
KEPEZ’İN ARDINDAN SIRA BÜYÜKŞEHİRDE
Turizm cenneti ilçelerden biri olan Kepez’de üç dönem belediye başkanlığı yapan Hakan Tütüncü’nün çalışmaları her kesimden beğeni ve takdir topladı. Başarılı geçen Kepez Belediye Başkanlığı’nın ardından Tütüncü, bu defa Antalya Büyükşehir Belediyesi için aday gösterildi.
Seçim çalışmalarını tüm hızıyla sürdüren başkan adayının lansman toplantısına, Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Milletvekili ve Eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Antalya Ak Parti İl Başkanı Ali Çetin, Antalya Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Menderes Türel, Tütüncü’nün eşi Ayşe Tütüncü ve kızı Zeynep, ilçe belediye başkan adayları ve çok sayıda partili katılım sağladı.

PROJELERİNİ 11 BAŞLIK ALTINDA AÇIKLADI
Başkan Tütüncü, Antalya’nın ulaşım sorununu çözmeyi hedeflediğini belirtti. Yeni dönemde 5 yılın sonunda ulaşım sorunlarını ortadan kaldırdığı bir Antalya olacağını ifade etti. Tütüncü, ulaşım, ekonomik kalkınma, temel belediyecilik, çevreci belediyecilik, sosyal belediyecilik, kültür, sanat, bilim-teknoloji-eğitim, sağlık-spor, imar-şehircilik, turizm, alt yapı olmak üzere 11 konu başlığı altındaki projelerini anlattı. Antalya’nın merkezine 15 yeni güzergah açmayı planladıklarını ifade etti.
“ULAŞIM SORUNUNU ORTADAN KALDIRACAĞIZ”
AK Parti Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Hakan Tütüncü, “Antalya’nın öncelikli problemi olan ulaşım sorununu kökünden halletmeliyiz. Yeni dönemde 5’nci yılın sonuna vardığımızda ulaşım sorunlarını ortadan kaldırdığımız bir Antalya olacak” dedi.
Antalya’ya açmayı planladıkları ve trafiği rahatlatacağını düşündükleri 15 güzergahı anlatan Hakan Tütüncü, “Yeni dönemde ilk başlığımız hayatımıza olumsuzluklarla tesir eden ulaşım olacak. Ulaşımla ilgili çözüm önerilerimizi aktaracağız. Belediyelerin 1’nci görevi ulaşımı düzenlemektir. Bütçelerinin önemli bir kısmını buna ayırırlar. Ulaşım sorunlarını ortadan kaldırdığımız bir Antalya olacak. Ulaşım ana planı hazırlayacağız, yeni yollar açacağız, katlı kavşaklar ve kavşak düzenlemeler yapacağız, raylı ulaşım ağımızı geliştireceğiz. Antalya’nın merkezine 15 yeni güzergah açacağız. Antalya’nın öncelikli problemi olan ulaşım sorununu kökünden halletmeliyiz. Yeni dönemde 5’nci yılın sonuna vardığımızda ulaşım sorunlarını ortadan kaldırdığımız bir Antalya olacak” diye konuştu.

“EVLENECEK ÇİFTLEREAYLIK 5 BİN TL KİRA DESTEĞİ”
Antalya’daki festivallerinin önemine dikkati çeken Hakan Tütüncü, “Antalya’da yeni evlenecek olan çiftlere 1 yıl boyunca aylık 5 bin lira kira desteği vereceğiz. Üniversiteye kayıt yaptırana ilk 1 yıl ulaşım bedava olacak. Emeklilerimize de 10.00 ila 16.00 arasında ulaşım bedava olacak. Ulaşım ücretlerini biz karşılayacağız. Sinek, her yaz ayların canımızı yakan basit bir bir polemik konusu olmaktan çıkacak. Antalya bunları hak etmiyor. Antalya’nın altın çağında sinek de olmayacak, haşere de olmayacak” diye konuştu.
BAKANDAN TÜTÜNCÜ’YE ATOM KARINCA BENZETMESİ
Toplantının ardından Tütüncü ile birlikte açıklama yapan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Bugün 31 Mart’taki yerel seçimlere hangi projelerle hazırlandığımızın, seçimlerden sonra kenti neler beklediğinin ön habercisiydi. Hakan Tütüncü, projelerini hemşerilerimizle paylaştı. Geçmişe bakıldığında, Antalya’nın şu anına bakıldığında birçok sorunu var ama çözülemeyecek hiçbir sorunu yok. Önemli olan doğru, gerçekçi projelerle adım adım gerekli yol haritasının belirlenmesi ve sonuca varılması gerekiyor. Hakan Tütüncü’nün Kepez’de gerçekleştirdiklerini gezdim ve gördüm. Kepez’de yapılanlar Antalya’da gerçekleştirilenlerin çok üstünde. Önemli olan burada işbirliğiyle, belediye olarak, hükümet, bakanlık olarak, omuz omuza vererek hedefe ilerlemektir. Ben kendisine atom karınca diyorum. Gecesini gündüzüne katarak, Antalya’yı kucaklayarak hedeflediğimiz altın çağına Antalya’yı ulaştıracak” dedi.

Başkan adayı Hakan Tütüncü’nün sıraladığı vaatlerin bir kısmı ise şöyle;
ANTALYA MERKEZ İÇİN
İLÇELER İÇİN
ANTALYA’YA YENİ YOLLAR AÇILACAK
OTOBÜS SEFER SAYILARI VE RAYLI SİSTEM AĞI
TURİZM ALANINDAKİ VAATLER
ALTYAPI SORUNUNA ÇÖZÜM
Fransa’nın başkenti Paris’ten kalkan uçakla İstanbul Havalimanı’na gelen ay-yıldızlı kafile, federasyon yetkilileri ve aileleri tarafından çiçeklerle karşılandı.
Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu Başkanı Birol Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, milli sporcuların bir tarih daha yazdığını belirterek “Dünya rekoru kırarak altın madalya aldılar. İlk kez milli takımımıza katılan Aysel sporcumuz, 400 metrede rekor kırarak altın madalyanın sahibi oldu. Bütün dünya ayakta alkışladı. 18 madalyayla Türkiye’ye döndük. Tarihi bir başarı kazandık.” ifadelerini kullandı.
Elde edilen başarıdan dolayı çok mutlu olduğunu aktaran Birol Aydın, “Yıllar önce evlere kapatılan, bir şey yapamaz denen çocukların antrenörler, aile ve devletin kucaklaşmasıyla neler başarabildiğini, Aysel, Fatma Damla, Esra gibi sporcular Fransa’dan göstermiş oldu. Şırnak’taki anneye de Elazığ’daki babaya da Ankara’daki anneye de şunu söylüyoruz; ‘biz sporla engelleri aşıyoruz.” diye konuştu.
Devletin sporculara bütün imkanları sağlamasıyla bu başarının geldiğini vurgulayan Birol Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:
“En büyük destekçimiz olarak bütün madalyaları, bütün sporcularım adına Sayın Cumhurbaşkanıma hediye ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanı bütün kafiledeki sporcuları tek tek tanıyor. Aysel’in dünya rekoru kırarak aldığı madalya, ülkemizde engelli sporlarına ne kadar önem verildiğini gösteriyor. Biz çok güçlü bir ekibiz. Engelleri sporla aşıyoruz. Bizde ümitsizlik asla yok. Buradan Şırnak’taki anneye sesleniyorum; ‘sen de çocuğunu spora gönder.’ Onlar da bir gün rekorlar kıracak. Bu başarıya inanmıştık ama rekorlarla altın madalyanın geleceğini biz de bilmiyorduk. Gençlik ve Spor Bakanımıza teşekkür ederiz. Altın madalyamızı Sayın Cumhurbaşkanımıza götüreceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın desteklerine bütün aileler ve camiam adına teşekkür ediyorum.”
Hedefleri hakkında da konuşan Birol Aydın, “Bundan sonra 2024 Paris Paralimpik Oyunları’nda masa tenisi ve atletizmde Cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kardeşlerim o madalyayı kazanacak. O madalyayı Türk milletine armağan edeceğiz. Bütün ekibime teşekkür ediyorum. Bundan sonra özel sporcular, Türk milletinin gururu olmaya devam edecek.” diyerek sözlerini tamamladı.
Dünya rekoru kırarak 400 metrede birinci olan Aysel Önder de “Çok mutluyum. Avrupa’da, dünyada nerede olursa olsun ülkemizi temsil etmeye devam edeceğim. Söz konusu bizim ülkemiz. Antrenörüm Damla hocaya bana verdiği emekler için teşekkür ederim. Cumhurbaşkanımıza, başkanlarıma, emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.” şeklinde konuştu.
Üç madalya kazanan milli sporcu Fatma Damla Altın ise “Takım halinde dünya şampiyonu olduk. Ülkemize bunun mutluluğuyla döndüm. Başkanımıza ve antrenörüme çok teşekkür ederim.” yorumunu yaptı.
