADA HİÇBİRİMİZ GÜVENDE DEĞİLİZ”
“Güvenli ve müreffeh bir gelecek inşa edebilmek için öncelikle barışa ihtiyacımız var. Terörizm, İslam ve yabancı düşmanlığı, düzensiz göç, iklim değişikliği gibi meydan okumalar, yaşanan jeopolitik sarsıntıların şiddetini arttırıyor. Bunun en acı örneğini 11 aydır Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında görüyoruz. 17 bini çocuk 41 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, 100 binin üzerinde yaralının olduğu, Gazze’nin neredeyse tamamının yerle bir edildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. İsrail’in işgal politikaları karşısında başta BM olmak üzere uluslararası toplumun sesinin daha gür çıkması şart. Çocukların bombaların altında can verdiği bir dünyada açık söylüyorum, hiçbirimiz kendimizi güvende hissedemeyiz. Türkiye olarak zulmün karşısında ve mazlumun yanında durmaya devam edecek, bu insani duruşumuzdan da geri adım atmayacağız.”
“IRKÇILIĞA VE AŞIRI SAĞ AKIMLARA KARŞI DEMOKRASILERIMIZI KORUMAK ZORUNDAYIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yalnızca belirli bir refah düzeyini yakalamış ülkelerin değil kalkınma çabalarını sürdüren toplumların da hakkaniyetle temsil edildiği bir küresel yönetişim mimarisini temin etmeleri gerektiğini vurguladı.
Daha iyi bir gelecek için, yeşil dönüşümü odağına alan, iklime dirençli, sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen, kimsenin geride bırakılmadığı bir düzene geçiş yapmaları gerektiğini bildiren Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Toplumlarımızı zehirleyen her türlü nefret söylemine, ırkçılığa ve aşırı sağ akımlara karşı demokrasilerimizi korumak zorundayız. Tüm bu hedefleri gerçekleştirmek için ihtiyacımız olan, çok taraflı sistemi, dünyanın beşten büyük olduğu şiarını merkeze alarak adalet ve hakkaniyet ekseninde yeniden şekillendirmektir. Dünya liderlerini geleceğin zirvesinde bu amaçlar doğrultusunda el ele vermeye davet ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle hepinize saygı ve selamlarımı iletiyorum.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yerel basında sadece Thomas olarak anılan kocası, eşini boğarak öldürdüğünü itiraf etti. Daha sonra cesedi parçalara ayırdığı ve kimyasal maddelerle yok etmeye çalıştığı ortaya çıktı.
Thomas, polise verdiği ifadede olayın nefsi müdafaa olduğunu iddia etti. Ancak adli tıp raporu bu iddiayı desteklemedi. Police, Thomas’ın cinayetten sonra soğukkanlı davrandığını ve suçu örtbas etmeye çalıştığını belirtti.
Kristina, Sırp kökenli başarılı bir modeldi. 2008 yılında İsviçre Güzellik Yarışması’nda finale kalmıştı. Son yıllarda podyum koçluğu yapıyordu.
Çiftin ilişkisinin bir süredir sorunlu olduğu ve daha önce aile içi şiddet şikayetleri olduğu öğrenildi. Buna rağmen, Kristina cinayetten kısa süre önce sosyal medyada mutlu aile fotoğrafları paylaşmıştı.
Kristina’nın ölümü İsviçre’de büyük üzüntü yarattı. Birçok ünlü, özellikle de güzellik yarışması camiasından isimler, acılarını dile getirdi. Eski ve yeni İsviçre güzelleri, Kristina’nın iyi kalpli ve güzel bir insan olduğunu vurguladılar.
Bu trajik olay, aile içi şiddetin ne kadar ciddi sonuçları olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Yetkililer, olayın psikolojik boyutlarını da araştırıyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, İran’ın, Ukrayna’daki “yasa dışı” savaşında Rusya’ya ölümcül silahlar göndererek destek olduğuna işaret edildi ve buna göz yumulmayacağı kaydedildi.
Bakanlık, açıklamasında, Tahran’ın Moskova’ya balistik füzeler göndermeye devam ettiği ve bu silahların Rusya tarafından Ukrayna’da kullanıldığı iddia edildi.
Bu kapsamda söz konusu silah transferiyle ilgili İran ve Rusya’da bulunan toplam 10 kişi ile 6 kurum yaptırım listesine eklendi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “Savunma Bakanı Austin, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ile görüşerek, Batı Şeria’da bir protestoya katılan Amerikalı vatandaş Ayşenur Eygi’nin sebepsiz ve haksız yere ölümünden İsrail güçlerinin sorumlu olduğu konusundaki ciddi endişesini dile getirdi.” denildi.
Austin’in Gallant’tan, “Batı Şeria’da faaliyet gösterirken İsrail güçlerinin angajman kurallarını yeniden gözden geçirmeye çağırdığı” belirtilen açıklamada, ayrıca Gazze’de tüm rehinelerin serbest bırakılmasını ve bölgedeki düşmanlıkların azaltılmasını güvence altına alan bir ateşkes anlaşmasına varılmasının öneminin yinelendiği kaydedildi.
Türk-Amerikan vatandaşı 26 yaşındaki aktivist Ayşenur Ezgi Eygi, 6 Eylül’de işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kentine bağlı Beyta beldesinde düzenlenen işgal karşıtı gösteride İsrail keskin nişancısı tarafından açılan ateş sonucu başından vurularak hayatını kaybetmişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Programın Gazze ile ilgili bölümünde iki aday da İsrail’e net şekilde destek verirken Trump, İsrail’e koşulsuz destek silah desteği sağlayan Biden yönetiminin başkan yardımcısı olan Harris’i “İsrail’den nefret etmekle” suçladı.
İsrail’e verdikleri desteğin devam edeceğini ima eden Harris, her şeyin 7 Ekim’deki Hamas saldırılarıyla başladığını savundu.
O gün yaşananları anlatan Harris, “O gün de bugün de İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu söylüyorum. Ancak şu da bir gerçek ki aralarında kadın ve çocukların da olduğu çok fazla masum Filistinli öldürüldü. Bu savaş sona ermeli, hemen sona ermeli.” dedi.
İsrail ile Hamas arasında bir ateşkesin sağlanması ve esirlerin serbest bırakılması gerektiğini kaydeden Harris, bunun için yoğun şekilde çalıştıklarını belirtti.

“İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM İÇİN BİR YOL ÇİZMELİYİZ”
Harris, bölgede barışçıl bir çözüm konusunda ise şunları söyledi:
“İki devletli çözüm için bir yol çizmeliyiz, bu çözüm içerisinde İsrailliler için de Filistinliler için de güvenlik olmalı. Gazze’yi yeniden inşa edebileceğimiz, Filistinlilerin hak ettikleri gibi güvenlik, onur ve kendi geleceklerine karar verme imkanlarını olduğu iki devletli çözüm olmalı. Ancak bir konuda sizi temin ederim, İsrail’e her zaman kendini savunma imkanını vereceğim.”
Öte yandan Trump ise, “Esirleri Hamas’ın elinden nasıl kısa sürede kurtaracaksınız?” şeklindeki soruya, “Eğer ben başkan olsaydım bu (Gazze’deki savaş) hiç başlamazdı. Eğer ben başkan olsaydım Rusya asla Ukrayna’ya saldırmazdı.” dedi.
Harris’in İsrail’den nefret ettiğini savunan Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresinde yaptığı konuşmada Harris’in Kongre’de olmadığını hatırlattı.

“EĞER O BAŞKAN OLURSA İSRAİL 2 YIL İÇİNDE ORTADAN KALKAR”
Trump, “Eğer o başkan olursa İsrail 2 yıl içinde ortadan kalkar.” iddiasını dile getirdi ve Harris’in aynı zamanda Arap halklarından ve Yahudilerden nefret ettiğini savundu.
Biden yönetiminin İran’a 300 milyar dolar kaynak sağladığını ve Tahran’ın da bu paraları Hamas ve Hizbullah gibi örgütlere dağıttığını savunan Trump, “(Başkan olursam) Hızlı şekilde anlaşmayı sağlayacağım. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdireceğim. Hatta seçimleri kazanırsam başkan olmadan bile önce bunu yapacağım.” şeklinde konuştu.


BİDEN CNN’DEKİ TARTIŞMANIN ARDINDAN ADAYLIKTAN ÇEKİLDİ
Aday olduğu dönemde Başkan Joe Biden ile Trump, 27 Haziran gecesi CNN’deki ilk canlı yayın tartışmasında kozlarını paylaşmıştı.
81 yaşındaki Biden, ikinci dönem adaylığında yaşı konusunda duyulan kaygıları giderecek performans sergileyememiş, program sonrası yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.
Demokrat Partili kesimden ve Biden’ı destekleyen bazı medya kuruluşlarından, Biden’a “başkanlık seçimlerinden çekilmesi” çağrısı yapılmıştı.
Biden ise sağlık durumunun eskisi gibi olmadığını kabul ederek, Trump’a karşı en iyi alternatifin halen kendisi olduğunu belirtmiş ve yarıştan çekilmeyeceğini açıklamıştı.
Ancak Biden, 21 Temmuz’da sosyal medya platformu X’te yaptığı açıklamada, adaylıktan çekildiğini duyurmuştu.

270 DELEGEYE ULAŞAN ADAY SEÇİMİ KAZANIYOR
ABD’de Seçiciler Kurulu olarak adlandırılan seçim sistemi nedeniyle bazı eyaletler başkanın belirlenmesinde kritik önem taşıyor.
Her 4 yılda bir başkanlık seçimlerinin yapıldığı ABD’de seçmenler, başkanı doğrudan değil, oy verdikleri delegeler yoluyla seçiyor.
Bu üyeler de ABD’nin başkanı ve başkan yardımcısını seçmekle görevli olurken, seçimlerde en fazla oyu alan aday değil, en fazla delegeyi kazanan aday başkanlık koltuğuna oturuyor.
Seçimlerden sonra toplanarak ABD başkanını seçen Seçiciler Kurulu üyelerinin sayısı ise her eyaletteki ABD Kongresinin iki kanadı olan Temsilciler Meclisi ve Senatodaki toplam üye sayısına eşit. Kongre’de temsilcisi olmayan başkent Washington’ın de Seçiciler Kurulu’nda 3 üyesi bulunuyor.
Seçiciler Kurulu’nun her eyalete farklı ağırlıklarla dağıtılmış toplam 538 delegesi bulunuyor. Bu sayının yarıdan 1 fazlasına, yani 270 delegeye ulaşan aday, başkan olmaya hak kazanıyor. Aynı sisteme göre bir eyalette rakibinden 1 oy dahi fazla alan başkan adayı, o eyaletteki tüm delegeleri kazanıyor (winner-take-all).

7 EYALET “KRİTİK”
Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçilerin yoğunlukta olduğu birçok eyalet bulunuyor. 1 fazla oyun bile tüm delegelerin kazanılmasına imkan tanımasından dolayı iki siyasi görüş arasında dengenin olduğu eyaletler ise başkanlık seçiminde kritik önem taşıyor.
ABD seçim sistemine göre, örneğin, California’nın 54 delegesi bulunurken, Texas’ın 40, Florida’nın 30 ve New York’un 28 delegesi bulunuyor ancak delege sayısı fazla olan bu eyaletlerin parti eğilimleri uzun yıllardır pek değişmediği için toplamda sonuca etkileri büyük olmuyor. Örneğin, California ve New York uzun yıllardır Demokrat, Texas ve Florida ise uzun zamandır Cumhuriyetçi eğilimiyle biliniyor.
Bu sistemde başkanlık seçimlerinin kaderini Cumhuriyetçi ile Demokratlar arasında gidip geldikleri için “salıncak eyaletler” olarak da adlandırılan “kritik eyaletler” belirliyor.
2024 seçimlerinden önce, başkanlık için ulaşılması gereken toplam 270 delege sayısının 93’ünü teşkil eden Arizona, Nevada, Wisconsin, Michigan, Pensilvanya, North Carolina ve Georgia şeklinde 7 “kritik eyalet” bulunuyor.
Güncellenen delege sayılarına göre Arizona’nın 11, Nevada’nın 6, Wisconsin’ın 10, Michigan’ın 15, Pensilvanya’nın 19, North Carolina’nın 16 ve Georgia’nın ise 16 delegesi var.

KRİTİK EYALETLERDE DENGE VAR
ABD’de seçim anketlerini yayımlayan Real Clear Politics (RCP) adlı haber platformunun verilerine göre, Trump ile Harris, yarışı başa baş götürüyor.
Ülkede yapılan anketlerin ortalamasına göre Harris yüzde 48,4, Trump ise yüzde 47,2 oya sahip.
Harris kritik eyaletlerden Wisconsin, Michigan, Nevada’da rakibinden daha fazla oya sahipken, Trump, North Carolina, Georgia ve Arizona’daki yarışta Harris’in önünde gözüküyor. Pensilvanya’da ise başkan adayları arasındaki durum dengede.
Kritik eyaletlere tek tek bakıldığında ise North Carolina’da Trump yüzde 47,9, Harris yüzde 47,8; Georgia’da Trump yüzde 48,3, Harris yüzde 48; Arizona’da Trump yüzde 48,4 Harris yüzde 46,8; Wisconsin’de Trump yüzde 47,2, Harris yüzde 48,7; Michigan’da Trump yüzde 47,1 Harris yüzde 48,3; Nevada’da Trump yüzde 47,4 Harris yüzde 48; Pensilvanya’da Trump yüzde 47,6 Harris yüzde 47,6 oy oranıyla yarışı götürüyor.

Diğer eyaletlerde ise anket sonuçları şu şekilde:
California’da Trump yüzde 35, Harris yüzde 59,5; Texas’ta Trump yüzde 50,3, Harris yüzde 43; Florida’da Trump yüzde 49, Harris yüzde 43; New York’ta Trump yüzde 39, Harris yüzde 53; New Hampshire’da Trump yüzde 45,7, Harris yüzde 50,7; Minnesota’da Trump yüzde 44,5, Harris yüzde 50; Virginia’da Trump yüzde 44, Harris yüzde 48; Ohio’da Trump yüzde 52, Harris yüzde 43; Maine’de Trump yüzde 41, Harris yüzde 58; Montana’da Trump yüzde 56,3, Harris yüzde 38,7.
Indiana, Kentucky, Tennessee, Mississippi, Alabama, West Virginia, South Carolina, Massachusetts, Rhode Island, Connecticut, New Jersey, Delaware, Maryland, North Dakota, South Dakota, Nebraska, Kansas, Oklahoma, Iowa, Missouri, Arkansas, Louisiana, Illinois, Washington, Oregon, Idaho, Utah, Wyoming, Colorado, New Mexico, Alaska, Vermont, Hawaii eyaletlerinde ise RCP’de ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlık adayından çekilmesinden önceki tarihlere ait anket sonuçları yer alıyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Saldırının şiddetiyle bölgede metrelerce derinlikte 3 çukur oluştuğu ve en az 20 çadırın yandığı ve yok olduğu, çok sayıda kişinin kumların altına gömüldüğü kaydedildi.
Sağlık kaynaklarından alınan bilgiye göre ise Han Yunus’taki Nasır Hastanesine şu ana kadar 8, sahra hastanesine ise 6 kişinin naaşı ve çok sayıda yaralı getirildi. Hastanelere getirilen cesetlerin parçalanmış olduğu bilgisi aktarıldı.
ÇOK SAYIDA ÖLÜ VE YARALI VAR
Sivil savunma ekiplerinin, bölgede elektrik olmaması, cesetlerin oluşan çukura gömülmesi ve etrafa saçılması nedeniyle ölü ve yaralılara ulaşmakta zorluk çektiği aktarıldı. Bu nedenle sayının artabileceği belirtildi.
OLUŞAN ÇUKURLARA GÖMÜLÜP YOK OLAN AİLELER VAR
İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana gerçekleşen en çirkin katliamlardan biriyle karşı karşıya olduklarını belirten Sivil Savunma Müdürlüğü ise saldırıda 65 kişinin öldüğü ve yaralandığını, arama ve kurtarma çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğünün Sözcüsü Mahmud Basal Al Jazeera televizyonuna yaptığı açıklamada, “Her bir çadırda en az 5 kişi olduğu düşünülürse çok büyük bir sayıyla karşı karşıya olduğumuz anlaşılır. Bölgede 3 büyük çukur oluştu. Çadırlar, bu çukurlara gömüldü. Cesetleri çıkarmamız çok uzun sürebilir, bunun için ağır iş makinelerine ihtiyacımız var. Çukurlara gömülüp tamamen yok olan aileler var.” dedi.
İsrail ordusu ise saldırıyla ilgili yaptığı açıklamada, Mevasi bölgesinde Hamas komuta merkezini hedef aldığını iddia etti.
HAMAS, İSRAİL’İN İDDİALARINI YALANLADI
Hamas’tan yapılan açıklamada, hedef alınan bölgede direnişçilerin olduğu yönündeki iddiaların “düpedüz yalan” olduğu ifade edildi.
İsrail’in bu tür iddialarla, işlediği çirkin katliamları meşrulaştırmaya çalıştığı kaydedilen açıklamada, Hamas’ın daha önce pek çok kez “sivillerin olduğu yerlerde direniş unsularının bulunmadığı ya da bu yerlerin askeri amaçlarla kullanılmadığını” açıkladığı dile getirildi.
İsrail savaş uçaklarının “güvenli” olduğu iddia edilen bir bölgede gerçekleştirdiği “korkunç” katliamın, Nazist İsrail hükümetinin, uluslararası hukuku ve saldırıların durdurulması yönündeki çağrıları hiçe sayarak Filistin halkına karşı iğrenç katliamlar işlemeye ve soykırıma devam ettiğini gösterdiği vurgulandı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AA’nın haberine göre, patlama sonucu kontrol noktasında görevli bulunan 2 güvenlik gücü mensubunun hayatını kaybettiği iddia edildi.
Söz konusu patlamayla ilgili resmi makamlardan henüz herhangi bir açıklama yapılmadı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AĞIR SİLAHLAR KULLANILDI
Çatışmanın, Afganistan güvenlik güçlerinin sınırda kontrol noktası inşa etmesi sebebiyle yaşandığı ileri sürüldü. Devam ettiği aktarılan çatışmada, ağır silahların da kullanıldığı ifade edildi. Afganistan yönetiminden konuya ilişkin henüz açıklama yapılmazken, sosyal medyadaki paylaşımlarda taraflar arasında yoğun çatışma yaşandığı görüldü.

2 ÜLKE ARASINDAKİ SINIR SORUNLARI
Afganistan’da şu anki yönetim de dahil hükümetler, iki ülke sınırındaki Durand Hattı’nı resmi sınır olarak kabul etmedi. Öte yandan Pakistan, kendi topraklarında yaşanan terör saldırılarında Afganistan’ın da önemli rolü bulunduğunu ileri sürüyor.

İslamabad yönetimi, kendisine karşı savaşan Pakistan Talibanı’nın (TTP) Afganistan’da mevzilendiğini ve Afgan yönetiminin bu örgüte karşı tedbir almadığını öne sürüyor. Afgan yönetimi ise Pakistan’ın iddialarını reddediyor ve ülkedeki güvenlik problemleriyle ilgilerinin olmadığını savunuyor. Afganistan ve Pakistan arasında sınır sorunları devam ederken, iki ülke güvenlik güçleri arasında zaman zaman sınırda anlaşmazlıklardan kaynaklı ölümlere varan silahlı çatışmalar yaşanıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ayvacık açıklarında, içinde düzensiz göçmenlerin olduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine Sahil Güvenlik Botları “TCSG-28” ve “KB-119” bölgeye yönlendirildi.
Sahil Güvenlik ekiplerince kurtarılan Suriye uyruklu 4 düzensiz göçmen, işlemlerinin ardından Ayvacık Geri Gönderme Merkezine teslim edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail ordusunun Cenin’e yönelik saldırılarında Emced Mustafa İbrahim Salih ve Mustafa Emin Talal Abdullah’ın öldürüldüğü bilgisi paylaşıldı.
Filistin Kızılayından yapılan açıklamada ise ekiplerin, İsrail askerlerinin açtığı ateşle öldürülen 2 Filistinlinin bulunduğu bölgeye ulaşmaya çalıştığı ancak İsrail ordusunun engeline takıldığı kaydedildi.
Filistin Kızılayı çalışanlarından birinin ise Cenin’in batısındaki Es-Sile el-Harisiyye beldesinde İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucunda şarapnel parçasıyla yaralandığı aktarıldı.
Kızılay ekiplerinin ayrıca biri başından vurulan bir çocuk olmak üzere iki yaralıyı hastaneye naklettiği aktarıldı.
Filistin haber ajansı WAFA ise İsrail ordusunun Cenin’de yaşayan Filistinlileri canlı kalkan olarak kullandığını belirterek, Cenin’in doğusunda çok sayıda Filistinlinin gözaltına alındığını duyurdu.
İsrail ordusu, Cenin’deki bir sebze pazarını da ateşe verdi. Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, bir İsrail buldozeri taşıdığı yanan bir cismi, Cenin çarşısındaki sebze tezgahlarının üzerine attı.
Çıkan yangında, iki sebze dükkanı ile 50 sebze tezgahı kullanılamaz hale geldi. Yaklaşık 25 dakika sonra bölgeye girişlerine izin verilen Filistin Sivil Savunma ekiplerinin çıkan yangını kontrol altına aldığı kaydedildi.
Tubas kentine bağlı el-Faria Mülteci Kampı’ndan sonra Tulkerim’deki Nur Şems Mülteci Kampı’ndan çekilen İsrail askerlerinin Cenin’deki saldırıları ise 4. gününde devam ediyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığından yapılan açıklamaya göre, Karaada üzerinde bir grup düzensiz göçmen olduğu bilgisi üzerine bölgeye sahil güvenlik botu ve dalış timi gönderildi.
Ekipler, Karaada üzerindeki 2’si çocuk 5 düzensiz göçmeni kurtardı.
Düzensiz göçmenler, işlemlerin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>20 YAŞ ALTI KADINLAR DÜNYA KUPASI’NDA HAYATA GEÇİRİLECEK
Yapılan açıklamaya göre, FIFA’nın mayıs ayında gerçekleştirilen kongresinde, ayrımcılık karşıtı politikanın bir parçası olarak oyunculara ırkçı tacizlere karşı tavır alma yetkisi verildi. Bu çerçevede ırkçılığa karşı kol hareketi, ilk kez Kolombiya’da düzenlenecek 20 Yaş Altı Kadınlar Dünya Kupası’nda hayata geçirilecek.
Uygulama kapsamında yapılacak “Irkçılığa hayır” hareketi sonrası üç adımdan oluşan prosedür uygulanacak.
IRKÇILIĞA MARUZ KALAN FUTBOLCU ELLERİNİ BİLEKLERİNDEN ÇAPRAZLAYACAK
Irkçılığa maruz kalan futbolcular, ellerini bileklerinden çaprazlayarak hakeme ırkçı tacize maruz kaldıklarını işaret edecek. Bunun ardından hakemler, üç adımlı prosedürü başlatacak. İlk adımda hakemler maçı durduracak. Taciz devem ederse oyuncular ve teknik ekip, soyunma odasına götürülecek. Olay sona ermezse maç ertelenecek.
Yeni uygulamayla ilgili açıklamada bulunan FIFA Başkanı Gianni Infantino, “Irkçılıkla mücadele etmek hepimizin birlikte yapması gereken bir şey. Kolombiya’daki FIFA 20 Yaş Altı Kadınlar Dünya Kupası’nda ‘Irkçılığa hayır’ jestini uygulamak, dünya çapındaki oyuncuları güçlendirmek için önemli bir ilk adımdır. Şimdi üç adımlı prosedürün tüm dünyada maksimum etkiyle uygulanmasını dört gözle bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAHNEDE HAYATINI KAYBETTİ
ABD’li dünyaca ünlü rapçi Fatman Scoop adıyla bilinen Isaac Freeman, konser verdiği sırada sahnede rahatsızlandı. Yere düşen Scoop, sedye ile sahneden alınarak yakındaki bir hastaneye kaldırıldı. 53 yaşındaki Freeman tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

CEP TELEFONU KAMERASINA YANSIDI
Freeman’ın sahnede rahatsızlandığı anlar cep telefonu kamerasına yansıdı. Görüntülerde, Fatman Scoop’un DJ kabininin arkasında bayıldığı ve ardından platforma tırmanmaya çalıştığı, o sırada sahnedeki diğer sanatçıların kalabalığa hitap etmeye devam ettiği görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sahil Güvenlik Komutanlığının internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Datça açıklarında can salında düzensiz göçmenler olduğu bilgisi üzerine bölgeye sahil güvenlik botu yönlendirildi.
Ekipler, Yunanistan unsurlarınca Türk kara sularına geri itilen can salındaki 4’ü çocuk 19 düzensiz göçmeni kurtardı.
Bodrum ilçesi açıklarında da lastik botta düzensiz göçmenlerin olduğu bilgisi üzerine bölgeye sahil güvenlik botu yönlendirildi.
Ekiplerce durdurulan lastik bottaki 10’u çocuk 25 düzensiz göçmen yakalandı.
Düzensiz göçmenler, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne gönderildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Astrahan bölgesindeki kulüpte gerçekleşen etkinlikte, iki erkek ve iki kadın sahne önünde soyundu. Görüntüler, 22 yaşındaki bir kadının özellikle istekli olduğunu gösterdi. Diğer üç katılımcının daha çekingen davrandığı gözlemlendi.
Tutuklanan kadın sonradan, “Yaptıklarım için pişmanım. Davranışlarım ahlak dışıydı. Herkesten özür dilerim,” dedi. Kadın ayrıca ailesinden de özür diledi.
Vali Igor Babushkin olaya sert tepki gösterdi: “Bu, hepimiz için bir utançtır. Vatandaşlarımız savaşta canlarını verirken, bazıları insan onurunu aşağılayan ahlaksız bir gösteri düzenledi.” Babushkin, etkinliğin düzenlendiği yerin bir sığınak olduğuna dikkat çekerek, “BUNKER’in ne olduğunu bile biliyorlar mı? Şu anda gerçek BUNKER’lerde, cephe hattında neler olduğunun farkındalar mı?” diye sordu.
Vali ayrıca, savaş sırasında Rusya’da çıplaklığa izin verilip verilmemesi gerektiğini sorguladı ve olaya karışanların isimlerinin açıklanması gerektiğini belirtti. Bu olay, Rusya’da savaş zamanı ahlaki değerler ve toplumsal normlar üzerine tartışmaları alevlendirdi.
Polis, kulübe baskın düzenleyerek organizatörleri de gözaltına aldı. Yetkililerin, benzer olayların tekrarlanmaması için gece kulüplerine yönelik denetimleri artıracağı bildirildi.





Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Galatasaray, Wilfried Zaha’yı Lyon’a kiraladı. 31 yaşındaki futbolcu sezonun geri kalanında Fransız ekibinin başarısı için ter dökecek.
15 GOLE KATKI VERDİ
Wilfried Zaha, Galatasaray formasını 43 maçta giydi. Fildişi Sahilli futbolcu bu karşılaşmalarda 10 gol ve 5 asistlik skor katkısı verdi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Zelenskiy, başkent Kiev’de gerçekleşen “Ukrayna 2024 Bağımsızlık Forumu”nun ardından düzenlediği basın toplantısında yerel ve yabancı gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Ukrayna ordusunun Rusya’nın Kursk bölgesine yönelik operasyonuna değinen Zelenskiy, kamuoyunun Ukrayna’nın bu adımdan haberdar olmadığı için operasyonun başarılı olduğunu savundu.
Zelenskiy, Kursk’a düzenledikleri operasyon neticesinde, Rusya’nın Harkiv bölgesine yönelik saldırılarını engellediklerini savunarak, “Kursk operasyonu, birçok şeyi beraberinde getirdi, öncelikle Harkiv bölgesinin işgalini durdurdu.” değerlendirmesini yaptı.
REKLAM
Rusya’nın Ukrayna’nın Sumi ve Çernigiv bölgelerine yönelik işgal planları olduğunu iddia eden Zelenskiy, Rusya’nın bu planlarını da engellediklerini söyledi.
Zelenskiy, Kursk bölgesindeki askeri faaliyetlerin Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesinin aşamalarından biri olduğuna işaret ederek, “Kursk operasyonu İkinci Barış Zirvesi (Ukrayna Barış Zirvesi) ile bağlantılı mı? Evet, çünkü Kursk operasyonu Ukrayna’nın zafer planının noktalarından biridir.” değerlendirmesinde bulundu.
Ülkesinin ilk yerli balistik füze denemesini başarıyla gerçekleştirdiğini ifade eden Zelenskiy, “Ukrayna’nın ilk balistik füze testi olumlu sonuçlandı. Askeri endüstriyel kompleksimizi bu konuda tebrik ediyorum.” şeklinde konuştu.
BARIŞ PLANI
Bir barış planı paketi hazırladığını kaydeden Zelenskiy, “Rusya’yı diplomatik yollarla savaşı bitirmeye zorlayan güçlü bir paket bu.” dedi.
Zelenskiy, eylül ayında söz konusu barış planını önce ABD Başkanı, ABD Başkan adayları Kamala Harris ve Donald Trump ile paylaşmak istediğini belirtti.
REKLAMF-16 AÇIKLAMASI
Zelenskiy ayrıca, ülkesine kısa bir süre önce teslim edilen F-16 savaş uçaklarının Ukrayna ordusuna sağladığı imkanlar hakkında da değerlendirmede bulundu.
Bu uçaklar sayesinde Rus ordusunun dün fırlattığı bazı füze ve İHA’ları düşürmeye başladıklarını kaydeden Zelenskiy, “F-16’lar çok güzel sonuç verdi. Bu büyük (dünkü saldırı) saldırı kapsamında F-16’ların yardımıyla bazı füzeleri ve insansız hava araçlarını düşürdük. Ayrıca bize F-16’ları sağladıkları için ortaklarımıza da teşekkür ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
“RUSYA NÜKLEER SİLAHLARLA KORKUTMAYA ÇALIŞIYOR”
Zelenskiy, Ukrayna’nın uzun menzilli silahların Rusya’ya yönelik kullanılması durumunda Rusya’nın nükleer silahlarla karşılık vermesi ihtimaline ilişkin soruyu da yanıtladı.
Rus yetkililerinin nükleer silah kullanma konusunda dünyayı “korkutmaya” çalıştığını savunan Zelenskiy, “Nükleer silahlarla korkutmak. Bu (Rusya’nın) korkutma programın bir parçasıdır.” dedi.
Nükleer silahın kullanılmasına izin verilmeyeceğini kaydeden Zelenskiy, “Nükleer silah kullanımının tüm dünya tarafından desteklenmesi pek mümkün görünmüyor. Sanırım tüm dünyadan çok hızlı bir tepki gelecek.” diye konuştu.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Panelde gençlerin sorularını yanıtlayan Gezeravcı’ya, İsveç Astronomi Gençlik Derneği tarafından uzaydaki başarılı çalışmaları nedeniyle altın madalya verildi.
AA muhabirine konuşan Gezeravcı, “Ax-3’ün görevi bünyesinde ülkelerimiz adına icra ettiğimiz bu program; İsveç gençliği açısından da taşıdığı mana ve onlara katkısı önemli olduğu için bizi madalya ile onurlandırdılar.” dedi.
İsveç’te birkaç gün daha programlara katılacağını aktaran Gezeravcı, şu ifadeleri kullandı:
“Ülkemizin ilk uzay misyonunu şubat ayında tamamlamamızın ardından ülkemize dönüşle birlikte yoğun çalışmalar yaptık. Çeşitli üniversitelimizde, halkımızla bulaşabileceğimiz her fırsatta, görevimizin icrasını gelecek nesillere ilham verecek şekilde bütün hikayesini anlatmaya devam ediyoruz. Bu kapsamda Ax-3 görevini icra ettiğimiz astronotlarımız birlikte, 2 ve 5 Haziran tarihleri arasında, ilk buluşmamızı Türkiye’de gerçekleştirmiştik. İkinci buluşmayı da İsveç’te gerçekleştiriyoruz.”
*Haberin görselleri AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, toplantıya Irak’ı temsilen Ulusal Güvenlik Müsteşarı Kasım Araci katıldı.
Toplantıda, Irak güvenlik güçlerinin kapasitesinin geliştirmesinin tamamlanması dahil olmak üzere Irak ile NATO arasındaki ortaklığı güçlendirmenin yolları, sınır güvenliği, uyuşturucu ve terörle mücadele ile Suriye’deki Hol Kampı dosyası ele alındı.
NATO’nun Irak’taki misyonunun savaşmak değil, müsteşarlık düzeyinde olduğunu ifade eden Araci, Irak’ın güvenliği ve istikrarı, Irak güçlerinin kapasitesinin geliştirilmesi ve terörle mücadele için NATO ile işbirliği ve diyaloğun sürdürüleceğini belirtti.
Açıklamaya göre, NATO temsilcileri de Irak’ın bölgenin güvenlik ve istikrarı için merkezi rol ve öneme sahip olduğunu ve her iki tarafın da üzerinde anlaşmaya varılan savunma kapasitesi geliştirme paketini gerçekleştirmeye hazır olduğunu kaydetti.
Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Araci’nin, Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog toplantısının ikincisinin Bağdat’ta gerçekleştirilmesini istediklerini NATO temsilcilerine ilettiği aktarıldı.
*Haberin görseli Shutterstock tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Uzman heyet istişarelerin ardından müzakereler için yarın Doha’ya gidecek.
Haberde, heyetin, anlaşmanın genel hatlarına ilişkin açık konularda bulunan boşlukların azaltılması amacıyla arabulucularla görüşmelere devam etmesinin beklendiği kaydedildi.
Ayrıca heyetin ateşkes anlaşması ve esir takası konusunda İsrail ve Hamas ile müzakerelere devam eden Mısır, Katar ve ABD’li temsilcilerle görüşmesi öngörülüyor.
REKLAMKAHİRE’DEKİ MÜZAKERELER
Hamas ve İsrail arasında Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası anlaşması için dolaylı müzakere zirvesinin 25 Ağustos pazar günü ABD, Katar ve Mısırlı yetkililerin katılımıyla Kahire’de yapılmıştı.
İsrail devlet televizyonu KAN, ateşkes ve esir takası anlaşması müzakereleri için Kahire’de bulunan İsrail heyetinin pazar günü ülkeye döndüğünü açıklamıştı.
Haberde, adı açıklanmayan İsrailli yetkililerin, Kahire’deki görüşmelerle ilgili olarak, “Bugün Gazze’deki ateşkes görüşmelerinde ilerleme kaydedilme şansı zayıftı.” ifadesine yer verilmişti.
Yetkililer, “Heyetin aldığı yetki, Philadelphi Koridoru’nda anlaşmaya varılmasına imkan vermiyor.” ifadesini kullanmıştı.
Hamas’tan üst düzey bir yetkili ise ABD Başkanı Joe Biden’ın 2 Temmuz’da açıkladığı ateşkes teklifine bağlı olduklarını; Kahire’de kendilerine sunulan yeni teklifini, “İsrail işgalini kalıcı hale getireceği” gerekçesiyle reddettiğini belirtmişti.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ve uluslararası kamuoyunda siyasi nedenlerle Hamas ile esir takası anlaşması yapmamakla suçlanıyor.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında 10 ayı aşkın sürede çoğunluğu kadın ve çocuk can kaybının 40 bini her geçen gün aştığı insanlık felaketi gün geçtikçe derinleşiyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>150 koltuklu parlamento için seçimlere giden ülkede Gürcü Rüyası adlı parti 74 sandalyeyle iktidarda bulunuyor. Başbakan ise partinin lideri İrakli Kobahidze.
Batı ve ABD karşıtı söylemiyle ön plana çıkan Kobahidze, ülkeyi haftalarca karıştıran ve AB yanlılarıyla Rusya yanlılarının yer yer çatıştığı protesto gösterilerini başlatan “yabancı etkinin şeffaflığı” adlı yasanın yaratıcısı.
Ülkeyi seçime götüren Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zourabichvili ise kendisinin de karşı çıktığı “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasasının askıya alınması ve iptal edilmesi talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe sunmuştu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Basın toplantısından satır başları şöyle:
Bakan Fidan, “Her iki ülke (Türkiye ve Azerbaycan) daima bir millet iki devlet anlayışıyla hareket etmiştir. Bundan sonra da iyi günde kötü günde birlikte olmaya devam edecektir” dedi.
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov ise “Azerbaycan ile Türkiyenin tutumu birdir. Bu karşılıklı destek, stratejik ortaklık ve müttefiklik ilişkileridir. Böyle de devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Ayrıntılar geliyor…
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusunun Gazze vilayetinin farklı noktalarına düzenlediği 5 hava saldırısında 3’ü çocuk en az 18 sivilin yaşamını yitirdiği ve çok sayıda kişinin yaralandığını aktaran Basal, Gazze Şeridi’nin orta kesimine yönelik 4 hava saldırısında da 12 Filistinlinin öldüğünü belirtti.
İsrail savaş uçaklarının güneydeki Han Yunus kentinde de 3 noktayı bombaladığına işaret eden Basal, bu hava saldırılarında en az 13 sivilin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını ifade etti.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 589’u çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 40 bin 435 Filistinli öldü, 93 bin 534 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, arşivdendir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sprūds, sosyal medya platformu X’ten bugün yaptığı açıklamada bu adım için en uygun vaktin 2028 olabileceğini ifade etti. Savunma Bakanı, bugün Letonya basınında yayımlanan röportajında da kadınlara zorunlu askerlik çağrısı yaptı.
Zorunlu askerliği kadınları kapsayacak şekilde genişletmenin “bugün ya da yarın” gerçekleşmeyeceğinin altını çizen Sprūds, bu yolda siyasi ve teknik engellerin olduğunu vurguladı.
Letonya Savunma Bakanı, “2028’e kadar konunun kamuoyunda tartışılması, askerlik altyapısının iyileştirilmesi, kadınlara özel malzeme ve ekipman sağlanması gerektiğini” söyledi.
Rusya’nın, Ukrayna’ya karşı Şubat 2022’de başlattığı savaşın ardından Avrupa ülkeleri savunma becerilerini güçlendirmeye hız verdi. Kadınları askere almayı planladığını duyuran Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte bunu gerçekleştiren üçüncü Avrupa ülkesi olma yolundaydı.
NATO ülkesi olan Letonya da Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından zorunlu askerliği tekrar yürürlüğe sokmuştu. Baltık ülkesi, 2028’e kadar asker sayısını 4 bine çıkarmayı hedefliyor.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kararnamede, Hüseyinzade’nin kırsal alanlardaki yaşam koşullarının iyileştirilmesi yönündeki “kararlığı ve değerli tecrübeleri” nedeniyle bu göreve atandığı belirtildi.
İran’ın ilk Türk Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın Kırsal Kalkınma ve Yoksul Bölgelerden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atadığı Kürt kökenli siyasetçi Abdülkerim Hüseyinzade, devrim sonrasında hükümet kabinesinde yer alan en üst düzey Sünni isim oldu.
REKLAM
Her ne kadar İran’ın siyasi sisteminde cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcılığı makamı kadar etkili olamasa da Hüseyinzade’nin yıllar sonra ilk Sünni olarak kabineye girmesinin önemli olduğu değerlendiriliyor.
TEBRİK MESAJLARI
Hüseyinzade’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atanması bazı milletvekilleri tarafından tebrik edildi.
Piranşehr Milletvekili Kemal Hüseyinpur ise bu atama nedeniyle Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a teşekkür ederek, Hüseyinzade’nin kırsal bölgelerdeki yaşam koşullarının iyileştirilmesinde kalıcı rol oynayacağını söyledi.
Bender Abbas Milletvekili Ahmed Muradi de Hüseyinzade’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atanmasının Pezeşkiyan’ın dile getirdiği, “ulusal birlik ve kalkınma stratejisi yönünde atılmış bir adım” olacağını ifade etti.
PEZEŞKİYAN ELEŞTİRİLMİŞTİ
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, seçim kampanyalarında “ülkede mezhep ayrımı nedeniyle layık oldukları statüden mahrum bırakılan Sünniler olduğunu” söylemiş ve bu sorunu çözeceğini vadetmişti.
Pezeşkiyan’ın kabine listesinde Sünni bir isme yer vermemesi tepkilere yol açmıştı
REKLAM
Sünni Milletvekili Muhammed Kesim Osmani, 17 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın önerdiği kabinesinin yapısını ve kabinede Sünni bir isme yer vermemesini eleştirmişti.
Osmani, “İran’ın tarihi boyunca hiç kimse kadınları ve Sünni toplumu zat-ı aliniz kadar teşvik etmemiştir. Biz sizden umutluyduk ve ‘Sünni toplumuna güvenmeme’ büyüsünü bozup ülkedeki en hassas askeri görevlerden birini Sünni Kürt bir komutana (Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Şehram İrani) emanet eden Rehber’in (İran lideri Ayetullah Ali Hamaney) usulüne göre hareket edeceğinizi düşündük fakat yapmadınız.” ifadelerini kullanmıştı.
ZARİF GÖREVE DEVAM EDİYOR
Öte yandan Meclis’e sunulan kabine listesine itiraz ederek kısa süre önce atandığı Stratejik İşlerden Sorumlu Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığından istifa ettiği imasında bulunan eski Dışişleri Bakanı Zarif de bugün X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla görevine devam ettiğini duyurdu.
Batı ile ılımlı ilişkiler geliştirilmesini savunan Zarif, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde 2013-2021 arasında iki dönem Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.
REKLAM
Zarif, Temmuz 2015’te İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 5 daimi üyesi ABD, İngiltere, Çin, Fransa ve Rusya ile Almanya arasında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak bilinen nükleer anlaşmanın da mimarlarından biriydi.
HÜSEYİNZADE KİMDİR?
Abdülkerim Hüseyinzade, İran’ın Batı Azerbaycan eyaletine bağlı Nekde kentinde 1980 yılında Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hüseyinzade, İran’ın önde gelen Sünni siyasetçilerinden eski Senendec Milletvekili ve eski İçişleri Bakanı Danışmanı Celal Celalizade’nin yakın akrabalarından biri olarak tanınıyor.
Ülkede mart ayında yapılan genel seçimlerde Meclis’e girme hakkı kazanan Hüseyinzade, 3 dönem Uşneviye ve Nekde Milletvekili olarak Meclis’te görev yaptı.
Meclis’te görev yaptığı süre boyunca İran’da kültürel ve etnik meselelerin çözümü ve internet yasaklarının kaldırılması üzerine çalışmalar yürüttü.
Hüseyinzade, Eylül 2022’de Mahsa Emini adlı genç bir kadının polis nezaretinde hayatını kaybetmesinin ardından sosyal medya hesabından olaydan büyük üzüntü ve öfke duyduğunu ifade etmişti.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail devlet televizyonu KAN ile Kanal 12 televizyonunun haberine göre Angert, dün akşam X sosyal medya platformunda konuya ilişkin paylaşım yaptı.
Angert, İskenderun Tugayı’na yeni atanan Besal isimli komutanın göreve gelmesinin ardından askerlerine gönderdiği mesajında, “Tugay’a yeni bir komutan katıldı. Öncelikle savaşçıların soykırım yapmasını umuyorum. Lübnan’ın köyleri ıssız kalacak ve yolları çıkışsız olacak.” ifadesini kullandığını açıkladı.
Angert, başka bir paylaşımında da Maliye Bakanı Bezalel Smotrich liderliğindeki aşırı sağcı “Dini Siyonizm” partisine mensup askerleri “ölüm yiyenler mezhebi” olarak tanımladı.
REKLAM
Meclis Anayasa, Hukuk ve Yargı Komitesi Başkanı Simcha Rothman, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri ve Güvenlik Komitesi Başkanına mektup göndererek Angert hakkında disiplin soruşturması ve işlem başlatılması çağrısında bulundu.
Smotrich de X platformunda yayımladığı paylaşımında, “İsrail ordusu bu kadının hala ordudan ihraç edildiğini duyurmadan bu sabah uyanmamızın bir nedeni var mı?” ifadesine yer verdi.
Kanal 12 televizyonunun haberinde, İskenderun Tugayı askerlerinin 7 Ekim 2023’ten bu yana Lübnan sınırında ve Gazze Şeridi’nde 200 günden fazla yedek asker olarak görev yaptığı ifade edildi.
Angert’in gönderileri X’te paylaştığından beri engellendi, ancak kopyaları hala İsrail medyasında dolaşıyor.
ANGERT GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILDI
Angert, tugaya atanan yeni komutanın mesajını ortaya çıkardıktan sonra cezalandırıldı. İsrail devlet televizyonu KAN’da yer alan habere göre kadın subayın, Besal hakkında sosyal medyada yaptığı paylaşımları nedeniyle görevden alındığı belirtildi.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Habere göre Kennedy, kimlerin ne tür görevler alabileceğinin belirleneceği geçiş sürecinin yönetilmesinde ilgili ekiplere eş başkanlık edecek.
Siyasi yorumcu ve televizyoncu Tucker Carlson’a verdiği son mülakatında konuyu teyit eden Kennedy, “Hükümeti kimlerin yöneteceğinin belirlenmesinde geçiş süreci ekibinde yer almam istendi.” dedi.
ESKİ DEMOKRAT GABBAR’DAN DESTEK
Öte yandan 2020 yılındaki başkanlık seçimleri için Demokrat başkan aday adayları arasında yer alan dönemin Kongre üyesi Tulsi Gabbar da Trump’a destek vereceğini açıkladı.
NYT’nin haberinde, Kennedy ile birlikte Gabbard’ın da Trump’ın seçim ekibine dahil olarak Cumhuriyetçi başkan adayı ile yakın çalışacağı kaydedildi.
ABD’de 5 Kasım 2024’te yapılacak 60. başkanlık seçiminde, Demokrat aday Kamala Harris ile Cumhuriyetçi aday Donald Trump yarışıyor.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Trump, “Tüm dünya karmaşa içinde. Hızlı bir şekilde bir şeyler yapılmazsa 3. Dünya Savaşı ile karşı karşıya kalacağız. Nükleer güç ve mevcut diğer kapasiteler nedeniyle bu, önceki dünya savaşlarına da benzemeyecek” dedi.
Trump, Arlington Ulusal Mezarlığı’nda, 2021 Ağustos’ta Kabil Havalimanı’nda düzenlenen terör saldırısında hayatını kaybeden ABD askerlerinin aileleriyle bir araya geldi ve anma törenine katıldı. Trump, yaptığı açıklamada, “Üç yıl önce Kamala ve Biden’ın beceriksizliği 13 savaşçının ölmesine, yüzlerce sivilin öldürülmesine, ağır yaralanmasına ve 85 milyar dolar değerinde dünyanın en iyi askeri teçhizatının Taliban’a terk edilmesine neden oldu” ifadelerini kullandı.
REKLAM
Ağustos 2021’de Taliban’ın Afganistan’daki birçok bölgeyi ele geçirmesi ve ilerleyişinin sürdürmesinin ardından ABD Başkanı Joe Biden, Kabil’deki askerlerin tahliyesini emretmişti. Tahliye oldukça kaotik bir şekilde gerçekleşmiş ve kargaşaya neden olmuştu. Taliban’ın ülkenin yönetimini ele geçirmesinin ardından Cumhurbaşkanı Eşref Gani Ahmedzai, ülkeyi terk etmişti.
Tahliyenin sürdüğü dönemde, 26 Ağustos 2021’de Kabil Havalimanı’na düzenlenen terör saldırısında, aralarında 13 ABD askeri ve 169 Afgan sivilin de bulunduğu 182 kişi hayatını kaybetti. Saldırıdan saatler önce ABD’li yetkililer, vatandaşlarını havalimanını terk etmeleri konusunda uyarmış, eski İngiltere Silahlı Kuvvetler Bakanı James Heappey, havalimanında DEAŞ terör örgütü üyelerinin saldırı tehdidi konusunda uyarılarda bulunmuştu. Ayrıca saldırıda aralarında 15 ABD askerinin de bulunduğu 200 kişi yaralanmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İran devlet televizyonuna göre, Hamaney, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın liderliğindeki yeni hükümet kabinesini kabul ettiği toplantıda konuştu.
Yeni kabinenin Meclis’te eksiksiz güvenoyu almasından memnuniyetini dile getiren Hamaney, Pezeşkiyan’ın kabine listesini kendisiyle istişare ettiğini ve kendisinin de bazı isimleri özellikle tavsiye ettiğini belirtti.
Hamaney, yeni hükümetin önceliklerinden birinin pahalılık ve enflasyon sorununu çözmek olması gerektiğini ifade etti.
Ekonomideki sorunların çözümünü Batı ile müzakerelere bağlanmaması gerektiğini söyleyen Hamaney, “Umudumuzu düşmana bağlamamıza gerek yok. Planlarımız için düşmanların onayını beklememeliyiz.” dedi.
REKLAM
Hamaney, “Bu gerçek, Cumhurbaşkanımızın sözlerinde ve Dışişleri Bakanı’nın birkaç gün önceki açıklamalarında da mevcuttu. Elbette bu düşmanla bir yerde etkileşime girmeyeceğimiz anlamına gelmiyor ancak sorun şu ki ona güvenmememiz gerekiyor. Bazı yerlerde aynı düşmanla etkileşime girmek çelişkili değil, engel yok.” diye konuştu.
Yetkililerin yapay zeka teknolojileri konusunda geri kalmaması gerektiğini belirten Hamaney, “Yapay zekayı kullanıyor olmak bizi aldatmasın. Yapay zeka kullanıcısı olmak bir avantaj değil. Yapay zekanın ustalaştırılması gereken derin katmanları var. Bu katmanlar başkalarının elinde.” dedi.
Dünyada gelecekte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gibi yapay zeka konusunda da bir ajans kurulabileceğini ve diğer ülkelerin yapay zeka teknolojisi geliştirmesini engelleyebileceklerini söyleyen Hamaney, “Bu teknolojinin derin katmanlarına ulaşmalı ve ülke içinde yapay zekanın altyapısını takip etmelisiniz.” değerlendirmesinde bulundu.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ukrayna Genelkurmay Başkanı Oleksandr Syrskyi, operasyon sürecinde Ukrayna ordusunun 100 yerleşim yeri ve 594 Rus askerini ele geçirdiğini açıkladı.
Syrskyi, Moskova birliklerinin bölgede karşı saldırıya geçmeye ve Kiev güçlerini kuşatmaya çalıştığını ancak bu girişimlerin geri püskürtüldüğünü de sözlerine ekledi.
Üç haftadır devam eden Kursk operasyonunun amaçlarından birinin Rus güçlerini başta Pokrovsk ve Kurakhove olmak üzere diğer bölgelerden uzaklaştırmak olduğunu söyleyen Syrskyi, Rus birliklerinin Ukrayna’nın güneyinden çekildiğini belirterek, “Kursk operasyonu Rus güçlerinin önemli bir kısmını başka yöne çekti. Şu an itibariyle Kursk cephesine yaklaşık 30 bin askerin gönderildiğini söyleyebiliriz ve bu rakam giderek artıyor” dedi.
Syrskyi, Rusya’nın Ukrayna’nın cepheye giden ikmal hatlarını kesmeye çalıştığını söyledi.
“Pokrovsk cephesinde durum oldukça zor. Düşman personel, silah ve askeri teçhizat avantajını kullanıyor, aktif olarak topçu ve hava gücü kullanıyor.”
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamalarda, söz konusu saldırıların İsrail güçlerinin Lübnan’ın güneyindeki köyleri ve sivillerin yaşadığı güvenli evleri hedef almasından dolayı misilleme olarak düzenlendiği vurgulandı.
Öte yandan İsrail tarafından bu bölgelerde saldırı uyarı sirenlerinin çaldığı belirtilirken, yaralı ya da can kaybına ilişkin bilgi paylaşılmadı.
REKLAM
Lübnan haber ajansı NNA’ya göre, İsrail topçuları Meys el-Cebel beldesi yakınındaki Güney el-Merc bölgesini fosfor bombalarıyla hedef aldı.
Burc el-Muluk beldesi çevresindeki Tel en-Nahhas bölgesi de İsrail’in topçu atışlarına maruz kaldı.
Haberde, Sur kentinin doğusundaki el-Mecadil beldesinin İsrail dronları, Nabatiyye beldesi çevresindeki açık alanın ise İsrail savaş uçaklarının hedefi olduğu belirtildi.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, Mecadil beldesinde 3, Şihin beldesinde 1 kişinin İsrail saldırıları sonucu yaralandığını açıkladı.
*Haberin görseli AA tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Tel Aviv ile Hamas arasında esir takası ve ateşkes mutabakatının gelecek günlerde sağlanması gerektiğini belirterek, İsrail’in Gazze Şeridi’nde uzun süreli işgaline karşı olduklarını söyledi. Blinken, Orta Doğu programı kapsamında bulunduğu Katar’ın başkenti Doha’da basın mensuplarına açıklama yaptı.

“ZAMAN ÖNEMLİ”
Orta Doğu ziyareti kapsamında birçok üst düzey yetkiliyle görüşme fırsatı bulduğunu anlatan Blinken, “Mesajım basit, net ve acil. Ateşkes ve rehine mutabakatına sona gelinmeden ulaşılmalı. Bunu şimdi yapmalıyız.” ifadelerini kullandı. Blinken, zamanın önemini vurgulayarak, “Esirlerin sağlığı tehlikede. Zaman önemli çünkü Gazze’de her gün kadın, çocuk ve erkekler acı çekiyor. Yeterli gıdaya, ilaca ulaşamıyor. Başlatmadıkları ve durduramayacakları bir çatışmada yaralanma ve ölme riskleri bulunuyor. Zaman önemli çünkü her geçen gün bölgede gerilimin tırmanması riski var.” diye konuştu.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Mısır ve Katar ile gerilimin tırmanmaması için çalıştıklarını dile getiren Blinken, Hamas ile İsrail arasındaki ateşkes ve esir takası için yürütülen müzakerelere değindi. Blinken, İsrail’in ABD Başkanı Joe Biden’ın ateşkes önerisini onayladığını savunarak, Hamas’a da bu öneriyi kabul etmesi çağrısını yineledi.

“MÜMKÜN OLAN HER ŞEY YAPACAĞIZ”
Ateşkes mutabakatına varılabilmesi için herkesin gerekli esnekliği göstermesi gerektiğini vurgulayan Blinken, iki tarafın da anlaşmanın uygulanmasının detayları konusunda çalışacağından ve hemfikir kalacağından emin olmak istediklerini söyledi. Blinken, ABD’yle beraber Mısır ve Katar’ın yanı sıra çok sayıdaki ülkenin ateşkesin hemen sağlanmasının aciliyeti konusunda hemfikir olduğunun altını çizerek, “(Mutabakat) Bu, derhal gerçekleşmeli ve gelecek günlerde hayata geçirilmeli. Biz de bunun sağlanması için mümkün olan her şeyi yapacağız.” şeklinde konuştu.

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Blinken, “ABD, İsrail’in Gazze’de uzun süreli işgalini kabul etmiyor. Mutabakat, İsrail ordusunun konumu ve Gazze’den çekilmesi hususundaki program konusunda çok açık. İsrail, bunu kabul etti.” dedi. Blinken, İsrail başta olmak üzere ateşkes ve esir takasının sağlanmasının herkesin yararına olduğunu dile getirdi. Çatışmanın diğer bölgelere yayılmamasını sağlamaları gerektiğine işaret eden Blinken, “Gazze, kuzeyde, Lübnan’da ve Hizbullah konusunda daha iyi bir yere ulaşmak için birçok yönden anahtar konumunda. Kızıldeniz’de Husiler ile gerilimin düşürülmesi, İsrail ile Suudi Arabistan arasında iki ülkenin de çıkarına olacak normalleşme anlaşmasının sağlanıp sağlanamayacağının değerlendirilmesi için anahtar noktada.” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail basınında yer alana habere göre; İsrail ordusunun Han Yunus bölgesine düzenlediği saldırıda çıkan yangın sonucu 6 İsrailli esir hayatını kaybetti.

BOĞULARAK ÖLDÜLER
Yediot Ahronot gazetesinin haberinde, “Han Yunus kentinde cesetleri bulunan 6 İsrailli esirin ölüm sebebine ilişkin ön değerlendirme, esirlerin tutuldukları tünelde İsrail ordusunun saldırısı sonucu çıkan yangında gazdan boğularak öldüklerini gösteriyor.” ifadelerine yer verildi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

ADLİ TIP KURUMUNUN İNCELEMESİ DEVAM EDİYOR
İsrailli esirlerin yaklaşık 6 ay önce düzenlenen bir saldırı sırasında hayatlarını kaybettiğine dikkat çekilen haberde, bölgede bulunan bulguların bu değerlendirmeyi güçlendirdiği ve adli tıp kurumu incelemesinin devam ettiği belirtildi.

TÜNEL DUMANLA DOLDU
İsrail ordusunun esirlerin bulunduğu tünelin yakınındaki bir noktayı hedef aldığı ve saldırı sonucu meydana gelen yangından çıkan dumanın tünele dolduğu kaydedildi.

Tünelde İsrailli esirlere ait cesetlerin yanı sıra ellerinde kalaşnikof tipi tüfekler olan Hamas mensuplarına ait cesetlerin de bulunduğu, cesetlerde herhangi bir yaralanma izine rastlanmadığı aktarıldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Şarkıcı Jennifer Lopez ile Oscar ödüllü oyuncu Ben Affleck’in 20 yıl önceye dayanan büyük aşkı sonlanıyor. İkonik çiftin ayrılacağı iddiaları son dönemde sıkça dillendirilirken, Jennifer Lopez’in resmen boşanma davası açtığı belirtildi.

Ünlü çiftin son aylarda birlikte görüntülenmemesi ve son fotoğraflarında yüzlerinin asık olması, boşanacakları iddiasını güçlendirmişti.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

“BEN AFFLECK’İN TAVIRLARI…”
İkilinin aslında birbirlerini sevdikleri ancak Affleck’in, eşinin aşırı kontrolcü kişiliğinden bunaldığı söyleniyor. Affleck’in tavırlarının Lopez’in kariyerinin önünde bir engel olduğu haberleri medyada sıkça yer almıştı.

LÜKS MALİKANE SATIŞA ÇIKMIŞTI
Lopez ve Affleck Los Angeles Beverly Hills’te satın aldıkları 12 yatak odalı, 24 banyolu malikaneyi de 68 milyon dolara satışa çıkarmıştı.

Çiftin bir süredir ayrı yaşadığı ve ilişkiyi kurtarmak için çaba gösterdiklerini ancak başaramadıklarını belirtiyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rus hava savunma sistemlerinin toplam 45 uçak tipi İHA’yı imha ettiği kaydedilen açıklamada, bunlardan 11’inin Moskova bölgesi, 23’ünün Bryansk bölgesi, 6’sının Belgorod bölgesi, 3’ünün Kaluga bölgesi, 2’sinin Kursk bölgesinde düşürüldüğü belirtildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Seçilmesi halinde ABD ordusundaki trans saçmalığını bitireceğini vurgulayan Trump şöyle konuştu:
“Askerlerin düşmanlara odaklanması gerekiyor, cinsiyetlerinin ne olduğunu çözmeye değil. Umarım savaş zamanı geldiğinde cinsiyetlerinin ne olduğunu çözmüş olurlar.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>‘KIBRIS TÜRKÜ, TÜRKİYE’NİN DESTEĞİ İLE BUNU BAŞARMIŞTIR’
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, ziyaretin ardından Bartınlı iş insanları ile bir araya geldi. Burada konuşan Tatar, Kıbrıs’ın ekonomisini güçlendirmek ve refahı artırmanın kendilerinin en asli görevi olduğunu belirterek, “Şu anda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 144 ülkeden farklı öğrenci bulunmaktadır. Turizmde ambargolara rağmen farklı ülkelerden gelen, Türkiye üzerinden gelen turistler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin turizm güzellikleri, doğasını, mavisini, yeşilini görerek daha tanımaktadırlar. Bugün 30 bin yatak kapasitesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti turizmi, inşallah önümüzdeki 3-5 yıl içerisinde 35- 40 bin ve 50 bin yatak kapasitesine doğru gitmektedir. Dolayısıyla turizm, eğitim, hizmet sektörlerinde yine Anadolu’dan getirilen tarım sektöründeki gelişmelerle, hizmetler sektörünün teknolojik ve Ar- Ge çalışmalarıyla, iletişim ağıyla artık Kuzey Kıbrıs’tan hizmet ihracatının bile yapılabileceğini söyleyebiliriz. Yani Doğu Akdeniz’deki bu Türk devletinin bir Singapur, bir Dubai’de olduğu gibi cazibe merkezi olmaması için hiçbir neden yoktur. Çünkü oradaki yapıya baktığınızda barış, huzur, istikrar ve her türlü ekonomik gelişmenin olabileceği bir eğitim adası ve markalaşma noktasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin turizmine, eğitimine bir marka haline gelmiştir. Belki bu 50 yıl almıştır, ama Kıbrıs Türkü, Türkiye’nin desteği ile bunu başarmıştır” dedi.

‘DEVLETİMİZİN TEYİT EDİLMESİYLE ANCAK BİR MÜZAKERE MASASINA OTURACAĞIZ’
Türkiye’nin iki devletli çözüme her zaman destek verdiğini söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, “Türkiye’nin verdiği tam destek sayesinde bütün dünya da bunu ciddiye almaktadır. Bizim kendi başımıza Kıbrıs Türkü olarak, ‘biz kendi ayrı devletimizi istiyoruz’ dememiz yeterli olmayacaktır. Çünkü Kıbrıs Türk’ünün potansiyeli, gücü bellidir. Ama garantör ülke yani ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin iki devletli çözüm demesi teraziyi, dengeleri bambaşka bir noktaya getirmiştir. Onun için yeni siyaset işte bu kadar önemlidir ve bu aşamaya geldikten sonra artık bunun geri dönüşü yoktur ve geri dönüş olmamalıdır. Daha dün telefon geldi. Birleşmiş Milletler’den telefon geldi. Bizleri eylül ayında masaya oturtmak için büyük bir beklenti içerisindeymişler. Tabii Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanlarımızla istişare yapacağız. Bizim siyasette asla geri dönüşümüz yoktur. Çünkü dedik ki; egemen eşitliğimiz, eşit ruhsatımız, yani devletimizin teyit edilmesiyle ancak bir müzakere masasına oturacağız. Eğer bu teyit edilirse, gerek uçuş gerekse direkt temas ve her türlü acımasız ambargo üzerimizden kalkmasıyla müzakere masasına oturmamız mümkün olacaktır” diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar iş insanları ile hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra Bartın Kent Müzesi ile Amasra ilçesindeki müzeyi ziyaret etti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Okulun çalışanlarından olduğu öğrenilen ve daha sonra kendini vuran saldırgan ağır yaralandı. USK Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Adnan Beganovic, silahlı kişinin okula gelerek otomatik silahla 3 kişiyi öldürdüğünü ve daha sonra kendisini vurduğunu açıkladı.
Beganovic, saldırganın ağır yaralı olduğunu ve Banja Luka şehrindeki hastaneye kaldırıldığını belirterek, olayın neden gerçekleştirildiği hakkında delil topladıklarını kaydetti.
Öte yandan yerel medyadaki haberlerde, saldırganın okulda hademelik yaptığı, öldürdüğü kişilerin de okul müdürü, sekreteri ve öğretmen olduğu bilgisi yer aldı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>28 ÖLÜ, 23 YARALI
Otobüsün devrilmesi sonucu 28 Pakistanlı yaşamını yitirirken, 14’ü ağır olmak üzere 23 kişi de yaralandı.
KAZA FREN SİSTEMİNDEKİ ARIZADAN KAYNAKLANDI
Yezd eyaletinin Karayolu Polis Müdürü Albay Haci Dehabadi, uzmanların ilk incelemelerine göre, kazanın aracın fren sistemindeki arızadan kaynaklandığını aktardı.
Otobüste bulunan 51 Pakistanlının Irak’ın Kerbela kentindeki Erbain törenlerine katılmak üzere İran’a giriş yaptığı belirtildi.
Hazreti Muhammed’in torunu Hazreti Hüseyin ile beraberindekilerin 10 Ekim 680’de (Hicri 10 Muharrem 61) Kerbela kentinde şehit edilişi, her sene “Aşura Günü”nde anılıyor. Aşura Günü’nden 40 gün sonrasında yapılan anma etkinliklerine “Erbain” (Kırkıncı Gün) törenleri adı veriliyor. Bu yılki Erbain etkinlikleri 25 Ağustos’ta yapılacak.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Han Yunus’un doğusunda yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan İsrail bombardımanında 2’si çocuk ve 5’i kadın 7 Filistinli yaşamını yitirdi.
İsrail’in yine kentin doğu bölgelerine düzenlediği Filistinlilerin evlerinin bulunduğu noktalara yapılan ayrı saldırılarda da 6 Filistinli öldü.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 16 bin 480’i çocuk, 10 bin 980’i kadın olmak üzere 40 bin 223 Filistinli öldü, 92 bin 981 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail’de Ultra Ortodokos Yahudiler, Yüksek Mahkeme’nin haziran ayında onayladığı zorunlu askerlik yasasını protesto için sokaklara döküldü.

Kudüs`te bir askeri kayıt ofisini basmak isteyen göstericiler polis engelini aşmaya çalıştı. Göstericiler polis bariyerlerini yıktı, çöp kutularını devirdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

İsrail polisi, coplarla göstericileri bölgeden uzaklaştırmaya çalıştı. Atlı polisler de göstericilere sert müdahalede bulundu.
Ultra Ortodoks Yahudilere ‘Zorunlu askerlik’ şiddeti!

ZORUNLU ASKERLİKTEN MUAFİYET KARARI
İsrail Yüksek Mahkemesi, 25 Haziran’da oy birliğiyle Ultra Ortodoks Yahudi erkeklerin zorunlu askerlikten muaf tutulmasının yasal dayanağının bulunmadığına ve askerliğe uygun olanların göreve alınması gerektiğine karar vermişti.

Kararda, askere alınmayanların kamu tarafından finanse edilen sosyal yardım ve eğitim yardımlarından da yararlanamayacaklarına yer verilmişti. Tarihi öneme sahip bu karar, İsrail’de yeni bir iç kargaşaya neden olma ve kültürel bir çatışmayı körükleme potansiyeline sahip bulunuyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları’na göre, gemi başlangıçta iki küçük tekneyle ateş alışverişinde bulundu. Teknelerden birinde 3-5 kişi, diğerinde ise yaklaşık 10 kişi bulunuyordu.
Britanya Kraliyet Donanması tarafından yönetilen ajans, geminin daha sonra “iki tanımlanamayan füzeyle vurulduktan sonra üçüncü bir füzeyle isabet aldığını” belirtti.
Ajans, “Gemide yangın çıktı ve gemi motor gücünü kaybetti” dedi ve can kaybı bildirilmediğini ekledi.
UKMTO, “Gemi sürükleniyor ve kontrol edilemiyor” açıklamasında bulundu.
Yunan liman yetkilisi sözcüsü, geminin Yunan bandıralı Sounion adlı, Yunan denizcilik şirketi Delta Tankers’a ait bir petrol ürünleri tankeri olduğunu belirtti.
Yunan liman yetkilisi, çoğunluğu Filipinli 25 kişilik mürettebatı olan geminin Irak’tan ayrıldığını ve birçok rafinerinin bulunduğu Atina yakınlarındaki bir limana gittiğini söyledi.
Liman yetkilisine göre, şimdiye kadar herhangi bir yaralanma bildirilmedi ve geminin füzelerle veya insansız hava araçlarıyla vurulmuş olabileceği belirtildi.
Saldırıyı hemen üstlenen olmadı, ancak bu olay İran destekli Husi isyancıların Gazze’ye destek olduğunu söyledikleri, dokuz aydır süren Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki uluslararası gemilere yönelik kampanyası kapsamında gerçekleşti.
İsyancıların roket ve insansız hava aracı saldırıları kampanyası, normalde dünya ticaretinin yüzde 12’sine kadar olan kısmını oluşturan Kızıldeniz’deki deniz trafiğini ciddi şekilde aksattı.
ABD ve İngiltere, Ocak ayından bu yana Yemen’deki Husi hedeflerine saldırarak karşılık verdi, ancak bu saldırılar isyancıları caydırmakta pek etkili olmadı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>EKİPLER ALEVLERİN SIÇRADIĞI KÖYÜ BOŞALTTI
Bölgeye 2 de yangın söndürme helikopteri yönlendirildi. Ekipler, alevlerin yayılmasını ve çevre mahallelere ulaşmasını önlemek için havadan ve karadan yangına müdahale ediyor. Rüzgarın da etkisiyle büyüyen alevlerin sıçradığı Demirler köyü ise tedbir amacıyla boşaltıldı.

BOLU’YA SIÇRADI
Yangının Gerede‘ye sıçraması üzerine Bolu Valiliğinden açıklama yapıldı. Açıklamada, “Ankara ili Kızılcahamam ilçesinde bugün saat 12.28 sıralarında başlayan ve ilimiz Gerede ilçesi Demirler köyü mevkisine sirayet eden orman yangınına Valiliğimizin koordinesinde müdahale edilmekte olup söndürme çalışmaları devam etmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

“YANGIN SEBEBİ İNSAN KAYNAKLI”
Ankara Valisi Vasip Şahin ise ilk belirlemelere göre yangının insan kaynaklı olduğunu açıkladı. Vali Şahin, “Gerekli incelemeler yapılıyor.” dedi.


Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay şöyle gelişti: Thanat tuvalete oturduğunda, aniden testislerinde keskin bir acı hissetti. Elini tuvalete soktuğunda, 3,6 metre uzunluğunda bir pitonla karşılaştı. Panik içinde yılanı çekip çıkardı ve bir tuvalet fırçasıyla ölene kadar yılana vurdu.
Thanat hemen hastaneye giderek tetanos aşısı oldu. Doktorlar yaranın ciddi olmadığını ve kısa sürede iyileşeceğini söyledi. Adam, zehirli bir yılan olmadığı için şanslı olduğunu belirtti.
Bu tür olaylar Tayland’da daha önce de yaşanmış. 2016 ve 2020 yıllarında benzer piton saldırıları kaydedilmiş.
Ağ pitonları, Güneydoğu Asya’da yaygın olarak bulunur ve bazen şehir yaşamına da sızabilirler. Bu durum, insanlarla karşılaşmalarına ve çatışmalara yol açabilir. Bu yılanlar dünyanın en büyüklerinden olup, çeşitli hayvanları hatta bazen insanları bile yiyebilirler.
Bu olay, vahşi yaşamın beklenmedik yerlerde karşımıza çıkabileceğini ve dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatıyor.


Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2016 yılından beri yayınlanan diziye üçüncü sezonda dahil olan Sözen, dün görüntülerin ortaya çıkmasıyla sosyal medyada tartışma konusu oldu.

PYD/YPG AJANINI CANLANDIRDI
Dizide terör örgütü PYD/ Ypg‘nin arasına sızan Esrin isimli bir ajanı canlandırdığını söyleyen oyuncu, role nasıl seçildiğini şu sözlerle anlattı;
“2016 yılında Fransa’nın en çok sevilen işlerinden biri olan ‘Le Bureau des Légendes’ dizisinden teklif geldi. O sırada neredeyse tek kelime Fransızca bilmiyordum. Buna rağmen seçmelere gittiğimde yönetmen oyunumu çok sevdi. Yönetmen, ‘Bir şekilde hallederiz’ dedi. Hemen hızlandırılmış bir biçimde Fransızca özel derslere başladım.” Melisa Sözen, oynadığı karakter hakkında ise “Suriye’de DEAŞ’a karşı savaşan bir ajanı canlandırıyorum. Bu yüzden de çekimlerden hemen önce dil derslerinin yanı sıra silah ve dövüş eğitimleri de aldım. Benim için çok keyifli ve güzel bir süreç oldu”
Terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD’li bir teröristi canlandıran Melisa Sözen, sosyal medya kullanıcılarını ikiye böldü.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SİLAH ÜRETİCİSİYLE YAPILAN ANLAŞMA ORTALIĞI KARIŞTIRDI
Borussia Dortmund, geçen mayıs ayının sonunda silah üreticisi Rheinmetall ile üç yıllık sponsorluk anlaşması imzalamış, şirket logosunun Dortmund ekibinin lisanslı ürünlerinde, stattaki reklam panolarında ve basın toplantılarında yer alacağı bildirilmişti. Nuri Şahin yönetimindeki Dortmund’un bu hamlesi, iç sahada oynayacakları maçları da etkileyecek.

TARAFTARLAR BU ANLAŞMAYA TEPKİLİ
Südtribüne (Güney tribünü) taraflar birliğinin yayımladığı ve bir çok taraftar grubunun imzaladığı açıklamada, kulübün Rheinmetall ile yaptığı sponsorluk anlaşmasına tepki gösterildi. Açıklamada, kulübün sorumlularının ve tüm kurulların Borussia Dortmund’un “etki gücünü” bir silah şirketinin kamuoyundaki imajını iyileştirmek için kullanmalarını kabul etmelerinin ve bu sırada kendi değerlerinden vazgeçmelerinin reddedildiği vurgulandı.

PROSTESTOYA HAZIRLANIYORLAR
Borussia Dortmund’un sezonun ilk lig maçında Eintracht Frankfurt ile 24 Ağustos’ta oynayacağı karşılaşmada sarı-siyahlı taraftarlara Rheinmetall ile yapılan anlaşmadan duydukları memnuniyetsizliği stada taşıma çağrısı yapılan açıklamada, döviz ve pankartların hazırlanması istendi.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Liberya bandıralı gemide, Hintli bir mürettebatta “kist benzeri cilt lezyonları” görülmesi üzerine alarm verildi. Sağlık yetkilileri acil durum protokolünü devreye soktu ve mürettebatın gemiden inmesini yasakladı. Sadece sağlık personelinin gemiye girmesine ve muayene yapmasına izin verilecek.
Gemi, test sonuçları çıkana kadar Parana Nehri’nde karantinada kalacak. Ina-Lotte adlı gemi, Brezilya’dan soya yükü almak için gelmişti.
Bu olay, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) maymun çiçeğini küresel sağlık acil durumu ilan etmesinden bir hafta sonra gerçekleşti. Bu yıl 13 ülkede vakalar görüldü ve Afrika’da 571 ölüm kaydedildi.
Mpox’un iki türü var: Clade 1 ve Clade 2. Clade 1’in ölüm oranı daha yüksek ve yeni mutant suşu Clade 1b hızla yayılıyor.
Hastalık genellikle hafif seyrediyor, ancak bağışıklık sistemi zayıf kişiler için ölümcül olabiliyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İzmir, Aydın, Manisa ve Bolu başta olmak üzere Türkiye’nin birçok bölgesindeki orman yangınları devam ediyor. Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde önceki gün çıkan orman yangını Muğla il sınırına ulaştı.

YANGIN MUĞLA SINIRINDA
Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde etkili olan rüzgarla birlikte alevler Muğla’nın Kavaklıdere ilçesine bağlı Çavdır Mahallesi sınırına kadar ulaştı. Alevlerin ilerlememesi için dozerler ve iş makineleri ile çalışmalar sürerken, itfaiye ekipleri hat üzerinde olası sıçramaya karşı hazır bekletiliyor.
TAHLİYELER BAŞLADI
Mahalleli, kendilerine ait traktörlerle tedbir amaçlı bölgeden uzaklaştı. Jandarma ekipleri, iş makineleri, itfaiye ve yangına müdahale eden araçlar dışında bölgeye sivil araç almıyor. Çavdır ile yakınındaki Yeşilköy mahallelerinde yaşlılar, çocuklar, hastalar ve hayvanlar ise AFET ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı ( Afad ) koordinesinde tedbir amaçlı tahliye edildi.
8 UÇAK VE 14 HELİKOPTER HAVADA
Yangına kara ekiplerinin yanı sıra havadan da 8 uçak ve 14 helikopterle müdahale ediliyor. Güre, Hışımlar ve Malküpü ve Örmepınar mahallelerinde yanan alanlar dronla görüntülendi. Ekiplerin yangını söndürme çalışmaları havadan ve karadan sürüyor.

İZMİR’DEKİ YANGIN HALA DEVAM EDİYOR
İzmir’in Karşıyaka ilçesinde çıkan ve rüzgarın etkisiyle büyüyen orman yangınına havadan müdahale edilmeye yeniden başlandı. Ekipler, yangını kontrol altına alma çalışmalarını şiddetli rüzgara rağmen sürdürüyor.
Karşıyaka ilçesi Yamanlar Mahallesi Karatepe mevkisinde önceki gün başlayan yangın yerleşim yerlerine kadar ulaşmıştı. Yangında 16 ev yanmış, 87 ev ve 45 iş yeri boşaltılmıştı. 3 mahallenin de tahliye edildiği yangın dolayısıyla hayvan barınağı da boşaltılmıştı. Karşıyaka’da başlayan ve Bayraklı ile Çiğli ilçesindeki ormanlık alanlara da yayılan yangında, kentin birçok noktası duman altında kalmıştı. Yangın söndürme çalışmalarına, orman ekiplerinin yanı sıra belediyeler, polis, AFAD, jandarma personeli de araçlarıyla destek vermişti.

BİR YANGIN DA MENDERES’TE ÇIKTI
İzmir’in Menderes ilçesinde de orman yangını çıktı. İzmir Orman Bölge Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, Şaşal Mahallesi’nde saat 16.45’te çıkan orman yangınına ilk müdahale 10 dakika sonra gerçekleştirildi. Yangını söndürmek için 1 uçak, 3 helikopter, 7 arazöz, 2 su ikmal, 1 dozer ve 1 yer ekibi ile çalışmalar devam ediyor.
MANİSA GÖRDES’TEKİ YANGIN DİĞER İLÇELERE SIÇRADI
Manisa’nın Gördes ilçesinde başlayıp Salihli ve Gölmarmara ilçesine ulaşan orman yangınlarına havadan ve karadan müdahale devam ediliyor. Boyalı Mahallesi’nde 14 Ağustos’ta çıkan orman yangını, rüzgarın da etkisiyle yayılarak Salihli ilçesine bugün de Gölmarmara ilçesi Yunuslar Mahallesi’ne ulaştı.

Gördes’in yanı sıra Salihli’nin Kale Mahallesi ile halen Gölmarmara’nın Yunuslar Mahallesi yakınlarındaki ormanlık alanda etkili olan yangına 6 uçak, 14 helikopter, 46 arazöz, 14 su ikmal aracı, 6 iş makinesi, 6 ilk müdahale yer ekibi müdahale ediyor. Yangınla mücadelede 45 teknik eleman olmak üzere 450 personel görev yapıyor.
Kayacık Mahallesi’nde 15 Ağustos’ta çıkan ve devam yangına ise 1 uçak, 4 helikopter, 15 arazöz, 3 su ikmal aracı, 2 iş makinesi, 1 ilk müdahale yer ekibi müdahale ederken, 5 teknik eleman olmak üzere 100 personel bölgede söndürme çalışmalarına katılıyor. Alevlerden etkilenen bölgelerde incelemelerde bulunan Manisa Valisi Enver Ünlü, Salihli’nin Hacıhıdır Mahallesi ile Gölmarmara’nın Yunuslar ve Çamköy Mahallelerinde yangın riskinin devam ettiği bilgisini paylaştı.

UŞAK
Uşak’ın Eşme ilçesi Dereli köyü yakınlarındaki otluk alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Rüzgarın da etkisiyle büyüyen yangın ormanlık alana sıçradı. İhbar üzerine bölgeye arazözler ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Yangına havadan da 1 helikopter ile müdahale ediliyor.
BOLU
Bolu’nun Göynük ilçesinde ormanlık alanda çıkan yangını söndürme çalışmaları devam ediyor. Bekirfakılar köyü mevkisindeki ormanlık alanda önceki gün öğle saatlerinde çıkan yangının söndürülmesi için çalışma yürütülüyor.

Yangını söndürme çalışmalarına Bolu ve çevre illerden 12 helikopter ile 138 arazöz ile 245 araç ve iş makinesi destek veriyor. Bölgede görev yapan 1357 personel ile yangının söndürülmesi için havadan ve karadan müdahale sürüyor.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, orman yangının sürdüğü Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde incelemelerde bulundu. Örmepınar Mahallesi yakınındaki kriz merkezinde gazetecilere açıklama yapan Yumaklı, bir önceki açıklamasında 6 aktif yangından bahsettiğini hatırlatarak, “Bunlardan bir tanesi olan Muğla Milas yangını kontrol altına alındı çok şükür. Halihazırda 5 aktif yangınımız var. İzmir Karşıyaka Yamanlar’la alakalı 3 uçak, 14 helikopterle bir vadinin içerisine sıkıştı yangın. Orada ulaşım biraz zor. Bu şekilde uçaklar ve helikopterlerle bu alanda baskıyı azaltıp arkadaşlarımızın bir şekilde müdahale ederek söndürmesini bekliyoruz.” diye konuştu.

“AĞIR SINIF YANGIN SÖNDÜRME UÇAĞINI BURAYA YÖNLENDİRDİK”
Yumaklı, Aydın’ın Bozdoğan ilçesindeki yangına da 8 uçak, 14 helikopterle müdahale edildiğini anlatarak, şunları söyledi: “Bu uçaklardan bir tanesi de geçtiğimiz haftalarda Türkiye’ye getirmiş olduğumuz Be-200, ağır sınıf yangın söndürme uçağı. Onu da buraya yönlendirdik. Şu anda arkamızda bulunan dumanlarını gördüğümüz kuzey hattı yangının çıkış noktası olan Alhisar köyüne yakın bir nokta. Maalesef burada da kırsal alanda başlayıp ormana sirayet eden bir yangın var. Kesin olmamakla beraber yine bir dikkatsizlik sonucu maalesef şu andaki duruma geldiğimizi düşünüyoruz.”
Bölgede rüzgarın dün çok şiddetli olduğunu, bugün ise düne göre bir miktar azaldığını kaydeden Yumaklı, kuzey ve güney hattaki 2 noktada ekiplerin yoğun çalıştığını anlattı. Yumaklı, güney hatta çok verimli ormanların yer aldığını vurgulayarak, “Orada bizi çok çok daha zorlayacak. Rüzgarın çok ciddi bir şekilde artması durumunda arkadaşlarımız, müdahale eden ekiplerimiz için de hayati tehlikeler söz konusu olabiliyor. Güre, Hışımlar ve Malküpü mahalleleri burada tahliye edildi. Hışımlar’da üç ev, Örmepınar’da da iki ev hasar görmüş durumda. 10 personelimiz ve 59 vatandaşımız dumanlardan etkilendi ama sağlık durumları açısından herhangi bir risk yok.” ifadelerini kullandı.
“HERKES CANSİPERANE ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR”
İncelemelerde bulunmak üzere Umurlar köyüne gelen Vali Erkan Kılıç, yetkililerden bilgi aldı. Kılıç, gazetecilere, “Yangın şu anda tam kontrol altına alınmadı ama ekiplerimiz yoğun şekilde çalışıyor” dedi. Dün ve önceki güne göre daha iyi durumda olduklarını aktaran Kılıç, AFAD, Orman Genel Müdürlüğü, sağlık, jandarma, emniyet, Kızılay dahil bütün kurumların sahada olduğunu kaydetti.

Kılıç, herkesin cansiperane çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti: “Şu anda yangın belli noktalarda söndürüldü. Oralara tedbir amaçlı müdahaleler devam ediyor. Amacımız yangının daha da yayılmasını önlemek. Çıkabilecek yangınlara da anında müdahale etme noktasında arkadaşlarımız çalışıyor. Bu yangınla ilgili de Sayın Bakanımız da dün açıklamıştı, 4 kişi gözaltına alındı. Şu anda onların işlemleri devam ediyor. Anızdan çıktığını değerlendiriyoruz. Bu konuda da bütün vatandaşlarımızın duyarlı olmasını istiyoruz. Nelere mal olduğunu hep beraber görüyoruz.”
YANGIN BÖLGESİNDEN TAHLİYELER VAR
Vali Kılıç, tedbir amaçlı tahliyelerin yapıldığının hatırlatılması üzerine yaşlı, kadın, çocuk ve engelli birey olmak üzere 490 kişiyi akrabalarının yanlarına yerleştirdiklerini dile getirdi. Vatandaşların evlerini bırakmak istemediğini belirten Kılıç, “Burada beyaz et sektöründen dolayı tavuk kümesleri var. Orada da çok büyük sayıda tavuklarımız var. Dolayısıyla onlara da sahip çıkmak istiyorlar, bakımları var. Ama bir şekilde ikna ettik vatandaşları, tehlikeli alandan çıkararak tahliye etmeye gayret gösterdik. Vatandaş da bize duyarlılık gösterdi. Bununla ilgili süreci izleyeceğiz. İnanıyorum ki kısa sürede normale döner ve kendi evine, bağ bahçesine vatandaşlarımız döner.” diye konuştu.