Gülle atmada bronz madalya kazanan Muhammet Atıcı, “Başkanıma çok teşekkür ederim. Dünya üçüncüsü oldum. 2024 olimpiyatlarında da madalya alacağıma inanıyorum.” diye konuştu.
Şampiyonada 4 madalya kazanma başarısı gösteren Mustafa Yıldırım ise “Başkanıma ve hocalarıma teşekkür ediyorum. Çok emekleri var bende. Azimle çalıştık ve sırıkla atlamada dünya birincisi olduk. Bunu Türkiye’de ilk kez yapan ben oldum. Olimpiyatları da inşallah garantileyeceğim. Cumhurbaşkanımıza ve federasyon başkanı Birol Aydın’a destekleri için teşekkür ederim.” değerlendirmesinde bulundu.
İki dünya rekoru ve 18 madalya
Milli takım, iki dünya rekoru kırdığı şampiyonada 4 altın, 9 gümüş ve 5 bronz olmak üzere 18 madalya kazandı.
Aysel Önder, Esra Bayrak, Fatma Damla Altın ve Reyhan Taşdelen’den oluşan kadınlar 4×200 metre bayrak takımı, dünya rekoru kırarak altın madalyaya ulaştı.
Kadınlar 4×400 metre bayrak yarışında da Fatma Damla Altın, Aysel Önder, Reyhan Taşdelen ve Eda Yıldırım’ın yer aldığı milli takım, gümüş madalya elde etti.
Aysel Önder, 400 metrede dünya rekoru kırarak altın ve 200 metrede gümüş, Reyhan Taşdelen de 800 metre ve 60 metre engellide gümüş, 200 metrede ise bronz madalya aldı.
Fatma Damla Altın, pentatlonda altın, uzun atlamada gümüş ve yüksek atlamada bronz, Esra Bayrak ise 60 metre ve üç adım atlamada gümüş, uzun atlamada bronz madalyanın sahibi oldu.
Mustafa Yıldırım, sırıkla atlamada altın, 60 metre engelli ve 5 bin metre yürüyüşte gümüş, pentatlonda bronz, Muhammet Atıcı ise gülle atmada bronz madalyayı boynuna taktı.
]]>Diyarbakır’da çocukların işledikleri altın, birçok ülkeye ihraç ediliyor
Diyarbakır’dan Avrupa, Asya ve Ortadoğu’ya uzanan ticaret yolu
DİYARBAKIR – Diyarbakır’da faaliyet gösteren bir kuyumcunun atölyesinde eğitim gören 14-21 yaş arasındaki çocuklar, yaptıkları altın ürünleri Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerine ihraç ediliyor. Çocuklar, bir yandan ustalığı öğrenirken diğer yandan ise ailelerine maddi olarak da katkıda bulunuyor.
Merkez Kayapınar ilçesinde kuyum sektöründe faaliyet gösteren HMT Kuyumculuk, okulu bırakan çocuklar için açtığı altın üretim atölyesinde usta yetiştiriyor. Yaşları 14-21 aralığında olan çocuklar, ürettikleri altınlar ile hem sanat öğreniyor hem ailelerine maddi yönden katkı sağlıyor.
HMT Kuyumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Kaya, 2017 yılından bu yana okulu terk eden çocukları yanında yetiştirip usta öğretici olarak piyasaya sürdüğünü söyledi.
Çocukların atölyede ustalığı öğrenirken diğer yandan da meslek lisesinde eğitim gördüğünü ifade eden Kaya, “2017 yılından bu yana Mesleki Eğitim Programı çerçevesinde çocuk usta yetiştiriyorum. Eğitim alan çocukların çoğu zaten meslek lisesinde kuyumculuk bölümü öğrencileridir. Eğitim gören elemanlarımdan en küçüğü 14 en büyüğü 21 yaşında. Bu çocuklar, Diyarbakır’da kaybolmuş zanaatı yeşertmeye çalışıyor. İnşallah çocuklarımızın her biri ileride ayrı usta olacak, onlar da farklı öğrenci yetiştirecektir” dedi.
“Amacımız; eğitim hayatında pek başarılı olamayan çocukları meslek lisesine yazdırıp, mesleki eğitim programından kendi bünyemize çekip en azından zanaatkar yetiştirmektir” diye konuşmasına devam eden Kaya, “Bu yüzden çocuklarımızı topluma kazandırmaya çalışıyoruz. Çocuklarımızın bir çoğu mevcut sistem içerisinde altını işlemeyi öğrenmiş oluyor. Bu öğrenciler meslek lisesinden mezun olduktan sonra üniversitelerde takı tasarım bölümlerinde eğitim görebilir, sertifikaları olduğu takdirde meslek liselerinde usta öğretici olarak eğitim de verebilirler” ifadelerinde bulundu.
“Öğrenci bulmakta zorlanıyoruz”
Günde 7 öğrencinin 1,5 kilogram altın işlediğini dile getiren Kaya, “Kapasitemiz yüksek olmasına rağmen öğrenci bulmakta zorlanıyoruz. Meslek liseleriyle bu konu hakkında irtibattayız. Önümüzdeki sene daha fazla öğrenci edeceğiz ki sektör hiçbir zaman geri kalmasın. Tarihin en iyi altın işçiliğinin olduğu Diyarbakır’da o ruhu sürdürmeye çalışıyoruz. Üretim yerimizde çalışan çocukların birçoğu yakın çevremizde çalışan kişilerin çocuğu ve yakınıdır. Ekibimiz, günlük 1,5 kilograma yakın altın üretimi yapabiliyor. Bu altınlar da Halep kordonu, paralı bileklikler, paralı kolyeler gibi birçok ürüne çevriliyor” ifadelerine yer verdi.
Son olarak öğrencilerin ürettikleri altınları dünyanın birçok ülkesine ihraç ettiklerini söyleyen Kaya, şunları kaydetti:
“Çocuk ustalarımızın ürettikleri takıları dünyanın dört bir yanına ihraç ediyoruz. Bunlardan bazıları Dubai, Hindistan, Irak gibi birçok Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerindeki pazara gönderiliyor. Hedefimiz kapasiteyi üç katına çıkarıp daha fazla emektar ve sanatkar çocuk yetiştirmektir.”
5 yıl önce çırak olarak başladığı atölyede şu an ustabaşılık yapan 21 yaşındaki Ömer Kaya, lisede 2. sınıf öğrencisiyken okulu bırakıp kuyum sektörüne başladığını belirtti.
Kaya, “5 yıl önce kuyumcu sektöründe eğitim görmeye başladım. İlk yıl devamlı ustamı izleyerek bu işi tanımaya çalıştım. Ustalarımız bize verdiği bu fırsatı değerlendirip, şu an ustabaşı olarak faaliyet gösteriyorum. Benimle beraber 7 kişi atölyede çalışıyor. Ustabaşı olarak arkadaşlara şu an işi ben öğretiyorum. Onlar da gösterdiğim şekilde altınları işleyerek hazır satılır hale getiriyor. Ben de showroomumuzda sergilenmek üzere arkadaşlara teslim ediyorum. Lise 2’nin ortasında okulu bırakıp tercihimi kuyumcu sektöründen yana kullandım. 5 yıldır sektörün içindeyim ve devam ediyorum” diye konuştu.
Atölyede en küçük yaştaki öğrenci Harun Ölmezoğul ise, 8’inci sınıfı bitirdikten sonra eğitim hayatını bırakıp kuyumcu sektöründe başladığını ifade etti.
Hedefinin iyi bir altın ustası olduğunu söyleyen Ölmezoğul, “8’inci sınıfı bitirdikten sonra okulu bıraktım. Şu an mesleki okula gidiyorum. 10 aydır burada hem altın işlemeyi öğreniyorum hem çalışıyorum. Bundan sonraki hedefim iyi bir altın ustası olmaktır. Burada ilkin Halep zincirini örmeye başladım. Daha sonra diğer takıları yapmaya başladım. Ustam sağ olsun bana çok yardımcı oluyor” dedi.
]]>Merkez Kayapınar ilçesinde kuyum sektöründe faaliyet gösteren HMT Kuyumculuk, okulu bırakan çocuklar için açtığı altın üretim atölyesinde usta yetiştiriyor. Yaşları 14-21 aralığında olan çocuklar, ürettikleri altınlar ile hem sanat öğreniyor hem ailelerine maddi yönden katkı sağlıyor.
HMT Kuyumculuk Yönetim Kurulu Başkanı Kamuran Kaya, 2017 yılından bu yana okulu terk eden çocukları yanında yetiştirip usta öğretici olarak piyasaya sürdüğünü söyledi.
Çocukların atölyede ustalığı öğrenirken diğer yandan da meslek lisesinde eğitim gördüğünü ifade eden Kaya, “2017 yılından bu yana Mesleki Eğitim Programı çerçevesinde çocuk usta yetiştiriyorum. Eğitim alan çocukların çoğu zaten meslek lisesinde kuyumculuk bölümü öğrencileridir. Eğitim gören elemanlarımdan en küçüğü 14 en büyüğü 21 yaşında. Bu çocuklar, Diyarbakır’da kaybolmuş zanaatı yeşertmeye çalışıyor. İnşallah çocuklarımızın her biri ileride ayrı usta olacak, onlar da farklı öğrenci yetiştirecektir” dedi.
“Amacımız; eğitim hayatında pek başarılı olamayan çocukları meslek lisesine yazdırıp, mesleki eğitim programından kendi bünyemize çekip en azından zanaatkar yetiştirmektir” diye konuşmasına devam eden Kaya, “Bu yüzden çocuklarımızı topluma kazandırmaya çalışıyoruz. Çocuklarımızın bir çoğu mevcut sistem içerisinde altını işlemeyi öğrenmiş oluyor. Bu öğrenciler meslek lisesinden mezun olduktan sonra üniversitelerde takı tasarım bölümlerinde eğitim görebilir, sertifikaları olduğu takdirde meslek liselerinde usta öğretici olarak eğitim de verebilirler” ifadelerinde bulundu.
“Öğrenci bulmakta zorlanıyoruz”
Günde 7 öğrencinin 1,5 kilogram altın işlediğini dile getiren Kaya, “Kapasitemiz yüksek olmasına rağmen öğrenci bulmakta zorlanıyoruz. Meslek liseleriyle bu konu hakkında irtibattayız. Önümüzdeki sene daha fazla öğrenci edeceğiz ki sektör hiçbir zaman geri kalmasın. Tarihin en iyi altın işçiliğinin olduğu Diyarbakır’da o ruhu sürdürmeye çalışıyoruz. Üretim yerimizde çalışan çocukların birçoğu yakın çevremizde çalışan kişilerin çocuğu ve yakınıdır. Ekibimiz, günlük 1,5 kilograma yakın altın üretimi yapabiliyor. Bu altınlar da Halep kordonu, paralı bileklikler, paralı kolyeler gibi birçok ürüne çevriliyor” ifadelerine yer verdi.
Son olarak öğrencilerin ürettikleri altınları dünyanın birçok ülkesine ihraç ettiklerini söyleyen Kaya, şunları kaydetti:
“Çocuk ustalarımızın ürettikleri takıları dünyanın dört bir yanına ihraç ediyoruz. Bunlardan bazıları Dubai, Hindistan, Irak gibi birçok Avrupa, Asya ve Ortadoğu ülkelerindeki pazara gönderiliyor. Hedefimiz kapasiteyi üç katına çıkarıp daha fazla emektar ve sanatkar çocuk yetiştirmektir.”
5 yıl önce çırak olarak başladığı atölyede şu an ustabaşılık yapan 21 yaşındaki Ömer Kaya, lisede 2. sınıf öğrencisiyken okulu bırakıp kuyum sektörüne başladığını belirtti.
Kaya, “5 yıl önce kuyum sektöründe eğitim görmeye başladım. İlk yıl devamlı ustamı izleyerek bu işi tanımaya çalıştım. Ustalarımız bize verdiği bu fırsatı değerlendirip, şu an ustabaşı olarak faaliyet gösteriyorum. Benimle beraber 7 kişi atölyede çalışıyor. Ustabaşı olarak arkadaşlara şu an işi ben öğretiyorum. Onlar da gösterdiğim şekilde altınları işleyerek hazır satılır hale getiriyor. Ben de showroomumuzda sergilenmek üzere arkadaşlara teslim ediyorum. Lise 2’nin ortasında okulu bırakıp tercihimi kuyumcu sektöründen yana kullandım. 5 yıldır sektörün içindeyim ve devam ediyorum” diye konuştu.
Atölyede en küçük yaştaki öğrenci Harun Ölmezoğul (14) ise, 8’inci sınıfı bitirdikten sonra eğitim hayatını bırakıp kuyumcu sektöründe başladığını ifade etti.
Hedefinin iyi bir altın ustası olduğunu söyleyen Ölmezoğul, “8’inci sınıfı bitirdikten sonra okulu bıraktım. Şu an mesleki okula gidiyorum. 10 aydır burada hem altın işlemeyi öğreniyorum hem çalışıyorum. Bundan sonraki hedefim iyi bir altın ustası olmaktır. Burada ilkin Halep zincirini örmeye başladım. Daha sonra diğer takıları yapmaya başladım. Ustam sağ olsun bana çok yardımcı oluyor” dedi. – DİYARBAKIR
]]>Erzincan’ın’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik’in işlettiği altın madeninde meydana gelen heyelanda sonrası toprak altında kalan 9 işçinin ailelerinin bekleyişi sürüyor. Uğur Yıldız’ın annesi Sevda Yıldız, “Benim çocuğumu biran önce bana versinler. Ben anneyim ve hissediyorum. Benim çocuğum yaşıyor. Ama bu gidişle ve çalışmaya göre benim oğlum açlıktan ölecek. Yeter artık toplantı üstüne toplantı. İlk 2 gün çalışma oldu, bir arpa boyu yol alınamadı” dedi. Baba Ali Ekber Yıldız ise “Bu kadar sahipsizlik olmaz. Bir bakanın, başbakanın çocuğu orada yatsaydı, o çocukları canlı canlı çıkarırlardı. Bir an önce evladımızı bize teslim etsinler. Başka bir şey istemiyoruz” diye isyan etti.
Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 2010 yılı Aralık ayından beri altın üretimi yaptığı Çöpler Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen toprak, 13 Şubat saat 14.28’de kaydı. Yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan bir su gibi vadiye doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan toprağın altında kaldı. Toprak altında kalan işçileri kurtarmak için Erzincan başta olmak üzere, Erzurum, Sivas, Rize, Malatya, Giresin, Diyarbakır, Tokat ve Tunceli’nden gelen AFAD ekipleri de görev aldı. Birçok gönüllü yardım kuruluşu da kurtarma çalışmalarına katılıyor. Bölgede 3 gün önce yaşanan toprak hareketliliği nedeniyle çalışmalar durduruldu. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın bölgede oluşturulan kriz merkezinde koordinasyonu ise devam ediyor.
Olayın üzerinden 9 gün geçti. Aileleri ve yakınlarının göçük altında kalan işçilerin çıkarılması için bekleyişi sürüyor. Uğur Yıldız’ın ailesi, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
“YER ÜSTÜNDE YAŞAYAN VARLIĞI YERALTINA GÖMMÜŞ”
Uğur Yıldız’ın amcasının oğlu Selahattin Yıldız, “İki gündür yayın yok. Hanginiz duydu? Yayına geldi mi kısıyorsunuz. Biz burada bu canı alacağız. Vermek zorunda bu devlet. Yer üstünde yaşayan varlığı, yer altına gömmüş. Bunu vermek zorunda, çıkarmak zorunda. Ben bunun taşını okşamadan, mezarını ziyaret etmeden rahat etmem. Benim inancım, kültürüm bu. Bu kirli toprakları atsınlar. Benim her karışında dedemin burada şehit kanı var. Bu toprakları pisletmeyecekler. Bu toprakları neden kirlettiniz? Benim çocuğumu orada eritiyorsunuz. Onların gözü vadide, insanda değil” diye isyan etti.
“ÇOCUĞUMU ALMADAN BURAYI ASLA TERK ETMEYECEĞİM”
Olayın ardından bölgeye gelen işçilerin ailelerinin ise çocuklarının kurtarılma umudu ile bekleyişleri sürüyor. 1,5 yıl önce Gamze Yıldız ile dünya evine giren ve olay günü toprak altında kalan Uğur Yıldız’ın (33) annesi Sevda Yıldız (52) gözyaşı dökerek, “Söylenecek çok şey var. Benim çocuğumu bir an önce bana versinler. Kimse inanmasa da bir anneyim. Hissediyorum, benim yavrum yaşıyor. Ama bu çalışmaya göre benim çocuğum açlıktan ölecek. Bir an önce bu işi çözsünler. Benim yavrumu versinler. Ben alayım evime götüreyim. Yeter artık, toplantı üstüne toplandı kriz masası şudur. İlk iki gün çalışma oldu, bir arpa boyu yol alınamadı. Benim çocuğumun arkadaşları bana ‘İlk gün AFAD bizi içeri koymadı. AFAD bizi içeri soksaydı, biz 24 saat içinde biz arkadaşımızı kurtarırdık. Burayı bizim kadar kimse bilemez. Biz yıllardır burada çalışıyoruz’ dedi. Bir an önce çocuğumu bize versinler. Onların söylemesine bakarsanız ayları da bulur. O kadar dayanacak gücüm de sabrım da yok. Ben çocuğumu almadan burayı asla terk etmeyeceğim. Çocuğumu almadan gitmeyeceğim. Onların amacı bizi uzaklaştırmak. Ne şekilde üstünü kapatacaklar bilmiyorum. Bir adım gitmeyeceğim. Gerekirse oğlum için canımı feda edeceğim. Ne gerekirse onu yapacağım. Bir evin bir oğluydu, benim yavrumun kimseye zararı yoktu. Benim yavrum iyi niyetliydi” dedi.