Kentte ekiplerin su alma alanlarıyla ilgili sıkıntı yaşayıp yaşamadığı sorulan Kılıç, sıkıntı olmadığını, kentte 200’ün üzerinde irili ufaklı göl ve göletin bulunduğunu kaydetti. Soru üzerine Kılıç, yangınla ilgili gözaltına alınanların işlemlerinin devam ettiğini aktararak, “4 kişi, arazinin sahipleri aslında.” dedi. Orman Bölge Müdürlüğü ekiplerinin yangına çok hızlı bir şekilde müdahale ettiğini vurgulayarak, “İlk saniyesinden itibaren müdahaleye başlandı. Herkes olağanüstü bir gayret gösterdi. Temennimiz bu tip yangınlarla bir daha karşılaşmamak. Cenab-ı Allah ülkemizi her türlü afetlerden korusun.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAMÇATKA YARIMADASI’NDA 7,2 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
Rusya’nın doğusundaki Kamçatka Yarımadası’nda TSİ 22.10’da 7,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ABD Ulusal Tsunami Uyarı Merkezi, depremden kaynaklanan bir tsunami tehdidi olduğunu bildirdi.
Avrupa Akdeniz Sismoloji Merkezi de depremin yaklaşık 29 km (18 mil) derinlikte kaydedildiğini açıkladı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Türkiye ile Azerbaycan ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel gelişmeler ele alındı.
AZERBAYCAN’DAN TÜRKİYE’YE YANGIN UÇAĞI DESTEĞİ
Görüşmede, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, orman yangınları nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a geçmiş olsun dileklerini iletti. Aliyev, orman yangınlarıyla mücadelede Azerbaycan’ın her türlü desteği vermeye hazır olduğunu, bu çerçevede bir yangın söndürme uçağının Türkiye’deki çalışmalara katılması için talimat verdiğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Azerbaycan halkının desteğine teşekkür ederek, Türkiye ile Azerbaycan kardeşliğinin böylesi günlerde daha da perçinlendiğini belirtti.
TÜRKİYE’DEN TEŞEKKÜR PAYLAŞIMI
Dışişleri Bakanlığı, X sosyal medya platformundan Azerbaycan’a teşekkür paylaşımı yaptı. Paylaşımda, “Ülkemiz genelindeki orman yangınlarını söndürme çalışmalarına verdiği değerli destek için can Azerbaycan’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.” ifadeleri kullanıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“ARTIK HİNT FİLMLERİNE GÜLMEYECEĞİM”
Görüntünün altına “O taksiciye helal olsun nasıl bir refleks”, “İnanılmaz bir zamanlama”, “Saç kökleri çok sağlammış”, “Nasıl yakaladın sen onu ya helal olsun”, “Artık Hint filmlerine gülmeyeceğim” şeklinde yorumlar yapıldı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Konuyla ilgili bilgi sahibi birkaç kişi, Gizli Servis’in geçen ay kendisine yönelik suikast girişiminden bu yana eski Başkan Donald J. Trump’ın güvenliğini, Başkan Biden’ın koruma ekibinin bir kısmını geçici olarak Trump’a kaydırmak da dahil olmak üzere çeşitli şekillerde güçlendirdiğini söyledi.
Hayattaki tüm başkanları koruma görevi olan Gizli Servis ayrıca, Trump’a gelecekteki açık hava mitinglerinde daha fazla koruma sağlamak için mermileri püskürtmek üzere tasarlanmış balistik cam da sağladı.
REKLAM
Bir Gizli Servis yetkilisi, Trump’a yönelik artan şiddet tehdidinin, Biden’ın son dönemde seyahat programını azaltmasıyla birleşince bu adımın hem gerekli hem de uygulanabilir olduğunu belirtti.
Beyaz Saray sözcüsü konuyla ilgili yorum yapmazken, Trump’ın kampanya sözcüsü de yorum yapmayı reddetti.
Trump’a suikast girişimi
Gizli Servis, 13 Temmuz’da Butler, Pa’daki bir açık hava mitinginde silahlı bir saldırganın Trump’a ateş açmasından bu yana kara bulutlar altında. Saldırıda Trump’ın kulağı sıyrılmış, bir seyirci ölmüş ve iki kişi de ağır yaralanmıştı. F.B.I. olayı soruşturuyor ve kongre liderleri de soruşturma başlattı.
Gizli Servis, saldırıyı mümkün kılan güvenlik ihmallerinin sorumluluğunu üstlendi. Kimberly A. Cheatle kurumun direktörlüğünden istifa etti.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “Son 48 saat içerisinde hükümetlerimizin üst düzey yetkilileri, Gazze’de ateşkesin sağlanmasının yanı sıra esirler ve tutukluların serbest bırakılması konusunda yoğun müzakereler yürütmüştür. Bu müzakereler, ciddi ve yapıcı biçimde olumlu bir ortamda yapılmıştır.” ifadeleri yer aldı.
“ANLAŞMANIN HIZLICA UYGULANMASI SAĞLANACAK”
ABD’nin bugün Katar ve Mısır’ın desteğiyle taraflar arasındaki anlaşma konusunda “boşlukların azaltılmasını amaçlayan bir öneri sunduğu” belirtilen açıklamada, bu önerinin ABD Başkanı Joe Biden’ın 31 Mart tarihinde açıkladığı öneri ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2735 sayılı kararıyla uyumlu olduğu kaydedildi.
“Geçen haftalarda uzlaşıya varılan konular üzerine inşa edildiği” bilgisine yer verilen önerinin, “boşlukları tamamlayarak anlaşmanın hızlıca uygulanmasını sağlayacağı” vurgulandı.
Anlaşmanın uygulanması konusundaki detayların ilerleyen günlerde görüşüleceği bildirilerek, teknik ekiplerin esirler ve tutuklular dahil, anlaşmanın insani boyutunu kapsamlı bir biçimde ele alacağı ifade edildi.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tokyo ile Nagoya arasındaki tren seferlerinin iptal edildiğini, bazı yerel seferlerde daha yavaş tarifelere geçildiğini belirten yetkililer, olumsuz hava koşullarından etkilenen çok sayıda uçuşun iptal edildiğini duyurdu.
Normal şartlarda akşam saatlerine kadar açık olan Disneyland, tayfun nedeniyle 15.00’te kapatılırken kargo şirketi Yamato Transport, Tokyo ve yakınlarındaki bölgelere 16-17 Ağustos’ta teslimat yapılmayacağını bildirdi.
Yetkililer, halkı nehirlerden ve sahillerden uzak durmaları konusunda uyardı.
Tokyo yakınlarındaki sulardan geçmesinin ardından kuzeye doğru devam ederek Kanto ve Tohoku bölgelerini etkisi altına alması beklenen Ampil Tayfunu’nun karaya ulaşması öngörülmüyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Oylamada Paetongtarn’ın lehine 319, aleyhine 145 oy kullanılırken 27 milletvekili çekimser kaldı.
Parlamentoda yapılan oylama sonucunda 37 yaşındaki Paetongtarn, ülkenin 31. başbakanı seçildi.
Paetongtarn, ülkenin en genç başbakanı seçilirken, Şinavatra ailesinden bu görevi üstlenen 3. isim oldu.
Anayasa Mahkemesi, 14 Ağustos’ta Başbakan Srettha Thavisin’i, kabine üyelerinden Pichit Chuenban’ı “hukuksuz atadığı” gerekçesiyle azletmişti.
Pheu Thai Partisi ve koalisyon ortakları da eski Başbakan Taksin Şinavatra’nın kızı Paetongtarn Şinavatra’yı parlamentoda yapılacak oylamada yeni lider olarak aday göstermişti.
Eski Başbakan Taksin Şinavatra, 2006’da askeri darbe sonucu görevinden uzaklaştırılmıştı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, “Yüksek yaz sıcaklıkları Norveç takımadalarındaki buzulların rekor düzeyde erimesine neden oldu. Dünyanın en kuzeyindeki buzullardan bazılarına ev sahipliği yapan Svalbard, gezegenin en hızlı ısınan yerlerinden biri. Buzulları 23 Temmuz’da tüm zamanların günlük yüzey erimesi rekorunu kırdı” denildi.
Norveç’e ait Svalbard takımadaları, küresel ortalamadan 6 kat daha hızlı ısınıyor. Bilim insanlarına göre kutup ayılarının risk altında olduğu Svalbard, iklim değişikliğinin en somut görüldüğü bölge.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Açıklamada, İsrail’in “temel prensiplerinin ABD ve diğer arabulucular tarafından bilindiği” vurgulanarak “arabulucuların baskısı sonucu Hamas’ın bu şartları kabul etmesiyle uygulanacak adımların belirleneceği” savunuldu.
NETANYAHU “27 MAYIS PRENSİPLERİ”NDE ISRARCI
İsrail basını, Netanyahu’nun ısrarcı olduğu “27 Mayıs prensipleri” olarak ifade edilen maddeleri ise şöyle sıraladı:
İsrail’in, Gazze Şeridi ve Mısır arasındaki Philadelphia Koridoru olarak isimlendirilen sınır hattında ve Gazze’nin Mısır’a açılan Refah Sınır Kapısı’nda hakimiyeti, Gazze’nin güneyinden kuzeyine gidecek olası Hamas mensuplarının dönüşünü engellemek için Gazze Şeridi’ni kuzey güney hattında bölen Netzarim Koridoru’nda denetim mekanizması kurulması.
REKLAM
İSRAİL “YENİDEN SALDIRMA” HAKKINI KORUMAK İSTİYOR
Bunun yanı sıra, ateşkes anlaşması imzalandıktan sonra Netanyahu’nun İsrail’in Gazze’ye yeniden saldırabilme hakkını korumak istediği belirtiliyor.
İsrail’in başmüzakerecisi niteliğindeki Mossad Direktörü David Barnea ve Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın, Netanyahu’nun eklemek istediği maddelerin anlaşmayı zora sokacağını kendisine ilettiği basına yansımıştı.
Hamaslı üst düzey yetkililer, Al Jazeera televizyon kanalına, ABD Başkanı Joe Biden’ın 2 Temmuz’da açıkladığı öneride uzlaşılan konuların, Doha’daki müzakerelerden çıkan sonuçta bulunmadığına dikkati çekmişti.
Filistinli kaynaklardan alınan bilgiye göre, Doha’daki görüşmeden çıkan sonuçta Gazze’yi ikiye ayıran Netzarim Koridoru ve Gazze Şeridi ile Mısır sınırındaki Philadelphia Koridoru’na ilişkin maddeler bulunmuyor.
MÜZAKERELER
İsrail ile Hamas arasında esir takası ve Gazze Şeridi’nde ateşkese varılması amacıyla Katar’ın başkenti Doha’da dün ve bugün müzakereler yapılmıştı.
“İyi geçtiği” açıklanan Doha’daki müzakerelere, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Bill Burns, Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ve Mossad Direktörü David Barnea’nın başkanlığındaki heyetler katılmıştı.
*Haberin görseli AP tarafından servis edilmiştir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Filistinlileri 10 ayı aşkın süredir sürekli göçe zorlayan İsrail, şimdi de kendisinin “güvenli olduğunu” iddia ettiği ve yerinden edilmiş Gazzelilerin sığındığı El-Mevasi’nin bazı bölgelerine saldırmaya hazırlanıyor.
İsrail yönetimi, yaklaşık 2,3 milyon Filistinliyi hapsetmeye çalıştığı El-Mevasi’yi de hedefine koymuş durumda.
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya hesabından yeni bir harita paylaşarak Deyr el-Belah kentinin doğusundaki bölgelerin yanı sıra Han Yunus’a bağlı El-Karara, El-Mevasi, Cela, Hamed ve En-Nasr bölgelerinin boşaltılması çağrısında bulundu.
REKLAM
Adraee’nin paylaştığı haritada, İsrail’in “insani bölge” ilan ettiği ve yerinden edilen 1 milyondan fazla Filistinlinin sığındığı El-Mevasi’nin bazı kısımlarının da yer alması dikkati çekti.
“Tahliye” kararının alınmasının nedenlerine ilişkin çeşitli iddialar ortaya atan Adraee, paylaştığı haritada yer alan bazı bölgelerdeki Filistinlilerden göç etmelerini istedi.
“Tahliye” kararı Doha’daki ateşkes müzakereleri sürerken geldi
İsrail ordusunun El-Mevasi’deki bazı bölgelerin boşaltılması talebinin, Katar’ın başkenti Doha’da Tel Aviv yönetimiyle Hamas arasında esir takası ve Gazze’de ateşkes müzakerelerin devam ettiği bir süreçte gelmesi dikkati çekti.
Gazzelileri yeniden göçe zorlayan bu “tahliye kararının” Doha’da dün başlayan ve bugün de devam edecek olan ateşkes ve esir takası müzakerelerine etkisi ise henüz bilinmiyor.
İsrail, El-Mevasi’nin “güvenli olduğunu” iddia etmişti
İsrail ordusu, 7 Ekim’de Gazze’de kuzey bölgelerden başlattığı zorunlu göçü güneyde yer alan Han Yunus’a ve en sonra yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Refah’a saldırarak sürdürmüştü.
REKLAM
Han Yunus ve Refah’a saldırılar sırasında İsrail, buradaki Filistinlilerden “güvenli olduğunu” iddia ettiği El-Mevasi’ye gitmelerini istemişti.
Deyr el-Belah, Han Yunus ve Refah bölgeleri arasında yer alan Akdeniz kıyısındaki El-Mevasi, altyapının bulunmadığı, yapılaşmanın oldukça az olduğu bir bölge.
İsrail’in saldırılarından kaçan Filistinliler, çaresizlik içinde buradaki derme çatma çadırlarda hayata tutunmaya çalışıyor.
Filistin Kızılayı, Refah’a başlatılan kara saldırısından sonra bölgeye gelen göç nedeniyle El-Mevasi’de tek çadırlık bir yerin dahi kalmadığını belirtiyor.
Artan sıcaklık ve su sıkıntısı başta olmak üzere zorlu şartlar yüzünden birçok Filistinli, El-Mevasi’ye gitmek yerine evlerinin enkazında yaşamaya çalışıyor.
İsrail, Gazze’de zorunlu göçü sistematik bir silah olarak kullanıyor
İsrail, 7 Ekim’de başlattığı saldırılardan bu yana yayınladığı “tahliye” kararlarıyla Gazze’de yaşayan Filistinlileri sürekli olarak göçe zorluyor.
Birleşmiş Milletlerin (BM) verilerine göre, Gazze’de yaşayan her 10 kişiden 9’u İsrail saldırıları nedeniyle göç etmek zorunda kaldı.
Gazze’de oradan oraya savurulan Filistinliler, saldırılar ve gıda sıkıntısının yanı sıra zorunlu göç nedeniyle zor günler geçiriyor.
BM’ye göre, Gazze’deki Filistinlilerin büyük çoğunluğu ayda bir göç etmek zorunda kalıyor.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Başkan seçildiğinde tüm Amerikalılar için maliyetleri düşürmeyi ve ekonomik güvenliği artırmayı en önemli önceliği haline getireceğini vurgulayan Harris, Kovid-19 salgını sırasında tedarik zincirleri kesintiye uğradığında fiyatların arttığını anımsattı.
Harris, tedarik zincirlerinin artık iyileşmesine karşın fiyatların hala çok yüksek olduğunu belirterek, bu konuda harekete geçilmesi gerektiğini vurguladı.
Planının, krizleri istismar eden ve kuralları çiğneyen “fırsatçı şirketler” için yeni cezalar içereceğini ve kurallara göre oynamaya çalışan küçük gıda işletmelerini destekleyeceklerini söyleyen Harris, gıda sektörünün daha rekabetçi hale gelmesine yardımcı olacaklarını dile getirdi.
REKLAM
Harris, rekabetin ülke ekonomisinin can damarı olduğuna inandığını kaydederek daha fazla rekabetin Amerikalılar için daha düşük fiyatlar anlamına geldiğine işaret etti.
“TRUMP’IN ORTA SINIFIN MALİYETLERİNİ DÜŞÜRMEK İÇİN CİDDİ BİR PLANI YOK”
Amerikalılar için ev sahibi olmanın finansal bir işlemden daha fazlası olduğunu vurgulayan Harris, birçok yerde ciddi bir konut sıkıntısı olduğunu ifade etti.
Harris, başkan olduğunda konut inşaları için endüstriyle işbirliği yapacağını ifade ederek, bu kapsamda eyalet ve yerel düzeyde bürokrasiyi azaltacaklarından bahsetti.
Ekonomik planını Cumhuriyetçilerin başkan adayı Donald Trump’ın planıyla kıyaslayan Harris, “Donald Trump, milyarderler ve büyük şirketler için mücadele ediyor. Biz, çalışan ve orta sınıf Amerikalılara paralarını geri vermek için mücadele edeceğiz.” dedi.
Trump’ın orta sınıfın maliyetlerini düşürmek için ciddi bir plan sunmadığını öne süren Harris, şöyle devam etti:
“Bu seçimde bir tercih var. Donald Trump’ın orta sınıfı mahvetme, çalışan insanları cezalandırma ve milyonlarca Amerikalı için yaşam maliyetini artırma planları. Diğer taraftan, başkan seçildiğimde yapacağımız şey, maliyetleri düşürmek, ailelerin mali açıdan güvenliğini ve istikrarını artırmak, çalışan ve orta sınıf Amerikalılar için fırsatları genişletmek olacak.”
REKLAMHARRIS’İN EKONOMİ GÜNDEMİNDE VERGİ İNDİRİMLERİ VE KONUT TEŞVİKLERİ YER ALIYOR
Amerikalılar için maliyetleri düşürmek, Harris’in kampanyasının en önemli önceliklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Harris’in ekonomi politikaları, market ürünleri ile reçeteli ilaçların maliyetini düşürmeyi, uygun fiyatlı konutların artmasını ve orta sınıf için vergilerin azaltılmasını amaçlıyor.
Bu kapsamda, gıda ve market ürünlerinde, fiyatların fahiş şekilde yükseltilmesini yasaklamaya yönelik yasa için Kongre ile birlikte çalışması planlanıyor.
Gıda ürünlerinde maliyetleri düşürme planına benzer şekilde, ilaç şirketlerine karşı da sert önlemler alınması hedefleniyor.
ABD’de gelecek 4 yıl içinde 3 milyon yeni konut inşa edilmesi hedeflenirken, konut inşaatını teşvik etmeye yönelik vergi destekleri getirilmesi öngörülüyor. Aynı zamanda ilk kez konut satın alacaklar için 25 bin dolara kadar peşinat desteği sağlanması planlanıyor.
Ayrıca, kira desteğinin genişletilmesi ve Wall Street yatırımcılarının toplu olarak konut satın almasının önlenmesi hedefleniyor.
Öte yandan, yeni doğan çocuğu olan ailelere yönelik vergi indiriminin 6 bin dolara kadar çıkarılması planlanıyor.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Depremin derinliği 7.1 km olurken, merkez üssü, Hatay’ın Yayladağı ilçesine 119 km uzaklıkta.
5.2 büyüklüğündeki depremden 3 dakika sonra aynı merkez üslü 4.2 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi.
Deprem Hatay ve Gaziantep’ten de hissedilirken, merkez üssünde deprem sonrası herhangi bir olumsuzluk yaşanmadığı ancak sallantıdan dolayı insanların kısa süreli panik yaşadığı bildirildi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Hamas yetkilisi, açıklamasında, “İşgal güçlerinin ‘güvenli bölgeleri’ defalarca hedef aldığını, masum insanlara karşı en korkunç katliamları yaptığını biz gördük ve tüm dünya izledi.” ifadelerine yer verdi.
Rışk, İsrail’in sadece bölgeleri boşaltmayı hedeflemediğini, aynı zamanda sistematik bir şekilde, Filistin halkına karşı yeni katliamlara zemin hazırlamayı ve uluslararası hukuka göre açıkça savaş suçu sayılan insanlık suçlarını sürdürmeyi hedeflediğine işaret etti.
REKLAM
Binlerce sivilin defalarca yerinden edilmesiyle, uluslararası insani anlaşmaların ve yasaların açık bir şekilde ihlal edildiğini kaydeden Rışk, İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri göç etmeye zorlamasının, Filistin halkının maruz kaldığı toplu cezalandırma ve “soykırımı” derinleştirdiğini aktardı.
Rışk, devam eden İsrail saldırılarından Tel Aviv yönetimine destek olan ABD yönetiminin sorumlu olduğunu vurgulayarak, dünya liderlerini İsrail’e Gazze’deki saldırılarını durdurması için baskı yapmaya çağırdı.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde yerinden edilmiş 1 milyondan fazla Filistinliyi sıkıştırdığı ve “insani bölge” olduğunu iddia ettiği El-Mavasi’nin bazı kısımlarına saldırı başlatacağını duyurarak buradaki Filistinlilerden bir kez daha göç etmelerini istemişti.
İsrail ordusunun, yaptığı tahliye uyarısının hemen ardından kentin batısında yer alan El-Mevasi bölgesinde yerinden edilen Filistinlilerin çadırına düzenlediği saldırıda 3’ü çocuk 4 Filistinli ölmüştü.
İSRAİL, EL-MEVASİ’NİN “GÜVENLİ OLDUĞUNU” İDDİA ETMİŞTİ
İsrail ordusu, 7 Ekim’de Gazze’de kuzey bölgelerden başlattığı zorunlu göçü güneyde yer alan Han Yunus’a ve en sonra yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı Refah’a saldırarak sürdürmüştü.
Han Yunus ve Refah’a saldırılar sırasında İsrail, buradaki Filistinlilerden “güvenli olduğunu” iddia ettiği El-Mevasi’ye gitmelerini istemişti.
Deyr el-Belah, Han Yunus ve Refah bölgeleri arasında yer alan Akdeniz kıyısındaki El-Mevasi, altyapının bulunmadığı, yapılaşmanın oldukça az olduğu bir bölge.
Fotoğraf, AA tarafından servis edilmiştir, temsilidir.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Avusturya’nın başkenti Viyana’daki Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi’nde UAEA Yönetim Kurlu Toplantısı düzenlendi.
Toplantı sonrasında Başkan Grossi, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
AA muhabirinin, İsrail’in denetlenmeyen nükleer faaliyetleri ve kontrol dışı nükleer silahlarının Orta Doğu’daki durumu daha karmaşık hale getirip getirmeyeceğine ilişkin sorusunu yanıtlayan Grossi, bölgedeki gelişmelerden duyduğu kaygıyı dile getirerek, “nükleer silahların kullanımına ilişkin ciddiyetsiz konuşmaların kabul edilemez olduğunu” yineledi.
Grossi, İsrailli aşırı sağcı Miras Bakanı Amihai Eliyahu’nun Kasım 2023’de Gazze’ye yönelik nükleer silah kullanma tehdidinin bölgede domino etkisi yaptığını belirterek, bu tür konuşmaların sonlandırılması gerektiğini ifade etti.
“Ajans, bölgede Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın uygulanması için çabalıyor. Nükleer silahların kullanımına ilişkin ciddiyetsiz konuşmalar, diğer ülkelere de sıçradı.” ifadesini kullan Grossi, nükleer silahların uluslararası hukuka göre yasaklı olduğunu vurguladı.
İran’ın nükleer faaliyetleri
Grossi, İran’ın nükleer faaliyetlerine de değinerek, bu ülkede zenginleştirilmiş uranyum stokunda artışın devam ettiğini, Tahran yönetimin yaklaşık 3 yıldır Ek Protokol’ü uygulamadığını ve bu süre zarfında Ajans’ın da tamamlayıcı erişim sağlayamadığının altını çizdi.
İran’ın Kapsamlı Güvenlik Denetimi Anlaşması kapsamında Kod 3.1 adı verilen uygulamayı hayata geçirmesi gerektiğini ifade eden Grossi, İran’ın nükleer programının tamamen barışçıl olduğuna dair Ajansın güvence verebilecek bir konumda olması için bu durumun çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Grossi, “İran’ın nükleer silah üretmeye yönelik teknik yeteneklerine ilişkin kamuoyuna yapılan açıklamalar, İran’ın güvenlik denetimine ilişkin beyanlarının doğruluğu ve eksiksizliği konusundaki endişelerimi daha da artırıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
İran’ın 4 Mart 2023’te UAEA ile yaptığı Ortak Mutabakatta alınan kararları uygulamayı durdurmasının ciddi oranda endişeye yol açtığını kaydeden Grossi, “Bu da İran’ın üzerinde anlaşmaya vardığımız şeye bağlı kaldığına dair şüpheleri artırıyor.” görüşünü paylaştı.
Grossi, İranlı yetkililerle görüşmek istediğini, Tahran’dan gelecek davet üzerine hareket edeceğini belirterek, söz konusu kaygıların ancak yapıcı ve anlamlı bir işbirliği ile çözülebileceğini, bu bağlamda İran’ı bir kez daha eksiksiz ve şeffaf bir şekilde işbirliği yapmaya çağırdı.
Zaporijya Nükleer Santrali
Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’ne ilişkin istikrarsız durumun sürdüğünü belirten Grossi, son haftalarda nükleer santral çevresinde çatışmaların arttığını ifade etti.
Grossi, olası bir nükleer kazanın yaşanmasını önlemek adına daha önce BM Genel Kurulu’nda açıkladığı 5 temel ilkeye tarafların dikkat ettiğini, ancak zaman zaman bu ilkelerin bazılarını riske atabilecek adımların da atıldığına dikkati çekti.
Ajans uzmanlarının burada nükleer güvenliğin sağlanması için çalışmalarını sürdürdüğünü, olası bir tehlike karşısında gereken önlemleri almaya çalıştığını kaydeden Grossi, ancak buradaki ekibin nükleer güvenliğine ilişkin yürüttüğü kontroller kapsamında santralin her noktasına erişim sağlayamadığını dile getirdi.
Grossi, Rus yetkililerin onayı doğrultusunda yarın Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştireceğini, bu bağlamda Zaporijya Nükleer Santrali başta olmak üzere diğer nükleer güvenliğe ilişkin üst düzey görüşmeler yapacağını kaydetti.
]]>İsrail, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri sözde “güvenli olduğu” iddiasıyla göçe zorladığı güneydeki Refah kentini de hedef almaya başladı.
Refah’a sığınan yüz binlerce Filistinli, uluslararası hukuku ve kararları hiçe sayan İsrail’in saldırılarının yol açtığı felaketin gölgesinde güvenli bir alan bulmaya çalışıyor.
Refah’taki çadır kamplarında yaşayan Filistinliler, bir taraftan her an üzerlerine bir bomba düşecek korkusuyla yaşarken, diğer taraftan da şiddetli soğuk ve kasvetli karanlık içinde acı çekiyor.
İsrail ordusunun daha önce “güvenli” olduğunu iddia ettiği ve yaklaşık 1,5 milyon kişinin sığındığı güneydeki Refah kenti, Gazze Şeridi’ndeki en yoğun nüfuslu bölgelerden biri olarak kabul ediliyor.
Yerinden edilen Gazzeliler, kış ve zorlu hava koşullarıyla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları battaniye, kışlık kıyafet ve ısınma araçlarından yoksun. Halk, bitkin ve yorgun bedenlerini ısıtmak için umutsuz bir çabayla boş alanlarda yakılan ateşlerin etrafında toplanarak ısınmaya çalışıyor.
Yakılan ateşlerin etrafında ısınmaya çalışan aileler, bir yandan da birbirlerine manevi ve psikolojik destek sağlamaya çalışıyor.
Gazze’de “olmayan” güvenli ve sıcak bir yuva arayışı içinde olan siviller, gecelerini üzerlerinde uçan İsrail savaş uçaklarından ya da çevrede bekleyen tanklardan her an gelebilecek bir bomba korkusuyla geçiriyor.
İsrail’in tehditlerinin artmasıyla birlikte Refah’a kara saldırısı düzenleme olasılığına ilişkin endişeler artıyor.
“Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz”
AA muhabirine konuşan yerinden edilmiş Filistinli Nasır el-Hatib, Gazze’nin doğusundaki Şucaiye Mahallesinden 8 kişilik ailesiyle birlikte Refah’a geldiklerini belirterek, yanlarında ne kendilerini ne de küçük çocuklarını sıcak tutabilmek için kıyafet getiremediklerini söyledi.
“Koşullar zor ve trajik olduğu için evden hiçbir şey alamadık. Havalar çok soğuk, kendimizi ve çocuklarımızı ısıtabilmek için ateş yakıyoruz.” diyen Hatib, Gazze Şeridi’ndeki yüz binlerce yerinden edilmiş insan gibi kendilerinin de para ve yiyeceklerinin olmadığını ve yaşam mücadelesi verdiklerini belirtti.
Hatib, “Güvenli ve sıcak bir yuva arıyoruz. Ancak maalesef bu şartlarda bu mümkün görünmüyor. Gazze Şeridi’nde güvenli hiçbir yer kalmadı.” dedi.
“Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz”
Gazzeli Fayiz Hasaneyn de 6 kişilik ailesiyle Refah’a sığındığını belirterek, geldikleri yerde soğuktan korunmak için battaniye ya da kıyafetlerinin olmadığını dile getirdi.
Derme çatma bir çadırda kaldıklarını ve ısınabilmek için odun, karton ve benzeri şeyler yaktıklarını söyleyen Hasaneyn, “Umarız savaş biter ve evlerimize sağ salim döneriz. Savaş günleri bizi yordu ve henüz akıbetimizi bilmiyoruz.” dedi.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 534 Filistinli öldürüldü, 71 bin 920 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu toplantıları kapsamında yaptığı açıklamada, Gazze’ye Mısır üzerinden giden insani yardımlar için artık İsrail’in izninin beklenmemesi gerektiğini kaydetmiş ve ilgili ülkelerin tek taraflı adım atmaları önerisini gündeme getirmişti.
Son Türkiye ziyaretini Temmuz 2023’te gerçekleştiren Abbas, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya gidecek.
Ziyaretin gerçekleşeceğini ilk duyuran kişi Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına katılan Filistin Dışişleri Bakanı Riyad Maliki oldu. Maliki, hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Abbas’ın sürekli iletişimde olduklarını, Ankara’da yüz yüze görüşme fırsatı bulacaklarını söyledi. Filistinli bakan, görüşmelerde Türkiye’nin Filistin’e desteğinin ele alınacağını, özellikle Gazze’ye yapılan yardımlar konusunun ele alınacağını kaydetti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 3 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nun kapanış basın toplantısında Abbas’ın ziyaretini teyit etti ve görüşmelerde İsrail-Hamas savaşının seyrinin ele alınacağını söyledi.
Fidan, “Ayrıca Filistinliler arası diyalog konusunda da gelişmeleri Cumhurbaşkanı’mız birinci elden kendisinden duymak istiyor. Ayrıca Türkiye’nin tavsiye ve telkinlerini de iletme imkanı bulacaklar bu çerçevede” ifadeleriyle Ankara’da yapılacak görüşmelerin içeriğini de duyurmuş oldu.
Gündemde ateşkes ve insani yardım var
Bakanı Fidan aynı basın toplantısında, ateşkes konusunda genel bir anlayış bulunduğunu ve anlaşmaya yakın olunduğunu kaydetti ve asıl dikkat çekilmesi gereken durumun Gazze’de giderek kötüleşen insani koşullar olduğunu vurguladı.
Gazze’ye yardım konusunda uluslararası toplumun yerleşik uygulamaları bırakıp artık tek taraflı adım atması gerektiğini düşünen ülkeler olduğunu kaydeden Fidan, “Bizler de artık bu görüşleri destekliyoruz çünkü yani birilerinin iznini bekleyerek Gazze’ye yardım ulaştırmak, artık 2 milyondan fazla insanın yavaş ve sessiz ölümüne ortak olmak manasına geliyor” dedi.
Yardımlar İsrail’in onayı olmadan Gazze’ye geçmiyor
İsrail ve Mısır arasında yıllardır geçerli olan uygulamaya göre, Mısır’ın Refah Sınır Kapısı’nı kullanan insani yardım kamyonları İsrail’e geçiyorlar ve Kerem Şalom Sınır Kapısı’nda denetlendikten sonra Gazze’ye gönderiliyorlar. Denetleme işleminin vakit alması, İsrail’in onay vermediği insani yardım maddelerinin geri gönderilmesi gibi uygulamaların, gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçların Filistin halkına ulaşmasında kesintilere neden olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.
Filistin’e insani yardımlarını artıran ülkeler arasında olan Türkiye, son aylarda başta Mısır ve diğer önde gelen Arap ülkeleriyle yaptığı temaslarda İsrail’in izninin artık aranmaması gerektiğini, bu konudaki uygulamanın değiştirilmesi çağrısında bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen ay Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında konuyu Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüştüğü biliniyor. Mısır yönetiminin ilk başta öneriye mesafeli olduğu ancak İsrail’in saldırıları sonucunda insani durumun giderek çok daha kötüleşmesi üzerine pozisyonunu esnettiği kaydediliyor.
Bunun en önemli sinyallerinden biri Mısır’ın, İsrail’in Gazze’nin güneyinde sivillerin sığındığı tek kent olan Rafah kentine saldırması durumunda Camp David’de imzalanan barış anlaşmalarından çekileceği tehdidinde bulunmuş olması olarak değerlendiriliyor.
Ancak Mısır’ın henüz insani yardımlar konusunda “tek taraflı” bir süreç başlatma noktasında olmadığı, özellikle ateşkes müzakerelerinin yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir adımı atmayı değerlendirmeyeceği kaydediliyor.
Antalya Diplomasi Forumu’nda neler konuşuldu?
Gazze konusu, bu yıl 3. sü yapılan Antalya Diplomasi Forumu’nun öncelikli konuları arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan, açılış konuşmalarında İsrail’in saldırılarını sert dille eleştirirken, Batı dünyasının büyük çoğunluğunu da çifte standart uyguladıkları için kınadılar. Erdoğan, Gazze’de yaşananların mevcut uluslararası sistemin tamamen çöktüğünün bir göstergesi olduğunu belirtti ve daha adil bir sistemin mutlaka kurulması gerektiği mesajını yineledi.
Dışişleri Bakanı Fidan ise Gazze’deki durumu özel olarak işleyen ve Filistin Dışişleri Bakanı Maliki ile Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri’nin konuşmacı olarak yer aldığı bir panele de katıldı. Temas Grubu ülkelerinden Suudi Arabistan ve Katar ise Antalya Diplomasi Forumu’na dışişleri bakanı düzeyinde katılmadı.
Fidan, forumun kapanış basın toplantısında, Antalya’da küresel sistemin adaletsizliğine ve dengesizliğine karşı oluşmakta olan uzlaşının ele alındığını belirtirken, “Bazı uluslararası aktörlerin farklı meselelerdeki çifte standartlı ve uluslararası hukuku hiçe sayan yaklaşımları, forum esnasında panelistlerce adeta ifşa edildi” dedi.
Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinden üst düzey katılım olmaması dikkat çekti. Buna karşın bu yıl da Afrika ülkelerinden yoğun bir katılım gözlendi. Toplantıya cumhurbaşkanı ve hükümet başkanı düzeyinde katılım gösteren 19 ülke çoğunlukla Afrika ve Balkan ülkeleri oldu.
]]>Güneydoğu Asya ülkesi Bangladeş’in Cox’s Bazar kentinde ocak ayında Kutupalong Mülteci Kampı’nda çıkan yangında evlerini kaybeden Arakanlı Müslümanlar (Rohingyalar) için Türkiye harekete geçti. Yangın sonrası 490 barınağın yapımını üstlenen Türkiye Diyanet Vakfı, bugün itibariyle 350 aileye inşaatları tamamlanan barınakları teslim etti. Kalan barınakların gelecek iki hafta içerisinde ailelere teslim edilmesi hedeflenirken, yangın nedeniyle kullanılamaz hale gelen TDV Camisi ise tekrar inşa ediliyor.
“Rohingyalı kardeşlerimizi evleriyle tekrar buluşturacağız”
TDV Bangladeş Koordinatörü Oğuzhan Adsız yaptığı açıklamada, mülteci kampındaki yapıların yeniden inşaatı için hız kesmeden çalıştıklarını ifade etti. Bangladeş Afet Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler (BM) ile koordinasyonlu bir şekilde çalıştıklarını belirten Adsız, “490 tane barınağı vakıf olarak biz yapacağız. Bağışta bulunan bağışçılarımızın emanetlerini buradaki kardeşlerimiz için kullanmaya devam ediyoruz. Şu an barınak çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah Ramazan ayı öncesinde çalışmalarımızı tamamlayarak evleri yanan Rohingyalı kardeşlerimizi evleriyle tekrar buluşturacağız” dedi.
Barınakların 15 metrekareden oluştuğunu söyleyen Adsız, “Bu ölçüler bize Bangladeş Afet Bakanlığı tarafından verilen ölçü. Barınak yaparken bu ölçülere uyarak inşa ediyoruz. Aynı zamanda bu barınaklarımızın yanında yanan bir camimiz de vardı. Onun da inşasını Ramazan ayı öncesinde tamamlayarak ilk teravihe yetiştireceğiz. Buradaki kardeşlerimizi ibadetlerini Ramazan ayı boyunca diğer camilerimizde olduğu gibi yapmaya devam edecekler” diye konuştu.
“Dünya Rohingyalı Müslümanlar için elinden gelen gayreti gösteriyor”
Şu an itibariyle 350 aileye barınakların teslim edildiğini kaydeden TDV Bangladeş Koordinatörü Adsız, “Bir buçuk hafta içinde barınaklarımızın hepsini tamamlayacağız. Zaten bu barınakları inşa eden Rohingya toplumu. Çünkü el işçiliği burada çok gelişmiş, özellikle bambudan çok fazla çeşitli ürün çıkartabiliyorlar. Yaşam alanları Myanmar’da yaşanan zulüm öncesinde de aşağı yukarı bu şekildeydi. Tek fark burada hayatta kalma korkuları yok. Daha güvenli bir ortam var. Kampta polisler ve askerler var. Başta Türkiye olmak üzere tüm dünya Rohingyalı Müslümanlar için elinden gelen gayreti gösteriyor. Bizde 2017’de kriz başladığı andan itibaren beslenmeden barınmaya, eğitimden sağlığa ve meslek edindirmeye kadar pek çok projeyi hayata geçirdik” şeklinde konuştu
“Yemek bulmakta zorlanıyoruz”
Rohingya mülteci kampında yaşayan medrese hocası ise yaptığı konuşmada, “Çok zor durumlar yaşadık ve buraya geldik. Çok zor şartlarda yaşıyoruz, çocukların eğitiminde zorlanıyoruz. Yemek bulmakta zorlanıyoruz. Yemek veriliyor ama sadece hayatımızı devam ettirebilecek kadar” ifadesini kullandı.
Daha iyi şartlarda yaşamak istediklerini dile getiren medrese hocası, “Yangın yaşandığında ben medresede eğitim veriyordum. Çocuklarım buradaydı ve yangını duyar duymaz buraya geldim. Çocuklarımı kurtardım, her şeyimiz yandı, hiçbir şeyimiz kalmadı. Evimiz yapıldığı için çok teşekkür ederiz” dedi.
Binlerce Müslüman evsiz
Bangladeş’in Cox’s Bazar şehrinde Arakanlı Müslümanların yaşadığı Kutupalong Mülteci Kampı’nda 6 Ocak’ta çıkan yangında bin 200 yerleşim yeri hasar görmüş ya da tamamen yanmıştı. Yaklaşık 7 bin Arakanlı Müslüman ise evsiz kalmıştı. – DAKKA
]]>ABD’likimya profesörü Michelle Francl’in yazdığı kitapta, biraz tuz eklemenin çayı daha iyi hale getirebileceği yönündeki önerisi
Hatta İngiltere’deki ABD Büyükelçiliği, sosyal medya hesabından bir açıklama bile yayımladı. Açıklamada, “İngiltere’nin güzel halkının yüreği ferah olsun; çaya tuz atmak gibi akla hayale sığmayacak bir düşünce resmi ABD politikası değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır” ifadelerine yer verildi.
Bu tartışmayla ilgili birçok esprili haber yayımlandı.
Serious Eats yazarları ve editörleri tat testi bile yaptı ve en nihayetinde de “Steeped: The Chemistry of Tea” kitabının yazarı kimyager Francl’ın haklı olduğu sonucuna vardılar.
Onlara göre de demliğe az miktarda tuz eklemek gerçekten de çayın acılığının bir kısmını gideriyordu.
Peki çay ve onu doğru şekilde demlemek İngiltere’de neden bu kadar çok insan için önemli?
Çayın İngiltere’deki tarihi incelendiğinde, çay yapma yöntemlerinin pek de tekdüze olmadığını görmek mümkün.
Çay 17. yüzyılda İngiltere’ye ilk getirildiğinde sütsüz içiliyordu; örneğin İngiliz yazar Samuel Pepys Eylül 1660’ta bir Salı günü ilk kez içtiği çayı sütsüz betimliyor.
Şekerse daha yaygın bir şekilde çaya katılıyordu.
İngiliz çay kültüründe alışkanlık haline gelen süt ilavesi çok daha sonra geldi.
Vergiler düşürüldü
“Scoff: Britanya’da Yemek ve Sınıfın Tarihi” isimli kitabın yazarı tarihçi Pen Vogler’e göre insanlar çay demlemenin çeşitli yollarını aradı.
Vogler, hükümet politikalarının da çayın birçok İngiliz için günlük bir ihtiyaç olarak yerleşmesine yardımcı olduğunu söylüyor.
18. yüzyılda çayın vergilendirilme biçiminde önemli değişikliklere gidildi ve çay bir lüks olmaktan çıkıp herkesin alabileceği bir şey haline geldi.
Vogler, “The East India Company (EIC) [İngiltere’nin Hindistan’daki sömürge aracı olan “Doğu Hindistan Şirketi”] hükümete o kadar bağlıydı ki, 2008 krizindeki bankalar gibi, batmak için çok büyüktü. Temelde çay ticareti yapıyordu” diyor.
EIC’nin o zamanki direktörü ve ünlü İngiliz çay markası Twining’s’in kurucusu Richard Twining, Çin çayına daha fazla talep yaratılması için dönemin başbakanı William Pitt’e başvurdu ve hükümet çay üzerindeki vergileri yüzde 119’dan yüzde 12,5’e düşürdü.
Böylece her sınıftan ve gelir düzeyinden insanlar arasında çay içmek mümkün hale geldi.
Bu durum, sonunda Britanya adalarının çok ötesinde etkilere neden oldu.
Ekonomist Francisca Antman’a göre, 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’de o kadar çok çay içiliyordu ki, bu durum ortalama yaşam süresini kayda değer ölçüde uzatmış olabilir; çünkü suyun kaynatılması bakterileri öldürür.
İngilizler Hindistan’a hükmettiğinde, Çin çay bitkileri İskoç bir botanikçi tarafından çalındı, daha sonra da bitkilerin orada da yetişebildiği görüldü. Böylece mahsulü denetleyenler İngiliz sömürgecileri oldu.
Vogler, “Çay, İngilizlere özgü bir şey olarak görülmeye başlandı” diyor.
Dahası, Londra Queen Mary Üniversitesi’nde 18. yüzyıl çalışmaları profesörü ve “Çay İmparatorluğu: Dünyayı Fetheden Asya Yaprağı” kitabının ortak yazarı Markman Ellis, uluslararası alanda satılan çayın neredeyse tamamının dünyanın geri kalanına giderken Londra’dan geçtiğini söylüyor.
Çin ve Hindistan’da pek çok insan yakınlarda yetişen çayı içiyordu. Geri kalanlar içinse çay Londra üzerinden gidiyordu.
Bu gerçeklerden hareketle, çayın özünde “İngiliz” olduğuna dair yaygın bir inanış doğdu.
Adı ne olursa olsun İngiliz çayının (English Breakfast Tea) İngiltere’den binlerce kilometre uzakta yetiştirildiğini öğrenmek bugün basit birkaç Google aramasıyla çok kolay olsa da, bu inanış bugün bile değişmedi.
Ulusal efsane yaratma süreci
Tüm bölgesel ve sınıfsal farklılıklarıyla birlikte, İngiliz çay yapma yöntemleri, dünyanın geri kalanının çayı nasıl demlediğini düşündüğümüzde, oldukça küçük bir örnek olarak kalıyor.
Örneğin Çin’in kendine özgü epiküryen ve proleter çay demleme yöntemleri var. Hint alt kıtasındaki insanlar masala çayını bambaşka bir şekilde demliyor.
Gıda tarihçisi Helen Saberi’nin “Çay: Küresel Bir Tarih” kitabının açılış cümlelerinde, “Çinliler onu küçük fincanlardan yudumlar, Japonlar çırpar. Amerika’da buzlu servis ederler. Tibetliler tereyağı koyar. Ruslar limonla servis eder. Kuzey Afrika’da nane eklenir. Afganlar kakule ile tatlandırır” diyor.
Dünyanın dört bir yanında geçerli çay demleme tariflerinin listesi uzayıp gidiyor.
Ancak İngiltere’deki pek çok kişi için çay bir şekilde hala “ülkeye has” bir şey olarak duruyor.
Londra Queen Mary Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve “Ellis’s Empire of Tea” kitabının yazarlarından biri olan Richard Coulton, “İngilizler çay içerek ulusal bir efsane yaratma sürecine girdiler” diyor:
“Bence bugün İngilizler ideal bir fincan çay konusunda heyecanlanıyorlarsa, bunun bir nedeni, küresel hakimiyet deneyimlerine yönelik gizli bir kültürel özlem olabilir. Ya da bunun en azından bu şanlı geçmişin hikayelerine duyulan nostalji olduğuna inanıyorum.”
İngiltere’de insanlar çay hakkında konuşmayı seviyor çünkü çay her yerde.
Vogler bunu, “Çay günlük rutinimizi işaret ediyor. Nasıl her gün işe gidip geliyorsak, çay da günlük ritminizin gerçekten önemli bir parçası” sözleriyle açıklıyor ve şöyle devam ediyor:
“Tüm tarihi nedenlerden dolayı çayla aşırı özdeşleşiyoruz. Bunu tam bir çay fanatiği olarak söylüyorum. Çayı seviyorum.”
]]>ABD, GAZZE’YE 38 BİN ÖĞÜNLÜK GIDA YARDIMI ATTI
ABD Merkez Komutanlığından (CENTCOM) yapılan açıklamada, ABD ordusuna ait 3 adet C-130 kargo uçağının Gazze’ye bugün havadan insani yardım ulaştırdığı belirtildi. Gazze saati ile 15.00-17.00’de Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ortak olarak gerçekleştirilen insani yardım operasyonunda ABD’nin Gazze’nin kıyı şeridine havadan bıraktığı paletlerin yaklaşık 38 bin öğünlük gıda içerdiği kaydedildi.
Açıklamada, “Bu hava yardımları, yardım akışının kara koridorları ve rotaları yoluyla genişletilmesi de dahil olmak üzere Gazze’ye daha fazla yardım ulaştırmaya yönelik sürekli çabaların bir parçasıdır.” ifadesi paylaşıldı.

İSRAİL’İN KARA YARDIMLARINA İZİN VERMEMESİ ÜZERİNE YARDIMLAR HAVADAN ATILIYOR
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri, Gazze’deki 2,3 milyon insanın en az dörtte birinin şiddetli açlıkla karşı karşıya bulunduğunu, havadan atılan yardımların yardım dağıtımında etkili bir yöntem olmadığını, ancak son çare olarak başvurulabilecek bir önlem olduğunu belirtiyor.
İsrail’in karadan insani yardımların Gazze’ye girişine izin vermemesinden dolayı Ürdün ve Mısır da daha önce Gazze’ye havadan insani yardım ulaştırmaya çalışmıştı.
Öte yandan, İsrail ordusunun, 29 Şubat’ta Gazze kentinde insani yardım bekleyen Filistinlilere yönelik saldırısında 116 kişi hayatını kaybetmiş, 760’dan fazla kişi de yaralanmıştı.
Gazze’deki hükümet, İsrail’in insanı yardım bekleyenlere yönelik saldırısının “kasıtlı ve planlı” olduğunu vurgulamış ve “İşgal ordusu bu kişilerin, bölgeye insani yardım almak için geldiklerini biliyordu ancak onları soğukkanlılıkla öldürdü.” ifadelerini kullanmıştı.

ABD BİR YANDAN İSRAİL’E SİLAH GÖNDERİYOR
Öte yandan ABD ordusu, İsrail’in Gazze’deki katliamına desteğini sürdürüyor. ABD, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e binlerce ton askeri teçhizat sağladı, savaş gemileri gönderdi ve istihbarat desteği verdi. İsrail, 7 Ekim’den bu yana ABD’den, silah ve mühimmat ile üst düzey komutanların danışmanlığına kadar birçok alanda destek aldı.

ABD’NİN İSRAİL’E SAĞLADIĞI SİLAH VE MÜHİMMAT DESTEKLERİ
ABD, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının başlamasından bu yana İsrail’e mühimmat, araç, silah, koruyucu ekipman ve tıbbi malzeme dahil olmak üzere binlerce askeri malzeme sağladı.
ABD, Aralık 2023 itibarıyla İsrail’e 230 kargo uçağı, silah ve askeri teçhizat yüklü 20 gemi gönderdi.
Wall Street Journal’ın (WSJ), Aralık 2023’teki haberinde, ABD tarafından İsrail’e gönderilen mühimmatın 5 bin 400’den fazla MK84 savaş başlığı bombası ve 5 binden fazla MK82 güdümsüz bombadan oluştuğu belirtildi.

Haberde ayrıca, 1000 civarında GBU-39 küçük çaplı bomba ve yaklaşık 3 bin müşterek doğrudan taarruz mühimmatının (JDAM) bulunduğu kaydedildi.
WSJ’a göre, yaklaşık 15 bin bomba ve 57 bin top mermisinin bulunduğu silah sevkiyatı, İsrail’e C-17 tipi askeri kargo uçaklarıyla gönderildi.

ON MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE BOMBA VE MÜHİMMAT DAHA GÖNDERECEKLER
İsrail’in yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze’deki katliamı devam ederken, ABD yönetiminin de Tel Aviv’e silah desteği sürüyor. The Wall Street Journal (WSJ) Gazetesi, Biden yönetiminin İsrail’e silah göndermeyi planladığını yazdı. ABD’li yetkililere dayandırılan haberde, İsrail’e gönderilecek silah teslimatının her birinden yaklaşık bin adet olmak üzere MK-82 türü bomba, KMU-572 saldırı mühimmatı ve FMU-139 bomba fitillerini içerdiği kaydedildi.
]]>İntiharı teşvik eden bir internet sitesinde reklamını yapan Leonid Zakutenko, alıcı rolündeki bir muhabire İngiltere’ye haftada beş koli gönderdiğini söyledi.
BBC, Zakutenko’nun Kiev’deki evine kadar izini sürdü ve iddiaları yüz yüze kendisine yöneltti.
Zakutenko ölümcül kimyasalı sattığını reddetti.
BBC, bu ölümcül kimyasalın adını vermeyi doğru bulmuyor.
Ancak yapılan araştırma, bu maddeyi yıllardır tedarik ettiğini ortaya çıkardı.
Söz konusu kimyasal, İngiltere’de meşru bir amaç için kullanan şirketlere yasal olarak satılabiliyor.
Tedarikçiler, maddenin ne için kullanılacağına dair temel kontrolleri yapmadan müşterilere satış yapamıyor.
Kimyasal, küçük dozlarda bile yutulması halinde ölümcül olabiliyor.
Geçen yıl Londra’da ölen 54 yaşındaki ikiz kız kardeşler Linda ve Sarah, kimyasalı, bilinen bir intihar forumunda Ukraynalı satıcıdan temin etmişti.
Kardeşlerin ailesi, Zakutenko için “aşağılık ve kötü bir insan” ifadesini kullandı.
Kız kardeşleri Helen Kite göre Linda, “birkaç pound karşılığında ‘ölüm kitine’ kolayca” erişebilmişti.
Kite, kız kardeşlerinin ve diğer pek çok kişinin kimyasala erişimini engellemek için yetkililerin harekete geçmemesinin “ulusal bir utanç” olduğunu söyledi.
Zakutenko’nun sattığı kimyasal madde Linda’nın kullandığı forumda açıkça tartışılıyor ve üyeler birbirlerine bu maddenin nasıl satın alınacağı ve kullanılacağı konusunda tavsiyelerde bulunuyor.
Londra Queen Mary Üniversitesi’nde farmakoloji uzmanı Profesör Amrita Ahluwalia’ya göre kimyasal, 2019’dan bu yana İngiltere’de 130’dan fazla ölümle bağlantılı olabilir.
Ahluwalia, patologlardan ve polisten kendisine gönderilen, hayatını kaybetmiş kişilerden alınan kan ve diğer örnekleri analiz etti.
187 testin %71’inde bu kimyasalın yüksek oranda bulunduğunu tespit etti; bu da en az 133 kişinin bu kimyasalın yutulması sonucu ölmüş olabileceğini gösteriyor.
Ahluwalia’ya göre “ne için kullanıldığı göz önünde bulundurulduğunda, sorunların tam olarak araştırılması, kullanımının amacına uygun olması için düzenleme yapılması” gerekiyor.
Cinayet suçlamaları
Geçen yıl tutuklanan ve şu anda 14 cinayet suçlamasıyla karşı karşıya olan Kanadalı Kenneth Law da aynı maddeyi tedarik ediyordu.
Law’un kimyasal maddeyi dünya çapında 40 ülkedeki alıcılara 1.200’den fazla kez sattığı ve İngiltere’de en az 93 ölümle bağlantılı olduğu düşünülüyor.
BBC araştırması Zakutenko’nun aynı kimyasalı en az Kasım 2020’den beri sattığını ortaya çıkardı.
Hatta Law ile aynı intihar forumunda kısa bir süre kendi reklamını yapmıştı.
Forumun kullanıcıları mesaj yoluyla Zakutenko’nun iletişim bilgilerini iletti.
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de bir sitedeki küçük bir dairede yaşıyordu.
Paketlerini gönderdiği postanenin önünde ona iddialarımızı yöneltip hayatlarına son vermek isteyen insanlara neden zehirli bir kimyasal gönderdiğini sorduk.
Bunun “yalan” olduğunu söyleyip uzaklaşmaya çalıştı.
O gün sipariş verdiğimizden kolilerden en az birinin kimyasal madde içerdiğini biliyoruz.
Ölenlerin ailelerine ne söyleyeceğini sorduğumuzda, “Neden bahsettiğinizi bilmiyorum” dedi.
David Parfett’in 22 yaşındaki oğlu Tom da aynı kimyasalı Kenneth Law’dan satın almış ve Ekim 2021’de yaşamına bununla son vermişti.
Parfett şimdi intihar forumunun kapatılması ve Zakutenko gibi satıcıların durdurulması için kampanya yürütüyor.
İngiliz yetkililer, en az Eylül 2020’den beri bu kimyasaldan ve çevrimiçi ticaretten haberdar.
O tarihten bu yana İngiltere’deki adli tabipler en az beş kez farklı devlet dairelerine yazı yazarak kimyasal madde ve intihar forumu hakkında harekete geçilmesini tavsiye etti.
Parfett, Aralık 2023’te Zakutenko’dan bir sevkiyat satın aldı; yetkililerin paketi durdurup durdurmayacağını görmek için sistemi test etmek istiyordu.
Siparişi verdikten birkaç gün sonra polisten bir “sağlık kontrolü” uyarısı almış, ancak kimyasal madde yine de haftalar içinde eline ulaşmıştı.
Parfett, “Bugün ölümlerin sayısı hakkında bildiklerimiz ortadayken bunun gerçekleştiğine hala inanamıyorum” diyor.
Parfett ve Kite, yakınları Tom ve Linda’nın kimyasal maddeyi öğrendikleri foruma karşı daha sert önlemler alınması çağrısında bulunuyor.
Kite siteyi, “yetkililer tarafından engellenmeden en savunmasız kişileri hedef alan ve geride kalanlar için tarifsiz acıya neden olan bir iğrençlik” olarak tanımladı.
Hükümet, geçen yıl yasalaşan yeni Çevrimiçi Güvenlik Yasası’nın bu tür forumlara erişimi kısıtlamaya yardımcı olacağını söylüyor.
]]>İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları sürerken tüm dünyada da tepkiler devam ediyor. Yousef ve Matilde Najmeddin çiftinin çocukları ile yaptığı destek görenlere alkış tutturuyor. Filistin asıllı olan 40 yaşındaki Yousef, 2021 yılında Fransız asıllı eşi Matilde ile Noon (12), Jood (9), Nınawa (6) ve Jal (4) isimli çocuklarını farklı ve özgür bir şekilde eğitmek ve onları Filistin’e götürmek için eşek arabası ile yola çıktı. İsrail’in Filistin’e saldırıları artınca Najmeddin ailesi, gittikleri ülkede İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını anlatarak boykot çağırısı yaptı. En son geçtiğimiz yıl ekim ayında Bulgaristan’da Amedeo Giacomini (38) ile tanışan Najmeddin ailesi, onunla bisikletle Türkiye’ye kadar geldi. Kocaeli’ye ulaşan Najmeddin ailesi ve Amedeo Giacomini, Filistin’e kadar pedal çevirecek. Filistin’e destek için yola çıkan grup, yılın sonunda Filistin’e varacaklarını söyledi.
“Fransa’dan yolculuğumuza eşek ile başladık”
Eşiyle 14 yıl önce Filistin’de belgesel çekerken tanıştıklarını ve evlendiklerini söyleyen Yousef Najmeddin, “Eşimle Fransa’ya taşındık. Çocuklarımızı farklı ve özgür bir şekilde eğitmek istiyorduk ve onları yavaş yavaş yürüyerek Filistin’e götürmeye karar verdik. Fransa’dan önce eşek arabası ile Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’a gelmemiz 2 senemizi aldı. Yolculuğumuzun amacı baştan beri Filistin’di. İsrail’in soykırımından önce biz yolculuğumuza başladık. Bulgaristan’dayken Filistin’de son olaylar patlak verdi ama biz, ‘Seyahatimize devam etmeliyiz, hayatımıza devam etmeli ve Filistin hakkında yapabileceğimiz her şeyi yapmalı ve konuşmalıyız’ dedik. İsrail’i boykot ettik. Çünkü bunun Filistin için en iyi mesaj olduğunu düşündük. İsrail ürünlerini boykot ediyorduk. İtalya, Hırvatistan, Bulgaristan’a kadar geldik. Bulgaristan’da eşek yolculuğumuzu bitirdik. Tanıştığımız arkadaşlar sayesinde bisiklet yolculuğuna başladık. Bulgaristan’da tanıştığımız arkadaşlar da aynı amaç doğrultusunda yolculuk yapıyordu. 6 bin kilometreye kadar eşekle yolculuk yaptık. Bulgaristan’dan Kocaeli’ye 2 bin kilometre yol yaptık. İstanbul’a geldiğimiz zaman kalabalık ve karmaşadan dolayı araba kullanmak durumunda kaldık. Daha sonra tekrar bisiklet kullanmaya devam ettik” diye konuştu.
“2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam”
Konuşmasını sürdüren Yousef Najmeddin, “Fransa’da yolculuğa başladığımız zaman yavaş yavaş ilerlemek istedik çünkü çocuklarımızın bulundukları kültürü öğrenmelerini istedik. Aynı zamanda insanlara Filistin hakkında bilgi veriyor, İsrail’i boykot ettiğimizi söylüyorduk. Bu süreç zor oldu ama Filistin’deki durumu, katliamı göstermek için bu sürece girdik. 2021’de yolculuk yapmamızın temel amacı İsrail’in Filistin’e yaptığı zulüm ve katliam. Bu senenin sonunda Filistin’e yetişmeyi planlıyoruz. 2021’den beri Filistin’e hiç desteğimizi kesmedik. Hep İsrail mallarını boykot ettik. Elimizden geldiğince yolculuk esnasında Filistin’deki katliamı tüm insanlara anlattık” şeklinde konuştu.
“Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var”
Konuşurken duygulanan Matilde Najmeddin, “Dehşetini hayal edemediğimiz bir duyguyu ifade etmek zor. İsrail’in Filistin’e yaptı çok korkunç. Filistin’de hayal edemeyecek kadar büyük katliam var. Fransa’da başladığımız yolculuğumuz boyunca insanlara İsrail’in katliamından bahsettik. İnsanlara bu katliamı durdurmak için ürünleri boykot etmeye davet ettik” ifadelerini kullandı.
“Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım”
Bulgaristan’da Najmeddin ailesi ile tanışan ve onlarla yolculuğa başlayan Amedeo Giacomini, “Daha önce İsrail’de çalışmıştım. İsrail halkının iyi olduğunu düşünüyorum ama hükümetin kiracılara eziyetini gördüm. İnsanların yemek yiyemediğini, aç kaldığını, banyo yapamadıklarını gördüm. Daha önce de Filistin’i destekliyordum ancak Yousef ile tanıştıktan sonra onlarla yola çıkmaya karar verdim. Yousef ve ailesinin yaptığını cesurca buldum ve hayran kaldım. Bunun üzerine Yousef ve ailesine katılma kararı aldım” dedi. – KOCAELİ
]]>İstanbul’da yaşayan Ufuk Öntürk, 2016’da kalp krizi geçirdi. Doktorların müdahalesiyle hayata döndürülen Öntürk, 2018’de dünya turuna çıktı. İlk olarak Tayland’a giden Ufuk Öntürk, daha sonra Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya’ya geçti. Kamboçya’yı seven ve orada yaşamaya başlayan Öntürk ile kaldığı pansiyonun sahibi ve çalışanları arasında 25 Şubat’ta tartışma çıktı. 6 kişinin bulunduğu olayda, Öntürk başına isabet eden çekiç darbesiyle yaşamını yitirdi. Ertesi gün Öntürk’ün Türkiye’deki yakınlarına ölüm haberi ulaştı. Öntürk’ün cenazesinin Kamboçya’da Budist inancına göre yakılması için vekalet istendiğini öğrenen yakınları, AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’a ulaştı. İnan ise durumu Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a iletti. Kamboçya’daki yetkililerle temasa geçilip Öntürk’ün cenazenin Türkiye’ye getirileceği bilgisi sağlandı.

“HUNHARCA ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ ÖĞRENDİK”
Öntürk’ün eniştesi, evli, 3 çocuk babası, besteci ve şarkıcı Deniz Keser (54), “26 Şubat’ta gelen bir telefonla şoke olduk. Kayınbiraderimin ölüm haberi iletildi. Başta odasında ölü bulunduğu söylendi. Ancak yaptığımız araştırmada cinayete kurban gittiğini öğrendik. Kaldığı pansiyonda tabak kırılmış. Bu nedenle tartışma başlamış. Pansiyon sahibi ve çalışanlarının bulunduğu 6 kişi, çekiçle başından yaralamış. Hunharca öldürüldüğünü öğrendik. Büyükelçilik ile irtibata geçtik. Beklememiz söylendi. Orası, Budist bir ülke. Onların inançları doğrultusunda cenazemizin yakılacağını öğrendik. Biz Müslüman ülkeyiz. Dinimize ve geleneklerimize uygun defin işlemini yapmak istediğimizi söyledik. Cenazemizi getirmek istedik. 10 bin dolar gibi büyük meblağ istendi. Ailecek bu rakamı ödeyemeyiz. Dışişleri Bakanlığımıza dilekçeyle müracaat ettik. Sağ olsun Bakanımız Hakan Fidan aracılığıyla iletişime geçildi. Devletimiz araya girerek mağduriyetimizi giderdi. Şu an cenazemizi bekliyoruz. Cinayetle ilgili 6 kişi tutuklanmış. Hak ettikleri cezayı almaları aşamasında da devletimizden yardım istiyoruz” dedi.

“TÜRKİYE’YE DÖNMEK İSTEMİYORDU”
Ufuk Öntürk’ün ablası, işçi emeklisi Yıldız Eyiçalış (56) ise “Kardeşim 2018’de yurt dışına gitmeden 2 sene önce kalp krizi geçirdi. Hatta 30 saniyeliğine kalbi durdu. Yani ölüm noktasına geldi. Hastaneye çok yakın bir yerde olay gerçekleştiği için doktorlarımız sağ olsun hayata döndürebildi. Bu kalp krizinden sonra kardeşimin hayat görüşü değişmeye başladı. Dünyaya açılmaya, başka kültürdeki insanlarla arkadaş olmaya karar verdi. Yaşam isteği arttı. Daha sağlıklı yaşamak istediğini söyledi. İlk olarak Tayvan’a gitti. Tayvan’da evlilik yapmayı düşündü ancak olmadı. Oradan da Kamboçya’ya geçti. Kamboçya’yı ise sevdi ve yerleşmeye karar verdi. İnsanlarını, yemek kültürünü, havasını, suyunu sevdiğini söyledi. Türkiye’ye dönmek istemiyordu” dedi.

Önce cinayeti sonra cenazenin yakılacağını öğrenince şaşırdıklarını söyleyen Eyiçalış, devlet yetkilileriyle temasa geçtiklerini belirterek, “Cenaze masrafları yüklü miktardaydı. Bakanlık kendi imkanlarıyla karşıladıklarını ifade etti. Cenazenin yakılacağı söylendiğinde şok yaşamıştık. Böyle bir şeye izin vermeyeceğimizi söyledik. Bizden vekalet istediler. Vekaleti kasıtlı geciktirdik. Devlet yetkililerimiz sayesinde cenaze getirilecek. Şu an tek beklentimiz, cenazemizin en kısa sürede getirilmesi ve İslami usullere göre defnedilmesi. Ayrıca cinayeti işleyen kişilerin salıverilmesinden de korkuyoruz. Bu kişilerin, mutlaka cezalarını çekmesini istiyoruz. Bunun için de herkesin yanımızda olacağına inanıyorum” diye konuştu.
“AİLE BİZE ULAŞIP HABERİ VERDİĞİNDE ÇOK ÜZÜLDÜK”
AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan ise “Aile bize ulaşıp bu vefat haberini verdiğinde çok üzüldük. Haberi alır almaz Kamboçya’daki Büyükelçiliğimizle, Dışişleri Bakanlığımızla iletişime geçtik. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’a konuyu İzmirli hemşehrilerimiz adına aktardık. Bakanımız hemen Kamboçya’daki bürokratlarla görüşüp, cenazenin bulunması, ardından Türkiye ve İzmir’e getirilmesi için talimat verdi. Bunun için ödenek çıkartılması noktasında büyük bir özveri ortaya koydu” ifadelerini kullandı.
]]>The Lancet dergisinde yayınlanan araştırmanın 2022 verilerine göre, bu kişilerin yaklaşık 880 milyonunu yetişkinler ve 159 milyonunu çocuklar oluşturuyor.
Ada ülkeleri Tonga ve Amerikan Samoası, obeziteyle yaşayan kadınların oranında başı çekiyor. Amerikan Samoası ve yine bir ada ülkesi olan Nauru ise obez erkeklerin oranında ilk sırada geliyor.
Uluslararası bilim insanları ekibi, acilen obeziteyle mücadelede büyük değişikliklere ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.
Obezite, kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanserler dahil olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununun oluşma riskini artırabilir.
Araştırmacılar, küresel obezite oranlarını (yaş farklılıkları hesaba katıldıktan sonra obez olarak sınıflandırılan nüfusun yüzdesi) sıralarken şu verilere ulaştı::
Imperial College London’dan kıdemli araştırmacı Profesör Majid Ezzati BBC’ye, “Bu ada ülkelerinin çoğunda sorun sağlıklı gıda yerine sağlıksız gıdanın bulunması” dedi.
“Bazı durumlarda sağlıksız gıdaları teşvik eden pazarlama kampanyaları sorun olurken, daha sağlıklı gıdaların maliyetli olması ve bulunabilirliği de sorun yaratabiliyor.”
Yıllardır küresel verileri inceleyen Prof. Ezzati, pek çok ülkenin artık obezite kriziyle karşı karşıya olduğunu söylüyor, insanların düşük kilolu olmasının endişe yarattığı yerlerin sayısının azaldığı bir tabloda, bu kadar hızlı değişime şaşırdığını belirtiyor.
Çocuklar ve ergenlerde dört katına çıktı
1990 ile 2022 yıllarını kapsayan araştırma, çocuklar ve ergenler arasında obezite oranının dört katına çıktığını ortaya koydu. Yetişkinlerde ise bu oran kadınlarda iki katın üzerine, erkeklerde ise neredeyse üç katına çıktı.
Aynı zamanda, düşük kilolu olarak sınıflandırılan yetişkinlerin oranı %50 oranında düştü, ancak araştırmacılar bunun özellikle yoksul ülkelerde hala acil bir sorun olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Bu yeni çalışma, obeziteyi küçük yaşlardan yetişkinliğe kadar beslenme, fiziksel aktivite ve yeterli bakım yoluyla önlemenin ve yönetmenin önemini vurguluyor” dedi.
Bunun hükümetlere ve topluluklara sorumluluk yüklediğini ve “ürünlerinin sağlık üzerindeki etkilerinden sorumlu tutulması gereken özel sektörün işbirliğinin gerektiğini” ekledi.
Küresel sorunlar kötü beslenmeyi artırabilir
Araştırmanın yazarlarından, Madras Diyabet Araştırma Vakfı doktoru Guha Pradeepa, küresel sorunların kötü beslenmeyi artırma riski taşıdığını söylüyor.
“İklim değişikliği, Covid-19 salgınının neden olduğu aksaklıklar ve Ukrayna’daki savaş gibi sorunların etkisi, yoksulluğu ve besin açısından zengin gıdaların maliyetini artırarak, hem obeziteyi hem de düşük kilolu olma oranlarını kötüleştirme riski taşıyor” diyor.
“Bu, bazı ülkelerde ve hanelerde yetersiz beslenmeyle, diğerlerinde ise daha az sağlıklı gıda tüketmeyle sonuçlanacaktır.”
Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliği yapan 1.500’den fazla araştırmacıdan oluşan ağ, 5 yaş ve üzeri yaklaşık 220 milyon kişinin boy ve kilo ölçümlerini analiz etti.
Vücut kitle indeksi adı verilen bir ölçüm kullandılar.
Bunun vücut yağının oranına ilişkin kesin bir ölçüm olmadığını kabul edip, bazı ülkelerin diğerlerinden daha iyi verilere sahip olduğunu söyleseler de, bunun en yaygın kullanılan ölçüm olduğunu ve küresel analizi mümkün kıldığını söylüyorlar.
]]>Gazze şehrinin batısındaki sahil yolunda bulunan İsrail askeri kontrol noktasından geçen yardımı bekleyen siviller, kamyon konvoyuna akın etti.
İsrail ordusu, askerlerin tehdit olduğunu düşündükleri bazı kişilere ateş açtığını söyledi.
Ardından gelen kaosta kamyonlar ilerlemeye çalıştı. Filistinli bir tanık BBC’ye ölenlerin çoğunun ezildiğini söyledi.
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki Sağlık Bakanlığı sözcüsü Eşref El Kudra, Perşembe günü öğleden sonra yaptığı açıklamada, olayda en az 112 kişinin öldüğünü ve 760 kişinin de yaralandığını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yayımlanan havadan çekilen görüntülerde kamyonların üzerinde ve çevresinde binlerce insan görülüyor. Sosyal medyada yayımlanan ve olay sonrasına ait videolarda ise bazı cesetlerin boşalmış yardım kamyonlarına ve eşek arabalarına yüklendiği görülüyor.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı “katliam” olarak nitelendirdiği olaydan İsrail’i sorumlu tuttu. ABD Başkanı Joe Biden ise olayın ateşkes sağlama çabalarını zorlaştıracağı yönündeki endişesini dile getirdi.
Türk Dışişleri Bakanlığı da olaya sert bir dille tepki gösterdi.
Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail, Nabulsi Meydanı’ndaki Filistinlileri öldürerek, işlemekte olduğu insanlığa karşı suçlara bir yenisini eklemiştir. İsrail’in, yardım kuyruğundaki masum sivilleri hedef alması, Filistin halkını bilinçli ve toplu olarak yok etmeyi hedeflediğinin delilidir” denildi.
Gazze Sağlık Bakanlığı, olaydan saatler önce Gazze’de 21 bini çocuk ve kadın olmak üzere 30 binden fazla kişinin İsrail saldırılarında hayatını kaybettiğini açıkladı.
Bakanlığa göre son dört ay içinde 7 bin kişi de kayıp olarak bildirildi ve 70 bin 450 kişi de yaralandı.
BM Filistinli Mülteciler Ajansı (UNRWA) Başkanı Philippe Lazzarini BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bu son derece şoke edici çünkü yaralananların ve kayıpların sayısını da eklediğinizde 100 binden fazla insan ediyor. Bu da nüfusun yüzde 5’ine tekabül ediyor” dedi.
BM’ye göre Gazze’nin kuzeyinde 300 binden fazla kişi gıda ve temiz içme suyu sıkıntısı yaşıyor, nüfusun dörtte biri de “kıtlığın eşiğinde.”
Hamas’ın İsrail’e yönelik 7 Ekim’deki saldırılarında yaklaşık 1200 kişi hayatını kaybetmiş, 253 kişi de rehin alınmıştı. İsrail ordusu da bunun üzerine Gazze’ye büyük bir yıkıma sebep olan saldırılar başlattı.
Perşembe günkü olay, İsrail askeri kontrol noktasının ilerisinde, kıyı şeridi boyunca uzanan Raşid Caddesi üzerinde meydana geldi. Filistinli kaynaklar olayın gerçekleştiği yeri Gazze kentinin güneybatı ucundaki Nabulsi kavşağı olarak verdi.
Birkaç yüz metre uzunluğunda olması muhtemel 18-30 arası yardım kamyonundan oluşan bir konvoy kontrol noktasından geçerek kuzeye doğru ilerliyordu.
Kısa bir süre sonra, son kamyon kontrol noktasının sadece 70 metre kuzeyindeyken, çoğunluğu yardımın gelmesini beklemek üzere yakınlarda kamp kurmuş olan Filistinliler, konvoya doğru hareket etti.
İsrail ordusu sözcüsü Yarbay Peter Lerner, kontrol noktasına yaklaşan bazı sivillerin uyarı ateşine aldırış etmediğini söyledi.
Lerner, bazı sivillerin tehdit oluşturduğundan endişelenen askerlerin “sınırlı bir yanıt” olarak yaklaşanlara ateş açtığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu Filistinli bir tanık sivillerin kontrol noktasına yaklaştığını doğrulamadı; insanların sadece yaklaşık 70 metre uzakta olduğunu söyledi.
Kalabalığın konvaya hücum etmesi ve kontrol noktasından makineli tüfeklerle ateş açılmasıyla birlikte panik yaşandığı anlaşılıyor.
Bazılarına çok sayıda insanın tutunduğu kamyonlar ilerlemeye çalıştı.
Filistinli tanık, hayatını kaybeden insanların birçoğunun İsrail’in açtığı ateşten değil, kamyonların insanları ezmesinden dolayı öldüğünü söyledi.
Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref El Kudra, durumu kritik ya da ağır olan onlarca yaralının Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne getirildiğini söyledi.
İsrail saldırıları nedeniyle hastanelerin birçoğu ya kısıtlı kapasiteyle çalışabiliyor ya da tamamen çalışamaz durumda. Buna atıfta bulunan El Kudra, sağlık görevlilerin yoğunluk ve yaralıların durumlarındaki ciddiyet nedeniyle başa çıkmakta çok zorlandığını söyledi.
BBC’nin konuştuğu ve hastanede, ölen arkadaşının cesedini kucaklayan Tamer Shinbari isimli bir kişi, Cibaliye’deki okullarda barınan ailesi için bir torba un almak umuduyla Nabulsi kavşağına gittiğini söyledi.
Shinbari, İsrail askerlerinin ateş açtığını ve “yardım kamyonunun yerde olanların üzerinden geçtiğini” belirtti.
Kuzeydeki Beit Lahia kasabasında bulunan Kamal Adwan Hastanesi’nin direktörü Hussam Abu Safieyah, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada 10 kişinin cesedinin ve onlarca yaralının görev yaptığı hastaneye getirildiğini kaydetti.
Cibaliye’deki Avda Hastanesi’nin direktör yardımcısı ise Associated Press haber ajansına, çoğu vurulmuş 161 yaralıyı aldıklarını söyledi.
İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, “her sivil kayıp bir trajedidir” ifadeleri yer aldı.
Açıklamada şöyle denildi:
“Çok zor koşullara rağmen Gazze Şeridi’ndeki sivillere insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak için çalışmaya devam ediyoruz. Yardımların ihtiyacı olanlara ulaştırılması için daha iyi çözümler bulmaya çalışmak amacıyla bu zor olaydan ders çıkaracağız.”
Ancak gerek Hamas ve gerekse de işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, “korkunç bir katliam” olarak nitelendirdikleri olaydan İsrail güçlerini sorumlu tuttu.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in sözcüsü de olayı “kınadığını” söyledi.
BM’nin Gazze’nin kuzeyine bir haftandan uzun bir süredir yardım ulaştıramadığı açıklandı.
Üst düzey bir BM yardım yetkilisi, Salı günü BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı uyarıda, Gazze’de en az 576 bin kişinin “kıtlıktan bir adım uzakta” olduğunu ve harekete geçilmezse kıtlığın yaygın bir şekilde görülmesinin “kaçınılmaz” olabileceğini söylemişti.
]]>Türk Kızılay Genel Başkanı Prof. Dr. Fatma Meriç Yılmaz, IFRC Başkanı Kate Forbes’ı ve beraberindeki heyeti Türk Kızılay Genel Merkezi’nde ağırladı. Forbes ve beraberindeki heyetle görüşen Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz görüşme sonrasında basın açıklamasında bulundu. Açıklamasında bir müjde paylaşan Fatma Meriç Yılmaz, Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonu’nun, dünyada 4 tane olan Küresel Lojistik Merkezi’nin 5’incisinin Türkiye’de kurulması için anlaştıklarını ve yakın zamanda imzaların atılacağını duyurdu.
Kızılay Lojistik ve IFRC iş birliğiyle İstanbul Havalimanı içerine kurulacak olan insani yardım üssü IFRC’nin bölgesel lojistik operasyonlarının İstanbul merkezli konuşlandırılmasının yanında kuruluşun acil durumlara müdahale kapasitesine katkı sağlayacak. Toplam 4 bin metrekarelik kısmın depolama alanı 3 bin metrekare olacak. Depolama alanı olarak kullanılacak 3 bin metrekarenin bin metrekaresi serbest depolama alanı olarak kullanılacak, 2 bin metrekaresi ise Antrepo olarak planlandı. Merkezle çalışma ofisleri, çok amaçlı salon da yer alacak. Merkezin palet kapasitesi 1500-2000 civarında hedefleniyor. Antrepo kısmından İstanbul Havalimanı’ndaki aprona direk çıkış imkanı olacak. Merkez, İstanbul Havalimanı sembolü olan Lale biçimli hava kontrol kulesin yakınında yer alacak. Bu merkez IFRC’nin dünyadaki 5. büyük lojistik merkezi olacak. Avrupa, Afrika, Asya ve Kafkasya bölgelerinde meydana gelebilecek herhangi bir afete hızlı müdahale imkanı verecek.
“Bugün insanlığın yardıma çok daha fazla ihtiyacı var”
Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, “Değerli dostum Kate aslında zor bir zamanda göreve geldi. Bir yanda Gazze bir yanda Ukrayna, Sudan, Yemen, Afganistan gibi gerek insan kaynaklı afetlerin gerek doğal afetlerin çokça bulunduğu bir zamanda, doğrusu bugün insanlığın yardıma çok daha fazla ihtiyacı var. Ama kaynaklarımız kısıtlı. İhtiyaç duyan insanlar artarken kaynaklar artmıyor. O nedenle belki hepimizin birlikte yardımlaşması, bir araya gelmesi, birbirinin elini tutması bugüne kadar önemliydi, bundan sonra daha da önemli olacak diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
“Bizlerin yanında olduğunu başından sonuna kadar her zaman hissettirdiler”
Gerçekleştirilen görüşmede iş birliklerinin arttırılmasına yönelik çalışma yaptıklarını ifade eden Yılmaz, “Uluslararası alanda her gittiğimiz ülkede bizler ya bir Kızılay ya da Kızılhaç Uluslararası Derneği ile çalışırız ve bu da bize gerek barış zamanı gerek savaş zamanında bize çok önemli ayrıcalıklar sağlar. En son Gazze’ye kurduğumuz yardım köprüsünde de her zaman altını çiziyoruz. Biz Mısır Kızılay’ına, Mısır Kızılay’ı Filistin Kızılay’ına şeklinde oluşturduğumuz insani yardım köprüsü aslında bağışların Gazze’nin içerisine kadar ulaşabilmesi için çok önemli bir yol teşkil etmiş oldu ve devam ediyor. IFRC ve IFRC bünyesindeki ulusal dernekler Şubat’ta yaşadığımız bu büyük deprem felaketinde bizlerin yanında olduğunu başından sonuna kadar her zaman hissettirdiler” diye konuştu.
“5’incisini de İstanbul’a açmak üzere anlaşmış durumdayız”
Açıklamasında yeni bir haberi de duyuran Yılmaz, “IFRC’nin şu anda 4 tane küresel lojistik merkezi var operasyonlarını yürüttüğü. 5’incisini de İstanbul’a açmak üzere anlaşmış durumdayız. Teknik çalışmalar tamamlandı, imzası da yakın zamanda atılmış olacak. Bu biz bizler için de IFRC ile iş birliğimizi geliştirmek adına IFRC için de bizim lojistik gücümüzdeki imkanların daha güzel paylaşılması ve kullanılması adına büyük bir imkanı sağlamış olacak” ifadelerine yer verdi. – ANKARA
]]>Ülkedeki asistan doktorların yaklaşık dörtte üçü geçtiğimiz hafta greve çıktı ve bu da büyük eğitim hastanelerindeki ameliyatlarda aksamalara neden oldu.
Stajyer doktorlar, hükümetin doktor sayısını artırmak amacıyla üniversitelere her yıl daha fazla tıp öğrencisi kabul etme planını protesto ediyorlar.
Güney Kore, gelişmiş ülkeler arasında en düşük doktor-hasta oranlarından birine sahip ve hızla yaşlanan nüfus nedeniyle hükümet, on yıl içinde ciddi anlamda doktor eksikliği yaşanacağı konusunda uyarıyor.
Greve katılan 25 yaşındaki doktor Ryu Ok Hada BBC’ye haftada 100 saatten fazla, çoğunlukla da 40 saat uykusuz olarak çalışmaya alışkın olduğunu söyledi.
“Bu kadar az maaşa bu kadar çok çalışmamız inanılmaz” dedi.
Güney Kore’de doktorların maaşları nispeten yüksek olsa da Ryu, çalışma saatleri göz önüne alındığında kendisinin ve diğer asistan doktorların asgari ücretten daha az kazanıyor olabileceklerini savunuyor.
Daha fazla doktorun, az maaşa çok fazla çalışmasına yol açan sağlık sistemindeki yapısal sorunları çözemeyeceğini söylüyor.
Güney Kore’de sağlık hizmetleri büyük ölçüde özelleştirilmiş durumda ancak fiyatlar karşılanabilir seviyede.
Doktorlar acil servis hizmetleri, hayat kurtaran ameliyatlar ve uzman bakımının fiyatlarının çok düşük belirlendiğini, estetik ameliyatlar gibi daha az gerekli tedavilere ise çok fazla para ödendiğini söylüyor.
Bu, doktorların büyük şehirlerde giderek daha kazançlı alanlarda çalışmayı tercih etmesine, kırsal bölgelerde ise personel yetersizliğine ve acil servislere aşırı yük binmesine neden oluyor.
Bir yıldır çalışan Ryu, stajyer ve asistan doktorların ucuz işgücü olarak üniversite hastaneleri tarafından sömürüldüğünü söylüyor. Bazı büyük hastanelerde personelin % 40’ından fazlasını oluşturuyorlar ve bu hastanelerin ayakta kalmasında kritik rol oynuyorlar.
Sonuç olarak bazı hastanelerdeki ameliyat kapasitesi geçtiğimiz hafta yarı yarıya azaldı. Grev nedeniyle genellikle önceden planlanmış prosedürler erteledi.
Grevden yalnızca az sayıda kritik hasta etkilendi. Ancak geçen Cuma, kalp krizi geçiren yaşlı bir kadının yedi hastane tarafından reddedildikten sonra ambulansta hayatını kaybettiği bildirildi.
Hem halkın hem de ekstra iş üstlenmek zorunda kalan sağlık çalışanlarının doktorlara karşı sabrıysa tükeniyor. Hemşireler, ameliyathanelerde normalde doktor meslektaşlarının sorumluluğunda olan prosedürleri yapmaya zorlandıklarını söylüyor.
Hükümet gelecek yıl üniversiteye kabul edilen tıp öğrencilerinin sayısını 3.000’den 5.000’e çıkarmak istiyor. Grevdeki doktorlarsa, daha fazla hekim yetiştirmenin bakım kalitesini düşüreceğini, çünkü bunun daha az yetkin pratisyenlere tıbbi lisans verilmesi anlamına geleceğini savunuyorlar.
Ancak doktorlar, daha fazla doktorun olumsuz durumlara yol olacağı konusunda halkı ikna etmekte zorlanıyor. Salı günü Seul’deki bir hastanede 74 yaşındaki Lee kolon kanseri tedavisi görüyordu ve hastaneye varmak için bir saatten fazla yol yapmıştı.
“Şehrin dışında, yaşadığımız yerde doktor yok” dedi.
Lee’nin eşi Soon-dong, “Bu sorun uzun süredir erteleniyor ve düzeltilmesi gerekiyor” dedi. “Doktorlar çok bencil davranıyorlar. Biz hastaları rehin alıyorlar.”
Çift, greve daha fazla doktorun katılmasından endişeli ve eğer anlaşmazlığın çözülmesi anlamına geliyorsa, daha fazla para ödemekten memnuniyet duyacaklarını söylüyorlar.
Ancak Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol’a verilen destek, grevin başlamasından bu yana arttı, bu da hükümetin Nisan ayındaki seçimlerden hemen önce sistemi gözden geçirmeye ve prosedürleri pahalılaştırmaya isteksiz olacağı anlamına geliyor.
İki taraf da sıkışmış durumda. Sağlık Bakanlığı doktorların istifasını kabul etmeyi reddetti ve bunun yerine, gün sonuna kadar hastanelere dönmemeleri halinde yasayı ihlal etmekten tutuklanacaklarını söyledi. Sağlık Bakan yardımcısı Park Min-soo, gün sonuna kadar hastanelere dönmeyenlerin lisanslarının da en az üç ay süreyle askıya alınacağını belirtti.
Ancak greve çıkanların bazıları hükümetin sert yaklaşımının kamuoyunda desteği artırabileceğine inanıyor. Pazar günü Kore Tabipler Birliği, kıdemli doktorların stajyer doktorlara katılıp katılmaması gerektiği konusunda oylama yapacak. Meslektaşlarının bir kısmı tutuklanırsa harekete geçme olasılıkları daha yüksek görünüyor.
Bu habere Jake Kwon katkıda bulunmuştur.
]]>Katar’daki ateşkes görüşmelerinde İsrail ve Hamas yetkililerinin anlaşmaya yaklaştığı haberleri gelirken, New York’ta gazetecilere konuşan ABD Başkanı Joe Biden’dan ateşkes anlaşmasının en geç Pazartesi günü başlayabileceğine dair bir açıklama geldi.
Biden, ulusal güvenlik danışmanının kendisine, İsrailli rehinelerin serbest bırakılmasını da içeren ateşkes anlaşmasının yakın olduğunu söylediğini kaydetti.
İsrail ve Hamas yetkilileri Katar’da arabulucularla ayrı ayrı görüşerek müzakereler yürütüyor.
Biden, gazetecilerin sorusu üzerine, “Ulusal güvenlik danışmanım bana yaklaştığımızı söyledi. Yakınız. Henüz işimiz bitmedi. Umudum önümüzdeki Pazartesiye kadar anlaşmaya varılması” dedi.
Reuters, ABD’li bir yetkilinin, 10 Mart’ta başlayacak Ramazan ayına kadar anlaşmaya varılması için Amerikalı müzakerecilerin uğraştığını söylediğini aktardı.
El Cezire’ye konuşan kaynaklar, 400 Filistinli mahkumun, 40 kadın, çocuk ve ileri yaştaki rehineyle değiştirilmesinin masada olduğunu bildirdi.
İsrail ve Hamas gecikmeden birbirini sorumlu tutuyor
Her iki taraf da yaptıkları açıklamalarda, ateşkes anlaşmasına şimdiye kadar varılamamasından birbirini sorumlu tuttu.
Hamas, elinde tuttuğu rehinelerin Filistinli mahkumlarla takas edilmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere bir dizi talep içeren ateşkes planını Şubat başında iletmişti.
Örgüt, İsrail güçlerinin tamamen geri çekilmesini ve 45’er günlük üç ateşkes döneminin ardından savaşın sona ermesini önermişti.
Teklif, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından reddedilmişti.
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad El Sani ile görüştükten sonra Hamas lideri İsmail Haniye, örgütünün savaşın sona erdirilmesine yönelik çabalarda bulunduğunu söyledi, İsrail’i Gazzeliler kuşatma altında ölürken ayak diremekle suçladı.
Haniye, “Düşmanın müzakereleri suçlarına kılıf olarak kullanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
Netanyahu ise İsrail’in anlaşmaya hazır olduğunu, “başka bir gezegenden” olarak tanımladığı taleplerden vazgeçip vazgeçmemesinin Hamas’a kaldığını söyledi.
ABD merkezli Fox News’a konuşan Netanyahu, “Açıkçası, eğer olursa anlaşmaya varmayı isteriz. Hamas’a kalmış. Bu artık gerçekten onların kararı” dedi ve ekledi:
“Gerçekliğe inmeleri gerekiyor.”
El Sani’nin ofisi, El Sani ve Hamas liderinin, Katar’ın “Gazze Şeridi’nde acil ve kalıcı bir anlaşmaya aracılık etme” çabalarını görüştüklerini duyurdu.
Reuters’a konuşan bir kaynak, daha önce İsrailli bir heyetin, müzakerelerde görev almak için operasyon merkezi oluşturmak üzere Katar’a uçtuğunu bildirdi.
Merkez, Hamas’ın rehin olarak serbest bırakılmasını istediği Filistinlileri onay sürecine tabi tutmakla da görevli.
İsrail, Hamas ortadan kaldırılıncaya kadar savaşın sona ermeyeceğini dile getirmeye devam ediyor. Hamas ise savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varmadan rehineleri serbest bırakmayacağını söylüyor.
Netanyahu, “Gazze’nin güneyindeki Refah’a karadan müdahale, mutlak zafer için gerekli” demişti.
İsrail’de Başbakanlık ofisi dün, ordunun, sivillerin Gazze’nin güneyindeki Refah kentinden tahliyesine yönelik planını savaş kabinesine sunduğunu açıklamıştı. Planın detayları henüz bilinmiyor.
Üst düzey Hamas yetkilisi Sami Ebu Zuhri Pazartesi günü Reuters’e yaptığı açıklamada, varılacak bir ateşkes anlaşmasının “saldırılara son verilmesini, askerlerin geri çekilmesini, yerinden edilmiş kişilerin geri dönmesini, yardım ile barınma ekipmanlarının (Gazze’ye) girişini ve yeniden inşayı” içermesi gerektiğini söyledi.
İsrail, yakında bir ateşkes anlaşmasına varması ve Gazze’nin kuzeyindeki İsrail saldırılarından kaçanların da sığındığı Refah’a kara harekatı planından vazgeçmesi konusunda müttefiki ABD’nin baskısı altında.
Netanyahu ise, Refah’a saldırı planının hâlâ geçerli olduğunu söylüyor.
Washington karşı çıksa bile İsrail’in Refah’a karadan müdahale edip etmeyeceği sorulduğunda Netanyahu, “İçeri gireceğiz. Kararlarımızı kendimiz veririz, ama sivillerin tahliyesi fikrini de göz önünde bulundurarak gireceğiz” dedi.
Görüşmeler, İsrailli yetkililerin rehinelerin serbest bırakılması şartlarını Paris’te ABD, Mısır ve Katar temsilcileriyle görüştüğü Cuma gününden beri hız kazanmış görünüyor.
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1200 İsrailli öldü ve 253 kişi rehin alındı. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı İsrail’in saldırılarında 30 bine yakın Filistinlinin öldüğünü söylüyor.
]]>Rusya’nın iki yıl önce Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana NATO yeni üyeler kabul ediyor ve savunmasını güçlendiriyor.
Peki NATO nedir, hangi ülkeler üye, bundan sonraki adımları ne olabilir?
NATO nedir ve ne zaman kuruldu?
NATO, 1949 yılında aralarında ABD, İngiltere, Kanada ve Fransa’nın da bulunduğu 12 ülke tarafından kuruldu.
Hedefi Sovyetler Birliği’ne karşı bir blok oluşturmaktı.
NATO, üye ülkelerden birinin saldırıya uğraması halinde diğerlerinin ona savunması için yardım etmesi ilkesine dayanıyordu.
NATO’nun kendine ait bir ordusu bulunmuyor, ancak üye ülkeler krizlere yanıt olarak toplu askeri eylemler gerçekleştirebiliyor.
Üye ülkeler aynı zamanda askeri planlar koordine ediyor ve ortak askeri tatbikatlar düzenliyor.
NATO, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin, “müttefiklerin güvenliğine yönelik en kayda değer ve doğrudan tehdit” olduğunu söyledi.
Hangi ülkeler NATO üyesi?
NATO’nun Avrupa ve Kuzey Amerika’da 31 üyesi bulunuyor. İsveç’in de resmen katılmasıyla bu sayı 32’ye çıkacak.
Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra Doğu Avrupa’da Arnavutluk, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya, Litvanya, Letonya ve Estonya da ittifaka katıldı.
Alfabetik sıraya göre NATO üyesi ülkeler:
ABD, Almanya, Arnavutluk, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İspanya, İtalya, İzlanda, Kanada, Karadağ, Kuzey Makedonya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Yunanistan.
İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Mayıs 2022’de katılmak için başvuruda bulundu.
İki ülke bundan önce tarafsızlık politikası uyguluyordu.
Rusya ile 1340 kilometrelik kara sınırı olan Finlandiya, NATO’ya Nisan 2023’te katıldı.
İsveç’in üyeliği, Türkiye ve Macaristan’ın karşı çıkması nedeniyle ertelenmişti.
Türkiye, İsveç’in PKK ile mücadelede yeterli adım atmadığı gerekçesiyle başvurusunu onaylamamıştı. Ancak bir süre devam eden müzakerelerin ardından Ocak 2024’te başvuruyu kabul etti.
Macaristan da İsveç’in kendisine yönelik hukuk devleti eksikliklerini gerekçe göstererek gündeme getirdiği eleştirileriyle içişlerine müdahale ettiği gerekçesiyle üyeliğine onayı uzun süre geciktirdikten sonra desteklediğini açıkladı.
Şimdi İsveç’in NATO üyesi olması için resmi adımlar atılacak.
İsveç ve Finlandiya’nın katılımıyla NATO, 1990’lı yıllardan bu yana en büyük genişlemesini yaşıyor.
NATO’nun saflarına yaklaşık 300 bin aktif ve yedek asker eklenecek.
Ukrayna, Bosna Hersek ve Gürcistan da NATO’ya katılma talebinde bulundu.
Ukrayna katılacak mı?
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna’nın üye olmasının “kaçınılmaz” olduğunu, ancak bunun savaş sona erene kadar gerçekleşmeyeceğini söyledi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna’nın mümkün olan en kısa sürede kabul edilmesini istedi.
Temmuz 2023’ten bu yana NATO-Ukrayna Konseyi, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kendini savunmasına yardımcı olacak çabaları koordine ediyor.
Rusya, ittifak güçlerini kendi topraklarına çok yaklaştıracağı endişesiyle Ukrayna’nın NATO’ya katılması fikrine karşı çıkıyor.
NATO üyeleri savunma için ne kadar harcama yapıyor?
NATO, üye ülkelerden milli gelirlerinin en az yüzde 2’sini savunmaya harcamalarını talep ediyor.
ABD yaklaşık yüzde 3,5 oranında harcama yaparken, Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Rusya’ya sınırı olan ülkeler ordularına yüzde 2’den fazla harcama yapıyor.
Ancak Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkeler 2023 yılında asgari seviyenin altında harcama yaptı.
Türkiye’nin 2023 yılında savunmaya yönelik harcaması gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 1,31 oranındaydı.
ABD’de bu yıl yapılacak başkanlık seçimlerinde yeniden aday olmak için kampanya yürüten eski başkan Donald Trump’ın, Rusya’yı GSYH’sinin yüzde 2’den fazlasını savunmaya ayırmayan NATO ülkelerine saldırmaya teşvik edeceğini söylemesi tartışma yarattı.
NATO yönetimi, 2023 yılında birçok üyenin savunma harcamalarında “benzeri görülmemiş bir artış” olduğunu ve 18 ülkenin 2024 yılında yüzde 2’lik seviyeyi karşılamasının ya da aşmasının beklendiğini söyledi.
NATO üyeleri Ukrayna’ya ne tür silahlar veriyor?
NATO ittifak örgütü olarak Ukrayna’ya silah göndermedi, ancak bazı üye ülkeler bireysel olarak bunu yaptı.
ABD, İngiltere, Almanya ve Türkiye Ukrayna’ya tanksavar silahlar, füze savunma sistemleri, topçu silahlar, tanklar ve askeri insansız hava araçları (SİHA) gönderdi.
ABD ve İngiltere ayrıca uzun menzilli füzeler de tedarik etti.
ABD, NATO ülkelerinin F-16 gibi savaş uçaklarını Ukrayna’ya vermesine ve pilotları eğitmesine izin verdi.
Hollanda yakında 18 adet F-16 jeti gönderebileceğini duyurdu.
Ancak NATO ülkeleri, Rusya ile doğrudan bir çatışmaya neden olabileceği için Ukrayna’ya asker göndermiyor ya da bölge üzerinde uçuşa yasak bölge uygulamak için hava kuvvetlerini kullanmıyor.
NATO, Rusya’ya karşı savunmasını nasıl artırıyor?
NATO komutanları 2023 yılında Kuzey Kutbu ve Kuzey Atlantik’te, Orta Avrupa’da ya da Akdeniz bölgesinde olası Rus saldırılarına karşı ayrıntılı planlar üzerinde anlaştı.
NATO ayrıca Avrupa’da yüksek alarmda bulunan birliklerinin sayısını 40 binden 300 binin üzerine çıkarmayı planladığını duyurdu.
Buna ek olarak, Rusya sınırındaki doğu kanadındaki savunmasını sekiz muharebe grubuyla güçlendirdi.
Mayıs ayı sonuna kadar NATO, 31 ülkenin yanı sıra İsveç’ten 90 bin personelin katılımıyla bugüne kadarki en büyük askeri tatbikatlarından biri olan Steadfast Defender’ı düzenliyor.
]]>Oylamada 6 parlamenter de hayır oyu kullandı.
NATO üyesi ülkeler arasında Macaristan’ın da “kabul” kararını aldığı bugünkü oylama, İsveç’in NATO üyeliği için başvurusunun ardından 649 ve Macar hükümetinin de İsveç’in ve Finlandiya’nın katılımını onaylama önerisini parlamentoya sunmasının ardından 592 gün geçtikten sonra gerçekleşti.
Böylece NATO üyesi ülkeler arasında son ülke olarak Macaristan’ın da onay vermesiyle, Finlandiya’nın ardından İsveç de Kuzey Atlantik İttifakı’na kabul edilmiş oldu.
Macaristan İsveç’in üyeliğini neden engelledi?
İki İskandinav ülkesinin NATO’ya katılma girişimi, Türkiye ve Macaristan tarafından uzun bir süre engellenmişti.
Türkiye’nin gerekçeleri, katılım için başvuran iki ülkenin, ama özellikle de İsveç’in, Türkiye ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen PKK ve bağlantılı bazı kurumların faaliyetine ülkede göz yumması iddiasına dayanıyordu.
Macaristan ise, bu ülkelerin Macaristan’a yönelik olarak, hukuk devleti eksikliklerini gerekçe göstererek gündeme getirdikleri eleştirileriyle Macaristan’ın içişlerine müdahale ettiklerini öne sürüyor, itirazlarında bunu öne çıkarıyordu. Ancak bu müdahalelerin ne olduğuna dair tatmin edici yanıtlar verilemiyordu.
Daha sonraki süreç içinde Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın “İsveç Türkiye’yi ikna etsin, biz bu süreçte onay veren son ülke olmayacağız” demecinden de anlaşıldığı gibi, Macaristan’ın üyelikleri engelleme faaliyetinde aslında göz önünde bulundurduğu husus Türkiye ile olan sıkı ilişkileriydi.
Son yıllarda Budapeşte ve Ankara arasında son derece sıkı ve üst düzey bir ilişkiler ağı yaratılmıştı ve Macaristan, Türkiye ile olan bu işbirliğine sadık kalma niyetinde görünüyordu.
Ancak Ocak 2023’de, Washington’la F-16 pazarlıklarının aniden olumlu bir şekilde sonuçlanmasının ardından Ankara İsveç’in üyeliğine sürpriz bir hızla onay verince Macaristan da kendini hiç arzu etmediği bir pozisyonda buldu: İsveç’in üyeliğini son onaylayan ülke olacaktı.
Finlandiya’nın üyeliği her iki ülke tarafından da daha önce onaylanmıştı.
Türkiye’nin onayı Macaristan’ı neden zor duruma düşürdü?
Aynı zamanda bir Avrupa Birliği üyesi olan Macaristan Batı ittifakının ana merkezleri olan Washington ve Brüksel ile ilişkilerinde sorunlar yaşıyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaş ile ilgili gelişmelerde aldığı tavır, Batı ve Rusya arasında izlemeye çalıştığı orta yolcu çizgi, Rusya’ya karşı Batılı ülkeler tarafından gündeme getirilen ambargoları hafifletmeye yönelik çabaları, hatta AB içinde bu tür yaptırım kararlarını zaman zaman veto ile etkisizleştirmesi nedeniyle Macaristan Batılı müttefikleri tarafından ciddi bir şekilde eleştiriliyor.
Batılı müttefikleri Macaristan’ı Rusya’yı kayırmak istemekle, bir yandan Batı ittifaklarının üyesi olurken, diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini, Batının uyarılarına karşı gündemde tutmak istemekle itham ediyorlar.
Macaristan ise bütün bu eleştirileri Macaristan’ın egemenlik haklarına müdahale olarak değerlendirip karşı çıkıyor. Budapeşte yönetimi Macaristan’ın Batının kopmaz bir parçası olarak kalacağını, eleştirilerinin Batının temel değerlerine değil, Batılı ülkelerin uyguladıkları uluslararası politikaya karşı olduğunu vurguluyor.
İşte bu hassas dengeler içinde Macaristan Batı ile olan ilişkilerini koparmadan, ama kendi politikasından taviz de vermeden gidebileceği son noktaya kadar gitmek isterken, İsveç’in NATO üyeliğinin kabulüne evet diyen son ülke konumunda kaldığı için tedirginlik yaşadı.
Macaristan prestij kaybetmeden nasıl ‘evet’ dedi?
Türkiye’nin onayından sonra Macaristan’ın da İsveç’in üyeliğini onaylayacağı artık belliydi. Ancak bunun için Budapeşte bu adımı haklı gösterecek gerekçeler de bulmalıydı.
Ankara’dan kabul haberinin gelmesinin ardından Macaristan da hemen üyeliğe yeşil ışık yaktı, ama ilk açıklamada, NATO üyeliği konusunun görüşülmesi için İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un Budapeşte’ye davet edildiği de yer alıyordu.
İsveç hükümetinin “bu konuda görüşülecek yeni bir husus yok” gerekçesiyle daveti nazik bir şekilde reddetmesinin ve İsveç başbakanının “elbette Budapeşte’yi ziyaret etmekten memnunluk duyarım, ama önce üyeliğimiz kabul edilsin” mealindeki açıklamasının ardından Budapeşte B planını devreye soktu.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban, bir haftalık suskunluğun ardından Parlamento dışişleri komisyonundan geçen İsveç’in NATO üyeliğinin Parlamentoya onay için sevk edildiğini, bu arada İsveç başbakanı ile defalarca görüştüklerini, iki ülkenin savunma sanayisi ile ilgili önemli bir sözleşme imzalama hazırlıkları yapıldığını ve önümüzdeki günlerde Kristersson’un Budapeşte’ye geleceğini duyurdu.
Gerçekten de geçtiğimiz haftanın ortalarında Kristersson Budapeşte’ye geldi, henüz ne olduğu tam olarak bilinmeyen, ama İsveç tarafından üretilen üç Grippen savaş uçağının Macaristan’a satılmasını da içeren bir savunma sanayi anlaşması imzalandı.
İşte bu ziyaret, Macaristan’ın onaylamak için 592 gündür sürüncemede bıraktığı İsveç’in üyeliği sürecine nokta konulmasına olanak sağladı.
Şimdi bu karar Macaristan Devlet Başkanı tarafından imzalanacak ve yürürlüğe girecek.
Ancak Macaristan’ın yeni devlet başkanı da İsveç’in NATO üyeliğinin onaylandığı Parlamentonun bugünkü oturumunda seçilecek. Eski devlet başkanı Katalin Novak, pedofil bir suçluya yardım etmekle suçlanan bir mahkûm için çıkardığı af nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştı.
İktidar partisi FIDESZ Macaristan Anayasa Mahkemesi başkanı Tamas Sulyok’u cumhurbaşkanlığına aday gösterdi.
İsveç’in NATO üyeliği oylanırken parlamento yeni cumhurbaşkanını henüz seçmemişti.
]]>DENİZE DÜŞEN YARDIMLARI ALABİLMEK İÇİN SAHİLE AKIN ETTİLER
Basına ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Ürdün’ün havadan 4 uçakla indirdiği yardımların denize düştüğü görüldü. Uçaklardan paraşütle indirilen yardımların denize düşmesi nedeniyle Gazze’nin güneyinde binlerce Filistinli sahillere akın etti. İsrail’in dayattığı açlık ve imkansızlıkların pençesindeki bazı Filistinliler ufak balıkçı tekneleriyle bazıları ise yüzerek yardımlara ulaşmaya çalıştı.