“BİR BAKANIN, BAŞBAKANIN ÇOCUĞU ORADA YATSAYDI, O ÇOCUKLARI CANLI CANLI ÇIKARIRLARDI”
Oğlunun ve diğer işçilerin arama kurtarma çalışmalarını takip eden baba Ali Ekber Yıldız (58) ise sadece toplantı yapıldığını belirterek, “Bu kadar sahipsizlik olmaz. Bir bakanın, başbakanın çocuğu orada yatsaydı, o çocukları canlı canlı çıkarırlardı. Artık her şeyi kabullendik. Bir an önce evladımızı bize teslim etsinler. Başka bir şey istemiyoruz. Hayallerimizi aldılar. Kolumuzu, kanadımızı kırdılar. Çocuğumu aldılar benden. Şimdi toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. Bilen insanları getirin. Toplantı, toplantı başka bilgi, çalışma yok. Kayma varmış. Kayma benim canımı aldı. Kayma varsa kaydırın gitsin. Orada bir canlı kalmadı ki. Biz her şeyi kabullendik. Lütfen bir an önce evladımı versinler. Olan garibanlara oluyor. Yazıklar olsun” diye konuştu.
]]>
TBMM Genel Kurulunda, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, eski milletvekili Şevki Yılmaz’ın Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik sözlerine dair, “Eski bir milletvekilinin, Cumhuriyet’imizin kurucu iradesini de kastederek ‘Selanik dönmeleri’ gibi bir ifade kullanması son derece yakışıksız bir ifadedir; bunu özellikle kınadığımızı ifade etmek istiyorum.” diye konuştu.
Avukat Feyza Altun’un şeriat ile ilgili açıklamalarına da işaret eden Şahin, “‘Şeriat’ dediğimiz kavram dindir, İslam’ın kendisidir, böylesine önemli bir değerimizi lütfen kimse farklı mecralara çekip, farklı tartışmalar yaratıp toplumsal barışımızı bozmasın.” yorumunu yaptı.
“Atatürk’ün ve Türklüğün aziz hatırasına asla zarar veremeyecek”
İYİ Parti Grup Başkanvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu, Ege Üniversitesi’nde 9 yıl önce öldürülen üniversite öğrencisi Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun şehadetinin yıl dönümü olduğunu belirterek, kendisine Allah’tan rahmet diledi.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki toprak kaymasının üzerinden bir hafta geçmesine rağmen göçük altındaki işçilere ulaşılamadığını söyleyen Dervişoğlu, “Hükümeti buradan uyarıyorum: Daha fazla ölüm yaşanmadan, benzer facialar tekrarlanmadan siyanürlü altın madenlerini denetleyin ve ivedilikle gerekli tedbirleri alın.” dedi.
Şevki Yılmaz’ın açıklamalarına da değinen Dervişoğlu, “Bilinmelidir ki Türklüğe dair her değere savaş açmış olanların içinde bulunduğu acziyet Atatürk’ün ve Türklüğün aziz hatırasına asla zarar veremeyecektir. Karanlık zihniyetlerine mübarek dinimizi alet eden bu ahlaksızlar, Atatürk’ün gölgesinden bile rahatsız olan bu korkaklar sürüsü, güya devlet görevlisi de olan bu kendini bilmezler şimdiye kadar her kalıba girdiler de bir türlü Türk ve insan olmayı beceremediler.” değerlendirmesinde bulundu.
MHP Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül, Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nu şehadetinin seneidevriyesinde rahmetle andıklarını belirterek, “Şehidimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nu andığımız bu günde bir Çakıroğlu’nu daha dar-ı bekaya göndermenin hüznünü yaşamaktayız. Hayatını kaybettiğini teessürle öğrendiğimiz Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Yürütme Kurulu Üyemiz, değerli ağabeyimiz, hasbi dava adamı, vatan ve millet nöbetçisi Ferhat Yılmaz Çakıroğlu’nu rahmetle anmak istiyorum.” dedi.
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, bugün grup toplantılarını çok dilli olarak gerçekleştirdiklerini belirterek, şunları kaydetti:
“Kürt halkının kimliğini, dilini, sanatını, kültürünü tanımayacaksınız, ana dilinde kamusal hizmet vermeyeceksiniz ama seçim dönemlerinde puşi takıp, iki kelime Kürtçe konuşup halay çekeceksiniz, orada da kalmayacaksınız, milliyetçilere dönüp bir de bozkurt işareti yapacaksınız. Artık, bu ikiyüzlü siyasetiniz çökmüştür; artık, Kürt halkının karşısına çıkacak yüzünüz de kalmamıştır.”
“Kim bu Kanadalı şirket?”
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Erzincan’ın İliç ilçesindeki toprak kaymasına ilişkin, “Dünyanın neresinde bu rezalet yaşanırsa yaşansın iktidar, bakan çıkar hesap verir.” dedi.
AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum’un ÇED raporunu verdiğini dile getiren Başarır, “Eğer bir parça demokrasi, vicdan, hukuk olan bir iktidarda, bir ülkede o bakanın bırakın dünyanın en büyük şehirlerinden birine belediye başkan adayı olmasını sokağa çıkacak yüzü olmaz. Yargılanır ama maalesef ki bakan ya da iktidar hesap vermekten daha çok hesap soruyor.” ifadelerini kullandı.
“Kim bu Kanadalı şirket?” diye soran Başarır, “Kanada’ya gidelim, bir karış toprağı kirletelim, bir ağacın yarım metre dalını keselim; hemen gelir o insanlar, gerekli cezayı keser ve ‘Bunu yapamazsın’ der. Ama bu ülkenin şirketi geliyor, benim topraklarımda, İliç’te ÇED raporlarına gerek görülmeksizin siyanürle, bir sürü kimyasal atıkla hukuksuz olarak maden arıyor.” diye konuştu.
Bunun nedenini soran Başarır, “Bu şirket, her şirket gibi yüzde 25 vergi ödeyecekken yüzde 6,38 vergi ödeyecek. Vergi ödemeyeceksin, vergi borcun silinecek; bu karın yüzde 90’ını alıp Kanada’ya götüreceksin, benim işçilerim orada, şu anda toprak altında kalacak ve bunun hesabını verecek bir iktidar yok.” dedi.
Şevki Yılmaz’ın ifadelerine ilişkin ise Başarır, “Neymiş? Osmanlı’yı süren soysuzları lanetle anıyormuş. Soysuz görecekse aynaya bakacak Şevki Yılmaz. Utanmaz adam, bu topraklarda, bu Mecliste, bu ülkede milletvekilliği yapabiliyorsan, egemenlik kayıtsız şartsız milletinse bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, şehitlere ve gazilere borçlusun.” ifadelerini kullandı.
Savcıları göreve çağıran Başarır, “Şevki Yılmaz ve onun gibileri yargılamayan, hala soruşturma açmayan savcıları kınıyorum.” diye konuştu.
“Altın üretimi yapan işletme, devlet hakkına ilave olarak yaklaşık 3-4 katı daha vergi ve kamu ödemesi yapıyor”
AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde meydana gelen felaketten dolayı üzgün olduklarını belirterek, toprak altında kalan 9 işçiyi arama faaliyetlerine yeni bir heyelan riski nedeniyle ara verildiğini, riskin ortadan kalkması halinde çalışmalara ivedilikle başlanacağını söyledi.
Usta, şöyle konuştu:
“2023 sonu itibarıyla yabancı sermayeli 130 farklı tüzel kişinin sahip olduğu toplam 593 adet ruhsat mevcuttur ancak ülkemizdeki toplam ruhsat sayısına baktığımızda ise 14 bin 763 ruhsat sahibi bulunmaktadır. Kişi bazında bakıldığında, yabancı sermayeli tüzel kişi sayısı, ruhsat sahibi gerçek ve tüzel kişi sayısının sadece yüzde 2,1’ine tekabül etmektedir. Ruhsat sayısı bazında bakıldığında ise yabancı sermayeli şirketlerin sahip olduğu ruhsat sayısı, ülkemiz toplam ruhsat sayısının yüzde 4’ü kadardır. Toplam işletme izni alanlar, bizim kendi Türkiye yüz ölçümü oranımıza baktığımızda ise yüzde 3,3’lük kısmına tekabül etmektedir.
‘Bu madenciler, bu yabancı şirketler geliyorlar, karının yüzde 90’ını alıp giderek ülkeye sadece zarar bırakıyorlar’ şeklindeki açıklamaları için de şunları söylemek istiyorum: Altınla ilgili, özellikle madenlerle ilgili verdikleri vergi oranları 2022 yılının sonu itibarıyla yüzde 25 daha artırılmış ve yüzde 13,75’e çıkarılmıştır, daha öncesinde yüzde 11’di. Ayrıca, orman izin bedeli olarak ek yüzde 3,86 vergi, maden ruhsat bedeli için 0,17, kurumlar vergisi için 3,83, stopaj yüzde 8,49, damga vergisi yüzde 0,1, gelir vergisi 14,46, KDV 16,2, diğer vergiler 17,12, SGK primlerinden yüzde 12,78 olmak üzere, altın üretimi yapan bir işletme devlet hakkına ilave olarak yaklaşık 3-4 katı daha vergi ve kamu ödemesi de yapmaktadır. 2022 yılında yapılan verilere göre 31 ton altın üretilmiş olup 9 milyar dolarlık altın ihracatına karşılık 20 milyar dolarlık altın ithalatı gerçekleştirilmiştir yani 2022 yılında 11 milyar dolarlık altın dış ticaret açığı da oluşmuştur.”
Murat Kurum üzerinden de siyasi bir kampanya yürütülmeye çalışıldığını söyleyen Usta, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının sadece ÇED raporlarıyla ilgili olarak etkileri incelediğini ve bu bilgiyi paylaştığını, daha sonrasında Bakanlığın bir alan genişleme yetkisine sahip olmadığını ve alan genişlemeyle veya kapasite artırımıyla ilgili bir onayının olmadığını söyledi.
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının devam ettiği bir ramazan ayına acıyla yaklaştıklarını kaydeden Usta, “Ne yazık ki İsrail’in savaş bakanı, Refah’a başlatacakları büyük saldırı için ramazan ayının ilk gününü yani 10 Mart’ı işaret etmektedir. Lahey’de gündeme gelen bu davayla birlikte soykırımın cezasız kalmayacağını ümit ediyoruz. İsrail’in cezasızlığına son vermek hukuki bir zorunluluktur. Lahey’de başlayan dava bu anlamda tarihi bir dönüm noktası olacak ve İsrail cezasızlık nedeniyle hukuk, vicdan ve kural tanımaz tavrını dizginleyecektir.” yorumunu yaptı.
]]>Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Maden Mühendisleri Odası, Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen toprak kaymasının olduğu alanda ticari sır ve benzeri gerekçelerle inceleme yapmalarına izin verilmediğini belirterek, “Daha fazla kar hırsı ile maliyetten kaçmak için madencilik kültüründen, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinden ödün veren, insan hayatını, çevre sağlığını, toplumsal yararı hiçe sayan madencilik uygulamalarına ve diğer ekonomik faaliyetlere izin verilmemelidir. İliç Çöpler altın madeni kapatılmalı, işletme ruhsatları iptal edilmelidir. Sömürge madenciliğine son verilmelidir” açıklamasını yaptı.
TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Erzincan’ın İliç ilçesinde Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde meydana gelen toprak kaymasına ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı. İliç Çöpler altın madeninin kapatılması ve işletme ruhsatları iptal edilmesi çağrısında bulunan Maden Mühendisleri Odası’nın açıklaması şöyle:
“Erzincan ili, İliç ilçesi sınırları dahilinde, Lidya madencilik ile Kanada asıllı SSR Mining firmalarının ortaklığında faaliyette bulunan Anagold Madencilik firması tarafından altın üretimi yapılan Çöpler Altın Maden İşletmesinde 13 Şubat 2024 tarihinde 14: 30 sularında, liç prosesi için oluşturulan yığının bir bölümünde kayma meydana gelmiş, bir faciaya dönüşen olayda resmi açıklamalara göre dokuz işçi kayan siyanür içerikli yığının altında kalmıştır. Bu vahim olay nedeniyle halkımıza ve madencilik camiasına geçmiş olsun diyoruz. Faciada sorumluluğu bulunanların hak ettikleri cezaları almalarını ve bu tür faciaların bir daha yaşanmamasını diliyoruz. Altın elde etmek için siyanür içerikli çözelti prosesi uygulanan yığın liç hacminin yaklaşık 10 milyon m3’lük bir kısmının 800 metre kadar kaydığı resmi makamlarca ifade edilmiştir. Facianın üzerinden 7 günlük bir süre geçmiş olmasına rağmen halen akıntı altında kalan işçilerin maalesef yerleri tespit edilememiş ve kendilerine ulaşılamamıştır.
“İLİÇ’TE DE ŞEFFAFLIK İLKESİNE AYKIRI BİR ŞEKİLDE SAHADA YÜRÜTÜLEN MADENCİLİK FAALİYETLERİNE İLİŞKİN BİLGİ VE BELGELERE ULAŞILAMAMIŞTIR”
Haber alınır alınmaz Odamızca oluşturulan heyet bölgeye ulaşmak için harekete geçmiş olup, 14 Şubat Çarşamba günü sabahı işletmeye ulaşmıştır. Erzincan Valisi tarafından verilen genel bilgilendirme brifingine katılım sağlanmış olup teknik konularla ilgili yetkili personel tarafından bir bilgilendirme sunumu yapılması talebimiz uygun bulunmamış, olay yerine girişimize ve inceleme yapmamıza izin verilmemiştir. Daha önce birçok olayda olduğu gibi İliç’te de şeffaflık ilkesine aykırı bir şekilde sahada yürütülen madencilik faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelere ulaşılamamıştır. Yaptığımız incelemeler ve elde ettiğimiz bilgilere göre; İliç ilçesinde işletilen altın madeninde 2010 yılında fiili altın üretim faaliyetlerine başlanmış olup, o tarihten bu yana üretim faaliyetleri sürdürülmektedir. Çöpler altın madeni Sicil: 847, Sicil: 49729 ve Sicil: 20067313 işletme ruhsat numaralı sahaların içerisinde olup, üretim faaliyetleri Sicil: 847 sayılı ruhsat sahasında gerçekleştirilmekte, diğer ruhsat alanlarında ise tesisler ve şantiye alanları bulunmaktadır. Sahada, kazı yöntemleri ile üretilen altın cevherini de içeren kayaç kırma-eleme işlemleri ile boyutlandırılarak yığın haline getirilmekte ve içerisindeki altın cevherini elde etmek amacıyla, siyanür kullanılarak yığın liçi işlemi ile altın kazanımı gerçekleştirilmektedir.
“FACİANIN MEYDANA GELDİĞİ TARİHTEN ÖNCE KAYMANIN YAŞANDIĞI ALANDA YARIK VE ÇATLAKLARIN OLUŞTUĞU RESMİ AĞIZLARCA DA DOĞRULANMIŞ OLMASINA RAĞMEN 9 İŞÇİNİN HAYATININ RİSKE EDİLDİĞİ ANLAŞILMAKTADIR”
Üretime başlandıktan bugüne kadar sahada tek bir yığın liç alanı kullanılmakta olup, 2014 ve 2021 yıllarında hazırlanan ÇED Kapasite Artışı Projeleri ile yığın liç tesisi için de kapasite artışı talebinde bulunulmuş ve her iki talep de Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca uygun bulunarak onaylanmıştır. Projenin başlangıcında planlanan yığın liç alanı kapasitesi 34 milyon ton olup, 2014 yılındaki kapasite artışı ile 73 milyon tona, 2021 yılındaki kapasite artışı ile 85,3 milyon tona yükseltilmiştir. Söz konusu kapasite artışları sonucunda yığın liç alanı her biri 8 metre yükseklikte yaklaşık 34 basamaktan oluşan toplam yüksekliği ise 250 metreyi aşan devasa bir yüksekliğe ulaşmış durumdadır. Meydana gelen facia bu devasa büyüklüğe ulaşmış olan yığın liç alanının sadece bir bölümünün doğu-batı yönünde çift taraflı kayarak akması sonucunda oluşmuştur. Kalan yığının da kayma riski bulunmakta olup arama-kurtarma çalışmalarını da riskli hale getirmektedir. Facianın meydana geldiği tarihten önce kaymanın yaşandığı alanda yarık ve çatlakların oluştuğu, iş güvenliği uzmanı ve çalışanlar tarafından işverene bu konuda bilgi verildiği resmi ağızlarca da doğrulanmış olmasına rağmen sahanın tamamen tahliye edilmediği, liç yığını akıntısı altında kalan 9 işçinin hayatının riske edildiği anlaşılmaktadır.
“GEREKLİ ÖNLEMLERİN ALINMADIĞI SONUCU ORTAYA ÇIKMAKTADIR”
Yığın liçi uygulamalarında en önemli hususlardan biri yığının stabilitesinin ve duraylılığının sağlanmasıdır. Stabiliteyi etkileyen en önemli faktörler ise yer seçimi, yığın liç alanı tasarımı, mevsimsel koşullar ve sıvılaşmanın önlenmesidir. Çöpler altın madeninde yaşanan faciada, her iki kapasite artışı ile yığının yüksekliğinin devasa boyutlara ulaştığı, stabilitenin ve duraylılığın sağlanmasının oldukça zorlaştığı çok açıktır. Ayrıca, facianın gerçekleştiği bölümde oluşan yarık ve çatlaklardan, kayan liç yığının suya doymuş bir çamur yığını şeklinde akmasından anlaşılacağı gibi yoğun sıvılaşmanın gerçekleştiği, aşırı kar hırsı nedeniyle üretimi artırmak amacıyla liç yığınına siyanürlü çözelti uygulanmasına devam edildiği, yer yer basamak yüksekliklerinin 8 m’yi aştığı, projeye uyulmadığı, sahada yer hareketlerini izleyen radarın akmanın gerçekleştiği Sabırlı deresi bölümünü izlemediği, özetle gerekli önlemlerin alınmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.