GAZZE’DE İNSANİ FELAKET YAŞANIYOR
İsrail ordusunun 143 gündür saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde insani bir felaket yaşanıyor. Başta Birleşmiş Milletler’e (BM) ait kuruluşlar olmak üzere uluslararası çevreler, çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığı, tıbbi malzeme eksikliğinin yaşandığı, açlık, susuzluk ve hijyen malzemeleri eksikliğinin tetiklediği hastalıklar nedeniyle Gazze’de ateşkes ilan edilmesi ve bölgeye insani yardımların girişinin artırılması çağrısında bulunuyor.
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, şubat ayında Gazze’ye giren insani yardımın önceki aya göre yüzde 50 oranında azaldığını belirterek, “Çaresiz yaşam koşullarındaki 2 milyon Filistinlinin artan ihtiyaçlarını karşılamak için yardımların azalması değil artması gerekiyordu.” açıklamasını yapmıştı.

Ürdün Silahlı Kuvvetleri, Gazze Şeridi’ne 4 uçakla havadan gıda ve insani yardım malzemesi indirildiğini açıklamış, yardımların havadan aktarılmasındaki başlıca sebebin, “doğrudan Gazze halkına ulaştırılması ve kuzeyden güneye sahil boyunca Gazze’ye indirilmesi” olduğu vurgulanmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 782 Filistinli öldürüldü, 70 bin 43 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 406 Filistinli hayatını kaybetti.
580 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 580 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