“SİYANÜRLÜ ÇÖZELTİ İÇERİĞİNİN, SABIRLI DERESİNE ORADAN DA FIRAT NEHRİNE ULAŞMASI RİSKİ BULUNMAKTADIR”
Çöpler altın madeni sahasında bulunan yığın liç tesisi ‘Maden Atıkları Yönetmeliği’ kapsamında bulunan bir tesistir. Söz konusu yönetmelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanmış olup, 15/07/2015 tarih ve 29417 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede; yığın liç tesisinin izin süreçleri, denetlenmesi ve izlenmesi ile ilgili yetki ve sorumluluk Çevre ve Şehircilik Bakanlığındadır. Ayrıca, altın madeni için hazırlanan bütün ÇED Kapasite Artışı talepleri ile birlikte yığın liç tesisi için kapasite artışı talepleri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayına sunulmakta ve bahse konu Bakanlık tarafından onaylanmaktadır. Bir başka deyişle Çöpler altın madeni sahasındaki yığın liç tesisi kapasite artış taleplerini onaylayarak uygulanmasına izin veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aynı zamanda söz konusu tesisin denetlenmesi, izlenmesi ve kontrolünden de sorumlu kurumdur. Yığın liç alanının tabanı kil tabakaları ve jeomembran serilerek geçirimsiz hale getirilmek zorundadır. Ancak, yığın liç alanından kayarak akan yaklaşık 10 milyon m3’lük siyanür içerikli yığın geçirimli doğal ortamla temas halindedir. Söz konusu siyanürlü çözelti içeriğinin, gerek temas halinde bulunduğu doğal ortamın geçirimli yapısından kaynaklı olarak toprağa karışması gerekse de yağmur ve kar suyu ile taşınarak yeraltı sularına ulaşması, yeraltı suları ile birlikte de Sabırlı deresine oradan da Fırat nehrine ulaşması riski bulunmaktadır.
“ARAMA-KURTARMA FAALİYETLERİNİN MADENCİLİK FAALİYETLERİ KONUSUNDA HERHANGİ BİR MESLEKİ TECRÜBESİ VE UZMANLIĞI BULUNMAYAN KİŞİLERCE YÜRÜTÜLMEYE ÇALIŞMASI ARAMA-KURTARMA ÇALIŞMALARININ SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMESİNİ ENGELLEMEKTEDİR”
Yığın liç alanı üretim yapılan ocağa yakın mesafede olup, ocakta üretim dinamit ile patlatma yapılarak sürdürülmektedir. Patlatmalardan kaynaklı vibrasyon etkisinin yığın liç alanında oluşan kaymaya doğrudan etkisi olmasa da tetikleyici etkisinin olabileceği göz ardı edilmemelidir. Çöpler altın madeninde sürdürülen madencilik faaliyetlerinin yoğunlukla taşeron firmalar aracılığıyla yürütüldüğü, sahada farklı işleri yürüten 7 ayrı taşeron firmanın faaliyette bulunduğu da gelen bilgiler arasındadır. Faciadan sonra sahada yürütülen arama-kurtarma çalışmalarında ön plana çıkan yine AFAD ekipleridir. İkinci bir kayma riskinin bulunması arama-kurtarma faaliyetlerinin madencilik faaliyetleri konusunda herhangi bir mesleki tecrübesi ve uzmanlığı bulunmayan kişilerce yürütülmeye çalışması arama-kurtarma çalışmalarının sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engellemektedir.
“ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI FACİANIN ASLİ SORUMLULARIDIR”
Bütün bu tespitler ve veriler ışığında; facianın gerçekleşmesinin ana nedeni, iki kez kapasite artışı yapılarak liç yığını üzerindeki yükün arttırılması, yüksekliğinin yaklaşık 250 metre üzerine çıkarılması sonucunda stabilite ve duraylılığının sağlanmasının oldukça zorlaştığı, sıvılaşmayla birlikte oluşan yarık ve çatlaklara rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması ve acil eylem planının devreye sokulmamasıdır. İkinci ve üçüncü yığın liç alanı oluşturmak yerine maliyetten kaçmak ve daha fazla kar hırsı ile mevcut yığın liç alanını kullanarak iki kez kapasite artışını yapan, oluşan deformasyon üzerine işçilerin ve iş güvenliği uzmanının uyarılarına rağmen faaliyetlere devam eden işletmeci firma ile söz konusu kapasite artışı taleplerini onaylayarak uygulanmasına izin veren, denetleme sorumluluğu bulunmasına rağmen bu görevlerini yerine getirmeyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı facianın asli sorumlularıdır.
“BİR TAKIM ÇIKAR GRUPLARININ BU OLAYI TOPLUMA HEYELAN/TOPRAK KAYMASI OLARAK AKSETTİRMEYE ÇALIŞMASININ AMACI KAMUOYUNU YANILTMAKTAN BAŞKA BİR ANLAMA GELMEMEKTEDİR”
Yığın liç alanından kayarak geçirimli doğal ortam üzerine akan yaklaşık 10 milyon m3’lük siyanür ve ağır metal içeren yığının çevre ve insan sağlığına olası etkilerinin izlenmesi için bölgenin yeraltı suyu haritası çıkarılmalı, etki alanından, kontrol kuyularından, Sabırlı deresi ve Fırat nehrinden periyodik olarak numuneler alınarak ölçümlerin yapılması, sonuçların şeffaf olarak kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir. Diğer alanlarda olduğu gibi madencilik faaliyetlerinde de işlerin bölünerek taşeron firmalar aracılığıyla yapılması, iş bütünlüğünü bozmakta, koordinasyonu engellemekte, telafisi imkansız sorunlara neden olmaktadır. Maden işletmelerinde taşeronlaştırmaya izin verilmemelidir. Madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü işletmelerde gerçekleşen bu tür olaylarda arama-kurtarma faaliyetleri herhangi bir mesleki tecrübesi ve uzmanlığı bulunmayan AFAD personeli yerine, maden mühendisleri gözetiminde uzman madenci ekipleri tarafından yürütülmek zorundadır. Stratejik madenlerin tanımlaması yapılmalı, altın stratejik madenler kapsamına alınarak kamu eliyle işletilmelidir. Yıllarca ülke kamuoyuna altın madenciliğini çevreyle tamamıyla barışıkmış algısını yaratmaya çalışan çevrelerin manipülasyonları, yaşanan bu faciayla açığa çıkmıştır. Benzer şirketlerin ekonomik ve sosyal olarak gelişmiş ülkelerde yürüttükleri madencilik faaliyetini, ülkemizde aynı hassasiyetle yürütmedikleri; bu ülkeyi bizim kadar önemsemedikleri açıktır. Onların sadece ve her zaman olduğu gibi yalnızca ‘yaratılan artı değeri’ düşündükleri ortadadır. ÇED izin süreçlerinde tanınan kolaylıklar, verilen teşviklerle alınmayan vergiler kamu erkinin burada yaratılan pespaye duruma yaklaşımını gözler önüne sermektedir. Faciadan hemen sonra bir takım çıkar gruplarının bu olayı topluma heyelan/toprak kayması olarak aksettirmeye çalışmasının amacı kamuoyunu yanıltmaktan başka bir anlama gelmemektedir.
“ÇÖPLER ALTIN MADENİ KAPATILMALI, İŞLETME RUHSATLARI İPTAL EDİLMELİDİR. SÖMÜRGE MADENCİLİĞİNE SON VERİLMELİDİR”
Bir kez daha uyarıyoruz; madencilik alanında uzman bir kuruluş olan TMMOB Maden Mühendisleri Odasının, ticari sır ve benzeri gerekçelerle olay mahallinde inceleme yapmasının engellenmesi, bazı gerçeklerin kamuoyundan saklanması olasılığını düşündürmektedir. Kamuoyunu yakından ilgilendiren her durumda Odamızın teknik inceleme hak ve sorumluluğu tanınmalı, böylece kamuoyunun doğru bilgilendirilmesinin yolu açılmalıdır. Daha fazla kar hırsı ile maliyetten kaçmak için madencilik kültüründen, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinden ödün veren, insan hayatını, çevre sağlığını, toplumsal yararı hiçe sayan madencilik uygulamalarına ve diğer ekonomik faaliyetlere izin verilmemelidir. İliç Çöpler altın madeni kapatılmalı, işletme ruhsatları iptal edilmelidir. Sömürge madenciliğine son verilmelidir.”