ÇATIŞMALARA İNSANİ ARA
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>Dışişleri Bakan Yardımcısı Yıldız, sunumunda şunları kaydetti:
“Kurala dayalı uluslararası sistem bir yıkım aşamasında. Bunun nedeni de Filistin halkına uygulanan adaletsizlik. Şu anda UAD önünde bir davayı değerlendiriyor. Bu dava İsrail’e karşı açılmış bir dava. 1948 soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması çerçevesindeki ihlal iddialarıyla ilgili bir dosya. Bu ihlallerin mevcut durumunu Filistin haklarının haklarının nasıl ihlal edildiğinin net görüşü ve Doğu Kudüs dahil Filistin topraklarının işgal altında olduğunun önemli bir kanıtı.
Türkiye bu konudaki mahkemenin almış olduğu ihtiyati tedbirlerin kararının tam olarak uygulanmasını istiyor. Güvenlik konseyi bu konudaki sorumluluklarını yerine getirerek bu kritik aşamada bunun uygulanmasını sağlar.
Mahkemenin mevcut dosya hakkındaki danışma anlamı taşıyan kararı şunu ortaya koymuştur; İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarında yapmış oldukları davranışlar bütün Filistin’de olumsuz sonuçlara neten olmaktadır. Filistinliler kendi toprakları üzerinde haklarından mahrumdur. Adalet, eşitlik, insan onuru ve çok uzun zamandan beri hak ettikleri bağımsızlığı istemektedirler.
Türkiye Cumhuriyeti, güçlü bir şekilde bölge ile ilişkileri olan bir ülkedir. Sadece Araplar ile değil Yahudiler ile de. Avrupa’da yüzyıllar öncesinde zulme uğramış Yahudiler de Türkiye’ye sığınmış ve burada kendilerine güven bulmuşlardır. 2. Dünya Savaşı da dahil olmak üzere biz hiçbir zaman bu insanlara kimliklerinden dolayı ayrımcılık yapmadık. Türkiye, İsrail’in şu anda işgal altındaki Filistin topraklarının statüsünü değiştirme yönündeki çalışmalarını görmezden gelemez. Şu anda İsrail’in Filistin halkına yönelttiği saldırılarına da kayıtsız kalamaz.
Yazılı beyanımızda belli konularla ilgili olarak biz zaten görüşlerimizi belirttik. Orada söylemiş olduğumuz her şey daha önce de olduğu gibi 7 Ekim’den bu yana meydana gelen durum ile de ilişkilidir. Tabiki İsrail-Filistin çatışmasının kök sebebine bakmadan bölgede bir barış ve istikrar sağlamak mümkün olmayacaktır. İsrail-Filistin çatışması 2023 yılının 7 Ekim’inde başlamadı. Bu çatışma belli bir Filistinli fraksiyon veya grupla alakalı değildir. Bu çatışma bir önceki yüzyıla kadar uzanmaktadır. Ancak barışın önündeki gerçek engel çok barizdir. İsrail’in Filistin topraklarındaki işgalinin daha da derinleşmesi Doğu Kudüs de dahil olmak üzere. Ve iki devletli çözümün uygulanmaması, İsrail-Filistin’in yan yana yana yaşaması çözümünün hayata geçirilmemesidir.
Şu anda Filistinliler İsrail’in boğucu işgali altında çok zor koşullarda yaşamaktadır. On yıllardır devam eden İsrail işgali Filistin halkının kendi temel insan haklarından mahrum olmasına neden olmanın yanında İsrail’in merhametine bağımlı hale getirilmiştir Filistinlileri. Filistinlilerin yaşam alanlarına el konulmuş, geçim kaynaklarına el konulmuştur. 21. Yüzyılda hala bu uygulamalar devam etmektedir. Bazen bu uygulamalar orta çağa ve daha kötüsüne benzemektedir. Filistinliler kendi haklarını ve kendi onurlarını istemektedirler. İsrail’in devam eden işgali ve İsrail’in devam eden ve bilerek uzatılan işgali ve bunun yanında bütün insiyatifleri başarısızlığa uğratan politikaları maalesef Filistinlilerin ülkelerinden edilmeleri ve arafta kalmalarına neden olmuştur ve birçok nesil umutsuz ve yapacak bir şeyi bulunmadan ortada kalmıştır. İsrail’in son dönemdeki yapmış olduğu eylemler Doğu Kudüs dahil olmak üzere İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarının statüsünü değiştirmeyi amaçlamaktadır. Koşulsuz olarak kabul edilemezdir ve Birleşmiş Millerler kararlarına da aykırıdır.
Türkiye yazılı bir beyanını 6 Şubat 2023 tarihi itibarıyla zaten sunmuştur mahkemenin ilgili kararına cevaben. Mahkemenin ortaya koymuş olduğu sorular esasında çok daha geniştir. Ama Türkiye’nin yazılı beyanı kutsal toprakların statüsü ve Kudüs’ün statüsü ile sınırlı kalmış buraya odaklanmıştır. Bu beyan herhangi bir konudaki mevcut hukuki durumu da etkilememektedir. Mahkemeden bir görüş sormuştur Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, dolayısıyla bizim bu noktada sadece kutsal toprakların statüsüne olan odaklanmamız diğer kısımları etkilemeyecektir.
Uluslararası camiaya çatışmanın temel kök sebeplerini ortaya koymak, anlatmak istiyorum. Bu da Filistinliler arasında ve uluslararası camia içerisinde bunun daha iyi anlaşılmasını istiyoruz. Maalesef BMGK birincil sorumluluğu, uluslararası barış ve istikrarın sağlanması ve idame ettirilmesidir. BMGK bu görevde başarısız olmuştur. BM’nin üyelerinin çok büyük bir kısmı kahir ekseriyeti şu anda Gazze’de meydana gelmekte olan konuları kınasa da ve bölgeye insani yardımın gönderilmesini istese de maalesef şu ana kadar BMGK bu noktada böyle bir adım atma konusunda başarısız olmuştur. Bu konudaki çabalar da sonuçsuz kalmıştır.
Aynı minvalde işgal altındaki topraklardaki durum da çok sayıda karar alınmasına rağmen BMGK tarafından ve BM Genel Kurulu tarafından hiçbir zaman için iyileşmemiştir. İsrail, hukuk dışı tek taraflı eylemlerine devam etmiş ve BM kararlarını hiçe saymıştır. İki devletli vizyonu tehlikeye atmıştır. Hukuk dışı yerleşim çalışmaları genişleyerek devam etmiş ve şu anda da işgal altındaki Filistin’in Doğu Kudüs’te dahil olmak üzere artık topraklarında kalıcı barışın gelmesi konusuna da çok büyük balta vurmaktadır. Bu yerleşimler konusunda İsrail bölgede işgal altında tuttuğu toprakların nüfus yapısını değiştirmektedir. Filistinlilerin evlerini yıkmaktadır ve diğer taraftan da İsrail güvenlik kuvvetlerinin koruması altında yeni yerleşimciler Yahudi yerleşimciler için inşaatlar da devam etmektedir.
İsrail-Filistin çatışmasının en önemli unsurlarından bir tanesi de kutsal mekanların statüsünün belirlenmesi ve korunmasıdır. Doğu Kudüs’te El Aksa Camii ve Harem-i Şerif ki bunlar tüm dünyadaki Müslümanlar için kutsal yerlerdir. Kutsallıkları mutlaka bütün zamanlarda geçmişten bugüne hep korunmuştur ve korunmak durumundadır. Kudüs’teki Harem-i Şerif de dahil olmak üzere Osmanlı döneminde buraların korunmasına başlanmış ve bugüne kadar hep korunmuştur bu bölgelerin kutsallığı. 2023 yılının nisan ayında El Aksa Camii’ne İsrail güvenlik kuvvetleri saldırıda bulunmuş ve Ramazan ayı içerisinde yüzlerce Müslümanı ibadet esnasında tutuklamıştır. İsrail güvenlik kuvvetleri Harem-i Şerif’e girmekte olan Yahudiler için yer açmıştır ve orada Müslümanlar ibadet ederken böyle bir uygulama gerçekleştirmiştir. Çok iyi bilinen bu gelişmelerin ışığında İsrail netice itibarıyla daha fazla toprağı kontrol altına almıştır ve BMGK’nin 181 sayılı kararını da ihlal etmiştir. Ortaya bir yeşil hat çıkmıştır.
1967 yılında haziran ayında bildiğiniz gibi İsrail, Gazze Şeridi’ne, Batı Şeria’ya ve Doğu Kudüs’e bir harekat başlatmıştır. O günden bu güne BMGK ve BM Genel Kurulu defalarca karar almıştır ve bu bölgedeki askeri çalışmaların uluslararası hukuka aykırı olduğunu teyit etmiştir. İdari ve hukuki anlamda birçok karar almıştır. İsrail’in atmış olduğu adımların Kudüs’ün işgali konusundaki adımların bu bölgede kamulaştırmalar, topraklara ve yaşanan yerlere el koymaları bunların hepsinin geçersiz olduğu konusunda kararlar alınmıştır BM tarafından.
Bunun da ötesinde BMGK Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesi yönünde atılan bütün adımları kınamıştır. BMGK’da 1967 yılının 4 Temmuz’unda almış olduğu bir kararla birlikte İsrail’in Kudüs şehrinin statüsünü değiştirme yönündeki attığı adımların geçersiz kılınması için bir karar almıştır. Ancak bu noktada İsrail zaten bu adımları atmıştır ve durumu değiştirmek üzere herhangi bir geri adım atmamıştır. BMGK yine 1968 yılının 16 Temmuz’unda almış olduğu kararla bunu da teyit etmiştir. 1980 yılında haziran ayında İsrail parlamentosu bir temel kanun çıkarmıştır. Bu kanun uyarınca da Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmiştir. Birleşmiş Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğunu ortaya koymuştur. Bu da İsrail’in Kudüs şehrinin statüsü ile ilgili değiştirme adımı olarak açık bir şekilde karşımızda durmaktadır.
BM Güvenlik Kurulu 1980 yılında 478 sayılı kararı ile birlikte İsrail’in atmış olduğu bu adımların uluslararası hukukun ihlali olduğuna karar vermiştir. Bu bağlamda bütün hukuki ve idari anlamda İsrail’i işgalci güç olarak atmış olduğu bu adımların Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesine yönelik olduğunu ve bu noktada bir ihlal olduğunu ortaya koymuştur. Bu adımların mutlaka geriye dönük olarak değiştirilmesi gerektiğini bildirmiştir. BMGK aynı zamanda en ağır şekilde İsrail’in Kudüs’ün başkent olarak ilan edilen kanunu da kınamıştır. Bunun da ötesinde BMGK İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan edilişini tanımamıştır ve İsrail’in bu yapmış olduğu adımında yine bir başka kararla birlikte Kudüs şehrinin statüsünün değiştirilmesine yönelik bir adım olduğunun altını çizmiştir. Aynı zamanda yine bundan sonraki dönemde alınan kararlarda da Kudüs şehrinin statüsü ile ilgili bir değişikliğe sebep olabilecek her türlü eylemin önüne geçilmesinin gerekliliği belirtilmiştir.
Yine aynı zamanda sonraki dönemde BMGK’nin almış olduğu kararlar doğrultusunda tüm tarafların adım atması gerektiğini belirtmiştir. Bunların içerisinde şunlar var; 1967 sınırlarının ötesinde yapılacak her türlü sınır değişikliğinin tanınmaması, taraflar tarafından kendi yaptıkları müzakereler ile kabul edilmediği sürece Kudüs ile ilgili bir düzenlemenin yapılmaması ve İsrail’in işgal ettiği topraklar üzerinde egemenliğinin İsrail devleti toprağı olarak tanınmaması. İsrail toprakları ve 1967’den bu yana işgal ettiği topraklar ayrımı burada yapılmaktadır. Birçok ülke maalesef BMGK’nin ortaya koymuş olduğu bu prensiplerden caymıştır. İsrail’in tek taraflı olarak atmış olduğu işgal altındaki Filistin topraklarında atmış olduğu adımlara uluslararası camianın da yaklaşımı bellidir.”
Ayrıntılar geliyor…
]]>İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırıları sürerken ateşkes görüşmeleri de Katar ve Fransa’da devam ediyor. Mısır medyası ateşkes müzakerelerine Katar’ın başkenti Doha’da yeniden başlandığında duyururken, Paris’teki görüşmelerde ise ateşkes taslağının oluşturulduğu bildirildi. Paris’te hazırlanan ateşkes taslağına göre, ateşkesin ilk aşaması 6 hafta sürecek, Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli esir serbest kalacak.
DOHA’DAKİ MÜZAKERELER BAŞLADI
Mısır’daki yönetime yakın el-İhbariyye haber kanalı, güvenilir kaynaklara dayandırdığı haberinde, Katar’ın başkenti Doha’da Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanması amacıyla uzmanlar düzeyinde müzakerelere başlandığını duyurdu. Müzakerelerin ne zaman başladığı ve gelişmelere dair ayrıntılı bilgi verilmezken, konuya ilişkin diğer ilgili taraflardan henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ayrıca haberde, Doha’daki görüşmelerin ardından toplantıların Kahire’de devam edeceğine işaret edildi.
İSRAİL, KATAR’A HEYET GÖNDERECEK
Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonu, İsrailli bir yetkiliden aktardığı bilgide, Gazze’de alıkonulan esirlerin serbest bırakılması için görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ayrıca, tüm ayrıntıları görüşmek üzere gelecek birkaç gün içinde Katar’a bir heyet gönderileceğini duyurdu.
ESİR TAKASI İÇİN HAMAS’IN ŞARTI: GAZZE’DEKİ SAVAŞ BİTMELİ
İsrail resmi televizyonu ise, Kahire’de daha önce yapılan görüşmelerde, esir takası için Hamas’ın Gazze’de savaşın bitirilmesi şartında ısrar etmiş olduğunu hatırlattı.
PARİS’TEKİ GÖRÜŞMELER: ATEŞKESİN İLK AŞAMASI 6 HAFTA SÜRECEK
Diğer tarafından Fransa’nın başkenti Paris’te oluşturulan taraflar arasındaki başka bir ateşkes taslağına göre, Hamas ile İsrail arasında arabulucuların müzakere ettiği Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası uzlaşısının aşamalı olacağı, ilk başta 6 haftalık bir ateşkes ve Gazze’deki 35 kadar İsrailli esirin serbest bırakılmasının planlandığı belirtildi.
Arapça yayın yapan Londra merkezli Şark el-Avsat’ın Filistinli kaynaklara dayandırdığı habere göre, ateşkesin birinci aşamasında Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli serbest bırakılacak, İsrail hapishanelerindeki yüzlerce Filistinli esir de salıverilecek.
NETANYAHU: ANLAŞMA ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da gelişmelere ilişkin bir açıklama yaptı. ABD merkezli CBS kanalına konuşan Netanyahu, “Hepimiz rehine anlaşması üzerinde çalışıyoruz. Anlaşmaya varıp varamayacağımızı söyleyemem” dedi.
Hamas’ın “makul bir duruma gelmesi” gerektiğini belirten Netanyahu, “Gazze’deki Filistinli sivillerin tahliyesini” ve “Hamas’ın kalan taburlarının yok edilmesine yönelik bir operasyonu” içeren ikili bir askeri planı gözden geçirmek üzere kurmaylarıyla bir araya geleceğini de sözlerine ekledi. İsrail Başbakanı, “Eğer bir anlaşma yaparsak, bu biraz gecikecek ama gerçekleşecek. Anlaşma olmazsa da yine de yapacağız.” dedi.
ABD: TEMEL HATLAR ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARILDI
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, I·srail, Mısır, Katar ve ABD’nin, geçici ateşkes için rehine anlaşmasının temel hatları konusunda mutabakata vardığını açıkladı. Sullivan, anlaşmasının hala müzakere aşamasında olduğunu ve Katar ile Mısır’ın Hamas ile dolaylı görüşmeler yapması gerekeceğini bildirdi.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 692 Filistinli öldürüldü, 69 bin 879 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti.
579 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 579 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
24 KASIM’DAKİ ATEŞKES
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>Hadaka Matsuri ya da Çıplak Festivali, Japonya’nın orta kesimindeki Konomiya Tapınağı’nda 1250 yıldır neredeyse hiç değişmeyen bir sahne.
Ancak bu yıl büyük bir değişiklik var.
Erkeklerin toplandığı yerden uzakta bir grup kadın, festivale katılan ilk kadınlar olma yolunda.
Burada toplanan kadınlar tarih yazdıklarının farkındalar. Geleneksel olarak erkek egemen alanlarda yer bulmak her yerde zor. Ancak geçen yıl Dünya Ekonomik Forumu’nun cinsiyet uçurumu endeksinde 146 ülke arasında 125. sırada yer alan Japonya’da bu daha da zor.
Ailesi nesillerdir Konomiya festivalinde çalışan Atsuko Tamakoshi, “Arka planda, kadınlar festivaldeki erkekleri desteklemek için her zaman çok sıkı çalıştılar” diyor.
Ancak erkeklerin tapınakta mutluluk için dua etmeden önce kötü ruhları uzaklaştırmaya çalıştığı festivale fiilen katılma fikri daha önce hiç gündeme gelmemiş gibi görünüyor.
Naruhito Tsunoda’ya göre, hiçbir zaman gerçek bir yasak söz konusu olmamış. Sadece hiç kimse sormamış.
Sorduklarında ise cevabı hazırdı.
“Bence en önemli şey herkes için eğlenceli bir festival olması. Sanırım Tanrı da en çok bundan mutlu olurdu.”
Ancak topluluktaki herkes bu kadar uzlaşmacı değildi.
“(Katılmamız konusunda) endişeli olan pek çok kişi vardı. ‘Kadınların erkek festivalinde ne işi var?’, ‘Bu bir erkek festivali, ciddi bir şey’ diyenler vardı,” diye açıklıyor 56 yaşındaki Tamakoshi.
“Ama hepimiz yapmak istediğimiz şeyde birleşmiştik. Samimi olursak Tanrı’nın bizi izleyeceğine inandık.”
Sıralarını bekleyen kadınlar gerçekten de samimi. Ama çıplak değiller.
Birçoğu erkeklerin peştamallarının aksine uzun, mor tunikler ve beyaz şortlar giyiyor ve kendi bambu sunularını taşıyorlar.
Erkeklerin tapınağa koşuşturmasına eşlik eden büyük mücadeleye ya da Shin Otoko’ya ya da tapınak tarafından seçilen bir erkek olan ‘erkek tanrıya’ dokunmak için birbirlerinin üzerine atlamalarına katılmayacaklar. Geleneğe göre ona dokunmak kötü ruhları uzaklaştırmak anlamına geliyor.
Bu, günün önemini ortadan kaldırmıyor.
Yumiko Fujie “Zamanın nihayet değiştiğini hissediyorum” diyor. “Ama aynı zamanda bir sorumluluk duygusu da var.”
Bu kadınlar katılımlarıyla sadece cinsiyet engellerini aşmakla kalmıyor, bir geleneği de canlı tutuyorlar.
Bu hafta, Japonya’nın kuzeyindeki Kokuseki Tapınağı’nda düzenlenen bir başka çıplak festival, bunun düzenleyecekleri son festival olacağını söyledi. Festivali devam ettirmek için yeterli sayıda genç insan yok.
Japonya dünyanın en hızlı yaşlanan nüfuslarından birine sahip. Geçen yıl ilk kez her 10 kişiden biri 80 yaş ve üzerindeydi. Bu arada, doğum oranı kadın başına sadece 1.3 ve geçen yıl sadece 800.000 bebek doğdu.
Kadınların tapınağa doğru ilerleme vakti geldi.
İki paralel sıra halinde duruyorlar ve iç içe geçmiş kırmızı ve beyaz kurdelelere sarılı uzun bambu çubukları taşıyorlar.
Atsuko Tamakoshi önden gidiyor; düdüğünü çalarak erkeklerin onlarca yıldır söylediğini duydukları ritmik ilahiyi başlatıyor.
“Washoi Washoi,” diye bağırıyor kadınlar.
Kadınlar haftalardır çalıştıkları hareketlere odaklanıyor. Bunu doğru yapmaları gerektiğini biliyorlar.
Medyanın ve seyircilerin gözlerinin üzerlerinde olduğunun farkında ve heyecan içindeler.
Dondurucu soğukta ilerlerken onları izleyen kalabalıktan destek çığlıkları yükseliyor, bazıları “Gambatte” (“Devam et!”) diye bağırıyor.
Konomiya Şinto tapınağının avlusuna giriyorlar ve tıpkı erkekler gibi üzerlerine soğuk su püskürtülüyor. Bu onlara daha da enerji veriyor sanki.
Adakları kabul edildikten sonra kadınlar töreni iki selam, iki alkış ve son bir selamdan oluşan geleneksel selamlama ile bitiriyor.
Kadınlar sevinç çığlıkları atıyor ve ağlayarak birbirlerine sarılıyorlar.
Kalabalık şimdi onları alkışlıyor.
Michiko Ikai, “Çok ağladım,” diyor. “Katılabileceğimden emin değildim ama şimdi bir başarı duygusu hissediyorum.”
Tapınaktan çıkarken kadınlar, kendileriyle fotoğraf çektirmek isteyen halk ve röportaj yapmak isteyen medya mensupları tarafından durduruluyor. Onlar da memnuniyetle kabul ediyorlar.
“Başardım. Çok mutluyum,” diyor Mineko Akahori. “Bir kadın olarak ilk kez katılabildiğim için gerçekten minnettarım.”
Hiromo Maeda “Zaman değişiyor” diyor. “Bence dualarımız ve dileklerimiz aynı. Kadın ya da erkek olması fark etmiyor.”
Bu günün organizasyonunda önemli bir rol oynayan Atsuko Tamakoshi hem duygusal hem de rahatlamış bir şekilde ekliyor:
“Kocam her zaman bu festivalde yer aldı. Ben ise her zaman izleyiciydim. Şimdi minnettarlık ve mutlulukla doluyum.”
]]>Ölen insanlar için dünyanın hiçbir yerinde bir müze veya anıt bulunmuyor.
Sailen Sarkar, hayatta kalan birkaç kişinin hikayelerini çok geç olmadan toplamayı hedefliyor.
‘Açlık peşimizi bırakmadı’
“Birçok insan çocuklarını azıcık pirinç için sattı. Birçok kadın tanıdıkları ya da tanımadıkları erkeklerle kaçtı.”
Bijoykrishna Tripathi, Bengal kıtlığı sırasında insanların yiyecek bulmak için aldıkları çaresiz önlemleri anlatıyor.
Tripathi tam yaşını bilmiyor. Seçmen kartında 112 yaşında olduğu yazıyor. O, felaketi hatırlayan son kişilerden biri.
Bengal’de bulunan bir bölge olan Midnapore’da büyüdüğünü söyleyen Tripathi, o dönemde temel gıda maddesinin pirinç olduğunu ve 1942 yazından itibaren fiyatların “hızla” arttığını anımsıyor.
Tripathi, aynı yılın Ekim ayında meydana gelen kasırgada evinin çatısının uçtuğunu, o yılın pirinç mahsulünün tamamen yok olduğunu söylüyor.
Pirinç fiyatlarının kısa sürede ailesi için karşılanamaz hale geldiğini belirten Tripathi, “Açlık peşimizi bırakmadı. Açlık ve salgın hastalıklar. Her yaştan insan ölmeye başladı” diyor.
Tripathi bu sırada biraz gıda yardımı yapıldığını, ancak yetersiz olduğunu söylüyor:
“Herkes yarı boş mideyle yaşamak zorundaydı. Yiyecek hiçbir şey olmadığı için köydeki pek çok insan öldü. İnsanlar yiyecek için yağmalamaya başladı.”
Tripathi’nin verandasında onu dinleyenler arasında dört kuşaktan ailesi var.
Onların yanında ise son birkaç yıldır Bengal’i dolaşarak kıtlıktan kurtulanların ilk elden hikayelerini toplayan Sailen Sarkar bulunuyor.
72 yaşındaki Sarkar güler yüzlü, sıcakkanlı ve genç bir enerjiye sahip.
Tripathi gibi insanların neden ona güvenerek hikayelerini anlattığını anlamak kolay.
Sarkar, hava nasıl olursa olsun açık burunlu sandaletleriyle, sırt çantası ve sarma sigaralarıyla kırsal bölgeleri dolaşıyor. Dinlediği hikayeleri ise kağıt kalemle not alıyor.
Sarkar ilk olarak ailesinin fotoğraf albümü nedeniyle Bengal kıtlığına “takıntılı” hale geldiğini söylüyor.
Bu albümü Kalküta’da küçük bir çocukken sık sık karıştırır ve bir deri bir kemik kalmış insanların fotoğraflarını görürdü.
Fotoğraflar, kıtlık sırasında yardım dağıtan yerel bir hayır kurumunda çalışan babası tarafından çekilmişti.
Babasının yoksul bir adam olduğunu söyleyen Sarkar, “Çocukluğumda onun gözlerinde açlığın dehşetini gördüm” diyor.
Emekli bir öğretmen olan Sarkar, hikaye toplama çalışmalarına 2013 yılında başladı.
Midnapore’da yürürken 86 yaşında bir adamla kıtlık hakkında konuşmaya başladı.
Tripathi gibi Sripaticharan Samanta da yıkıcı kasırgayı hatırlıyor. O zamana kadar hayat zaten zorlaşmıştı ve pirinç fiyatları giderek artıyordu.
Ekim 1942’ye kadar Samanta günde tek öğün pilav yiyordu. Sonra da kasırga vurdu.
Samanta, kasırgadan sonra pirinç fiyatlarının nasıl fırladığını ve tüccarların ne pahasına olursa olsun kalan her şeyi nasıl satın aldığını hatırlıyor.
Sarkar’a o dönemi anlatan Samanta, “Kısa bir sürede köyümüzde hiç pirinç kalmadı. İnsanlar bir süre biriktirdikleri stoklarla yaşadılar ancak daha sonra pirinç bulabilmek için topraklarını satmaya başladılar” diyor.
Fırtınadan birkaç gün sonra kendi ailesinin de stokları tükendi.
On binlerce kişi gibi Samanta, bir çare bulma umuduyla yaşadığı kırsal bölgeyi terk ederek şehre gitti.
Yanında kalabileceği bir aile üyesi olduğu için şanslıydı ve böylece hayatta kalabildi.
Ama pek çok kişi bu kadar şanslı değildi. Yol kenarlarında, çöp kutularının etrafında yığılıp kaldılar, kaldırımlarda öldüler. Hepsi, dertlerine çare olacağını düşündükleri şehirde birer yabancıydı.
Unutulmuş bir kader
Kıtlığın sebepleri çok fazla ve karışık, ve günümüzde halen tartışılıyor.
1942 yılında Bengal’deki pirinç kaynakları yoğun baskı altındaydı.
Bengal ile sınır paylaşan Burma, 1942’nin başında Japonya tarafından işgal edildi ve ülkeden pirinç ithalatı aniden durduruldu.
Bu sırada Bengal kendisini cephe hattında buldu. Kalküta’da yüz binlerce müttefik asker ve savaş endüstrilerinde çalışan işçi yaşıyor ve bu nedenle pirince olan talep artıyordu.
Savaş zamanındaki enflasyon, zaten zor durumda olan milyonlarca insanın pirince erişimini imkansız hale getirmişti.
Bunun yanı sıra İngilizler, Japonların Doğu Hindistan’ı işgal etmeye kalkışmasından endişeleniyor ve “inkar” politikası uyguluyordu. Yani, karşı taraftaki güçlerin gıda tedarikini ve bölgeye ulaşımını engellemek için Bengal Deltası’nda bulunan kasaba ve köylerdeki fazla pirince ve teknelere el koyuyordu.
Ancak İngiltere’nin bu politikası, zaten kırılgan olan yerel ekonomiyi sekteye uğrattı ve fiyatların daha da yükselmesine neden oldu.
Pirinç, gıda güvenliği için depolanıyordu ama çoğu zaman kâr amacıyla kullanılıyordu.
Tüm bunlara ek olarak Ekim 1942’de meydana gelen yıkıcı kasırga bölgedeki birçok pirinç tarlasını yok etti ve mahsul hastalığı geri kalanların çoğunu mahvetti.
Bu insani felaketin suçluluğu ve özellikle de dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in, birçok cephede süren bir savaşın ortasında, durumun ciddiyetini öğrendikten sonra krizi hafifletmek için yeterince çaba gösterip göstermediği konusunda uzun süredir devam eden hararetli bir tartışma var.
Bölgeye Mareşal Lord Wavell adlı yeni bir İngiliz genel valisinin gelmesiyle birlikte 1943’ün sonunda yardım çalışmaları başlatıldı. Ancak o zamana kadar çok fazla insan ölmüştü.
‘Yaşayan arşiv’
Kıtlığın sebepleri ve kimin suçlu olduğu konusundaki tartışmalar şimdiye kadar hayatta kalanların hikayelerini gölgede bıraktı.
Sarkar, 60’tan fazla görgü tanığının hikayesini topladı.
Konuştuğu insanların çoğu eğitimsiz ve şimdiye kadar kıtlık hakkında pek konuşmamış.
Onlara kıtlık hakkında, kendi aileleri tarafından bile soru sorulmamıştı.
Hayatta kalanların tanıklıklarını toplamaya adanmış bir arşiv yok dünyada.
Sarkar, bu kişilerin toplumdaki en yoksul ve en savunmasız kişiler olduğu için hikayelerinin göz ardı edildiğine inanıyor:
“Sanki hepsi bekliyordu. Keşke birileri onların söyleyeceklerini dinlese diye.”
Sarkar onunla tanıştığında Niratan Bedwa 100 yaşındaydı.
Çocuklarına bakmaya çalışan annelerin çektiği ıstırabı anlattı:
“Annelerin hiç sütü yoktu. Vücutları etsiz kemikten ibaret hale gelmişti. Birçok çocuk doğumda öldü, anneleri de. Sağlıklı doğanlar bile açlıktan genç yaşta öldü. O dönemde pek çok kadın kendini öldürdü.”
Bedwa aynı zamanda bazı kadınların, eşleri onlara yiyecek bulamayınca başka adamlarla kaçtığını söyledi:
“O zamanlar insanlar bu tür şeylerden bu kadar rahatsız olmuyordu. Midenizde pilav yokken ve sizi doyuracak kimse yokken, sizi kim yargılayabilir ki?”
Sarkar, kıtlıktan kazanç sağlayan insanlarla da konuştu.
Bir adam “pirinç ve dal (mercimekli bir Hint yemeği) ya da biraz para karşılığında” çok sayıda arazi satın aldığını itiraf etti.
Aynı kişi bir ailenin mirasçısı olmadan öldüğünü, bu yüzden araziyi kendisinin aldığını söyledi.
Bengal asıllı Amerikalı yazar Kushanava Choudhury, hayatta kalanlardan bazılarıyla görüşmek üzere yaptığı ziyaretlerden birinde Sarkar’a eşlik etti.
Kushanava, “Onları aramak zorunda kalmadık, saklanmıyorlardı, hepsi göz önündeydi, Batı Bengal ve Bangladeş’in dört bir yanındaki köylerde. Dünyanın en büyük arşivi olarak orada öylece oturuyorlardı” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Kimse onlarla konuşma zahmetine girmemişti. Bu konuda büyük bir utanç duydum.”
Kıtlık, Hint filmlerinde, dönemin fotoğraf ve eskizlerinde anlatıldı. Ancak Kushanava, dönemin nadiren kurbanların ya da hayatta kalanların sesinden hatırlandığını söylüyor:
“Hikaye, kıtlığın etkilemediği insanlar tarafından yazılıyor. Hikayeleri kimin anlattığı ve gerçekliği kimin inşa ettiği ilginç bir olgu.”
Cambridge Üniversitesi’nden Profesör Shruti Kapila, 1940’lı yılların Hindistan için “ölüm yılları” olması nedeniyle kıtlık kurbanlarının kaderinin belki de gölgede kaldığını söylüyor.
1946 yılında Kalküta, binlerce kişinin öldüğü büyük toplumsal ayaklanmalara sahne oldu.
Bir yıl sonra ise İngilizler ülkeyi terk etti ve ülke Hinduların çoğunlukta olduğu Hindistan ile Müslümanların çoğunlukta olduğu Pakistan olarak ikiye bölündü.
O dönemde bağımsızlık sevinci vardı, ancak bölünme kanlı ve travmatikti. İki taraf arasındaki çatışmalarda bir milyondan fazla kişi öldü. Yaklaşık 12 milyon kişi ise yeni çizilen sınırı geçti.
Bengal, Hindistan ve daha sonra Bangladeş’e dönüşecek olan Doğu Pakistan arasında bölünmüştü.
Bu dönemde “bir dizi kitlesel ölüm olayı” yaşandığını söyleyen Prof. Kapila, Bengal kıtlığının da bir bakıma bu anlatıda kendine yer bulmakta zorlandığını düşünüyor.
Ancak mağdurların kendi hikayelerine pek kulak verilmemiş olsa da Prof. Kapila, kıtlık ve açlığın birçok Hintli kişi tarafından Britanya İmparatorluğu’nun kalıcı miraslarından biri olarak görüldüğünü söylüyor.
80 yıl sonra, hayatta kalan sadece bir avuç insan var.
Sarkar, o zamanlar 91 yaşında olan Anangamohan Das isimli bir adamla konuşmaya gittiğini hatırlıyor.
Neden orada olduğunu duyunca adam bir süre sessiz kalmış, sonra gözyaşları çökmüş yanaklarından süzülürken “Neden bu kadar geç geldin?” diye sormuş.
Ancak Sarkar’ın topladığı onlarca hikaye, milyonlarca insanın ölümüne ve milyonlarca kişinin hayatının değişmesine neden olan bir olayın küçük bir anlatısı.
Sarkar, “Tarihinizi unutmak istediğinizde her şeyi unutmak istersiniz” diyor bunun olmaması gerektiğine inanıyor.
]]>Bu yaptırımlar ayrıca, Rus muhalif Aleksey Navalni’nin hapishanedeki şüpheli ölümünün üzerinden bir hafta sonra geldi.
Yaptırım nedir?
Uluslararası ilişkilerde yaptırım kavramı, genellikle bir ülkenin diğerine saldırgan davranmasını veya uluslararası hukuku ihlal etmesini önlemek için uyguladığı söylenen cezalardır.
Yaptırımlar, savaşa girmek dışında ulusların alabileceği en sert önlemler arasında yer alıyor ve diplomasinin önemli bir aracını teşkil ediyor.
Rusya’ya yönelik son yaptırımlar neler?
ABD, Ukrayna’yı işgali ve muhalif Aleksey Navalni’nin hapishanedeki ölümü nedeniyle Rusya’ya 500’den fazla yeni yaptırım getirdi.
100’e yakın firma veya kişiye ihracat kısıtlaması getirilecek. ABD Hazine Bakanlığı bunun, savaşın başlangıcından beri tek seferde en fazla yaptırım öngören paket olduğunu duyurdu.
İngiltere, Navalni’nin öldüğü Kuzey Kutbu’na yakın ücra bir bölgede yer alan hapishanenin altı yöneticisinin mal varlığını dondurdu ve İngiltere’ye girmelerini yasakladı.
İngiltere ayrıca Rusya’nın metal, elmas ve enerji ihracatına da yeni yasaklar getirdi.
Avrupa Birliği (AB) de 200 şirket ve kişiye yönelik yaptırımlar açıkladı. Moskova bu karara daha fazla AB yetkilisinin Rusya’ya girişini yasaklayarak karşılık verdi.
Yaptırım getirilenler arasında, Kuzey Kore savunma bakanı da dahil olmak üzere, Kuzey Kore silahlarının Rusya’ya nakliyesinde yer alan 10 Rus şirketi ve kişi de yer alıyor.
Rusya’ya şimdiye kadar hangi yaptırımlar uygulandı?
Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana ABD, İngiltere ve AB’nin yanı sıra Avustralya, Kanada ve Japonya gibi ülkeler de Rusya’ya 16.500’den fazla yaptırım getirdi.
Yaptırımlarla Rusya’nın ekonomisini hedef aldılar.
Rusya’nın toplam döviz rezervlerinin yaklaşık yarısı olan 350 milyar dolar değerindeki döviz rezervi donduruldu.
AB, Rus bankalarının varlıklarının yaklaşık %70’inin de dondurulduğunu ve bazılarının Swift işlemlerinin dışında tutulduğunu söylüyor.
Batılı ülkeler ayrıca:
Rusya’nın petrol endüstrisi de hedef alındı.
ABD ve İngiltere, Rusya’dan petrol ve doğalgaz ithalatını yasakladı. AB, ham petrol ithalatını yasakladı.
G7 ülkeleri, kazancını azaltma amacıyla Rus ham petrolüne varil başına en fazla 60 dolar ödeyeceğini açıkladı.
Hangi Batılı şirketler Rusya’dan ayrıldı?
McDonald’s, Coca-Cola, Starbucks ve Heineken dahil yüzlerce büyük firma Rusya’da satış ve üretim yapmayı bıraktı.
Ancak bazıları hâlâ Rusya’da iş yapıyor.
Örneğin PepsiCo, Rusya’da gıda ürünleri satmaya devam etmekle suçlanıyor. Ayrıca BBC, ABD’li kozmetik firması Avon’un Moskova yakınlarındaki bir fabrikada üretim yaptığını ortaya çıkardı.
Rus pazarından çıkış, şirketler için oldukça zorlu başlıklardan birisi haline geldi.
Rusya yaptırımlardan nasıl sıyrıldı?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Biz büyüyoruz, onlar ise düşüş yaşıyor” sözleriyle, Avrupa yaptırımlarının Rusya’ya zarar vermediğini iddia etti.
ABD’li bir düşünce kuruluşu olan Atlantic Council’e göre Rusya, yurt dışına G7’nin tavan fiyatından daha yüksek fiyata petrol satmayı başardı.
Yaklaşık 1.000 tankerden oluşan bir “gölge filonun” bu petrolü taşımak için kullanıldığı söyleniyor.
Uluslararası Enerji Ajansı, Rusya’nın hâlâ günde 8,3 milyon varil petrol ihraç ettiğini, Hindistan ve Çin’e yönelik satışı artırdığını söylüyor.
King’s College London’daki araştırmacılara göre Rusya, pek çok yaptırıma tabi Batı ürününü Gürcistan, Belarus ve Kazakistan gibi ülkelerden satın alarak da temin edebiliyor.
ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden Dr. Maria Snegovaya, Çin’in Batı’da üretilenlere alternatif yüksek teknolojili ürünler açısından hayati bir tedarikçi olduğunu söylüyor.
“Çin, askeri üretimini sürdürmek için ihtiyaç duyduğu çipleri ve diğer bileşenleri satıyor” diyor. “Rusya, Çin’in yardımı olmadan bunu başaramazdı.”
Yaptırımların Rus ekonomisi üzerindeki etkisi ne oldu?
Uluslararası Para Fonu’na göre, savaşın ilk yılı olan 2022’de Rusya ekonomisi %2,1 oranında küçüldü.
Ancak Rusya ekonomisinin 2023’te yüzde 2,2 büyüdüğünü tahmin eden kuruluş, 2024’te ise yüzde 1,1 büyüme öngörüyor.
Yine de ABD Hazinesi, yaptırımların Rusya’ya zarar verdiğini, son iki yılda elde etmiş olabileceği ekonomik büyümeden %5 kesintiye yol açtığını iddia ediyor.
Ancak Dr. Snegovaya şu yorumu yapıyor: “Yaptırımlar Rusya’ya savaşı durduracak kadar pahalıya patlamadı ve bu da Rusya’nın bir süre daha savaşa devam edebileceği anlamına geliyor.”
ABD Hazinesi ayrıca Ukrayna’daki savaş ve yaptırımların çoğu genç ve iyi eğitimli bir milyondan fazla insanın Rusya’yı terk etmesine yol açtığını söylüyor.
İngiltere Savunma Bakanlığı’na göre, Rusya hükümeti Ukrayna’daki savaşı finanse etmek için sağlık harcamalarını da kısıyor.
Düşünce kuruluşu Chatham House’tan James Nixey, “Bu durum çoğunlukla kırsal bölgelerdeki insanları etkiliyor” diyor. “Hükümet, ayaklanmalara neden olabilecek büyük şehirler yerine oralarda kesinti yapıyor.”
]]>BTÜ Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof Dr Erinç Dobrucalı:
“Ambar kapaklarının sızdırmaz olması gerekirken, mavi branda ile kapatılmış”
“Geminin eski olması faaliyette olmasına engel değil”
BURSA – Marmara Denizi açıklarında 15 Şubat günü 6 kişilik mürettebatı ile sulara gömülen Batuhan A isimli kuru yük gemisinde kayıp 4 denizci için arama çalışmaları devam ederken, Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, geminin muhtemel batma sebeplerini değerlendirdi.
Marmara Denizi açıklarında, İmralı Adası’nın ise güneybatısında batan “Batuhan A” isimli kuru yük gemisinden 15 Şubat Perşembe günü sabah 07.12’de AIS sinyali de kesildi. Sonar cihazları ile yapılan arama çalışmalarında gemi enkazı 51 metre derinlikte bulundu. Havadan ve karadan devam eden arama kurtarma çalışmalarında kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedeni bulundu. Kayıp mürettebatın arama kurtarma çalışmaları devam ederken geminin neden battığı henüz belirlenemedi.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, batan Batuhan A gemisi ile ilgili muhtemel senaryoları değerlendirdi. Marmara Adası’ndan Gemlik’e mermer tozu taşıdığı bilinen Batuhan A gemisinin sızdırmaz ambar kapakları olması gerekirken mavi branda ile kapatıldığına dikkat çekti.
Yağışlı havada mermer tozlarının su almasından dolayı geminin ağırlaşabileceğini belirten Dobrucalı, aşırı yük nedeniyle 53 yıllık geminin seyir esnasındaki olumsuz hava şartlarına dayanabilme ihtimalinin de düşük olduğunu ifade etti.
İHA’ya konuşan Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, “1971 yapımı eski bir gemi ancak bu bölgede sürekli seyir halinde olan bir gemi. Gemi eski bir gemi ama güverte üstünde bulunan ambar kapaklarının normalde sızdırmaz olması gerekirken mavi branda ile kapatılmış. Mermer tozu olan ve sızdırmaz olması gereken ambarların içine deniz suyu girip fazla bir ağırlık oluşturmuş olabilir” dedi.
“Geminin eski olması faaliyete engel değil”
Hali hazırda yük taşıyan birçok eski gemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dobrucalı, SOLAS sözleşmesine göre ticari gemilerin 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılması gerektiğini ifade etti. Sadece bakımı yapılan ve belgelendirilmiş gemilerin ticari faaliyetlerine devam edebildiğini kaydeden Dobrucalı, tekne bakımı yapılmamış ticari gemilerin faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Batuhan A gemisinin de tekne bakımı yapılmadan faaliyetine devam edemeyeceğini kaydeden Dobrucalı, “Geminin eski olması faaliyette olmasına ve seyir yapmasına engel değil. Denizde can emniyeti, uluslararası sözleşmesi var. Gemiler SOLAS sözleşmesine tabi. SOLAS ticaret gemilerinin en geç 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılmasıyla ilgili bir madde var. Ticaret gemilerine en az 2-3 senede bir havuzlanarak bakım yapılıyor. Geminin bağlı olduğu bayrak devleti ve klas kuruluşuna göre bu havuzlarda geminin denizde elverişli olup olmadığıyla ilgili bir belgelendirme süreci oluyor. Bu gemilerin o belgeleri almadan denize çıkması mümkün değil. Gemi seyir yaptığına göre bu sertifikaları da almıştır diye düşünüyorum. Klas kuruluşları sadece tekne, makine, elektrik sörveyleri değil aynı zamanda can sallarıyla ilgili, can yelekleriyle ilgili tüm kontrollerini yapıp bunu belgelendirdiği takdirde denize elverişli olarak seyir yapabilir. Emniyetsiz bir durumda gemi personelinin can salını denize atıp kurtulma şansları olabiliyor. Ama neden binmediler bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Eski olsa bile bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil”
Batuhan A gemisinin seyir aldığı esnada zaman zaman 3 metreyi bulan dalga boylarını değerlendiren Prof. Dr. Dobrucalı, “Bu sıkıntılı süreç görüntülerden gördüğümüz kadarıyla zaten akşam başlıyor. Batuhan A adlı gemi aslında çok fazla olmayan 5 bofor kuvvetinde bir denizde yani yaklaşık 2 buçuk metrelik bir dalga boyunda seyir yapıyor. Eski bile olsa bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil. Gemi önce kuzeye doğru yöneliyor sonra tekrar güneye rotasına geliyor. O esnada deniz şartları etkilemiş ama önce telsizden gemi personelinin yardım talebi var. Gemi batmaya başladıktan itibaren kendi kendine deniz suyunun basıncıyla alarm gönderen bir sistem olan EPİRP cihazlar oluyor. Sabah olması tesadüf, akşamdan başlayan bir süreç” ifadelerini kullandı.
]]>Marmara Denizi açıklarında, İmralı Adası’nın ise güneybatısında batan “Batuhan A” isimli kuru yük gemisinden 15 Şubat Perşembe günü sabah 07.12’de AIS sinyali de kesildi. Sonar cihazları ile yapılan arama çalışmalarında gemi enkazı 51 metre derinlikte bulundu. Havadan ve karadan devam eden arama kurtarma çalışmalarında kayıp 6 mürettebattan 2’sinin cansız bedeni bulundu. Kayıp mürettebatın arama kurtarma çalışmaları devam ederken geminin neden battığı henüz belirlenemedi.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, batan Batuhan A gemisi ile ilgili muhtemel senaryoları değerlendirdi. Marmara Adası’ndan Gemlik’e mermer tozu taşıdığı bilinen Batuhan A gemisinin sızdırmaz ambar kapakları olması gerekirken mavi branda ile kapatıldığına dikkat çekti.
Yağışlı havada mermer tozlarının su almasından dolayı geminin ağırlaşabileceğini belirten Dobrucalı, aşırı yük nedeniyle 53 yıllık geminin seyir esnasındaki olumsuz hava şartlarına dayanabilme ihtimalinin de düşük olduğunu ifade etti.
İHA’ya konuşan Prof. Dr. Erinç Dobrucalı, “1971 yapımı eski bir gemi ancak bu bölgede sürekli seyir halinde olan bir gemi. Gemi eski bir gemi ama güverte üstünde bulunan ambar kapaklarının normalde sızdırmaz olması gerekirken mavi branda ile kapatılmış. Mermer tozu olan ve sızdırmaz olması gereken ambarların içine deniz suyu girip fazla bir ağırlık oluşturmuş olabilir” dedi.
“Geminin eski olması faaliyete engel değil”
Hali hazırda yük taşıyan birçok eski gemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Dobrucalı, SOLAS sözleşmesine göre ticari gemilerin 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılması gerektiğini ifade etti. Sadece bakımı yapılan ve belgelendirilmiş gemilerin ticari faaliyetlerine devam edebildiğini kaydeden Dobrucalı, tekne bakımı yapılmamış ticari gemilerin faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.
Batuhan A gemisinin de tekne bakımı yapılmadan faaliyetine devam edemeyeceğini kaydeden Dobrucalı, “Geminin eski olması faaliyette olmasına ve seyir yapmasına engel değil. Denizde can emniyeti, uluslararası sözleşmesi var. Gemiler SOLAS sözleşmesine tabi. SOLAS ticaret gemilerinin en geç 36 ayda bir tekne bakımlarının yapılmasıyla ilgili bir madde var. Ticaret gemilerine en az 2-3 senede bir havuzlanarak bakım yapılıyor. Geminin bağlı olduğu bayrak devleti ve klas kuruluşuna göre bu havuzlarda geminin denizde elverişli olup olmadığıyla ilgili bir belgelendirme süreci oluyor. Bu gemilerin o belgeleri almadan denize çıkması mümkün değil. Gemi seyir yaptığına göre bu sertifikaları da almıştır diye düşünüyorum. Klas kuruluşları sadece tekne, makine, elektrik sörveyleri değil aynı zamanda can sallarıyla ilgili, can yelekleriyle ilgili tüm kontrollerini yapıp bunu belgelendirdiği takdirde denize elverişli olarak seyir yapabilir. Emniyetsiz bir durumda gemi personelinin can salını denize atıp kurtulma şansları olabiliyor. Ama neden binmediler bilmiyorum” şeklinde konuştu.
“Eski olsa bile bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil”
Batuhan A gemisinin seyir aldığı esnada zaman zaman 3 metreyi bulan dalga boylarını değerlendiren Prof. Dr. Dobrucalı, “Bu sıkıntılı süreç görüntülerden gördüğümüz kadarıyla zaten akşam başlıyor. Batuhan A adlı gemi aslında çok fazla olmayan 5 bofor kuvvetinde bir denizde yani yaklaşık 2 buçuk metrelik bir dalga boyunda seyir yapıyor. Eski bile olsa bu gemi için çok büyük bir dalga boyu değil. Gemi önce kuzeye doğru yöneliyor sonra tekrar güneye rotasına geliyor. O esnada deniz şartları etkilemiş ama önce telsizden gemi personelinin yardım talebi var. Gemi batmaya başladıktan itibaren kendi kendine deniz suyunun basıncıyla alarm gönderen bir sistem olan EPİRP cihazlar oluyor. Sabah olması tesadüf, akşamdan başlayan bir süreç” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Yaklaşık 86 bin Lübnanlı, İsrail ordusu ve Hizbullah Hareketi arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana Lübnan’ın güneyindeki sınır bölgesinde yaşanan çatışmalar nedeniyle yerinden oldu.
İsrail ile Lübnan arasındaki 120 kilometrelik sınır hattı üzerinde bulunan belde ve köy sakinlerinin çoğu, başkent Beyrut başta olmak üzere güvenli bölgelerdeki yakınlarının yanına veya kendi imkanlarıyla kiraladıkları evlerde kalıyor.
Ev kiralamaya yetecek ekonomik gücü olmayan binlerce Lübnanlı ise çatışmaların başından beri ülkenin güneyindeki Sur kentinde halen eğitimim devam ettiği okullardaki dersliklerde kalıyor.
Okulların bazı katları iç göçmen ailelere ayrılırken, diğer katlarındaki dersliklerde ise öğrenciler eğitim alıyor.
AA muhabiri, Sur’daki okullarda 5 aydır yaşam mücadelesi veren ailelerle görüştü.
Sur’da 26 bin iç göçmen yaşıyor
Sur Belediye yetkililerinin verdiği bilgilere göre okullarda ve kendi imkanlarıyla kiraladıkları evlerde konaklayan iç göçmenlerin sayısı 25 bin 382’e ulaşmış durumda.
Yaklaşık 400 göçmenin kaldığı Sur Meslek Lisesi’nde öğretmen olarak görev yapan Hasan Alluş, okullun bir kısmında yerinden olan ailelerin bir kısmında ise öğrencilerin eğitim aldığını, öğretimde herhangi bir aksamanın meydana gelmediğini söyledi.
Okulun zemin katının yerinden olan ailelere ve diğer katlarının ise öğrencilere tahsis edildiğini belirten Alluş, “Çatışmaların bitmesi halinde aileler elbette evlerine geri dönecek ancak çatışma devam ederse geçim kaynağı sadece köyündeki tarlası olan aileler hiçbir yere gidemez. Ev kiralayacak ekonomik durumları yok.” diye konuştu.
11 çocuğu ve hasta annesi ile aynı derslikte yaşıyor
Ailesi ile birlikle Sur Meslek Lisesi’nde kalan Mustada Seyyid, bir an önce çatışmaların bitmesini ve çok kısa bir mesafede olan evine geri dönmeyi dört gözle beklediğini dile getirdi.
Okulun dersliklerinden birinde 11 çocuğu ve hasta annesi ile yaşayan Seyyid, okulda çoğu zaman elektriğin kesik olduğunu, mutfak ve hijyenik bir banyonun da bulunmadığını belirtti.
Nebatiye vilayetine bağlı Bint Cubeyl ilçesinin Beyt Liv beldesindeki evlerinden çıkıp ailesiyle birlikte okula sığındıklarını anlatan Seyyid, “4 aydan uzun süredir okulda kalıyoruz ve her gün beldemizin bombalandığına dair haberler duyarak yaşıyoruz. 4 günlük ateşkes olduğunda sadece bir kez evimi görme fırsatı elde ettim. Daha sonra evimin İsrail tarafından bombalandığı haberini aldım.” diye konuştu.
Ne zaman evlerine döneceklerini bilmeden çaresiz bir şekilde derslikte beklediklerini ve gün saydıklarını belirten Seyyid, okulda güvende olduklarını ancak hiçbir yerin kendi evleri gibi olmadığını ifade etti.
Seyyid, Lübnan hükümetinin yerinden edilenlere sağladığı yardımlar hakkında, “İlk önce aylık 140 dolar nakdi yardım yapılıyordu ancak şimdi bu 2 ayda bire çıkarıldı.” bilgisini verdi.
“Savaşın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk”
Okula sığınanlardan Blida beldesi sakini Nime Dahr, “Savaşın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmiyorduk. Temmuz 2006’daki gibi 30 gün süren bir savaş olacağını düşünmüştük. Neredeyse 5’nci aya gireceğiz.” dedi.
Evine geri dönebileceği konusunda çok ümitli olmadığını belirten Dahr, İsrail savaş uçaklarının sınıra çok yakın olan Blida beldesine neredeyse her gün hava saldırısı düzenlediğini, bölgedeki birçok evin tamamen yıkıldığını söyledi.
Sınıra yakın yerleşim yerlerinin güvenli olmadığını ifade eden Dahr, çatışmaların seyrinin kendilerini endişelendirdiğini kaydetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah Hareketi arasında 8 Ekim 2023’ten beri yaşanan çatışmalarda 211 Hizbullah mensubu, 43 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas, 12 İslami Cihad Hareketi mensubu, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri öldü.
]]>140 sandalyeli mecliste bugün yapılan oylamada 77 milletvekili göç anlaşmasını onaylarken, muhalefet oylamayı boykot etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama anlaşmayı geçen Kasım’da imzalamıştı. Her iki ülkede muhalefetinin itirazlarına rağmen plan geçen hafta da İtalya Senatosu’ndan nihai onayı almıştı.
Anlaşmaya göre İtalya tarafından Akdeniz’de kurtarılan göçmenler Arnavutluk’un Shengjin limanına götürülecek. İtalya, Arnavutluk’ta iki göç merkezi kuracak ve sığınma başvuruları değerlendirilen göçmenler bu süreçte bu merkezlerde tutulacak.
Merkezlerin ayda 3 bin kişiyi ağırlayacak kapasiteye sahip olması planlanıyor. Bu kişiler arasında reşit olmayanlar, hamile kadınlar ve hassas durumda olanlar yer alamayacak.
Merkezlerin inşası, göçmenlerin ulaşım ve konaklama masrafları gibi yükümlülükler İtalya tarafından karşılanacak. Merkezlerin içinde güvenliği İtalyan yetkililer, dışında ise Arnavutluk güçleri sağlayacak. İtalyan personelin bazı durumlarda Arnavutluk yasalarından muaf olması öngörülüyor.
Göçmenlerin sığınma taleplerini de İtalya değerlendirecek ve sürecin sonucuna göre bu kişiler ya İtalya’ya yerleştirilecek ya da sınır dışı edilecek.
Anlaşmanın İtalya’ya en az 600 milyon euro’ya mal olması bekleniyor.
Muhalefet: Ulusal güvenliğe tehdit
Bir Avrupa Birliği üyesi ile birlik dışından bir ülke arasında türünün ilk örneği olan anlaşma, iki ülkenin muhalefet partilerinin yanı sıra insan hakları örgütlerinden de tepki çekmişti.
Arnavutluk’ta muhalefetteki Demokratik Parti bugün parlamentodaki oylamaya katılmadı. İtalyan ANSA ajansının haberine göre partinin Meclis Grup Başkanı Gazmend Bardhi “Tutumumuz İtalya ile ilişkilerle ya da geçmişte yaptıklarına olan minnettarlığımızla alakalı değil, ancak bu anlaşma bunun ötesine geçiyor çünkü kamu çıkarlarını ihlal ediyor ve ulusal güvenliği tehdit ediyor” dedi.
Plana itirazlar Arnavutluk’ta Anayasa Mahkemesi’ne de taşınmıştı ancak mahkeme geçen ay bu itirazları reddetmişti.
İtalya’da da anlaşmaya uluslararası hukukun ve göçmenlerin haklarının ihlal edileceği gerekçesiyle tepkiler gelmişti. Muhalefetteki Daha Fazla Avrupa partisi lideri Riccardo Magi, kurulacak merkezleri ‘İtalyan Guantanamosu’ diye nitelemiş ve “İtalya denizde kurtarılan insanları bir paket ya da eşyaymış gibi AB üyesi olmayan bir ülkeye taşıyamaz” demişti.
Uluslararası Af Örgütü de anlaşmanın uygulamada göçmenlerin Arnavutluk’ta “gözaltında tutulması” anlamına geldiğini ve hukuka aykırı olduğunu belirtmişti. Örgüt, “İtalyan makamları tarafından denizde kurtarılan kişiler İtalya’nın yargı yetkisi altındadır ve sığınma talepleri ve bireysel durumları incelenmeden başka bir devlete nakledilemezler” demişti.
Anlaşma geçen hafta İtalya parlamentosundan onay aldığında Katolik Kilisesi’nden de eleştiri aldı.
Katolik Kilisesi’nin İtalya yönetim birimi olan Piskoposlar Konferansı’na bağlı göç vakfı Fondazione Migrantes’in Başkanı Gian Carlo Perego, anlaşmayla 600 milyon euro’dan falza paranın ‘denize atıldığını’ söyledi. Perego, İtalya’nın nüfusa oranla sığınmacı kabulü açısından Avrupa’da 16. sırada yer aldığını belirtti ve buna rağmen ülke içinde etkili bir kabul sistemi kurmaktan ‘aciz’ olunmasını eleştirdi.
Türkiye ile anlaşma
İtalya Başbakanı Meloni, düzensiz göçü durdurma vaadiyle girdiği seçimleri kazanmış ancak iktidarının ilk yılında ülkeye gelen göçmen sayısı büyük artış göstermişti. Meloni hükümeti, Kuzey Afrika kıyılarından deniz yoluyla İtalya’ya ulaşan göçmenleri engellemek için hem bu kıyı ülkeleri hem de üçüncü ülkelerle anlaşmalar yapıyor.
Meloni geçen ayki Türkiye ziyaretinde de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile göç konusunu görüşmüştü. İki ülkenin Libya’dan İtalya’ya göçe karşı bir anlaşma üzerinde çalıştıkları bilgisi İtalyan basınında yer alırken bu anlaşmanın detayları halen resmi olarak açıklanmadı.
İtalya basınına göre Türkiye ile yapılması planlanan anlaşma, Libya’dan çıkışları önleme amacı taşıyor. Roma yönetimi bu amaçla Ankara’nın Libya’daki nüfuzundan faydalanmayı umuyor.
]]>Yıllardır İsrail ablukası altında olan ve 4 ayı aşkın süredir de hava, kara ve denizden saldırılara sahne olan Gazze’de, açlık krizi derinleşirken, belediye hizmetlerinin sağlanamaması sonucu çevrede çöp ve çeşitli atıkların neden olduğu kirlilik de artıyor.
Gazze Şehri’nin batısında Filistinli mültecilerin kaldığı Sahil Kampı’nda yaşayan gençlerden Bilal Abdullatif, AA muhabirine yaptığı açıklamada karşılaştıkları sorunları anlattı.
“Acımasız saldırıların devam etmesi belediyenin çalışmalarını sekteye uğrattı ve sokaklarda ve mahallelerde dayanılmaz atık birikmesine neden oldu.” diyen Abdullatif, Gazze şehrinin merkezindeki el-Vahde Caddesi’ndeki geçici Yermuk çöplüğünün yanından olabildiğince çabuk geçmek için aceleyle yürüdüğünü dile getirdi.
Çöp depolama alanının yanından geçerken, büyük miktarlarda katı atığın birikmesi sonucu çevreye yayılan kötü kokular sebebiyle baş ağrısı ve dönmesi hissettiğini aktaran Abdullatif, “Atık her yere yayıldı ve kokusu havaya yayılıyor. Sadece bu da değil, böceklerin, kemirgenlerin ve bulaşıcı hastalıkların da yayılmasına neden oldu.” dedi.
Abdullatif, Gazze Şehri’ndeki çevre ve sağlık felaketinin genişlemesiyle birlikte insani koşulların ve yaşam koşullarının daha da kötüleşmesinden endişe ettiğini vurguladı.
Atıklar Filistinlilerin sağlığını tehdit ediyor
Gazze’nin doğusundaki eş- Şucaiyye Mahallesinde yerinden edilen 45 yaşındaki Siham el-Kıta, yaşananların büyük bir sağlık ve çevre felaketinin habercisi olduğunu ifade ederek, “Saldırılardan önce toplanan, taşınan ve ayrıştırılan atıklar, şimdi Filistinliler arasında birikerek çeşitli hastalıklarla sağlıklarını tehdit ediyor. Atıklar, fiziksel ve psikolojik sağlık sorunlarına ve birçok hastalığa neden oluyor.” diye konuştu.
Gazze’de ilaç yokluğu ve okulların çevresinde atıkların birikmesi nedeniyle küçük çocukların birçok bağırsak ve cilt hastalığına yakalandığına dikkati çeken Kıta, yaşanan atık krizine acil bir çözüm bulunması çağrısında bulundu.
“80 bin ton çöp ve atık birikti”
Gazze Belediyesi Sözcüsü Hüsni Muhenna, belediye ekiplerinin katı atıkları, Cuhr ed-Dik depolama sahasına aktaramaması nedeniyle Yermuk depolama sahası ve çevresinin artık herhangi bir ilave katı atık miktarını alamayacağını belirtti.
Gazze kentindeki koşulları “felaket” olarak niteleyen Muhenna, İsrail saldırılarının başlangıcından bu yana şehrin doğu sınırında bulunan ana atık depolama alanına taşıma işleminin durdurulması nedeniyle yaklaşık 80 bin ton çöp ve atık biriktiğini kaydetti.
Bölgedeki atık krizinin, İsrail’in yoğun saldırıları sebebiyle güvenlik koşulları, atıkları toplamak için kullanılan araç ve kamyonlar için gereken yakıtın tükenmesi ve bu araçların saldırılarda yok edilmesinden kaynaklandığı vurgulayan Muhenna, yıkıcı İsrail saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana İsrail ordusunun, Gazze belediyesine ait çeşitli sektörlerde hizmet veren 90 aracı imha ettiğini aktararak, bu durumun temel hizmetlerin neredeyse tamamen aksamasına neden olduğunu vurguladı.
Belediye yetkilisi Muhenna, İsrail’in yıkıcı saldırılarını durdurarak, vatandaşlara temel hizmetleri sunmaya devam etmek için makine, teçhizat ve yakıt sağlanması için uluslararası kurum ve kuruluşlara, acil müdahale çağrısında bulundu.
]]>İliç ilçesine bağlı Çöpler köyündeki altın madenini işleten şirketin “Türkiye Ülke Müdürü” C.Y.D, savcılıktaki ifadesinde, 6 Şubat 2024’te şirketin yönetim kurulu başkanı olarak göreve başladığını söyledi.
Toprak altında kalan işçilerden 4’ünün ana firmanın, 5’inin ise alt yüklenici firmanın çalışanları olduğunu anlatan C.Y.D, maden sahasında yapılan yığın liçlerin dizaynıyla ilgili projeyi, şirketin bünyesindeki proje birimi ile bir firmanın hazırladığını belirterek, “Projelendirmenin olurunu aldıktan sonra oksit birimine vermektedir. Oksit birimi projeye uygun şekilde yükleme yapmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Denetlenmesinin ne şekilde yapıldığını bilmediğini belirten C.Y.D, şunları kaydetti:
“Bu olayla ilgili yerin güvenliğinden bildiğim kadarıyla oksit proses birimi ve İSG birimi sorumludur. Bu olayda jeoteknik birimi kayıtları incelediği için ilgili birime bilgi vermek, gerekli önlemlerin alınması konusunda öneride bulunmak ve durdurmakla yükümlüler. Kayan kütlenin ne kadar miktar olduğunu bilmemekteyim. Radar sistemindeki tehlike seviyeleri hakkında bilgim bulunmamaktadır ancak risk analizleri sonucunda jeoteknik birimi seviyeye göre ilgili kişilere bunu bildirmekle yükümlüdür hatta yüksek riskli durumlarda şirketin üst yöneticilerine bu bilgilerin verilmesi gerekmektedir.”
Maden sahası ile ilgili sorumlu Kanadalı I.R.G’nin tutuklanması nedeniyle toprak kaymasının ardından yapılan operasyonu kendisinin yönettiğini söyleyen C.Y.D, “Bu olayla ilgili sorumlu olduğumu düşünmemekteyim. Söz konusu olayda ilgili birimlerin kendi bünyesinde inisiyatif ve sorumlulukları bulunmaktadır. Eğer bir sorumluluğum bulunsaydı alt birimde çalışanlar bana bir şekilde ulaşıp talimatları alırlardı. Sadece bilgilendirme amaçlı I.R.G’den benim bulunduğum mail grubuna mail gelmiştir. Suçlamaları kabul etmiyorum.” şeklinde savunma yaptı.
C.Y.D, Sulh Ceza Hakimliğine verdiği ifadede ise olay günü ABD’de bulunduğunu, ABD saatine göre 04.30’da olayla ilgili kendisine telefonla aranarak bilgi verildiğini, daha sonra I.R.G. ile görüştüğünü ifade etti.
C.Y.D, yığın liç alanındaki çatlaklarla ilgili fotoğraflara ilişkin, şunları anlattı:
“Olaydan 2 saat önce bölgede çatlakların olduğuna dair I.R.G. bilgilendirme amaçlı fotoğraf attı ve önlem aldığına dair mail attı. Bu maili yurt dışındaki saat farkı nedeniyle görmemiştim. Olaydan sonra direktör arkadaşların uyarması ile olaydan 3 gün sonra maili gördüm. Böyle durumlarda üst yöneticilere mail atılmaktadır. Bunlar rutin bilgilendirme mailleridir. Bununla ilgili I.R.G. herhangi bir talimat almak için bu maili atmış değildir.”
Radar sistemlerinin alımıyla ilgili C.Y.D, “2023 yılı Aralık ayında radar sistemine ait cihazların bu yılki bütçeye girdiğini biliyorum hatta alımı ile ilgili onay alındığını bilmekteyim. Bu cihazlar yurt dışından alındığı için alım süreci uzamış olabilir.” ifadesini kullandı.
C.Y.D, kendisinin yığın liç sahasından sorumlu olmadığını, finansal yapı ile ilgili işlemlerden yükümlü olduğunu kaydetti.
Avukatı da suçlamaları reddederek, müvekkilinin göreve olaydan bir hafta önce başladığını, görevinin finansal yapı ile ilgili olduğunu, maden sahasındaki operasyon, teknik konuda görev ve yetkisinin bulunmadığını savundu.
]]>Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, havadan ve karadan alan tarama ile denizden arama kurtarma faaliyetlerinin 660 personelle devam ettiğini söyledi.
Makine dairesi ile kaptan kamarasının altında malzemelerin yığıldığını, ekiplerin bugün o bölümlerde aramalarına ağırlık vereceğini belirten Demirtaş, “Gemi enkazına 22. dalış yapılıyor.” dedi.
Bugünkü arama faaliyetlerinde 46 farklı unsur yer alıyor
Bölgede, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Sualtı Savunma (SAS) komandoları ve AFAD ekipleri, havadan, deniz yüzeyinden ve karadan arama çalışması yürütüyor.
Arama kurtarma faaliyetlerinin 8. gününde denizden 36, havadan 3 ve karadan 7 olmak üzere 46 farklı unsur görev alıyor.
Sahil Güvenlik uçağı Kapıdağ yarımadası kuzeyinde sahil hattı ile Bandırma Körfezi ve tüm arama kurtarma sahasının yüzey aramasını yapıyor. Emniyet Genel Müdürlüğüne ait insansız hava aracı “UÇBEY VTOL” ile arama kurtarma bölgesinin üzeri taranıyor.
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı “Nene Hatun”, “Kıyem 5”, “Kıyem 4” ve “Tahlisiye 11” botları tarafından arama kurtarma sahasının güney ve güneybatı istikametinde sahil hattında arama gerçekleştiriliyor.
Emniyet Genel Müdürlüğüne ait “KB1001”, “YKB1601”, “KB7701” ve “KB1601” ile Balıkesir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığına ait lastik bot Kurşunlu önlerinde, Jandarma Genel Komutanlığına ve AFAD Bursa İl Müdürlüğüne ait lastik botlar da Marmara Adası doğusunda sahile yakın mesafelerde yüzey araması yapıyor.
Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı TCSG 25 ile TCSG 85 botları da bölgedeki arama faaliyetlerine katılan balıkçı teknelerinin koordinasyonunu sağlıyor.
Toplamda 66 farklı unsur görev aldı
Deniz Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi (DZAKKM) tarafından “Batuhan A” gemisinin batmasının ardından 15 Şubat saat 07.30 ile 21 Şubat saat 23.59’a kadar yapılan arama faaliyetlerinin detayları paylaşıldı.
Bu kapsamda Deniz Kuvvetleri Komutanlığının 4, Sahil Güvenlik Komutanlığının 10, Kıyı Emniyet Genel Müdürlüğünün 5, Emniyet Genel Müdürlüğünün 4, Bandırma 911 Arama Kurtarma Ekibinin 3, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı, AFAD, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’nin birer unsurunun yanı sıra balıkçı tekneleri, acente botları ve Bağfaş römorkörü ile denizde aramalar yapıldı.
Su altı dalış faaliyetleri kapsamında TCG AKIN tarafından batık üzerinde satıhtan ikmalli 21 baş dalış, Sahil Güvenlik DEGAK 11 timi tarafından Kurşunlu Limanı doğusunda bulunan midye çiftliğine toplam 2 saat 3 dakika olmak üzere 2 baş dalış ve batığın 1000 yarda güneybatısında 50 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından batığın 1000 yarda güneyinde toplamda 1 saat 10 dakika olmak üzere 2 ROV dalışı gerçekleştirildi. Ayrıca, Nene Hatun (KIYEM) tarafından ROV cihazı ile batık ve sahil arasında deniz dibi araması yapıldı.
Havadaki çalışmalar kapsamında 1 Sahil Güvenlik Komutanlığı helikopteri, 2 Sahil Güvenlik Komutanlığı uçağı ve 4 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı uçağı 50 saat 5 dakika uçuş gerçekleştirdi.
Denizden ve havadan su üstü, karadan sahil şeridini tarama ile su altı dalış faaliyetlerini kapsayacak şekilde olmak üzere 15-21 Şubat’taki çalışmalarda toplam 66 farklı unsur görev aldı.
İki denizcinin cenazesine ulaşılmıştı
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında kıyıdan 4 mil açıkta batmıştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların 17 Şubat’ta gerçekleştirdiği 2 dalışta, gemide aşçı olarak çalışan 33 yaşındaki Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşılmıştı. SAS komandosu dalgıçların 20 Şubat’ta yaptığı dalışta da gemi batmadan önce çektiği videoyu eşine gönderen Hüseyin Tutuk’un cesedi bulunmuştu.
]]>KAAN, DÜNYA BASININDA
Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda Türk Havacılık Uzay Sanayii tarafından yürütülen Türkiye’nin en önemli teknoloji projelerinden Kaan, ilk uçuşunu başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. KAAN’ın ilk uçuşunda 13 dakika havada kalarak 8000 feet irtifada 230 knot hıza ulaştığı açıklandı.
“KAAN İLK UÇUŞUNU BAŞARI İLE GERÇEKLEŞTİRDİ”
2028’de envantere girmesi hedeflenen KAAN’ın ilk uçuşuna dünya basını da geniş yer verdi. İngiliz merkezli haber ajansı Reuters, “Türkiye’nin KAAN savaş uçağı ilk uçuşunu başarı ile gerçekleştirdi” başlığı ile gelişmeyi duyurdu. Haberde, “Türkiye’nin ilk milli savaş uçağı KAAN, ülkenin hava kuvvetlerini geliştirme çabaları kapsamında ilk uçuşunu Çarşamba günü tamamladı. NATO üyesi Türkiye, milli savaş uçağı üretmeye yönelik TF-X projesini 2016 yılında başlattı. Türk havacılık şirketi TUSAS, İngiliz BAE Systems (BAES.L) ile anlaşma imzaladı. Yeni nesil savaş uçağını geliştirmek için 2017 yılında 125 milyon dolar değerinde yatırım yapıldı.” gibi bilgilere yer verildi. denildi.
“TÜRKİYE’NİN YERLİ SAVAŞ UÇAĞI PROJESİNDE DÖNÜM NOKTASI”
“Türkiye’nin Beşinci Nesil Savaş Uçağı Kaan İlk Uçuşunu Gerçekleştirdi” manşetini atan ABD merkezli Bloomberg ise, “Uçuş, Türkiye’nin yerli savaş uçağı projesinde dönüm noktası oldu” ifadelerine yer verdi.
“KAAN, F-35’TEN ÜSTÜN”
Yunan gazetesi Proto Thema haberi “Türkiye: Ankara’nın ürettiği 5’inci nesil savaş uçağı KAAN ilk uçuşunu gerçekleştirdi” başlığı ile duyurdu. KAAN’ın özelliklerine yer verilen haberde uçağın “F-35’ten üstün” olduğu vurgulandı.
Haberde Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin’in, “KAAN’ın seri üretimi 10 yıl sürecek. Ancak bu gerçekleştiğinde Türk Hava Kuvvetleri bölgenin en güçlüsü haline gelecektir.” ifadelerine yer verildi.
“UÇAĞIN İLK MÜŞTERİSİ UKRAYNA”
Pentapostagma ise “Son dakika haberlerinde, KAAN savaş uçağının ilk uçuşunun bir süre önce tamamlandığı bildirildi.” başlığını attı. Uçağın ilk müşterisinin şimdiden hazır olduğuna dikkat çeken gazete, Ukrayna’yı işaret etti.
“TÜRK SAVUNMA SANAYİSİNİN EN BÜYÜK PROJELERİNDEN BİRİ”
Yunanistan’dan Ethnos gazetesinin Türkiye muhabiri Maria Zacharaki ise özel olarak hazırladığı haberinde KAAN’ın yapay zeka ve dronelar ile ortak çalışabildiğini yazdı. Zacharaki haberinde “Türk savunma sanayisinin en büyük projelerinden biri olan KAAN’a uçuş sırasında F-16 savaş uçağı da eşlik etti” dedi.
Hollanda basınından Scramble, 2010 yılının başlarından beri çalışmaların yoğunlaştığı uçağın General Electric F110 motoruyla güçlendirileceğini kaydetti. Çin devlet televizyonunun haber portalı gelişmeyi “Türkiye’nin beşinci nesil hayalet avcı uçağı KAAN ilk uçuşunu tamamladı” başlığıyla okuyucularına aktardı.
“TÜRKİYE KAAN’I ASYA VE KÖRFEZ ÜLKELERİNE İHRAÇ ETMEYİ UMUYOR”
Japonya merkezli Nikkei Asia da, “Türk savaş uçağı ilk uçuşunu yaptı” başlığını attı. Haberde “Savunma sanayii yetkililerinin, uçağı Asya ve Körfez’deki ülkelere ihraç etmeyi umduğu Türkiye’nin KAAN savaş uçağının bir prototipi, ilk uçuşunu Çarşamba günü gerçekleştirdi” denildi.
KAAN’IN ÖZELLİKLERİ
Kaan, 17 Mart 2023’te hangardan çıkarak pist başı yaptı. 11 aylık süreçte Türk mühendisleri tarafından gökyüzüyle buluşturulmak için hazırlandı. İlk uçuş görevi için girdiği testleri başarıyla tamamlandı. Tasarım ve imalatıyla milli olan KAAN’ın kanat açıklığı 14, yüksekliği 6, uzunluğu ise 21 metre. Kokpiti ise tek kişilik. Çift motoru, yüksek manevra kabiliyeti, radara düşük görünürlüğü, gövde içi silah taşıyabilmesi ve elektronik harp kabiliyeti de KAAN’ın dikkat çeken özelliklerinden.
ÜSTÜN KABİLİYETLERİYLE FARK YARATACAK
Milli muharip uçak Kaan ile Türkiye, bu seviyede (5. Nesil) uçak üretebilen 5 ülkeden biri olacak. Milli savaş uçağı her türlü hava-hava ve hava-yer hedeflerine stratejik taarruz imkanı sağlayacak. Yüksek hava muharebe menzili ve süpersonik hızda hassas ve tam vuruş özellikleri ile fark yaratacak. Kaan, insansız hava araçları, havadan ihbar, kontrol gibi platformlar ve tedarik edilmesi planlanan diğer unsurlarla ortak çalışabilecek. Yeni nesil silahlarla havadan havaya muharebe, süpersonik hızda dahili silah yuvalarından hassas vuruş gerçekleştirebilecek Kaan, yapay zeka ve nöral ağ desteğiyle artırılmış muharebe gücü sağlayacak.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İMZALAMIŞTI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kaan’ın isim babasının MHP Lideri Devlet Bahçeli olduğunu açıkladı. Erdoğan, Milli Muharip Uçak Kaan’ın gövdesine 1 Mayıs 2023 tarihini atıp imzalamıştı.
]]>Olay, 15 Şubat’ta İmralı açıklarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Batuhan A. isimli kuru yük gemisi fırtına sebebiyle battı. Bölgede arama çalışmalarını sürdüren Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı balık adamlar geçtiğimiz günlerde asansör yardımıyla 51 metre derinliğe inerek, aşçı Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşmıştı. Daha sonra dün Sualtı Savunma Grup Komutanlığı (SAS) komandoları tarafından yapılan dalışta ise kazan dairesinde bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Ulaşılan cesedin gemi batarken eşine video gönderen Hüseyin Tutuk’a ait olduğu öğrenildi. Tutuk’un cansız bedeni, otopsi işlemleri için Bursa Adli Tıp Kurumu’na getirildi.
“Oğlum ilk seferine çıktı”
Geminin battığı bölgede çok fırtınalı bir havanın olduğunu söyleyen Baba Mahmut Tutuk, “Oğlum ilk seferine çıktı. Gemiye yağcı olarak başladı. Orada gece saat 23.30 sıralarında gemi arızalanıyor. Oğlum sabaha karşı 6’da hanımına video atıyor. Güverteye çıkıp ‘şu anda batıyor gemi’ diyor. Daha sonra Sahil Güvenlik’e alarm verilmiş. Alarmı geç vermişler. Tabi onlar da batan gemiye hemen ulaşamaz. İlk önce dalış yapılamadı. Çok fırtınalı bir hava vardı. Dalış yapmanın imkanı yoktu. Perşembe ve Cuma günü hiçbir müdahale yapılamadı. Cumartesi günü iki tane ayakkabı bulundu. Biri 38 numara diğeri de 44 numara ayakkabı. Pazar günü ise aşçı kadını buldular. Daha sonra dün aramalar devam etti. Devletimiz aramaları hiç aksatmadı. Dün benim oğlumu buldular. Biz de Sahil Güvenlik’ten tespitini yaptık” dedi.
“Benden çekindiği için gittiğini söyleyemedi”
Oğlun ile en son yaklaşık 20 gün önce görüştüğünü belirten baba Tutuk, “Önce İstanbul’a daha sonra da Kahramanmaraş’a arkadaşının yanına gitmiş. Oğlumla son temasım bu şekilde oldu. Benden çekindiği için ‘baba ben gidiyorum’ diye bana söylemedi. Çünkü ben ona ‘gitme’ diye ısrar ettim. Her şey Allah’ın takdiri. Ben ona çok ısrar ettim çalışma diye. Sadece ben değil ailecek ısrar ettik. Fakat bizi dinlemedi, ‘gideceğim’ dedi” diye konuştu.
Geminin her an batma tehlikesinin bulunduğunun altını çizen baba Tutuk, şu ifadelere yer verdi:
“Ben orada ikinci kaptanın oğlu ve eşleri ile görüştüm. Babası ‘gemi bugün veya yarın batar’ diyormuş. Bu gemileri denizlerden arındırsınlar. İnsanlar başka acılar yaşamasın. Benim oğlum gemiciliği bilmez birkaç ay önce sertifika almıştı ondan sonra gemiye yağcı olarak başladı.”
Son yolculuğuna uğurlandı
Öte yandan, hayatını kaybeden Hüseyin Tutuk’un cenazesi, otopsi işlemlerinin ardından Bursa Adli Tıp Kurumu’ndan yakınları tarafından alınarak toprağa verilmek üzere Manisa’nın Turgutlu ilçesine gönderildi. Tutuk, öğle namazını müteakip Urganlı Mahallesi Çarşı Camii’nde kılınan cenaze namazıyla son yolculuğuna uğurlandı. Tutuk’un cenazesi Turgutlu ilçesinde bulunan Urganlı Yeni Mezarlığı’na defnedildi.
Cenazeye Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya ve Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın katılarak Tutuk ailesine taziyelerini iletti. – MANİSA
]]>Yeni Zelanda Filistin Dayanışma Ağının organizatörü olan ve Gazze kuşatmasını kırmak için düzenlenmesi planlanan Uluslararası Özgürlük Filosu’na destek veren Fowler, görüşmeler yapmak için geldiği İstanbul’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dikkati çeken Fowler, “Bu kesinlikle soykırım. İsrail rejimi Filistin halkını, özellikle de Gazze’dekileri yok etme ya da yerlerinden etme niyetini gizlemedi. On binlerce insanı öldürmek, daha fazlasını yaralamak ve bu güzel ülkenin büyük bir kısmını yok etmek gibi korkunç bir iş yapıyorlar.” ifadesini kullandı.
İnsanların bu korkunç saldırıların bir an önce durdurulması adına hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Fowler, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun bu bağlamda büyük etkisi olacağı umudunu dile getirdi.
Fowler, “İsrail’in Gazze’deki soykırıma varan katliamına karşı büyük yürüyüşler ve gösteriler düzenlendiğini” ve kendilerinin de Yeni Zelanda’da her hafta düzenledikleri protestolarla hükümetlerini bu konuda tavır almaya yönlendirerek İsrail’in yaptıklarının kabul edilemez olduğunun açıkça söylenmesi için çalıştıklarını ifade etti.
Bu “trajedi”nin sadece son 4-5 ayın konusu olmadığına dikkati çeken Fowler, “75 yıldır Filistin halkına, özellikle de Gazze’dekilere çok kötü davranıldı ve Gazze’deki insanlar o küçücük toprak parçasına hapsedildi. Yeterli gıda, ilaç, inşaat malzemeleri ve temel gereksinimlere erişimleri engellendi.” dedi.
Fowler, daha önce dayanışma göstermek için kara konvoylarıyla 3 kez Gazze’ye gittiğini ve kötü duruma bizzat şahit olduğunu anlattı.
“(Boykot) Çok etkili bir eylem”
Boykotun “çok etkili bir eylem” olduğunu dile getiren Fowler, “İnanıyorum ki büyük şirketlere İsrail’den çekilmeleri ve desteklerini çekmelerinin yanı sıra İsrail hükümetinin ve kendi hükümetlerimizin yaptıklarını sonlandırmaları gerektiğini anlamaları için baskı yapmak konusunda büyük etkisi var.” ifadelerini kullandı.
Boykot, tecrit ve yaptırımların önemine işaret eden Fowler, dünyanın dört bir yanında bu hareketlerin görmezden gelinemeyecek kadar güçlenmesi ve uluslararası hareket haline gelmesinin etki düzeyini artıracağını vurguladı.
“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı”
Fowler, İsrail’i yönetenlerin kibirlerinden dolayı Uluslararası Adalet Divanının (UAD) “soykırım kararı”nın dahi etkisiz kaldığını, tüm devletlerin bu kararlara uyulması için ısrarcı olması ve baskı yapması gerektiğini söyledi.
Birleşmiş Milletler (BM) personelinin elinden geleni yapmaya çalıştığını belirten Fowler, “En son Gazze’ye gittiğimde BM personeliyle görüştüm, çok iyi destek programları ve yardım misyonları var ancak kaynakları tamamen yetersiz.” dedi.
Fowler, şöyle devam etti:
“Bu kesinlikle trajik ve yürek parçalayıcı. Kadınların, çocukların ve ailelerin yiyecekleri yok. Su birikintilerinden su içmeye çalışıyorlar. İnsanlar ot yiyor. Bu çok çaresiz bir durum. Onlar için gerçekten çok üzülüyorum. Kimse çocuklardan bahsetmiyor. Binlerce insan enkaz altında, küçük bebekler ve çocuklar. Bunu değiştirmenin tek yolu da insanların dünyanın dört bir yanında birleşerek yetkililere bu soykırımı durdurmaları ve İsrail’i hesap vermeye zorlamaları için baskı yapmalarıdır.”
]]>Çin, veto kararı alan ABD’yi sert bir dille eleştirdi. Pekin yönetimi bu hareketin “yanlış mesaj” verdiğini ve “katliamın devamına yeşil ışık yaktığını” söyledi.
Beyaz Saray, Cezayir tarafından sunulan, Gazze’de acilen ateşkes talep eden karar tasarısının savaşı sona erdirmeye yönelik görüşmeleri “tehlikeye atacağını” söyledi.
ABD, Refah kentini işgal etmemesi konusunda İsrail’i uyaran kendi geçici ateşkes karar tasarısını önerdi.
ABD’nin, Cezayir’in karar tasarısı üzerine verdiği veto kararı geniş kapsamlı bir şekilde kınandı. Karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinden 13’ü tarafından desteklenirken İngiltere çekimser kaldı.
Çin’in BM Büyükelçisi Zhang Jun vetoya cevaben, önergenin devam eden diplomatik müzakerelere müdahale edeceği iddiasının ” savunulamaz” olduğunu söyledi.
Zhang Jun, “Sahadaki durum göz önüne alındığında, acil bir ateşkes konusunda kaçınmaya devam etmek, katliamın devam etmesine yeşil ışık yakmaktan başka bir şey değildir” dedi ve şöyle devam etti:
“Çatışmanın yayılması tüm Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırıyor ve daha geniş bir savaş riskinin artmasına neden oluyor. Sadece Gazze’deki savaşın alevini söndürerek cehennem ateşinin tüm bölgeyi sarmasını önleyebiliriz.”
Cezayir’in en üst düzey BM diplomatı Amar Bendjama, “Ne yazık ki Güvenlik Konseyi bir kez daha başarısız oldu” dedi.
Bendjama, “Vicdanınızı sorgulayın, tarih sizi nasıl yargılayacak?” diye ekledi.
ABD’nin müttefikleri de ABD’nin veto kararını eleştirdi.
Fransa’nın BM elçisi Nicolas de Rivière “sahadaki feci durum göz önüne alındığında” kararın kabul edilmemiş olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Washington’un BM Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Hamas ile İsrail arasındaki müzakereler devam ederken derhal ateşkes çağrısı yapmanın doğru zaman olmadığını savundu.
İngiliz mevkidaşı Barbara Woodward ise planın görüşmeleri tehlikeye atarak “ateşkes ihtimalini azaltabileceğini” öne sürdü.
Hamas’ın 7 Ekim’de yaklaşık 1200 kişinin ölümüne sebep olduğu ve 240’tan fazla kişiyi de rehin aldığı saldırılarının ardından İsrail, Gazze’ye yönelik büyük yıkıma sebep olan operasyonlar başlattı.
Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in bu saldırılarda 29 binden fazla Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.
ABD tarafından önerilen karar taslağı “mümkün olan en kısa sürede” ve tüm rehinelerin serbest bırakılması koşuluyla geçici bir ateşkes çağrısında bulunuyor, Gazze’ye ulaşan yardımların önündeki engellerin kaldırılmasını talep ediyor.
Beyaz Saray daha önce BM’de savaşla ilgili yapılan oylamalarda “ateşkes” kelimesini kullanmaktan kaçınmıştı.
Ancak Güvenlik Konseyi’nin ABD’nin önerisini oylayıp oylamayacağı ya da ne zaman oylayacağı belli değil.
ABD’nin sunduğu taslakta Refah’a yönelik büyük bir kara harekatının sivillere daha fazla zarar vereceği, daha fazla insanın yerinden edileceği ifade ediliyor.
Ancak İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Salı günü yaptığı açıklamada “savaşı tüm hedeflerine ulaşana kadar sürdürmeye kararlı olduğunu” ve hiçbir baskının bunu değiştiremeyeceğini söyledi.
Gazze Şeridi’nin toplam nüfusunun yaklaşık yarısına karşılık gelen, yerlerinden edilmiş bir milyondan fazla insan Refah’a sıkışmış vaziyette. Mısır’a sınır komşusu olan bu bölgede savaştan önce 250 bin kişi yaşıyordu.
Yerlerinden edilenlerin çoğu derme çatma barınaklarda ya da çadırlarda, güvenli içme suyu ya da gıdaya erişimin kısıtlı olduğu kötü koşullarda yaşıyor.
BM, şehirde planlanan bir İsrail saldırısının “katliama” yol açabileceği konusunda kendi uyarısını yayımladı. İsrail ordusu ise daha önce yaptığı açıklamalarda sadece Hamas savaşçılarını hedef alındığı konusundaki ifadelerini tekrarladı.
İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, Hamas’ın 10 Mart’a kadar tüm rehineleri serbest bırakmaması halinde kara saldırısının başlatılacağı uyarısında bulundu.
]]>Dr. Embleton, nadir görülen bir kan kanseri türüne yakalanmıştı. Tek umudu da kemik iliği nakliydi.
İngiltere’de ona uygun bir ilik bulunamadı. Arayış sonra dünya çapında genişletildi. En nihayetinde de işe yaradı.
Nakilden iki yıl sonra BBC News ve Anthony Nolan isimli hayır kurumu iki “kan kardeşin” ilk kez birbirlerini bulmalarına yardımcı oldu.
‘Ölecektim’
Nick, yirmi yılı aşkın bir süredir İngiltere’nin Newcastle şehriden yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışıyordu ve dünyanın en küçük hastalarından binlercesinin kurtarılmasına yardımcı oluyordu.
Ancak 2021’de bu kez kendisi bir doktora ihtiyaç duydu.
Hastane koridorlarında yürürken “başına geleceklerden habersiz olduğunu” söylüyor.
“Ölebileceğimin tamamen farkındaydım, bu yüzden bir vasiyet de hazırladım” diyor.
“Bu haberi karıma ve çocuklarıma verdim. En çok çocuklarım için üzüldüm. Hayatlarının geri kalanında babaları olmadan büyümelerini istemedim.”
Bu tür nakillerde, hasarlı kan hücreleri sağlıklı olanlarla değiştiliyor. Ancak eşleşme olmazsa vücut, otomatik olarak reddediyor.
Anthony Nolan yardım kuruluşundan Charlotte Hughes, “Önce İngiltere’deki kayıtları araştırıyoruz ve burada bir eşleşme bulmayı umuyoruz” diyor ve takip ettikleri yöntemlerini şöyle anlatıyor:
“Eğer ülke içinde bulamazsak, o zaman dünya çapında arama yapıyoruz. Uygun donör herhangi bir yerden gelebiliyor.”
‘Çok duygulandım’
Naklin işe yaradığı bilinene kadar ise hem donör hem de hasta anonim kalıyor.
BBC’nin konuştuğu Nick, naklin işe yaradığını öğrenir öğrenmez iki yıl sonra donörünün izini sürmek istediğini söylüyor.
BBC News, Anthony Nolan’la birlikte çalıştı ve Almanya’nın Dresden şehri yakınlarındaki Chemniz’de yaşayan 24 yaşındaki Marius’un genç yaşlarından beri donör kayıtlarında yer aldığını tespit etti.
Ve Marius İngiltere’ye uçmayı ve Nick’le, naklin yapıldığı Freeman Hastanesi’ndeki Maggie’s Newcastle kanser destek merkezinde buluşmayı kabul etti.
İki adam birbirlerine sarılırken Marius, “Çok duygulandım. Elim ayağım titriyor” diyor.
‘Bir şey değil’
Nick, Marius’a “kanser hücrelerinin hepsinin yok olduğunu” söylüyor.
“Kanımı kontrol ettiklerinde, tüm bu kan hücrelerinin sana ait olduğunu gördüler. Sen olmasaydın ölürdüm.
“Dört çocuğum var, babaları olmazdı. Sana gerçekten ama gerçekten teşekkür etmek istiyorum.”
Oldukça duygulanan Marius ise ne diyeceğini bilemez halde, “Rica ederim, bir şey değil” diyor.
İkisi de gözyaşları içindeyken, Nick de ona “Çok teşekkür ederim” diye fısıldıyor.
‘Sadece ağladım’
Marius daha sonra naklin işe yaradığını ve hastanın hayatta kaldığını öğrendiğini hatırlatıyor.
“Bu bilgiden sonra gözyaşlarımı tutamadım. Sadece ağladım” diyor.
“İşe gidiyordum. Arabamı park edip dışarı çıkmam ve temiz hava almaya ihtiyacım vardı. Ağladım durdum.”
Ardından Marius, daha önce kendisini öldürmeye çalıştığını ve Nick’in bir bakıma onu nasıl da hayatta tuttuğunu açıklıyor.
“13 yaşımdan beri tüm hayatım boyunca zihinsel sorunlarla mücadele ettim” diyor.
“Hayatta yolumu ve hayattaki anlamımı bulmak benim için çok zor oldu. Şimdi ‘Bir şeyi doğru yaptım’ diyebiliyorum.”
Damarlarında aynı kan dolaşan bu iki yabancı şimdi “kan kardeşi” olarak iletişim halinde kalmayı planlıyor.
]]>Savunma ve güvenlik alanındaki çalışmalarıyla bilinen İngiltere merkezli düşünce kuruluşu RUSI’nin hazırladığı rapor, “Wagner Afrika’da: Rus paralı asker grubu nasıl yeniden şekillendi?” başlığını taşıyor.
Rus hükümetinin iç belgeleri, Batılı şirketleri stratejik öneme sahip bir bölgeden uzaklaştırmak amacıyla Batı Afrika’daki madencilik yasalarını değiştirmek için nasıl çalıştığını da detaylandırıyor.
Bu çalışmalar, Rus hükümetinin Haziran 2023’te başarısız bir darbenin ardından dağılan Wagner paralı asker grubunun yaptığı işleri devralma sürecinin bir parçası.
RUSI’de kara savaşı uzmanı ve raporun yazarlarından biri olan Jack Watling bu durumu “Rus devletinin Afrika politikasının açığa çıkması” olarak nitelendiriyor.
Haziran 2023’te Yevgeni Prigojin muhtemelen dünyanın en korkulan ve en ünlü paralı askeriydi. Wagner Grubu milyarlarca dolar değerinde şirketi ve projeyi kontrol ediyor, paralı askerleri Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin merkezinde yer alıyordu.
Prigojin, Devlet Başkanı Vladimir Putin’i tehdit edecek şekilde askerleriyle Moskova’ya doğru yürüyüşe geçmesi ardından Wagner grubu liderlerinin büyük bir kısmıyla birlikte şüpheli bir uçak kazasında öldü.
Watling’e göre, “Prigojin’in isyanından kısa bir süre sonra Kremlin’de yapılan bir toplantıda Wagner’in Afrika operasyonlarının doğrudan Rus askeri istihbaratı GRU’nun kontrolü altına girmesine karar verildi”.
Kontrol, 29155 Birimi’nin başındaki General Andrey Averyanov’a verilecekti. Bu birim, yabancı hükümetleri istikrarsızlaştırma ve suikastlar konusunda uzmanlaşmış gizli operasyonları yürütüyordu.
Ancak General Averyanov’un yeni görevi hükümetleri istikrarsızlaştırmak değil, Rusya’nın madenlere erişimini sağlama karşılığında bu hükümetlerin geleceğini güvence altına almaktı.
Eylül ayı başında General Averyanov, Savunma Bakan Yardımcısı Yunus-Bek Yevkurov ile birlikte Afrika’daki eski Wagner operasyonlarını kapsayan bir tura başladı.
Libya’nın bir kısmını kontrol altında tutan General Halife Hafter, Burkina Faso’daki darbe lideri İbrahim Traoré ile görüştükten sonra, muhtemelen kıtadaki en köklü Wagner operasyonunun merkezi olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ve cunta liderleriyle görüşmek üzere Mali’ye gittiler.
Daha sonra geçen yıl Nijer’de darbe ardından iktidarı ele geçiren askerlerden biri olan General Salifou Modi ile görüştüler.
Toplantı tutanakları, Wagner’in kıtadaki ortaklarına, Prigojin’in ölümüyle anlaşmalarının sona ermediği konusunda güvence verildiğini gösteriyor.
Burkina Faso’daki görüşme tutanağı, askerlerin eğitimi de dahil olmak üzere “askeri alanda işbirliğinin devam edeceğini” gösteriyordu.
Kısacası Prigojin’in ölümü cuntanın Rusya ile ilişkilerinin sonu anlamına gelmiyordu; bazı açılardan daha da derinleşecekti.
Wagner ile yakın bağları olan üç Batı Afrika ülkesi Mali, Nijer ve Burkina Faso’da son yıllarda askeri darbeler oldu. Bu ülkeler Afrika bölgesel örgütü ECOWAS’tan çekilerek “Sahel Devletleri İttifakı”nı kurdular.
Mali’de eski sömürgeci güç olan Fransa devre dışı bırakılıp yerine Wagner grubunun güvenlik operasyonları ve Rus desteği geçti.
Amber Danışmanlık şirketinden Afrika uzmanı Edwige Sorgho-Depagne, bu gelişmede pragmatizmin ötesinde nostaljinin de rolünü vurguluyor ve “Bu ülkelerde Rusya yeni bir müttefik değil. Rusya daha önce 1970-80’lerde de oradaydı. Daha iyi bir zamana geri dönme hayali var ve bu Rusya ile ilişkilendiriliyor” diyor.
Bu ülkeleri yöneten askeri cuntalar için Rusya’nın askeri varlığının önemine işaret eden Depagne’ye göre, “Rus paralı askerleri askeri cuntayı korumak için getiriliyor ve istedikleri kadar kalmalarına izin veriliyor.”
Wagner’in güvenlik operasyonları karşılıksız değildi. Birçok Afrika ülkesi gibi Mali de kereste, altın, uranyum ve lityum gibi değerli ve stratejik öneme sahip doğal kaynaklar açısından zengin.
Watling’e göre Wagner köklü bir geleneğe uygun hareket ediyordu: “Rusya’da standart bir işleyiş tarzı vardır; operasyonel maliyetleri ticari faaliyetlerle karşılarsınız. Afrika’da bu öncelikle madencilik imtiyazları yoluyla gerçekleşiyor.”
Wagner’in faaliyet gösterdiği her ülkede değerli doğal kaynakları güvence altına aldığı ve bunları sadece maliyetleri karşılamak için değil, önemli gelirler elde etmek için de kullandığı belirtiliyor. Blood Gold Report’a göre Rusya son iki yılda Afrika’dan 2,5 milyar dolar değerinde altın çıkardı ve bu da muhtemelen Ukrayna’daki savaşını finanse etmesine yardımcı oldu.
Bu ay, eskiden Wagner’in paralı askerleri olan Rus savaşçılar Mali’nin Burkina Faso sınırına yakın Intahaka altın madeninin kontrolünü ele geçirdi. Watling’e göre Rusya ayrıca, “Batı’nın kritik mineral ve kaynaklara erişim üzerindeki kontrolünü kaldırmaya çalışıyor”.
Mali’de cuntaya doğal kaynaklar üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için madencilik kanunu değiştirildi. Bu süreçte Avustralyalı bir lityum madeni, kanunun uygulanmasına ilişkin belirsizlik nedeniyle hisselerinin alım satımını askıya aldı.
Lityum ve altın madenleri önemli olsa da, Dr Watling’e göre muhtemelen daha da büyük bir stratejik sorun var: “Nijer’de Ruslar, Fransa’nın ülkedeki uranyum madenlerine erişimini ortadan kaldıracak benzer bir dizi imtiyaz elde etmeye çalışıyor.”
‘Seferi Birlik’
Mali’de madenler üzerinde sağlanan kontrolün Nijer’de de yapılmasına odaklanan Rus iç yazışmaları raporda detaylandırılıyor. Rusya Batı Afrika’nın uranyum madenlerinin kontrolünü ele geçirmeyi başarırsa, Avrupa bir kez daha Rusya’nın “enerji şantajına” maruz kalabilir.
Fransa, nükleer enerjiye dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla bağımlı. 56 reaktörle ülke enerjisinin yaklaşık üçte ikisini bu şekilde üretiyor. Reaktörler için gereken uranyumun yaklaşık beşte biri Nijer’den ithal ediliyor. Eski sömürgeci gücün Nijer gibi ülkeleri sömürdüğüne dair iddialarla birlikte, daha önce de ticaret koşulları hakkında şikayetler gündeme gelmişti.
Watling’e göre, “Rusya’nın kullandığı söylem, Batılı devletlerin temelde sömürgeci bir tutum içinde oldukları yönünde. Bu çok ironik çünkü bu rejimleri izole etmeye, elitlerini kontrol etmeye ve doğal kaynaklarını çıkarmaya odaklanan Rus yaklaşımı da oldukça sömürgeci”.
Gerçekte, “Seferi Birlik” Rus dış politikasında radikal bir değişimden ziyade “Wagner 2.0” gibi görünüyor. Prigojin Afrika kıtasında derin siyasi, ekonomik ve askeri bağlar kurmuştu – bu karmaşık ağı parçalamak zor ve ters etki yaratacaktı.
“Seferi Birlik” aynı ülkelerde, aynı teçhizatla ve görünüşe göre aynı nihai hedefle faaliyet gösteriyor.
Watling’e göre temel değişiklik “Rusya’nın politikasını izlerken gösterdiği aşırılıkta” yatıyor. Prigojin’in Wagner Grubu Rusya’ya her zaman operasyonlarında ve yurtdışındaki nüfuzunda inkar olanağı sağlamıştı.
Ukrayna’nın işgalinin ardından, Batı güvenlik aygıtındaki pek çok kişi Rusya’nın maskesinin düştüğünü söylüyor.
Watling’e göre, “Uluslararası krizlerimizi daha da derinleştirmeye, başka yerleri ateşe vermeye ve zaten var olan yangınları genişleterek dünyayı daha az güvenli bir yer haline getirmeye çalışıyorlar”.
“Nihayetinde, şu anda karşı karşıya olduğumuz küresel rekabette bizi zayıflatıyor. Yani etkisi hemen hissedilmiyor ama zaman içinde ciddi bir tehdit oluşturuyor.”
]]>BMGK’de Cezayir’in sunduğu Gazze’de acilen ateşkes talep edilen, sivillere yönelik her türlü saldırıyı kınayan ve zorla yerinden edilmeye karşı çıkan karar tasarısı oylamaya sunuldu.
15 üyeli BMGK’de ABD’nin veto ettiği karar tasarısı için İngiltere “çekimser” oy kullanırken, 13 ülke “evet” oyu verdi.
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, oylama öncesinde yaptığı açıklamada, ABD’nin İsrail, Hamas, Mısır ve Katar’la esirlerin serbest bırakılması için müzakereler yürüttüğünü anımsatarak, bu alanda anlaşma sağlanması halinde çatışmalara da 6 haftalık ara verileceğini bildirdi.
Greenfield, diplomasinin zaman aldığını ve sahadaki gerçeklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, Cezayir’in karar tasarısının yürütülen müzakereleri olumsuz etkileyeceğini dile getirdi.
ABD’nin yeni karar tasarısı sunduğunu bildiren Greenfield, “Doğru zamanda, doğru şekilde hareket edelim.” dedi.
“Her Filistinli ölüm ve soykırımın hedefinde”
Cezayir’in BM Daimi Temsilcisi Amar Bendjama, oylama öncesinde yaptığı açıklamada, “Karar tasarısına karşı çıkmak Filistin halkının maruz bırakıldığı vahşi şiddet ve toplu cezalandırmayı desteklemek anlamına gelir.” ifadesini kullandı.
Her Filistinlinin “ölüm ve soykırım”ın hedefinde olduğuna dikkati çeken Bendjama, “Konsey ateşkes çağrısı yapmadan önce daha kaç masum canın kurban edilmesi gerek?” sorusunu yöneltti.
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia ise ülkesinin 16 Ekim 2023’te ateşkes çağrısı yaptığını ancak kabul edilmediğini anımsatarak, “Eylemsizliğin maliyeti 28 binden fazla can kaybı. Bunun toplu sorumluluğu, BM Güvenlik Konseyi’nin Batılı ülkelerindedir.” diye konuştu.
Cezayir’in karar tasarısı
Cezayir tarafından sunulan karar tasarısında, Gazze’de acilen insani ateşkes sağlanması talep ediliyordu.
Sivillere yönelik her türlü saldırının kınandığı tasarıda, aynı zamanda Filistin halkının zorla yerinden edilmesine karşı çıkılıyordu.
Karar tasarısında, tüm taraflara uluslararası insancıl hukuka uyma çağrısı yapılırken, Gazze’nin tüm bölgelerine engelsiz insani yardım gerçekleşmesi talep ediliyordu.
Tüm esirlerin serbest bırakılması talep edilen karar tasarısında, Uluslararası Adalet Divanının İsrail’e yönelik 26 Ocak’ta aldığı ihtiyati tedbir kararlarına da atıfta bulunuluyordu.
ABD’den yeni tasarı girişimi
AA’nın ulaştığı ABD tasarısında, “mevcut koşullarda Refah’a yönelik kara saldırısının, sivillere büyük zarar vereceği ve yerlerinden edilmelerine yol açacağı” konusunda uyarı yapılıyor.
Bunun çok ciddi bölgesel ve güvenlik sorunlarına yol açacağı uyarısına yer verilen karar tasarısında, “Mevcut koşullarda bu saldırı gerçekleşmemeli.” ifadesi kullanılıyor.
ABD’nin tasarısında ilk kez “ateşkes” ifadesi kullanılarak, “Gazze’de tüm esirlerin serbest bırakılması halinde uygulanabilecek en kısa sürede geçici bir ateşkese destek veriyoruz.” mesajı veriliyor.
ABD daha önce de ateşkes çağrılarını veto etti
ABD daha önce 16, 18 ve 25 Ekim 2023 ile 8 Aralık 2023’te BMGK’de Gazze’ye ilişkin sunulan karar tasarılarını veto etmişti.
ABD, BM Genel Kurulu’nda 13 Aralık 2023’te 153 ülkenin “evet” oyu kullandığı Gazze’de acilen insani ateşkes talebinde bulunulan karar tasarısı için de “hayır” oyu kullanan 10 ülkeden biri olmuştu.
]]>Güvenlik yetkilileri Rubymar isimli geminin vurulduğu sırada Aden Körfezi’nde seyrettiğini ve Babülmendep Boğazı’na yaklaşmakta olduğunu söyledi.
“Çok tehlikeli” olarak sınıflandırılan gübre taşıyan gemi su almaya başladı.
İngiltere saldırıyı kınadı ve “müttefik donanma gemilerinin olay yerinde olduğunu” açıkladı.
İngiltere ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler, Husilerin Kızıldeniz’deki tehditlerini sonlandırmak için bir süredir askeri operasyonlar düzenliyor. Ancak söz konusu saldırıyla beraber bu çabaların sonuçsuz kaldığı görüldü. Saldırı, İran destekli Husiler tarafından şimdiye kadar gerçekleştirilen en zarar verici saldırılardan birisi olarak da kayıtlara geçti.
Husiler, İsrail ile Hamas arasında Gazze’de devam eden savaşta Filistinlilere destek vermek amacıyla Kasım ayının ortalarından bu yana Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki ticari gemilere ve Batılı savaş gemilerine yönelik saldırılar düzenliyor.
Saldırılarla birlikte büyük taşıma şirketleri, küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini oluşturan bu kritik su yolunu kullanmaktan vazgeçti.
ABD ve İngiliz kuvvetleri buna karşılık olarak geçen ay Husilerin kontrolündeki Yemen’in batısındaki askeri hedeflere hava saldırıları düzenlemeye başladı.
‘Askeri yetkililer olay yerinde’
Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Dairesi (UKMTO) Pazar gecesi, Yemen’in Kızıldeniz limanı Mocha’nın yaklaşık 65 km güneyinde adı açıklanmayan bir gemiden bir olay raporu aldığını söyledi.
Kaptanın yerel saatle 23.00 civarında “gemiye yakın bir yerde hasarla sonuçlanan bir patlama” bildirdiği belirtildi.
UKMTO, Pazartesi günü askeri yetkililerin mürettebatın bir saldırının ardından gemiyi terk ettiğini bildirdiğini aktardı.
Açıklamada, geminin demir attığı ve tüm mürettebatın da güvende olduğu belirtildi:
“Askeri yetkililer yardım sağlamak üzere olay yerinde bulunuyor.”
İngiliz deniz güvenlik firması Ambrey de Belize bandıralı bir kargo gemisinin Pazar günü kuzeye doğru seyrederken Bab al-Mandab Boğazı’nda saldırıya uğradığını açıkladı.
Rubymar’ın güvenlik firması LSS Sapu ve veri sağlayıcısı Lloyd’s List Intelligence da daha sonra yaptıkları açıklamada geminin iki füzeyle vurulduğunu ve hasar gördüğünü doğruladı.
LSS-Sapu sözcüsü Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada “geminin su aldığını ancak gemide kimsenin olmadığını” söyledi.
Sözcü, sahipleri ve yöneticilerinin geminin çekilmesi için seçenekleri değerlendirdiğini belirtti.
24 mürettebat güvenli bir yere götürüldü
İngiliz hükümeti Rubymar’ın su aldığını ve terk edildiğini, mürettebatının da güvenli bir yere götürüldüğünü teyit etti.
En son Pazar günü takip sinyali alan MarineTraffic verilerine göre Rubymar, Suudi Arabistan’dan Bulgaristan’a doğru seyahat etmekteydi.
Husi askeri sözcüsü Yahya Sarea Pazartesi sabahı yaptığı açıklamada, deniz kuvvetlerinin Aden Körfezi’nde Rubymar olarak tanımladığı “bir İngiliz gemisine” füzeler ateşlediğini duyurdu.
Sarea, “Gemi feci şekilde hasar gördü” dedi ancak herhangi bir kanıt sunmadı.
Operasyon sırasında mürettebatın gemiyi güvenli bir şekilde tahliye etmelerini sağladıklarını belirten Sarea, “Gemi, uğradığı büyük hasarın bir sonucu olarak, şu anda Aden Körfezinde potansiyel batma riski altında”dedi.
Cibuti Liman Dairesi, gemide 11 Suriyeli, altı Mısırlı, dört Filipinli ve üç Hintli olmak üzere 24 mürettebatın olduğunu açıkladı. Yetkililer mürettabata ilk olarak yoldan geçen başka bir gemi tarafından yardım edildiğini, şimdi ise güvenli bir şekilde evlerine dönmeleri için çalışmaların sürdüğünü söyledi.
Yetkililer, taşıdığı “çok tehlikeli” olarak sınıflandırılan gübre bakımından da uyarıda bulundu.
172 metre uzunluğundaki Belize bandıralı Rubymar’ın operatörleri Lübnanlı. Geminin kayıtlı sahibi Golden Adventure Shipping’in de adresi İngiltere’nin Southampton limanında bulunuyor.
]]>Bugünkü duruşma Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad el Maliki’nin konuşmasıyla başladı. El Maliki, “Gazze’de soykırım yaşanıyor” dedi, İsrail işgalinin koşulsuz sona ermesi gerektiğini ekledi.
Duruşmalara katılması planlanan ülkeler arasında İsrail’in müttefiki ABD’nin yanı sıra Çin, Rusya, Güney Afrika ve Mısır gibi ülkeler de yer alıyor. Sunum yapmayı reddeden İsrail, yazılı gözlemlerini gönderdi.
Türkiye, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği duruşmaların son günü olan 26 Şubat’ta beyanda bulunacak.
Bu, ICJ’in kurulduğu 1945’ten bu yana en çok katılımcının olduğu dava olacak.
Duruşmaların ardından hakimlerin, tavsiye niteliğindeki görüşlerini bildirmeden önce birkaç ay müzakere etmesi bekleniyor.
İsrail geçmişte bu tür görüşleri görmezden gelmişti.
Ancak Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre 7 Ekim’den bu yana yaklaşık 29 bin Filistinlinin öldürüldüğü savaş, üzerindeki siyasi baskıyı artırabilir.
Duruşmalar, İsrail’in, saldırılardan kaçan bir milyondan fazla Filistinlinin bulunduğu Gazze’nin güneyindeki Refah şehrine bir kara saldırısı düzenlemesiyle ilgili endişelerin arttığı günlerde yapılıyor.
ICJ geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, davayla ilgili sözlü beyanların yaklaşık bir hafta süreceğini ve bu süre zarfında tüm ülkelerin ve üç uluslararası örgütün İsrail’in tedbirlerini neden desteklediklerini veya karşı çıktıklarını açıklamalarının beklendiğini söyledi.
Adalet Divanı’na kim başvurdu?
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 2022’de de mahkemeden işgalle ilgili tavsiye niteliğinde, bağlayıcı olmayan bir görüş istemişti.
Duruşmalar bunun üzerine başladı.
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022’de ICJ’den İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin’deki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarıyla ilgili tavsiye niteliğinde görüş vermesini talep etti.
Genel Kurul’da yapılan oylamada Arap ülkeleri, Rusya ve Çin bu talep lehine oy verirken İsrail, ABD, Almanya ve diğer 24 üye ülke karşı oy kullamıştı.
ardından İsrail, Mısır’dan Gazze Şeridi’ni Ürdün’den Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü aldı ve bu toprakları işgal etti. Çok sayıda Filistinli topraklarından sürüldü, kaçmak zorunda kaldı ya da öldürüldü. Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te süren İsrail işgali bazı devletlere göre uluslararası hukuka aykırı.
BM Genel Kurulu, ICJ’e bir mektup göndererek Filistinlilerin haklarının işgal ve devam eden yerinden edilme girişimlerinden nasıl etkilendiği; BM ve üye devletlerin bu ihlallere karşı sorumluluklarının neler olduğu hakkındaki soruları iletti.
Uluslararası hukuk kurallarını dikkate alarak bu soruları yanıtlamasını istedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki politikaları, insanlığa karşı suç olan apartheid ve zulme varıyor.
Lahey merkezli ICJ, daha önce de 2004 yılında, İsrail’in birçok Filistinli aileyi ayıran Batı Şeria duvarının yasa dışı olduğuna ve yıkılması gerektiğine karar vermişti.
Ancak İsrail kararı reddetti ve o zamandan beri duvarı genişletti.
Güney Afrika’nın ICJ davasından farkı ne?
Bu dava, İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediği iddiasıyla 29 Aralık’ta Güney Afrika tarafından açılan davadan farklı.
Bu davaya ilişkin ön kararda mahkeme, İsrail’in 26 Şubat’a kadar Gazze’de soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise, Gazze’de devam eden mevcut savaşla doğrudan bağlantılı değil. İsrail’in tüm Filistin topraklarına yaklaşımını bağlayan uluslararası hukuk ihlali endişeleriyle ilgili.
Şimdi ne olacak?
ICJ, dünyanın farklı yerlerinden BM Genel Kurulu tarafından dokuz yıllık dönemler için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam şu anda mahkeme başkanı olarak görev yapıyor.
Jüri üyeleri, duruşmalar boyunca kapsamlı sunumları dinleyecek ve ardından yazılı görüşlerini yayımlayacak. Bu yıl sonunu bulabilir.
]]>Devito, İsrail’in bir yandan havadan ve karadan saldırılarını sürdürdüğü bir yandan da yardım girişini engelleyerek halkı ölüme sürüklediği Gazze’ye destek vermek ve ablukayı kırmak için mart sonunda ya da nisan başında Akdeniz’e açılması beklenen Uluslararası Özgürlük Filosu üzerine çalışmalar yapmak ve toplantılara katılmak üzere İstanbul’a geldi.
“Soykırım uzmanı” olduğunu belirten Devito, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını AA muhabirine değerlendirdi.
Devito, “Bu bir ders kitabı vakasıdır. Soykırımın yasal bir tanımı var, birçok koşulu var ve bunların çoğu İsrail tarafından gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla bunun, ders kitaplarına girecek nitelikte soykırım vakası olduğunu söyleyebilirim.” dedi.
Böylesine korkunç manzaraların daha önce görülmediğini dile getiren Devito, savaşın devletler arasında olduğunu, söz konusu vakada ise İsrail’in insanlara karşı soykırım uygulayarak üniversiteler, hastaneler, okullar, konutlar dahil karşısına çıkan her şeyi yok ettiğini belirtti.
Devito, “Açlık savaş silahı olarak kullanılıyor. Bu soykırımın sadece bir yönü. Bir tek buna bakarak bile İsrail’in saldırılarının ders kitaplarında yer alacak soykırım vakası olduğunu söyleyebilirsiniz.” dedi.
Uluslararası Özgürlük Filosu
İstanbul’da, Uluslararası Özgürlük Filosu’nun organizasyonuna dair bir dizi toplantıya katıldığını kaydeden Devito, İsrail’in Gazze sınırlarını kontrol ettiğini ve İsrail’in girişe izin vermemesi nedeniyle sınırlarda kilometrelerce uzunlukta yardım tırı kuyruklarının oluştuğunu hatırlattı.
Devito, “Bizim görevimiz, Özgürlük Filosu’nun görevi, kuşatmayı kırmaktır. Amacımız bu, hedefimiz bu. Esasında Filistinlilerin yardıma ihtiyacı yok, hayatta kalmaya ihtiyaçları var ve çok yetenekli insanlar. Şu anda ihtiyaçları olan şey bu savaşın, soykırımın sona ermesi, işgalin sona ermesi, sınırların açılması.” diye konuştu.
Protestolar ve boykotlar
Bütün dünyada insanların bu “korkunç vahşet” karşısında sokaklarda gösteriler düzenlediğini anımsatan Devito, bu gösterilerin ve İsrail mallarına yönelik boykotun önemine dikkati çekti.
Devito, Kuzey Amerika’da özellikle de ABD’de boykotu ve BDS’yi (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi) yasa dışı hale getirmeye yönelik çalışmalar yapıldığını aktardı.
Vicdan sahibi insanların yaptıklarının önemine işaret eden Devito, dayanışma gruplarının uzun zamandır boykotlar üzerine çalıştığını söyledi.
Devito, hangi malların İsrail’e ait olduğunun insanlara gösterilmesi ve İsrail gemileri herhangi bir ülkede limana mal getirdiğinde protesto edilmesi gerektiğini vurguladı.
Soykırımın köklerinin 100 yıl öncesine dayandığını dile getiren Devito, İsrail’in 7 Ekim 2023’te soykırıma başlamak için bahane bulduğunu ifade etti.
Devito, Batı ülkelerinde insanların Filistin konusunda bir şeyler öğrenmek için artık daha hevesli olduğunu ve kefiye taktıklarını görenlerin bu konuyu sormak için yanlarına geldiğini anlattı.
“ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor”
Filistin konusunda Batı ülkelerinde, özellikle ABD medyasında büyük sansür uygulandığının altını çizen Devito, şöyle devam etti:
“CNN gibi ABD’deki büyük medya şirketleri, gazetecilik görevini kötüye kullanıyor çünkü Filistin’de olup bitenlerin gerçek hikayesini göstermiyorlar. İsrail’in yanında, çok taraflı bir tutum sergiliyorlar. Çalışanlar işlerini kaybetmekten korkuyor ama bu değişecek. Belki birkaç yıl sonra insanlar ‘dünya buna nasıl izin verdi’ diye soracak.”
Devito, Batı ülkelerindeki protestolara rağmen devletlerin sessiz kalmasının da değişeceğini aktardı.
Protestoların her geçen gün daha da arttığına işaret eden Devito, eğer şimdi harekete geçilmezse ortada harekete geçmek için Gazze kalmayacağını belirtti.
Devito, ABD ve Batı ülkelerinin sorumluluklarına dikkati çekerek, “ABD dünyanın gözünde iyi görünmüyor, soykırıma yardım ve yataklık ediyor.” ifadesini kullandı.
]]>Grumbach onlarca yıl Fransız toplumuyla son derece kuvvetli bağlar geliştiren bir figürdü.
Yakın arkadaşları arasında siyasi liderler, aktörler ve edebiyatın dev isimleri vardı. Fransa’nın en başarılı yayınlarından birinin yönünü belirleyen efsanevi bir figürdü.
2003’te öldüğünde Kültür Bakanı Jean-Jacques Aillagon, Grumbach’ın “Fransız basınında en çok hatırlanan ve saygı duyulan figürlerden biri” olduğunu söylemişti.
Ancak aynı zamanda “Brok” mahlasıyla Sovyetler Birliği’nin istihbarat servisi KGB için çalışıyordu.
Grumbach’ın ikili yaşamına dair kapsamlı kanıtlar, Mitrokhin arşivleri diye bilinen belgelerde yer alıyor. Bu belgeler ismini 1992’de Sovyet arşivlerinden binlerce sayfalık belgeyi kaçırıp İngiltere’ye teslim eden Sovyet binbaşısı Mitrokhin’den alıyor.
Mitrokhin arşivi daha sonra Christopher Andrew ve Vasili Mitrokhin’in kendisi tarafından derlenip bir kitap haline getirildi.
Binlerce sayfalık belge arasında Sovyetler Birliği adına casusluk yapan Batılıların profilleri de yer alıyor.
L’Express’in sosyal işler editörü ve Grumbach ifşasının ortak yazarı Etienne Girard’ın bir arkadaşı, birkaç ay önce, ona Mitrokhin dosyalarını araştıran bir tanıdığının L’Express’ten bahsedildiğini gördüğünü aktardı.
Belgelere göre, “Brok” kod adlı KGB için çalışan bir ajanın biyografik ayrıntıları Grumbach’ınkiyle örtüşüyordu.
Bu durum Girard’ın dikkatini çekti.
Grumbach, 1954’te L’Express’in kurucusu Jean-Jacques Servan-Schreiber tarafından işe alındı.
İşe girişinden hemen sonra Grumbach Fransa’nın 20. yüzyıldaki en önemli figürleriyle yakın ilişkiler geliştirmeye başladı.
1960’da o dönem senatörken kendisine yönelik sahte bir suikast girişimi tertiplemekle suçlanan, geleceğin Cumhurbaşkanı Francois Mitterand’ın itibarının düzeltilmesine yardımcı oldu.
Yakın olduğu isimler arasında eski Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d’Estaing ve eski Başbakan Pierre Mendès France de vardı.
Ünlü oyuncular Alain Delon, Isabelle Adjani, 1980’de Grumbach’ın düğününün davetlileri arasındaydı. Yazar Francoise Sagan ve Yves Saint Laurent markasının kurucusu Pierre Berge nikah şahidi olarak düğünde yer almıştı.
Grumbach’ın tüm bu dönemlerde ikili bir hayat yaşadığı, Sovyetler Birliği için ajanlık yaptığı ileri sürülüyor.
Grumbach’ın neden ajanlık yaptığıyla ilgili kesin bir sonuca varmak zor. Mitrokhin, Grumbach’ın KGB ile ilişkisinin kısmen ideolojik nedenlere bağlı olduğunu söylüyor. Öte yandan, Paris’te bir ev satın almak için para kazanmak gibi daha maddi gerekçeler de öne sürülüyor.
Belgeleri sızdıran Mitrokhin’e göre 1976 ile 1978 arasında sadece Grumbach’a bugünün 250 bin euro’su tutarında para verildi. Ayrıca Fransa’da en seçkin 13 Sovyet ajanından birisi olarak değerlendirilen Grumbach ilave bonuslar da kazandı.
Grumbach’ın KGB yararına ne tür faaliyetler yürüttüğü de net değil. Mitrokhin dosyalarında, 1974 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, KGB tarafından Grumbach’a sağcı adaylar arasında gerilim yaratabilecek dosyalar sunulduğu iddia ediliyor.
Paris’taki KGB ajanları 1981’de, Grumbach’ın ‘iki yüzlü’ olduğu ve bilgi toplama ve istihbarat konularındaki yeteneklerini abarttığı görüşüne varıyor ve onunla bağlantıyı kesiyor.
Grumbach’ın bu ikili yaşamının bitmesiyle rahatlayıp rahatlamadığını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. KGB’ye hizmeti konusunda neler hissettiği de karanlıkta kalacak.
Grumbach’ın kendi geçmişini ifşa etmesine en çok yaklaştığımız an, 2000 yılında gazeteci Thierry Wolton’un onun ajanlık serüvenini deşmesiyle yaşandı. Grumbach geçmişini kabul etmeye yakındı, ancak sonra geri adım attı ve Wolton’u “kitabı yayınlarsa dava etmekle” tehdit etti.
Wolton projeyi yarıda bıraktı. Ancak Grumbach, geçmişini açıklama konusunda bir adım daha attı.
Nişanlısı Nicole, L’Express dergisine yaptığı açıklamada, Wolton’ın ziyaretinden hemen sonra, kocasının ona gerçekleri anlattığını söyledi.
Nicole, “Evlenmeden önce, KGB için çalıştığını söyledi” dedi. Nişanlısına göre Grumbach, Texas’ta ABD ordusundayken tanık olduğu ırkçılıktan tiksindiğini, Sovyetler Birliği’yle işbirliği yapma fikrine bu şekilde yaklaştığını aktardı. Ek olarak, ajanlık faaliyetini hemen bırakmak istediğini ancak tehdit edildiğini de söyledi.
Grumbach’ın ajan olduğu ortaya çıktığında, Fransa’da basını on yıllarca domine etmiş bir figürün neler yapmış olabileceği herkesin dikkatini çekti.
Kimileri Grumbach’ın yönettiği L’Express’te Sovyetler Birliği yanlısı gizli mesajlar arayıp durdu. Ancak L’Express genellikle ılımlı, liberal ve merkez siyaset rotasındaydı.
L’Express’in de bildirdiği gibi, Grumbach’ın ajan olarak görevi propaganda yaymak değildi.
Etienne Girard, “Dergideki göreviyle, ajanlık faaliyetini ayrı tutmak konusunda dikkatliydi. KGB’nin ondan istediği de buydu ve işe yaradı” diyor.
]]>İsmini belirtmek istemeyen Mısırlı kaynaklar, İsrail’in Gazze güneyindeki Refah şehrine planladığı kara operasyonunun gerçekleşmesi halinde, burada duvarlarla çevrelenmiş bir tampon bölge oluşturulması amacıyla çalışma yapıldığını aktardı.
İnsan hakları örgütleri de bölgede yedi metre uzunluğunda duvarların inşa edilmekte olduğunu bildiriyor.
Mısır resmi ağızdan bu yönde bir hazırlık yapıldığı iddialarını reddediyor.
İsrail Savunma Bakanı Yaov Gallant ise “Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmeyi” amaçlamadıklarını ileri sürdü.
7 Ekim’de başlayan İsrail-Hamas savaşının ardından Mısır defalarca kez Filistinli sığınmacılara sınırlarını açmasının mümkün olmadığını açıklamıştı.
Mısır’ın tavrında, Filistinlilerin büyük nüfuslar halinde göç ettirilmesinde “rol oynadığı görüntüsünden kaçınmak” etkili oluyor. Öte yandan ekonomik ve güvenlik kaygıları da bu kararın nedenleri arasında.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yaklaşık 1,4 milyon kişinin halihazırda sığındığı Refah’a yönelik operasyonda ısrarcı görünüyor. Öte yandan uluslararası kamuoyunda, böyle bir operasyonun sivillerin kitlesel ölümüne yol açabileceği doğrultusunda uyarılar var.
İsrail ise şehirdeki Hamas unsurlarının “etkisiz hale getirilmesi gerektiğini” savunuyor. Şimdiye kadar serbest bırakılmayan yaklaşık 130 İsrailli rehinenin de burada olduğu iddia ediliyor.
İsrail ordusu savaşın ilk günlerinde Gazze’nin kuzeyindekileri, “güvenli” olarak tanımladığı güney bölgelere göç etmeye yönlendirmişti. Ardından Gazze’nin güneyindeki birçok yerleşimde İsrail bombardımanı ve kara operasyonu devam etti.
Maxar Technologies tarafından yayımlanan uygu görüntülerinde, Refah’a yönelik operasyonun başlamasına yönelik Mısır’ın hazırlık yaptığını doğrulayabilecek inşaat çalışmaları görülebiliyor.
15 Şubat tarihli bir görselde, Refah sınır kapısı yakınlarındaki bir bölgenin temizlendiği görülüyor.
Mısır’ın Kuzey Sina Valisi Mohammed Shousha, Suudi televizyonu Al Arabiya Al Hadath TV’ye yaptığı açıklamada, söz konusu inşaat alanlarının geçmişte IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlarda zarar gören evlere yönelik yapıldığını ileri sürdü.
Shousha Mısır’ın pozisyonunun, “Mısır’a Gazzelilerin zorla gönderilmesine izin vermediğini” de ekledi.
Öte yandan uydu görüntülerinde bazı noktalara duvarların da inşa edildiği seçilebiliyor.
Uydu görüntüleri dışında, Sina İnsan Hakları Vakfı üyelerinin bölgeden çektiği fotoğraf ve videolarda da inşaat çalışmaları görülüyor.
BBC’nin bağımsız olarak doğrulayamadığı bu görsellerle ilgili açıklama yapan vakıf, yedi metre yüksekliğinde duvarların inşa edildiğini aktardı.
Vakfa göre bu çalışmalar, Gazze sakinlerinin kitlesel olarak bölgeye geçmesi halinde sığınmacıların barınması için planlanıyor.
Raporda, tampon bölge olduğu ileri sürülen bu alanın, 20 kilometrekare genişliğinde olduğu ve 100 binden fazla kişiye ev sahipliği yapabileceği kaydediliyor.
İsrail reddediyor
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Perşembe günü yaptığı açıklamada, “İsrail’in Filistinli sivilleri Mısır’a doğru tahliye etmek gibi bir amacının olmadığını” savundu.
Gallant, Mısır’la aralarındaki anlaşmanın bölgedeki istikrarı için kritik önemde olduğunu da ekledi.
İsrail Filistinlileri kendi bölgelerinden “dışarı attığı” görüntüsünü arzu etmese de, kendi iradesiyle Gazze’yi terk etmek isteyenlerin önüne geçmeye de yanaşmayabilir.
Mısır’ın yaklaşık 100 bin sığınmacıyı kabul etmesi durumunda, İsrail’in bu kararın önüne geçmesi beklenmiyor.
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri ise böyle bir toplu nüfus hareketinin “endişe verici” olacağını söylüyorlar.
BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, Filistinlilerin Mısır’a toplu olarak göç etmesinin “hem Filistinliler için hem Gazze için hem de barışın geleceği için felaket olacağını” söyledi.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, İsrail’in başlattığı hava ve kara operasyonlarında 7 Ekim’den bu yana toplam 28 bin 775 kişinin öldürüldüğünü bildirdi.
]]>İsrail ordusunun 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyine düzenlediği saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlediği saldırıda da kendisi gibi gazeteci oğlu Hamza’yı kaybeden Al Jazeera muhabiri Dahduh, her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Filistinli gazetecilerden biri olarak Gazze’deki direnişin sembol isimlerinden biri haline geldi.
Dahduh, tedavi için getirildiği Katar’ın başkenti Doha’da, AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
“Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim”
Ailesinin ölümünden hemen sonra sahada haber yapmaya geri dönen Dahduh, mesleği bırakmayı düşünmediğini belirtti.
Dahduh, “Biz burada (Gazze’de) kalmaya devam edeceğiz ve bu bölgeden asla çıkmayacağız. Bu, üyesi olduğumuz tüm Arap ve Müslüman halklara haykırdığımız asil bir çağrıdır. Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın ve Filistin halkının özgürlük davasını omuzlarımızda hissediyoruz. Biz bu sorumluluğu yerine getiriyoruz ve getirmeye devam edeceğiz. Bir gün bile mesleğimi bırakmayı asla düşünmedim. Bu Müslümanların davasıdır, bu insanlığın davasıdır.”
“İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor”
Dahduh, İsrail’in, Gazze’de gerçekleştirmiş olduğu soykırımın duyulmaması için gazetecileri de öldürdüğünü söyledi.
İsrail’in Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde işlediği katliama dikkati çeken Dahduh, şöyle konuştu:
“İsrail, gözünü kırpmadan sivilleri hedef alıp çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürüyor. Hedef ayırt etmeksizin yaptığı saldırılarda gazeteciler de hedef haline geliyor. İsrail, basının sesini kısmak için gazetecileri öldürüyor. Savaşın başından bu yana 123 gazeteci öldürüldü. Bu, gerçekten çok büyük bir sayı. Bu, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bir hakikat.”
” Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı”
Dahduh, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulması konusunda Türkiye’nin oynadığı rolü de değerlendirdi.
Türkiye’nin Gazze’deki savaşın bir an önce sona ermesi için elinden gelen tüm diplomatik ve insani çabayı ortaya koyduğunu vurgulayan Dahduh, “Türkiye, savaşın başından bu yana Gazze halkının yanında yer aldı.” dedi.
“AA’nın hazırladığı ‘Kanıt’ kitabı İsrail’in savaş suçlarını gözler önüne seriyor”
Anadolu Ajansının (AA) İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarını belge niteliğindeki fotoğraflarla gözler önüne serdiği “Kanıt” kitabını inceleyen Dahduh, şu ifadeleri kullandı:
“Anadolu Ajansının büyük bir gayretle ortaya koyduğu bu eser, Gazze’de kurban edilen çocukları, kadınları, tüm sivilleri ve özellikle İsrail’in Gazze’de işlemiş olduğu savaş suçlarını gözler önüne seriyor. Ümit ediyorum ki uluslararası mahkemelere sunulacak olan bu fotoğraflar ve kanıtlar Filistin’in özgürlüğü yolunda atılan adımlar olacak.”
Küresel boykot ve protestolar çok önemli
Gazze Şeridi’nde 29 bine yakın Filistinliyi öldüren ve bölgede derin bir insani felaketin yaşanmasına neden olan İsrail’e karşı dünya genelinde yapılan boykot ve protestoların oldukça etkili olduğunu belirten Dahduh, şunları kaydetti:
“Dünyada İsrail’e destek veren firmaların ürünlerine yapılacak boykot hiç şüphesiz İsrail’e karşı atılacak en önemli adımlardandır. Bazıları bunu yapmaya çalışmanın gereksiz olduğunu düşünebilir oysa bu İsrail’e karşı atılacak en etkili adımlardan biridir. Aynı şekilde dünyada İsrail zulmüne karşı küresel protestoların devam etmesi, Gazze halkının sesinin duyurulması açısından çok önemli.”
Dahduh, Gazze’de sembol isimlerden biri oldu
İsrail’in saldırılarında her şeye rağmen görevini yapmaya devam eden Gazzeli gazetecilerden biri olan ve sembol haline gelen Al Jazeera muhabiri Dahduh, ilk olarak 25 Ekim’de Gazze’nin kuzeyindeki saldırıda eşi, oğlu ve kızı dahil ailesinden çok sayıda kişiyi kaybetti.
Eşi ve çocuklarının öldürüldüğü saldırının üzerinden saatler geçmesine rağmen Dahduh, görevine devam ederek bölgedeki saldırıları aktarmayı sürdürdü.
Dahduh, 15 Aralık’ta Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’ta düzenlenen saldırıda elinden ve karnından yaralandı, kameramanı Samir Ebu Dakka ise yaşamını yitirdi.
Yaralı olmasına rağmen görevine devam eden Dahduh, 7 Ocak’ta Han Yunus’ta bir araca düzenlenen saldırıda kendisi gibi gazeteci olan oğlu Hamza ed-Dahduh’u kaybetti.
]]>O gün de diğerleri gibi başladı. Steve sabah saatlerinde Nairobi’deki evinden çıktı ve hayvanlarını almak için tarlaya gitti.
“Onları göremedim. Bütün gün, bütün gece ve ertesi gün onları aradım.”
Üç gün sonra bir arkadaşı arayıp hayvanların iskeletlerini bulduğunu söyledi.
Steve, “Öldürülmüşlerdi, kesilmişlerdi, derileri alınmıştı” diye anlatıyor.
Bu tür eşek hırsızlıkları Afrika’nın pek çok bölgesinde ve dünyada eşek nüfusunun yüksek olduğu yerlerde giderek yaygınlaşıyor.
Steve ve eşekleri, küresel eşek derisi ticaretinden etkilenenler arasında.
Çin’deki ilaca talep yüksek
Eşek derisi ticaretinin kökeni, Kenya’daki o tarladan binlerce kilometre uzakta, Çin’e uzanıyor.
Çin’de eşek derisindeki jelatin ile yapılan, Ejiao adlı geleneksel bir ilaca talep çok yüksek.
Bu ilacın sağlığı geliştirici ve gençliği koruyucu özelliklere sahip olduğuna inanılıyor.
Eşek derileri kaynatılarak jelatin elde ediliyor ve bu jelatin toz, hap veya sıvı haline getiriliyor veya yiyeceklere ekleniyor.
Eşek derisi ticaretine karşı kampanya yürütenler, Steve gibi insanlar ve eşeklerinin, Ejiao’ya olan olağanüstü talebin kurbanı olduklarını söylüyor.
2017’den bu yana kampanya yürüten Donkey Sanctuary (Eşek Barınağı) adlı kuruluş, yeni bir raporda dünyada her yıl en az 5,9 milyon eşeğin Ejiao yapımı için katledildiğini tahmin ediyor.
BBC bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı, ancak yardım kuruluşu talebin giderek arttığını söylüyor.
Ejiao endüstrisi için tam olarak kaç eşeğin öldürüldüğünü anlamak pek kolay değil.
Zirvede görüşülecek
Dünyadaki yaklaşık 53 milyon eşeğin üçte ikisinin Afrika’da yaşadığı düşünülüyor.
Afrika’da endüstriye yönelik çeşitli düzenlemeler bulunuyor.
Eşek derisi ihracatı bazı yasa dışı bir suç olarak sayılıyor.
Ancak talebin ve eşek derisi fiyatlarının yüksek olmasıyla eşek hırsızlığının körüklendiği söyleniyor.
Eşek Barınağı, eşeklerin kaçırılarak ticaretin yasal olduğu yerlere götürüldüğünü söylüyor.
Ancak, Afrika ülkeleri ve Brezilya hükümetinin, azalan eşek nüfusuna tepki olarak eşeklerin kesilmesini ve ihraç edilmesini yasaklamaya hazırlanmasıyla yakında bir dönüm noktası yaşanabilir.
Afrika genelinde endüstriyi yasaklamayı öngören yeni bir yasa tasarısı, 17 ve 18 Şubat tarihlerinde tüm devlet liderlerinin bir araya geldiği Afrika Birliği Zirvesi’nde gündemde olacak.
Eşek Barınağı için çalışan ve Nairobi’de bulunan Solomon Onyango, “2016 ile 2019 yılları arasında Kenya’daki eşeklerin yaklaşık yarısının [deri ticareti için] katledildiğini tahmin ediyoruz” diyor.
Afrika ve Brezilya’daki yasaklar ticareti başka yerlere kaydırabilir mi?
Ejiao üreticileri eskiden Çin’den temin edilen eşek derilerini kullanıyordu.
Ancak Çin’deki Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na göre ülkedeki eşek sayısı 1990’da 11 milyon iken 2021’de iki milyonun altına düştü.
Aynı zamanda, Ejiao niş bir lüks olmaktan çıkıp popüler, yaygın olarak bulunabilen bir ürün haline geldi.
Çinli şirketler deriyi başka ülkelerde aramaya başladı. Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın bazı bölgelerinde eşek mezbahaları kuruldu.
Afrika’da bu durum, ticaret üzerinden acımasız bir çekişmeye yol açtı.
Eşek eti tüketiminin tabu olduğu Etiyopya’da bulunan iki eşek mezbahasından biri 2017 yılında halkın protestoları ve sosyal medyada insanların tepkisi üzerine kapatıldı.
Tanzanya ve Fildişi Sahili gibi ülkeler 2022 yılında eşek derisi kesimini ve ihracatını yasakladı, ancak Çin’in komşusu Pakistan bu ticarete kucak açtı.
Geçen yılın sonunda Pakistan basınında yer alan haberlerde, “en iyi cinslerden bazılarını” yetiştirmek üzere ilk “resmi eşek yetiştirme çiftliğinin” kurulduğu duyuruldu.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston’a göre bu oldukça kârlı bir işe dönüştü.
Johnston, Çin’de 2013 yılında yaklaşık 3,2 milyar dolar değerindeki Ejiao pazarının 2020 yılında yaklaşık 7,8 milyar dolara yükseldiğini söylüyor.
Bu durum halk sağlığı yetkilileri, hayvan refahı kampanyacıları ve uluslararası suç araştırmacıları için bir endişe kaynağı haline geldi.
Oxford Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı bir göre eşek derisiyle birlikte çeşitli diğer yasa dışı yaban hayatı ürünlerinin ticareti de yapılıyor.
Pek çok kişi, ulusal yasakların bu ticareti daha da yeraltına iteceğinden endişe ediyor.
Ülkeler için temel bir soru da şu: Gelişmekte olan bir ekonomi için eşeklerin ölüsü mü yoksa dirisi mi daha değerli?
Eşek Barınağı’nda veteriner olan Faith Burden, eşeklerin dünyanın pek çok yerinde kırsal yaşamın “kesinlikle ayrılmaz bir parçası” olduğunu söylüyor.
Eşeklerin güçlü ve uyum sağlayabilen hayvanlar olduğunu söyleyen Burden, “Bir eşek belki de 24 saat boyunca su içmeden durabilir ve herhangi bir sorun yaşamadan çok hızlı bir şekilde yeniden sıvı alabilir” diyor.
Ancak tüm bu özelliklerine rağmen eşekler kolay ya da hızlı bir şekilde üremiyor.
Bu yüzden de kampanyacılar, ticaretin kısıtlanmaması halinde eşek nüfusunun azalmaya devam edeceğinden ve daha fazla yoksul insanı bir yaşam çizgisinden ve bir arkadaştan mahrum bırakacağından korkuyor.
Ejiao’nun tarihi
Ejiao, kanı güçlendirmekten uykuya yardımcı olmaya ve doğurganlığı artırmaya kadar sayısız faydası olduğuna inanılan binlerce yıllık bir ilaç.
Ancak 2011 yılında Çin’de yayınlanan ve bir imparatorluk sarayını anlatan bir televizyon TV programında popülaritesi artmaya başladı.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston, “Zekice bir ürün yerleştirmeydi. Dizideki kadınlar güzel ve sağlıklı olabilmek için her gün Ejiao kullanıyordu. Bu elit kadınlığın bir ürünü haline geldi. İronik bir şekilde, bu artık birçok Afrikalı kadının hayatını mahvediyor” diyor.
]]>Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Perşembe günü yaptığı açıklamada Azerbaycan’ın “geniş çaplı bir savaşa” hazırlandığı uyarısında bulundu.
AFP haber ajansının aktardığına göre, Paşinyan kabine toplantısında yaptığı açıklamada, değerlendirmeleri neticesinde Azerbaycan’ın sınırın bazı bölgelerinde askeri hareketlilik gösterdiğini ve bunun Erivan yönetimine karşı tam ölçekli bir savaşa dönüştürme ihtimaline işaret ettiğini söyledi.
Paşinyan, “Azerbaycan’ın tüm açıklamalarında ve eylemlerinde bu niyet okunabilir” dedi.
AFP’nin aktardığına göre, Erivan yönetimi, Bakü’nün Karabağ’daki başarısından hareketle, Azerbaycan’a bağlı özerk bir yönetim olan Nahçıvan’a bir kara köprüsü oluşturmak amacıyla Ermenistan topraklarını işgal edebileceğinden endişe ediyor.
Dağlık Karabağ, iki ülke arasında yaşanan uzun süreli çatışmaların ardından, geçen sene Azerbaycan’ın kontrolüne geçmişti. Bölgede yaşayan on binlerce Ermeni, Ermenistan’a göç etmişti. Ardından da sürdürülen müzakereler sonucunda iki ülke arasında ateşkes sağlandı.
Bakü ise Ermenistan’ın Anayasasını değiştirmesini ve toprak iddiası olarak gördüğü “Dağlık Karabağ”a ilişkin atıfların kaldırılmasını istiyor.
Bu ay yeniden seçilen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Çarşamba günü yemin töreninde yaptığı konuşmada, toprak taleplerinin Azerbaycan’a değil Ermenistan’a ait olduğunu söyledi.
Aliyev, “Bizim Ermenistan’dan toprak talebimiz yok. Onlar da bu iddialarından vazgeçmelidir. Bizimle şantaj diliyle konuşmaları onlara pahalıya mal olur. Ermenistan mevzuatını normalleştirmezse elbette barış anlaşması da olmayacak” dedi.
İki lider de daha önce yaptıkları açıklamalarda iki ülke arasında yapılacak bir barış anlaşmasının geçen yılın sonuna kadar imzalanabileceğini söylemişti, ancak uluslararası arabuluculukla yürütülen barış görüşmelerinde bir ilerleme sağlanamadı.
Salı günü, Ermenistan’ın dört askerinin öldüğünü söylediği çatışmada her iki taraf da birbirlerini sınır bölgelerinde ateş açmakla suçladı.
Azerbaycanlı yetkililer önceki günlerde dış basına verdikleri röportajlarda iki komşu ülke arasındaki ilişkilerin son altı ayda hiç olmadığı kadar sakinleştiğini belirtti.
Azerbaycan’da 7 Şubat’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini ülkeyi 20 senedir yöneten İlham Aliyev kazanmıştı. Aliyev, bazı usulsüzlüklerin olduğu raporlanan seçimde elde ettiği bu zaferle birlikte yedi sene daha görevde kalacak.
Çatışmalarda neler yaşandı?
BBC Azerbaycanca Servisi’nin aktardığına göre, 13 Şubat’ta Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermeni ordusuna ait bir askeri karakolu imha ettiğini duyurdu. Bir gün önce de bir Azeri asker o karakoldan açılan ateş sonucu yaralandı. Ermenistan olayın nedenini araştıracağını söyledi.
Ermenistan Savunma Bakanlığı ölen dört askerin Yerkrapah birliğine bağlı üyeler olduğunu söyledi.
1993 yılında kurulan Yerkrapah (Toprağın Savunucuları) Gönüllü Birliğinin temel amacı “Ermenistan Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmek, Dağlık Karabağ savaş gazilerinin sosyal koşullarını iyileştirmek ve gençler arasında askeri-vatanseverlik eğitimini teşvik etmek” şeklinde tanımlanıyor.
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, yaşananların Ermenistan tarafından yapılan bir “provokasyon” olduğunu, son dönemde yaşanan istikrara karşı, barış sürecine ciddi bir darbe indirildiğini söyledi.
Bakanlık ayrıca, olayın Ermenistan’daki Avrupa Birliği misyonunun kontrolü altındaki bölgelerde meydana gelmesi nedeniyle “bu misyonun amaç ve hedeflerine ilişkin ciddi soru işaretleri uyandırdığını” kaydetti.
‘Ermenistan hükümeti Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor’
BBC Azerbaycanca Servisi’nden Könül Halilova, Avrupa Birliği’nin Azerbaycan’daki misyonuna yönelik eleştirilerin yanı sıra, dile getirilen bazı olasılıkların Rusya’yı hedef aldığını belirtiyor.
Halilova, “Hükümet yanlısı analistlere göre, Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış anlaşması imzalanması Rusya’nın çıkarına değil. Rusya, barış güçlerini Azerbaycan topraklarında tutmak için Karabağ’daki Ermeni nüfusunu geri göndermeye çalışıyor ve Azerbaycan da buna yanaşmıyor” dedi.
Azerbaycan’da hükümete yakın bazı siyasi yorumcuların görüşlerini de aktaran Halilova, “Bu kişiler, Ermenistan’ın bazı muhalif temsilcilerinin bazı ordu birimleri üzerinde nüfuzunun bulunduğunu öne sürerek, sınırdaki gerginlikten Ermenistan Başbakanı’nı değil muhalefeti sorumlu tutuyor” değerlendirmesinde bulundu ve şöyle devam etti:
“Azerbaycan-Ermenistan sınırındaki son çatışma, Rusya destekli Azerbaycan’ın herhangi bir barış anlaşmasını imzalamadan önce Erivan’ı ‘Zengezur Koridoru’ olarak bilinen demiryolu ve kara yollarını açmaya zorlayabileceği olasılığını da artırdı.
“Azerbaycan’ın Karabağ’ın kontrolünü yeniden ele geçirmesinin ardından Moskova’nın desteğinden memnun olmayan Ermenistan hükümeti, geleneksel müttefiki Rusya’dan uzaklaşmaya çalışıyor.
“Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan bu ay yaptığı bir konuşmada, Erivan’ın artık Moskova’yı ana bir savunma ortağı olarak görmediğini, Fransa ve Hindistan’ı en büyük silah tedarikçileri olarak gördüğünü söyledi.”
Ancak Halilova’ya göre Rusya’nın etkisinden kurtulmak Ermenistan için kolay değil.
Ülkenin altyapısının Rusya’nın kontrolü altında olduğunu belirten Halilova, ülkede Rus askeri üssünün bulunduğunu ve Ermenistan’ın Putin’in askeri ve siyasi blokunun da üyesi olduğunu kaydetti.
Öte yandan olası bir barış anlaşması kapsamında Azerbaycan’ın talep ettiği Ermenistan anayasasının değiştirilmesi konusunun ülkede tartışıldığını da belirten Halilova, on binlerce Ermeninin, anayasa değişikliği önerisini reddetmek için dilekçe imzaladığını hatırlattı.
]]>Daha önceden sinir gazıyla zehirlenen ancak hayatta kalan Navalni, 19 yıl hapis cezasını çekmek üzere Moskova’nın 1900 kilometre uzağındaki ücra bir hapishanede tutuluyordu.
Rusya’da uzun yıllardır yolsuzluklara karşı mücadele eden ve kamuoyu oluşturmaya çalışan Aleksey Navalni, Putin’in partisini ‘Sahtekârlar ve hırsızlar’ olarak nitelemişti.
Navalni, Putin’in yıllar içerisinde kurduğu sistemin ‘Rusya’nın kanını emdiğini’ söylüyor ve ülkenin adeta bir feodal düzenle yönetildiğini savunuyordu.
Navalni, yıllar içerisinde Putin’e karşı birçok toplumsal harekete öncülük yapmış bir isimdi. Düzenlediği protesto gösterilerine binlerce kişi katılmıştı.
Ancak Navalni hiçbir zaman seçimlerde Putin’in rakibi olamadı. 2018 başkanlık seçimlerinde aday olması engellenmişti. Gerekçe, Rusya’da dolandırıcılık suçundan hüküm giymiş olmasıydı.
Navalni, kendisine yöneltilen suçlamaları hiçbir zaman kabul etmedi. Açılan davalar ve verilen cezaları, ‘Kremlin’in muhaliflerden intikam alma çabası’ olarak niteledi.
Siyaset sahnesinde yükselişi
Navalni’nin Rus siyasi sahnesindeki yükselişi 2008 yılında başlamıştı.
Rusya’nın büyük kamu şirketlerinde yaşandığını ifade ettiği yolsuzlukları blogunda kaleme alıyordu.
Uyguladığı yöntemlerden birisi, devlete ait büyük petrol şirketlerinde, bankalarda ve diğer kuruluşlarda azınlık hissedarı olup toplantılarda yetkililerin çok da hoşuna gitmeyen kamu finans hesaplarına dair sorular sormaktı.
Siyasi mesajlarını topluma ulaştırmak için sosyal medyayı etkin biçimde kullandı.
Özellikle genç kitlelerin desteğini çekmek için çalışmalarını yürüttü. Kullandığı dilde kısa ve öz mesajlar vermeye çalıştı, Putin ve çevresindekilere yönelik alaycı bir üslubu benimsedi.
Navalni’nin kamu şirketlerine yönelik eleştirileri kısa sürede Putin iktidarına ve Birleşik Rusya Partisi’ne yönelik bir tepkiye evrildi.
2011’deki milletvekili seçimleri öncesinde blog takipçilerine ‘Birleşik Rusya hariç herhangi bir partiye oy verin’ çağrıları yaptı, Birleşik Rusya’yı ‘Sahtekârlar ve hırsızlar partisi’ olarak tanımladı. Navalni o seçimde kendisi aday olmamıştı. Ama taktığı lakap bir slogana dönüştü.
Birleşik Rusya, 2011 seçimlerini kazansa da oy oranı gerilemişti. Ayrıca oy sayım işlemlerinde usulsüzlük iddiaları da seçim zaferini gölgeliyordu.
Başkent Moskova dahil birçok büyük kentte hükümet karşıtı protestolar düzenlendi.
5 Aralık 2011’deki ilk protesto gösterileri sırasında Navalni gözaltına alınmış ve 15 gün boyunca hapiste tutulmuştu.
Serbest bırakıldığı gün yeniden gösterilere katıldı ve kalabalıklara hitap ettiği konuşma o güne kadarki en büyük protesto gösterisi haline geldi.
Navalni’nin 24 Aralık 2011’de Moskova’da yaptığı konuşmayı 120 bini aşkın kişi dinlemişti.
Dolandırıcılık suçlamasıyla beş yıl hapis
Ardından Başkanlık seçimleri düzenlendi ve Putin ezici bir üstünlükle seçimi kazandı.
Hemen ardından ise Navalni hakkında bir dizi yasal süreç başlatıldı. Navalni’nin hukuk diplomasının gerçek olup olmadığı dahi soruşturuluyordu.
2013 yılında Kirov kentinde aleyhinde dolandırıcılık suçlamasıyla açılan davada hüküm giydi ve beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Batılı ülkeler ve Rusya’daki muhalifler bu yargı kararının tamamen siyasi olduğunu savundular.
2015 yılında beklenmedik bir şekilde tahliye edildi. Moskova Belediye Başkanlığı seçimlerinde aday olmuştu. Navalni oyların yüzde 27’sini aldı ancak Putin’in desteklediği Sergey Sobyanin seçimi kazandı.
Yine de bu sonuç Navalni için ciddi bir siyasi zafer olarak görüldü. Navalni’nin kısıtlı imkanlarla seçim kampanyasını yürüttüğü, devlet televizyon kanallarında kendisine yer verilmediği hatırlatılıyordu.
Navalni, Moskova seçimlerinde de internet ve sosyal medya üzerinden seçmene ulaşmaya çalıştı.
Navalni’nin dolandırıcılıktan suçlu bulunduğu mahkeme kararı ise temyizdeydi. Rusya Yüksek Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı üzerine hükmü bozdu.
Ancak 2017’de Navalni yine daha suçlu bulundu ve bir kez daha beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak cezası ertelendi.
Navalni yaptığı konuşmalarda mahkeme kararını eleştirerek “Amaçları 2018’de başkan adayı olmamı engellemek” demişti.
Zehirlenme ve hapis
Navalni’nin kurduğu siyasi hareket, Rusya’da “aşırılık yanlısı” olduğu gerekçesiyle yasaklandı.
Navalni 2020 yılının Ağustos ayında Noviçok isimli bir sinir gazıyla zehirlendi.
Tedavi için götürüldüğü Berlin’de aylarca hastanede yatan Navalni, 17 Ocak 2021’de Moskova’ya geri döndü.
Destekçilerinin gösterilerle karşıladığı Navalni, burada tekrar tutuklandı.
2021’deki hapis cezası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) gündemine geldi. AİHM, “hayati riski bulunduğu” gerekçesiyle Navalni’nin serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Ancak Navalni o tarihten itibaren tutuklu olarak yargılandı.
2022’nin Mart ayında yolsuzluk ve mahkemeye hakaret gibi suçlardan hapis cezası aldı. Moskova’nın 250 kilometre uzağındaki Melekhovo’da bir cezaevine nakledildi.
Halihazırda şartlı tahliye ihlali, dolandırıcılık ve mahkemeye saygısızlık suçlarından dokuz yıllık hapis cezası devam eden Navalni’ye 2023 Ağustos’unda ‘aşırılık yanlısı örgüt kurmak, finanse etmek ve eylemde bulunmak’ suçlamasıyla 19 yıl daha hapis cezası verildi.
Navalni ise suçlamaları reddetti.
Navalni, karardan önce sosyal medyada paylaştığı bir mesajda, diğer muhalifleri korkutmak için tasarlanan “Stalin” tarzı bir hapis cezasına çarptırılacağını düşündüğünü söyledi.
Navalni’nin geçmişte yaptığı yabancı düşmanı yorumlar ise kendisine yönelik eleştirilerin başında geliyordu.
2007 tarihli bir videoda, etnik çatışmaları ‘diş çürüğüne’ benzetmiş, göçmenleri ise ‘hamamböcekleri’ olarak nitelemişti.
2014 yılında Rusya Kırım’ı ilhak ettikten sonra Navalni’nin tavrı bazı çevrelerde tepki çekmişti.
Navalni, Kırım’ın ilhakının uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen artık bu bölgenin Rusya’nın bir parçası olduğunu ifade ediyordu. Ekho Moskvy radyo kanalına röportaj veren Navalni, “Kırım artık bizim” diyordu.
]]>Erzincan İliç’te Çöpler altın madeninde meydana gelen zehirli toprak kaymasında göçük altında kalan işçilere hala ulaşılamadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ‘kayan toprak kütlesinin kaldırılması için 400 bin kamyonun gerektiğini’ söylerken; aileler, gözleri yaşlı, göçüğün altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekliyor. Kamyon şoförü Uğur Yıldız’ın kuzeni Doğukan Yıldız, ANKA’ya, “Biz isterdik ki burada çıkaralım kutlamalarla götürelim ama hala içeride. Saatler geçtikçe bizim de ümidimiz tükeniyor” diye konuştu
Çalık Holding’in ortağı olduğu, Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde, 13 Şubat günü saat 14.28’de meydana gelen liç yığını alanındaki kaymayla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Kritik saatler geride kalırken göçük altındaki işçilerden henüz haber alınamadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, dün yaptığı açıklamada, toprağın kaldırılması için 400 bin kamyonun gerektiğini söylerken; aileler, göçüğün altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekliyor.
“GEÇİM DERDİ… EŞİNİ BİLE ZOR GÖREBİLİYORDU”
Gözü yaşlı bekleyen ailelerden biri de 35 yaşındaki Uğur Yıldız’ın ailesi ve akrabaları. Erzincan Merkez’de kalan Yıldız 1,5 yıllık evli. Yıldız’ın ‘kardeşim’ dediği kuzeni Doğukan Yıldız da üç gündür İliç’te maden alanında bekliyor. Uğur’un tazminatını hak edip işten ayrılacağını belirten kuzeni, “Ama mecburi geçim derdi. Haftada bir eşini zor görüyordu. Perşembe geliyor. Cuma dönüp gidiyordu. Zor şartlardaydı çıkmak istiyordu” dedi.
Biz olayı televizyondan öğrendik. Komşularımız söyledi. Sonra ulaşamayınca, apar topar buraya geldik. Geceydi buraya geldiğimizde… Yetkililer üstünkörü, ‘Çalışma var, çalışma devam ediyor’ diye konuşuyorlar. Zaten toprağa müdahale edemiyorlar, sadece tarama çalışması var. Şu anda hala yer tespit edilemiyor.
“BİZ İSTERDİK Kİ BURADAN ÇIKARIP KUTLAMALARLA GÖTÜRELİM: Bizim canımız, ciğerimiz gitti. İstanbul’dan, köyden akrabalar geliyorlar hala ama ne fayda… Biz isterdik ki burada çıkaralım kutlamalarla götürelim ama hala içeride. Saatler geçtikçe bizim de ümidimiz tükeniyor. Keşke zamanında müdahale olsa öncesinden önlem alınsa. ‘Dünyanın en önemli aletleri burada’ deniliyor. Çıkaramadıktan sonra istediği kadar iyi olsun.
BİR KISIM ÇALIŞAN ‘GÖÇÜK VAR ÇALIŞMA OLAMAYACAK’ DİYE HABERLEŞİYOR: Bir kısım çalışan kendi arasında haberleşiyor. ‘Göçük var bugün çalışma olmayacak’ diye işe gelmeyenler var. Kuzenimle beraber birkaç kişiye de ‘işe çıkmayın konteynerde bekleyin’ deniliyor. Onlar zaten o ara orada yakalanıyor. Kuzenim de son seferi yapıyormuş zaten tam geri geri giderken iki kamyon geri çekiliyor o da tam arasında kalıyor.
HANGİ PARA GİDEN CANLARI GERİ GETİRİYOR: Buraya iki defa hacminden fazla çalışma izni, depolama izni verilmiş. Niye verdiniz, kim verdi? Bizim canımızı aldınız ya. Belli bir kapasite var. İki katın üzerine çıkınca, felaketlerde gördük yani. 11 ilde gördük biz bunları… Hala neyin peşindesiniz, hangi para giden canları geri getiriyor?
İNSANLARI KURTARMAK YERİNE MALZEMELERİ KURTARMAYA BAKIYORLAR: Öncesinde kapatıldı üç ay gitmediler sonrasında tekrar açıldı. Zaten son zamanlarda yarık olduğu da belirleniyor ama insanları kurtarmak yerine demek ki malzemeleri kurtarmaya bakıyorlar. Bir kısmının haberi var zaten bir kısım işe gelmiyor işe gidenlerde bu şekilde yakalanıyor. Bugün çalışma yok orada bekleyin demişler o şekilde yakalanıyorlar. Benim kuzenimin de son seferi kamyonla içeri giriyor 30 saniyede yakalanıyor.”
]]>Bölgede incelemelerde bulunan heyette yer alan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kumral, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, madende yaklaşık 800 metre uzunluğunda, 30 metre derinliğinde ve 50 metre genişliğinde alanın kaydığını söyledi.
Hem Sabırlı Deresi’ne hem de arka tarafta yer alan terk edilmiş maden sahasının içine doğru kaymanın yaşandığını belirten Kumral, “AFAD oldukça geniş alanda çalışma yapıyor. Gözlemlediğimiz, mümkün olduğu kadar teknoloji kullanılıyor. Uzaktan, dronlarla manyetik olarak yer altındaki alanlara yönelik tarama yapılıyor. Aynı zamanda da geniş çalışma ekibiyle hatta kendi canlarını da tehlikeye atarak toprakların üzerinde fiziksel arama gerçekleştiriyorlar.” diye konuştu.
“Heyelan riski göz önünde bulundurulup çalışmaların bitmesi gerekiyor”
Bir basın mensubunun “Yeni bir heyelan riski var mı?” sorusu üzerine Kumral, heyelan riskinin sürdüğünü, kayan bölgenin hem arka kısmında hem önünde atık sahasının bulunduğunu söyledi.
Kumral, şöyle devam etti:
“Bazı çatlamalar olduğunu gözlemledik. Bu riski de göz önüne alarak bu çalışmaların bir an önce bitmesi gerekiyor, bu risk var. Ondan dolayı da siyanür gibi konular biraz daha ikinci plana atılmış vaziyette ama heyelanı da göz önüne getirdiğimiz zaman AFAD çalışanlarını da düşünmemiz gerekiyor. Yani öyle bir kontrolde gitmesi gerekiyor ki bu işin… Bir işi yapalım derken başka kötü sonuca sebebiyet vermemek için son derece tedbirli davranılıyor.”
Kumral, DSİ ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar bakanlıkları, İTÜ’den akademisyenler ve Hitit Üniversitesinden siyanür konusunda uzmanlar, sağlık ve teknoloji üniversitelerinden de bilim insanlarının alanda çalışma yürüttüğünü söyledi.
Mustafa Kumral, şunları kaydetti:
“Tabii ki burada bir siyanür olayı var ama çevreye ne kadar etki yapar bunun araştırmaları devam ediyor. Kendilerinin buldukları ilk verilere göre şu anda düşük seviyede devam ediyor ama DSİ, bu siyanürün ortamdan uzaklaştırılması veya akarsuya, yer altı suyuna ulaşmaması için gerekli tedbirleri kısa, orta ve uzun vadede almaya çalışıyor. Kısa vadede aldıkları tedbir, hemen o atığın alt tarafında set oluşturdular. Bu setin amacı hem kaymanın içinde bulunduğu sıvıların ortamdan uzaklaştırılması çünkü orada birikecek. Onu da sonra iç havuzlara geri pompalıyorlar. Orta vadede madenin etrafında oradaki suyu ortamdan uzaklaştıracak şekilde set kurmaya çalışıyor. Bu şekilde atıktan gelecek suların temiz şekilde başka taraftan deşarjı söz konusu olacak. Bu da bizim için son derece önemli.”
“Gerekli desteği sunmaya her zaman hazırız”
Madenin uzun süredir çalışan bir maden olduğunu belirten Kumral, şöyle konuştu:
“Burada insan etkisiyle yapılan bazı olumsuz şeyler var, bunu gözlemledik. Bunlar artık yargıya taşınmış vaziyette. Yargı bunu bilirkişilerle ortaya koyacaktır ama biz burada bazı olumsuzlukların olduğunu görüyoruz. Bir defa, atık sahasının hemen yanında ikinci atık sahası yapmışlar. Bunun biraz daha eğimini ayarlayabilirlerdi. Bunu artık gözlemleyebiliyoruz. Öngörememişler diyebiliriz. Bir günlük çalışmayla ‘Olay şöyle olmuştur’ demek çok kolay değil. Araştırmalar devam ediyor. İncelendikten sonra ortaya konulabilir. Burada her şey şeffaf yürütülüyor. Bakanlıklar şeffaf hareket ediyorlar. Sulardan örneklemeler yapılıyor, bunlar düzenli olarak da yapılacak. Çevreye etkileri var mı yok mu, şeffaf olarak vatandaşlarla paylaşılacak. Bizler de gerekli desteği sunmaya her zaman hazırız.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının daveti üzerine bölgeye gelip maden sahasında incelemelerini sürdüren heyette Prof. Dr. Mustafa Kumral’ın yanı sıra İTÜ Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Atilla Öztürk, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Görüm, Jeoloji Mühendisliği öğretim üyeleri Prof. Dr. İrfan Yolcubal, Doç. Dr. Ömer Ündül ve Doç. Dr. Yılmaz Mahmutoğlu, Cevher Hazırlama Mühendisliği öğretim üyeleri Doç. Dr. Hüseyin Baştürkcü ve Doç. Dr. Mustafa Özer, Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Atilla Arıkan, İTÜ Afet Yönetimi Enstitüsünden Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu, Çorum Hitit Üniversitesinden Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Ali Köse, araştırma görevlisi Ömer Yurdakul ve öğretim görevlisi Tuğrul Yıldırım da yer aldı.
]]>Almanya Savunma Bakanı Pistorious bugün Brüksel’de yapılan NATO savunma bakanları toplantısı öncesinde, “ESSI bugün iki yeni üyenin katılımıyla büyüyor. Yunanistan ve Türkiye’ye ESSI’ye hoş geldiniz diyeceğiz” açıklamasını yaptı.
Almanya’nın kurulmasına liderlik ettiği girişimin son iki yılda önemli başarılar kaydettiğini söyleyen Alman bakan, “Girişim hava savunma sistemlerinin ortak tedariki ve kullanımı ile ilgilidir” dedi ve ekledi:
“Odak, bu hava savunma sistemlerinin birbirleriyle uyumlu bir şekilde çalışmasıdır. Bu, sistemlerin eşgüdümlü kullanımını, aynı zamanda da eğitim ve tatbikatları da kolaylaştırıyor.”
Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Almanya tarafından başlatılan girişim, Avrupa ülkelerinin birlikte savunma sistemleri satın almalarına ve ortak tatbikat yapmalarına olanak sağlamayı hedefliyor.
Türkiye’nin katılımı nasıl gündeme geldi?
Türkiye’nin 2019 yılında Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini teslim almaya başlaması, ABD başta olmak üzere NATO müttefikleriyle ilişkilerinde gerginliğe yol açmıştı.
Dış politikada yaşanan sorunların da etkisiyle, Ankara’nın NATO müttefikleriyle savunma sanayi alanında işbirliği gerilemiş, hatta durma noktasına gelmişti.
Ancak yaklaşık dört yıl sonra, İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye tarafından onaylanmasıyla birlikte ilişkilerde görülen normalleşme, yeni adımlarla devam ediyor.
ABD yönetimi Türkiye’ye F-16 satışına yeşil ışık yakarken, Kanada gibi ittifak üyesi ülkeler de savunma sanayii alanında uyguladıkları fiili ambargolarını kaldırmaya başladı.
Türkiye’nin ESSI’ye katılımı da ilişkileri normalleştirme adımları çerçevesinde dikkat çekici bulunuyor.
Gözler Eurofighter’lara çevrildi
Almanya’nın girişimi olan ESSI’ye Türkiye’nin katılımının, Berlin ile Ankara arasında savunma konularında da işbirliğine olumlu yansıması bekleniyor.
Türkiye’nin Eurofighter Typhoon savaş uçakları alma talebi konusunda, Alman hükümetinin de siyasi onayı gerekiyor.
Eurofighter İngiltere, İtalya, İspanya ve Almanya tarafından geliştirilip üretilen bir savaş uçağı. Üçüncü taraflara satışı için dört ülkenin de onay vermesi gerekiyor.
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları geçen hafta yaptıkları açıklamada, ABD’den F-16 satışına onay gelmesi sonrasında da, Eurofighter’lar konusunda taleplerinin devam ettiğini belirtmişti.
Bakanlık kaynakları, “Konsorsiyum ülkelerinden Almanya’nın bu konudaki olumlu yaklaşımı beklenmektedir. Görüşme ve çalışmalara devam edilmektedir” bilgisini vermişlerdi.
Türk ve İngiliz savunma bakanları Kasım ayında Ankara’da yaptıkları görüşmeler sırasında güvenlik ve savunma alanında işbirliğini daha da güçlendirmek için bir niyet beyanı imzalamış ve Eurofighter savaş uçaklarının satışı konusunu da masaya yatırmışlardı.
Bu arada ABD yönetimi Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışlarına, Yunanistan’a satışı yapılacak F-35’lerle eş zamanlı olarak onay verirken, ESSI’ye de Türkiye ve Yunanistan’ın eş zamanlı olarak kabulü dikkat çekici olarak değerlendiriliyor.
Avrupa Gökyüzü Kalkanı ne hedefliyor?
ESSI ile birlikte Avrupa’da, anti-balistik füze yetkinliğine sahip, ortak bir hava savunma sistemi inşa edilmesi hedefleniyor.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı, Avrupa’nın hava savunma yetkinliklerinin yetersiz kalabileceği endişesine yol açmıştı.
Bunun üzerine Almanya Başbakanı Olaf Scholz, 2022 yılının Ağustos ayında bu girişimi önermişti.
Aynı yılın Ekim ayında 15 Avrupa ülkesi bir bildiri imzalayarak projeyi hayata geçirdi.
Almanya Savunma Bakanlığı’nın internet sayfasında aktarıldığına göre ESSI’nin amacı “NATO’nun ortak hava savunmasının Avrupa ayağını güçlendirmek”.
Girişime üye ülkelerin füze, roket veya uçak saldırılarına karşı kendilerini daha iyi silahlandırmak istediklerine dikkat çekiliyor.
Ayrıca bu ülkelerin hava savunması için gerekli sistemleri ortaklaşa tedarik etmek, kullanmak ve bakımını yapmak istedikleri de aktarılıyor.
ESSI farklı menzilli füzelere karşı çok katmanlı savunma sistemleri kullanacak şekilde tasarlanmış ve orta menzilli (35 km) Alman IRIS-T SLM, uzun menzilli (100 km) ABD yapımı Patriot ve çok uzun menzilli (100+ km/ atmosfer dışı) ABD-İsrail yapımı Arrow-3 gibi sistemleri içeriyor.
Girişimde hangi ülkeler yer alıyor?
ESSI’ye üye ülkelerin sayısı şu anda 19. Türkiye ve Yunanistan’ın katılımı ile üye sayısı 21’e çıkacak.
Ekim 2022’de Belçika, Bulgaristan, Çekya, Estonya, Finlandiya, Almanya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç, Slovakya, Slovenya, Romanya ve İngiltere bir bildiri imzalayarak girişimi kurdular.
Şubat 2023’te Danimarka ve İsveç, aynı yıl Temmuz ayında da Avusturya ve İsviçre girişime katıldı.
Fransa ise Avrupa dışında geliştirilen sistemlere ağırlık verilmesi ve İtalya ile ortak geliştirdiği SAMP-T füze savunma sisteminin girişime dahil edilmemesi konusunda itirazlarını dile getirerek yer almadı.
]]>Bosna Hersek ve Sırbistan arasında yer alan Drina Nehri, düzensiz göçmenlerin Batı Avrupa’ya ulaşmak için geçtikleri noktalardan biri.
Nehri geçmeye çalışırken boğulan düzensiz göçmenler, burada yaşayan insan hakları aktivistlerince isimleri ve nereden geldikleri bilinmediği için kimsesizler mezarlığına defnediliyor.
Bosna Hersek’te Bijelina, Bratunac ve Zvornik’teki mezarlıklara gömülen düzensiz göçmenler için Bijelina’daki mezar taşlarında “Buraya gömülen göçmenler onuruna bu anma noktası oluşturuldu. Sizi ve hayallerinizi asla unutmayacağız.” ifadesi yer alıyor.
“Drina’da boğulan ve daha sonra gömülen birkaç düzine insan olduğunu keşfettim”
Tuzla’dan Nihad Suljic ve Bijelina’dan Vidak Simic, bölgedeki düzensiz göçmenler için yardım etkinlikleri düzenliyor.
Suljic, 7 yıldır bölgede çalışmalar gerçekleştirdiğini belirterek, herhangi bir organizasyon için görev almadığını ve gönüllü hareket ettiğini söyledi.
İlk kez Tuzla’daki otogarda düzensiz göçmenlerle karşılaştığını aktaran Suljic, “Onlara yiyecek alma ihtiyacı hissettim. Her gün işim bittikten sonra otogarın önünden geçtim ve onlara ekmek, su, meyve aldım, Saraybosna’ya gidenlere de kamplara gitmeleri için bilgi verdim.” ifadesini kullandı.
Yakınının sınır bölgesinde kaybolduğunu belirten bir Afgan’ın 2 yıl önce kendisiyle irtibata geçtiğini anlatan Suljic, şöyle konuştu:
“Bana yakınının fotoğrafını ve bilgilerini gönderdi. Zvornik’e gittim ve bazı iyi insanlar, medya ve sivil toplum kuruluşları sayesinde o cesedi bulabildik. Cenazesi, idari işlemlerin tamamlanmasının ardından Afganistan’a iade edildi. O cesedi bulmaya yardım etmeye çalıştığımda, bunun münferit bir vaka olmadığını gördüm. Sırbistan’dan Bosna Hersek’e geçmeye çalışırken Drina’da boğulan ve daha sonra gömülen birkaç düzine insan olduğunu keşfettim.”
Suljic, hayatını kaybedenlere hayattayken yardım edemese de en azından bir mezar yeriyle onurlandırılmalarına yardımcı olduğunu belirterek, kaç kişinin nehri geçmeye çalışırken boğulduğunun bilinmediğini aktardı.
“Her bedenin evine giden yolu bulması gerektiğine inanıyorum”
Bijelina’da 40 yıldan fazladır doktorluk yapan Vidak Simic ise yaşamını yitiren düzensiz göçmenlerin otopsilerini yapıyor ve DNA örnekleri alarak kimliklerini tespit etmeye çalışıyor.
Simic, ilk bulunan cesetlerin 2015 yılında görev yaptığı patoloji bölümüne getirildiğini kaydederek, şunları söyledi:
“İlk zamanlarda yılda bir ya da iki ceset geliyordu ancak 2019’dan sonra keskin artış oldu, 8 ya da 10 kişi vardı, çoğu Drina Nehri’nin yatağında bulundu. İyi bir Hristiyan ve iyi bir doktor olmaya çalışıyorum, bu benim yardım etmemi gerektiriyor. Her bedenin evine giden yolu bulması gerektiğine inanıyorum. Tüm bu göçmenlerin kemik örneklerini korudum, yaklaşık 40 kişi. Bazılarının DNA analizi yapıldı, kimlikleri tespit edildi ve ülkelerine gönderdik bazılarının kimliklerini henüz tespit edemedik.”
Drina Nehri’nden çıkarılan 40 cesede otopsi yaptığını ve yaşlarının 20 ila 30 olduğunu dile getiren Simic, DNA örneklerini kalıcı olarak saklamaya karar verdiğini anlattı.
]]>Uzmanlar maden ocağıyla ilgili yıllardır pek çok uyarı yapıldığını, böyle bir kazanın meydana gelebileceğinin bilindiğini ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını belirtiyor.
Altın madenciliği dünyada oldukça yaygın bir madencilik türü.
İstatistik sitesi Statista’ya göre 2022 yılında dünyada yaklaşık 3 bin ton altın üretildi.
Dünya Altın Konseyi verileri, 2022 yılında dünyanın en büyük altın üreticisinin, küresel üretimde yaklaşık yüzde 10’luk bir pay ile Çin olduğunu gösteriyor.
Çin’i Rusya, Avustralya, Kanada ve ABD izliyor.
En çok altın üreten madencilik şirketleri ise ABD ve Kanada ortaklığındaki Newmont ile merkezi Toronto’da bulunan Barrick Gold.
Peki altın madenciliği dünyada nasıl yapılıyor? Siyanür her yerde kullanılıyor mu? Kazalar ne kadar yaygın?
Altın madenciliği yöntemleri
Altın madenciliği, 10 yıla kadar sürebilen bir araştırma süreciyle başlayan, daha sonra geliştirme ve sondaj aşamalarıyla devam eden çok aşamalı bir süreç.
Üretimin yapıldığı madenler 30 yıla kadar aktif kalabiliyor.
Altın madenciliğinin farklı yöntemleri var:
Altını ayrıştırma
Altın, çıkarılan kayaçların arasında gözle görülür büyüklükte ise siyanür kullanmadan ayrıştırılabiliyor.
Düşük maden potansiyeline sahip yataklarda ise siyanür kullanılıyor.
Bu işlemde kayaçtan elde edilen cevher siyanür ile işleniyor ve siyanür altını çekiyor.
Geriye kalan siyanürlü atık, su ile arındırılıyor ve bir havuzda tekrar kullanılmak üzere tutuluyor.
Birçok uzman siyanürün en etkili ve ekonomik yöntem olduğunu söylerken bazıları bu sürecin tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.
Cıva da altını ayrıştırmak için kullanılan bir kimyasal.
Cıvanın beyin hasarına, ağır hastalıklara ve doğumda komplikasyonlara yol açtığı gerekçesiyle 2013 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 140’tan fazla ülke, cıva kullanımını küresel çapta ortadan kaldırmayı taahhüt etmişti.
Büyük ölçekli madenlerde cıva kullanımı sona erse de dünyanın birçok yerinde küçük ölçekli madencilikte kullanımının devam ettiği bildiriliyor.
Siyanür her yerde kullanılıyor mu?
Maden Mühendisleri Odası’na göre dünyada altın üretiminin yaklaşık yüzde 85’inde siyanür kullanılıyor.
Dünyanın en büyük şirketlerine bakıldığında siyanürün yaygın bir şekilde kullanıldığı görülüyor.
Ancak bazı ülkelerde siyanür kullanımına yönelik çeşitli kısıtlamalar var.
Avrupa Parlamentosu, 2010 yılında Avrupa Komisyonu’nu siyanür madenciliğinin tamamen yasaklanması için harekete geçmeye çağıran bir karar tasarısını oyladı.
Ancak Komisyon böyle bir yasağı uygulamak için mevzuat önermeyi reddetti.
Güney Afrika Madencilik ve Metalurji Enstitüsü’ne (SAIMM) göre ABD’de altın işlemede siyanür kullanımı Montana ve Wisconsin eyaletlerinde yasak.
Arjantin’de de bazı eyaletler siyanür madenciliğini yasakladı, ancak federal düzeyde bir yasak bulunmuyor.
2002 yılında Çekya Parlamentosu, altın madenciliğinde siyanürü yasaklama kararı aldı.
Macaristan’da da 2009 yılında siyanür ile madenciliğin tamamen yasaklanmasına karar verildi.
Geçmişte yaşanan kazalar
Maalesef altın madenciliğinde de insanları ve çevreyi olumsuz etkileyen kazalar oldukça yaygın.
Romanya’da 2000 yılında yaşanan maden kazası, Çernobil’den sonra Doğu Avrupa’daki en yıkıcı endüstriyel kazalardan biri olarak kayıtlara geçti.
Baia Mare siyanür sızıntısı olarak anılan olayda nehre karışan zehirli madde büyük bir çevre felaketi yarattı.
Macaristan ve Sırbistan’a da ulaşan sızıntı nedeniyle Tuna Nehri’nde toplu balık ölümleri yaşandı.
Yakın geçmişte altın madenlerinde yaşanan diğer büyük kazalarsa şöyle:
1971: Romanya’daki Certej adlı altın madeninde yaşanan bir kazada atık suyun depolandığı barajın patlaması sonucu 300 bin metreküp zehirli su Certeju de Sus adlı kasabayı bastı. Olayda 89 kişi hayatını kaybetti.
1984: Papua Yeni Gine’deki Ok Tedi madeninde 2 milyar tondan fazla işlenmemiş atık su maden çevresine boşaltıldı. Zehirli atıkların bölgede yaşayan en az 50 bin kişiyi etkilediği düşünülüyor.
Aynı yıl Kanadalı şirket Galactic Resources’un ABD’de işlettiği Summitville adlı altın madeninde siyanür kullanılması üzerine 610 bin metreküp zehirli atık suyun biriktiği anlaşıldı. Şirketin iflas etmesi üzerine ABD hükümeti, atık suyun temizlenmesi için yüzlerce milyon dolar harcamak zorunda kaldı.
1995: Kanadalı Omai Gold Mines şirketinin Guyana’da işlettiği madende büyük bir sızıntı yaşandı. Yaklaşık 3 milyon metreküp siyanürlü atık suyun bölgedeki Omai ve Essequibo nehirlerine karıştığı ortaya çıktı.
1996: Filipinler’deki Marcopper Mining adlı Kanadalı şirketin işlettiği Mt. Tapian altın madeninin tünellerinde oluşan çatlak zehirli atıkların Makulapnit-Boac nehrine taşmasına neden oldu. Sızıntı, kısa sürede bölgeye yayılırken, çok sayıda köy tahliye edildi. Tarım alanları kullanılamaz hale geldi.
1998: Kanadalı Centerra Gold şirketinin Kırgızistan’da işlettiği Kumtor altın madenine sodyum siyanür taşıyan bir kamyon Barşkaun nehrine düştü.
2000: Avustralyalı Dome Resources adlı şirketin Papua Yeni Gine’deki Tolukuma altın madenine malzeme taşıyan helikopterden siyanür içeren bir tonluk kargo ormana düştü.
2006: Avustralya’da Beaconsfield Madeni çöktü. Bir madenci hayatını kaybetti ve iki madenci iki hafta boyunca yer altında mahsur kaldı.
2009: ABD’li Newmont Mining şirketinin Gana’daki Ahafo madeninden bölgedeki akar sulara siyanür sodyum karıştığı tespit edildi. Olayın ardından çok sayıda balık ölümü kayıtlara geçti.
2014: Güney Afrika’da 2009’dan bu yana meydana gelen en kötü maden kazalarından birinde Johannesburg’da Harmony Gold’un Doornkop adlı madeninde yer altında çıkan yangında mahsur kalan sekiz maden işçisi ölü bulundu.
2015: Kanadalı Barrick Gold adlı şirketin Arjantin’de işlettiği Veladero altın madeninde siyanür sızıntısı yaşandı. Bin metreküpten fazla siyanürlü atık su Potrerillos nehrine karıştı. Yetkililer olayın bir vana sorunundan kaynaklandığını söyledi. İlerleyen günlerde siyanürlü suyun beş nehre ulaştığı tespit edildi.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Mısır’ın başkenti Kahire’de, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantılarının Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Ortak Bildiriyi imzaladı. İki Cumhurbaşkanı daha sonra ortak basın toplantısına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Türkiye-Mısır ilişkilerine ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretinde olduklarını belirterek “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şu ifadelere yer verdi;
“Sayın Cumhurbaşkanının nazik davetine icabetle uzun bir sürenin ardından – ki 12 yıl – yeniden Kahire’de olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen hüsnükabulden ötürü Cumhurbaşkanı Sayın Sisi başta olmak üzere tüm Mısırlı kardeşlerimize yine şahsım ve heyetim adına teşekkür ediyorum.
“İŞÇİLERİMİZE ULAŞINCAYA KADAR ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Görüşmelerimizin detaylarına geçmeden evvel, dünkü kazadan dolayı Erzincanlı kardeşlerime buradan geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Özel bir maden ocağında dün yaşanan toprak kaymasında maalesef 9 işçimiz toprak altında kaldı. Bu 9 kardeşimizi arama kurtarma çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri Bakanımız ile Enerji Bakanımızı Erzincan’a gönderdik. Bizde kendilerinden düzenli olarak bilgi alıyoruz. Bölgede 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere 827 uzman personel bulunuyor. Ayrıca 626 araç, 32 iş makinası, 97 aydınlatma kulesi, 6 dron, 44 jeneratör ile özel donanıma sahip diğer araçlar kaza sahasındaki çalışmalara destek veriyor. İşçilerimize ulaşıncaya kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizi her türlü kazadan, beladan ve afetten korusun diyorum.
İLİŞKİLERDE YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI
Değerli basın mensupları, Mısır ile bin yılı aşan iç içe geçmiş ortak bir tarih ve kültüre sahipsiz. Bu köklü mirastan aldığımız güçle Türkiye-Mısır ilişkilerini hak ettiği seviyeye çıkarma gayretindeyiz. Aynı güçlü iradenin Mısır tarafında da olduğunu görüyoruz. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, Cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim. Bu ziyaret inanıyorum ki ilişkilerimizde yeni bir dönüm noktası olacaktır.
TİCARET HACMİ HEDEFİ 15 MİLYAR DOLAR
Ticaret ve ekonomi, işbirliğimizin lokomotifini oluşturuyor. Bugünkü istişarelerimizde ticaret hacmini, kısa süre içinde 15 milyar dolara çıkarmak için mutabık kaldık. Ayrıca 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarımızı da artırma kararlılığındayız. Görüşmelerimizde bu yönde atabileceğimiz ilave adımlar hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Savunma sanayi, çok ciddi potansiyele sahip olduğumuz bir diğer alandır. Mısır savunma sektörüne önemli yatırımlar yapıyor. Mısır ile güç birliğine giderek ortak projeler geliştireceğimize inanıyorum.
LNG, nükleer ve yenilenebilir enerji alanında işbirliğimizi geliştirme imkanlarına da değerlendiriyoruz. Turizm, eğitim ve kültür alanlarında mevcut bağları daha da kuvvetlendirmek adına gayret sarf edeceğiz. Kahire’deki Yunus Emre Enstitüsü, dünyada Türkçe kurslarına en fazla ilgi gösterilen şube konumundadır. Geçtiğimiz yıl 22 bin Mısırlı öğrencinin kurslara kayıt yaptırması memnuniyet vericidir.
ATEŞKES VE YARDIMIN GAZZE’YE ULAŞMASI ÖNCELİKTİR
Değerli basın mensupları, Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan insanlık dramı gündemimizin ilk sırasında yer aldı. İsrail saldırılarında çoğunluğu çocuk ve kadın 28 binden fazla Filistinli kardeşimiz şehit edildi, 70 bine yakın Filistinli masum yaralandı. Savaşta dahi dokunulmaması gereken camiler, kiliseler, hastaneler, okullar, Birleşmiş Milletler binaları bombalandı. Netanyahu yönetimi, işgal, yıkım ve katliam politikasını tüm tepkilere rağmen pervasızca sürdürüyor. Ateşkesin bir an evvel tesisi ve insani yardımların engelsiz bir şekilde Gazze’ye sevki önceliğimizdir. Ülkemizden bugüne kadar uçak ve gemilerle 34 bin tonun üzerinde yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Yardımların ulaştırılmasında Mısır makamlarının desteğini burada özellikle ifade etmek istiyorum. Mısır Kızılayı’na, Mısır Sağlık ve Nüfus Bakanlığı’na ve ilgili tüm Mısır kurumlarına teşekkür ediyorum.
GAZZE’DE SAHRA HASTANESİ TESİSİ
İnsani yardımlarımızın yanı sıra refakatçileri dahil 700’den fazla Filistinli kardeşimizi tedavileri için Mısır üzerinden ülkemize getirdik. Gazze içinde bir sahra hastanemizin tesisi için uzmanlarımız çalışıyor. Hastanenin en kısa zamanda faaliyete geçme noktasında Mısırlı kardeşlerimizin desteğine güveniyoruz. Gazze halkının topraklarından sürgün ettirilmesi yönündeki girişimler, bizler için yok hükmündedir. Gazze’nin insansızlaştırılması hiçbir şekilde kabul edilmez. Mısır’ın bu konudaki dirayetli ve kararlı tutumunu takdirle karşılıyor ve destekliyoruz. Netanyahu yönetimi katliamlarını Gazzeli sivillerin sığındığı son nokta olan Refah’a da taşımaktan uzak durmalıdır. İslam dünyası, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplum, sonu soykırıma varacak böyle bir çılgınlığa izin vermemelidir. Gazze’de akan kanın durması için Mısırlı kardeşlerimizle işbirliği ve dayanışma halinde olmaya devam edeceğiz. Orta vadede Gazze’nin yeniden toparlanması ve imarı için de Mısır’la birlikte çalışma hazırız.
Kıymetli kardeşlerim, Sayın Cumhurbaşkanıyla görüşmelerimizde Libya, Sudan ve Somali’deki meseleleri değerlendirme fırsatı bulduk. Bu üç kardeş ülkenin birliğine, beraberliğine, toprak bütünlüğüne ve huzuruna desteğimiz tamdır. Biz ne Afrika’da ne Ortadoğu’da ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerinde çatışma, gerilim, kriz görmek asla istemiyoruz. Bu amaçla bölgemizde barış ve istikrarın tesisi için Mısır ile temaslarımızı her seviyede artırma kararlılığındayız. Sözlerime son verirken Sayın Cumhurbaşkanına nazik ev sahipliği için bir kez daha teşekkür ediyorum.”
]]>Yerlikaya, maden ocağındaki incelemesinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, Erzincan’ın İliç ilçesindeki bir maden ocağında 13 Şubat Salı günü saat 14.28’de toprak kaymasının meydana geldiğini anımsattı.
“Kayan kütlenin hacmi 10 milyon metreküp”
Cevherin konumlandırıldığı yığın liç alanından yamaç üzerinde önce kayma ve sonra çok hızlı akma şeklinde bir kütle hareketi meydana geldiğini belirten Bakan Yerlikaya, “Hareket yaklaşık 200 metre yüksekliğe sahip bir yamaç boyunca oldu. Kayan kütlenin toplam hacminin şimdilik hesaplarda 10 milyon metreküp olduğu, bu kütlenin de yaklaşık 800 metre kadar hareket ettiği ve hareket hızının ortalama saniyede 10 metre olduğu öngörülüyor.” dedi.
İlk belirlemelere göre 9 işçinin kayan kütlenin altında kaldığını ve işçileri arama kurtarma çalışmalarının aralıksız devam etiğini ifade eden Yerlikaya, şunları söyledi:
“Olayın ilk dakikalarından itibaren bölgeye Erzincan, Erzurum, Sivas, Tunceli, İl AFAD müdürleri, Sivas, Erzurum, Rize ve Diyarbakır birlik müdürleri görevlendirildi. Olayı takiben sahadaki çalışmaları koordine etmek üzere İçişleri ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcılarımız, Erzincan ve Sivas Valimiz, Erzincan Belediye Başkanımız, Cumhuriyet Başsavcımız, kaymakamlarımız, il jandarma komutanı, il emniyet müdürü, ilgili kurum ve kuruluşlardan, genel müdür ve daire başkanları, her biri buraya intikal ettiler.”
“827 personel görev yapıyor”
Bölgede görev yapan personel sayısı hakkında da bilgi veren Yerlikaya, şunları kaydetti:
“Şu an itibarıyla bölgede AFAD, JAK, TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 339’u arama kurtarma personeli olmak üzere toplam 827 personel görev yapıyor. Ayrıca 562 araç, 5 dron, 2 kimyasal, biyolojik, radyoaktif ve nükleer aracı yani KBRN dediğimiz araçlar. 5 metale duyarlı radar cihazı ve 5 kurtarma köpeğiyle birlikte arama kurtarma çalışmalarımız devam ediyor. Bölgede hem yeni gelişebilecek bir kaymayı izlemek hem de göçük altındaki kişileri, araçları saptayabilmek amacıyla mobil takip sistemleri ve yer radar gibi ekipmanlar kuruldu. Sahada dekontaminasyon ve mobil koordinasyon tırları görevlendirildi. AFAD koordinasyonunda üniversitelerimizden gelen bilim insanları bölgenin önceki ve güncel haritalarını kullanarak stabil alanları tespit ediyor ve bu alanlara izleme cihazları yerleştirmeye başladılar. Bununla birlikte uydu radar verilerinden sahadaki hareketlerin geçmişe yönelik davranışları inceleniyor ve yapılacak çalışmalarda olası riskli bölgeler belirleniyor. Ayrıca bölgede gece boyunca arama kurtarma çalışmalarını sürdürebilmek için 40 jeneratör ve 40 aydınlatma kulesi bulunuyor.”
Bakan Yerlikaya, arama kurtarma çalışmalarının aralıksız devam edeceğini dile getirerek, “Madencilerimize, Erzincan’ımıza ve milletimize tekrar geçmiş olsun dileklerimizi iletmek istiyoruz. En büyük duamız buradan güzel haberleri milletimizle buluşturmak olacaktır.” ifadelerini kullandı.
]]>Çünkü Pavlo, bu devriyelerde Ukrayna ordusuna asker bulmak için dolaşıyor.
Rusya’nın ülkeyi işgalinin üzerinden neredeyse iki yıl geçti ve yetkililer cepheye gidecek gönüllü bulmakta artık zorlanıyor.
Savaşmaya istekli olanların çoğu ya öldü, ya yaralandı ya da hâlâ cephede bulunuyor. Halen ön hatta olanlar da yerlerini yenilerinin almasını bekliyor.
Çerkasi’de de tıpkı Ukrayna’nın diğer kentleri gibi, işgalin ilk zamanlarındaki heyecanı bulmak mümkün değil.
Çünkü Ukrayna savaş yorgunu.
Pavlo’nun hikayesi
Pavlo sokaklardaki görüntüye tepki gösteriyor ve “Anlamıyorum. İnsanlar, sanki savaş çok uzakta bir ülkedeymiş gibi ortalıkta dolaşıyor. Bu tam bir işgal ancak sanki insanlar umursamıyor” diyor.
24 yaşındaki asker yaşadığı hayal kırıklığını, “İlk günkü gibi herkesin bir araya gelmesi lazım. O zamanlar herkes birlik içindeydi.” sözleriyle ifade ediyor.
Çerkasi’de sık sık sosyal medya kısıtlamaları yapılıyor. Çünkü zorunlu askerlik yaşı gelen gençler, sosyal medyayı kullanarak, devriyelerin istikametinden kaçmaya çalışıyor.
24 yaşındaki Pavlo, ülkesi için büyük bir fedakarlık yaptı.
Askere gitmenin hayalini kurarak büyüdüğünü anlatırken gözleri parlıyor. Pavlo, işgalin başladığı 2022 Şubat ayında da orduda görev yapıyordu.
Sonrasında Kiev yakınlarında ve Donbas’ın batısındaki Soledar’da savaştı. Büyük kayıpların yaşandığı Bahmut savaşında ağır yaralandı.
O anı, “Ağır ateş altında kaldık. Yanıma bir top mermisi düştü. Dirseğimin tamamını kaybettim. Hiçbir şey kalmadı” diye anlatıyor.
Bir çalılığın altına sürünmeyi başaran ve burada dua etmeye başlayan asker, hastaneye ulaştırılabildi.
Pavlo bunun büyük bir rahatlama olduğunu itiraf ediyor. Sadece hayatta kaldığı için değil, nihayet cephe hattından çıktığı için de nefes aldığını söylüyor: “Orası çok zordu. Bunu kelimelere bile dökemiyorum.”
Pavlo yaşadıklarını hatırlarken önüne bakıyor ve sessizleşiyor.
Genç askerin yaraları ağırdı. Sağ kolu omzunun altından kesildi. Uzvunun kesildiği yerde hala ağrı hissediyor, bacağında da halen bir şarapnel bulunuyor. Protezi ona sınırlı hareket olanağı sağlıyor.
Ancak terhis olmayı kabul edemediği için askerlik memuru oldu.
Onun başına gelenlerden sonra, askere gitmek istemeyen Ukraynalı gençleri anlayıp anlamadığını merak ediyorum.
Pavlo kararlı bir şekilde yanıt veriyor: “Bir gün onların çocukları, savaş sırasında onlara ne yaptıklarını soracaklar. ‘Saklanıyordum’ diye cevap verdiklerinde, çocuklarının gözlerinde yerle bir olacaklar”
Ukrayna’nın kendisini savunmak için ödediği bedel çok büyük oldu.
Pavlo’ya çatışmalarda arkadaşlarını kaybedip kaybetmediğini sorduğumda, birliğinden “neredeyse hiç kimsenin kalmadığını” itiraf ediyor ve “Sadece benim gibi yaralılar kaldı. Diğerleri öldü.” diyor.
Serhiy’nin hikayesi
Doğudaki cephe hattına uzak Irpin kentinde yıkıntılar arasında bir çalışma var.
Kiev yakınlarındaki Irpin, savaşın ilk zamanlarında Rus kuvvetleri tarafından işgal edilmişti.
Kentin her yerinde paramparça olmuş binalar var ama aynı zamanda inşaat çalışmalarının sesi de duyuluyor.
Evlerini kaybedenler, her birinde iki oda ve bir duş odası bulunan prefabrik kabinlerden oluşan küçük “kasabalara” yerleştirilmiş.
Buraya cephe hattından tahliye edilen siviller de yerleştirildi.
Lilia Saviuk ve kocası, Rus işgali altındaki Kakhovka’dan buraya taşınmak zorunda kaldı.
Savaşın başında oğulları Serhiy bir bodruma kapatıldı. Lilia, Ukrayna yanlısı sloganlar attığı için oğluna işkence yapıldığını söylüyor.
Serhiy buradan kurtulunca çıkınca hemen Ukrayna adına savaşa katıldı.
Lilia, oğlunun resimlerini göstermek için telefonuna göz attığında, korkunç bir yaralanmanın görüntüleri ortaya çıkıyor.
Oğlunun bacaklarından biri paramparça olmuştu.
Serhiy geçen sonbaharda şiddetli çatışmaların yaşandığı Avdiivka’da yaralandı.
Bu çatışmalarda Ukraynalı yetkililer bile askerlerinin durumuna ilişkin itirafta bulundu. Bir kaynağa göre cephede, Rusya’nın sekiz askerine karşı yalnızca bir Ukrayna askeri vardı.
Lilia ve kocası, oğulları yaralanana dek şehirlerini terk etmedi.
“Onları arayıp ‘Ortalık sessiz mi?’ diye soruyoruz” diye anlatıyor. Bu bombardıman devam ediyor mu anlamına geliyor.
Lilia kentteki yakınlarının durumu kadar oğlu için de ağlıyor.
Bana oğlunun tekerlekli sandalyedeki videosunu gösteriyor.
Lilia’nın doktorların “bir mucize gerçekleştirdiğini” söylerken oğlunun bacağına yapılan deri naklini gösteriyor.
Ancak oğulları Serhiy, ayağa kalkar kalkmaz cepheye geri dönmek niyetinde.
Anne ve babasına, arkadaşlarının ona ihtiyacı olduğunu, cephede yeterli askerin bulunmadığını söyledi.
Lilia savaşın oğlu iyileşene kadar bitmesi için dua ediyor.
“Vatani görevini yaptığını düşünüyorum” derken gözleri yaşlarla doluyor:
“Bir anne olarak bunu söylemek belki günah ama o hastanedeyken ben rahat uyuyabiliyorum. Cephe hattındayken gözüme uyku girmiyordu. Bunu gerçekten söylememem gerekiyor ama oğlumun şu anda hastanede olmasına seviniyorum.”
Vladislav’ın hikayesi
Çerkasi’nin dışında yeni düzenlenmiş bir mezarlık var. Sıra sıra mezarlarda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in işgal emrini vermesinden bu yana savaşırken ölen her yaştan erkek yatıyor.
Ukrayna ölenleri kahraman olarak onurlandırıyor, aileler ise yastalar.
Her mezar ülke bayrağıyla süslenmiş, çelenkler ve çiçeklerle dolmuş. Çoğu mezarda üniformalı asker resmi var.
Inna henüz oğlunun fotoğrafını mezarına koymaya hazır değil. Cenazesinde taşınan fotoğraf hâlâ evde duruyor.
Bu fotoğraftan ayrılmaya hazır olmadığını söylüyor.
Vladislav Bikanov, geçen Haziran ayında Bahmut yakınlarında mayın patlamasında öldü.
23 yaşına girmek üzereydi ve genç yaşına karşın komutan yardımcısıydı.
Inna, yanı başında kızı sessizce ağlarken, “Oğlumun doğru şeyi yaparken öldüğüne inanıyorum” diyor:
“Ben bir öğretmenim ve çocuklara her zaman şunu söylüyorum: Haklıyız, ülkemizi ve çocuklarımızı savunuyoruz. Oğlum bizi savunuyordu. Bu davaya inandı. Ben de inanıyorum”
Onun bir süredir gitmediği mezarlıkta bu sürede yeni mezar yerleri açıldı.
Savaştan kaçınanlar hakkında ne düşündüğünü merak ettiğimde, “Sizce oğlum korkmadı mı? O gittiğinde ben de korktum. Herkes ölmekten korkuyor” diye yanıtlıyor:
“Ama belki de Rusya’nın kölesi olmak daha korkutucudur? Şimdi ölümü görüyoruz. Çok zor. Çok zor. Ama geri dönüş yok. Vazgeçemeyiz.”
?
]]>Rusya büyük bir resesyona girdi.
Bu, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Batı’nın bu ülkeyi mali olarak kontrol altına alma girişiminin sonucuydu.
Bu girişiminin merkezinde Rus devletinin resmi döviz varlıklarına el konulması ve özellikle de merkez bankasının 300 milyar dolarlık rezervinin dondurulması vardı.
Batılı hükümetler “ekonomik savaş” gibi ifadeler kullanmaktan özenle kaçındılar, ancak Kremlin’le finansal bir savaş ortamı olduğu görünüyordu. Bu, nükleer silahlara sahip devletler arasında doğrudan çatışma alternatifinden daha iyiydi.
Aradan yaklaşık iki yıl geçti ve bu ekonomik arka planda büyük bir değişiklik var.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen hafta verdiği röportajda Rusya’nın Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu sevinçle dile getirdi.
Geçtiğimiz hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) 2024 büyüme tahminini %1,1’den %2,6’ya yükselterek Rus ekonomisinin dayanıklılığının altını çizdi.
IMF rakamlarına göre Rus ekonomisi geçen yıl G7 ülkelerinin hepsinden daha hızlı büyüdü ve 2024’te de böyle devam edecek.
Bu sadece rakamlardan ibaret de değil. Geçen yıl Ukrayna savaşındaki üstünlük kuramama hali bu yıl boyunca da devam edecek görünüyor.
Rusya, ekonomisini, ordu için üretime, özellikle de Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki savunma hatlarının inşasına yöneltiyor.
Batılı liderler bu modelin orta vadede sürdürülemez olduğunu savunuyor. Ancak asıl soru şu: Bu model ne kadar süre devam edebilir?
Rusya, ekonomisini mobilize bir savaş ekonomisine dönüştürdü. Devlet, Sovyet sonrası dönemde rekor düzeyde harcama yapıyor.
Bütçenin %40’ına varan askeri ve güvenlik harcamaları, Sovyetler Birliği’nin son dönemindeki seviyelere karşılık geliyor.
Tank, füze sistemleri ve Ukrayna’da işgal edilen bölgelerin savunması için yapılan harcamaları finanse edebilmek için kamu hizmetleri daraltıldı.
Ayrıca Batı’nın Rus petrol ve doğalgazına getirdiği kısıtlamalara rağmen, hidrokarbon gelirleri devlet kasasına girmeye devam etti.
Tankerler artık Hindistan ve Çin’e gidiyor ve ödemelerin çoğu ABD Doları yerine Çin Yuanı ile yapılıyor.
Rusya’nın petrol üretimi günde 9,5 milyon varil ile neredeyse savaş öncesi düzeye yakın seyrediyor.
Rus devleti, yüzlerce tankerden oluşan bir “gölge filo” satın alıp konuşlandırarak yaptırımlardan kaçındı.
Geçtiğimiz hafta maliye bakanlığı Ocak ayında hidrokarbon vergilerinin Ocak 2022 seviyesini aştığını bildirdi.
Rus petrol, gaz ve elmasları ile devam eden döviz akışı da rublenin değeri üzerindeki baskının hafiflemesine yardımcı oldu.
Batılı liderler bu durumun uzun sürmeyeceği kanısında ancak etkisinin de farkındalar.
Bir dünya lideri yakın zamanda özel bir konuşmada şunları söyledi: “2024 Putin için düşündüğümüzden çok daha olumlu olacak. Kendi endüstrisini düşündüğümüzden daha verimli bir şekilde yeniden organize etmeyi başardı.”
Rusya’nın dondurulan malvarlığı kullanılabilir mi?
Ancak bu ekonomik büyüme biçimi Moskova’nın petrol gelirlerine, Çin’e ve üretken olmayan savaş harcamalarına olan bağımlılığını büyük ölçüde arttırdı.
Petrol ve doğalgaza olan talep zirve yaparken, önümüzdeki yıl Körfez’deki rakip üretimin devreye girmesi Rusya’yı açığa düşürebilir.
Ukrayna’nın doğusundaki Donbas’ta havaya uçurulan tank ve mermilerin üretiminden elde edilen gayrisafi yurtiçi hasıladaki (GSYH) istatistiki artışlar da üretkenlikten uzak.
Bu arada Rusya’dan önemli bir beyin göçü de var.
Batı’nın stratejisi, Rusya’nın teknolojiye erişimini kısıtlamak, maliyetlerini yükseltmek, gelirlerini sınırlamak ve çatışmayı uzun vadede sürdürülemez hale getirmeye odaklı bir kedi-fare oyunu olarak tanımlanabilir.
ABD’li bir yetkili, “Rusya’nın parasını tank yerine tanker (petrol tankeri) almak için kullanmasını tercih ederiz” dedi.
Petrol piyasasındaki politikanın amacı, örneğin Hindistan’ın Rus petrolü almasını engellemeye çalışmak değil, bu ticaretten elde edilen kârın Kremlin’in savaş makinesine geri dönmesini sınırlamak.
Ancak bu direnç ve çıkmaz en azından bu yılın geri kalanında sürebilir. Bu durum Kremlin’in ABD’de olası bir başkan değişikliğini ve Ukrayna’nın savunmasına yönelik Batı fonlarının azalmasını bekleme stratejisini besliyor.
İşte bu nedenle dikkatler yeniden Rusya’nın dondurulan yüz milyarlarca dolarlık mali varlığının oynadığı merkezi role çevrilmiş durumda.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy geçen ay şunları söyledi: “Eğer dünyanın 300 milyar doları varsa neden kullanmayalım? Bu dondurulmuş fonların tamamı Ukrayna’nın yeniden inşa çabalarını finanse etmek için kullanılmalı.”
İngiltere Maliye Bakanı Jeremy Hunt ve Dışişleri Bakanı David Cameron bu öneriyi destekliyor.
Cameron, “Bu varlıkları dondurduk. Asıl soru bunları kullanacak mıyız?” diye soruyor ve şöyle devam ediyor:
“Bu paranın bir kısmını şimdi kullanmak, Rusya’nın Ukrayna’yı yasa dışı işgali nedeniyle ödemesi gereken tazminatların avans ödemesi gibi bir şey. Ukrayna’ya yardım etmek ve aynı zamanda Batılı vergi mükelleflerinin parasını kurtarmak için kullanılabilir.”
G7, üye ülkelerin merkez bankalarından teknik ve hukuki bir analiz yapmalarını istedi.
Merkez bankası temsilcileri tedirgin görünüyor.
Üst düzey bir finansçı “doları silah olarak kullanmak” adını verdiği yöntemin riskleri olacağını söylüyor. Geleneksel olarak merkez bankaları bu tür eylemlere karşı bağımsız ve dokunulmazlığa sahip.
Ukrayna için on milyarlarca dolar toplamak üzere fonları ya da yatırımlardan elde edilen kârları kullanacak bir plan da geliştiriliyor.
Ancak burada denge önemli. Eğer Rus varlıklarına bu şekilde el konulursa, bu durum Körfez, Orta Asya ya da Afrika’daki diğer ülkelere Batılı merkez bankalarındaki rezervlerinin güvenliği konusunda nasıl bir mesaj veriyor?
Bu ilişkiler küresel finansın ana arterlerinden bazıları ve enerji için kullanılan yüz milyarlarca doların dünya çapında geri dönüşümünü sağlıyor. Putin Çin’in artık Batı için olmasa da gelişmekte olan ekonomiler için bir alternatif olduğu mesajını vermek istedi.
Rusya ayrıca herhangi bir el koyma işlemi için mahkemeye başvuracağını ve karşılığında Rus bankalarında dondurulan Batılı şirketlerin benzer varlıklarına el koyacağını belirtti.
Yani, Rusya ekonomisi üzerindeki gölge savaş, bu çatışmanın ve dünya ekonomisinin nereye gittiğini anlamak için çok önemli.
Rusya’nın savaş ekonomisi uzun vadede sürdürülemez, ama ülkeye biraz daha zaman kazandırdı.
Rusya’nın bu beklenmedik direncini göstermesinin ardından Batı çıtayı yükseltmek üzere.
Finansal tedbirlerdeki bu tırmanışın nihai biçimi, Rusya ve Ukrayna’nın çok ötesinde sonuçlar doğuracaktır.
]]>Bu tartışma aynı zamanda Kazakistan’daki kimlik arayışını yansıtıyor: Ülke yönetimi İslam’a bağlılığını ortaya koyarken, Sovyet döneminden kalma kuralları gevşetme konusunda hala isteksiz.
Karagandalı yedinci sınıf öğrencisi Anelya, 13 yaşında hayalini gerçekleştirerek prestijli Nazarbayev Entelektüel Okulu’na (NIS) girmeyi başardı.
Kazakistan’ın eski cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in adını taşıyan bu okulda Anelya’nın planı onun izinden giderek ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı olmaktı.
Anelya, sınavlarda başarılı oldu ve yaklaşık 800 başvuru arasından en iyi 16. sonucu aldı.
Ağustos ayında hazırlık sınıfına katıldı, ancak ilk gün ailesi okula çağrıldı ve kızlarının orada okuyamayacağı söylendi.
Gerekçe ise 13 yaşından itibaren takmaya başladığı başörtüsüydü.
“NIS’te başörtümü taktığımda kendimi diğerlerinden farklı hissetmedim: Bu sadece bir kıyafet, bir aksesuar. Derslerimi ya da diğer öğrencilerle ilişkilerimi etkilemedi. Sınıf arkadaşlarım da bunu sorun etmedi” diyor Anelya.
Kazakistan’da Müslüman nüfus çoğunlukta. 2022 nüfus sayımına göre nüfusun % 69’u kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Ancak başka araştırmalara göre dindar Kazakların üçte birinden azı kendini koyu dindar olarak görüyor.
Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev de İslam’a bağlılığını açıkça ifade ediyor. Oysa Kazakistan anayasal olarak laik bir ülke.
Anelya gibi onlarca öğrenci, nüfusunun çoğunluğu Rusça konuşan bir sanayi şehri olan Karaganda’da benzer sorunlarla karşılaştı.
Ekim ayında, oradaki 47 kız öğrencinin ebeveynlerinin “Kazakistan Cumhuriyeti’nde eğitimle ilgili yasaların öngördüğü şekilde” sorumluluklarını yerine getirmedikleri için hukuk davalarıyla karşı karşıya oldukları ortaya çıktı.
2016 yılında eğitim bakanlığı “herhangi bir mezhebe ait dini kıyafetlerin okul formalarına dahil edilmesine izin verilmediğini” belirten bir yönerge yayınladı.
“Laik devlete dair açık bir tanım yok”
Ebeveynler ve insan hakları savunucularına göre okul yetkililerinin, vatandaşların kamu kurumlarında ücretsiz eğitim alma hakkını garanti altına alan Kazak anayasasının üzerinde bir bakanlık yönergesine öncelik vermesi kabul edilemez.
Bu tür durumlarda dindar ailelere yardımcı olan insan hakları aktivisti Zhasulan Aitmagambetov, “Kızların okul yetkililerinin baskısı altında başörtülerini çıkardığı birçok vaka var” diyor:
“Birkaçı direniyor ama derslere katılamıyor. Bu baskı, okullardaki dindarların sayısını azaltmanın bir yolu.”
Kazakistan hükümeti okullarda başörtüsü sorununu ele alırken devletin anayasa tarafından da güvence altına alınan laik yapısını vurguluyor.
Cumhurbaşkanı Tokayev, Ekim ayında yaptığı açıklamada, “Okulun öncelikle çocukların bilgi edinmek için geldikleri bir eğitim kurumu olduğunu unutmamalıyız. Çocukların seçimlerini büyüdükten ve kendi dünya görüşlerine sahip olduktan sonra yapmalarının daha doğru olacağına inanıyorum” dedi.
Almatı’daki Felsefe, Siyaset Bilimi ve Dini Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan dini çalışmalar uzmanı Asıltay Taşbolat, “Yetkililer ve uzmanlar arasında ‘laik devlet’ kavramının ne anlama geldiğine dair açık ve somut bir tanım yok. Toplumumuz henüz olgunlaşmadı ve tartışmanın her iki tarafı da ‘laikliği’ kendine göre yorumluyor. Bazı vatandaşlar laikliği ateizm olarak anlıyor” diyor.
Bazı ülkeler, Müslüman kadınların kamusal alanlarda belirli kıyafetler giymesine kısıtlama uyguluyor.
Bu kısıtlamalar genellikle başörtüsünden ziyade peçe gibi yüz kapatan örtüler için geçerli.
Çoğunluğu Müslüman olan devletlerin bu tür yasaklar getirmesi nadir olsa da Kazakistan’ın komşuları olan eski Sovyet cumhuriyetleri Özbekistan ve Tacikistan bu tür ülkeler arasında.
Bağımsızlıktan sonra Kazakistan’da dini dernekler gelişti ve camiler inşa edilmeye başlandı.
Sovyet döneminde birkaç düzine olan cami sayısı şimdi neredeyse üç bine ulaştı.
Ancak Sovyet döneminde dini işlere müdahale eden kurumun yerini, Kazak kültürüne ve laik devlet ilkelerine uygun geleneksel bir İslam versiyonunu teşvik etmekle görevli devlet destekli bir kurum olarak Kazakistan Müslümanlarının Ruhani İdaresi (DUMK) aldı.
Kazak hükümeti din üzerindeki kontrolü bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyor. Araştırmacılar 2005 yılından bu yana Kuzey Kafkasya, Afganistan-Pakistan bölgesi ile Suriye ve Irak’taki İslamcı hareketlerin etkisiyle ülkede aşırı dinciler tarafından gerçekleştirilen şiddet olaylarının arttığına dikkat çekiyor.
Kazakistan 2011 yılında ilk intihar saldırısını yaşamış, 2016’da ise silah dükkanlarına ve bir askeri üsse düzenlenen silahlı saldırılarda 25 kişi hayatını kaybetmişti. Dönemin Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, saldırganların İslam’ın köktendinci Selefi koluna mensup olduklarını açıkladı.
Sonraki yıllarda hükümet, dini cemaatlerin kayıt altında tutulması için yasal bir zorunluluk ve özel evlerde dini ayinlerin yapılmasının yasaklanması da dahil olmak üzere inanç alanında çeşitli kısıtlamalar getirdi.
“Alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar”
Hükümet bu tür önlemlerin amacını ülkeyi “radikal” dini fikirlerden korumak olarak açıklarken, insan hakları aktivistleri yasaların inananların haklarını sınırladığını ve devletin dini örgütlenmeyi sıkı bir şekilde kontrol etmesini sağladığını savunuyor.
Geçtiğimiz Ekim ayında hükümet, terörizmin ve köktendinciliğin teşvik edilmesine karşı yasa hazırlamak istediğini açıkladı.
Kültür ve Enformasyon Bakanı Aida Balayeva’ya göre yasa, bireylerin tanınması için peçe ve diğer yüz örtülerinin kamusal alanda takılmasını yasaklayacaktı, ama başörtüsünü yasaklamak gibi bir niyet olmadığını söyledi.
Anelya ise başörtüsü nedeniyle okuldan atıldı.
Babası Bolat Musin, kızının okuldan atılmasının yasalara aykırı olduğuna inanıyor. Okulun dini inanç sembollerinin takılmasını yasaklayan iç yönergelerinin iptali, kızının iadesi ve manevi zararlarının tazmini için dava açtı.
“Yetkililer ya bizi bir bürokratik kurumdan diğerine attılar ya da sadece başörtüsünü çıkarmamızı söylediler” diyor.
“Devletten net bir cevap bekliyoruz. Dindar bireyler olarak ne yapmamız gerektiği konusunda bize yol gösterin. Bizi şu seçenekle baş başa bırakmayın: ‘Toplumumuzda yaşamak istiyorsanız dininizi terk edin’.”
Karaganda’daki NIS okul yetkilileri Anelya’nın atılmasıyla ilgili yorum yapmayı reddetti. Haberin yayınlandığı sırada Eğitim Bakanlığı BBC’nin yorum taleplerine yanıt vermemişti.
DUMK, hükümetin yasaklarını doğrudan eleştirmemekle birlikte, Şeriat’ın kızların ergenliğe ulaştıklarında başörtüsü takmalarını gerektirdiğine dikkat çekerek ihtiyatlı bir açıklama yaptı. DUMK, hükümetin kendi görüşlerini dikkate alacağını umduğunu belirtti.
İnsan hakları aktivisti Zhaslan Aitmagambetov, Karaganda’daki dindar ailelerin kız çocuklarını eğitmek için hiçbir seçenekleri olmadığını söylüyor.
Ülkenin diğer bölgelerinde özel kız okulları var, ancak bunların yıllık maliyeti 700.000 tenge’ye (1.500 dolar) kadar çıkıyor.
Kazakistan’da ayrıca dokuz medrese var ancak bunların hepsi kızları kabul etmiyor.
“Bu konuyu bu yıl ve geçen yıl defalarca gündeme getirdik. Başörtüsü yasağından bahsediyorlar ama alternatif bir eğitim yolu sunmuyorlar” diyor Aitmagambetov.
İlüstrasyonlar: Maharram Zeynalov
]]>DAHA iyi hayat için başka ülkelere gitmek isteyenlerin umut yolculuğu rotasındaki Türk denizlerinde, geçen yıl 836 yasa dışı göçmen olayında 20 kişi ölü bulundu, 11 kişi kayboldu, 23 bin 977 göçmen sağ kurtarıldı. Denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olaylarında 2010-2023 yılları arasında 184 bin 175 göçmen sağ kurtarıldı, 923 kişinin cansız bedeni bulundu, 503 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti.
Akdeniz, son yıllarda ekonomik kriz ve savaş gibi nedenlerden Asya ile Afrika’daki ülkelerini terk etmek zorunda kalan kaçak göçmenlerin Avrupa ülkelerine sığınmak için tercih ettiği tehlikeli sular haline geldi. Daha iyi yaşam umuduyla çoğunlukla Orta Doğu ve Asya’dan Avrupa’ya gitmeye çalışan kaçak göçmenlerin zorlu yolculuk gerçekleştirdiği Türkiye denizlerinde, 2 Eylül 2015’te fiber teknenin batması sonucu Bodrum’da sahile vuran 3 yaşındaki Suriyeli Aylan bebeğin cansız bedeni, dünyada kaçak göçmenlerin yaşadığı sorunların simgesi oldu.
17-22 Ocak tarihleri arasında Antalya’da 6 günde 7, Muğla’da ise 1 ceset sahile vurdu. Cesetlerin, 11 Aralık 2023’te Lübnan ile Suriye arasındaki sahil bölgesinden Kıbrıs’a doğru hareket ederken bağlantısı kesilen ve 90 kişiyi taşıyan teknenin battığı, cesetlerin Antalya kıyı hatlarına sürüklendiği ihtimali üzerinde duruldu. Antalya’da kıyıya vuran cansız bedenlerin üzerindeki kıyafetlerin üretim yerinin Suriye olduğu tespit edildi.
23 BİN 977 GÖÇMEN SAĞ KURTARILDI
2023’te Türk denizlerinde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı sayısı 836 olarak kayıtlara geçti. Denizlerde 23 bin 977 göçmen sağ kurtarıldı, 20 göçmen ölü bulundu, 11 göçmen de kayboldu.
14 YILDA 923 GÖÇMEN ÖLÜ BULUNDU
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü verilerine göre, denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olaylarında 2010-2023 yılları arasında 184 bin 175 göçmen sağ kurtarıldı, 923 kişi ölü bulundu, 503 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti. Arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı sayısı, 2010’dan 2023’e 23 kat arttı. 2010’da denizlerde arama-kurtarma gerektiren 36 yasa dışı göçmen olayı yaşandı. Bu olaylarda 1073 göçmen sağ kurtarıldı, ölüm ve kayıp olayı gerçekleşmedi.
ÖLENLER, KAYBOLANLAR, SAĞ KURTARILANLAR
2010-2023 yıllarını kapsayan süreçte denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı, kaybolan, ölü bulunan ve sağ kurtarılan kişi sayısı şöyle:
2010’da yasa dışı göçmen olay sayısı 36, sağ kurtarılan kişi sayısı 1073.
2011’de yasa dışı göçmen olay sayısı 13, sağ kurtarılan kişi sayısı 555, ölü bulunan kişi sayısı 1.
2012’de yasa dışı göçmen olay sayısı 60, sağ kurtarılan kişi sayısı 1638, ölü bulunan kişi sayısı 62.
2013’te yasa dışı göçmen olay sayısı 242, sağ kurtarılan kişi sayısı 7 bin 161, ölü bulunan kişi sayısı 40, kayıp kişi sayısı 16.
2014’te yasa dışı göçmen olay sayısı 490, sağ kurtarılan kişi sayısı 12 bin 467, ölü bulunan kişi sayısı 74, kayıp kişi sayısı 81.
2015’te yasa dışı göçmen olay sayısı 1540, sağ kurtarılan kişi sayısı 58 bin 570, ölü bulunan kişi sayısı 263, kayıp kişi sayısı 201.
2016’da yasa dışı göçmen olay sayısı 301, sağ kurtarılan kişi sayısı 11 bin 751, ölü bulunan kişi sayısı 158, kayıp kişi sayısı 96.
2017’de yasa dışı göçmen olay sayısı 68, sağ kurtarılan kişi sayısı 2 bin 36, ölü bulunan kişi sayısı 56, kayıp kişi sayısı 30.
2018’de yasa dışı göçmen olay sayısı 120, sağ kurtarılan kişi sayısı 3 bin 234.
2019’da yasa dışı göçmen olay sayısı 255, sağ kurtarılan kişi sayısı 3 bin 583, ölü bulunan kişi sayısı 75.
2020’de yasa dışı göçmen olay sayısı 294, sağ kurtarılan kişi sayısı 9 bin 164, ölü bulunan kişi sayısı 45, kayıp kişi sayısı 50.
2021’de yasa dışı göçmen olay sayısı 729, sağ kurtarılan kişi sayısı 18 bin 529, ölü bulunan kişi sayısı 15.
2022’de yasa dışı göçmen olay sayısı 1109, sağ kurtarılan kişi sayısı 30 bin 437, ölü bulunan kişi sayısı 41, kayıp kişi sayısı 18.
2023’te yasa dışı göçmen olay sayısı 836, sağ kurtarılan kişi sayısı 23 bin 977, ölü bulunan kişi sayısı 20, kayıp kişi sayısı 11.
]]>“45 yıl önce, hiçbir devrimci insanların onlara suçlu gözüyle bakacağı bir günün geleceğini düşünemezdi” diyor Sadegh Zibakalam. O, 1979 İslam Devrimi’nde Şah’a karşı protesto için sokağa çıkan milyonlarca İranlıdan biri.
Ancak şimdi, devrimin 45. yılında çoğu genç, İran liderlerini, devrimi ve onu savunanları sorguluyor. 2022 yılında, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin başörtüsünü olması gerektiği şekilde takmadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından öldürülmesinin ardından rejim karşıtı protestolar güç kazandı.
İnsan hakları ihlalleri, kısıtlanan sosyal özgürlükler ve İran devletinin ekonomisi de hoşnutsuzluk yaratıyor.
İran’ın nükleer aktiviteleri sonucu Batı tarafından uygulanan yaptırımlar ekonomisine zarar veriyor ve enflasyon, Ocak’a kadarki son 12 ayda yüzde 43’e yükseldi. Ayrıca ABD’nin bölgedeki İran destekli gruplara karşı füze saldırıları devam ediyor.
Genç neslin bir kısmı, İran’ın bugünkü durumundan devrimcileri sorumlu tutuyor ve “gerçekten bunun için mi savaştıklarını” soruyor.
Üniversite yıllarını İngiltere’de geçiren Zibakalam, “Bunu dikbaşlılıktan ya da nefretten ya da gurur ve önyargıdan söylemiyorum, ancak 1979’a geri dönsek, aynısını yapar ve devrimde yer alırdım” diyor:
“Ne istedik? Özgür seçimler, siyasi suçluların olmamasını, ülkenin liderinin ne istiyorsa onu yapmamasını istedik.”
Devrimi değil, ülkenin liderlerini suçluyor.
“Ben ve benim gibi insanların hatası, devrimin hedefleri olan özgürlük ve demokrasi yerine, antemperyalist sloganları takip ettik, ‘Amerika’ya ölüm’ ve ‘İsrail’e ölüm’ ya da ‘İsrail’i yok edeceğiz’ gibi.”
Bugün hala 1970’lerde uğruna savaştığı prensiplere inanıyor. Geçen yıl, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” protestolarına katıldığı için Tahran Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretmenliği işini kaybetti.
45 yıl önce, İslami Cumhuriyet’in kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin devrimcilere verdiği söz özgürlüktü.
1978 yılında Fransa’da sürgündeyken yaptığı bir konuşmada Humeyni, “Özgürlük bir insan hakkı. Bir ülkenin bağımsızlığı herkesin hakkı. Bir insanı hapsedip özgürce konuşmasını engellememelisiniz” demişti.
Bu konuşmaları dinlemek artık pek çok kişinin, özellikle de Humeyni dönemini hiç yaşamamış kuşakların, aktivistlerle mevcut düzen arasındaki bugünkü mücadeleyi düşünmeye itiyor.
Şah ve Humeyni’nin devrimdeki rolü
Muhammed Rıza Pehlevi, Batılılaşma, ekonomik büyüme, İran’ın antik ve İslam öncesi tarihini ulusal bir gurur olarak aşılamaya odaklandığı 37 yıldan fazla süre ülkeyi yönetti.
1960’larda kadınlara oy hakkı verildi ve görece erkeklerle eşit haklar sağlandı.
Tahran, bütün gece kulüpleri ve kabareleriyle bir parti şehri olarak biliniyordu, İran şarabı dünyaya ihraç ediliyordu.
Ancak bu sosyal özgürlüklere rağmen, Şah otokratik tarzı ve demokrasi yoksunluğu nedeniyle eleştirilerle karşılaşıyordu. Şii Müslüman din adamları onu İslami değerleri yıkmakla suçluyordu. İran’ın komşusu Sovyetler Birliği’nden etkilenen solcu gruplar ise ülke genelinde daha eşit haklar için çağrı yapıyordu.
1978’in ortalarına kadar çok az kişi İran’ı derinden değiştirebilecek bir devrimi hayal edebilirdi, ancak bu devrim gerçekleştiğinde, solcu aydınları, milliyetçileri, laikleri ve İslamcıları kapsıyordu.
Yıl ilerledikçe Şah karşıtı göstericiler taleplerini giderek daha fazla dini terimlerle çerçevelemeye başladı. Yıl sonunda, sokaklarda İslami söylem üstün gelmişti.
Humeyni kendini, birleştirici bir İslam hükümetinin başı olarak gösteriyordu. Milyonlarca kişi, İran’ı Kur’an’da belirtilen vaat edilen İslam toplumuna dönüştürmeye çalışan kutsal bir figür olarak ona saygı gösteriyordu. Humeyni, Müslüman cemaatinin başı olan İmam unvanını aldı.
1979’da televizyonlarda milyonlarca insanın Tahran sokaklarında 15 yıl sonra sürgünden dönen Humeyni’yi karşılamak için sıralandığı anları gösteriyor. Videolarda, kalabalıklar arabasını durduruyor ve bereket umarak ona doğru kumaş parçaları fırlatıyordu.
İran’a gelmesinden önce, belli bir gün saat 22.00’de gökyüzüne bakıldığında, başarının işareti olarak Ay’ın yüzeyinde Humeyni’nin yüzünün görüleceği dedikodusu yayılmıştı. Çoğu kişi bunu denedi.
İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin eşi Farah Pehlevi şu an sürgünde yaşıyor.
“Çok şaşırmıştık, kendimize ‘insanları buna inanmaya iten ne’ diye soruyorduk” diyen Pehlevi, eşi ve üç çocuğuyla 1979’un başında “tatil” adı altında İran’ı terk etmiş ve bir daha geri dönmemişti.
Devrime giden haftaları düşününce, artık hayatta olmayan eşi için, “bu ülke için sarf ettiği tüm çabadan sonra bu olanları görmek derin bir üzüntüydü” diyor.
Gösterilerde yer alanların çoğunun akademisyen ve entelektüel olduğunu belirtiyor. “Kendimize sürekli, ‘ne çeşit gruplar insanların beyinlerini doldurup onları sokaklara dökebilmişti’ diye soruyorduk.”
Humeyni’yi destekleyen solcu ve din karşıtı gruplar arasında, komünist İran Tudeh Partisi de vardı. Şu an Londra’da yaşayan Shahran Tabari, bu partinin bir üyesiydi ve amcası partinin lideriydi. Şimdi, Şah’ı devirme kararını sorguluyor. “Demokrasinin ne olduğunu anlamadık” diyor.
Muhalefetteki bazı insanların olan biteni kabul etmediğini ancak sessiz aldığını söylüyor:
“Herkes ne olursa olsun Şah’ın gitmesini istedi. Nasıl olduğunu anlamak zor. Sanki hepimizin beyni yıkandı ve manipüle edildik.”
“Hedefe giden her yolda her şey mubahtır”
Ona katılanlardan biri Homa Nategh. Devrim sırasında Tahran Üniversitesi’nde profesördü. 2016’da ölen Nategh, kendisini sorumlu hissediyordu.
Devrimin solcu beyinlerinden biri olarak tanınıyordu. Harekete destek veren kitap ve makaleler yazdı, çeviriler yaptı.
Devrim rejimi başa geldikten birkaç ay sonra, Nategh dini yetkililerle ilgili gerçekleri fark etti ve Fransa’ya kaçtı.
“Benim suçluluğum diğerlerinden daha büyük” diye yazdı 1990’lardaki bir makalesinde:
“Devrim sırasında, hem eğitimci hem araştırmacı olarak görev aldım. Ne yazık ki, ben de bu coşkuya kapıldım, çekincelerimi ve bilgilerimi bir kenara bırakıp sokaklardaki kalabalığa katıldım, kendimi kalabalığın cehaletiyle aynı hizaya getirdim.”
Aynı zamanda BBC’ye verdiği sayısız röportajda, çalışmalarının insanları Şah’ı devirmek için kışkırttığını ve 1970’lerde yazdıklarına artık katılmadığını söylemişti:
“Hedefe giden her yolda her şey mubahtır. Özgürlük için haykırıyorduk ancak bunun gerçek anlamını çok az anlıyorduk. Özgürlüğün özünü ne ben ne de başka biri anladı, onu kendi çıkarlarımıza uyan şekilde yorumladık.”
Sadegh Zibakalam, insanların manipüle edildiğini ve beyinlerinin yıkandığını reddediyor:
“Asla bu şekilde değildi. Fotoğraflara bakın. Habersiz oldukları için onları suçlayamazsınız. Devrimciler kimdi? Öğrencilerdi, üniversite profesörleriydi. Propagandayla yönlendirildiklerini öne sürmek saygısızlıktır.”
Devrimden sonra çeşitli sol gruplar yasaklandı, üyeleriyse Humeyni’nin İslam Devrimi’ni kurmasına yardım eden, devrimin öne çıkan figürlerinden bazılarıyla birlikte infaz edildi.
Yine de Zibakalam eleştirilerin “halkın mevcut rejimden duyduğu memnuniyetsizlikten kaynaklandığına” inanıyor.
İran liderlerine göre devrim İran’ı yabancı ülke, özellikle de ABD ve Batı’dan özgürleştirdi. İslam Devrim Muhafızları’nı ve ulusal silah endüstrisinin kurulmasını savunmadaki bağımsızlığın kanıtı olarak gösteriyorlar. Özellikle en yoksul kesim için sağlık ve eğitim sağladıkları için övgü alıyorlar.
“Acıyı yanımda taşımak istemiyorum”
Ancak Pehlevi yönetimini sona erdiren devrimden 40 yıl sonra, İslam Cumhuriyeti yeni bir problemle karşı karşıya kaldı ve bazı protestocular Pehlevi kralları lehine slogan atıyordu.
“Rıza Şah, ruhun şad olsun” ve “Kralsız bir İran doğru değil” bunlardan bazıları.
Ayrıca bazı eski devrimciler af diliyor.
“Yıllarca devam eden propagandaya rağmen, insanların kralın İran için yaptıklarını şimdi anlaması cesaret verici” diyor eski Kraliçe Farah Pehlevi:
“Çoğu bana devrime katıldığı ancak şimdi pişman olduğunu söyleyen mailler atıyor. Onları affetmemi istiyorlar”.
“Affedecek misiniz?” diye soruyorum.
“Tabii ki” diyor, “Çünkü acıyı yanımda taşımak istemiyorum.”
]]>Ermenistan’ın başkenti Erivan’dan yola çıktığımızda geç bir sonbahar sabahıydı. Dağlık bölgelerde yarım saat yol aldıktan sonra şoför arabayı durdurdu ve rehberim Sofya Hakobyan araçtan inmem için işaret etti.
Solumda, Alagöz (Ermenice adıyla Aragats) Dağı’nın karla kaplı, dört tepeli zirvesi uzakta belirdi. Otoyolun kenarından Ermenistan’ın en yüksek dağının eteklerine kadar uzanan çimenli yaylalar uzanıyordu.
“Alfabe Parkı’ndayız. Burası 2005 yılında Ermeni alfabemizin 1.600’üncü yıldönümünü kutlamak için inşa edildi” dedi Hakobyan.
Pastel pembe, sarı ve açık siyah taştan oyulmuş heykellerin üzerine çiçekler ve semboller kazınmıştı. Hakobyan beni U şeklindeki heykele götürdü.
“Bu bizim büyük harflerle Ermenice ‘A’ harfimiz” dedi. “Etrafımızda gördükleriniz alfabemizin diğer harfleri. Bunları 1.600 yıl önce (Ermeni rahip ve dil uzmanı) Mesrop Maştots icat etmiş.”
Bakışlarını sakallı ve cübbeli yaşlı bir adamın devasa heykeline doğru takip ettim. İki gün önce Matenadaran’ın (kütüphane) girişinde de onun heykelini görmüştüm.
Erivan’daki Matenadaran’ın heybetli bazalt binası kale benzeri bir görünüme sahip olsa da aslında araştırma enstitüsü olarak da kullanılan bir eski el yazmaları kütüphanesi (scriptorium). Çeviri edebiyat, felsefe, teoloji, matematik bilimleri ve beşeri bilimler, şiir, hukuk, tarih ve sanat gibi tematik bölümler halinde düzenlenmiş sergilerin yer aldığı salonları gezmiştim.
Burası değerli arşiv belgeleri ve erken dönem basılı kitaplarla doluydu. Yunanca, Arapça, Farsça, Süryanice, Latince, Etiyopyaca, Gürcüce ve İbranice gibi dillerde yazılmış çok çeşitli Ortaçağ el yazmaları burada özenle korunuyor.
Grigor Stepanyan, “Burası bizim için kutsal bir yer” dedi ve Maştots’u işaret ederek, “Ama o hepsinin en önemlisi ” diye ekledi.
Maştots’un Ermeni alfabesini icat etmesinin neden Ermeni tarihinin en önemli olayları arasında sayıldığını merak ediyordum. Stepanyan, yakındaki bir kafede koyu ve sert Ermeni kahvesini yudumlarken, “Maştots alfabeyi İncil’i Ermeniceye çevirmek için kullanılabilecek şekilde tasarladı” diye açıkladı.
301 yılında Ermenistan, dünyada Hristiyanlığı resmi din olarak kabul eden ilk ulus oldu. Ancak Stepanyan, bundan sonra yaklaşık yüz yıl boyunca, eskiden doğaya tapan vatandaşlarını dönüştürmek için acımasız yöntemlere de başvurulduğunu söyledi. 4’üncü yüzyıl sonlarında Ermeni kraliyet sarayında çevirmen olarak görev yapan Maştots, bu zorlayıcı ve çoğu zaman şiddet içeren yöntemlere tanık olmuştu.
Stepanyan, “Maştots’un yaptığı oldukça zekiceydi” diye anlatıyor. Maştots, Ermenilerin Hristiyanlığa duyduğu nefretin o dine yabancılıktan kaynaklandığını anlamıştı: Yeni Ahit de dahil, Hristiyan ayin ve teolojisinin Yunanca ve Süryanice çevirileri Ermenilere çok yabancıydı.
Stepanyan, Maştots’un yeni alfabesini fonetik bir tarzda oluşturduğunu, böylece Ermenilerin zaten konuşmakta oldukları bir dilin yazılı formuna kolayca adapte olabildiklerini belirtiyor. “Harfler, dönemin diğer yazı dillerinin harflerinden çok farklı, bağımsız bir karaktere sahip, çok farklı şekillerde tasarlandı” diye ekliyor.
Böylece dilleri Ermenilere yeni bir kimlik kazandırdı.
Sonraki 1.500 yıl boyunca alfabe, Ermeni kültürel kimliğinin merkezinde yer alan ulusal bir gurur noktası, Romalılar, Bizanslılar, Persler ve Osmanlılar gibi yabancı güçler tarafından neredeyse sürekli olarak yönetilen ve sömürgeleştirilen savaştan zarar görmüş topraklar için bir dayanışma sembolü olarak kalacaktı. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Ermenistan’ın bağımsız bir cumhuriyet olarak ortaya çıkmasıyla bu süreç sona erdi.
Stepanyan, “Alfabemiz olmasaydı kayıp bir ırk haline gelirdik” diyor.
Hakobyan da aynı fikirde:
“Ülkemiz defalarca tecavüze uğradı, parçalandı ve yağmalandı. Ama tutunabilmemizin nedenlerinden biri belki de her zaman güzel bir alfabeyle çevrelenmiş güzel bir dile sahip olduğumuzu bilmemizdi.”
Alfabe Parkı’nda yürürken, Hakobyan bu güzel harf dizisinin zenginliği ve esnekliğinin, yazılı formunun başlangıcından bu yana kesintisiz bir edebi geleneğin sürdürülmesine yardımcı olduğunu anlattı.
Ermeni harflerinin estetik açıdan etkileyici şekillerinin, halk sanatında ve kaligrafide uzun süredir kullanıldığını ve Unesco’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne girdiğini biliyordum. Ancak bu zarif, sanatsal tasarımların aynı zamanda gizli kodlar ve kriptografilerle dolu olduğunu ve gizli özelliklere sahip olduğunu bilmiyordum.
“Öncelikle, alfabe karmaşık ama sofistike bir sayısal sistemin yapısını oluşturuyordu” diyen Hakobyan, Maştots harflerinin matematiksel hesaplamalar için de kullanıldığını belirtti.
Alfabenin bir parçası olmalarının yanı sıra, orijinal 36 harfin tümü, alfabedeki sıralarına göre belirlenmiş bir sayısal değere de sahip. Dört sütun ve dokuz satır halinde düzenlendiğinde, her sütundaki harfler sırasıyla tekli, onlu, yüzlü ve binli rakamları temsil ediyor. Hakobyan, bunların Ermeni takvimine göre tarihleri belirlemek için bile kullanılabileceğini söyledi.
Mesrop Maştots heykelinin yanına geri döndük. Küçük bir tümseğin üzerinde yükselen bilge yaşlı adam ayaklarına bakıyordu, nazik, düşünceli bakışları dikkat çekiyordu.
Yolculuğumuza devam etme zamanı gelmişti. Arabaya binmeden önce arkama baktım ve bu eski alfabenin inanılmaz mirasını düşündüm.
]]>“Şubat’tan nefret ediyorum.”
66 yaşında Saraybosnalı Advija Mujaric bu birkaç kelimeyi söylerken sesindeki yoğun acı ve dehşet hissediliyor.
30 yıl önce, 5 Şubat 1994’te, eski Yugoslavya topraklarındaki en ağır savaş suçlarından birinin yaşandığı Markale pazar yerindeki saldırıda ağır yaralanmıştı.
BBC Sırpça’ya konuşan Mujaric, “Benim için 5 Şubat her şeyi yok etti. Yaşamım alt üst oldu, bütün ailem yok edildi” diyor.
Saraybosna pazar yerine o gün alışveriş yapmak için giden 68 kişi saldırıda öldürüldü ve 142 kişi yaralandı.
Aynı pazar yerine 28 Ağustos 1995’te yapılan ikinci bir saldırıda da 37 kişi öldü ve 90 kişi yaralandı.
Saldırıların doğrudan faili bulunamadı ancak Markale farklı mahkeme kararlarına konu oldu.
Saraybosna’da yıllar süren ve 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği kuşatmayı yöneten Sırp ordusunun Saraybosna-Romanya Kolordu Komutanı Stanislav Galic, 2006 yılında Markale’nin bombalanması dahil farklı suçlardan ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Çatışma nasıl başladı?
1980’lerin sonundaki siyasi kriz, eski Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nde (SFRJ) hızla çatışmaları tetikledi.
Önce Slovenya, sonra çatışmaların başladığı Hırvatistan bağımsızlığını ilan etti ve ardından Bosna-Hersek’e sıçradı; burada en güçlü ivmeyi kazandı.
Saraybosna kuşatması çok geçmeden başladı.
Bundan sonraki üç buçuk yıl boyunca 250 binden fazla insan, Sırp ordusunun bombardımanı ve keskin nişancı saldırılarının altında yaşayacaktı.
Hayat, elektrik ve ısınma olmadan, yiyecek ve su sıkıntısı içinde devam etti.
71 yaşındaki Amra Kihic, BBC’ye, “Büyük açlık vardı. Salam, tereyağı, kremanın neye benzediğini yıllar içinde unuttum” diyor.
Ve bu ortamda Markale pazarının önemini şöyle anlatıyor:
“Burası yaşamın kaynağıydı, para bile yoktu, herhangi bir şey için sadece takas vardı.
“Kıyafetler, ayakkabılar, insani yardımdan gelen gıda, vakumlu peynir, konserve gıdalar, çorba, un, şeker, tuz ve diğer şeyler.”
Ödeme aracı sigaraydı ve fiyatlar genellikle inanılmaz derecede yüksekti.
Pazarda ayrıca kentte ve cephede yaşanan olaylarla ilgili bilgi alışverişinde bulunulurdu.
Kihiç, “Buraya, binaların arasına bir bombanın düşeceğini asla düşünemezdik” diyor.
30 yıldan sonra görgü tanıklarının hafızalarında olay canlılığını koruyor.
O dönem Saraybosna Emniyetinde polis memuru ve müfettiş olan Dragan Miokovic, patlama anından 45 dakika sonra olay yerine gittiğini anlatıyor:
“Ne bir ceset ne de yaralı bulabildim, kelimenin tam anlamıyla bir mezbahayı andırıyordu.
“Her yer kan içindeydi, bağrışmalar duyuluyordu, insanlar sevdiklerini arıyordu, gerçekten korkutucuydu”.
Katliamın ardından Sırp Ordusu ve Bosna Hersek Ordusu, saldırının sorumluluğuyla ilgili birbirlerini hızla suçlamaya başladı.
Birleşmiş Milletler’in eski Yugoslavya Özel Delegesi Japon diplomat Yasushi Akashi, beş balistik uzmanın yer aldığı bir komisyon kurdu.
2013 yılında Bosna Hersek’te yayın yapan Nezavisne’ye verdiği demeçte, “Uzmanların bombanın nereden düştüğünü değerlendirmesi zordu.
“Tamamen kabul ettiğim sonuç, saldırının her iki taraftan da gelebileceği yönündeydi” dedi.
Akashi daha sonra, Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karadiç’in ömür boyu hapse mahkum edilmesinin istendiği duruşmada savunma tanığı olacaktı.
Markale’den sonraki günlerde, “bir ya da iki günlüğüne sessizlik oldu” diyor Mikoviç.
Ancak sonraki günlerde yaşam mücadelesi devam ettiğini anlatıyor.
Markale’de bugün de pazar kuruluyor. Her tür ürün var. Taze sıkılmış nar oldukça popüler.
Ancak satıcılar pazarın kışları iyi çalışmadığından şikayet ediyor.
Büyük sorunun süpermarketler olduğunu ve bu yüzden meyvelerini aldıkları fiyata sattıklarını söylüyorlar.
Ancak bunun her yerde, hem Sırbistan hem Hırvatistan’da da aynı olduğunu ekliyorlar.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş Türkiye’nin onur konuğu olduğu, Çok Boyutlu Sosyal Kalkınma İçin Arap Forumu dolayısıyla geldiği Katar’ın başkenti Doha’da temaslarına devam etti. Göktaş, yaptığı açıklamada pilot olarak deprem bölgesinden başlanacak Aile ve Gençlik Fonu için başvuruların 15 Şubat’tan itibaren alınacağını belirterek, “Programdan yararlanmak isteyenlerin Bakanlığımızın evlilik öncesi sunacağı eğitim ve danışmanlık hizmetinden yararlanmaları ve evlenmelerinin ardından sunulacak eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanmayı taahhüt etmeleri gerekiyor” dedi.
Katar Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nı ziyaret ederek Mehmetçik ile bir araya gelen Göktaş, tören mangası tarafından selamladı. Daha sonra birlik komutanından faaliyetlere ilişkin bilgi alan Bakan Göktaş, personelle bir araya geldi. Katar ile Türkiye arasındaki derin ve tarihi dostluğa vurgu yapan Göktaş, “Katar’ın, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye’ye verdiği destek ve gösterdiği dayanışma, iki ülke arasındaki bağların ne denli güçlü olduğunun en somut örneğidir. Her iki ülkenin de karşılaştığı zorluklara omuz omuza vererek göğüs germemiz, birliğimizin ve kardeşliğimizin en güçlü ifadesidir” ifadelerini kullandı.
Mehmetçiğin Katar’da üstlendiği görevlerle iki ülke arasındaki iş birliğini pekiştirdiğini ifade eden Göktaş, “Katar’da yürüttüğünüz misyon, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanmasında kilit bir role sahiptir, bu nedenle her birinizin çabası takdire şayandır. Göreviniz, sadece askeri bir vazife değil, aynı zamanda iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin bir simgesi olarak önem taşımaktadır. Hem bölgesel hem de global düzeyde barış ve istikrarın korunması için yaptığımız katkılar, Türkiye’nin dünyadaki konumunu güçlendiriyor” açıklamalarında bulundu.
“TÜRKİYE FORUMUN ONUR KONUĞU OLDU”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, ziyaretlerinin ardından açıklamalarda bulunarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.Çok Boyutlu Sosyal Kalkınma İçin Arap Formu kapsamdaki temasları sorulması üzerine Göktaş, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik iyi uygulamalardan dolayı Türkiye’nin forumun onur konuğu olduğunu vurguladı.
Forum sonucunda kabul edilen Doha Deklarasyonu’nda bu konudaki çalışmalarından dolayı Türkiye’ye teşekkür edildiğini ifade eden Göktaş, Katar, Filistin, Mısır ve Ürdünlü mevkidaşlarıyla da görüştüğünü söyledi.
Bakan Göktaş, görüşmelerine ilişkin, “İlişkilerimizi geliştirmek, sosyal hizmet alanında iş birliğimizi artırmak ailenin güçlendirilmesine yönelik uluslararası alanda ortak bir dil oluşturmak konusunda görüş birliğinde olduğumuzu bir kez daha gördük. İş birliğimizi daha da artırmak konusunda mutabakata vardık” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Filistin’e yönelik insanlık dışı saldırılarının da görüşmelerin bir diğer konusunu oluşturduğunu aktaran Göktaş, “Bir an önce ateşkesin sağlanmasına ve insani yardımların bölgeye sınırlandırılmadan ulaştırılmasına yönelik görüşmelerimizi ve birlikte yapılabilecek konuları ele aldık” dedi.
AİLE VE GENÇLİK FONU’NA BAŞVURU ŞARTLARI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Aile ve Gençlik Fonu’na başvuruların başlayacağına yönelik açıklaması hatırlatılarak, başvuru şartlarına ilişkin soru üzerine Bakan Göktaş, başvuruların 15 Şubat’tan itibaren alınmaya başlanacağını belirtti.
Başvuru için Bakanlığın “aile.gov.tr” internet sitesini işaret eden Bakan Göktaş, “Cumhurbaşkanımızın vizyonu doğrultusunda oluşturulan Aile ve Gençlik Fonu’nda pilot bölge olarak deprem bölgesini belirledik. Deprem bölgesi için şartları özellikle esnettik, farklı tutuyoruz. Gençlerimizin hem evlilik hayallerine hem de farklı projelerine destek olmayı hedefledik. Aile kurma yolunda ilk adımı atacak gençlerimize faizsiz kredi imkanı sunacağız. Gençlerimiz bu destek ile aynı zamanda kendi projelerini de hayata geçirebilecek. İlerleyen süreçte ise programı tüm gençlerimizi kapsayacak şekilde bütün Türkiye’de yaygınlaştıracağız. Programın ekonomik destek kısmı ile başvurusu onaylanan kişilere toplam 48 ay vadeli 2 yılı geri ödemesiz 150 bin lira kredi desteği sunulacak. Fonda biriken para ile orantılı şekilde süreci yürüteceğiz.”
Göktaş, “Programdan yararlanmak isteyenlerin Bakanlığımızın evlilik öncesi sunacağı eğitim ve danışmanlık hizmetinden yararlanmaları ve evlenmelerinin ardından sunulacak eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanmayı taahhüt etmeleri gerekiyor” dedi. Başvuru için gerekli diğer şartların da yakın zamanda açıklanacağını belirten Göktaş, “Bu fonla Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinden elde edilecek gelirlerle gençlerimizin geleceğine yatırım yapacak, onların hizmetine sunacağız” dedi.
“DİZİ YAPIMCILARI VE MEDYA SEKTÖRÜ TEMSİLCİLERİYLE TOPLANTI YAPACAĞIZ”
Dizilere yönelik tartışmaların ardından “dizi yapımcıları ile bir araya geleceği yönündeki” açıklaması hatırlatılarak bu konudaki son durumun sorulması üzerine Göktaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye yolunda kararlılıkla ilerlediklerini belirtti. Aileyi “medeniyetin kilit taşı” olarak nitelendiren Göktaş, şunları söyledi;
“Dünya genelinde yaşlanan nüfus, doğurganlığın düşmesi ve demografik tehditler söz konusu. TÜİK’in son verilerinde ülkemizde de azalan doğurganlık ve yaşlanan nüfustan bahsediliyor. Bu kapsamda, ailenin her türlü tehdit ve tehlikeden korunması için önemli çalışmalar yürütüyoruz. Aile Eğitim Programı, Evlilik Öncesi Eğitim Programları ve aile danışmanlığı gibi hizmetlerimizi yaygınlaştırarak koruyucu ve önleyici bir yaklaşım ortaya koyuyoruz. Son olarak, aile konusunu detaylı ele aldığımız ‘Aile Çalıştayları’nı 81 ilde gerçekleştirdik. Yoğun bir katılımla Aile Şurası’nı gerçekleştirdik. Tüm bu çalışmalarımızın tespitlerini ilgili paydaşlarla paylaşmak ve istişare etmek için çeşitli toplantılar planlıyoruz. Bu tespitler ışığında eylem planımızı hazırlıyoruz.”
RTÜK ile Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesine Yönelik İş Birliği Protokolü’nü imzaladıklarını hatırlatan Göktaş, şu ifadeleri kullandı;
“Bu protokol çerçevesinde, dizi yapımcıları ve medya sektörü temsilcileri ile 29 Şubat’ta önemli bir toplantıyı gerçekleştireceğiz. Akademisyenlerin de katılacağı toplantıda hassasiyetlerimizi aktaracağız, sorunları beraberce ele alacağız ve gerekli adımları atacağız. Bu sene 15 Mayıs’ta BM’nin Aile Günü ilanının 30’ncu yılını kutlayacağız. Ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor.”
]]>“RUSYA’YI YENİLGİYE UĞRATMAK İMKANSIZ”
Rus lider, “Şu ana kadar Rusya’yı savaş alanında stratejik bir yenilgiye uğratma yönünde gürültü ve çığlıklar vardı. Ama şimdi görünüşe bakılırsa bunu başarmanın, eğer mümkünse, çok zor olduğunu anlamaya başlıyorlar. Bana göre öyle, imkansız.” dedi.
“SAVAŞI DURDURMAK İSTİYORSANIZ SİLAH TEDARİKİNİ BIRAKIN”
Putin, Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta haklı olduğunu tarihi gerekçelerle uzun uzun anlatırken, Washington yönetimine, “Eğer gerçekten savaşı durdurmak istiyorsanız, silah tedarikini bırakmanız gerekir.” diye seslendi.
İSTANBUL’DAKİ BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE DE DEĞİNDİ
Ukrayna’daki savaşın ikinci yılının geride kaldığı günlere denk gelen röportajda Putin, Rusya ve Ukrayna’nın “er ya da geç” anlaşmaya varacağını söyleyerek, müzakere yolunun açık olduğuna da işaret etti. Ukrayna ile Rusya arasında Türkiye’nin arabuluculuğu ile İstanbul’da yapılan barış görüşmelerine birçok kez değinen Putin, İstanbul görüşmelerinde mutabakata varılan kararların uygulanması durumunda savaşın çoktan bitmiş olabileceğini, ancak ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin vazgeçirmesiyle Ukrayna’nın geri adım attığını iddia etti. NATO’nun genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
“NATO GENİŞLERSE HER ŞEY SOĞUK SAVAŞ SIRASINDAKİYLE AYNI OLACAK”
Rus lider Vladimir Putin, iki saatten fazla süren röportajda, NATO’nun 1990’ların başından bu yana yürüttüğü genişleme çabalarından duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koydu. NATO’nun genişlemesine gerek olmadığını savunan Putin, “NATO genişlerse her şey Soğuk Savaş sırasındakiyle aynı olacak, yalnızca Rusya sınırlarına daha yakın olacak. Bu kadar.” ifadelerini kullandı. Vladimir Putin, ABD’nin bu konuda verdiği sözü tutmadığını söyleyerek, “NATO’nun, doğuya doğru genişlemeyeceğine dair sözünüz vardı ama bu 5 kez gerçekleşti.” dedi.

“POLONYA’NIN İŞGALİ SÖZ KONUSU DEĞİL”
Carlson’ın sorusu üzerine Putin, Moskova’nın bölgedeki diğer NATO üyesi ülkelerin (Polonya ve Letonya) veya genel olarak Avrupa kıtasının Rusya tarafından işgalinin söz konusu olmadığını belirtti.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMİYLE İLGİLİ DE KONUŞTU
ABD’nin Ukrayna’ya silah desteğinde bulunmasından dolayı ABD Başkanı Joe Biden ile “konuşacak hiçbir şeyi olmadığını” söyleyen Putin, kasımda yapılacak ABD başkanlık seçimlerinde yeni bir başkanın seçilmesinin de “elitlerin Rusya’ya karşı tutumunu değiştirmeyeceğini” anlattı. Rus lider, küresel güç dengesindeki değişim nedeniyle uluslararası hukukun da değişmesi gereğine değindi. Putin, tutuklu Wall Street Journal (WSJ) muhabiri Evan Gershkovich konusunda da “anlaşmaya varılabileceğini” kaydetti. Bu konuyu çözmek istediklerini belirten Putin, “Ancak özel servis kanallarında tartışılan bazı terimler var. Anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum” dedi. Putin, Gershkovich’in, “komplo kurarak gizli şekilde bilgi topladığını” ve yaptığının “tam olarak casusluk” olduğunu, bununla birlikte iki taraf heyetlerinin bu konuyu çözme yolunda ilerlediğini belirtti.
RÖPORTAJ ABD MEDYASINDA GÜNDEM OLDU
FOX haber kanalından ayrıldıktan sonra gazetecilik faaliyetini sosyal medya platformu X’te devam ettiren Tucker Carlson’ın Rusya Devlet Başkanı Putin’le röportaj yapacağını duyurması ABD medyasında gündem oldu. Carlson’a konuşmayı kabul eden Putin, 2019’dan bu yana Batı medyasında ilk defa röportaj vermiş oldu. Tucker Carlson’ın söz konusu röportajı hakkında bazı Avrupa ve ABD medyasında eleştiriler yer alırken, Amerikalı gazeteci Putin’in propagandasını yapmakla suçlandı.
]]>Azerbaycan’da Devlet Başkanı İlham Aliyev’in bugünkü seçimi kazanacağından şüphe eden pek yok.
Aralık ayında erken seçim ilan edildiğinde, seçmenler bu seçimin neyi değiştireceğini sorguluyordu.
Aliyev “Galip Halkın Galip Lideri” sloganıyla devlet başkanlığında beşinci dönemine hazırlanıyor.
Azerbaycan onun liderliğinde, 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşünden beri Ermenistan işgalinde olan topraklarını geri almayı başardı.
Böylece Azerbaycan’da ilk defa bir seçim ülke genelinde düzenlenecek.
Ermenistan’dan geri alınan topraklarda yaklaşık 22 bin Azerbaycanlı oy kullanacak.
Dağlık Karabağ’da kalıp Ermenistan’a gitmemiş bir avuç Ermeni’nin oy verip vermeyeceği ise merak konusu.
Yetkililer, yıllardır muhalif sesleri bastırmak ve potansiyel rakipleri saf dışı bırakmak için kullandıkları teknikleri bu seçimde de kullanmaya devam ediyor.
Bu da halkın seçime ilgisiz kalmasına yol açan nedenlerden biri.
Adaylar kim?
Aliyev’in dışında altı aday daha var. Onlardan dördü iktidar yanlısı milletvekilleri: Zahid Oruc, Razi Nurullayev, Fazıl Mustafa ve Qudrat Hasanquliyev.
Geri kalan iki adaysa küçük bir muhalefet partisi olan Büyük Azerbaycan Partisi’nden Elsad Musayev ve bağımsız aday Fuad Aliyev.
Muhalefette yer alan Azerbaycan Halk Cephesi Partisi, Klasik Halk Cephesi Partisi ve Müsavat Partisi, ülkede demokratik bir ortam olmaması ve Aliyev’in dışındaki adaylara eşit imkan tanınmaması nedeniyle seçimi boykot ediyor.
Meclis’te bir vekille temsil edilen Cumhuriyetçi Alternatif Partisi de devlet başkanlığı için aday çıkarmayarak önümüzdeki aylarda yapılacak milletvekilliği seçimlerine odaklanacaklarını açıkladı.
Adaylar arasında en farklı siyasi programı olan kişi ise Azerbaycan Birleşik Halk Cephesi lideri Qudrat Hasanquliyev.
Vadettiği büyük reformlar arasında anayasayı değiştirmek, ülkeyi parlamenter sisteme geçirmek ve ülkenin adını Kuzey Azerbaycan Cumhuriyeti’ne çevirmek var. Bakü’de Güney Azerbaycan ifadesi, İran’ın kontrolünde bulunan ve etnik Azerilerin yaşadığı bölgeler için kullanılıyor.
Hasanquliyev, televizyonlardaki tartışma programlarında iktidarın politikalarına ciddi itirazlar getiren tek aday olarak öne çıkıyor.
Öte yandan adayların Ermenistan’la barış anlaşması, Karabağ’ın geleceği ve Rus barış güçlerinin çekilmesi gibi konularda net bir vizyon ortaya koyamadığı eleştirileri de var.
Adaylar genellikle Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkiler hakkında yorum yapmazken Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı, Pakistan, Rusya ve İran’la ilişkilere odaklanıyor.
Medya ve insan hakları ne durumda?
Azerbaycan’da hükümetin sıkı kontrolü altında olan medyada hiçbir eleştirel ses yer almıyor.
Önceki yıllarda olduğu gibi yetkililer seçimin adil olmamasına karşı yapılan küçük çaplı protestolara bile izin vermedi.
Sosyal medyadaki eleştirilere de aynı sertlikte yaklaştı.
Kasım’dan bu yana 10’dan fazla gazeteci ve siyasi aktivist tutuklanırken bu durum 2011’den bu yana ülkedeki bağımsız medyaya yönelik en büyük baskı olarak nitelendiriliyor.
Yorumculara göre bu iktidar bu baskıyla araştırmacı gazeteciliği engellemek istiyor.
Seçim sürecini takip eden Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi’nin 23 Ocak’ta yayımladığı ara raporda bu gözaltıların yanı sıra yeni medya yasasının gazeteciliği kısıtladığına, yabancılardan fon alan medyaya izin verilmediğine ve bazı eleştirilen internet sitelerinin yasaklandığına dikkat çekildi.
Ülkedeki bağımsız uzmanlar insan hakları kısıtlamaları, basın özgürlüğü sorunları ve adil olmayan seçim koşullarının bu seçimlere özgü olmadığını, yıllardır devam ettiğini aktarıyor.
Fransa merkezli Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve ABD merkezli Freedom House kuruluşları basın özgürlüğü konusunda bu ülkeye “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer veriyor.
RSF, “Devlet Başkanı Aliyev ülkede çoğulculuğun tüm emarelerini yok etti ve 2014’ten bu yana da kendini eleştiren herkesi zalimce susturuyor” ifadelerini kullanıyor.
Aliyev, devlet başkanı adaylarının televizyon tartışmalarına da katılmıyor. Onu, partisinin diğer üyeleri temsil ediyor.
Kamu yayıncısı kuruluş, adayların tartıştığı programlara haftada üç kere birer saatlik yer verse de televizyonun YouTube sayfasında çok sayıda kullanıcı bu yayınların göstermelik olduğu yorumlarını yapmış, bunun üzerine kanalın YouTube hesabı yorumlara kapatılmıştı.
Son olarak 24 Ocak’ta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, “ülkede adil bir seçim ortamı olmaması” ve Avrupa Konseyi’nin seçimi gözleme davet edilmemesi nedeniyle Azerbaycan heyetine akreditasyon vermemişti.
Şangay İşbirliği Örgütü, Bağımsız Devletler Teşkilatı ve Rusya Meclisi seçim gözlemi için heyet gönderecek.
2021’de Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 128. sırada yer alan ülke, 2023’te 157’inci sıraya geriledi.
Azerbaycan hükümeti ise baskıcılık ve yolsuzluk suçlamalarının “asılsız” olduğunu söylüyor.
Azerbaycan’ın küresel siyaset sahnesindeki rolü ne?
Büyük güçler arasında denge politikası izleyen petrol zengini ülke, 1990’ların başından itibaren dış yatırım çekmeyi başardı.
Bakü şimdi de, Ukrayna’nın işgalinin ardından Avrupa Birliği’nin Rus gazına bağımlılığını azaltma çabalarının faydasını görüyor.
2022’de Bakü’yü ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Azerbaycan’ı “kritik ve her zaman güvenilir bir enerji partneri” olarak niteledi.
Analistler 2027’ye kadar Azerbaycan’ın AB’ye gaz ihracatının iki katına çıkarak yıllık 20 milyar metreküpe ulaşacağını tahmin ediyor.
Azerbaycan’ı neler bekliyor?
Azerbaycan son yıllarda konumunun ve doğal kaynaklarının avantajını son derece iyi kullandı.
Rusya, İran, Türkiye ve Batı arasında bir denge politikası izleyerek uzun yıllardır devlet politikası olan Dağlık Karabağ’ı geri almayı başardı.
Bu başarı, Aliyev’in ülke içindeki popülerliğini artırırken dikkatleri yolsuzluk, ifade özgürlüğü sorunları veya yoksulluk gibi sorunlardan uzaklaştırdı, Aliyev’in muhalifleri susturmasını da kolaylaştırdı.
Büyük güçlerin dikkatinin Ukrayna, Gazze ve Kızıldeniz’e çevrilmiş olması, Azerbaycan üstündeki baskıyı da azalttı.
Fakat küresel kutuplaşmanın artması, Bakü’nün bir denge politikası güderek tüm kamplarla iyi ilişkilere sahip olmasını zorlaştıracak.
Bir noktada Rusya ve Batı, Ankara ve Tahran arasında seçim yapmak zorunda kalacak.
Bu karar hem bölgenin hem de dünyanın geleceğini etkileyecek.
Belki de bu yüzden Aliyev sürpriz bir şekilde erken seçim yapmaya karar verdi: Amacı, önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek gelişmeler karşısında gücünü pekiştirmek.
]]>Türkiye’nin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişiminin başladığı Şubat 2022’den bu yana Putin’in gideceği ilk Batı ve NATO ülkesi olması bu ziyaretin önemini daha da artırıyor.
Başta ABD, Ukrayna ve Batı ülkeleri, ziyarete eleştirel baksalar da tahıl koridorunun yeniden canlanması ve müzakere masasına dönülmesi açısından olası sonuçlara odaklanıyorlar.
Putin’in Türkiye ziyaretinin 12 Şubat’ta gerçekleşmesi öngörülüyor.
Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Putin’in ziyaretinin aslında daha öncesi için planlandığını ancak bölgesel gelişmelerden dolayı geciktiğini kaydetti.
Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov da Putin’in ziyaretinin hem ikili hem de bölgesel konuların görüşülmesi açısından önemli olacağını belirtti.
Ukrayna’yı işgal girişimini başlattıktan sonra geçen iki senede pek yurt dışı ziyareti geçekleştirmeyen Putin, savaşın başladığı 24 Şubat 2022’den sonra ilk kez Türkiye’ye gelecek.
Savaşın ikinci yıldönümünden günler önce NATO’nun önde gelen ülkelerinden birini ziyaret edecek olması Putin’in Erdoğan ile görüşmesini daha da dikkat çekici hale getiren unsurlardan biri.
Batı yakından takip edecek
Henüz resmen ilan edilmemiş olmasına karşın Putin’in ziyaretine ilişkin hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de ABD’den değerlendirme yapılmış olması Batı’nın ilgisini somutlayan bir durum.
BM Sözcüsü Stephane Dujarric, hafta başında düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine, Putin’in Türkiye ziyaretini yakından takip edeceklerini kaydetti.
Dujarric, tahıl koridorunun yeniden canlandırılmasına ilişkin bir soru üzerine ise BM’nin Türkiye-Rusya görüşmelerine dahil olmadığını anımsattı.
2022 Temmuz’unda oluşturulan Karadeniz Tahıl Girişimi, Türkiye ve BM’nin Rusya ve Ukrayna ile ayrı ayrı imzaladığı mutabakat muhtıraları ile yaşama geçmişti.
Rusya, kendi tahıl ürünleri ve gübresini satamadığı gerekçesiyle Temmuz 2023’te girişimi askıya aldığını açıklamıştı.
Dışişleri Bakanı Fidan da, 4 Şubat’ta verdiği bir demeçte, Putin’in ziyareti sırasında konunun mutlaka gündeme geleceğini, inisiyatifin yeni bir formülle canlandırılması için Türkiye’nin çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetmişti.
Ukrayna’nın tahıl taşıyan bazı gemilerini hâlâ Karadeniz’den geçirebildiğini ancak güvenliğin büyük sorun olmaya devam ettiğini, Rusya’nın ise sattığı tahılın parasını alamadığı için sıkıntıları olduğunu anımsatan Fidan, “Her iki tarafı da tatmin edecek bir çözüm için çalışıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Dışişleri Bakanı, bir formülün bulunması durumunda bunu kamuoyuyla paylaşacaklarını da açıklamıştı.
Diplomatik kaynaklar ise mevcut durumda tahıl koridorunun yeniden canlandırılmasının güçlüğüne işaret ediyorlar.
Rusya’nın Ukrayna limanlarını kuşatmayı sürdürdüğü, uluslararası toplumun da bankacılık, sigorta gibi alanlarda Rusya’nın beklentilerine yanıt vermediği bir ortamda tahıl koridoru girişiminin canlanmasının zor olacağı yapılan değerlendirmeler arasında.
ABD’den ‘anlamlı rol’ vurgusu
Putin’in ziyaretini yakından izleyecek bir başka başkent ise Washington olacak. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, 5 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında, Putin’in Türkiye ziyareti ile ilgili bir soruya da yanıt verdi.
“Eğer herhangi bir ülke Rusya’nın bazı kötü niyetli davranışlarından vazgeçme konusunda anlamlı bir rol oynayabilecekse bunu kesinlikle memnuniyetle karşılarız,” değerlendirmesini yapan Patel, Karadeniz tahıl koridoru girişimini anımsattı.
Sözcü Yardımcısı, “Ukrayna tahılının gitmesi gereken yere ulaşmasının ve bu alanda güvenilir bir ilerleme kaydedilmesinin kritik önemini hissetmeye devam ediyoruz. Bu kesinlikle hoş karşılanacak bir şey” dedi.
Diplomatik kaynaklara göre, ABD’nin Putin’in ziyaretine bakışı tahıl koridoru ile sınırlı değil.
Rus Devlet Başkanı’nın NATO ülkesi Türkiye’yi ziyaretini ittifak içinde yeni kırılmalar yaratmak amacıyla kullanmasından kaygı duyan Washington, ziyaret sırasında Türk yetkililerin verecekleri mesajların önemine dikkat çekiyorlar.
Kaynaklara göre, ABD’nin bu yöndeki çekinceleri geçen hafta Ankara’da temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Vekili Victoria Nuland tarafından Türk yetkililere aktarıldı.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğü vurgusu
Ankara, ABD ve Batı’nın bu yöndeki söyleminin savaşın başladığı günden bu yana sürdüğü ancak Türkiye’nin izlediği politikanın temel ilkelerinin değişmediği yanıtı veriyor.
Ukrayna’nın siyasi ve toprak bütünlüğünün korunmasından yana olduğunu kaydeden Ankara, taraflar arasında olası bir barış anlaşmasının sağlanması için her iki tarafla da konuşabilen aktörlerin olması gerektiğini, Türkiye’nin tam da bu rolü oynadığını kaydediyor.
Türkiye, savaşın başladığı Şubat 2022’den sadece haftalar sonra Rus ve Ukraynalı dışişleri bakanlarını Antalya’da bir araya getirmiş ancak anlaşma sağlanamamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’e barış görüşmeleri için Türkiye’nin ev sahipliği yapabileceği önerisini dile getirmişti.
Dışişleri Bakanı Fidan, bu unsurların yanı sıra Türkiye ile Rusya’nın birçok çatışma noktasında varlık gösterdiklerini, başta Suriye, Kafkaslar ve Orta Doğu’da şiddetin daha da yayılmaması için Ankara- Moskova arasında kurulan diyaloğun önemli olduğunun altını çiziyor.
]]>Türkiye’de, 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17’de 7,7 büyüklüğünde, Elbistan ilçesinde saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