]]>
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Karabük’te aday tanıtım toplantısında; “Sayın Cumhurbaşkanı son zamanlarda gittiği yerlerde halkı tehdit ediyor. ‘Biz yoksak hizmet yok. Biz yoksak doğal gaz yok’ diyor. Şimdi size çok basit bir şey söyleyeyim, o yoksa doğal gaz kaybediyorsunuz ama o varsa doğal gazın faturasını ödeyecek parayı bile bulamıyorsunuz. Bu kadar olur mu? Bütün Türkiye’yi Tayyibistan yapalım. Bütün Türkiye’yi emrine amade yapalım. Yasamayı, yürütmeyi, yargıyı bitirdiniz. Bütün güçleri kendinize bağladınız yetmedi bir de belediye” dedi.
BTP, Karabük’te aday tanıtım toplantısı yaptı. Karabük, Bartın, Zonguldak, Kastamonu ve Çankırı adaylarının tanıtıldığı toplantıda konuşan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, şunları söyledi:
“BÜTÜN TÜRKİYE’Yİ TAYYİBİSTAN MI YAPALIM?”
“Sayın Cumhurbaşkanı son zamanlarda gittiği yerlerde halkı tehdit ediyor. ‘Biz yoksak hizmet yok. Biz yoksak doğal gaz yok’ diyor. Şimdi size çok basit bir şey söyleyeyim, o yoksa doğal gaz kaybediyorsunuz ama o varsa doğal gazın faturasını ödeyecek parayı bile bulamıyorsunuz. Bu kadar olur mu? Bütün Türkiye’yi Tayyibistan yapalım. Bütün Türkiye’yi emrine amade yapalım. Yasamayı bitirdiniz, yürütmeyi bitirdiniz, yargıyı bitirdiniz. Bütün siyasi yönetimi, erkleri, güçleri kendinize bağladınız yetmedi bir de belediye… Büyükşehri alacağım, ili alacağım, ilçeyi alacağım vs. Tamam al da ne yapıyorsun karşılığında?
“DEVLETİN ELİNDE NE VARSA PEŞKEŞ ÇEKTİLER”
Atatürk’ün ilkelerinden biri olan devletçiliği kaldırdılar, devletin elinde ne varsa özel firmalara peşkeş çektiler. Size de bir hap verdiler uyuttular, ‘Bu çok ilkel bir görüş, yeni dünya düzeninde yer alamaz bir görüş’ dediler. Siz de ‘Ha öyle mi, tamam o zaman kaldıralım’ deyip bu devletçiliği rafa kaldırdınız. Şimdi laikliği savunan, cumhuriyetçiliği savunan, milliyetçiliği savunan, Atatürkçülüğü savunan bir kişi devletçilikten niye vazgeçiyor? Nerede kaldı sizin Atatürkçülüğünüz?
Erzincan’da bir madende facia yaşandı. Buradan yılda 1 milyar doların üzerinde altın madeni çıkarılıyor. Bu altını Sayın Cumhurbaşkanı’nın hısımlarıyla Kanadalı bir şirket alıp götürüyor bu ülkeden, bize de oradan bir gram altın tozu verilmiyor. Halbuki altın bizim, itiraz etmiyoruz. Devletçilik dediğimiz ne biliyor musunuz? Devletçilik bu madenlere sahip çıkmaktır, kendi zenginliğine sahip çıkmaktır. Bakın Türkiye’de her yıl 3 milyar doların üzerinde altın, toprağın altından çıkarılıp yurt dışına götürülüyor. Her yıl 3 milyar doların üzerinde altınımızı yabancılar işletiyor ve Türk milletinin bu işten 1 lira çıkarı yok. Devlete yüzde 4 veriyorlar. Afganistan’da bu oran yüzde 20, beğenmediğiniz Taliban sizden daha devletçi.
“BU ALTIN BİZİMSE, BUNUN GELİRİNİ BİZ PAYLAŞALIM”
Ben size, ‘Açalım gözlerimizi, bakalım etrafımıza ve buna dur diyelim. Buna isyanımızı dile getirelim. Bu altın bizimse bunun gelirini biz paylaşalım’ diyorum.
Ne hale düştük? Bir emekli eskiden bir ev, bir araba alırken ikramiyesiyle, bugün aldığı ikramiyeyle kredi kartı borcunu ödüyor. Bu hale geldik. Fatih Kısaparmak’ın, ‘Bu adam benim babam’ diye meşhur şarkısı var. Şarkıda, ‘Altı çocuk büyütmüş, bir işçi maaşıyla’ der. Şimdi Fatih Kısaparmak bugün bu şarkıyı yeniden yazsa nasıl yazacak? Acaba, ‘Bu adam benim babam, 6 çocuğun eline bakıyor bir işçi maaşıyla’ diye mi yazacak. İş ona döndü artık. Bir işçinin 5 çocuğunu evlendirdiği Türkiye’den, 5 çocuğun bir babanın kirasını ödeyemediği Türkiye’ye döndük. Kendi kendine yeten Türkiye’den, el avuç açmış dünyadan tarım ürünü arayan, borçlanarak gıda ürünleri satın almaya çalışan ülkeye döndük. Biz bu hale geldik.
“BU SEÇİM İKTİDARA VE İKTİDARDAKİ MUHALEFETE YANLIŞLARINI YÜZLERİNE VURMA SEÇİMİDİR”
Şimdi ‘Ne alakası var yerel seçimle’ diyeceksiniz. Şu alakası var; bu seçimde eğer kaderinizin değişmesini istiyorsanız sizi yönetenlere, ‘Bu ülkede bizden başka bunu yönetemez’ diye size imaj çizenlere, ‘Bizim sizinle işimiz kalmadı’ demenin seçimidir bu seçim. Eğer bu seçimde de aynı şekilde bu sıkışmış siyasetin sonucu olarak hareket ederseniz, kaderimiz hiç değişmeyecek. Bakın bu seçimin önemi bu. Bu seçim iktidar sahiplerine ve muhalefetteki iktidar sahiplerine bir güç gösterme seçimidir, bir tepki koyma seçimidir, yaptıkları yanlışları yüzlerine vurma seçimidir. Daha bir yıl olmadı bir seçim yaşadık. O seçimi berbat etmiş olan bir muhalefet var, göz göre göre seçim kaybettiler. Bir tarafta da iktidar var, seçimin ertesi haftası doları yüzde 50 artırdı. Enflasyonu yalan rakamlarla hala yüzde 70’in altına düşüremediler. Hükümetin yalanları o kadar astronomik ki dünyada bizden kötüsü yok yalanlarına rağmen. Yalan söyleyeceksin bari ‘yüzde 10’ de enflasyona, ne olacak?
“ALTILI MASADAKİ BAZI PARTİLER ADAY YAPACAK İNSAN BULAMIYORLAR”
Biliyorsunuz bir altılı masa kuruldu. Toplumda ‘Altılı masaya girin’ girin diye bir talep vardı. Biz de sonucun bu olacağını bildiğimiz halde toplumdaki bu talep doğrultusunda ‘Bizi masaya alın’ dedik. Onlar bizi masaya almazken türlü türlü fitneler uydurdular, yalanlar söylediler. Kendileri değil ama medya aracılığıyla, sosyal medya aracılığıyla tırnak içinde tetikçiler aracılığıyla sahaya sürdükleri… Neymiş, bizim teşkilatlanma yapımız oluşmamış! BTP 20 senelik parti, 81 ilde teşkilatı var. Şimdi isim vermeyeceğim, seçim dönemine geldik, bize ‘Teşkilatı yok’ diyen partilerin neredeyse tamamı kapımızı aşındırıyor ve ‘Biz her yerde aday çıkaramıyoruz, gelin seçime beraber girelim’ diyor. Dün bize teşkilatlanmamış diyorlardı bunlar. Hani siz çok büyük partilerdiniz, bizi beğenmiyordunuz ama iş tek başına seçime girmeye gelince baktılar ki hepsinin altı boş. Türkiye’de siyasetin özeti bu.
“GELİN BİRLİKTE HAREKET EDELİM ÇOCUKLARIMIZI YARINLARA HAZIRLAYALIM”
İşte şu parti büyüktür, bunun bilmem nesi şöyledir, onun kaşı daha güzel, bunun arkasında bilmem kim var yalanlarıyla lütfen bu sefer sandığa gitmeyin. Ne için sandığa gidin biliyor musunuz? Yarınlarınızı düşündüğünüz için sandığa gidin. Günü kurtarmak için sandığa gitmeyin, çocuklarınızı kurtarmak için sandığa gidin.
“BAMBAŞKA YENİ BİR DÜNYA GELİYOR, GELİN ÇOCUKLARIMIZI O YARINLARA HAZIRLAYALIM”
Bambaşka bir dünya geliyor, isteseniz de geliyor istemeseniz de geliyor. Bu bambaşka dünyaya bu eski kafalı, dünün ideolojik saplantılarıyla birlikte kavga ederek, sizleri kandırıp sizden oy almaya çalışan insanlarla o yarına ulaşamazsınız. Eğer o günlere çocuklarınızı hazır etmek istiyorsanız bugünden bu değişime ayak uydurmak zorundasınız. Ben de bir kardeşiniz olarak diyorum ki; gelin birlikte hareket edelim, çocuklarımızı o yarınlara hazırlayalım.”