53 BİN 537 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Kahramanmaraş’ın yanı sıra Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Adana, Malatya ve Elazığ’ı vuran asrın felaketinde 53 bin 537 kişi hayatını kaybetti, 107 bin 213 kişi yaralandı.
Türkiye’nin uluslararası yardımı da içeren 4. seviye alarm verdiği deprem sonrası 93 ülkeden arama kurtarma ekipleri bölgede çalışmalara katıldı.

7 GÜN SÜREYLE OHAL KARARI ALINDI
120 bin kilometre karelik alanda 14 milyon vatandaşın doğrudan etkilendiği depremler 11 il, 124 ilçe, 6 bin 929 köy ile mahallede ağır yıkımlara yol açtı.
Ülke genelinde 7 gün süreyle milli yas ilan edilirken, deprem bölgesinde ise OHAL kararı alındı.

650 BİN PERSONEL GÖREV YAPTI
Tüm kamu kuruluşları, mahalli idareler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin seferber olduğu deprem sonrası, bölgeye su, gıda, ilaç ve giyecek başta olmak üzere tüm yaşam malzemeleri hızla gönderildi.
Depremlerde yıkılan 38 bin 901 binada arama, yaşam olduğu belirlenen 26 bin binada arama kurtarma faaliyeti gerçekleştirildi.

Bölgede müdahale çalışmaları kapsamında 11 bin 488’i uluslararası, 35 bin 250’si arama kurtarma, 142 bini güvenlik personeli olmak üzere toplam 650 bin personel görev yaptı.
Bölgede 350 çadır kent alanında 645 bin çadır, 414 konteyner kentte ise 215 bin 224 konteyner kuruldu.

BÖLGEYE 106 MİLYAR 728 MİLYON LİRA KAYNAK AKTARILDI
Geçici barınma hizmeti kapsamında bugüne kadar 349 bin haneye toplam 14 milyar 453 milyon lira “kira destek ödemesi” yapıldı. Bu kapsamda ev sahiplerine 7 bin 500, kiracılara ise 5 bin lira kira destek ödemesi devam ediyor.
Diğer yardım ve ödemelerle birlikte deprem bölgesine toplam 106 milyar 728 milyon lira kaynak aktarıldı.
Deprem bölgesinde 2 milyon 302 bin binada ve 6 milyon 227 bin bağımsız bölümde hasar tespiti yapıldı, şu ana kadar enkaz kaldırma işleminin yüzde 91’i gerçekleştirildi.

Hak sahipliği çalışmaları kapsamında, 389 bini konut, 40 bin 658’i iş yeri, ve 11 bin 531’i ahır olmak üzere toplam 441 bin 567 hak sahipliği belirlendi.
Depremzede vatandaşların yaralarının sarılması çalışmaları kapsamında deprem bölgesinde şehir merkezleri ve köylerde 307 bin konutun yapımına başlandı.
Bu kapsamda yerinde dönüşüm projelerinde konutlar için 750 bin lirası hibe, 750 bin lirası kredi, ahırlı köy evleri için 750 bin lirası hibe, 1 milyon lirası kredi ve iş yerleri için 400 bin lirası hibe, 400 bin lirası kredi 2 yıl ödemesiz ve faizsiz 10 yıl vadeyle kullanıma sunuldu.
]]>Sarıyer’deki Nativita di Santa Maria ( Meryem Ana’nın Doğuşu) İtalyan Kilisesi, kutsal su saçılarak ve dualar okunarak takdis edilip yeniden ibadete açıldı.
Katolik inancına göre kilisenin kutsallığına yapılan ihlal eyleminden dolayı kilisenin arındırılması ve yeniden takdisi ile Tuncer Cihan’ın ruhuna dua etmek için düzenlenen Kefaret Ayini öncesi kilise ve çevresinde polis ekipleri yoğun güvenlik önlemi aldı.
Kefaret Ayini’ni, Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynski ve İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palinuro birlikte yönetti.
Ayine İzmir Başpiskoposu ve Türkiye Katolikler Ruhani Reisi Monsenyör Martin Kmetec de katıldı.
Başka dinlerden temsilcilerin de katıldığı ayinde, kilisenin girişinde Tuncer Cihan için bir anma köşesi de hazırlandı.
Ayini yöneten Vatikan’ın Ankara Büyükelçisi Monsenyör Marek Solczynski, kilisenin büyük bir günah olan cinayetle kutsallığını yitirdiğini belirterek “Her cinayet hayatın kaynağı olan Allah’a karşı bir saygısızlık ve küfürdür. Bu nedenle kutsal suyla arındırma ve dualar sayesinde kilisenin arınmasını Allah’tan dilerim.” diye konuştu.
Solczynski daha sonra kutsal suyla kiliseyi gezerek kutsadı. Ayin sırasında dualar ve ilahiler okundu.
“Her cinayet aslında kutsala hakarettir”
İstanbul Latin Katolik Cemaati Episkoposu Monsenyör Massimiliano Palinuro ise Rabb’den onun evinde meydana gelen kötülük için af dilemeye geldiklerini vurgulayarak şöyle konuştu:
“İstanbul Katolik Kilisesi adına bu zor günlerde yanımızda olan herkese özellikle Sayın Cumhurbaşkanı’mıza, bakanlara, belediye başkanlarına, yerel yetkililere ve emniyet mensuplarına içten teşekkür ederiz. Geçtiğimiz pazar günü insana ve dolayısıyla Allah’a karşı büyük bir günah işlendi. Rahmetli kardeşimiz Tuncer’in öldürülmesi Allah’a karşı işlenmiş bir suçtur. Her cinayet aslında kutsala hakarettir. Yaşamın kaynağı olan Allah’a karşı bir küfürdür. Bu cinayet kutsal bir yerde Allah’ın yeryüzündeki yeri olan bu kilisede işlenmiştir. Bu kilisenin kutsallığı ihlal edilmiştir. Gördüğünüz gibi sunak masası örtüsüz ve çıplak. Kilise şimdi bu kutsal kefaret ayini aracılığıyla yeniden kutsanacaktır.”
Cemaatlerinin şaşkın ve korkmuş durumda olduğunu aktaran Palinuro, tüm bunların neden meydana geldiğini kendilerine sorduklarını aktardı.
Palinuro, dünyanın kötülüğünün kutsal bir yere bile girdiğini, acı ve ölüm ektiğini vurgulayarak “Rab İsa ‘korkmayın’ diyor. Eğer Rabb’in kendisi silahların tutukluk yapmasını sağlayarak öldürmeye devam etmeye hazır olan katilleri durdurmasaydı, burada bu kilisede bir katliam gerçekleşecekti. Bunun bir işaret olduğuna inanan bizler, bu kilisenin adanmış olduğu Meryem Ana’nın annelik şefaatini kabul ediyoruz. Bu terörist saldırının hemen ardından dostlarım bana kiliseleri kapatmamı ve ayinleri kapalı kapılar ardından yapmamı tavsiye ettiler. Böyle yaparsak kötülüğe teslim olmuş ve bu kilisede bir katliam gerçekleştirmeye çalışan kötü insanların sapkın planlarına ortak olmuş oluruz. Fakat İsa bize düşmanlarımızı sevmemizi ve bizi zulmedenler için dua etmemizi öğretmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Haber verip o kadar insanı kurtardı”
Merhum kardeşleri Tuncer Cihan’ın fedakarlığını minnetle andıklarının altını çizen Palinuro, “Acımasız bir şekilde bu kardeşimiz öldürüldü. Çünkü katillerle ilk o karşılaştı ve herkesi kurtarmak için kilisede bulunanlara cesurca haykırdı. Gözü yaşlı annesi onu ‘bir melek kadar iyiydi’ diyerek Tanrı’ya uğurladı. Evet tıpkı koruyucu bir melek gibiydi. Başkalarının hayatını kurtarmak için kendi hayatını feda etti. Merhametli Allah onu cennetine kabul etsin.” dedi.
Ayine katılan Tuncer Cihan’ın dayısı Rıza Aydemir ise şöyle konuştu:
“Yeğenim çok iyi bir insandı. Hayvanları, kedileri, kuşları beslerdi. Kim hastaysa hastaneye gidip refakatçilik yapardı. Kimseyi incitmezdi. Onun için çok gururluyum. Kendisi yardım etmeyi çok isteyen birisiydi. O gün içeri girip insanlara haber verip o kadar insanı kurtardı. Bunu isterdi. Böyle bir ölüm ona yakıştı.”
Ayine, kilisenin rahibi Anton Bulai ve çok sayıda cemaat üyesi katıldı.
Olayın geçmişi
28 Ocak’ta pazar ayini sırasında maskeli iki kişinin düzenlediği silahlı saldırı sonucu Tuncer Cihan (52) hayatını kaybetmişti.
Saldırıyı DEAŞ üstlenmiş, terör eylemini düzenleyen biri Tacikistan, diğeri Rus iki terörist aynı gün yakalanmıştı.
]]>100 yıl önceki o refahta, İngiltere’ye yaptıkları kırmızı et ihracatının büyük payı vardı.
Bugün ise, içinde bulundukları ekonomik kriz nedeniyle Dünya Bankası’nın kişi başı gayrı safi yurtiçi hasıla listesinde 70.’liğe gerilemiş durumdalar.
Artık ülkedeki pek çok kişi, çayırlarda otlamaya devam eden ineklerin etini satın alamıyor.
20’lerinin başında, başkent Buenos Aires’in izbe bir mahallesinde yaşayan Oriana ve Samir çifti de onlardan biri.
Oriana “Çok zor durumdayız. Sürekli ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünüyoruz” diyor ve ekliyor:
“Biftek ülkesiyiz ama paramız yalnızca tavuk almaya yetiyor.”
Hatta tavuk da artık bir lüks haline gelmiş.
Geçen yıl enflasyon yüzde 211 ile 30 yılın zirvesine çıkmıştı.
Yalnızca Aralık’taki aylık enflasyon yüzde 25 oldu.
Genç çift kızları Ciara, Samir’in ebeveynleri ve erkek kardeşiyle küçük bir evi paylaşıyor.
Faturaları ödeyebilmek için büyük bir çaba harcamaları gerekiyor.
Gıda fiyatlarının yanı sıra kira, elektrik ve ulaşım maliyetleri de her ay artıyor.
Her şeyin fiyatı artarken kuryelik yapan Samir’in geliri ekonomik kriz nedeniyle azalmış.
Sokaklardaki insanların artan çaresizliği de onu endişelendiriyor.
“Elinizden cep telefonunuzu almak için sizi öldürebilirler” diyor.
Resmi verilere göre nüfusun yüzde 40’ından fazlası yoksulluk sınırı altında.
Pek çokları, gerçek oranın daha yüksek olduğunu düşünüyor.
Oriana da, Samir de Arjantin’in yeni lideri Javier Milei’ye oy verdi.
Radikal sağcı Milei geçen yıl oyların yüzde 55’ini alarak iktidara geldi.
Samir “O halkın sorunlarını anlıyor. Arjantin’in enflasyonla mücadele için ihtiyacı olan kişi o” diyor.
Fakat herkes bu kadar emin değil.
12 adet tatlıcı ve bakkal zinciri olan Claudio Paez bir zamanlar başarılı bir iş insanıydı.
Fakat halkın alım gücünün düşmesi sonucu dükkanlarını kapatmak zorunda kalmış.
Bugün yalnızca iki dükkanı açık ve işlerin daha da kötüleşmesini bekliyor:
“Ekonomik sorunlar üç ay daha devam ederse giderlerim gelirlerimden daha fazla olacak.”
Maddi sorunlar karşısında halk yeni çözümler üretmeye çalışıyor.
Claudio’nun dükkanlarından birinin yanına park eden bir minivan 1 ABD dolarına 12 yumurta satıyor.
İlgi yüksek, aracın önünde kuyruk oluşmuş. Fakat polisin gelip bu kayıt dışı satışı cezalandırmasından korkan satıcı, fazla kalamadan hareket ediyor.
Buenos Aires sokakları hâlâ 19. yüzyıldaki hızlı ekonomik büyüme döneminde yapılmış gösterişli binalarla dolu.
Fakat önlerinde kayıt dışı sokak satıcıları ve korsan taksiler bekliyor.
Salta Ulusal Üniversitesi’nin resmi verileri kullanarak yaptığı bir analiz, işgücünün yarısının gayrı resmi bir şekilde çalıştığını gösteriyor.
Seçimden hemen önce eski hükümetin çıkardığı bir yasa sonucu ülkede gelir vergisi ödeyen kişi sayısı epey azaldı.
Bu, kasasında para kalmamış ve gelire ihtiyacı olan bir ülke için kötü haber.
Arjantin kazandığından daha fazlasını harcıyor.
Uluslararası Para Fonu’na (IMF) borcu 44 milyar dolar civarında.
Aynı zamanda IMF’ye en fazla borcu olan ülke konumunda.
President Milei says he has answers to the economic crisis. An economist by training, he’s a devout believer in untrammelled free markets and a shrunken state. On the campaign trail, he garnered plenty of attention by waving a real chainsaw in the air, to signal his commitment to cost-cutting.
He also promised to blow up the central bank and get rid of the local currency – the peso – altogether, and replace it with the US dollar. Both those ideas are currently on the back-burner, not least because the government itself is so short of dollars.
Instead, President Milei has devalued the peso by half to boost competitiveness. And he’s slashed the number of government ministries by a similar amount.
And, with a raft of proposals known as the “Omnibus” bill currently before Congress, it’s now the turn of public spending.
“For the last 30 years,” says analyst Sergio Berensztein, “we’ve been printing money like maniacs, which is why we have such high inflation. Now, for the first time, we have a president who understands the problem.”
The only solution, says Mr Berensztein, is to try to balance the budget, something the government’s promised to do by the end of this year. But it’s going to be “rough”, he adds.
Milei net bir oy farkıyla iktidara gelmiş olsa da partisinin Kongre’de çoğunluğu yok. Hatta bir çoğunluktan epey uzaklar.
Özgürlük Gelişimi adlı partisi 2021’deki yasama seçiminde sandalyelerin yalnızca yüzde 15’ini kazanabilmişti.
Buna ek olarak ülkedeki güçlü muhalefet, sendikalarda etkili.
Sendikalar geçen hafta bir genel grev yaptı ve ülkede on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler düzenledi.
Danışmanlık şirketi Cafeidas Group’tan Juan Cruz Diaz, Milei’nin önerdiği değişikliklerin ülkeye zarar verebileceğini söylüyor:
“Milei’ye oy verenlerin çoğu bir değişim istiyordu. Fakat bu, ekonomi ve devlet yapısına dair liberter yaklaşımını destekledikleri anlamına gelmiyor.”
Kongre önümüzdeki hafta Milei’nin önerilerini oylayacak.
Kabul edilip edilmeyeceklerini kestirmek zor.
Dahası kabul edilseler bile enflasyonun düşeceğinin bir garantisi yok.
Ve seçmenler için en önemli konu da enflasyonun düşmesi.
Diaz, yeni devlet başkanının ekonomideki durumu değiştirip insanlara nefes aldırması için “birkaç ayı olduğunu” söylüyor.
Milei’nin seçmenleriyle balayı kısa sürecek gibi gözüküyor.
]]>“Yüzmeyi bilmiyorum” diyordu etrafındaki adamlara, zifiri karanlıkta, tekneyi kaydırdıkları ıslak kızakta ayaklarını sürüyerek buz gibi dalgalara doğru ilerlerken.
Obada’nın 24 yaşındaki kardeşi Ayser elini tuttu.
Suriye’den dokuz ay önce çıktıkları yolda, üçüncü kez denize doğru ilerliyordu. Yüzmeyi bilmiyordu, her seferinde aynı tedirginliği ve korkuyu yaşıyodu. Bu yolculuktan emin değildi.
Obada ve Ayser, Ocak ayı ortasında Fransa’nın kuzey sahilinden birkaç metre uzakta boğulan beş kişi arasındaydı. 2024’te, küçük bir botla İngilitere’ye geçmeye çalışırken batan ilk tekneydi.
BBC, bir çocuğun nasıl böyle bir durumda kaldığını anlamaya çalışmak için Obada’nın Suriye’den yolculuğunun izini sürdü. Bunun için videolar, mesajlar, akrabalarıyla ve iki kardeşe bu yolculukta eşlik edenlerle yapılan mülakatlar kullanıldı. Amacımız yolculuğun her aşamasnda verdikleri zorlu kararları anlamaktı.
Bazı çocukların ebeveynleri, akrabaları ve yasa dışı insan kaçakçıları tarafından maruz kaldıkları olağanüstü baskıyı ortaya çıkardık. Ayrıca İngiltere’ye ulaşmak isteyenlerin amaçları ve stratejileri ile İngiliz ve diğer hükümetlerin uygulamaya koyduğu caydırıcı önlemlerin etkisi hakkında daha geniş bir hikaye bulduk.
Kıyıda bir deniz duvarı bulunuyordu
Tekneyi kaydırırken etrafında duran yaklaşık on adam, Obada’yla aynı şehirden geliyordu. Suriye’nin güneyindeki Dera’dan. Geçtiğimiz aylarda çocuğa güçlü olmasını, erkek olmasını söyleyerek onu cesaretlendirmeye çalışıyorlardı ancak bu işe yaramıyordu.
Erkeklerin bu yolculuğa çıkması normaldi. Kadınlarsa, özellikle de savaşla yıpranmış Libya’dan geçiş yapacakları göz önüne alındığında, daha savunmasızdı. Ancak o gece ergenlik çağındaki çocuklarıyla sınırı geçmeye çalışan iki anne de vardı.
Şişme bot çoktan suya indirilmişti ve bazı insanlar üzerine tırmanıyordu. Yer bulabilme umuduyla 60’tan fazla kişi etraflarını sarmıştı. Bu güvenli bir yolculuk için çok fazlaydı. İnsan kaçakçıları, tekne İngiltere’ye gidene kadar şişirilmemesini söyledikleri motosiklet iç lastiklerini dağıtmışlardı.
Dalga tekneyi hızla kızak yolundan uzaklaştırıp daha derin sulara doğru çekti. 14 Ocak Pazar günü sabahın erken saatleriydi. Kaçakçılara göre rüzgar, 2024’ün ilk geçişi için yeterli derecede azalmıştı.
Kıyı şeridinden sürüklenen tekneye binmeye çalışan insanlar denize koşarken çılgınca bir mücadele yaşandı.
Kuzey Fransa sahillerinde gördükleri tipik plajlar gibi değildi. Kaçakçılar onları Boulogne Limanı’nın kuzeyindeki küçük Wimereux kasabasına getirmişti. Burada suyun yükselmesine karşı bir deniz duvarı bulunuyordu.
Suriyelilerin çoğunluğu yasa dışı bir şekilde İngiltere’ye geliyor
Bota binebilecekleri alçak dalgalar yerine kızak yolunun kenarlarından derin suya dik bir iniş vardı.
Kurtulanlardan biri “Görmeyi beklediğimiz şey bu değildi” diyor.
Saat İngiltere’de gece 01.00’di. Batı Londra’da 25 yaşındaki diğer kardeşleri Nada, Obada ve Ayser’i bekliyordu.
Nada birkaç saat önce onları aradığında, Calais’de bir kanal köprüsünün altında ısınmak için bir kamp ateşi yakmışlardı. Çıkacakları yolculuktan emin görünüyorlardı.
Koyu renk beresi ve mavi atkısıyla Obada bile gülümsüyordu. Kameraya iki parmağıyla zafer işareti yapmıştı. Uzun, zorlu yolculukları sonunda bitmek üzereydi.
Nada aynı yolculuğu iki yıl önce yapmıştı. Suriye’deki savaşın yakında biteceğini söyleyen babası onu beklemesi için ikna edememişti.
“12 yıl bekledik, bitmedi. Güvenlik yok. Sığınma talep etmekten başka yol yok” demişti Nada babasına. Sakallı, sakin konuşan bir adamdı Nada. Tüm kardeşleri gibi uzun boyluydu.
Nada İngiltere’ye gelmeyi istedi. Bir amcası 10 yıl önce bu yolculuğu yapmış ve oturum hakkı kazanmıştı bile. Nada, ikisinin de yasa dışı şekilde İngiltere’ye gittiğini, çünkü başka bir yol olmadığını söylüyor.
Sığınmacılara hukuki danışmanlık veren hayır kurumu Asylum Aid’e göre, pratikte Suriye vatandaşları İngiltere’ye gelmeden sığınma talep edemiyor.
Sığınma talebi için başvurabilecekleri bir vize olmadığı için büyük çoğunluk sınırı yasa dışı şekilde geçiyor. Birkaç yasal yoldan biri olan aile birleşimi bile dar şekilde tanımlanıyor ve bu yolla başvurulan vizeler sıklıkla reddediliyor. İngiltere’de sığınma talep eden Suriyelilerin yüzde 90’dan fazlası kabul ediliyor, çünkü savaş hala devam ediyor.
Nada İngiltere’ye geldiğinde yetkililere, Şam’da gittiği üniversitede, hükümete bağlı olmadığı ve askere gitmediği iddiasıyla ölüm tehditleri aldığını söyledi.
“Suriye güvenli değil. Askere gidiyorsun ve 10 yıl kalıyorsun. Öldürmen gerekli, yoksa sen ölürsün. Biz bunu istemiyoruz.”
Ailesi teşvik etti
Geçtiğimiz yıl Ekim ayında, Nada mülteci statüsü ve İngiltere’de beş yıl yaşama izni aldı. Yakın zamanda Wembley’de bir depo işi buldu. Şimdi İngilizce dersler alıyor ve yakın zamanda eşini Suriye’den İngiltere’ye getirmeyi umuyor. Onun için mülteci statüsüne başvurma hakkı var. Son olarak da İngiltere’de hukuk diploması almak istiyor.
İngiltere’ye geldikten kısa süre sonra, Suriye’deki kardeşlerini kendisine katılmaları için cesaretlendirdi.
Obada’ya telefonda, “Daha gençsin, burada eğitim alabilirsin” dediğini söylüyor.
Suriye’deki iç savaş başladığından bu yana birkaç kuzeni İngiltere’ye gelmişti. Burada, Esad rejimine karşı ayaklananların doğduğu yer olarak bilinen Dera’dan gelenlerin oluşturduğu bir ağ vardı.
“Burada yeni bir hayat kurabilirsin” demişti Nada.
Obada, Dera’da okula gidiyordu. Kardeşi onun “çok iyi ve çok akıllı” olduğunu düşünüyordu. Doktor olmayı isteyebileceğini umuyordu. Futbol oyuncularını takip eden Nada’ya heyecanla, İngiltere’de Manchester City maçı izleyebileceğini anlatıyordu.
Onu Suriye’den tanıyan bir arkadaşı, “Sadece bir çocuk” diyor.
Ancak Obada’nın giderek umutsuzluğa kapılan ebeveynleri tarafından seyahate teşvik edildiğine, hatta belki de baskı altına alındığına dair belirtiler de var.
Babası Abu Ayeser’in çeşitli sağlık problemleri vardı ve artık İngiltere’de tedavi görebileceğini umuyordu.
Annesi Um Ayeser bize bir video mesajında “Küçük oğlum gelecekte bizimle br araya gelebileceği için gitti” diyerek bunu doğruladı.
Obada’nın boğulduğu gece orada olan Dera’dan bir komşu da ona arka çıktı.
“İngiltere’ye ulaşacak ve kardeşiyle buluşacak ve yakında anne ve babasını alacaktı. Buradan gitmelerindeki bütün amaç oydu, böylece babası yurt dışında tedavi görebilecekti” diyor ismini vermek istemeyen bu kişi.
Aslında, plan başından beri kusurluydu.
Londra’da yetişkin bir kardeşi varken henüz çocuk olan Obada’nın ebeveynlerinin yasal bir şekilde gelişini ayarlamak durumunda olmamalıydı.
Geçtiğimiz Mayıs ayında Obada, kardeşi Ayser ile Şam’dan Libya’daki Bingazi’ye giden uçağa bindiğinde henüz 13 yaşındaydı.
Suriye’den Libya’ya gitmek için vize gerekli değil ve Dubai’de çalışan bir amcaları onlara bilet parası konusunda yardım etti.
Ancak Körfez’de ona katılmaları bir seçenek değildi. Dubai’de sığınmacı sistemi yok. Obada orada okula gidemezdi.
Ailesi de İngiltere’ye gitmesi konusunda kararlıydı.
Libya’da milisler işkence etti
Belki de ebeveynlerinin isteği ile ağabeyinin coşkusu ve kararlılığıyla sürüklenen Obada, yolculuğun risklerini tam olarak anlamamıştı. Ama çok geçmeden fark edecekti.
Ekim 2023’te, Libya’da aylarca bekledikten sonra kardeşler, başkent Trablus’tan bir insan kaçakçısı botuyla Akdeniz’i geçmek istedi.
Ancak Tunuslu bir devriye botu tarafından yakalanıp Libya’ya geri götürüldüler ve burada yerel milislerin eline geçtiler.
Dera’dan komşuları Suriye’den yolculukları sırasında çoğunlukla yanlarındaydı. 23 yaşındaki Faris, “Bir ay alıkonulduk ve işkence gördük” diyor.
Yerde yatıyor, çoğunlukla günde bir kez küçük bir kase makarna ile besleniyorlardı. Sonunda Dubai’deki amcalarından gelen para yardımıyla iki kardeş özgürlüğünü kişi başı 900 dolara satın aldı.
Bu noktadan sonra Obada yolculuğa devam etme konusunda ciddi çekinceleri olduğunu söylemeye başladı.
“Korkuyordu. Onu güçlendirecek şekiled konuşuyor ve hiçbir konuda endişelenmemesi gerektiğini söylüyorduk. ancak ona göz kulak olacak biri gerekiyordu” diyor Faris.
Grup, onları İtalya’ya götürecek başka bir insan kaçakçısı bulduğunu duyurduğunda Obada ebeveynlerini arayarak bunun Akdeniz’i geçmek için son girişimi olacağını söyledi. Eğer işe yaramazsa eve dönecekti.
Grup Aralık ayında başka bir şişme bota binerken “Elinden tuttuk. Ona ‘Senin yanındayız, korkmana gerek yok dedik” diyor Faris.
Bu kez güç bela başardılar. Denizde geçen 22 saat sonra, Lampedusa adası açıklarında İtalyan sahil güvenliği tarafından kurtarıldılar. Yerel yöneticiler tarafından kayıtları yapıldı. Özgür kaldıklarında, İtalya ana karasındaki Bologna’dan önce Milan’a geçtiler sonra da Fransa sınırına.
Bu sırada Nada’nın şüpheleri tekrar başladı. İngiltere’de sığınmacı olma kuralları daha katıydı. Tekrar kardeşini aradı.
“Onlara Almanya’ya ya da İtalya’ya gitmelerini söyledim. Çünkü burada, sıkı kurallar var. Yeni kurallar sığınmacılar için çok zor.”
Ancak kardeşler bunu reddetti.
Teoride İngiltere’nin, geçtiğimiz Temmuz’da yürürlüğe giren yeni Yasa Dışı Göç yasası Obada’ya sığınma talebi ve oturum için hiçbir hak tanımıyordu; ancak gerçekte, ülkeye küçük botlarla ulaşanların nereye gönderileceğine dair bir anlaşma henüz yok.
Dolayısıyla Obada büyük olasılıkla, Mülteci Konseyi’nin “kalıcı bir belirsizlik durumu” olarak tanımladığı durumda, İngiltere’de yaşayan ancak net bir geleceği olmayan on binlerce diğer kişinin arasına karışacaktı.
Nada’nın kardeşleri trenle Paris’e gitti. Avrupa’da kimseyi tanımıyorlardı. Nada İngiltere’de başka pek çok akrabasıyla birlikteydi. Ayrıca, yolculuğun zor tarafı geçmişti.
Obada’nın kendisine, “Oraya gelmek istiyorum çünkü sen oradasın” dediğini hatırlıyor Nada. Orijinal plana sadık kalacaklardı.
Temmuz’un başında Obada, Ayser ve altıdan fazla Suriyeli arkadaşı, Calais’e vardı.
Bir köprünün altındaki çadırda uyudular, Fransız polisine görünmemeye çalışıyorlardı. Çünkü bazen polis çadırları toplayıp başka yere gidilmesini söyleyebiliyordu.
BBC, bölgede çalışan bir yerel STK ile konuştu ve Obada’ya yaşı küçük olduğu için kalacak bir yer önerildiğini, ancak Obada’nın kardeşini bırakmak istemediğini öğrendi.
İsminin açıklanmasını istemeyen STK, Obada’nın binmek istediği tekneyle yolculuğu göze alan başka gençlerin, “insan kaçakçıları tarafından kendi kendilerine karar vermesinin engellendiğini ve ailelerinin de baskısı altında olduğunu” aktardı.
Yaklaşık bir hafta sonra kişi başına 2 bin sterlin (2,5 bin dolar) ödemeleri takdirinde Suriyeli kaçakçıların kendilerini İngiltere’ye götüreceği haberi geldi. Hava durumu iyiydi, Cumartesi gecesi çıkacaklardı.
Sahilde rüzgar yeni dinmişti, sıcaklık ise donma seviyesinin biraz üzerindeydi, su sıcaklığı ise 7 derece civarındaydı.
Karanlıkta Obada, diğer insanları geçerek bota binmeye çalıştı, ancak bot eğimli kıyıdan uzaklaşıyordu. Ayser ile bir anda kendilerini suların derinliklerinde, soğuk suda çırpınırken buldular.
Faris, “Çığlık atıyorlar ve yardım için sesleniyorlardı” diyor. Faris o sırada eğimli kısmı geri çıkmayı başarmış, insanları sudan çıkarmaya çalışıyordu.
Ancak Obada’nın nerede olduğunu göremedi.
Yakınlarda Fransız polisi vardı. İngiltere’den gelen fazla bütçe sayesinde kıyı bölgesinde daha fazla Fransız polisi devre gezebiliyor; ancak yine de 150 km’lik alanı kontrol etmeye yetmiyor.
Bir donanma helikopteri ve devriye gezen tekne olay yerine 02:15’te vardı. Arama kurtarma ekipleri 20 göçmene hipotermi tedavisi uyguladı. Ancak aralarında Obada yoktu.
Aynı gece başka bir arama kurtarma operasyonu için suda olan Maj Maxime Menu, “Kafamın içinde halen ölümüne atılan çığlıkları duyabiliyorum” diyor.
Birkaç dakika sonra Londra’aki Nada’ya gelen telefonda “İkisi de hayatını kaybetti” sesi duyuldu.
Arayan, gruptaki Suriyelilerden biriydi. Ayser’i sudan çıkarmış ancak geç kalınmıştı.
Obada’nın cansız bedeni de sudan çıkarıldı. İkisinin de kıyıdan 10 metre içinde boğulmuş olduğu tahmin ediliyor.
Nada, bu anları anlatırken ağlıyor. Ayser ve Obada’nın başına gelecekleri bilse Suriye’de kalacağını söylüyor, “Keşke Obada da Suriye’de kalsaydı” diyor.
Suçluluk duyduğunu da ekliyor.
Bir sonraki akşam Calais’de yaşayan 100 kişi, aralarında Obada ve Ayser’in de bulunduğu ve beş kişinin hayatını kaybettiği kaza için bir anma töreni düzenledi.
Calais’de yaşayan bir Fransız kadın, “En büyük hata göçmenlerin hayatını imkansız hale getiren Avrupa’daki yasaların. Onlara hiçbir hak vermiyoruz. Burada ya da diğer sınırlarda hayatları imkansız bir hale geliyor” diyor.
Daraa’daki ailesi ise Obada’nın boş odasının videosunu gönderiyor.
Annesi Um Ayeser ağlayarak, “Çocuklarımı son bir defa görmek istiyorum. Bu son dileğim. En küçük olan 14 yaşındaydı. Gömülmeden görmek istiyorum” diyor.
Babası Abu Ayeser, “Ben hasta bir adamım, nefes almak için oksijene ihtiyacım var” diyor.
Obada’nın hikayesi nasıl yankı bulacak?
Kimileri ebeveynlerini ya da ailesini böyle riskli bir yolculuğa çıkması için teşvik ettiğinden suçlayacak. Suriye’deki gibi savaş alanlarına dair bilgisi olmayan kimileri ise bir ailenin çaresizliğinin böyle bir adım atılmasına yol açtığını belirtecek.
Obada’nın kardeşiyle beraber önümüzdeki günlerde Calais’de toprağa verilmesi bekleniyor.
Fransız yetkililer, kardeşleri İngiltere’ye göndermenin mümkün olmadığını belirtirken Nada, Suriye’ye geri göndermenin çok maliyetli olacağını düşünüyor.
Kathy Long, Feras Kawaf, Marianne Baisnee habere katkı sundu.
]]>Ülkenin en büyük gazetesi Corriere della Sera haberi baş sayfasından “İtalyan kilisesine saldırı. İstanbul’da terör ve bir ölü” başlığıyla verdi. IŞİD’in saldırıyı üstlendiğini vurgulayan gazete, iki kişinin gözaltına alındığını da yazdı.
Corriere della Sera, Katolik derneği Sant’Egidio’nun kurucusu Andrea Riccardi tarafından kaleme alınan bir analize de baş sayfasından yer verdi. Riccardi’nin yazısı, “Katolik azınlık ve dini şiddet döneminin dönmesi korkusu” başlığıyla yayımlandı.
Riccardi, Gazze’de yaşananların “düşmanlıkları körüklemiş olabileceğine” dikkat çekerek şöyle yazdı:
“Türk Hristiyanları Avrupalılar veya Amerikalılarla özdeşleştirmek saçma olsa da, ‘küresel nefretin’ basitleştirilmesi oyunlarıyla kolaylaştırılıyor. Bu ilk kez olmuyor. Savaşın damgasını vurduğu bir dünyada, absürt bir şekilde düşmanın ileri karakolu olarak görülenlere karşı nefret büyüyor, söz konusu az sayıda inanana sahip küçük bir kilise olsa bile.
“Hristiyanların huzuru yerinde değil. Türkiye’de, zaman zaman kimin girdiğini görmek için kilisenin kapısına endişeyle baktıklarını fark ettim. Dünyanın bazı yerlerinde pazar günü ayine gitmek riskli.”
Corriere della Sera, Katolik Kilisesi’nin Türkiye’deki en üst düzey yetkililerinden Anadolu Havarisel Vekilli Piskopos Paolo Bizzeti ile bir söyleşi de yaptı. 2010’da İskenderun’da öldürülen Luigi Padovese’nin yerine 2015’te atanan Bizzeti, dünkü saldırıyla ilgili şöyle konuştu:
“Nedenleri hala net değil, ancak bir kilisede silahlı saldırı düzenlenmesinin ciddi olduğu ve Orta Doğu’da hoşgörüsüzlük ve bölücülük alevlerinin yıllardır körüklendiği bir gerçek.”
Bizzeti, saldırının beklenen bir şey olup olmadığı sorusuna ise şöyle yanıt verdi:
“Piskoposluk görevimin başlangıcında ciddi riskler vardı. Son yıllarda ise Türkiye’de durum tamamen huzur içinde olmasa da aslında oldukça sakinleşmişti. Ancak daha geniş bir bağlamda bakarsak, tüm bölgeyi etkileyen şiddet dalgasının etkilerinin olacağına şüphe yok. Şiddet şiddeti doğurur ve bir süre sonra istisnasız herkesi etkiler.”
Gazetenin “Laikliğin aşınması Hristiyanların gündelik hayatını kötüleştirdi mi?” diye sorması üzerine de Bizzeti, Türkiye’de ‘din özgürlüğünden ziyade ibadet özgürlüğüne’ sahip olduklarını belirtti. Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi gibi eylemler ve bu tartışmaların etkisiyle ilgili olarak da şunları söyledi:
“Mevcut hükümetin, bir dizi talebi iyi bir diyalogla karşılama çabası içinde olduğunu söylemeliyim. Ama şu da bir gerçek ki, Türkiye’de de toplumun bir kesimi daha fazla özgürlük ve çoğulculuk isterken, bir başka kesimi kökten dinci bir eğilime sahip ve daha güçlü bir zorunlu İslamlaşma isteyenlerin sayısı da az değil.
“Çoğulculuk ve gerçek dini özgürlük, olumsuz yan etkileri engeller. Alevleri körüklemek, zayıf ve dengesiz durumdakilerin İstanbul’daki gibi eylemleri gerçekleştirdiği bir ortam yaratıyor.
Savaş ve İslamofobi etkisi
Il Messaggero gazetesi de Katolik Kilisesi’nin İstanbul Apostolik Vekili Piskopos Massimiliano Palinuro ile bir söyleşi yaptı. Söyleşi, “Bunlar savaşın ve Avrupa’daki İslamofobinin zehirli meyveleridir” başlığıyla yayımlandı.
Palinuro, “Maalesef Gazze’deki savaşla hava çok ısındı” dedi ve henüz İstanbul saldırısıyla ilgili net bilgilere sahip olmasalar da geniş kapsamlı bir analiz yapılabileceğini söyledi:
“Bir tarafta alevler içinde olan Orta Doğu var, bu bir detay değil. Öte yandan Avrupa’da son yıllarda İslamofobi arttı. Bu iki faktör birleştiğinde zarar verir. Batı’da Müslümanlara karşı hoşgörüsüzlükle kendini gösteren her İslamofobik eylemin bölgemizde çok büyük yansımaları oluyor. Meydanlarda Kur’an yakılması, çirkin karikatürlerin yayınlanması veya inançlarına aykırı diğer olaylar gibi…Bazı İslamofobik ifadelerin, Müslüman çoğunluğun olduğu yerlerde yarattığı yankıyı Batı’da açıklamak zor.
Kilisenin İtalya bağlantısı
Gazete İtalyan din adamı Palinuro’ya, “Cinayetin bir İtalyan kilisesinde gerçekleşmiş olması, İtalya’nın radikal İslam’ın hedefinde olduğu anlamına mı geliyor? ” diye de sordu. Palinuro bu soruyu yanıtlarken söz konusu kilisenin İtalya ile doğrudan bir bağlantısı olmadığını da vurguladı:
“Hayır, bununla hiçbir ilgisi yok. Bunu kategorik olarak ihtimal dışı bırakıyorum. Ayrıca bu kilise İtalyan olarak tanımlanıyor ama esasında İtalya ile ilgisi yok. Evet, zamanında İtalyan rahipler tarafından kurulmuştu ama bugün Romanya’dan rahipler tarafından yönetiliyor.”
Palinuro, böyle bir saldırıyı beklemediklerini ve bu olay sonrası tüm Hristiyan topluluklarında endişenin artmasının kaçınılmaz olduğunu da vurguladı. “Geçmişte Türkiye’nin Anadolu gibi başka bölgelerinde de korkunç olaylar yaşanmıştı” diyen Palinuro, “Ama açık, uluslararası, kozmopolit, misafirperver, çoğulcu bir şehir olan İstanbul’da böyle bir şey yaşanmamıştı” diye ekledi.
Yerel seçim vurgusu
La Stampa gazetesi ise haberi “İstanbul’da İtalyan kilisesine saldırı: Bir ölü. İki saldırgan yakalandı” başlığıyla duyurdu. Haberde, “Saldırı kabusu 6 yıl sonra Türkiye’ye geri döndü” denildi. Gazete, “Türkiye’de Mart ayı sonunda yapılacak yerel seçimler dikkate alındığında güvenlik konusu yeniden merkezi hale gelebilir” diye yazdı.
Libero, “IŞİD İstanbul’da ayin sırasında öldürdü” başlığını kullandı ve alt başlıkta “Türkiye’de Hristiyanlar, özellikle de Katolikler bir kez daha saldırı altında” dedi.
Gazete ‘inanç şehitleri’ diye andığı İtalyan rahip Andrea Santoro’nun 2006’da Trabzon’da, Monsenyör Luigi Padovese’nin de 2010’da İskenderun’da öldürüldüğünü hatırlattı. Haberde, “Geçen ay Türk polisi, ‘İstanbul’daki kilise ve sinagoglara yönelik saldırı planları’ hazırlamakla suçlanan yaklaşık otuz şüpheli IŞİD üyesini tutuklamıştı” bilgisi de paylaşıldı.
Il Giornale de saldırının İtalya tarafında yarattığı kaygılara odaklanan bir haber yayımladı. İtalya hükümetinin, ‘Batı’nın ibadet mekanlarında hedef alınmasından’ endişe ettiğini yazdı.
]]>Çoğu hukukçu mahkemenin, Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebini veya bazı önleyici talepleri kabul edeceğini düşünüyor.
Hollanda’nın Lahey kentinde görülecek davada Güney Afrika Dışişleri Bakanı Naledi Pandor da bulunacak.
Öte yandan İsrail, bu taleplerin reddedileceği görüşünde.
İsrail Hükümet Sözcüsü Eylon Levy “Tabii ki mahkemenin, Güney Afrika’nın yönelttiği bu tamamen absürt suçlamaları kabul edilemez bulacağını bekliyoruz” diyor.
Dava konusu nedir?
Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonuyla 1948’te imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu.
Soykırım kanıtlaması en zor suçlardan biri. Zira “soykırım niyeti” için insanları öldürmenin de ötesinde fiiller gerekiyor.
Bir devletin bir ulusal, etnik veya dini grubu kısmen veya bir bütün olarak yok etmek istediğinin kanıtlanması şart.
Güney Afrika’nın, İsrail’in planının veya davranış biçiminin başka hiçbir şeyle açıklanamayacağını kabul ettirmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler’in (BM) en üst mahkemesi olan ICJ, devletler arasındaki anlaşmazlıklara bakıyor.
Bugüne kadar hiçbir devlet soykırımdan suçlu bulunmadı.
ICJ 2007’de Sırbistan’ın 1995’te Bosna Hersek’te 8 bin Müslüman erkeği öldürdüğü Srebrenica Soykırımı’nı önlemekte yetersiz kaldığına hükmetmişti.
İhtiyati tedbir nedir?
Bunlar, sahadaki durumun daha da kötüleşmemesi için alınabilecek geçici kararlardır.
Çoğu uzman Güney Afrika’nın, ‘hiçbir şey yapılmazsa’ büyük hayati tehditler olacağını kabul ettirmeyi başardığını düşünüyor.
Bu davanın 11-12 Ocak’taki kısmında yapılmıştı. İsrail 12 Ocak’ta savunmasını yapmıştı.
Güney Afrika mahkemeden İsrail’e Gazze’deki savaşı durdurmas ve Gazze’ye insani yardım girişindeki sınırlamaları kaldırma emri iletmesini talep etmişti.
İsrail neden Gazze’de savaşıyor?
Gazze’de Hamas’ın kontrolündeki sağlık bakanlığının verilerine göre çoğu kadın ve çocuktan oluşan 25 bin 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.
Gazze nüfusunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan 1,7 milyon kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığı hesaplanıyor.
Bu çatışma 7 Ekim’de Hamas militanlarının Gazze’den İsrail’e girerek sınır bölgelerinde asker ve sivillere saldırmasıyla başladı. Militanlar en az 1.200 İsrailliyi öldürdü, 240 kişiyi de rehin aldı.
İsrail buna karşılık olarak önce Gazze’ye hava saldırılarına, ardından da karadan işgale başladı.
İsrail suçlamaya ne yanıt veriyor?
İsrail soykırım suçlamasını “çok ağır bir çarpıtma” olarak niteliyor, kendisini savunma hakkı olduğunu ve Filistinli sivilleri değil Hamas militanlarını hedef aldığını belirtiyor.
ICJ ne karar verebilir?
ICJ ihtiyati tedbir kararı verebiliyor fakat bunlar, Güney Afrika’nın talep ettiği kararlardan farklı da olabilir.
Mahkeme İsrail’e uluslararası insan hakları hukukuna uyma, Gazze’ye gidecek bir araştırma heyetini kabul etme veya insani yardım üzerindeki kısıtlamaları kaldırma emri verebilir.
Mahkemenin kararlarının hukuki bağlayıcılığı var ve herhangi bir temyiz mekanizması bulunmuyor.
Öte yandan mahkeme, devletleri kararlarını uygulamaya zorlayamıyor.
Bu davanın açılması İsrail’in soykırım işlediği anlamına mı geliyor?
Hayır. Mahkeme davayı kabul edilebilir bulmuş olsa da, bugün bir ihtiyati tedbir kararı verse de davanın sonunda bir soykırım işlenmediği sonucuna varabilir.
Bir ihtiyati tedbir kararı, ortada büyük bir riskin bulunduğu ve durum tam anlamıyla incelene kadar her şeyin durması gerektiği anlamına gelir.
ICJ’de davalar yıllar sürebiliyor.
Bir ihtiyati tedbir kararı ayrıca İsrail ve destekçilerine, eylemlerinin uluslararası incelemeye tabii olduğu mesajını verecektir.
]]>Poor Things, Holdovers ve Killers of the Flower Moon filmlerinin de pek çok kategoride aday gösterilmesi bekleniyor.
En iyi oyuncu kategorisinde ise Cillian Murphy, Emma Stone, Robert Downey Jr ve Da’Vine Joy Randolph’un adaylığı tahmin ediliyor.
Hangi filmler yarışıyor?
Birkaç yıl önce yapılan ve daha fazla filmin aday gösterilmesine olanak sağlayan bir değişiklikten sonra artık en iyi film kategorisinde hep 10 aday yer alıyor.
Bu yıl Oppenheimer, Barbie, Poor Things, Killers of the Flower Moon ve The Holdovers’ın aday gösterileceği tahmin ediliyor.
Anatomy of a Fall, Maestro, The Zone of Interest, Past Lives ve American Fiction da adı geçen diğer filmler arasında.
Hangi oyuncular yarışıyor?
Geçen yıl çekişmenin düşük olduğu en iyi aktör dalında bu yıl pek çok sağlam performans var.
Noel tatilinde ailelerinin yanına dönmeyip okulda kalan öğrencilerden sorumlu bir öğretmeni canlandırdığı The Holdovers’taki performansıyla Paul Giamatti favorilerden biri.
Cillian Murphy Oppenheimer’daki, Bradley Cooper ise Maestro’daki rolleriyle büyük ihtimalle aday gösterilecektir.
Rustin filmiyle Colman Domingo ve American Fiction filmiyle de Jeffrey Wright adaylar arasında yer alabilir.
Bu yıl en iyi aktris kategorisi de aynı derecede çekişmeli.
Killers of the Flower Moon filmindeki rolüyle Lily Gladstone favoriler arasında.
Poor Things yıldızı Emma Stone’un da, bir bebeğin beyninin nakledildiği yetişkin bir kadını canlandırdığı sıra dışı performansıyla aday olması bekleniyor.
Sandra Hüller ise eşini öldürmekle suçlanan bir kadını canlandırdığı Anatomy of a Fall filmiyle aday olabilir.
Yardımcı oyuncular
The Holdovers yıldızı Da’Vine Joy Randolph aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılan aktrislerden.
Bu alandaki rakipleriyse The Color Purple filmiyle Danielle Brooks, Oppenheimer filmiyle Emily Blunt, Nyad filmiyle Jodie Foster ve Ferrari filmiyle Penelope Cruz olabilir.
Aktörler arasındaysa Oppenheimer’daki rolüyle Robert Downey Jr. ve Barbie’deki performansıyla Ryan Gosling adaylar arasında yer alabilir.
Yönetmenler
Bu yıl Killers of the Flower Moon filmiyle Martin Scorsese ve Oppenheimer filmiyle Christopher Nolan’ın aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Barbie filmiyle Greta Gerwig ve Poor Things filmiyle Yorgos Lanthimos da en iyi yönetmen kategorisindeki adaylar arasında yer alabilir.
Son üç yılda bu ödül iki defa kadın yönetmenlere gitti. Öte yandan geçen yılki adayların da tümü erkekti.
En iyi müzik
Barbie filminin müzikleri de filmin kendisi kadar başarılıydı. Billie Eilish’in What Was I Made For?, Dua Lipa’nın Dance the Night ve Ryan Gosling’in seslendirdiği I’m Just Ken şarkıları övgü toplamıştı.
Fakat Oscar kuralları gereği bir filmden en fazla iki şarkı aday gösterilebiliyor. Bu yüzden bunlardan birinin adaylar arasında yer alamayacağı kesin.
Rustin filmi için yazdığı Road to Freedom şarkısıyla Lenny Kravitz de iddialı adaylardan.
Nasıl izlenebilir?
Adaylar Akademi’nin ve açıklanacak.
Ödül töreni ise 10 Mart’ta düzenlenecek.
]]>İngiltere Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, ABD ve İngiltere silahlı kuvvetlerine ait güçlerin adı geçen diğer 4 ülkenin de desteğiyle Kızıldeniz’deki ticari gemileri hedef alan Yemen’deki Husilere ait bazı noktaları vurdukları belirtildi.
Söz konusu hava saldırılarının Husilerin ticaret gemilerine ve dolayısıyla küresel ticarete yönelik tehditlerini yok etmek amacıyla yapıldığı ifade edilen ortak açıklamada, Husilerin de 11 Ocak’tan bu yana koalisyon gemilerine yönelik balistik füze saldırıları ve ABD ticari gemilerine yönelik insansız hava araçlı saldırılar düzenlediği kaydedildi.
Açıklamada, “Bugünkü saldırı özellikle Husilerin yer altı depolama sahasını ile füze ve hava gözetleme yetenekleriyle ilişkili yerleri hedef aldı.” ifadeleri kullanılırken, vurulan hedef sayısının 8 olduğu kaydedildi.
Kasım ayı ortasından bu yana Husilerin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik 30’un üzerinde saldırı yaptığına işaret edilen açıklamada, “Uluslararası toplumun geniş fikir birliğinin bilincinde olarak, kurallara dayalı düzeni, seyrüsefer özgürlüğünü ve uluslararası ticareti korumaya, Husileri denizciler ve deniz ticaretine yönelik yaptıkları kabul edilemez ve yasa dışı saldırılardan sorumlu tutmaya kararlı, benzer düşüncelere sahip ülkelerden oluşan bir koalisyon olarak bir kez daha harekete geçtik.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada koalisyonun hedefinin bölgede tansiyonu düşürmek ve Kızıldeniz’de istikrarı sağlamak olduğu vurgulanarak, “Husilere uyarımızı tekrarlamak istiyoruz. Devam eden tehditler karşısında dünyanın en kritik su yollarından birindeki hayatları ve serbest ticaret akışını savunmaktan çekinmeyeceğiz.” ifadeleri kullanıldı.
Husiler başkent Sana’nın vurulduğunu duyurmuştu
Öte yandan Husilere ait Ensarullah internet sitesinde verilen son dakika haberinde, “ABD-İngiliz güçlerinden başkent Sana’ya saldırı” ifadeleri kullanılmıştı.
Bölge sakinlerinden alınan bilgilere dayandırılan haberlerde, bir savaş uçağının başkent Sana semalarında uçmasıyla eş zamanlı olarak başkentin kuzey bölgelerinde şiddetli patlamalar meydana geldiği ifade edilmişti.
Husiler, 19 Ocak’ta da ülkenin batısındaki Hudeyde kentine ABD ve İngiltere’nin 2 kez saldırı düzenlediğini açıklamıştı.
Kızıldeniz’deki durum
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’de Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.
ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail ile bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi, ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı.
Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasının talep edildiği kararı kabul etti.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
]]>Pakistan hükümeti saldırıda iki çocuğun öldüğünü ve üç kişinin de yaralandığını .
Füze saldırılarının “kabul edilemez” olduğunu söyleyen İslamabad hükümeti saldırılara misilleme yapılacağı uyarısında bulundu.
İran, Pakistan’la sınırında faaliyet gösteren Sünni militan grup Ceyş el Adl’ın ABD ve İsrail tarafından desteklendiğini iddia ediyor. Grup geçmişte İran güvenlik güçlerine yönelik bazı saldırıların sorumluluğunu üstlenmişti.
Birçok siyasi analist, sert eleştirilerine rağmen İslamabad yönetiminin, risklerin yüksek olduğunu anladığını ve kısasa kısas bir hareketten kaçınacağını söylüyor.
Ceyş el Adl: ‘Adalet Ordusu’
Ceyş el Adl ya da “Adalet ve Eşitlik Ordusu” İran hükümetine muhalif silahlı bir militan grup. Örgüt kendisini İran’ın Sistan-Beluçistan eyaletinde “Sünni haklarının savunucusu” olarak tanımlıyor.
İran, daha önce Cundullah (Allah’ın Askerleri) olarak bilinen militan grubun lideri Abdülmalik Rigi’yi 2009 yılında İran güvenlik güçlerini bombalamak ve İngiltere ile ABD’nin ajanı olmak suçlamalarıyla tutukladı. Rigi 2010’da da asılarak idam edildi.
O dönemde İran’da görev yapan eski bir Pakistanlı diplomat olan Muhammed Abbasi, Pakistan’ın Rigi’nin tutuklanmasında önemli bir rol oynadığını söyledi.
ABD istihbaratına göre Ceyş el Adl’in birçok patlama ve saldırıya karışmış durumda. 2005 yılında İran’da eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a düzenlenen saldırı da bunlardan birisi.
Ceyş el Adl tarafından üstlenilen operasyonlar genelde Sistan-Beluçistan eyaletinde gerçekleştirildi.
İran neden Pakistan’ı vurdu?
İran Devrim Muhafızları, önce Irak ve Suriye’deki hedeflere saldırdı. Bir gün sonra da Pakistan’daki hedeflere balistik füzeler fırlattı.
Eski bir bakan ve dış politika uzmanı olan Müşahid Hüseyin Sayed, bu hamlenin Pakistan için bir sürpriz olduğunu söyledi.
Eski bakan, “Şahsi kanaatimce, bu onların derin devletinin – İran Devrim Muhafızları’nın – gizli operasyonu gibi duruyor ve daha geniş bir bakış açısını gerektiriyor” dedi.
Sayed, saldırının ikili anlaşmaların ve uluslararası protokollerin ihlali olduğunu belirtti ve “Gazze’de bir soykırım yaşandığını” hatırlatarak, böylesi bir dönemde İslami birlik ruhunun baltalandığını savundu.
Öfkesini İsrail’e yöneltmek yerine Tahran’ın 24 saat içinde üç Müslüman ülkeyi vurduğunu söyleyen Sayed şöyle devam etti:
“Böylesi bir ikiyüzlülük ve çifte standart güçlü bir kınamayı hak ediyor.”
Pakistan-İran gerilimleri
Tarihsel olarak Pakistan-İran ilişkileri inişli çıkışlı bir seyir sergiledi.
İran, 1947 yılında Pakistan’ın bağımsızlığını tanıyan ve İslamabad yönetiminin yurtdışındaki ilk büyükelçiliğine ev sahipliği yapan ilk ülkeydi. Her iki ülke de Soğuk Savaş sırasında işbirliği yapmış ve jeopolitik olarak geniş ölçüde aynı çizgide yer almıştı.
Pakistan ve Hindistan arasında Ağustos-Eylül 1965 arasında yaşanan 1965 Hint-Pakistan Savaşı sırasında Tahran İslamabad’ı destekledi.
Ancak 1979’daki İran Devrimi ve Suudi Arabistan’dan ilham alan Vahabi İslamcılığın Pakistan’daki artan etkisi (Afganistan’daki çatışmaların da etkisiyle) İran ve Pakistan arasındaki güvensizliğin artmasına neden oldu.
İran 1990’larda Pakistan’da mezhepçiliği ve Şii vekilleri teşvik etmekle suçlandı. Tahran da İslamabad’ın Kabil merkezli Taliban hükümetine verdiği destekle ilgili rahatsızdı.
İran’ın Hindistan ile artan işbirliği ve Pakistan’ın ABD ile yürüttüğü stratejik ittifakı, iki ülkenin arasının daha da açılmasına neden oldu.
2018 yılında İran, Hindistan ile İran’ın Çabahar limanının bir bölümünün kontrolünü Yeni Delhi yönetimine devretmek üzere bir anlaşma imzaladığında İslamabad bu durumla ilgili şüpheci bir yaklaşım sergiledi.
Bu gelişme Pakistan’da Hindistan ve İran’ın, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun önemi noktası Gwadar limanının stratejik önemini azaltmaya yönelik karşı hamleleri olarak yorumlandı.
Tüm bunlara rağmen iki ülke hiçbir zaman büyük bir anlaşmazlığa düşmedi. Ancak ikili ilişkilerinin potansiyelini de tam olarak kullanamadılar.
İslamabad Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde araştırma görevlisi Arhama Siddiqa’ya göre iki ülke arasındaki ilişkiler 2021’den bu yana olumlu bir seyir izliyor.
Yine de Pakistan son gelişmeleri ihtiyatlı bir biçimde izliyor.
BBC’ye konuşan Arhama, “Pakistan toprak bütünlüğünden ödün veremez ama aynı zamanda başka bir cephe açmak da istemiyor. Hindistan ve Afganistan ile ilişkiler sorunlu. İslamabad başka bir komşusunun iyi niyetini kaybetmeyi göze alamaz” diyor.
Savunma analisti Ikram Sehgal BBC’ye yaptığı değerlendirmede Pakistan’ın İran’la makul ilişkiler kurabildiğini söyledi.
Pakistan’ın “Suudi kampının” bir parçası olmayı reddettiği zamanlar oldu. Özellikle de 2015’te Suudi liderliğindeki Sünni koalisyon Yemen’deki iç savaşa müdahale ettiğinde Pakistan bunun bir parçası olmayı reddetti.
Pakistan, ülke içindeki Sünni ve Şii nüfus arasında yeni fay hatları yaratabileceğini düşündüğü mezhepsel bir bölgesel çatışmaya katılmanın tehlikesini gördü.
Ancak İran ve Suudi Arabistan arasındaki son yakınlaşma bu tür baskıları azalttı.
Sehgal, İran’ın da başka bölgesel çatışmalara dahil olurken komşusuyla yeni bir çatışma başlatamayacağını anladığına inanıyor. Ülke ayrıca ABD yaptırımları altında zorluklar yaşıyor.
Pakistan’ın militan gruplara karşı harekete geçmesi ve topraklarının başka ülkelere saldırmak için kullanılmasına izin vermemesi gerektiğini savunan Sehgal, şunları diyor:
“İran da bu tür yıkıcı eylemlerden kaçınmalı. İletişim ve koordinasyon içinde olmalılar. Aksi takdirde bu tür hamleler bölgeyi, halkının göze alamayacağı başka bir savaşın eşiğine getirme potansiyeline sahip.”
]]>Önceki gün Irak ve Suriye’nin kuzeyini vuran Devrim Muhafızları, bir sonraki akşam da Pakistan’da iki hedefe saldırdı.
Devrim Muhafızlarına yakın medya, Pakistan saldırılarının geçtiğimiz haftalarda İranlı sınır muhafızlarını öldüren Ceyş el-Adl adlı militan gruba misilleme olduğunu bildirdi.
Ceyş el-Adl, İran’ın güneydoğusundaki Beluçların hakları için savaştıklarını söyleyen İranlı Sünni Beluç bir grup.
Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, İran İslam Cumhuriyeti’nin hiçbir düşmanının korkusuzca uyuyamayacağını ilan etti.
Orta Doğu’daki ABD üslerinin yanı sıra Tel Aviv ve Hayfa’daki İsrail üslerinin de balistik füzelerinin menzili içinde olduğunu açıkça ifade ediyor.
Pazartesi gecesi Devrim Muhafızları’nın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’i hedef alan 11 balistik füze fırlatmasıyla Tahran niyetini açıkça ortaya koydu.
Bölgesel hükümet en az dört sivilin öldüğünü ve altı sivilin de yaralandığını açıkladı. Başbakan Mesrur Barzani bunu “Kürt halkına karşı işlenmiş bir suç” olarak nitelendirdi.
İran Devrim Muhafızları’na yakın Fars haber ajansı, saldırıda İsrail istihbarat servisine bağlı üç Mossad üssünün imha edildiğini iddia etti.
IKBY hükümeti topraklarında yabancı ajanların varlığını reddederken İsrail sessizliğini koruyor.
Ancak Devrim Muhafızları, önde gelen Kürt iş insanı Peşrev Dizayee’nin evini hedef alarak nokta saldırıları düzenleyebileceğini gösterdi.
Dizayee, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalini takip eden yıllarda Falcon Group ve Empire World adlı iki şirketin sahibi ve kurucusuydu. Reuters haber ajansına göre Barzani ailesine yakındı.
Evine dört füze isabet etti ve yerel haberlere göre 11 aylık kızı da saldırıda hayatını kaybetti.
Falcon Group güvenlik, inşaat, petrol ve gaz gibi çeşitli sektörlerde faaliyet gösteriyor. Grubun güvenlik bölümü Irak’taki Amerikan ve çeşitli Batılı temsilci ve şirketlere destek sağladı.
Bu nokta saldırıları, Devrim Muhafızları’nın sadece sivil yapıları hedef almakla kalmayıp, ABD öncülüğündeki koalisyon üssünden sadece birkaç kilometre ötedeki Erbil Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki askeri tesisleri de vurabileceği mesajı veriyor.
ABD’nin Irak’ta, Erbil de dahil olmak üzere, IŞİD örgütüne karşı ABD öncülüğündeki koalisyonun bir parçası olarak 2 bin 500 askeri bulunuyor.
Washington, yerel güçleri desteklemek ve bir zamanlar Irak ve Suriye’nin büyük bölümünü kontrol eden IŞİD’in yeniden canlanmasını önlemek için orada olduklarını söylüyor.
Ancak bu saldırılar, İsrail’in Suriye’deki son eylemleri göz önüne alındığında, İran açısından ülke içi amaçlara da hizmet ediyor.
25 Aralık’ta üst düzey bir Devrim Muhafızları komutanı Şam’ın dış mahallelerinden birine yönelik İsrail hava saldırısı olduğuna inanılan bir saldırıda öldürüldü.
Devrim Muhafızları 15 Ocak’taki saldırısında da Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetine balistik füzeler fırlattı. Saldırıda IŞİD ve diğer “terörist grupların” hedef alındığı belirtildi.
İdlib, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı 2011’deki ayaklanmaya destek veren 2,9 milyon yerinden edilmiş Suriyeliye ev sahipliği yapan son muhalif kale.
Esad, Rusya ve İran’ın askeri desteğiyle iktidarda kalmayı başardı.
İslamcı grup Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) İdlib’de kontrolü elinde tutan ana grup olmakla birlikte IŞİD ve El-Kaide de İdlib’de varlık gösteriyor.
Devrim Muhafızları saldırının 3 Ocak’ta İran’ın güneyindeki Kerman’da misilleme olduğunu açıkladı.
Devrim Muhafızları komutanı Kasım Süleymani’nin ölüm yıl dönümü nedeniyle mezarı yakınında toplanan kalabalığa yönelik iki intihar bombacısının saldırısı olmuştu.
İran Devrim Muhafızları İdlib’i hedef almak için bin 450 km menzile kadar gidebilen Hayber Şekan (Kale Yıkan) füzesi kullandığını açıkladı.
Ayrıca saldırıyı güneydeki Huzistan vilayetinden yaptığını söylüyor.
Ancak Devrim Muhafızları füzeleri İdlib’e çok daha yakın olan Batı Azerbaycan eyaletinden de fırlatabilirdi.
Yer seçimi ve Hayber Şekan füze sistemi, İran’ın Suriye sınırındaki İsrail’in çeşitli noktalarına ulaşma kabiliyetini dünyaya göstermek istediğine işaret ediyor.
]]>7 Ocak gününün ilk saatlerinde dördü kardeş yedi erkek, İsrail’in hava saldırısıyla öldürüldüklerinde, Cenin’in 10 kilometre uzağındaki El Şuheda köyünde, bir yolun kenarında yaktıkları ateşin etrafında oturuyorlardı.
BBC öldürülen erkeklerin yakınları, saldırı sırasında bölgede bulunan görgü tanıkları ve olay yerine gelen ambulans görevlileriyle konuştu. Hepsi, hedef alınanların herhangi bir örgüt üyesi olmadıkları ve saldırı düzenlendiğinde, bu alanda İsrail güçleriyle herhangi bir çatışma olmadığını gösteren güçlü kanıtlar sundu.
O sabah, olay yerine gelen ilk ambulans görevlisi Halid El Ahmed, öldürülen grubun yanlış bir şey yapmadığında ısrarlı.
BBC’ye konuşan El Ahmed, “Birinin üzerinde pijama ve terlik vardı. Sizce İsrail işgaline direnmek isteyen biri, en azından düzgün bir ayakkabı giymez miydi? “ diyor.
İsrail Ordusu ise, saldırının saatler önce Cenin mülteci kampında, bir İsrailli kadın askerin öldüğü olayla bağlantılı olduğunu savundu.
İsrail Ordusu BBC’nin sorusuna karşılık, saldırının ardından yayımlanan yazılı açıklamaya işaret etti. Bu açıklamada “Operasyon sırasında, bir uçak bölgede faaliyet gösteren güçlere karşı patlayıcılar fırlatan terörist grubu hedef aldı” deniyordu.
Hem İsrail Ordusu’ndan hem de yakındaki güvenlik kamerasından gelen görüntüler, saldırı sırasında El Şuheda köyündeki Filistinlilerle herhangi bir çatışma olduğuna dair net bir kanıt sunmuyor.
Alaa, Hazz, Ahmed ve Rami Derviş adlı dört kardeş, 22 ila 29 yaşları arasındaydı. Birkaç yıl önce, anneleri ve beş kardeşleriyle birlikte Ürdün’den geri dönen Filistinli göçmenlerdi.
İsrail’de tarım işlerinde çalışmalarını sağlayan geçiş izinleri vardı. Bu izinleri almak çok zor ve izin sahipleri, İsrail’in bir güvenlik tehdidi olarak gördüğü biriyse ya da böyle biriyle bağlantılıysa izinler derhal geri alınıyor.
Kardeşlerle birlikte ölen diğer erkekler de akrabalarıydı.
BBC’nin gördüğü, kardeşlerin ikisinin elindeki geçiş izni, Eylül 2023 tarihliydi ve süresi birkaç aydı. Hamas’ın Ekim ayındaki saldırısından bu yana, İsrail sınırlarını Filistinli işçilere kapattı.
Ambulans görevlisi Halid El Ahmed, Cenin’de 20 yıldır çalışmanın verdiği tecrübeyle, olay yerlerinde silah ve patlayıcı gözlemi yapmanın, temel bir güvenlik rutini haline geldiğini söylüyor.
El Ahmed “Orada silah olsaydı görürdüm. Gerçekten sivillerdi ve direnişle ilgili hiçbir şey yoktu. Ne mermi, ne silah. Herhangi bir İsrail varlığı da yoktu” diyor.
Silahlı Filistinli örgütler, İsrail güçleri bir üyelerini öldürdüğünde hızla üstleniyorlar. Ancak bu yedi erkek konusunda sessiz kaldılar ve “şehit” olduklarını söyleyen herhangi bir açıklama yapmadılar.
Cenazeleri, aralarında Hamas’ın da bulunduğu Filistinli örgütlerin bayraklarına sarıldı. Ölenlerin kendisi destek vermese bile, İsrail saldırılarında öldürülenlerin cenazeleri sıklıkla, arkadaşlarının ya da ailelerinin destek verdikleri örgütlerin bayraklarına sarılıyor.
Saldırı kurbanlarının akrabaları ve komşuları, gençlerin herhangi bir örgütle bağlantılı olmadıklarını söyledi. Cenin’in başlıca hastanesinin baş hekimi Vissam Bakr da aynı görüşte:
“Silahlı değillerdi, savaşçı değiller. Normalde bir silahlı grubun üyeleri net bir şekilde belli olur. Bu yedisi öyle mi? Hayır hayır, hepsinin sivil oldukları çok net.”
Kurbanların annesi İbtesam Asous çocuklarının cesetlerini bu hastanede gördü.
“Hepsi ölmüştü” diyor.
“Birinin şehit olmasını bekliyordum ama dördünün birden değil. Hepsinin öldürüldüğünü öğrendiğimde şoke oldum.”
İsrail Ordusuna, bu grubun neden hedef alındığını sorduk.
Bir sözcü, askerlerin “bir İsrail vatandaşını öldüren teröristleri takip etmeye başladığını” ve hava saldırısında “bölgede faaliyet gösteren İsrail güçlerine patlayıcılar fırlatıp, tehlikeye atanların hedef alındığını” söyledi.
El Şuheda’daki hava saldırısından saatler önce, 19 yaşındaki İsrailli sınır muhafızı Shai Germai, Cenin’deki Filistinli savaşçılarla çıkan çatışmalar sırasında, aracının bir patlayıcıya çarpması sonucu ölmüştü.
Bunun sonrasında, İsrail Ordusuna ait konvoy, Derviş kardeşlerin üç uzak akrabasıyla buluştuğu El Şuheda köyü üzerinden geri çekildi. Tarım işçileri ve şafak vakti açılan sebze pazarına giden müşterilerin ilgi gösterdiği, 24 saat açık bir kafenin yanındaydılar.
İsrail Ordusu’nun verdiği, gece görüşlü insansız hava aracının sağladığı görüntülerde, araçlar yoldan geçerken küçük parlamalar ve devamında bir patlama görülüyor. Bu ısı izini molotof kokteyli üretmiş olabilir. Videoda tarih ya da saat yok.
İsrail Ordusu, bölgedeki hava saldırısının benzer nitelikteki görüntülerini de verdi. Ancak iki farklı zamanda çekilmiş videolar bir biri ardına eklenmiş haldeydi. Dolayısıyla, aralarında ne kadar zaman farkı olduğu tespit edilemiyor.
İsrail Ordusu’ndan her iki görüntünün tam olarak ne zaman çekildiğini söylemelerini istedik, ancak daha fazla yorum yapmayacaklarını ve bilgi vermeyeceklerini belirttiler.
Zamanlanma önemli, çünkü uluslararası hukuka göre ölümcül güç kullanmanın meşru kabul edilmesi için karşılanması gereken koşullar var.
BM, geçen yılın sonunda Batı Şeria’daki durumu “kaygı verici ve acil” diye tanımlamıştı.
Dört kardeşin annesi İbtesam Asous da, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana İsrail güçlerinin Batı Şeria’da kullandığı yöntemlerin değiştiğini söylüyor.
“Eskisi gibi davranıyolar. Değişen tek şey, daha önce birini bacağından vuruyorlardı. Şimdiyse, roketlerle bombalıyorlar ve mümkün olduğunca çok insan öldürüyorlar” diyor.
BM’nin verilerine göre geçen yıl Batı Şeria’da kayıtlara geçen en kanlı yıl yaşandı. İsrail güçleri 492 Filistinliyi öldürdü. 300’ü Hamas’ın Ekim’deki saldırısından sonra ve bunlara 80 çocuk da dahil.
Geçen yıl Batı Şeria’da Filistinliler tarafından da 28 İsrailli öldürüldü. Ekim’deki Hamas saldırısından bu yana ise ikisi asker, üç İsrailli hayatını kaybetti.
Filistinliler, İsrail içinde de saldırılar düzenledi. Buna geçtiğimiz günlerde bir kadının öldüğü ve 17 kişinin yaralandığı saldırı da dahil.
İki görgü tanığı, o sabah İsrail Ordusuna ait konvoyun El Şuheda köyünden sabaha karşı 4 ila 4:45 arası, hava saldırısı düzenlenmeden önce ayrıldığını söyledi. Tanıklara göre, köy halkıyla İsrail güçleri arasında bir çatışma da yoktu.
Bir görgü tanığı “Askerler dört kez geçti ve kimse onlara yaklaşmadı. Askeri araçlar tamamen köyü terk ettiğinde hava saldırısı düzenlendi. Isınmak için bir ateşin etrafında toplanan gençler, bir roketle vuruldu” diyor.
Bir başka görgü tanığı da BBC’ye yaptığı açıklamada, ordunun köyden çıkmasıyla, sabaha karşı 5’teki saldırı arasında bir saat olduğunu ve kendisi de dahil, bir çok kişinin bu iki olay arasında kafeyi terk ettiğini söylüyor.
Filistin Kızılayı’ndan Halid El Ahmed, İsrail Ordusu’nun sabahın erken saatlerinde Cenin mülteci kampından çekildiğin hatırlıyor ve saldırıdan sonra köye çağrıldığında saatin “neredeyse 5 olduğunu” anlatıyor.
Cenin Hastanesi başhekimi de, cesetlerin 05:15 civarında geldiğini belirtiyor.
Yakındaki bir güvenlik kamerasının bir kısmı bilinmeyen bir kaynak tarafından cep telefonuyla çekilen görüntüleri, saldırıdan 30 saniye öncesinde, boş yolda bir aracın olaysız geçtiğini gösteriyor. Kayıtta herhangi bir saat bilgisi yok.
Derviş kardeşler ve akrabaları, bir ateşin etrafında görülüyor. Sonra da hava saldırısı oluyor.
Anneleri, kardeşlerden bazılarının o sabah işe gideceğini, Hazza’nın ise Cenin Hastanesi’ndeki sabah gideceği diyaliz randevusunu beklediğini söylüyor.
İsrail Ordusu’nun operasyonları nedeniyle yolların kapanmasından kaygılanan Hazza’nın evden erken çıkmak istediğini anlatıyor.
Hastanenin böbrek ünitesi, Hazza Derviş’i o sabah da sabah 7’deki rutin diyaliz randevusunu olduğunu teyit etti ve randevu programındaki ismini gösterdi.
Kardeşlerin amcası Yusuf Assous’un, hava saldırısından kısa süre sonra çektiği videoda, yere dağılmış beden parçaları görülüyor.
Deneyimli ambulans görevlisi Halid el Ahmed, olay yerinin halini kendisinin bile unutamayacağını vurguluyor.
Yusuf “Ellerinde silah olmayan gençlerdi. Silahları olsaydı görürdüm. Sadece oturdukları sandalyeler vardı” diyor.
“Sonuçta, tüm Filistinliler hedef. Silahlıysan hedefsin. Sivilsen, yine hedefsin.”
Bu haberdeki tüm iddiaları İsrail Ordusuna da sorduk ve ordunun başka ekleyecek bir şeyi olmadığı yanıtını aldık.
İbtesam Asous, saldırının gerçekleştiği yere yeni gidebildi. Diğer çocuklarının engellemeye çalıştığını ama kendisinin olay yerini görmek istediğini söylüyor.
“Buraya gelip, her birinin nerede oturduğunu görmeye çalışmak istedim” diyor.
“Alaa oradaydı, Ahmed, Rami ve Hazza da buradaydı. Oğullarımın tam olarak nerede olduğunu görmek istedim. Başa çıkmama yardımcı oluyor.”
]]>“KİBRİNİZİ KIRACAK, HEYBETİNİZİ YIKACAĞIZ”
Husilerin (Ensarullah Hareketi) siyasi büro üyesi Kahhum, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Yemen’den Amerikalılara şunu söylüyoruz: Yemen’e yönelik tüm hareketleriniz ve saldırılarınız başarısızlıkla sonuçlanacak, saldırılarınıza tüm gücümüzle karşı koyacağız. Yemen’in kudretini göreceksiniz ve bölgeden aşağılanmış bir halde çekileceksiniz. Kibrinizi kıracak, sözde heybetinizi yıkacak Yemen caydırıcılığını göreceksiniz.” dedi.
“ABD İLE AÇIK BİR SAVAŞA GİRMEYE HAZIRLANIYORUZ”
Yemen’in, devletiyle, halkıyla ve ordusuyla ABD ile bir savaşa hazırlandığına dikkati çeken Kahhum, şunları söyledi; “Yemen devleti, liderliği, silahlı kuvvetleri ve halkı tetikte ve ABD ile açık bir savaşa girmeye hazırlanıyor. Filistin ve ümmetin tüm davaları uğruna, Amerika, İngiltere ve İsrail’in temsil ettiği Büyük Şeytan’la doğrudan karşı karşıya gelmek büyük bir onurdur.”
Ali el-Kahhum.“ABD İLE SAVAŞ ‘VAAT EDİLEN BİR FETİH VE CİHAT'”
Kahhum, ABD ile savaşın “vaat edilen bir fetih ve cihat” olduğuna vurgu yaptı. ABD’nin Yemen’deki saldırılarının etkisiz olduğunu savunan Kahhum, “ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik saldırılarının hiçbir etkisi olmadı ve olmayacak. Bu, egemenliği ve uluslararası yasaları çiğneyen bir saldırı ve suçtur.” değerlendirmesinde bulundu. Kahhum, “ABD ile İngiltere’nin vurduğu hedefler daha önce bombalanan bölgelerdeydi ve bu yeni bir şey değil. Bununla birlikte Yemen’e savaş ilan ettiler ve dolayısıyla Yemen’in onlara yönelik yapacağı saldırılara ve Yemen’in stratejik caydırıcılığına katlanmaları gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“SALDIRILARINDA PİŞMAN OLACAKLAR”
Ali el-Kahhum, “Bu terörist ABD’dir ve bu da onun işlediği suçudur. Bu açık bir savaştır ve devam ediyor. Saldırılarında pişman olacaklar ve bedelini ağır ödeyecekler. Yemen, yüce milletiyle, devletiyle, liderliğiyle, silahlı kuvvetleriyle, güçlü eliyle ve askeri yetenekleriyle büyüktür.” şeklinde konuştu. Kahhum, ABD’ye zafere ulaşana dek savaşacaklarına dikkati çekerek, düşmanlarına karşı tepkilerinin sert ve acıklı olacağını kaydetti.

NE OLMUŞTU?
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırılarına tepki olarak, 31 Ekim’den bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu söyledikleri ticari gemilere el koymaya ve bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı. ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu. Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, küresel deniz ticareti güvenliği tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail’le bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı. Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını bildirdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden karar tasarısını kabul etti. Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si yapılıyor.
]]>Suudi Arabistan öncülüğünde, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in de dahil olduğu bir koalisyonun Husilere karşı yürüttüğü uzun süreli hava harekatı ülkede daha fazla yıkıma ve yoksulluğa neden oldu.
Ancak Husiler, Kasım ayından bu yana deniz taşımacılığını sekteye uğratma tehdidinde bulunabileceklerini gösterdi. Geçen günlerde İngiltere ve ABD de buna karşılık verdi.
Çatışmanın küresel ekonomi üzerinde ciddi yansımaları olabilir.
Yemen nerede ve stratejik açıdan neden önemli?
Husilerin deniz taşımacılığını sekteye uğratma gücünün büyük bir kısmı kontrol ettikleri bölgenin coğrafi konumundan kaynaklanıyor.
İran destekli Husiler, 2014 yılında iktidarı ele geçirdiklerinden bu yana başkent Sana ile ülkenin kuzeyi ve Kızıldeniz kıyı şeridi dahil olmak üzere Yemen’in büyük bir bölümünü kontrol ediyor.
Bu durum da onlara Avrupa’yı Asya’ya bağlayan en kısa deniz yolu olan Babülmendep Boğazı üzerinde güç kazandırıyor.
Husiler neden Kızıldeniz’deki gemilere saldırıyor?
ABD Merkez Komutanlığı’na göre Husiler 19 Kasım 2023’ten bu yana Kızıldeniz’in güneyi ve Aden Körfezi’nden geçen ticari gemilere karşı en az 26 ayrı saldırı gerçekleştirdi.
Husi temsilcileri bu saldırıların İsrail’in Gazze’ye saldırısına bir tepki olduğunu iddia ediyor ve İsrail bağlantılı gemileri hedef aldıklarını söylüyor.
Ancak Husileri eleştirenler son saldırıların çoğunun İsrail bağlantısı olmayan gemilere yönelik yapıldığını, Husilerin Gazze’deki durumu popülaritelerini artırmak, kabiliyetlerini göstermek ve İran’a etkili bir müttefik olabileceklerini kanıtlamak için kullandıklarını öne sürüyor.
Husilerin askeri kapasitesi ne?
Kızıldeniz’deki gemilere yönelik son saldırılarda Husiler seyir füzeleri, balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA) ve mürettebatsız su üstü gemileri (USV) kullandı.
Husiler ilk saldırılarında küçük botlar ve/veya helikopterler kullanarak gemilere çıkmaya veya gemileri ele geçirmeye de çalıştı.
Husilerin gemi saldırılarında kullandığı, “kamikaze drone” diye adlandırılan İHA’ları Suudi Arabistan’la uzun süredir devam eden çatışmalarda kullanmak üzere edindiği düşünülüyor.
Bunların hem Qasef hem de kendine özgü V şeklindeki kuyruk yüzgeciyle daha uzun menzilli Samad tipi İHA’lar olduğuna inanılıyor.
Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü adlı düşünce kuruluşuna göre Husiler, aralarında Sayyad ve Sejil füzelerinin de bulunduğu, 80 ile 300 kilometre menzilli çeşitli gemisavar seyir füze sistemlerine de sahip.
Kuruluşa göre Husilerin gemisavar balistik füzeleri de 300 kilometre uzaklıktaki hedefleri vurabiliyor. Washington Enstitüsü, bu füzelerin çok daha yüksek bir yörüngede hareket ettikleri ve hızlı bir şekilde hedefleri vurdukları için önlenmesi çok daha zor olduğunu ve “insansız hava araçları, gemiler veya ortak güçler tarafından sağlanan zamanında hedefleme istihbaratı gerektirdiğini” belirtiyor.
BBC’ye konuşan denizcilik tarihçisi Sal Mercogliano, balistik ve seyir füzelerinin “daha büyük savaş başlıklarına sahip oldukları ve daha fazla kinetik enerji barındırdıkları için” daha korkutucu olduğunu söylüyor.
Mercogliano’ya göre tek yönlü insansız hava araçlarının sayısı ise daha ucuz olmaları ve kolay monte edilmeleri nedeniyle daha fazla. Ancak bunlar aynı zamanda daha yavaş.
Gemileri su hattının üzerinden vurduğu için bu İHA’ların kullanımında en büyük endişe kaynağı gemide yangın çıkması.
Ancak Mercogliano, asıl USV’lerin “son derece endişe verici” olduğunu söylüyor.
Mercogliano, USV’lerin gemileri su hattından vurarak onları deldiğini ve “su basması nedeniyle batmasını sağladığını” belirtiyor.
ABD Donanması’na göre Husiler mevcut çatışmada patlayıcılarla dolu tek yönlü insansız bir su üstü gemisini ilk olarak 4 Ocak’ta kullandı ve bu gemi uluslararası nakliye yollarında infilak etti.
ABD Donanma Komutanı Koramiral Brad Cooper o gün yaptığı açıklamada saldırıyı “yeni bir askeri kapasitenin kullanılması” diye niteledi, “Neyse ki can kaybı olmadı ve hiçbir gemi vurulmadı, ancak tek yönlü bir saldırı USV’sinin tanıtılması endişe verici” dedi.
Ancak Suudi hükümetine göre Husiler daha önce Ocak 2017’de Suudi fırkateyni El Madinah’a yönelik bir saldırıda ve ardından tekrar “Mart 2020’de Yemen’de Aden’e giden bir petrol tankerine yönelik başarısız bir saldırı girişiminde” USV’leri kullanmıştı.
Husileri kimler destekliyor?
Husiler İran tarafından destekleniyor ve kendilerini İsrail ile ABD’ye karşı olduklarını söyleyen, Lübnan’daki Hizbullah, Suriye’deki Esad rejimi, Gazze’de Hamas gibi İran destekli diğer grupların da dahil olduğu “direniş ekseninin” bir parçası ilan ediyor.
Şubat 2023’te İngiltere hükümeti Birleşmiş Milletler’e (BM), “İran devleti ile, Husiler tarafından Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne saldırmak için kullanılan füze sistemlerinin kaçakçılığı arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösteren kanıtlar” sunduğunu söylemişti.
İngiltere hükümeti, Kraliyet Donanması gemisi HMS Montrose’un 2022 yılı başlarında İran’ın güneyindeki uluslararası sularda kaçakçılar tarafından işletilen sürat botlarında iki kez İran silahları ele geçirdiğini açıklamıştı.
Açıklamada karadan havaya füzeler, karadan karaya seyir füzeleri için motorlar ve keşif faaliyetleri için tasarlanmış ticari bir quadcopter İHA’sının da ele geçirildiği belirtilmişti.
ABD öncülüğündeki saldırılar Husileri durdurabilir mi?
ABD, İngiltere ve çok sayıda diğer ülke Husileri saldırılarını durdurmaları konusunda uyarmış ve Aralık 2023’te Kızıldeniz’in güneyi ve Aden Körfezi’ndeki güvenlik sorunlarını ele almak üzere “Refah Koruyucu Operasyonu” olarak bilinen çok uluslu bir koalisyon kurmuştu.
Bu koalisyon 11 Ocak Perşembe gecesi Husilerin saldırılarına karşılık verdi.
ABD Hava Kuvvetleri’nden yapılan açıklamada “ABD kuvvetleri; İngiltere, Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda ile işbirliği içinde Yemen’de Husi isyancılar tarafından kullanılan 16 noktada 60’tan fazla hedefi vurdu” denildi.
Ancak analistler yıllardır süren Suudi ve müttefik hava saldırılarının Husileri kapsamlı bir şekilde yenilgiye uğratamadığına dikkat çekiyor.
]]>ABD’ye ait Marshall Adaları bayraklı yük gemisi, Aden Körfezi açıklarında füze ile vuruldu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, Husiler tarafından düzenlenen saldırıda yük gemisinin füzeyle vurulduğu doğrulanarak, geminin sahibinin ABD merkezli Eagle Bulk Shipping’e ait “Gibraltar Eagle” olduğu belirtildi. Vurulan gemiye ilişkin Husiler’den de açıklama geldi.

“GEMİ TAM İSABETLE VURULDU”
Husiler’in Askeri Sözcüsü Yahya Seri, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, “Yemen Silahlı Kuvvetlerine bağlı Deniz Kuvvetleri (Husiler), Aden Körfezi’nde bir Amerikan gemisini bir dizi seyir füzesiyle hedef alan askeri bir operasyon gerçekleştirdi ve doğrudan tam isabet sağlandı.” ifadelerini kullandı.
ABD VE İNGİLTERE’NİN SALDIRILARINA YANIT
“Operasyonun, bugüne dek Siyonist oluşum tarafından en çirkin katliamlara maruz kalan Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına uygulanan zulme karşı bir zafer olduğunu” belirten Seri, bunun aynı zamanda ABD ve İngiltere’nin Yemen’e saldırılarına bir yanıt olduğunu kaydetti. Yemen’e saldırılarda görev alan ABD ve İngiliz savaş gemilerinin tümünün kendilerine bağlı silahlı kuvvetlerin meşru hedefi olduğunu vurgulayan Seri, olası bir yeni saldırının da cevapsız ve cezasız kalmayacağının altını çizdi.

Yahya Seri, paylaşımında “Kuvvetlerimiz, Gazze Şeridi’nde Filistin halkına yönelik abluka kaldırılıncaya ve saldırganlığa son verilinceye kadar, İsrail’in Basra Körfezi ve Kızıldeniz’deki seyrini engelleme kararını uygulamaya devam edecek.” ifadelerini kullandı.
KIZILDENİZ’DEKİ GERİLİMDE YAŞANANLAR
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’den bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu söyledikleri ticari gemilere el koymaya ve bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı. ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü duyurdu.

Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı. ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu duyurdu.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail’le bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husiler’e ait 3 sürat teknesi ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı. Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını duyurdu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husiler’in Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden kararı kabul etti.

Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si yapılıyor.
HUSİLER KİMDİR?
Husiler ya da resmî adıyla Ensarullah, Yemen’de faaliyet gösteren Zeydi gruptur. Grup, ismini kurucusu Hüseyin Bedreddin el-Husi’den almıştır. İlk kez 2004 yılında silahlı ayaklanma başlatmışlardır. 2004 yılından beri İran tarafından malî ve askerî destek almaktadır. 2015 yılında gerçekleştirdikleri mücadele ile başkent San’a ve parlamentoyu ele geçirmişlerdir. Grubun sloganı “Allah büyüktür, İsrail’e ölüm, Amerika’ya ölüm, Siyonizm’e lanet, İslam’a zafer”dir. Bu slogan Husi bayraklarında yer alır. Örgütün 7 bin ila 30 bin arası silahlı militanı, 450 bin kadar sivil destekçisi vardır.
]]>İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkında açılan davayı eleştirerek, “ Dünya tersine döndü. Soykırıma karşı mücadele eden İsrail soykırımla suçlanıyor” dedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından 29 Aralık’ta açılan davanın ilk duruşması dün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda başladı.
Duruşmanın ilk gününde, İsrail’i, Gazze’deki Filistin halkına soykırım yapmakla suçlayan Güney Afrika, bu konudaki iddialarını sözlü olarak mahkemeye sundu.
Güney Afrika öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarını derhal durdurması için, uluslararası mahkemenin ihtiyati tedbir kararı almasını talep etti.
Lahey’deki Adalet Sarayı’nda bugün ikincisi yapılacak duruşmada İsrail, soykırım iddialarına yanıt verecek.
Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak başkanlığındaki İsrail heyeti, soykırım suçlamasına karşı tezlerini sunarak, mahkeme heyetini ikna etmeye çalışacak.
İsrail Başbakanı Netanyahu, duruşma öncesi yaptığı açıklamada, ülkesi hakkındaki iddiaları reddetti, İsrail’in Hamas’a karşı kendini savunma hakkını elinde tutacağını söyledi.
“Teröristlerle ve yalanlarla savaştıklarını” savunan Netanyahu, Hamas’ı “insanlığa karşı suç işleyen cani teröristler” olarak tanımladı.
İsrail Başbakanı, Güney Afrika’yı da “ikiyüzlülükle” suçladı.
Netanyahu’ya göre, Suriye ve Yemen’de milyonlarca insan Hamas’ın ortakları tarafından öldürülürken ya da yerlerinden edilirken Güney Afrika bunu görmezden geldi.
Bugün mahkemeden hangi kararlar çıkabilir?
İsrail’in bugün yapacağı savunmanın ardından Uluslararası Adalet Divanı, Tel Aviv yönetiminin Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmasına dair taleple ilgili karar verecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki tüm askerleri faaliyetlerinin durdurulması için ivedilikle ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor.
Uluslararası Adalet Divanı, aynı zamanda Güney Afrika’nın soykırım iddiaları ile ilgili davanın esastan görüşülüp görüşülmeyeceğine de karar verecek.
Bu İsrail açısından büyük önem taşıyan bir karar. Çünkü, soykırım ya da diğer suçlamalar konusunda Uluslararası Adalet Divanı’na yalnızca bir kez başvuru yapılabiliyor.
Eğer Güney Afrika, Gazze’de soykırım yapıldığına ilişkin yeterince kanıt sunmazsa, İsrail bir daha soykırımla suçlanamayacak.
Dava İsrail’i nasıl etkileyecek?
Mahkeme, Güney Afrika’nın iddialarını yeterli bularak davayı esastan görüşmeyi kabul ederse, bu İsrail açısından uluslararası arenada büyük bir prestij kaybı olacak.
Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nden Soykırım Hukuku uzmanı Prof. Dr. Larissa van den Herik’e göre, İsrail’in uluslararası itibarı tehlikede.
Van den Herik, Hollandalı kamu yayıncısı NOS’a, mahkemenin vereceği mahkumiyet kararının, İsrail’i daha da yalnızlaştıracağını söyledi.
Güney Afrika’nın açtığı davayı, İsrail için çok büyük bir başarısızlık olarak değerlendiren Hollandalı profesör, bu nedenle İsrail’in zararı sınırlamak için elinden geleni yapacağını söyledi.
İsrail’in bugünkü duruşmada, “kendi halkını Hamas’ın saldırılarına karşı koruma yükümlülüğüne” vurgu yapması bekleniyor.
Ancak Prof. Dr. van den Herik, bunun, her türlü şiddet için bir gerekçe olamayacağına dikkati çekerek, “Meşru müdafaa hakkı sınırsız değil. Bu her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmiyor” dedi.
Güney Afrika’ya ikiyüzlülük’ suçlaması
Amsterdam Üniversitesi’nden uluslararası hukuk siyaseti profesörü Geert-Jan Knoops ise, Güney Afrika’nın iddialarının, hukuki olarak soykırımı kanıtlamak için yeterli olmadığını savunuyor.
Soykırım suçlamasının daha güçlü kanıtlar gerektirdiğini söyleyen Knoops, Hollanda medyasına yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Askeri eylemlerin, milliyetlerinden dolayı Filistin halkını bir bütün olarak yok etmeyi hedeflediğinin ortaya konması gerekir. Bu çok zor. Güney Afrika’nın sunduğu belgelere dayanarak böyle bir sonuca varamazsınız.”
Hollandalı profesör, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni “ikiyüzlülükle” suçlayarak, eski Sudan diktatörü Ömer El Beşir konusunda aynı hassasiyeti göstermediğini savundu.
Knoops, 2015 yılında, dönemin Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, uluslararası bir kongre için bu ülkeyi ziyaret ettiğinde, Güney Afrika’nın, elindeki kanıtlara rağmen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yakalama kararını uygulamadığını söyledi.
Knoops’a göre, Güney Afrika Cumhuriyeti, Güney Sudan’da belirli bir nüfus grubuna yönelik soykırım suçlamalarıyla ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin eski Sudan Devlet Başkanı hakkında verdiği tutuklama emrini görmezden geldi.
Güney Afrika neden Filistin’i destekliyor?
İsrail hakkındaki soykırım suçlamasına ilişkin davanın neden Güney Afrika tarafından açıldığı, en çok merak edilen konuların başında geliyor.
Birleşmiş Milletler’in 1948 yılında hazırladığı “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”, Türkiye de dahil 140 ülke tarafından imzalandı.
Sözleşme, taraflara “soykırım suçunu önleme ve cezalandırma” yükümlülüğü veriyor.
Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola, dünkü duruşmada ülkesinin, “insanlığın bir parçası olduğu bilinciyle Filistin halkına ellerini uzattığı” için dava açtıklarını söyledi.
Güney Afrika ile Filistinliler arasındaki bağlar, çok eskiye dayanıyor. Her ikisi de bir kurtuluş hareketi olan Afrika Ulusal Konseyi (ANC) ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında oldukça köklü ilişkiler bulunuyor.
Her iki örgüt de “ortak bir kader deneyimine” sahip. Bu nedenle Güney Afrika, Filistin’in dünyadaki en önemli destekçilerinden biri.
Belçika da davaya dahil olmak istiyor
Belçika’da iktidar ortağı Yeşil Sol ve Hristiyan Demokratlar, hükümetten, Gazze’deki durumla ilgili uluslararası bir soruşturma talep etmesini istedi.
Yeşil Sol Partili Başbakan Yardımcısı Petra De Sutter, “Belçika Gazze’de olanları izlemeye devam edemez. Yaşananlar giderek soykırıma benzemeye başladı. Bu yüzden Güney Afrika gibi ülkemizin de Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini istiyorum” görüşünü dile getirdi.
Hristiyan Demokrat Parti de, De Sutter’in bu önerisine destek verdi.
Ancak muhalefetteki milliyetçi Yeni Flaman İttifakı Partisi (N – VA), bu öneriye karşı çıkıyor. Sağ görüşlü parti, bölgede çözüm için İsrail’in desteklemesi gerektiğini savunuyor.
Lahey’de yerel saatle 10:00’da başlayacak kamuya açık duruşma, Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden de canlı olarak yayınlanacak.
]]>Sapanca Belediye Başkanı Özcan Özen, mesajında, mübarek üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandili’nin tüm İslam alemine sağlık, birlik, beraberlik, sevgi, barış ve kardeşlik getirmesini temenni etti.
Barış ve huzurun sağlanabilmesi için bugünlerin en iyi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Özen, “Üç aylardan recep ayının ilk kandil gecesi olan Regaip Kandili de mübarek günlerden biridir. Üç aylar, dini duyguların yoğunluk kazandığı merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma hislerinin doruk noktaya ulaştığı, hayır ve iyiliklerin arttığı günlerdir. İnsanımızın anlam ve gönül dünyasına ışık tutan Regaip Kandili de tıpkı diğer kandil geceleri gibi toplumumuz için vazgeçilmez manevi öneme sahiptir.” ifadelerini kullandı.
Özen, bütün İslam aleminin Regaip Kandili’ni tebrik etti.
“Regaip Kandili, insanoğlu için manevi fırsattır”
Serdivan Belediye Başkanı Yusuf Alemdar da mübarek üç ayların başlangıcı olan Regaip Kandili’nin tüm İslam alemine birlik, beraberlik, sevgi, barış ve kardeşliğe vesile olmasını diledi.
Regaip Kandili’nin insanları birbirine yaklaştıran, komşuluk, akrabalık, kardeşlik ve dayanışma duygularını artıran, insanoğlunun gönül dünyasının da aydınlanmasına vesile olan mübarek bir gece olduğuna işaret eden Alemdar, şunları kaydetti:
“Üç ayların da başlangıcı olan Regaip Kandili, insanoğlu için manevi fırsattır. Rahmet ve merhamet kapılarının ardına kadar açıldığı, günahların bağışlanması için el açıp dua edildiği bu müstesna geceyi bir kez daha hep birlikte eda etmenin mutluluğunu yaşayacağız. Birliğe, beraberliğe, kardeşliğe ve dayanışmaya daha çok ihtiyaç duyduğumuz bu mübarek günlerde insani ve ahlaki meziyetlerin de yaygınlaşmasına çaba göstermeli, yaptığımız hatalardan dönmeyi bilerek bir an önce tövbe etmeliyiz.
Bu düşüncelerle tüm hemşehrilerimizin mübarek kandilini kutlar, bu kutlu gecenin insanlığa ve tüm İslam alemine huzur, barış ve hayırlara vesile olmasını temenni ederim.”
“Mübarek gün ve geceler, yeni başlangıç yapmak için önemli fırsat”
Ferizli Belediye Başkanı İsmail Gündoğdu üç ayların merhamet, şefkat, yardımlaşma ve dayanışma duygularının zirveye ulaştığı, hayır ve iyiliklerin arttığı manevi mevsim olduğunu belirtti.
Müslümanların en büyük arzusunun Allah’ın rızasını kazanmak ve rahmetine ulaşmak olduğunu vurgulayan Gündoğdu, üç ayların, bu arzuyu gerçekleştirmek için önemli fırsat olduğunu kaydetti.
Başkan Gündoğdu, mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Üç aylar, birbiri ardına açılan rahmet ve mağfiret kapıları olan recep, şaban ve ramazan ayını içinde barındıran, Regaip Kandili ile başlayan, Miraç ve Berat ile devam eden, bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi’yle zirveye ulaşan, Ramazan Bayramı’yla da maddi ve manevi alanda bayrama dönüşen manevi yükseliş, bağışlanma ve fırsat aylarıdır. Mübarek gün ve geceler, yaratılış gayemizi, kendimize, Rabbimize, çevremize ve bütün mahlukata karşı sorumluluklarımızı muhasebe etmek ve daha güzel hayat adına yeni başlangıç yapmak için önemli fırsatlardır.
Bu duygu ve düşüncelerle değerli hemşehrilerimizin, aziz milletimizin ve tüm Alem-i İslam’ın Regaip Gecesi’ni tebrik ediyorum. İdrak ettiğimiz mübarek gün ve gecelerin başta aziz milletimiz olmak üzere Müslümanların birlik ve beraberliğine, insanlığın barış, huzur ve hidayetine vesile olmasını temenni ediyorum.”
]]>Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda (Vredespaleis) yerel saatle 10:00’da başlayacak duruşmanın ilk gününde, Güney Afrika, soykırım suçlamasına ilişkin savlarını sözlü olarak dile getirecek.
Güney Afrika Cumhuriyeti öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki tüm askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı verilmesini istiyor. Yüksek Mahkeme öncelikli olarak bu talebi ele alacak.
Cuma günü de, İsrail, hakkındaki suçlamalara ilişkin sözlü savunma yapacak.
İsrail’in talebi üzerine bugün ve yarın yapılacak sözlü oturumlar, birer saat uzatıldı. Duruşmalar , iki gün boyunca 10:00 – 13:00 saatleri arasında görülecek ve Uluslararası Adalet Divanı’nın internet sitesinden canlı olarak izlenebilecek.
Güney Afrika tarafından 29 Aralık’ta açılan davada, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin “soykırım niteliğinde” olduğu vurgulandı.
Dava dilekçesinde, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri daha geniş bir ulusal, ırksal ve etnik grubun parçası olarak yok etmeye yönelik özel bir niyete” sahip olduğu savunuldu.
İsrail’in, Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini belirten Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için, ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını istedi.
Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını kendi ülkesindeki “apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimiyle” kıyaslıyor.
Davaya yönelik merak edilen soruları ve cevaplarını derledik:
Davayı neden Güney Afrika açtı?
Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail hükümetinin Gazze’deki uygulamalarını Güney Afrika’nın geçmişindeki apartheid rejimiyle karşılaştırarak Filistinlilere tam destek vermesinin ardından, her iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler askıya alındı.
Güney Afrika, Pretoria’daki İsrail Büyükelçiliği’ni kapattı.
Hem İsrail hem de Güney Afrika, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’nin imzacıları olduğu için, Cyril Ramaphosa yönetimi, dava konusunda inisiyatif aldı.
1948’de imzalanan BM Soykırım Sözleşmesi, taraf ülkelere soykırım suçunu önleme ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor.
Güney Afrika yönetimi, bu sözleşmeden doğan yükümlülüğe dayanarak İsrail aleyhine soykırım suçlamasıyla dava açtı.
Dava neden Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı?
Birleşmiş Milletler’in en üst yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aksine, bireysel suçlar yerine sadece devletler arasındaki ihtilafları ele alıyor.
Bu nedenle dava Uluslararası Adalet Divanı’nda açıldı.
İsrail iddialara ilişkin ne diyor?
Duruşmada İsrail’i, eski Yüksek Mahkeme Başkanı Aharon Barak temsil edecek.
İsrail hükümeti, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin iddialarına sert bir dille karşı çıkıyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Haiat, sosyal medya platformu X aracılığıyla yaptığı açıklamada, “İsrail, Güney Afrika tarafından yayılan kan iftirasını ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusunu tiksintiyle reddediyor” dedi.
Sözcü Güney Afrika‘yı, “İsrail Devleti’nin yıkılması çağrısında bulunan bir terör örgütüyle işbirliği yapmakla” da suçladı.
Haiat, “Güney Afrika’nın iddiası hem fiili hem de hukuki dayanaktan yoksundur, ve Mahkeme’nin alçakça ve aşağılayıcı bir şekilde istismar edilmesini teşkil etmektedir” ifadesine yer verdi.
Güney Afrika’nın bu girişimi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri tarafından da tepkiyle karşılandı.
Duruşmalarda neler bekleniyor?
Bugün ve yarın tarafları dinleyecek olan Yüksek Mahkeme, öncelikli olarak Güney Afrika’nın, İsrail’in Gazze’deki askeri faaliyetlerini derhal durdurulması talebini ele alacak.
Mahkeme, sunulacak belgeler ışığında bu talebi kabul edebilir ya da yetkisizlik kararı verebilir.
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin mahkemeye, İsrail’in soykırım suçu işlediğine ilişkin yeterli kanıtı sunması durumundaysa, uzun bir yargılama süreci başlayacak.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, soykırımın belirlenmesi karmaşık bir hukuki ve siyasi süreç gerektirdiği için, yargılama uzun zaman alabilecek.
Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters’a göre, soykırımı kanıtlamak için yalnızca bir nüfus grubunun öldürülmesi değil, aynı zamanda bunun bir ırksal grubu tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik özel bir niyetle yapıldığının da kanıtlanması gerekiyor.
BM Sözleşmesi soykırımı nasıl tanımlıyor?
Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen “Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ne göre, bir eylemin soykırım olarak kabul edilebilmesi için, şunları içermesi gerekiyor:
Uluslararası Adalet Divanı nedir?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Birleşmiş Milletlerin en yüksek yargı organı.
Mahkeme, Haziran 1945’te Birleşmiş Milletler Şartı ile kuruldu ve Nisan 1946’da faaliyetlerine başladı.
Yüksek Mahkeme, BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi tarafından 9 yıllık bir süre için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Mahkemenin merkezi Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda bulunuyor.
Mahkemenin iki önemli işlevi var;
Birincisi, uluslararası hukuka uygun olarak, sözleşmeye taraf devletler tarafından sunulan hukuki ihtilafların çözümü konusunda karar almak.
Diğeri de, hukuki sorunlarla ilgili tavsiye niteliğinde görüşler bildirmek.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararlar bağlayıcı nitelikte ve soykırım suçları için zaman aşımı söz konusu değil.
Hamas’ın, 7 Ekim 2023’te İsrail’de düzenlediği saldırılarda 1200 kişiyi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi rehin almasının ardından başlayan savaş, Gazze’de insani felakete yol açtı.
Gazze’deki Hamas Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in düzenlediği hava ve kara saldırılarında çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
]]>Şükür Şermatov, sınıftaki 20 kadın öğrenciyi böyle selamlıyor. Şermatov’un kafasındaki keçeden yapılmış geleneksel başlık dışında, bu okulda geleneksel bir şey yok.
Bu okul, iki kat askeri güvenlik çemberi içinde yer alıyor. Öğrencileri Suriye’de IŞİD örgütünün kontrolündeki kamplardan ülkeye geri getirilen kadınlar.
Kırgızistan’ın kuzeyindeki dağların arasındaki bu “rehabilitasyon merkezi”, IŞİD militanı olduğundan şüphelenilen kişilerin eşleri ve çocuklarının, ülkeye geri getirildikten sonra ilk altı haftalarını geçirdikleri yer.
BBC Dünya Servisi buranın ilk ziyaretçilerinden ve buranın diğer misafirleri gibi, bizim de ne yaptığımız ve ne söylediğimiz Kırgız istihbarat servisince yakından takip ediliyor.
İlk derslerine katılan kadınlar, Şükür’ün anlattıklarını dikkatle dinliyor.
Müfredatta vatandaşlık, dini ahlak ve öfke kontrolü var. Duvarlardaki posterlerde duygularınızı nasıl kontrol edebileceğinizle ilgili tavsiyeler yer alıyor.
Bu ‘yeniden eğitim’ programına ek olarak ailelere tıbbi tedavi, psikolojik destek, ve – birçokları için yıllardır bir ilk olan- yeterli gıda, temiz su ve barınacak yer sağlanıyor.
İçinde dört adet tek kişilik yatak bulunan, basit bir odaya götürülüyoruz, burada bizi mor bir türbana sarılı bir kadın, Fatima, bekliyor (güvenlik nedeniyle gerçek ismini kullanmıyoruz).
Yatakhanenin küçük camından gördüğü karla kaplı göl manzarası, geride bıraktığı Suriye’deki kamptan tamamen farklı.
“Buradaki asıl şey sakinlik. Herkes bundan çok memnun. Çocuklar buna bayılıyor” diyor ve durup bir an sessizliğin tadını çıkarıyor, “Sakinlik”.
Fatima, 2013’te, orada çalışmak istediğini söyleyen kocasının peşinden Türkiye’ye gitmiş. Tüm aile; iki yetişkin oğlu, bir kızı ve bir torunu da onlara katılmış. Fatima Türkiye yerine Suriye’de olduklarını ancak savaş uçaklarının sesini duyup, IŞİD militanlarını görünce anlamış.
Ona gerçekten nereye gittiğine dair bir fikri olup olmadığını yeniden soruyoruz ki bu soruyu orada tanıştığımız birçok kadına sormak zorunda kaldık. Nereye gittiklerinden haberdar olmadığında ısrar ediyor ve bir kadının kocasını takip etmesinin normal olduğunu söylüyor.
Suriye’ye ulaşmalarından birkaç gün sonra Fatima’nın kocası, aracına isabet eden bir bombayla yanarak ölmüş, oğullarından biri de keskin nişancılar tarafından vurularak öldürülmüş. Diğer oğluysa bir süre sonra hastalanarak hayatını kaybetmiş.
Fatima ve kızı, tek başlarına oradan ayrılamadıkları için sonraki altı yılı Irak ve Suriye’deki IŞİD kamplarında geçirmiş ve kızının bu süreçte başka çocukları da olmuş.
IŞİD militanları geri püskürtülünce; Fatima, kızı ve dört torunu kendilerini, Suriye’de IŞİD’le bağlantılı olduğu düşünülen kişiler ve aileleri için oluşturulan en büyük kamp olan el-Hol’da bulmuş. Evlerine geri dönebilmeyi umut ederek, bir dört yılı da burada geçirmişler.
Fatima, “Kadınlar hastaydı, çocuklar sürekli ağlıyordu. Bizi serbest bırakmaları için onlara yalvarıyorduk. Zar zor hayatta kaldık. Kırgızistan’dan yetkililer ilk grubu almak için kampa geldiklerinde herkes şoke oldu” diyor.
Ekim ayında kızına ve torunlarına ülkelerine geri gönderilecekleri söylenmiş, Fatima’nınsa biraz daha beklemesi gerekmiş.
“Bana listede olmadığımı söylediklerinde ağladım. Nasıl listede olmazdım? Ben onların annesiyim!” diyor ve hıçkırarak ağlıyor. “Ama şimdi buradayım ve yakında aileme kavuşacağım. Çok mutluyum. Torunlarım eğitim alacağı için çok memnunum. Onların bilim öğrenmesini, dünyayı daha iyi anlamalarını istiyorum”.
57 yaşındaki Fatima bu rehabilitasyon merkezindeki en yaşlı kadın. Burada geçen yıl Suriye’den Kırgızistan’a geri götürülen 110 anne ve 229 çocuk var. Kırgızistan, 2023 yılında, Irak’tan sonra Suriye’den en çok vatandaşını ülkesine geri götüren ülke.
En az 260 kadın ve çocuğun daha ülkeye geri götürülmesi planlanıyor. Akrabaları Suriye’de sıkışıp kalmış Kırgızlar, bunun için yıllardır kampanya yürütüyor. Hükümet programının amacı, kurban olduğu düşünülen kişilere, ikinci bir şans vermek.
Yine de ülkeye geri götürülen kişiler sorgulanıyor, yeniden entegrasyon kursunu tamamlıyor, ondan sonra evlerine dönmelerine izin veriliyor ve yakın şekilde takip ediliyorlar.
Kırgız ulusal güvenlik konseyinin başkanı BBC’ye, 10 kadından dokuzunun cezai soruşturma geçirdiğini; kadınların ne zaman Kırgızistan’ı terk ettiği, kimlerle beraber oldukları, teröre yardımcı olup olmadıkları ya da çocuklarını savaş bölgesine götürmek gibi suçlara karışıp karışmadıklarının araştırıldığını söylüyor.
Şu ana kadar ceza alan ya da hüküm giyen olmamış. Olası bir mahkumiyet durumundaysa en yüksek ceza 11 yıl hapis.
Başka bir kadınla daha görüşüyoruz; Elmira (gerçek ismi değil) rehabilitasyon merkezindeki süreci tamamlamış ve başkent Bişkek yakınında bir kasabada hayatını yeniden kuruyor. Yetkililer tarafından sık sık ziyaret ediliyor ve Uluslararası Kızıl Haç Örgütü’nden maddi destek alıyor.
Buluşmayı ayarlamamızdan kısa süre sonra Elmira’dan sorumlu sosyal görevli bizi arayıp, görüşmede kendisinin de bulunacağını söyledi. Görüşmeye gittiğimizdeyse, ailenin de tanıyor olduğu iki terörle mücadele polisini de orada gördük. Durumu anlattıktan sonraysa polisler dışarıda beklemeyi kabul etti.
Kadınlar, gözetim ve sorgulamalar nedeniyle, Suriye’deki hayatları hakkında konuşmakta gönülsüz. Ve birçoğu için orada geçirdikleri zaman, artık geride bırakmak istedikleri travmatik bir deneyim.
Elmira da internetten tanıştığı bir adam tarafından kandırılarak Suriye’ye götürüldüğünü iddia ediyor. Anlattığına göre tanıştığı adam onu Türkiye’de kendisine katılmaya, orada birlikte mutlu olacaklarına ikna etti ve Elmira 18. doğum gününden 4 gün sonra onunla buluşmak üzere uçağa bindi.
Ancak uçaktan indiğinde onu konuştuğu adam değil, o adamın arkadaşı olduğunu söyleyen başka bir adam bekliyordu. Elmira’yı arabaya bindirdi ve 17 saat süren yol sonunda Elmira kendisini Suriye’de buldu. Ne olduğunu fark ettiğinde, geri dönmek için çok geçti.
Elmira orada iki kez evlendi. İlk kocası evlendikten birkaç ay sonra öldü. Sonra Dağıstanlı bir adamla evlendi ve çocuğu oldu. İkinci kocasının Suriye’de ne yaptığına dair bir bilgi vermiyor ancak, bir roket saldırısında ölmeden önce, beraber oradan ayrılmanın yollarını aradıklarını söylüyor.
Elmira en kötü anının, kızının öldüğünü sandığı an olduğunu söylüyor. Kızının evde, kendisinin dışarıda olduğu bir anda, mahallelerine roket düşmüş ve Elmira gözyaşları içinde eve koşmuş.
“Birisi onu evden çıkardı, hayattaydı, sağlıklıydı, sadece korkmuştu. Komşularımızın evleri vurulmuştu ve oradaki çocuklar öldü”
Elmira ve kızı da, Fatima ve ailesi gibi kendilerini el-Hol kampında bulmuş.
Elmira “Hala inanamıyorum. Bazı geceler uyanıyorum ve rüyada mıyım diye soruyorum. Bizi oradan çıkaran, orada terk etmeyen herkese çok minnettarım. Her ülkenin bunu yapmadığını biliyoruz” diyor.
Şimdi terzilik eğitimi alan Elmira, sosyal medyada bazı Kırgızların, ülkeye geri götürülen kişilere dair yorumlarını gördükten sonra, geçmişinden kimseye bahsetmeme kararı almış.
“Hoş değil. Birçoğumuz bizden neden korktuklarını anlamıyoruz. Biz onlardan korkuyoruz! İnsanlar buraya otomatik silahlarda ve intihar yelekleriyle geldiğimizi düşünüyor. Durum böyle değil. Biz de onlar gibi insanız. Ailelerimiz, çocuklarımız var. Biz de huzurlu, mutlu bir hayat sürmek istiyoruz” diyor.
“Unutmak isterken neden insanlara anlatayım ki? O zaman 18 yaşındaydım, şimdi 27 yaşındayım ve o kadar saf olmamayı öğrendim”.
Elmira’nın dokuz yaşındaki kızı, şu ana kadarki yaşamının büyük kısmını el-Hol kampında geçirmiş. Bize yaptığı resimleri, üzerinde “Kırgızistan’a gitmek istiyoruz, bizi güvenli yere götürün” yazan çizimlerini gösteriyor.
Elmira’nın annesi, Hamida Yusupova, son 10 yılını, kızını ve torununu geri getirmeleri için Kırgız yetkilere yalvararak geçirmiş. Kendisi gibi aileler için bir kampanya başlatmış.
Yusupova, “Suriye’nin dönüşü olmayan bir yol olabileceğini biliyoruz. Çocuğunuzun bir daha eve geri dönemeyebileceğini anlamaya başlıyorsunuz” diyor.
“Tanrıya şükürler olsun artık evinde ve sonunda torunumla tanıştım. Ama Elmira gençliğinin dokuz yılını kaybetti, bu uzun bir süre”.
Hamida onları rehabilitasyon merkezinden almaya gittiğinde, gözyaşları kelimeleri bastırmış.
“Elmira anne olmuştu. Bir çocuğu 18 yaşına kadar büyüttüğünüzde, bir gün çocuğunuzun ‘çalışmaya gidiyorum’ diyip, kapıyı çarpıp Suriye’ye gitmesinin ne kadar zor bir duygu olduğunu artık anlıyor. Hiçbir anne bunu yaşasın istemem”.
“Elmira’nın tek söyleyebildiği ‘Anne beni affet, beni affet’ oldu. Ondan sonra da bana ne kadar yaşlandığımı söyledi”.
Ancak Elmira ve Hamida, çevrelerindeki herkesin bu kadar affedici olmayacağının farkında.
Komşu Orta Asya ülkelerinde de olduğu gibi, Kırgızistan nüfusunun yüzde 90’ı kendisini Müslüman olarak tanımlıyor ve burası IŞİD’in ilk zamanlarda en fazla militan toplandığı yerlerden biriydi.
Hamida kızının manipülatif bir adamın kurbanı olduğunu ve tek suçunun “kolay aldanmak” olduğunu düşünüyor.
Ancak konuştuğumuz, Elmira yaşındaki bazı Kırgız kadınlar, IŞİD’den geri dönenlerin başkalarını da radikalleştirebileceğinden endişe ettiklerini söylüyor. Taliban’ın Afganistan’da kontrolü nasıl yeniden ele geçirdiğini görmek de onların endişelerini artırmış.
Hamida “Bir anne olarak çok fazla hakaret yedim. Çocuğumun bunları duymasını, parmakla işaret edilerek ona terörist denmesini istemiyorum” diyor.
Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov, geri döndürme politikasının Kırgızistan’ın hoşgörülü, vatandaşlarına sahip çıkan bir demokrasi olduğunun kanıtı olduğunu göstermekte istekli.
Baysalov “Bence yapılacak en iyi şey yaşadıkları kabusu unutmaları, aileleri ve çevrelerindeki kimsenin bu durumu hatırlamaması. Herkes iyi birer Kırgızistan vatandaşıdır” diyor.
Ancak Baysalov bunun, özellikle bazı Batılı ülkelerde, tartışmalı bir konu olduğunu biliyor. Baysalov geçmişte Kırgızistan’ın Londra Büyükelçiliği görevinde de bulunmuş. Bu göreve, IŞİD’e katılmak üzere Londra’dan Suriye’ye giden üç kızdan biri olan Şamima Begüm’ün İngiltere vatandaşlığının geri alınmasından hemen sonra atanmış.
Baysalov, siyasi bir mesaj da göndermek istiyor ve “Bu Kırgızistan için kolay bir karar olmadı. Tabii ki bizim yaşadığımız İslam radikal değil. Bizimkisi çok hoşgörülü, diğer dinlere saygılı bir İslam. Biz küçük bir milletiz ve birbirimize iyi bakmak zorundayız, hata yapanlar da dahil” diyor.
İnsan hakları örgütleri 2020’deki tartışmalı seçimlerden ve bazı yeni kanunların kabulünden sonra ülkenin demokrasisini sorgulamaya başlamıştı.
“Geri döndürme” programı Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından da destekleniyor. UNICEF’ten Sylvi Hill Kırgızistan’ın bu çabasının “övgüye değer” olduğunu söylüyor ve UNICEF’in tüm hükümetlere “çatışmadan etkilenmiş tüm çocukların geri döndürülmesi, rehabilitasyonu ve yeniden entegrasyonu” için çağrıda bulunduğunu belirtiyor.
Konuştuğumuz tüm kadınlar kendilerine ikinci bir şans verilmesinden memnun olduklarını söylüyor ve hepsi de dünyanın her yerinden yaklaşık 50 bin kadının hala Suriye’nin kuzeyindeki kamplarda, çıkış yolu bulamadan sıkışıp kaldığının farkında.
]]>United Havayolları incelemelerinde, bu uçaklarda bazı cıvataların gevşediğinin ve ek sıkılmaya ihtiyaç duyduğunun tespit edildiğini duyurdu. Şirket, kapı tapalarındaki “kurulum sorunları” iyileştirilene kadar bu uçakların yerde tutulacağını belirtti.
Cuma günü meydana gelen olayda uçakta bazı hava yolları tarafından ek acil çıkış kapısı olarak kullanılan ancak Alaska Havayolları’nın kullanım dışı bıraktığı kapı, yaklaşık 5 bin metre yükseklikte koparak düşmüştü.
Olayın ardından ABD Federal Havacılık Dairesi (FAA) olaya ve bu tip uçaklara yönelik inceleme başlattı. ABD’de farklı havayollarına ait toplam 171 adet Boeing 737 Max 9 uçağı hangara çekilirken yüzlerce uçuş iptal oldu.
United Havayolları Pazartesi itibarıyla 200 uçuşunu iptal ettiğini ve Salı günü de ciddi oranda uçuş iptali olacağını aktardı.
Şirket Boeing 737 Max 9’la yapılması planlanan bazı uçuşları başka tip uçaklara kaydırarak yaklaşık 30 kadar ek iptali engellediklerini de ekledi.
Alaska Havayolları da Pazar günü 170, Pazartesi de 60 uçuşunu iptal etmek zorunda kaldığını açıkladı.
Türk Hava Yolları da filosunda bulunan aynı tip 5 uçağa yönelik inceleme başlattı.
ABD’de filosunda en fazla 737 Max 9 tipi uçak bulunduran havayolu şirketleri United ve Alaska Havayolları. Dünya çapında ise Türk Hava Yolları ile Panama’nın Copa Havayolları ve Meksika havayolu şirketi Aeromexico başı çekiyor.
Alaska Havayolları’nın 1282 sefer sayılı uçuşu olayın ardından acil iniş yaptı ve uçaktaki 171 yolcu ve 6 mürettebat şans eseri olayda zarar görmedi.
ABD Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurulu’nun (NTSB) açıklamasına göre uçakta şans eseri kopan bölgeye yakın yerdeki koltuklar boştu.
Kontrol listesi yayımlandı
ABD’deki hava trafiğini düzenleyen FAA, Boeing 737 Max 9’larda incelemeleri yürüten ekiplerin izlemesi gereken bir kontrol listesi de yayımladı
FAA’dan yapılan açıklamada “Operatörler uçağın sağ ve sol acil çıkış kapılarının tapaları, kapı bileşenleri ve kilitlerindeki geniş incelemeleri tamamlayana kadar tüm Boeing 737 Max 9 tipi uçaklar yerde kalacak” dendi.
Olayla ilgili soruşturma yürüten bir diğer kurum olan NTSB de, aynı uçakla olay öncesi yapılan üç uçuşta pilotların basınç uyarısı ışıklarının yandığını raporladığını ekledi.
Uyarıların ardından uçağın “acil durumda geri dönebilmesi için” su üzerinde uzun mesafe uçuşlar yapmasının yasaklandığı da eklendi.
Bu uyarılara yol açan sorunlar ile Cuma günü yaşanan olay arasında bir bağlantı olup olmadığı henüz netleşmedi.
Boeing’in yayımladığı açıklamadaysa “Güvenlik bizim önceliğimiz ve yaşanan olayın müşterilerimiz ve yolcular üzerindeki etkisinden büyük üzüntü duyuyoruz” ifadeleri kullanıldı.
Şirketin 737 Max serisi havacılık tarihine “en çok incelemeye maruz kalmış” uçak serisi olarak geçti.
Daha önceki Boeing kazaları
Boeing’in 737 Max serisi 2018 ve 2019’da beş ay arayla iki büyük kaza ile gündeme gelmişti.
Endonezya ve Etiyopya’da düşen 737 Max uçaklarında toplam 346 kişi yaşamını yitirmişti.
Bu iki kaza sonrası dünya çapında 737 Max uçaklarına uçuş yasağı uygulanmıştı.
Araştırmacılar, her iki kazada da uçakların burnunu aşağı doğru çeken arızalı MCAS sistemi sensörlerin sorumlu olduğunu rapor etmişti.
]]>Birleşmiş Milletler, 18 yaş altı her bireyi çocuk olarak tanımlar. Hukukta ise çocuk kavramı, özel korunmaya alınan kendisine özel haklar ve ayrıcalıklar tanınan yetişkin olmayan insan olarak tanımlanır. Yani çocuk hukuku, çocukların hayatlarının en kırılgan oldukları dönemde onlara hak ettikleri gibi yaşamalarını sağlamayı hedefler. Bu çerçevede çocuk hakları, kanunen ve ahlaken, dil, din, ırk, mezhep gibi hiçbir ayrımcılık gözetilmeden dünya üzerindeki bütün çocukların doğuştan; yaşama, eğitim, sağlık, barınma, fiziksel, psikolojik ve cinsel sömürüye karşı korunmasını hedefleyen evrensel bir kavramdır.
Çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının korunmasını sağlamak için ortaya çıkan Çocuk Hakları Sözleşmesi ile ilgili İstanbul Esenyurt Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, özellikle savaş bölgesindeki çocuklar için mevcut sözleşmenin koruyucu olmadığını ve dünya üzerindeki bütün çocukların haklarını korumak adına tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
“Savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır”
Sözleşme ile dünya üzerindeki bütün çocukların her türlü ihmal, istismar ve kötü muamelelere karşı korunmasının hedeflendiğini Öğr. Gör. Zeynep Deniz Seven, “Bu amaçla ülkelerin sorumluluklarını belirleyerek bütün dünyayı kapsayacak standartlar belirlenmiştir” dedi. Şu anda ise savaş bölgesindeki çocuk sayılarına bakıldığında ciddi ve acil bir durum ile karşı karşıya kalındığına dikkat çeken Zeynep Deniz Seven, “Günümüz 21. yüzyıl dünyasında savaşların durumuna baktığımız zaman, modern dönemde gerçekleşen bu savaşların şekli değişerek “belli coğrafyalarda” ve “vekalet savaşları” şeklinde olduğu görülmektedir. Bu durum savaşta belli bir cephe olmamasını ve milyonlarca sivilin çatışmalarının ortasında kalarak hedef alınmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla sivillerle birlikte çocuklar da en ağır şekilde yaşanan çatışma ortamında kalmaktadır. Save the Childiren 2021 raporuna göre tüm çatışma bölgelerinde 450 milyon çocuk yaşamaktadır. Bunların 230 milyonu ise en ölümcül çatışma alanlarında kalmaktadır. Avrupa’da yaşayan tahmini çocuk sayısının 120 ile 150 milyon olduğunu düşünecek olursak durumun ciddiyeti hakkında daha net fikir sahibi olabiliriz. İsrail’in Filistin’i işgali ile devam eden süreçte 7 Ekim 2023 tarihinden itibaren sadece 85 günde 10 binin üzerinde çocuk ölümü, bir o kadarının sakat ve yetim kalması ve 1 milyona yakınının ise temel barınma, beslenme haklarının ellerinden alınmasına, şiddet ve istismara uğramasına sebep olmuştur. Sayısal verilere bakıldığında, savaşlarda çocukların korumasız kalarak hedef haline geldiği açık bir şekilde ortadadır. Bu durum Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulanabilirliğini bir kez daha tartışmaya açmıştır. Ne yazık ki BM tarafından azınlıkta kalan bazı ülkelere veto etme hakkı tanınması sonucu sözleşmenin dünya üzerinde en çok üye ülke tarafından onaylanmış olmasına rağmen uygulanamaması sonucunu ortaya çıkarmıştır” dedi.
Seven sözleşmenin daha önce de düzenlendiğini hatırlatarak, “Çocuk hakları ihlalleri daha önce dünya üzerinde 3 kez düzenleme ihtiyacı doğurmuştu. Bugün yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı acilen 4. bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu düzenleme her türlü siyasetin üstünde adil bir biçimde dünya üzerindeki bütün çocukları kapsayacak şekilde olmalıdır. Bu düzenleme hepimiz adına geleceğimizin teminatı olacaktır. Zira bu günkü şartlarda insanların geleceğe karşı umutsuz bakışı artarak devam emektedir” şeklinde konuştu.
Bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur
Seven sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Daha sürdürülebilir bir dünya ancak bugünün çocuklarının öncelikli olarak yaşama ve gelişme haklarının en iyi şekilde korunması için daha gerçekçi çözüme gidilmesi ile gerçekleşebilir. Geleceğimiz olan çocuklarımızın korunması için acil çözüm yollarına gidilmesi bütün dünya ülkelerinin ortak sorunudur ve bu sorumluluk ancak daha kapsayıcı ve eşitlikçi çözüm ile gerçekleşecektir.” – İSTANBUL
]]>1992’de kurulan TİKA, bugüne kadar 30 binin üzerinde proje ve faaliyet yürütürken projelerinin yüzde 93’ünü, 2002’den sonra hayata geçirdi.
TİKA, bu faaliyetler ile Türkiye’nin dost elini Filistin’den Arakan’a, Bosna-Hersek’ten Güney Afrika’ya, Moğolistan’dan Latin Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyaya uzattı ve Türkiye’nin uluslararası işbirliği alanındaki çalışmalarına da katkı sağladı.
Dünya genelinde 2002’de 12 Program Koordinasyon Ofisi bulunan TİKA, 2023 itibarıyla bu sayıyı 63’e yükseltti, faaliyet gösterdiği ülke sayısını 28’den 170’in üzerine çıkardı.
2023’te 3 binden fazla yabancı uzman TİKA’nın eğitimlerinden faydalandı
İnsan kaynağı kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği yapan TİKA; sağlık, tarım, hayvancılık, yargı, medya ve bilişim gibi birçok alanda mesleki eğitimler düzenliyor. Bu programlardan, 2023’te 3 bin 200’e yakın yabancı uzman faydalandı, 2002’den bu yana mesleki eğitimlerden yararlanan yabancı uzman sayısı ise 50 bine yaklaştı.
TİKA, dünyanın farklı bölgelerindeki insani krizlerin hafifletilmesine yönelik acil ve insani yardım projeleri gerçekleştirirken 2023’te Afganistan ve Pakistan’daki deprem, Bosna-Hersek ve Libya’daki sel felaketlerinin ardından ihtiyaç sahibi insanlara Türkiye’nin yardım elini ulaştırdı.
TİKA, 2023’te 1326 proje ve faaliyet gerçekleştirerek Türkiye’nin dostluk elini dünyanın dört bir yanına uzattı.
” ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla uyumlu olarak projelerimizi artıracağız”
Kurumunun çalışmalarıyla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulunan TİKA Başkanı Serkan Kayalar, 2023’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı olması sebebiyle bu sevinci yurt dışına taşıyan proje ve faaliyetler yürüttüklerini, bu kapsamda 18 ülkede toplam 35 proje ve faaliyet gerçekleştirdiklerini söyledi.
“TİKA, Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin de küresel anlamda uygulanması noktasında ülkemizin samimi işbirliği çabalarına önümüzdeki dönemde de destek vermeye devam edecektir. 2024’ün çok daha verimli ve bereketli geçeceğini düşünüyoruz. Bizler de ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla uyumlu olarak projelerimizi artıracağız.” diyen Kayalar, kültürel hayata katkı alanında 2023’te 200’e yakın projeyi tamamladıklarını kaydetti.
Kayalar, son 20 yılda TİKA’nın restorasyonunu tamamladığı eser sayısının 40 ülkede 140’a ulaştığını dile getirerek 2023 yılında da ortak kültürel mirasımızın korunmasına yönelik projelere devam edildiğini ve önemli eserlerin restorasyonunu tamamladıklarını, aynı zamanda 6 restorasyon projesinin devam ettiğini belirtti.
TİKA’nın desteğiyle Bilge Tonyukuk Müzesi, 2024’te ziyarete açılacak
“Türk dünyasının bağlarının kalkınma işbirliği alanında güçlenmesine katkı vermeye devam ediyoruz.” diyen Kayalar, Türk Devletleri Teşkilatı ile çeşitli alanlarda işbirliği yapılmasını içeren “İş Birliği Mutabakat Zaptı”nı Aralık 2023’te imzaladıklarını, Türk dünyası için çok önemli ve Türk tarihine ışık tutan Orhun Yazıtları projesi kapsamında arkeolojik kazı çalışmalarına destek vermeye devam ettiklerini ve 2022’de temelini attıkları Bilge Tonyukuk Müzesi’nin çalışmalarına devam edildiğini, müzeyi bu yıl ziyarete açacaklarını söyledi.
Kayalar, Kuzey Afrika’da yaptıkları çalışmalara değinerek “Trablus Fatihi” olarak bilinen ünlü Türk denizci Turgut Reis’in kabrinin bulunduğu; Libya’nın başkenti Trablus’ta yer alan Külliye’nin restorasyon çalışmalarına da bu yıl başlayacaklarını aktardı.
Meksika Ulusal Dünya Kültürleri Müzesi’nde bir Türkiye Salonu kurduklarını belirten Kayalar, bu salonun Orta ve Latin Amerika’da bu anlamda ilk olması bakımından önem taşıdığını belirterek şunları kaydetti:
“TİKA, Bosna-Hersek’te yaşanan soykırımın merkezlerinden biri olan Potoçari Eski Akü Fabrikası’nın Srebrenitsa Potoçari Soykırım Kurbanlarını Anma Müzesi olarak kapsamlı tadilat çalışmalarına 2023 başında başlamıştır. Bu müzenin, yaşanan acıların unutulmaması adına son derece kıymetli olduğuna inanıyoruz.
Filistin’de yaşanan acılar hepimizi derinden etkilemektedir. TİKA aracılığıyla da bugüne kadar Filistin’de 1100’e yakın proje gerçekleştirilmiştir. Malumunuz 7 Ekim tarihinden bu yana İsrail tarafından Gazze’ye yönelik saldırı ve katliamlar karşısında ülkemiz, tüm imkanlarıyla kardeş Filistin halkının yanında yer almaktadır. TİKA olarak biz de bu süreçte çeşitli insani yardım projeleriyle; gıda paketi, battaniye, uyku seti, kışlık giysi ve tıbbi malzeme seti gibi ihtiyaç duyulan malzemeleri ulaştırmaya gayret ediyoruz.”
]]>Çin geleneğinde her yıl, Çin burçlarında yer alan 12 farklı hayvandan biri ile temsil ediliyor. 2024’te Tavşan Yılı’ndan Ejderha Yılı’na geçeceğiz.
Peki bu ne demek? Bilmeniz gerekenleri derledik.
‘Ay Yeni Yılı’ ile ‘Çin Yeni Yılı’ aynı şey mi?
Bazı kişiler bu ikisini birbirinin yerine kullansa da, aralarında bir fark var.
Çin Yeni Yılı, kışın sonunu ve baharın başlangıcını simgelediği için Çin’de genellikle Bahar Bayramı olarak anılır.
Ülkedeki en önemli dört geleneksel festivalden biri ve Çin ay takvimine göre yeni yılın başlangıcı kutlanır.
Çin geleneklerinin ve kültürünün kutlandığı yeni yıl etkinlikleri düşünüldüğünde, Çin Yeni Yılı olarak anılabilir.
Ancak birçok Doğu ve Güneydoğu Asya ülkesi de aynı bayramı kutluyor ve kutlamalar farklı kültürlere göre değişiklik gösteriyor.
Ay Yeni Yılı, ay takvimine göre belirlenen yeni yılı kutlayan tüm etkinlikleri kapsayan daha genel bir terim.
Diğer ülkelerde Ay Yeni Yılı ifadesi, Çin Yeni Yılı veya Bahar Bayramı ifadelerine tercih edilir.
Ancak Çin’de bu terime karşı çıkanlar, bayramın kökeninin Çin’in Ay-Güneş takvimine (Ay ve Güneş’in döngülerine dayanır) ve Çin’in bölge ülkeleri üzerindeki tarihsel etkisine dayandığını savunuyor.
Bu nedenle ifade seçimi tartışmalara neden olabilir.
Ay Yeni Yılı nerelerde kutlanıyor?
Bu yıl dünya çapında 1,5 milyardan fazla kişi Ay Yeni Yılı’nı kutlayacak.
Milyonlarca insan yeni yıla aileleri veya arkadaşlarıyla girmek için seyahat ettiğinden, dünyanın en büyük göçü de her yıl bu dönemde gerçekleşiyor.
Vietnam’da bu güne ‘Tet Nguyen Dan’ veya kısaca ‘Tet’ deniyor, yani İlk Günün İlk Sabahı Festivali.
Kuzey Kore ve Güney Kore’de insanlar ‘Seollal’ı kutluyor. Moğolistan’da festivale ‘Tsagaan sar’ deniyor; ‘Beyaz Ay Festivali’ olarak adlandıranlar da var.
Yeni yıldan önceki günlerde Çinli aileler evlerinde bahar temizliği yapıyor. Temizlikle, kötü şansı süpürmek ve odaları iyi şansın girmesine hazır hale getirmek amaçlanıyor.
Aileler ve arkadaşlar bir araya gelerek, bir sonraki yıl için şans getirdiğine inanılan Çin eriştesi, Çin mantısı, pirinç keki, turp keki, balık ve mandalina yiyor.
İnsanlar ayrıca havai fişek gösterilerini izliyor, özel kıyafetler giyiyor ve yeni yılı kutlamak için kırmızı fenerler asıyor.
Ay Yeni Yılı’nda, arkadaşlara ve aileye, yeni yıl için iyi dilekleri ve şansı temsil eden, içinde para bulunan parlak kırmızı bir zarf (‘hongbao’ olarak bilinir) vermek de gelenekten.
Çin’de Yeni Yılı tatili ne kadar sürüyor?
Yeni yılın tarihi ay takvimine göre belirliyor. 21 Aralık’taki kış gündönümünden sonraki ikinci yeni aya, genellikle 21 Ocak ile 20 Şubat arasına denk geliyor.
Kutlamalar genellikle 15 gün sürüyor. Yeni ayın oluştuğu gün başlıyor ve bir sonraki dolunaya kadar devam ediyor.
Bu yıl Çin Devlet Konseyi, Bahar Bayramı için resmi tatili 10 ile 17 Şubat tarihleri arasında, toplam sekiz gün olarak planladı.
Çin Yeni Yılı’nın öncesindeki gün resmi tatil takvimine dahil edilmiyor, ancak işverenler o gün çalışanlara ücretli izin vermeleri için teşvik ediliyor.
Çin Yeni Yılı’nın kökenleri
Çin Yeni Yılı’nın, Şang Hanedanlığı’nın hüküm sürdüğü M.Ö. 14. yüzyıla dayandığı düşünülüyor ve kökenleri efsanelerle dolu.
Çin mitolojisine göre kökeni, Nian (Çince’de “yıl” anlamına gelir) adlı bir canavara karşı yapılan savaşa dayanıyor.
Nian yeni yılın ilk gününde köylüleri tehdit etmek için gelir. Ancak köylüler Nian’ın yüksek sesten, parlak ışıklardan ve kırmızı renkten korktuğunu keşfeder.
Bu nedenle her yeni yılda köylüler Nian’ı korkutmak için kırmızı fenerler asar ve havai fişek kullanırlar. Nian bir daha ortaya çıkmaz.
Çin Yeni Yılı’nın bu yılki hayvanı ejderha
Çin geleneğinde her ay yılı, Çin burçlarında yer alan 12 farklı hayvandan biriyle temsil ediliyor: Fare, öküz, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, keçi, maymun, horoz, köpek ve domuz.
Her hayvan bir elementle bağlantılı: Metal, tahta, su, ateş ve toprak. Ayrıca her 12 yılda bir, bir yıla isim verir.
2024, Tavşan Yılı’ndan Ahşap Ejderha Yılı’na geçişi işaret ediyor.
Ahşap Ejderha Yılı yalnızca 60 yılda bir denk geliyor. En son Ahşap Ejderha Yılı 1964’te ve ondan önce de 1904’te kutlandı.
İnsanların doğdukları yıla göre, müstesna bir dizi kişilik özelliğine sahip olduğuna inanılıyor.
Ejderha, Çin burcundaki beşinci hayvan. Çin kültüründe iyi şansı, gücü, sağlığı ve erkek elementi ‘yang’ı temsil ediyor.
Ahşap Ejderha Yılı’nda doğan bazı ünlüler:
Çinli komünist lider Deng Şiaoping (22 Ağustos 1904); Dünyanın en büyük e-ticaret işletmelerinden biri olan Alibaba Grubu’nun kurucularından Jack Ma (10 Eylül 1964); İspanyol sanatçı Salvador Dali (11 Mayıs 1904) ve eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson (19 Haziran 1964).
]]>İsrail, Gazze’deki Filistin halkına soykırım uyguluyor mu? Güney Afrika, 29 Aralık 2023’te, Hollanda’nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nda dava açtığını duyurdu.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise, ülkesinin Gazze’de benzersiz bir “ahlakla” hareket ettiğini söyledi ve bir İsrail hükümet sozcüsü, Güney Afrika’nın açtığı davayı “kan iftirası” diye tanımladı.
Bu ifade, Yahudilerin dini ayinlerinde kanlarını kullanmak için Hristiyanları öldürdüğüne dair tarihteki yanlış iddiaları tanımlarken dile getiriliyor.
Güney Afrika’nın başvurusunda ne var?
Güney Afrika’nın 84 sayfalık başvurusunda İsrail’in yaptıklarının “soykırım özellikleri taşıdığı, çünkü niyetin Gazze’deki Filistinlilerin önemli bir kısmını yok etmek olduğu” söyleniyor.
Başvuruda, bu soykırım fiillerinin arasında Filistinlilerin öldürülmesi, ağır psikolojik ve fiziksel hasara neden olmak ve “bir grup olarak fiziksel açıdan yok olmalarını” sağlamak için kasten gereken koşullara maruz bırakmak olduğu kaydediliyor.
Güney Avustralya Üniversitesi’nden hukuk hocası Juliette McIntyre, Güney Afrika’nın başvurusunun “çok kapsamlı” olduğunu ve “çok dikkatli bir şekilde kaleme alındığını” söylüyor.
BBC’ye konuşan McIntyre “İsrail’in tüm potansiyel argümanlarına yanıt vermeyi amaçlıyor ve mahkemenin yetkisi olmadığına dair olası iddialara da değiniyor” dedi.
“Güney Afrika, başvuruyu yapmadan önce İsrail ile konuyu birçok farklı platformda ele aldığını söylüyor.”
İsrail’in tepkisi ne oldu?
İsrailli Hükümet Sözcüsü Eylon Levy, İsrail’in mahkemede iddialarla mücadele edeceğini söyledi. Levy ayrıca, başlattığı savaşın tüm ahlaki sorumluluğunun Hamas’ta olduğunu belirtti.
Soykırım nedir?
1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesine göre soykırım, bir ulusal, etnik, ırksal ya da dini grubun kısmen ya da tamamen yok edilmesi amacıyla girişilen fiiller. Bu fiiller arasında şunlar bulunuyor
Soykırım, kanıtlaması en zor uluslararası suçlardan biri.
Kim soykırımla suçlanabilir?
Bir devlet ya da birey soykırımla suçlanabiliyor.
Dublin’deki Trinity College’tan hukukçu Michael Becker, bir devletin Soykırım Sözleşmesini ihlal ettiğinin tespit edilmesiyle, bir bireyin soykırımdan suçlu bulunması arasında bir ayrım oldunu söylüyor.
Becker “Bu ayrım karmaşık ve kafa karışıklığına yol açabiliyor” diyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın rolü ne?
Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), BM’nin devletler arasındaki ihtilaflarda hüküm veren en üst düzey mahkemesi.
BM Genel Kuurulu ve Güvenlik Konseyi’nin dokuz yıllık görev süreleri için seçtiği 15 yargıçtan oluşan ICJ’ye devletler başvuru yapabiliyor.
Mahkemenin yetkilerinden biri 1948 Soykırım Sözleşmesi’nden doğan ihtilaflarda hüküm vermek.
1939-1945 yılları arasındaki İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’da altı milyon Yahudi Naziler tarafından öldürüldü. Daha sonra dünya liderleri böyle bir olayın tekrarını önlemek amacıyla bu sözleşmeyi kabul etti.
İsrail, Güney Afrika, Myanmar, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri anlaşmayı onaylayan 153 ülke arasında.
Peki, Uluslararası Ceza Mahkemesi ne?
2002’de kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) de Lahey’de. Ülkelerin içindeki mahkemeler harekete geçmediğinde, devreye giren bir son çare mahkemesi. ABD, Rusya ve İsrail bu mahkemeye üye değil.
ICC ceza davalarını yargılıyor ve savaş suçları, insanlığa karşı suç ve soykırımdan bir kişi hakkında hüküm verebiliyor. Her birinin yasadaki tanımları farklı. Davaları ICC savcısının açması gerekiyor.
Kimler soykırımdan hüküm giydi?
Soykırım suçundan hüküm giyen ilk kişi, 1994’te 800 bin Tutsi’nin öldürüldüğü katliamdaki rolü nedeniyle, 1998’de BM destekli Uluslararası Ruanda Ceza Mahkemesi’nde (ICTR) yargılanan Ruandalı Hutu Jean-Paul Akayesu oldu.
2017’de Uluslararası Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesi (ICTY) eski Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç’i, emrindeki askerlerin 1995’te 8 bin Müslüman erkek ve erkek çocuğunu öldürdüğü Srebrenitza katliamı nedeniyle soykırımdan suçlu buldu.
Ancak Uluslararası Adalet Divanı, Bosna’nın yaptığı başvuruda Sırbistan ya da Eski Yugoslavya’nın Srebrenitza’da doğrudan soykırım yaptığı iddiasını reddetti.
Mahkeme bunun yerine Sırbistan’ı soykırımı önlememekten ve üst düzey bir generali teslim etmemekten suçlu buldu.
Daha önce ICJ’de raportör olarak çalışan Becker, mahkemenin bir devletin “soykırım niyetini” tespit etmek adına çıtayı çok yükseğe koyduğunu söylüyor.
İsrail – Gazze savaşı nedir?
Çatışma, 7 Ekim 2023’te Hamas militanlarının Gazze’den çıkıp, 1200 İsrailli’yi öldürmesi ve 200’den fazla kişiyi de rehin almasıyla başladı.
O günden bu yana İsrail hava saldırıları düzenledi, kara saldırısı başlattı ve Filistinlilere Gazze Şeridi’nin güneyine geçmeleri talimatı verdi. Yakıt ve gıda teslimatlarını da kısıtladı.
Hamas yönetiminin Sağlık Bakanlığı şu ana dek çoğu kadın ve çocuk 22 binden fazla kişinin öldürüldüğünü söylüyor.
İsrail, İngiltere, ABD ve diğer Batılı güçler Hamas’ı bir “terör örgütü” diye tanımlıyor.
11 ve 12 Ocak’ta ne olacak?
Güney Afrika aynı zamanda ICJ’ye ara önlemler alınması başvurusu yaptı. Mahkemenin İsrail’e Gazze’deki tüm askeri faaliyetlerini sona erdirmesi talimatı vermesini istiyorlar. Bu acil bir süreç ve ilk olarak bu başvuru ele alınacak.
McIntyre “Bu süreç bu aşamada soykırım bulgusu yapılmasına gitmeyecek. Kanıt standartları çok düşük. Burada sorulacak soru geri döndürülemez bir hasar verilmesi şansı var mı?” diyor.
McIntyre, Güney Afrika’nın zamanın kaybedecek zamanın olmadığı “makul bir soykırım yaşanması riski” bulunduğunu savunacağını söylüyor.
Ukrayna da 24 Şubat’ta Rusya’nın işgaline uğramasından sonra benzer bir başvuru yapmış, ICJ de birkaç hafta sonra Rusya’ya askeri harekatını durdurma talimatı vermişti. Rusya ise bu talimatı görmezden geldi.
McIntyre, ICJ’nin bu konudaki ara kararını Ocak sonunda vermesini bekliyor ve “Böyle bir karar İsrail üzerinde baskı yaratır” diyor. Ancak kararın nihai olmayacağını ve ICJ’nin uygulanmasını sağlama gücü olmadığını da ekliyor.
McIntyre ayrıca “Mahkeme sonra davanın esasına ve dayanaklarına baktığında, soykırım olmadığına karar verebilir.” diyor.
Becker de, ICJ’nin Rusya’ya karşı verdiği ara kararın, Rusya’ya askeri faaliyetlerini durdurma talimatı verecek kadar ileri gittiği için “çarpıcı” olduğnu söylüyor.
Becker “Mahkemenin İsrail’e durma talimatı vereceği konusunda biraz daha şüpheliyim” derken, ICJ’nin İsrail’den askeri faaliyetlerini “kısıtlamasını” isteyebileceğini vurguluyor.
“Bu da İsrail’in zaten bağlı olduğu uluslararası hükümlere uyması gerektiği anlamına gelir” diye de ekliyor.
ICJ’nin önündeki diğer soykırım davalarında ne oldu?
McIntyre en geçerli kıyaslamanın, Gambiya’nın Myanmar’a karşı açtığı soykırım davasıyla yapılabileceğini söylüyor.
Gazze’deki Filistinliler ve Myanmar’daki Arakan Müslümanları, ulus devlet olmadıkları için ICJ’ye erişemiyor ve davaları onlar adına başka ülkeler açıyor.
Gambiya, 2017’de bir milyon Arakan Müslümanı Bangladeş’e kaçmaya zorlandıktan sonra, Müslüman ülkeler adına Myanmar’ı soykırımda bulunmakla suçladı.
2023 sonlarında da İngiltere, Danimarka, Fransa, Almanya ve Hollanda, Kanada’yla birlikte davaya müdahil olma başvuru yaptı.
McIntyre “Bu, dünyaya ve mahkemeye yapılan başvuruyu destekledikleri sinyali veriyor” diyor.
Batılı ülkeler, ICJ’deki Ukrayna davasında da benzer bir hamle yapmıştı.
Ancak McIntyre, Batı’nın bu kez müdahil olmayacağını düşünüyor ve “Batılı ülkelerin Güney Afrika’ya destek için müdahale edeceğini görmeyeceğiz. Buradaki soru, Arap ülkelerinden bir müdahele görüp görmeyeceğimiz” diyor.
Nihai karar ne zaman çıkabilir?
Gambiya başvurusunu Kasım 2019’da yaptı, ancak henüz davanın esasına dair bir duruşma yapılmadı. Nihai bir karar alınması yıllar sürebiliyor.
McIntyre, ICJ İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığı hükmüne varırsa, bunun daha sonra ICC’deki herhangi bir bireysel ceza soruşturmasında kanıt olarak kullanılabileceğini söylüyor.
İki hukuk uzmanı da, İsrail’e karşı böyle bir kararın alınması halinde, bunun diğer ülkelere, özellikle de İsrail’e destek verenlere, Tel Aviv ile ilişkilerini gözden geçirme baskısı yaratacağını söylüyor.
Ancak ABD yönetimi, daha şimdiden Güney Afrika’nın davasına güçlü bir şekilde karşı çıktığını gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı davanın “dayanaksız” ve “aslında tamamen temelsiz” olduğunu söyledi.
]]>Elmasın, dökülen kan ve sefaletle eş anlamlı hale geldiği bu Afrika ülkesinde, bu elmasın getireceği refah, yerel halkın yaşamını iyileştirecekti.
Ancak bu medya çılgınlığının ötesinde kazıcılar vardı. Bu çok ağır işi yaparak, elması bulanlar.
Kamba Johnbull ve Andrew Saffea, elması bulan beş kişilik grubun en genç üyeleriydi ve sadece ergenlerdi.
O büyük, parlayan taşı gördüklerinde tüm düşleri gerçek olmuş gibiydi.
Ama altı yıl sonra mucizevi buluşları, hayalkırıklıklarıyla gölgelendi.
Plan for survival
Saffea, yoksulluk yüzünden okulu bırakmak zorunda kaldığında parlak bir öğrenciydi. Johnbull’un ailesi ise1991-2002 arasındaki iç savaşta parçalanmıştı.
Birlikte, bir papazın masraflarını karşıladığı beş kişilik kazı grubuna katıldılar. Para almıyorlardı, ancak basit kazı malzemeleri ve hem kendileri hem de aileleri için yiyecek veriliyordu. Bir elmas bulunursa da, aslan payını masrafları karşılayan sponsor alıyordu.
İkili, çok ağır koşullarda çalışıyordu. Şafak sökerken kalkıp, bir palmiye çiftliğinde çalışmaya başlıyorlar, kahvaltıdan sonra da günün geri kalanında kazı yapıyorlardı. Okula geri dönecek kadar para biriktirmeyi umuyorlardı ama çalışma koşulları çok yorucuydu.
Saffea “Johnbull’a hayalimin yıkıldığını söyledim” diyor.
Johnbull, yoğun yağış ve zorlu yaz sıcaklarıyla nasıl başa çıkmak zorunda kaldıklarını hatırlıyor.
“Motive olmak için birbirimize teşvik edici şeyler söylüyorduk. Şakalar yapıyorduk. Bir Bluetooth cihazımız da vardı, müzik bile çalıyorduk.”
İkili, aniden zengin olurlarsa, neler yapmayı hayal ettiklerini de konuşuyordu.
Johnbull iki katlı bir evle, Toyota FJ Cruiser marka bir araç, Saffea da eğitimini tamamlamak istiyordu.
Dev elmas
Şanslarının güleceği gün, diğer günlerden farksız başlamıştı. Kaynamış muzla kahvaltı yapıp, dua ettikten sonra madene gittiler.
Kazıcılar, aslında zamanlarının çok küçük bir bölümünü elmas arayarak geçiriyor.
13 Mart 2017 Cuma günü planları hazırlıkları yapmak, toprağı yarmak, çakıl taşlarını çıkartmak ve yağmur mevsiminin ilk günlerinden kalan yağmur sularıyla uğraşmaktı.
Sonra Johnbull’un gözü bir parıltıya takıldı.
“Akan suyun altında, suyla birlikte sürüklenenen taşı gördüm. Benimkisi bir içgüdüydü, çünkü daha önce hiç elmas görmemiştim.”
“Taşa bir dakikadan fazla baktım. Sonra amcama ‘Amca, şu taş parıldıyor, ne taşı bu?’ dedim.”
Johnbull uzanıp, taşı sudan çıkarttı.
“Çok soğuktu taş. Alır almaz elimden kapıp ‘Bu bir elmas!’ dediler.”
Elmas 709 karattı ve dünyada kayıtlara geçen en büyük 14.üncü büyük taştı.
Kazıcılar, sponsorları Papaz Emmanuel Momoh’a haber verdiler. Momoh da elması karaborsada satmak yerine, yetkililere götürerek tarihe geçti.
Elmas, müzayedede 6,5 milyon dolara satıldı.
Johnbull ve Saffea gibi yüzbinlerce Sierra Leoneli kayıt dışı madenlerde çalışıyor. Şansları yaver giderse, küçük bir elmas buluyorlar, ancak herkesin hayali, herkesi motive eden böyle büyük bir elmas bulma ihtimali.
Sonunda, kazıcıların her birine pay verilmesi, kârın bir kısmının da yerel kalkınma için hükümete verilmesi üzerinde anlaşıldı.
Kazıcılara ilk olarak sadece 80’er bin dolar verildi. Saffea ve Johnbull’un bu işe ilk girdiklerinde umduklarından çok daha büyük bir paraydı bu miktar. Ancak yine de bu kadar küçük bir pay aldıkları için aldatılmış hissediyorlar.
Johnbull “Payımı ilk aldığımda, bir hafta boyunca dokunmadan elimde tuttum. En sonunda bir ev satın almak için başkent Freetown’a gittim” diyor.
Saffea eğitim için Kanada’ya gitmek ve Johnbull da ona katılmak istiyordu.
Bir aracıya seyahat ve barınma ve üniversite harcı için 15 bin dolar ödediler. Sonra Gana’ya gittiler ve burada altı ay kalıp, paralarının büyük kısmını harcadılar.
Vize başvuruları reddedilince planları çöktü. Johnbull, Sierra Leone’ye geri döndü. Elmastan aldığı paranın çoğu gitmişti. Saffea ise yeni bir yolculuğa başladı.
Güvenliği için açıklamadığımız üçüncü bir ülkeye geçti. Burada gündüz şoförlük yapabileceği, akşamları da okula gidebileceği söylenmişti. Ancak Saffea bu ülkeye ulaştığında, gerçek çok farklıydı.
“Bir ahırda atlara baktım ve orada yatıp, yiyordum. Diğer işçilere barınacak yer veriliyordu ama ben ahırda yatmak zorunda kaldım.”
Saffea’nın elmastan beklediği müreffeh yaşam bu değildi. Oturumu olmadığından da savunmasız bir durumda.
Sierra Leone’de satın aldığı mülk dışında, elmastan elde ettiği para tükendi. Şimdiyse, evine dönmek istediğini söylüyor.
Takdir edilmemek
İkiliyi en çok üzen de, yaptıkları keşif için düzgün bir şekilde takdir edilmemiş olması.
Elmasla ilgili haberlerde, madene sponsorluk yapan papazın adı geçiyordu. Kazıcılardan pek bahsedilmemişti. Saffea, dışlanmış hissediyor.
Johnbull, parasını farklı bir şekilde kullanmış olmayı diliyor.
“Param olduğunda çok gençtim. Geriye baktığımda iyi hissetmiyorum. O zaman kıyafetler alıp hava atıyordum. Bilirsiniz işte, gençler böyle.
“Keşke orada daha fazla para kazanma umuduyla ülke dışına gitme hırsım olmasaydı. Ziyan ettiğim parayla, burada çok şey yapabilirdim.”
Belki bekledikleri yaşama kavuşmadılar, ancak Johnbull şimdi Freetown’da alüminyum pencere yaparak iyi bir yaşam sürüyor ve ülke dışındaki umutları gerçekleşmezse, Saffea’nın da dönmesini umuyor.
Johnbull “Ben dünyaya geldiğimde, anne ve babamın evi yoktu. Çocuklarım, Freetown’da babalarının evinde büyüyor. Bu çok önemli. Çocuklarım benim çektiğim zorlukları çekmeyecek” diyor.
]]>Büyükelçiliğin açıklaması, kayıp olduğu bildirilen 17 yaşındaki Çinli öğrenci Kai Zhuang’ın, 31 Aralık’ta Utah eyaletindeki ıssız bir yerde, bulunmasından sonra yapıldı.
Kai’nin anne ve babası, okuduğu okulun yetkililerine kendilerinden fidye istendiğini ve oğullarının kaçırıldığını gösteren bir fotoğrafının gönderildiğini söyledi.
Kai Zhuang bir çadırın içinde “çok üşümüş ve korkmuş” bir halde bulundu.
Polise göre, sanal rehin alma kurbanları, zanlılar yanlarında olmasa bile, kendilerini izole etmeye ve hatta rehin tutuluyorlarmış gibi gösteren kendi fotoğraflarını çekmeye ikna ediliyor. Zanlılar kurbanlarını, Facetime ya da Skype üzerinden gözlemliyorlar.
Daha sonra, hem kurban hem de aileleri, denilenleri yapmamaları durumunda zarar göreceklerine ikna ediliyorlar.
Polis, Kai’nin ailesinin Çin’deki banka hesaplarına 80 bin dolar fidye ödemesi yaptıklarını belirtti.
Sanal rehin alma nedir?
Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI’a göre, kolluk güçleri en az 20 yıldır ‘sanal rehin alma’ olaylarını biliyor.
Birçok şekilde yapılabiliyor ama daima kurbanlar, şiddet ya da ölüm tehlikesi altında olduğuna inandıkları bir sevdiklerinin serbest kalması için fidye ödemeye zorlanıyorlar.
FBI “geleneksel” rehin alma olaylarının tersine, sanal rehin alma vakalarında kimsenin gerçekten kaçırılmadığını söylüyor. Bunun yerine hile ve tehditlerle, kurbanlar olayın ortaya çıkmasından önce hızla fidye ödemeye zorlanıyorlar.
Çinli öğrenciler nerelerde hedef alınıyor?
Polis güçlerine göre, Batılı ülkelerde okuyan Çinli öğrenciler sanal rehin alma vakalarında hedef alınıyor.
Eylül 2023’te İngiltere’deki Güney Yorkshire bölgesi emniyetinin Sahtecilik Koordinasyon Ekibi, ülkenin kuzeyindeki Sheffield kentinde öğrenim gören yabancı öğrencilere bir uyarı yapmıştı.
Uyarıda, dolandırıcıların genelde İngiltere’de okuyan Çinli öğrencileri hedef aldığına dikkat çekilmişti.
Buna göre kurban, Çin Büyükelçiliği, Göç İdaresi, Çin Polisi ya da posta idaresinden olduğunu iddia eden bir dolandırıcı tarafından aranıyor.
Uluslararası bir suç şebekesini araştırdıklarını ve kurbanın Çin’e büyük miktarlarda para yollaması gerektiğini iddia ediyorlar.
Kurbanın kendileriyle işbirliği yapması için tehditte bulunuyorlar ve başka kimseye anlatmamasını istiyorlar.
Avustralya’daki New South Wales (NSW) eyaleti polisi, Ekim 2023’te “sanal rehin alma” dolandırıcılıklarının giderek daha sofistike bir hale geldiği uyarısında bulundu.
Dedektif, Joseph Doeihi dolandırıcılıkların Çin ana karasında tezgahlandığını söyledi.
Dolandırıcılar, kurbanı kandırıp Çinli bir yetkili rolü oynamaya da ikna edip, başka bir kurbana da yaklaşıyorlar.
Douehi “Bu dolandırıcılıklarda, kurbanlar eyaletler arası seyahate zorlanıyorlar. Hatta iş öyle bir hale geldi ki, bazı kurbanlarımızın Tayland ve Kamboçya’ya gitmeye zorlandıklarını da gördük” dedi.
Avusturalya Yayın Kurumu (ABC) NSW Polisine atıfla, sadece ekim ayında 20 ila 23 yaşındaki iki kurbanın Çinli yetkililer olduklarını iddia eden dolandırıcı şebekeleri tarafından hedef alındığını belirtti.
Kurbanlardan yaklaşık 340 bin ABD Doları fidye ödemeleri, aksi takdirde bir suça karıştıkları Çin’e sınır dışı edilecekleri söylendi.
Bir vakada da Sydney’deki 20 yaşındaki bir erkek kendisini kelepçelemeye ikna edildi ve daha sonra Şangay Polisi adına Adelaide ve Victoria’daki başka kurbanlara “resmi belgeler” götürmeye zorlandı.
Aileden 135 bin dolardan fazla fidye istendi, ancak aile reddetti ve NSW polisine ihbarda bulundu.
2020’de NSW polisi en az sekiz “sanal rehin alma” vakası ve 1 milyon 355 bin fidye ödendikten sonra bir uyarı yayımladı.
Nisan 2020’deki bir vakada da, Çinli bir aile Çin polisinden olduğunu söyleyen bir dolandırıcının Sydney’deki kızlarının kaçırıldığını söylemesi üzerine, 200 bin dolardan fazla fidye ödedi.
Soruşturmanın ardından, kadın bir gün sonra evinde güvende bulundu.
Ağustos 2023’te Japan Times gazetesi, bazı Çinli öğrencilerin dolandırıcılar tarafından benzer yöntemlerle tehdit edildiğini yazdı.
Bir vakada, Çinli bir kız öğrencinin ailesi, kızlarının saldırıya uğramış gibi göründüğü bir fotoğraf aldıktan sonra, Çin’deki bir hesaba 42 bin dolardan fazla para yatırdı.
Daha sonra örğncinin, Çin kamu güvenliği yetkilisi olduğunu söyleyen birinden telefon aldığı ortaya çıktı.
Dolandırıcı, hakkında bir tutuklama emri çıktığını söylemiş ve ailesinin tutuklanmasını önlemesi adına para vermesi için sahte bir kaçırılma hikayesi uydurması gerektiğini belirtmişti.
Polis güçleri, Çinli öğrencilerin aldıkları telefonları kontrol etmelerini, herhangi bir “resmi” talebi, Çin Konsolosluğu’nda teyit etmelerini ve hedef alınmaları durumunda ihbarda bulunmaları çağrısı yapıyor.
]]>Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, ülkesinin bahar aylarındaki taarruzunun umduğu kadar başarılı olmadığını kabul etti. Rusya hâlâ Ukrayna topraklarının % 18’ini kontrol ediyor.
Üç askeri uzmana, gelecek 12 ay içinde neler olabileceğini sorduk.
Savaş devam edecek ama sonsuza kadar değil
Barbara Zanchetta, Savaş Çalışmaları Enstitüsü, King’s College Londra
Ukrayna’daki savaşın sona erme ihtimali pek iç açıcı görünmüyor. Geçen yılın bu dönemine kıyasla Vladimir Putin siyasi ve askeri anlamda daha güçlü.
Cephedeki durum hâlâ belirsiz. Son dönemde Ukrayna’nın kış taarruzu durmuş gibi görünüyor. Ancak Rusların da ilerlemesi yok. Her zamankinden daha çok, savaşın sonucu çatışmadan binlerce kilometre uzaklıkta, Brüksel’de ve Washington’da alınan kararlara bağlı olacak.
Batı’nın 2022’de ortaya koyduğu ve 2023’te de sürdürdüğü etkileyici birlik gösterisi yalpalamaya başlıyor.
ABD’nin savunma yardım paketi, Başkan Joe Biden’ın doğru bir şekilde işaret ettiği gibi Washington’daki “ucuz siyaset” tarafından rehin tutuluyor. AB’nin ekonomik yardımının geleceği de, Macaristan’ın uyumsuz tutumuna bağlı görünüyor.
Batı başkentlerindeki tereddüt, Putin’i cesaretlendirdi. Kamuoyu önündeki son davranışları ve cüretkar açıklamaları, Putin’in bu savaşa uzun vadeli baktığını gösteriyor.
Peki, Batı’nın Putin’e ve temsil ettiği her şeye karşı çıkmaya devam edecek gücü var mı?
AB’nin Ukrayna ve Moldova’yla üyelik müzakerelerini başlatma kararı sembolik olmaktan öte. Bu, dolaylı olarak Kiev’e desteğin süreceği anlamını da taşıyor. Çünkü Rusya’nın tam bir zaferiyle Ukrayna’nın AB’de bir geleceği olmasının imkanı yok.
Washington’da ise Ukrayna politikasının tam tersine çevrilmesi çok olası değil.
Kamuoyu yoklamalarında eski Başkan Trump’a desteğin artmasıyla, ABD yardımıyla ilgili kıyamet senaryoları yazmak çekici olabilir. Ancak Trump, tüm o teatral gösterilerine karşın, 2016’da NATO’dan çıkmadı. Ayrıca, Amerika’nın 75 yıllık transatlantik ortaklığını tek başına değiştiremez.
Bu tabii ki, Batı cephesindeki çatlakların anlamsız olduğu anlamına gelmiyor. Bu yüzden, Batı ve dolayısıyla Ukrayna için 2024 daha zor olacak.
Demokrasiler için, bir savaşa destek vermekteki uzun vadeli uzlaşma, hesap verme zorunluluğu olmayan otokrat yönetimlere kıyasla hep daha zorlu olmuştur.
Büyük olasılıkla, savaş 2024 boyunca devam edecek ama sonsuza kadar sürüp gidemez.
Batı’nın isteksizliği Rusya’yı cesaretlendirirken, bir darbe ya da sağlık sorunu Putin’in düşüşünü beraberinde getirmezse, tek öngörülebilir sonuç müzakereler yoluyla varılacak bir uzlaşma. Şimdilik iki taraf da bunu reddetmeye devam ediyor.
Bir yıllık konsolidasyon dönemi
Michael Clarke, Eski Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü Genel Direktörü
Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesiyle, büyük bir savaş Avrupa kıtasına geri geldi. 2023’te savaşta yaşanan gelişmeler de sanayi çağına özgü savaşın da geri döndüğünü gösteriyor.
Sanayi çağındaki savaşlar, ekonomileri kısmen ya da bazı durumlarda tamamen, savaş malzemelerinin üretimine yönlendiriyor. Rusya’nın savunma bütçesi 2021’den bu yana üç katına çıktı ve gelecek yıl kamu harcamalarının % 30’unu oluşturacak.
Bu durum da, Ukrayna’daki savaşı Avrupa’da geçen yüzyılın ortasından bu yana görülen en uzun ve travmatik gelişme haline getiriyor.
Gelecek yıl, Rusya ile Kuzey Kore ya da İran’daki tedarikçileriyle, Ukrayna ile Batılı destekçilerinin, sanayi çağındaki bir savaşın bitmek bilmez gerekliliklerini karşılamaya muktedir ve hazır olup olmadıklarını gösterecek.
Rus güçleri tüm cephe hattında yeniden bastırmaya çalışabilir. En azından Donbas bölgesinin tamamını ele geçirmek için. Ukrayna da büyük ihtimalle Karadeniz’in batısı ve Boğazlara açılan hayati önemdeki ticaret koridorunda kontrolü ele geçirmiş olmasından faydalanacak.
Kiev ayrıca, bazı bölgelerde Rus işgalcilerin dengesini bozmak için daha fazla askeri sürpriz yapmaya çalışacak.
Ancak asıl olarak, 2024 hem Kiev hem de Moskova için konsolidasyon yılı olacak gibi görünüyor.
Rusya’nın stratejik bir taarruz düzenleyebilmesi için gereken eğitimli personel ve malzemesi en azından 2025 baharına dek yok.
Bu arada, Ukrayna’nın da savaşı sürdürebilmek için Batı’nın mali ve askeri desteğine ihtiyacı var. Gelecekte bir dizi taarruz düzenleyebilecek koşulları yaratabilmesi için yapısal güçlerini toplamak zorundalar.
Sanayi çağı savaşları, toplumlar arasındaki bir mücadele. Cephede neler olduğu, bu mücadelenin sadece bir göstergesi.
2024’te savaşın yönü, Avdiivka, Tokmak, Kramatorsk ya da cephe hattındaki yıkıma uğramış yerlerden çok, Moskova, Kiev, Washington, Pekin, Tahran ve Pyongyang’ta belirlenecek.
Ukrayna, Kırım civarında Rusya’ya bastıracak
Ben Hodges, ABD Ordusu’ndan emekli general
Rusya, Ukrayna’yı tamamen ele geçirebilecek kabiliyetten yoksun ve şu anda elinde olan bölgelere tutunmak için elinden geleni yapacak. Zamanı da, bir yandan Batı’nın Ukrayna’ya yardım etme iradesini kaybedeceğini umarken, bir yandan savunma hatlarını güçlendirmekte kullanacak.
Ancak Ukrayna durmayacak. Bu bir ölüm kalım savaşı ve dururlarsa, Rusya’nın ne yapacağını biliyorlar. ABD’nin kararlılığındaki azalma konusundaki kaygılar ışığında, daha çok Avrupa ülkesi yardımları artırmaktan bahsediyor.
Ancak ben gelecek yılın başlarında ABD’nin stratejik omurgasını yeniden bulmasını ve geciktirilen yardım paketinin Kongre’den geçmesini bekliyorum.
Bu nedenle, Ukrayna’nın insiyatifi yeniden ele geçirmek için şunları yapacağını öngörüyorum;
Yaz başında Ukrayna ilk kez, Rus uçaklarıyla mücadelesini geliştireceğini ve kendi hava savunma sistemlerini güçlendirmesini umduğu ABD yapımı F-16 savaş uçaklarını kullanabilecek.
Ukrayna’nın Rus işgali altındaki stratejik önemi en büyük toprağı Kırım. Biz buna “belirleyici alan” diyoruz.
Ukrayna, Sivastopol’daki Rus donanmasının, hava üslerinin ve Dizankoy’daki lojistik üssünün buralarda barınmasına engel olmak adına baskıyı artırmak için elinden geleni yapacak.
Bu konseptin işe yaradığını zaten kanıtladılar. İngiltere’nin verdiği sadece üç Storm Shadow güdümlü füzesiyle, Karadeniz Filosu’nun komutanını filonun üçte birini Sivastopol’dan çekmeye zorladılar.
Tabii ki Ukraynalıların sınırsız kaynakları yok. Özellikle de top mermileri ve uzun menzilli silahlarda.
Ancak Rus askerleri daha kötü durumda. Savaş bir irade ve lojistik sınavı. Rus lojistik sistemi kırılgan ve Ukrayna’nın sürekli baskısı altında.
]]>Hindistan, Ay’ın güney kutbu yakınına iniş yaparak tarihe geçti. Çin uzaya ilk sivili gönderdi, NASA’nın Perseverance aracı Mars’ta başarıyla numune toplama görevini tamamladı. Avrupa Uzay Ajansı da Jüpiter’in uydularını keşfetmek için bir göreve başladı.
Aynı zamanda dünyadaki araştırmacılar “mükemmel güneş sistemini” buldular. James Webb Teleskobu da muhteşem görüntüler göndermeyi bu sene de sürdürdü.
Ve 2024’te, insanlar 50 yıl aradan sonra ilk kez Ay’a geri dönüyor.
2023’te uzay araştırmaları alanında yapılan çığır açıcı gelişmeleri derledik.
Perseverance ‘kaya örneği’ görevini tamamladı
ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) Perseverance uzay aracı, önemli bir dönüm noktasını hayata geçirdi ve kaya numunelerini topladı.
Bu karmaşık görevde Perseverance, depoladığı örneklerin olduğu numune tüplerini belirlenen yerlere bıraktı.
Perseverance ile bir şekilde bağlantı kesilmesi durumunda, bu örnekler Dünya’ya geri getirilecek.
Bilim insanları kaya örneklerini laboratuvarda incelemek üzere Dünya’ya getirmeyi amaçlıyor. Kızıl Gezegen’de yaşam olup olmadığını öğrenmenin en iyi yolu bu.
Perseverance, Jezero Krateri adı verilen 45 km genişliğindeki bir keşif alanında araştırma yapmak için Mars’a gönderildi. Burada milyarlarca yıl önce bir gölün bulunduğu düşünülüyor.
Bilim insanları buradan elde edilecek örneklerin, mikrobik organizmaların kanıtlarının bulunması için de elverişli ortamlar sunduğunu düşünüyor.
50 yıl sonra insanlı Ay seyahati
Senenin en heyecan verici seyahatlerden biri Nisan ayında NASA tarafından duyuruldu.
Artemis 2 olarak adlandırılan uçuşla Ay’a ilk kez bir kadın ve bir siyah astronot da gönderilecek
Kasım 2024’ten önce gerçekleşmesi planlanan fırlatma için Amerikalı astronotlar Christina Koch, Victor Glover ve Reid Wiseman ile Kanadalı astronot Jeremy Hansen seçildi.
NASA Direktörü Vanessa Wyche, dört astronotun da “insanlığın en iyilerini” temsil ettiklerini söyledi.
Artemis 2 görevinde astronotlar Ay’a iniş yapmayacak.
Ay’a seyahat edecek astronotların gelecekte izleyecekleri rotanın test edilmesi gibi bir dizi görev yerine getirilecek.
Avrupa Uzay Ajansı’nın Jüpiter seyahati
NASA’nın insanlı Ay uçuşunu duyurduğu Nisan ayında, Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) iddialı seyahati başladı.
Ajans, Jüpiter’in buzlu uydularını incelemek için Ariane-5 adlı uzay aracını Fransız Guyanası’ndan fırlattı.
Roketin Jüpiter’in uydularına ulaşması yaklaşık 8 yıl sürecek.
Bilim insanları, Callisto, Europa ve Ganymede adlı uyduların derinliklerinde okyanuslar olduğunu düşünüyor.
ESA’nın Jüpiter’in Buzlu Aylarını Keşif (Juice) adlı misyonu, Jüpiter’in uydularında mikroorganizmaların yaşamı için gerekli koşulların olup olmadığını anlamayı hedefliyor.
ESA Bilim Direktörü Prof. Carole Mundell, bunun çok çılgın bir fikir olmadığını söylüyor:
“Örneğin Dünya’daki okyanusların dibindeki yanardağlar bile bize bambaşka gezegenler gibi gözükebiliyor. Başka yerlerde de benzer koşullar varsa mikropların yaşamaması için hiçbir neden yok. Biz Juice misyonuyla bu koşulları incelemek istiyoruz.”
Çin uzaya ilk sivili gönderdi
Pekin, Tiangong Uzay İstasyonuna gönderdiği üç astronot arasında ilk kez bir sivil de yer aldı.
Shenzhou-16 uzay aracı, Mayıs ayında ülkenin kuzeybatısındaki Gobi çölünde bulunan Jiuquan Uydu Fırlatma Merkezi’nden fırlatıldı.
Mürettebat Jing Haipeng, Zhu Yangzhu ve Gui Haichao’dan oluşuyor.
Bu üçlü Çin’in yeni tamamlanan Tiangong Uzay İstasyonu’nda Kasım ayından beri bulunan ekipten görevi devralmaları için gönderildi.
Shenzhou-16 mürettebatındaki Beihang Üniversitesi’nden profesör Gui uzay istasyonuna çıkan ilk Çinli sivil oldu. Diğer tüm astronotlar Çin Halk Kurtuluş Ordusu üyesiydi.
Hindistan tarih yazdı
Hindistan Chandrayaan-3 isimli uzay aracı ile Ağustos ayında, Ay’ın güney kutbu yakınına inen ilk ülke oldu.
Bu başarı ile Hindistan, Ay’a yumuşak iniş gerçekleştiren dördüncü ülke oldu.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi inişi canlı yayında takip etti ve ilk yorumu “Hindistan artık Ay’da” oldu.
Rusya’nın aynı amaçla yaptığı uzay seyahati başarısız olmuştu.
Chandrayaan-3’ün hedeflerinden biri, bilim insanlarının gelecekte Ay’da insan yerleşimini destekleyebileceğini söylediği su bazlı buzları keşfetmek.
Mükemmel güneş sistemi bulundu
Astronomlar, Kasım ayı sounda, Dünya’dan 100 ışık yılı uzakta, milyarlarca yıldır değişmemiş 6 gezegenden oluşan bir güneş sistemi keşfetti.
Sistemdeki gezegenlerin hepsi hemen aynı büyüklükte ve yaklaşık 12 milyar yıl önce oluşmalarından bu yana çok az yapısal değişiklik geçirdiler.
Bu da bu sistemin nasıl oluştuğuna ve canlı yaşamı barındırıp barındırmadığına dair çalışma yapma olanağı sunuyor.
Araştırmayı yöneten Chicago Üniversitesi’nden Dr Rafael Luque, bulunan sistemi “mükemmel güneş sistemi” olarak tanımlıyor: “Bu gezegenler, oluşumlarını gözlemlemek için çok ideal çünkü başlangıçları kaotik değil ve oluştuklarından bu yana değişmediler.”
Geçen 30 yılda astronomlar binlerce güneş sistemi keşfetti ama bunlardan hiçbiri gezegenlerin oluşumunu araştırmak için bu kadar uygun şartlar sunmuyordu.
James Webb’ten gelen olağanüstü görüntüler
2022’de uzaya gönderilen James Webb teleskobu, 2023’te birçok ‘ilk görüntüyü’ uzay meraklılarının önüne koydu.
Dünyanın en büyük teleskobunun gönderdiği bir fotoğraf, patlayan bir yıldıza ait en detaylı görüntüye ilişkindi.
Nebula Halkası da Webb sayesinde eriştiğimiz inanılmaz fotoğraflar arasında yer aldı.
]]>İşte o sekiz trend:
Puantiyeler
Bu yıl podyumlar farklı boy ve renklerde puantiyelerle doluydu.
Genellikle yaz elbiselerinde popüler olan bu desen, aslında zamansız bir trend ve gelecek yıl boyunca karşınıza çok çıkacağını göreceksiniz.
Telegraph gazetesi moda yazarı, puantiyelerin, “Zarif şekilde dikkat çekici olma” konusunda her zaman güvenilir olduğunu ortaya koyuyor:
“Ama büyük ve cesur olsunlar ama neredeyse görünmez olsunlar. Puantiyeler eğlencelidir; cinsiyetsizdir, yaşlanmazlar ve zamansızdırlar. Noktaları yan yana getirmenin zamanı geldi”
Kiraz kırmızısı
Sonunda ağzımızdan bir şekilde çıkarmak zorunda kaldığımız sinir bozucu çekirdeği dışında kirazlarla ilgili her şeyi seviyoruz.
Kiraz rengi bu sene podyumlara farklı, canlı ve kendinden emin bir hava kazandırdı.
Bazı moda evleri tepeden tırnağa kiraz kırmızısı tasarımlar öne çıkarırken, bazıları da bu rengi, etek veya ceketle sınırlı tuttu ve başka renklerle kombinledi.
Vogue dergisinden Alex Kessler, “Moda dünyasının, parlak kırmızı takıntısını göz ardı etmek imkansız hale geldi. Hem podyumlarda hem de kırmızı halıda durum böyle.” diyor.
Metalik parlaklığı
Pek çok tasarımcı, bu trend için mutfak lavabosunun altındaki borulardan ilham almış olmalı.
Parlak metalik kıyafet ve elbiseler sezonun hakim trendlerinden biri.
Moda dünyasının en büyük gecelerinden biri sayılan Met Gala gecesinin 2016 yılındaki kıyafet teması, “İnsan Makineye karşı” idi.
Ünlülerin gümüş aksesuarlarla bezeli fütüristik kıyafetleri geceye damga vurmuştu.
Bu tür kıyafetler 2024 İlkbahar Yaz modasının görücüye çıktığı Paris moda haftasındaki hakim trendlerden biriydi.
Net-A-Porter da bu tespiti yapıyor ve “2024 modasının tanıtıldığı podyumlarda metalik giysiler parıltılı bir gövde gösterisi yaptı” diyor.
Ancak bir uyarı: Eğer altın rengi tercih edecekseniz gladyatör gibi görünmemeye dikkat etmelisiniz.
StyleCaster bu uyarıya şu öneriyi getiriyor: “Tonunu hafifletmek istiyorsanız metalik altını kot veya deri gibi alternatif malzemelerle eşleştirin.”
Örgü ve triko giyim
Eğri oturup doğru konuşalım: İngiltere’de hava o kadar berbat ki, güzel bir hırka ya da kazak tüm yıl giyilebilir bir kıyafet haline geliyor.
Who What Wear’a göre 2024 koleksiyonları da bunu kabul etti ve “trikonun en az diğer kıyafetler kadar dikkat çekmemesi için bir sebep olmadığı” görüşü hakim oldu.
W dergisi ise bu tespiti yapıyor: “Hırkalar ve İskandinav kazak modelleri, sezonun en öne çıkan triko trendiydi”
Kar tanesi
Yukarıdaki fotoğraftaki detaylı tasarımların, okulda kağıt ve makasla yarattığımız kar tanelerinden biraz daha sofistike olduğunu kabul ediyoruz.
Drapers da “kar tanesi” yorumlayan tasarımcıların hakkını veriyor ve “Paris podyumları 2024 kocaman danteller ve Broderie Anglaise tasarımlarıyla doluydu”.
(Google’da arattık; Broderie Anglaise, kar tanesi görünümü sağlayan, kumaştan kesilmiş küçük yuvarlak veya oval delikli desenleri ifade ediyor.)
Moda haftalarında sergilenen kıyafetlerin birçoğunda kar tanesi tasarımı en ön plandaydı.
Fiyonk ve kurdeleler
Eğer bu makaleyi açılmış hediye paketleriyle dolu bir odada okuyorsanız, fiyonk ve kurdelelerin çöp kutusuna atılmadığına emin olun.
Farklı moda haftalarında birçok büyük tasarımcı koleksiyonlarında dev fiyonklar kullandı. Bu yüzden fiyonkları gelecek yıl elbiseleri farklı tasarımlarla süslerken görebiliriz.
InStyle dergisine göre “Sixdo ve Aknvas gibi moda şovlarında, büyük boy ve gösterişli fiyonklar, normalde sade elbiselere farklı bir dokunuş kattı.”
Farklı moda evleri farklı tasarımlar anlamına geliyor. Bir kısım modacı ise kıyafetleri süslemek veya birbirine bağlamak için çok daha küçük fiyonklar ve kurdeleler tercih etti.
Nylon dergisi, “Bu zarif aksesuar, nasıl giyilirse giyilsin kıyafete yumuşak, romantik bir görünüm katıyor.” diye yazıyor.
Çok kısa şortlar
Podyumlar açıkça gösteriyor ki, bu yaz çeşitli renk, tarz ve kumaşlardaki kısa şortlara ilgide büyük bir patlama yaşanacak.
Net-A-Porter, “Spor salonunda bacak çalıştığınız günler meyvesini vermek üzere” diyor ve 2024 yazının ciddi anlamda kısa şortların hakimiyetinde olacağını öngörüyor.
‘Yeşil’ moda
Önümüzdeki yıl hepimizin benimseyebileceği en önemli moda trendi ise tartışmasız yeşil olacak. Ama bu renk olan yeşil değil.
Sürdürülebilirlik, hızlı tüketim modası söz konusu olduğunda her zaman endişe yarattı.
Çok sayıda tüketici ucuz bir şey satın aldıktan sonra birkaç kez giyiyor ve sonra çöpe atıyor.
İkinci el kıyafetlerin daha fazla dolaşıma girmesi ve buna odaklanan sitelerin artması olumlu bir gelişme olsa da daha yapılması gereken çok şey var.
Bu nedenle, çalışma pratiklerini değiştiren ya da kullanılmış malzemeleri tasarımlarına dahil ederek sürdürülebilirliği ön plana çıkaran tasarımcıları övmeye doyamıyoruz.
İngiliz Vogue’u Stella McCartney markasının daha düşük karbon ayak izine sahip olduğu söylenen deniz yosunu bazlı bir elyaf olan Kelsun’u kullanmasını bu şekilde örnekler arasında sayıyor.
Fashion United, “Çöp gözüyle bakılan malzemelere ve ölü stok olarak bakılan kıyafetlere, dönüşümle yeni giysiler olarak ikinci bir hayat veriliyor” diyerek bu yeni trendi öne çıkarıyor.
Kurtarılmış kıyafetlerin daha makbul görüldüğü bir döneme giriliyor olabilir.
Tüketicilerin karbon ayak izi konusundaki farkındalığı arttıkça, belki de pek çok kişinin önümüzdeki yıl en çok giymeyi tercih edeceği ürünler, halihazırda gardırobunda bulunan kıyafetler olacak.
]]>IŞİD’in faaliyetleri, 2022’ye kıyasla yarı yarıya azalırken, örgütün lider kadrosunda da kayıplar oldu.
Örgütün Mısır kolu bu yıl sessiz kaldı ve Libya ve Yemen’de faaliyet göstermeyen kollara katıldı. Bu arada, IŞİD’in Afganistan kolu da, geçen yıla kıyasla çok az sayıda saldırıyı üstlendi.
Örgütün Afrika’daki kolları da daha az sayıda saldırıyı üstlendi. Bunun istisnası ise Sahel kolu. Örgütün bu kolu, Mali’nin doğusunda genişlerken, Nijer’de büyük saldırıları üstlendi ve propaganda faaliyetlerine odaklandı.
Sayılar ne anlatıyor?
IŞİD 2023’te Aralık ayı hariç, küresel ölçekte toplam 838 saldırıyı üstlendi. Geçen yılın aynı döneminde örgüt 1811 saldırı üstlenmişti. Bu % 53’lük bir düşüş anlamına geliyor.
Veri analizleri ve saldırı sayıları IŞİD’in resmen üstlendiği saldırılardan, militanların mesajlaşmalarından ve propagandalarından oluşuyor. Bu yüzden sayılar abartılmış ya da bazı durumlarda olduğundan az gösterilmiş olabilir.
2023’e ait tüm sayılar 1 Ocak ile 30 Kasım arasındaki dönemi kapsıyor.
IŞİD saldırılarıyla ilgili neler biliyoruz?
Örgüt, en güçlü olduğu dönemde Suriye ve Irak’ın geniş kesimlerini kontrolü altında tutuyordu. Ancak 2017 itibarıyla bu bölgelerin % 95’ini kaybetti.
2019’da ABD ve Kürtlerin öncülüğündeki koalisyon, örgütün Suriye’de IŞİD’in elinde kalan son toprağı Baghuz köyünü de ele geçirdi ve bunu örgütün zayıflamasıyla sonuçlanan bir dizi yenilgi izledi.
O zamandan bu yana Ortadoğu’daki yenilgisinden dikkatleri uzaklaştırmaya çalışan IŞİD, Afrika kollarına odaklandı.
Örgüt, Irak ve Suriye’de hala saldırılar düzenliyor ve Afrika, Asya ve Ortadoğu’da en az 10 kolu bulunuyor. Ancak faaliyetlerinde önemli bir düşüş de gözlemleniyor.
IŞİD, Mart ayında faaliyetlerindeki düşüşü meşru gösterebilmek için, düzenledikleri saldırıları sıklıkla güvenlik nedenleri yüzünden üstlenmediklerini söylemişti.
IŞİD’in, Mısır’daki Sina bölgesinde bulunan kolu bu yıl hiç bir saldırıyı üstlenmedi. Geçen yıl bu kol 102 saldırı üstlenmişti. Bu da örgütün Mısır güvenlik güçlerinden büyük bir darbe yediğini gösteriyor.
IŞİD’in Afganistan’daki Horasan Bölgesi kolunun saldırıları da düştü. Bu yıl 20 saldırı üstlendiler. Geçen yıl 145, Taliban’ın iktidara geri döndüğü 2021’de de 293 saldırı üstlenmişlerdi.
Saldırıların sayısında düşüş olsa da, çok sayıda can kaybına yol açtılar. Örgüt, Temmuz ayında kuzeybatı Pakistan’da İslamcı parti Cemiyet-i Ulema İslam-Fazl’ın mitinginde düzenlenen intihar saldırısını üstlendi. Bu saldırıda en az 60 kişi ölmüştü.
IŞİD Irak’ta bu yıl 141 saldırı üstlendi. Geçen yılın aynı döneminde 401 saldırıyı üstlenmişlerdi. Bu veriler, % 65’lik düşüş anlamına geliyor.
Örgüt Suriye’de de bu yıl 112 saldırı üstlendi. Geçen yıl bu sayı 292’ydi.
IŞİD Afrika’da büyüyor mu?
Örgüt, 2019’da Baghuz’ın kaybedilmesinden bu yana propagandasını, beş kola sahip olduğu Sahra altı Afrika’daki “genişlemesine” ve “zaferlerine” yönlendirdi.
Bu beş kol şöyle:
Nijerya’ya odaklanan Batı Afrika Bölgesi (ISWAP), Demokratik Kongo’ya odaklanan ve bazen Uganda’ya sızmalar yapan Orta Afrika Bölgesi. Sahel kolu, Mozambik kolu ve Somali kolu.
Örgütün en faal kolu, Nijerya’nın kuzeydoğusunda ve Çad Gölü bölgesinde faaliyet gösteren ISWAP. Ancak 2023’te bu kolun faaliyetlerinde de azalma oldu. Grup geçen yıl 470 saldırı üstlenirken, bu yıl bu sayı 266’ya düştü.
Örgütün Orta Afrika Bölgesi ve Mozambik kolları da daha az sayıda saldırı üstlendi. Ancak hala önemli bir tehdit oluşturuyorlar. Her ikisi de yerel ve bölgesel güçlere ve aynı zamanda Hristiyan köylüler gibi yumuşak hedeflere saldırılar yaptı.
IŞİD’in Orta Afrika kolu bu yıl Uganda’da da çeşitli saldırılar üstlendi. Örgüt iki turist ve rehberlerinin öldürüldüğü saldırıyı üstlenirken, Haziran ayında Uganda’nın batısında bir ortaokula düzenlenen saldırıyı üstlenmedi. Ancak IŞİD’in sorumlu olduğu inancı yaygın.
Genel olarak Sahra altı Afrika’daki IŞİD kollarının üstlendiği saldırı sayısı geçen yılki 847 eylemden, bu yılki 508 saldırıya düştü. Ancak yine de bu sayı, IŞİD’in küresel düzeydeki saldırılarının % 60’ını oluşturuyor. Afrika’nın saldırılardaki payı hiç bu kadar yüksek olmamıştı.
IŞİD’ın faaliyetleri nerelerde artıyor?
BBC İzleme Servisi’nin topladığı verilere göre, IŞİD’in Sahel bölgesi ve Filipinler’deki kolları bu yıl daha faal.
Örgütün Mali’nin doğusunda, Nijer sınırı yakınlarında Nisan ayından beri büyüdüğü kaydediliyor. Örgütün buralardaki genişlemesi, Sahel ülkelerini etkileyen siyaset ve güvenlik kaosuyla birlikte geldi ve aşırılıkçılar bu boşluklardan faydalanmak istiyor.
IŞİD, Temmuz ve Ekim arasında, örgütün Mayıs’tan bu yana yürüttüğünü iddia ettiği “askeri operasyonlarını”, “suçla mücadelesini” ve “adaleti sağlama” faaliyetlerini gösteren videolar yayımladı. Propagandalarında Mali ve Nijer sınırındaki bölgelerde şeriat uyguladıklarını ve yetkili makam olarak hareket ettiklerini gösteriyorlardı.
IŞİD, Nijer’de Temmuz ayında düzenlenen askeri darbeden sonra ülkenin batısında Nijer Ordusuna büyük kayıplar verdirdiklerini iddia ettikleri saldırıları üstlendi.
Ekim başındaki bir saldırıda 60 kadar askerin öldürüldüğü iddia edildi ve Nijer hükümeti o dönem üç günlük yas ilan etti.
IŞİD, 2014’ten bu yana Güney Asya’daki bazı militan gruplardan da bağlılık yemini alıyor. Grubun bölgedeki kolları genelde, Filipinler’in güneyindeki nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan adalarda faaliyet gösteriyor.
Temmuz’dan bu yana IŞİD’in buradaki kolları 20 saldırı üstlendi. Geçen yıl ise yedi saldırı üstlenilmişti.
IŞİD’in lider kadrosu hakkında neler biliniyor?
Grubun lider kadrosu son dönemde büyük kayıplar aldı.
Örgüt, bir yıldan biraz uzun bir sürede üç farklı liderini kaybetti ve hepsi Temmuz 2022 ve Nisan 2023 arasında Suriye’de öldürüldü.
27 Ekim 2019’da bir Amerikan saldırısında öldürülmesinden sonra, gruba Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi, daha sonra Ebu el Hasan el Kureyşi ve sonra da liderlik etti.
Bu liderler birbiriyle akraba değil. “El Kureyşi” kod adı, Muhammed Peygamber’in Mekke’deki Kureyş aşiretine atıfta bulunuyor.
IŞİD, Haziran 2014’ten beri kendisini “halifelik” diye tanımladığı için liderlerine “halife” diyorlar.
Ağustos 2023’te örgüt yeni liderinin Ebu Hafs el Haşimi el Kureyşi olduğunu söyledi. Ancak bu isim hakkında çok az şey biliniyor ve henüz bir liderlik mesajı da yayımlamadı.
IŞİD, özellikle Suriye ve Irak’ta ABD öncülüğündeki koalisyonun saldırılarında önde gelen komutanlarından bazılarını da kaybetti.
Ağustos’ta Mozambik Ordusu, örgütün ülkedeki liderinin öldürüldüğünü duyurdu. Ancak örgüt “halife” ya da sözcüsü olmadıkça, bu konularda pek açıklama yapmıyor.
Gazze Savaşı’na etkisi ne oldu?
IŞİD’e yönelik askeri operasyonlar ve aralarında Somali, Sahel ve Çad Gölü çevresi ve Suriye’nin de bulunduğu yerlerdeki rakip grupların, örgütün faaliyetlerindeki azalmaya katkı sağladığına inanılıyor.
Lider kadrosunun kaybı ve şu anki liderlerinin pek tanınmaması da önemli bir neden olarak görülüyor.
Ancak IŞİD özellikle Afrika’da hala yüzlerce saldırı düzenliyor ve birçok ülkede siyaset, güvenlik ve toplumsal zayıflıklardan faydalanarak faaliyet göstermeye devam ediyor.
Gazze’deki savaş da IŞİD ve diğer radikal örgütler tarafından bir “fırsat” olarak görülebilir.
Hamas’ın Ekim’de 1200 kişiyi öldürüp, 240 kişiyi rehin almasından sonra başlayan İsrail saldırılarında 20 binden fazla kişinin öldüğü, 52 binden fazla kişinin de yaralandığı belirtiliyor.
El Kaide, Müslümanlara Hamas’la birlikte savaşma çağrısı yaparken, grubun haftalık El Naba gazetesinde Filistinli gruplara övgü ve Müslümanlara Hamas’ı destekleme çağrısı yoktu.
IŞİD daha önce Hamas’ı Gazze Şeridi’ndeki taraftarlarına baskı yapmakla suçlamıştı. IŞİD bunun yerine, İsrail’i “korumakla” suçladığı Arap yönetimleri de dahil, dünya genelinde intikam saldırıları düzenleme çağrısı yaptı.
]]>İsveç’in NATO’ya üyeliğinin uygun bulunduğuna dair protokolün yürürlüğe girmesi için, TBMM Genel Kurulu’nda da kabul edilmesi gerekiyor.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, kararı memnuniyetle karşıladığını belirtti ve onay sürecinin “bir an önce” tamamlanması çağrısı yaptı.
İktidar Partisi, teklifin Genel Kurul’daki görüşme sürecine ilişkin net bir takvimleme yapmadı. AKP sözcüleri, İsveç’in terörle mücadele konusunda attığı adımlar ve işbirliği çabalarını olumlu bulurken, Genel Kurul’daki görüşme sürecinin, ABD Kongresi’nin, F-16’ların modernizasyonu konusunda atacağı adımlara göre şekilleneceğini ifade ediyorlar.
AKP Ankara Milletvekili Fuat Oktay’ın başkanlığında toplanan TBMM Dışişleri Komisyonu, ilk olarak 16 Kasım’da komisyon gündemine alınan ancak görüşmeleri ertelenen İsveç Krallığı’nın NATO’ya katılımına ilişkin protokolün onaylanmasının uygun bulunmasına ilişkin yasa teklifini bugün, gündemin 10’uncu sırasına aldı. Toplantı öncesinde, Komisyon Başkanı Fuat Oktay, siyasi partilerin komisyon sözcüleri ile bir araya gelerek bilgilendirme yaptı.
AKP’li üyeler de sözleşmenin onaylanması yönünde komisyonda “olumlu bir hava” olduğunu ifade ettiler. BBC Türkçe’ye konuşan AKP kaynakları, Genel Kurul’daki görüşme takvimine ilişkin, ABD’nin atacağı adımların belirleyici olacağına işaret ederek, “Artık bu yıl sona eriyor, 2023 içinde Meclis gündemine gelmez. 2024’de hemen görüşülebilir de hiç gündeme alınmayabilir de. Bu tamamen atılacak adımlara bağlı” yorumunu yaptılar.
Komisyon Başkanı Fuat Oktay da görüşmelerin tamamlanması sonrasında yaptığı açıklamada, “Bugün TBMM Genel Kurulu’na sevk edilmesi kararı verilmiştir. Genel Kurul aşamasında aynı hızla onaylanacak diye bir şey yok” görüşünü dile getirdi.
Biden-Erdoğan görüşmesi sonrasında süreç hızlandırıldı
Kulislerde, İsveç’in NATO üyeliğine ilişkin protokolün, komisyon gündemine alınıp görüşülmesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Joe Biden’le 14 Aralık’ta yaptığı görüşmenin etkili olduğuna dikkat çekiliyor.
Görüşmede İsveç’in NATO üyeliğinin de gündeme geldiğine işaret eden Erdoğan, ABD Başkanı’nın kendisine, F16 modernizasyonuna ilişkin onay süreci ile İsveç üyeliği sürecini eş zamanlı yürütmeyi önerdiğini açıklamıştı.
“Somut sonuçları beklediğimiz ölçüde görebilmiş değiliz”
Toplantının başında söz alan Komisyon Başkanı Fuat Oktay, İsveç’in son aylarda attığı adımların memnuniyet verici olduğunu belirterek, “İsveç’in anayasa ve yasalarında meydana getirdiği değişiklikleri uygulamaya geçmesi uzun bir zaman aldı. Bu değişikliklerin özellikle terörle mücadele alanındaki somut sonuçlarını beklediğimiz ölçüde görebilmiş değiliz” dedi.
İktidarın İsveç’in verdiği taahhütler konusunda yeterince ikna olduğunu kaydeden Oktay, ancak esas karar vericinin komisyon üyeleri olduğunu ifade etti.
“Uygulamaların takipçisi olacağız”
Katılım protokolünün uygun bulunduğuna ilişkin yasa teklifi hakkında hükümet adına bilgi veren Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar, İsveç’in terörle mücadele konusunda attığı adımları olumlu bulduklarını, “hayal bile edilemeyecek” mevzuat değişikliklerini hayata geçirdiğine işaret etti.
Mevzuat değişikliklerinin uygulamaya geçmesinin takipçisi olacaklarını ifade eden Akçapar, şu görüşleri dile getirdi:
“Vilnius’da kabul edilen ortak açıklamayla Türkiye ve İsveç arasında ihdası öngörülen ikili güvenlik iş birliği mekanizması da terörizmle mücadele dâhil ilgili konuların ele alınacağı ilave bir mecra teşkil edecek. Son birkaç haftada ülkemizle bağlantılı kararlarda bir irtibat savcısı atanması, sözde Kürt Kızılayının İsveç’teki faaliyetlerini sonlandırma kararını açıklaması, doğru yönde olduğumuzu göstermektedir.
“İsveç’in NATO’ya katılımının Avrupa Atlantik Bölgesi’ni daha güvenli hâle getireceğini, ikili ilişkilerimizin müttefiklik bağı ve sorumlulukları temelinde daha da geliştirilmesine hizmet edeceğini, özellikle bizim için kritik önemde olan savunma sanayisi alanında iş birliğimizin gelişmesine katkı sağlayacağını, diğer bazı müttefiklerimizin uyguladıkları kısıtlamaları kaldırmak noktasında kullandıkları bir bahanenin de böylece ellerinden alınacağını değerlendiriyoruz.
“Bu hususlar ışığında İsveç’in katılım protokolünün onaylanması hususunu Dışişleri Komisyonunun yüksek takdirine saygıyla sunuyoruz.”
İYİ Parti: Teklif gündemden çekilsin, yeniden tartışılsın
Komisyonda söz alan İYİ Parti Ankara Milletvekili ve parti sözcüsü Kürşad Zorlu, 16 Kasım’dan bu yana İsveç’in, karar değişikliğini gerektirecek yeni bir adım atmadığını belirterek, teklifin gündemden geri çekilip, ayrıntılı olarak tartışılmasını istedi.
İktidarın seçim öncesinde bu konuyu siyaset malzemesi haline getirdiğini kaydeden Zorlu, muhalefetin milli güvenliği ilgilendiren konularda uzlaşması gerektiğini söyledi.
NATO’nun gelişmesine prensip olarak karşı olmadıklarını söyleyen Zorlu, “Güvenliğimizi önce kendi sınırlarımızda sağlamakla sorumluyuz” ifadelerini kullandı.
CHP: F-16’lar konusunda bir gelişme var mı?
CHP adına söz alan İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da 16 Kasım’dan bugüne neyin değiştiğini sordu, o günden bugüne yeni bir gelişme olmadığını ifade etti. Terör örgütü mensuplarının iadesi konusunda yeni bir gelişme olmadığını belirten Salıcı, şu görüşleri dile getirdi:
“Dolayısıyla bizim parti olarak şimdiye kadar NATO’nun genişlemesine dair kategorik olarak bir karşı çıkışımız hiç olmadı ama şunu da ortaya koymak lazım:
“İktidarın kullandığı ifadelerde, dilde bir çelişki var ise ve 16 Kasımdan bu yana kadar değişen bir şey yok ama bir tavır değişikliği var ise bunun arkasında yatan ana nedeni de sorgulamak ihtiyacı duyuyoruz. Daha somut sorayım: F-16’lar konusunda bir gelişme var mı?”
Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar ise bu soruya, “En son telefon görüşmesinde ABD Başkanı İsveç üyeliği gerçekleştikten sonra kongre üzerinde etkisini kullanarak girişimde bulunacaklarını sayın cumhurbaşkanına çok açık ifadelerle teyit etti” yanıtını verdi.
“İsveç ikinci planda, süreç ABD ve Türkiye arasında”
AKP’li Komisyon Üyesi Ali Şahin de F-16 konusunda ABD ile yürüyen sürece dikkat çekerek, “Artık İsveç’in ikinci planda olduğunu” vurguladı. Şahin, protokolün onay sürecinin bundan sonra büyük ölçüde ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilere göre ilerleyeceğine vurgu yaptı.
İsveç’in kısa sürede attığı bu adımları olumlu bulduklarını kaydeden Şahin, “Strateji son derece pozitif ilerliyor. Her platformda İsveç konusundaki Türkiye’nin yaklaşımlarının sorulması, Türkiye’nin önemli bir pozisyona oturması açısından önemliydi” görüşüne yer verdi. Şahin, PKK’nın bu süreçten rahatsızlık duyduğunu söyledi.
Komisyonda gerginlik: “Sakın Kandil’e gitme”
Komisyonda söz alan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Cupolu, Türkiye’nin İsveç’ten istediği Ragıp Zarakolu’nun, partisinin siyaset okulunun öğretmenlerinden biri olduğunu ifade etti.
Ülkeden çok sayıda Kürt’ün Avrupa’ya sığındığını belirten Cupolo, bu komisyondaki görüşmelerin tüm Kürtleri ilgilendirdiğini söyledi. F16’larla Roboski’nin bombalandığını anımsatan Cupolo’ya MHP, İYİ Parti ve AKP’li milletvekilleri tepki gösterdi.
MHP Milletvekili Kamil Aydın, Cupolo’ya “Son terörist öldürülünceye kadar sakın Kandil’e gitme” diye laf atınca komisyonda hava gerildi.
Komisyon başkanı Fuat Oktay, “PKK’nin sözcüsü olarak burada konuşuyorsanız sizi anlarız” deyince Cupolo, “Ben barışın sözcüsü olarak konuşuyorum” dedi. Tartışmanın ardından Cupolo komisyonu terk etti.
MHP “ülke menfaati” diyerek protokole destek verdi
İsveç’teki Kuran’ı Kerim yakma eylemlerine en sert tepkiyi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli göstermişti. O nedenle protokol konusunda MHP’nin izleyeceği tutum merak ediliyordu.
Komisyonda partisi adına söz alan komisyon üyesi Kamil Aydın partisinin “önce ülke ve millet, sonra parti” anlayışını benimsediğini belirterek, konunun iç siyaset malzemesi yapılmaması gerektiğini ve ülkenin “ali menfaatleri” çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğini savundu. MHP teklifin oylamasında “evet” oyu kullandı.
İsveç: Memnuniyetle karşılıyoruz
Teklifin TBMM Dışişleri Komisyonu’nda, kabulünün ardından İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström, karardan memnuniyet duyduklarını bildirdi.
Billström, X hesabından, “İsveç’in NATO’ya üyelik başvurusunun Türkiye’deki Dışişleri Komisyonunda onaylanmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bir sonraki adım Parlamentonun bu konuyu oylaması olacak. NATO üyesi olmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>2024’te bu savaşı etkileyecek beş faktörü inceledik.
Mali kaynaklar yani para
Şubat 2022’de başlayan işgalin ilk haftalarında Ukrayna’nın Rusya karşısındaki direnişi pek çok kişiyi şaşırttı. Bu da Kiev’in müttefiklerinin silah ve yardımlar konusunda kesenin ağzını açmasının nedenlerinden biri oldu.
Ancak hali hazırda iki yüklü yardım paketinin askıya alınmış olması sahadaki duruma yansıyacaktır.
ABD’de mevzuata göre Ukrayna’ya yapılacak yardımlar Kongre’den onay almak zorunda. Kongre’de şu anda Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında diğer harcamalar konusunda bir tartışma devam ediyor.
Ukrayna için ön görülen 61 milyar dolar değerindeki askeri paketin Ocak ayı başına kadar yeniden görüşülmesi beklenmiyor.
Avrupa Birliği’nin 50 milyar euroluk yardım paketi de Macaristan engeline takılmış durumda.
Viktor Orban yönetimi , AB’nin geri kalanının aksine fiilen Moskova’nın yanında konumlanıyor ve Ukrayna’ya yapılan yardımların tamamen durdurulmasını istiyor.
Silahlar
Dış yardımın gecikmesi, Kiev yönetiminin orduya gelişmiş silahlar sağlama kabiliyetini zayıflatıyor.
Bu durum Ukrayna’da endişe, Moskova’da ise tazelenen güven anlamına geliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, her yıl sonu yaptığı basın toplantısında, ülkesinin askeri anlamda gücüne güç kattığını savunurken, Kiev’e verilen “açık çekin” de tükenmeye başladığını öne sürdü.
Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy de benzer bir basın toplantısında durumun zorluğunu kabul etmekle birlikte “askeri yardım sorununun yakın zamanda çözüleceğini” savundu.
Zelenskiy ayrıca Ukrayna’nın insansız hava aracı üretim kapasitesini de artırabileceğini umduğunu ifade etti.
Avrupa Birliği Kasım ayında yaptığı değerlendirmede, Ukrayna’ya bir milyon 155 mm’lik mermi tedarik etme hedefine Mart 2024’e kadar ulaşamayacağını kabul etti.
Zelenskiy, Ukrayna’nın karşı saldırısının daha erken başlamamasının nedenlerinden birinin mühimmat eksikliği olduğunu savundu.
Ukrayna ordusu yetkilileri BBC’ye yakın zaman önce yaptıkları açıklamada, mühimmat tasarrufu yaptıklarını aktardı.
Ukrayna ordusu, cephane sıkıntısı nedeniyle, elinde tuttuğu bölgelerden çekilmek zorunda kalabilir.
Şu anda Rusya, Ukrayna topraklarının yaklaşık %17’sini kontrol ediyor.
Ukrayna, savaşın ülke ekonomisine 150 milyar dolara mal olduğunu tahmin ediyor.
Kiev yönetimi 2024 yılında orduya 43,2 milyar dolar harcamayı planlıyor.
Rusya’nın 2024 yılı askeri bütçesi ise 112 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.
İnsan gücü
2024’te yeterli sayıda askere sahip olmak her iki taraf için de güç olmaya devam edecek.
Şubat 2022’den önce Ukrayna’nın nüfusu 44 milyon civarındaydı.
Savaşın ilk aylarında altı milyon Ukraynalının ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyordu. Ancak şimdi birçoğunun geri döndüğüne inanılıyor.
Yüzbinlerce kişi Rus işgali ve devam eden saldırılar nedeniyle ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Binlerce sivil öldürüldü.
Ukrayna, sıkıyönetim kapsamında 18 ila 60 yaş arası erkeklerin ülkeyi terk etmesini yasakladı.
Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov da yakın zaman önce, yurt dışında yaşayan Ukraynalı erkeklere askerlik çağrısı yapılabileceğini söyledi.
Askerlik çağındaki yüz binlerce Ukraynalı erkeğin yurt dışında yaşadığına inanılıyor.
Estonya, halihazırda ülkede yaşayan Ukrayna vatandaşlarının askere alınması konusunda Kiev’e yardım edebileceğini duyurdu.
Rusya Ukrayna’ya kıyasla çok daha büyük bir orduya sahip ancak Moskova’nın savaşın iki yılındaki kayıpları çok büyük oldu.
Askeri uzmanlar Rus kayıplarını “kıyma makinesi” örneği ile anlatıyor.
Eğitimleri maliyetli olan ve yıllar süren hava indirme komandoları gibi elit birimlerin çoğu kaybedildi.
Genel seferberlik ilanının ardından bir milyona yakın Rus’un ülkeyi terk ettiği tahmin ediliyor. Rus yetkililer, ordunun ihtiyacını karşılamak için mahkumları ve göçmenleri askere alma yoluna gitti.
Her iki taraf da asker kayıplarını açıklamıyor. Ukrayna tarafındaki kayıpların ise “onbinler” olduğu tahmin ediliyor.
BBC Rusya Servisi, Aralık 2023’ün sonunda öldürüldükleri doğrulanan Rus askerlerinin sayısının 40 bin kişiye ulaştığını belgeledi.
ABD istihbaratı, öldürülen veya yaralanan Rusların toplam sayısının 315 bine ulaşabileceğini değerlendiriyor.
Ukrayna gündemi yorgunluğu
Kiev’i bugün en çok endişelendiren şey, “Ukrayna yorgunluğu” olarak adlandırılan durum.
Ülkenin mücadelesine, müttefik ülkelerin kamuoylarındaki ilgi ve empati azalmaya başladı.
Hollanda ve Slovakya’da yapılan son seçimlerin sonucu da bunu gösteriyor. Slovakya Ukrayna’ya büyük bir yardım paketini durdururken, Hollanda uzun süredir vaat ettiği F-16 jetlerini Ukrayna’ya göndermeyebilir.
ABD’de de Kasım 2024’te yapılacak seçimler, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü ile sonuçlanırsa bu, Ukrayna ve Rusya’ya yönelik ciddi bir politika değişikliği anlamına gelebilir.
Amerika’daki kamuoyu yoklamaları, Washington’un Ukrayna’ya gereğinden fazla yardım ettiğine inananların oranının yüzde 21’den yüzde 41’e çıktığını gösteriyor.
Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkeden sekizinde, Ukrayna’ya yardım yapılmasına karşı olanların sayısı, taraftar olanlardan daha fazla çıkıyor.
Hem Ukrayna hem de Rusya yeni yılda ‘Küresel Güney’den destek aramaya devam edecek.
Geleneksel olarak Orta Doğu, Latin Amerika ve Afrika’nın pek çok ülkesi ABD karşıtlığı nedeniyle Moskova’yla dostane ilişkiler içindeydi. Ukrayna işgalinin başlangıcından bu yana Rusya konumunu güçlendirmeye çalışırken, Ukrayna da nüfuz kazanmaya çalıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, son 12 ayda dört kez Afrika’ya gitti ve bu süreçte 14 ülkeyi ziyaret etti. Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmytro Kuleba aynı dönemde Afrika’ya yaptığı iki ziyarette dokuz ülkeyi ziyaret etti.
Ukrayna, hem Moskova’nın propagandasının hem de Wagner paralı asker grubunun Afrika’da oluşturduğu nüfus alanına karşı mücadele etmek zorunda.
Oyunun sonu?
“Peki bu savaş nasıl bitecek?”
Bu, pek çok politikacının ve uzmanın yanıtlamaya çalıştığı soru.
Ukrayna, ancak Rus işgalinin tamamen bitmesi ve uluslararası kabul gören sınırlara dönüş halinde çatışmaların biteceğini savunuyor.
Kiev, Rusya ile daha azı için yapılacak bir uzlaşmanın, dünyanın diğer yerlerindeki benzer çatışmalarda saldırgan gücü teşvik edeceği uyarısını yapıyor.
Rusya ise Batı ile daha geniş çağlı bir çatışmaya odaklandığını ve savaşın gerektiği kadar süreceğini söylüyor.
2024 Ukrayna için zorlu bir cephe savaşı, Rusya için daha fazla uluslararası izolasyon getirebilir.
Gazze savaşının yanında ve başka sıcak çatışmaların ortaya çıkma riskiyle birlikte, Ukrayna savaşı, dünya siyasi düzeni ve küresel ekonomi üzerindeki etkisinin boyutuna rağmen, diğer ülkeler için daha az odak noktası olacak.
]]>5 İSRAİLLİNİN CESEDİ BULUNDU
Gazze’de saldırılarını sürdüren İsrail, katliamın bedelini ağır ödüyor. İsrail ordusu, yoğun bombardıman altında tuttuğu Gazze Şeridi’nde 5 İsrailli esirin cesedine ulaşıldığını açıkladı. İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında konuya ilişkin bilgi verdi.
İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari,“CAN KAYBI VERMEDEN HAMAS’I YOK ETMEK MÜMKÜN DEĞİL”
Hagari, İsrail askerlerinin, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya bölgesinde bir tünel içerisinde 5 İsrailli esirin cesedine ulaştığını ve cesetleri buradan çıkardığını söyledi. Ordunun, Gazze’nin güneyindeki Han Yunus kentini kontrol altına almak için buradaki kara “operasyonlarını” genişletmeyi planladığını kaydeden Hagari, bunun vakit alacağını zira Gazze’deki kara harekatının karmaşık ve kompleks bir harekat olduğunu kaydetti. Hagari, “Can kaybı vermeden Hamas’ı yok etmek mümkün değil.” dedi.
“BİZİ BURADAN KURTARIN” DİYE NETANYAHU’YA SESLENMİŞLERDİ
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde dün, İsrail’in bombardımanı sonucu 5 esirden sorumlu olan grupla bağlantının kesildiğini, bu kişiler arasında 18 Aralık’ta İsrail hükümetine görüntülü mesaj göndererek “bizi buradan kurtarın” çağrısında bulunan 3 yaşlı esirin de bulunduğunu ifade etmişti. Ebu Ubeyde, bombardıman nedeniyle esirlerin öldüğünü tahmin ettiklerini dile getirmişti.

Hamas Telegram hesabından 18 Aralık’ta, 79, 80 ve 84 yaşlarındaki 3 İsrailli esirin, Netanyahu hükümetine hava saldırılarını durdurma çağrısı yaptıkları görüntülü mesajı paylaşmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun bombardıman başlattı. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

CAN KAYBI 20 BİNİ AŞTI
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bin 200’ü çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 bin 424 Filistinli öldürüldü, 54 bin 36 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 153’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 486 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani arada” 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 303 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 124 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 7 İsrail askeri öldü.


HAARETZ: GAZZE HALKININ YÜZDE 1’İ ÖLDÜRÜLDÜ
Haaretz’te yayımlanan “Gazze’deki toplu katliamı durdurun” başlıklı editöryal yazıda, Gazze’deki Sağlık Bakanlığına göre, bölge halkının yüzde 1’inin öldürüldüğü ve can kayıplarının üçte ikisinin kadın ve çocuklardan oluştuğu, bunun yanı sıra bombalanan binaların enkazında kalan ve kaybolan çok sayıda insanın da bulunduğu aktarıldı.
“SİVİLLERE GÖRÜLMEMİŞ ZARAR VERİLİYOR”
Bölgedeki can kayıplarının Gazze’deki Sağlık Bakanlığının verilerine dayanarak belirlendiği ve İsrail’in bu konuda karşı bir açıklamada bulunmadığı belirtilen yazıda, “Bu durum, ilgisiz (masum) sivillere görülmemiş zarar verildiğini gösteriyor.” ifadelerine yer verildi.

“HAMAS VE SİVİLLER ARASINDA KESKİN BİR AYRIM YAPILMALI”
Yazıda, ABD’nin New York Times gazetesinin araştırmasına atıf yapılarak, “ABD’nin Irak, Afganistan ve Suriye savaşından daha hızlı bir şekilde sivillerin öldürüldüğü” ve “hükümet ile ordunun güvenli alan olarak açıklamasına rağmen, İsrail’in Gazze’nin güneyini 1 ton ağırlığındaki bombalarla en az 200 kez vurduğu” kaydedildi. Hamas ve siviller arasında “keskin bir ayrım yapılması gerektiği” vurgulanan yazıda, İsrailli 129 esirin halen Gazze’de tutulduğu hatırlatıldı.
NETANYAHU’YA “ESİR TAKASI” ELEŞTİRİSİ
İsrail’in esirler konusuna öncelik vermesi istenen yazıda, İsrail hükümetinin “rehineler için anlaşma konusunda bedel ödemek için ateşkes yaptığı gün sayısını artırması ve Filistinli mahkumları serbest bırakması” gerektiğinin altı çizildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yaov Gallant’ın “askeri baskının Hamas’ı taleplerini yumuşatarak rehinelerin dönüşünü sağlayacağı” konusunda defalarca açıklama yaptığı, ancak “umdukları gibi olmadığı” ifade edildi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu“KİTLESEL SALDIRILAR, REHİNELER KONUSUNDA SONUÇ VERMEDİ”
Yazıda, “Devam eden kitlesel saldırı, rehineler konusunda sonuç vermedi, sadece serbest bırakılmaları için müzakerelerin durmasına yol açtı. Rehinelerin eve dönmesi savaşın en önemli hedeflerinden birisi. Hükümet, açıkça veya zımnen rehineleri terk etmeye zorlayamaz.” görüşlerine yer verildi.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı, İsrail’in “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlerine yönelik sürekli ihlallerine karşılık verme” gerekçesiyle kapsamlı saldırı düzenlerken İsrail ordusu da Gazze Şeridi’ne yoğun bombardıman başlattı. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

CAN KAYBI 20 BİNİ AŞTI
İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırılarında en az 8 bin 200’ü çocuk, 6 bin 200’ü kadın olmak üzere, 20 bin 424 Filistinli öldürüldü, 54 bin 36 kişi de yaralandı. Enkaz altında binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı tahrip ediliyor. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 153’ü karadan işgal sürecinde olmak üzere 486 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım’da 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani arada” 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti. İşgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te de İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 303 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda devam eden çatışmalarda 26 Lübnanlı sivil, 124 Hizbullah mensubu ile 5 İsrailli sivil ve 7 İsrail askeri öldü.

ŞEHİTLERİMİZİN KİMLİKLERİ BELLİ OLDU
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Piyade Uzman Çavuş Abdulkadir İyem, Piyade Uzman Çavuş Ahmet Arslan, Piyade Sözleşmeli Er Semih Yılmaz, Piyade Sözleşmeli Er Cebrail Dündar, Piyade Sözleşmeli Er Kemal Aslan, Piyade Sözleşmeli Er Enis Budak 23 Aralık 2023 tarihinde şehit olmuşlardır. Kahraman şehitlerimize şahsım ve Milli Savunma Bakanlığı mensupları adına Allah’tan rahmet; kederli ailelerine ve asil milletimize başsağlığı ve sabır dilerim.”
SEMİH YILMAZ: ÇORUM
Piyade Sözleşmeli Er Semih Yılmaz, Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde teröristlerin üs bölgesinde sızmaya çalışması sonucu çıkan çatışmada şehit oldu. 23 yaşındaki şehidin ailesi Çorum’da ikamet ederken şehidin acı haberi ise Ankara’nın Etimesgut ilçesi Elvan mahallesinde ikamet eden kardeşini ziyaret eden annesine verildi. Şehidin akrabalarının evine Türk bayrağı asılırken şehidin Kırıkkale ile Yahşihan ilçesi nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi.
Semih YılmazKEMAL ASLAN: ELAZIĞ
Kuzey Irak’taki Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Sözleşmeli Er Kemal Aslan (22) şehit düştü. Şehidin, Elazığ Güney Kent Mahallesi’nde ikamet eden ailesine acı haber sağlık ekipleri eşliğinde yetkililer tarafından verildi. Ailenin yaşadığı ev Türk bayrakları ile donatıldı. Ekiplerin yanı sıra Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları’da şehit evine giderek, ailenin yanında oldu.
Kemal AslanAHMET ARSLAN: YOZGAT
Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütü mensupları ile çıkan çatışmada şehit olan 6 askerden Piyade Uzman Çavuş Ahmet Arslan’ın (25), şehadet haberi Yozgat’ın Sorgun ilçesindeki baba ocağına ulaştı. Şehidin şehadet haberini, babası Sedat Arslan ve annesi Esengül Arslan’a Sorgun Kaymakamı İhsan Emre Aydın, Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci ve askeri yetkililer verdi. Şehidin baba ocağına Türk bayrakları asıldı. Şehit Piyade Uzman Çavuş Ahmet Arslan’ın evli ve bir çocuk babası olduğu öğrenildi.
Ahmet ArslanABDULKADİR İYEM: GAZİANTEP
Pençe Kilit-2 Harekat Bölgesi’nde üs bölgesine sızmaya çalışan bölücü terör örgütü mensupları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) arasında çatışma çıktı. Terör örgütü ile çıkan çatışmada şehit olan 6 askerden Şanlıurfalı Piyade Uzman Çavuş Abdulkadir İyem’in şahadet haberi Gaziantep’in Şehitkamil ilçesi Eyüpsultan Mahallesi’nde yaşayan ailesine verildi. Bekar olan ve 7 kardeşi bulunan şehit Piyade Uzman Çavuş Abdulkadir İyem’in şahadet haberini alan baba Mehmet, anne Ayişe İyem ile kardeşleri ve yakınları gözyaşı döktü.
Abdulkadir İyemENİS BUDAK: MANİSA
Ağrı nüfusuna kayıtlı olan şehit Enis Budak’ın Atatürk Mahallesi’nde ikamet eden Babası İkram Budak’a acı haberi, Yunusemre Kaymakamı Atilla Kantay ve beraberindeki protokol tarafından verildi. Haberi alan aile üyeleri büyük üzüntü yaşarken, sağlık görevlileri de ziyarette hazır bulundu. Şehit ailesinin evinin bulunduğu sokağa dev Türk bayrağı asıldı. Şehit haberini duyan aile yakınları da taziye için evin önüne akın etti. Şehit Enis Budak’ın bekar ve 6 kardeş olduğu, annesi İkram Budak’ın da 2 yıl önce hayatını kaybettiği öğrenildi.
Enis BudakCEBRAİL DÜNDAR
Piyade Sözleşmeli Er Cebrail Dündar da Pençe Kilit Harekatı Bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit düştü.

22 ARALIK’TA ŞEHİT DÜŞEN 6 ASKERİMİZ
Öte yandan 22 Aralık’ta da 6 askerimiz şehit düştü. Milli Savunma Bakan Yaşar Güler, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Piyade Teğmen Ramazan Günay, Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan, Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı, Piyade Sözleşmeli Er Yasin Karaca, Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu ve Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşın. Kahraman silah arkadaşlarımız 22 Aralık 2023 tarihinde şehit olmuşlardır. Kahraman şehitlerimize şahsım ve Milli Savunma Bakanlığı mensupları adına Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve asil milletimize başsağlığı ve sabırlar dilerim” ifadelerine yer verdi.
EMRE TAŞKIN: MALATYA
Saldırıda şehit düşen 3 askerden biri olan Piyade Sözleşmeli Er Emre Taşkın’ın (22) acı haberi Malatya’nın Battalgazi ilçesinde yaşayan aileye ulaştı. İlçe Kaymakamı Erkan Savar, Alacakapı Mahallesinde bulunan aileye acı haberi ulaştırırken şehidin anne ve babasının Umre için Mekke’de oldukları öğrenildi. Geçtiğimiz yıl göreve başladığı belirtilen şehidin bir kardeşinin de TSK’da görevli olduğu öğrenildi. Aslen Bingöl’ün Karlıova ilçesi nüfusuna kayıtlı olan şehidin cenazesi ise Malatya’nın Battalgazi ilçesinde defnedilecek.

MEHMET SERİNKAN: DENİZLİ
Irak’ın kuzeyinde bölücü terör örgütü tarafından yapılan saldırı sonucu Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan şehit düştü. Şehit Piyade Uzman Çavuş Serinkan’ın şehadet haberi askeri yetkililer tarafından Denizli’nin Tavas ilçesi Yorga Mahallesinde yaşayan ailesine ulaştırıldı. Şehidin evine Türk bayrağı asılırken, baba Ali ve anne Rabia Serinkan ile yakınlarını protokol üyeleri ve askeri yetkililer sakinleştirmeye çalıştı. Ayrıca şehit Serinkan’ın ağabeyi Hüseyin Serinkan’ın da 2016 yılında Suriye El-Bab bölgesinde meydana gelen bir çatışmada yaralanarak gazi olduğu öğrenildi.

İSMAİL YAZICI: ZONGULDAK
Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı’nın şehadet haberi Zonguldak’ın Kdz. Ereğli ilçesindeki baba ocağına ulaştı. Şehidin şehadet haberini annesi Miyase Yazıcı ve eşi Seda Yazıcı’ya Kdz. Ereğli Kaymakamı Mehmet Yapıcı, Garnizon Komutanı Tuğamiral Niyazi Uğur verdi. Şehidin evinin bulunduğu sokak ve evine Türk bayrakları asıldı. Şehidin 4 ay önce evlendiği ve eşinin hamile olduğu aynı zamanda 10 kardeşi olduğu öğrenildi. Şehidin cenaze töreninin ise nüfusa kayıtlı olduğu Gümüşhane’nin Şiran İlçesi’ne bağlı Telme Köyü’ne defnedileceği öğrenildi.

RAMAZAN GÜNAY: AFYONKARAHİSAR
Hain saldırıda şehit düşen, Afyonkarahisar-Sinanpaşa İlçesi Güney Beldesi Çalışlar Mahallesi nüfusuna kayıtlı olan ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı/Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığında görev yapan Piyade Teğmen Ramazan Günay’ın şehadet haberi, şehidin İzmir Buca ilçesi Hürriyet Mahallesi’nde yaşayan ailesine yetkililer tarafından ulaştırıldı. Şehit Ramazan Günay’ın şehadet haberinin annesi Firdes Günay ve babası Ahmet Günay’a verilme anında, adreste sağlık görevlileri de bulundu. Acı haberi alan aile bireyleri yasa bürünürken, şehidin cenaze programının henüz netleşmediği öğrenildi.

YASİN KARACA: TOKAT
Saldırıda şehit düşen Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Ormandibi köyü nüfusuna kayıtlı olan Sözleşmeli Piyade Er Yasin Karaca’nın şehadet haberi baba ocağına ulaştı. Şehidin şehadet haberini babası Ahmet Karaca ve annesi Zahide Karaca’ya Tokat Valisi Numan Hatipoğlu, Almus Kaymakamı Emre Çömen, Almus Belediye Başkanı Bekir Özer, Tokat İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Sabri Küyük verdi. Şehidin baba ocağına Türk bayrakları asıldı. Şehidin evli olmadığı ve 7 kardeşi olduğu öğrenildi. Şehidin cenaze töreninin yeri ve tarihi hakkında ailesinin karar vereceği öğrenildi.

ÇAĞATAY ERENOĞLU: SİNOP
Saldırıda şehit olan Piyade Sözleşmeli Er Çağatay Erenoğlu’nun şehadet haberi, Sinop’un Boyabat ilçesinde yaşayan ailesine ulaştı. Evli ve iki çocuk babası Erenoğlu’nun Yeşilyurt köyündeki babaevine gelen askeri ve mülki yetkililer, aileye şehadet haberini iletti. Şehadet haberinin duyulmasının ardından Erenoğlu ailesinin yakınları ve mahalle sakinleri, evin önünde toplanarak aileye taziyelerini sundu.

DOĞUM TAM 20 SAAT SÜRDÜ
ABD’nin Alabama eyaletinde yaşayan 32 yaşındaki Kelsey Hatcher, Alabama Üniversitesi Birmingham (UAB) Hastanesi’nde 20 saatlik bir doğumun ardından salı günü birinci, çarşamba günü de ikinci kızını doğurdu.

“MUCİZELERİMİZ DOĞDU”
Bebeklerin doğumu hakkında sosyal medya hesabından paylaşım yapan Hatcher, “Mucize bebeklerimiz doğdu! İstatistiksel olarak yeterince nadir görüldükleri için kendi doğum günlerinin de olması gerektiğine karar verdiler. Roxi Layla 19 Aralık Salı gecesi saat 7:49’da doğdu ve ona kız kardeşi Rebel Laken 20 Aralık Çarşamba sabahı saat 6:09’da katıldı” ifadelerini kullandı.



Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>Azerbaycan 27 yıl sonra işgalden kurtulan Ağdam’a girmiş ancak şehirdeki acı tablo, gün ışığıyla birlikte ortaya çıkmıştı. Neredeyse tek bir sağlam bina kalmayan şehrin harabe görüntüsü yürek burktu.
Rusya heyeti Azerbaycan ve Ermenistan’da önemli görüşmeler gerçekleştirirken Paşinyan’a tüm umutlarını başladığı Rusya’dan yine kötü haber geldi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti.
Rossiya 1’e konuşan Putin, Dağlık Karabağ’ın aidiyeti ile ilgili değerlendirmesinde bölgenin Azerbaycan topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi.
Putin, “Ermenistan, Dağlık Karabağ’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımadı. Bu, uluslararası hukuk açısından hem Dağlık Karabağ’ın hem de ona komşu tüm bölgelerin Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğu anlamına geliyordu” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan 10 Kasım itibariyle Dağlık Karabağ’da 27 Eylül’den beri devam eden çatışmaların durması için bir anlaşma imzalamıştı.
İmzalanan ortak bildiriye göre Azerbaycan ve Ermenistan güçleri anlaşmanın imzalandığı anda bulundukları noktalarda kaldı. Böylece çatışmalar esnasında ele geçirdiği yerleşim yerleri Azerbaycan’ın denetimine geçmiş oldu.
Bu bir alıntı metin örneğidir.
Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaları sonlandıran anlaşmanın ardından bölgedeki durum ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Rus hükümet üyelerinden oluşan heyet Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dur.
Başbakan Yardımcıları Aleksandr Novak ve Aleksey Overçuk oluşan heyet Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildirinin bölgede sağlam ve uzun süreli barışın sağlanması açısından önemli adım olduğunu açıklamıştı.
Aliyev’in bölgedeki uzlaşma konusunu her zaman vurgulamasına özel önem verdiklerini bildiren Lavrov, bölgede yapılacak tüm çalışmaların yabancı çıkarlar için değil bölge insanlarına yönelik olduğundan emin olduğunu ifade etti.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.

Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
Öte yandan Dağlık Karabağ’da çatışmaları sona erdiren anlaşma gereği Azerbaycan’a ait topraklarda bulunan Ermeni siviller ve askerler, bölgeden ayrılmaya devam ediyor.
Yenilginin ardından başkent Erivan’da istifa etmesi için günlerce protestolar yapılan Başbakan Paşinyan ise uzun süre sonra cepheye savaşmaya giden eşiyle birlikte bir cenaze töreninde görüntülendi.
]]>