]]>
Romanya’nın başkenti Bükreş’ten tarifeli uçakla İstanbul Havalimanı’na gelen ay-yıldızlı kafile, aileleri ve yakınları tarafından çiçeklerle karşılandı.
Havalimanında AA muhabirine açıklamalarda bulunan Kadın Güreş Milli Takımı Teknik Direktörü Efrahim Kahraman, “Avrupa Şampiyonası güçlü bir organizasyon. Olimpiyat öncesi büyük bir şampiyona geçirdik. Bizim için önemli bir sınav oldu. Üç altın alarak tarihi bir başarıya imza attık. Takım halinde Avrupa ikincisi olduk.” dedi.
2024 Paris Olimpiyat Oyunları hedefiyle çalıştıklarını aktaran Kahraman, “Yolumuz daha uzun. Bu yıl 2024 Paris Olimpiyat Oyunları var. Bunun için çalışacağız. Altı kotayı da almak istiyoruz. Şu anda Evin Demirhan Yavuz ve Buse Tosun Çavuşoğlu’nun kotası var. Yasemin Adar Yiğit büyük bir sakatlık geçirdi. Bel fıtığından ameliyat geçirmesinden kısa süre sonra 7. kez Avrupa şampiyonu oldu. Bu da ayrı bir gurur. Azerbaycan’da nisan ayında yapılacak olimpiyat eleme turnuvasında en az 3 kota daha alarak yolumuza devam etmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Milli sporcuların görüşleri
Milli takım kaptanı Yasemin Adar Yiğit, 2024’ün Türk kadın güreşi için tarihi bir yıl olacağını söyledi.
Kariyerinin 7. Avrupa şampiyonluğunu elde eden Yasemin, “Çok mutlu ve gururluyuz. Bireysel olarak 7. kez Avrupa şampiyonu oldum. Türk kadınını en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyorum. Bayrağımız göndere çekilip İstiklal Marşı çalındığında hepimizin tüyleri diken diken oluyor. 2016’da benimle başlayan bir serüven var. İlk bendim. Şimdi benimle birçok genç kızımız var. Onların burada olması beni çok mutlu ediyor ve bana gurur veriyor. Onlarla birçok ilki başarıyoruz. Çok güzel bir takımımız var. İnşallah 2024 Türk kadın güreşi için tarihi bir yıl olacak.” diye konuştu.
Geçen yılki dünya şampiyonasına sakatlığı nedeniyle katılamadığını aktaran milli güreşçi, “Sakatlığımdan dolayı operasyon geçirdim. Altı ay gibi kısa bir sürede toparlanıp mindere döndüm. Bu Avrupa Şampiyonası’nda, ‘Ben buradayım.’ diyerek yeniden kendimi gösterdim. İnşallah önce nisan ayındaki elemelerde kota alarak Paris Olimpiyatları’na gitmeyi hedefliyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
68 kiloda geçen yıl kazandığı dünya şampiyonluğunun ardından bu yıl da Avrupa şampiyonu olan Buse Tosun Çavuşoğlu ise “Hayalim altın madalyayla ülkeme dönmekti. Son 3 şampiyonada final maçlarını 5 saniye kala kaybetmiştim. Artık bu şanssızlığı kırdım ve ülkeme altın madalya ile döndüm. İnşallah darısı olimpiyatlara. Hedefim ve hayalim olimpiyatlar. İnşallah orada da aynı duyguları yaşamak istiyorum. Paris’ten olimpiyat şampiyonu olarak ülkeme dönmek istiyorum. Çok kısa süre kaldı. Bu süreyi en iyi şekilde değerlendirmemiz gerek.” ifadelerini kullandı.
72 kiloda altın madalya kazanan Nesrin Baş da “Takım halinde çok iyi hazırlanmıştık. Çok emek verdik, alın teri döktük. Avrupa ikincisi olarak güzel bir başarı elde ettik. Daha önce de Avrupa şampiyonu olarak tarih yazmıştık. Bu yıl da 3 altın madalya alarak yeni bir tarih yazmış olduk. Arkadaşlarım sonuna kadar mücadele etti. Ben son Avrupa şampiyonunu yenerek 21 yaşımda ilk kez Avrupa şampiyonu oldum. Çok mutlu ve gururluyum. Hedefim her zaman İstiklal Marşı’mızı dinletmek, bayrağımızı zirveden asla indirtmemek, Türk kadının gücünü göstermek.” şeklinde görüş belirtti.
50 kiloda gümüş madalya alan Evin Demirhan Yavuz ise “Çok iddialı bir takımla gittik. Beklentimiz takım halinde ilk 2’de yer almaktı. Bireysel olarak ilk kez ikinci oldum. 2022’de Avrupa Şampiyonu olmuştum. Büyükler Avrupa Şampiyonası’nda her yıl madalya alıyorum. Bu istikrarı sürdürmek benim için çok önemliydi. 2024 Paris Olimpiyatları’na hazırlanıyorum. Bu şampiyona da bizim için motive edici oldu. Madalyaya ne kadar yakın olduğumuzu gördük. Takım halinde çok başarılıydık. Herkes kendi sıkletinde en iyisi olmak için mücadele etti.” değerlendirmesinde bulundu.
Üç altın, birer gümüş ve bronz madalya alındı
Kadın Güreş Milli Takımı, Romanya’dan 5 madalyayla döndü.
Milli takım, 3 altın, 1 gümüş, 1 bronz madalyayla organizasyonu 107 puanla 2. sırada tamamladı. Ukrayna 112 puanla birinci, Azerbaycan ise 68 puanla üçüncü oldu. 2022’de Avrupa şampiyonu, 2023’te ikinci olan milli takım, 2024’te de ilk ikide yer aldı.
Türkiye’ye 68 kiloda Buse Tosun Çavuşoğlu, 72 kiloda Nesrin Baş, 76 kiloda Yasemin Adar Yiğit altın, 50 kiloda Evin Demirhan Yavuz gümüş, 53 kiloda ise Zeynep Yetgil bronz madalya kazandırdı.
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler altın madeninde yaşanan zehirli liç kaymasının ardından gözaltına alınan sorumlular, İliç Hükümet konağına getirildi. Konağın önünde toplanan işçi ve işçi aileleri yöneticilerinin yerine madende çalışan personelin gözaltına alınmasına tepki gösterdi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde maden ocağında yaşanan zehirli liç yığını kaymasına ilişkin gözaltına alınan, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 8 şüpheli adliyeye sevk edildi. İliç Hükümet Konağı’nın önünde bir araya gelen işçiler ve göçük altında işçilerin yakınları, şirket yöneticilerinin yerine madende çalışan personelerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Madende çalışan işçiler, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
“BİZİM İÇERİDE 9 CANIMIZ VAR. ÖNCE BUNLARA BİR ULAŞALIM, SONRASINI HESAPLAŞACAĞIZ İLLA Kİ”
Göçük altında kalan ve 18-20 yıldır madende çalışan bir işçinin yakını, “Emekli olmuştu, tekrar çalışıyordu. Daha önce sorun varmış, durdurulmuş sabahleyin diye duyduk. Duyduğumuz o. Belki de onlar ilk fırsatta duruma bakmaya giden kişiler olabilir. O anda zaten kopuyor, yoksa diğer işçileri hep çıkarmışlar” dedi.
Hüseyin Dursun isimli bir işçi yakını, “Bizim içeride 9 canımız var. Önceliğimiz budur. Önce bunlara bir ulaşalım, sonrasını hesaplaşacağız illa ki. 5 tanesi akrabamız. Bilgilendirmeler var ama sizin de gördüğünüz gibi çok ciddi bir toprak kayması var. Ulaşılmakta zorluklar var. Yer tespiti çok zor” ifadelerini kullandı.
“301 MADENCİ ÖLDÜ DE NE OLDU? BENİM GİBİ KONUŞUYOR DİYE ADAM TEKME YEDİ, BELKİ BEN DE TEKME YİYECEĞİM”
Uğur Yıldız isimli işçi yakını ise şöyle konuştu:
“Yetkililer bunun olduğunu bildiği halde bile bile yaptılar. Zaten bizim hükümetimizin her yaptığı aynıdır. Madende göçük olur, bilirler onun ne olduğunu ama bir şey yapmazlar. Son safhaya getirirler, orada nasıl olsa ölen olsun onların değil. Keşke onlar da yakınlarını kaybetseler de empati kursalar. Bu ne kadar acı bir şey biliyor musunuz? Şu an toprağın altından çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Kimyasal madde. İnsanları kandırıyorlar.
Amcamın torunu, gencecik çocuk. Önlemini almayan bir hükümete bu soruların sorulması lazım. Bu madeni verdiyse önlemini de o alacak. 2 yıldır bu kaymanın olduğu söyleniyor. 2 ay önce profesörün biri uzaktan kamerayla çekmiş, ‘Burada yarıklar var, buraya önlem alın’ demiş, adamı kovalamışlar. Bile bile insanları ölüme gönderiyorlar. O toprağın oraya konulup da bir gün aşağı ineceği herkes tarafından bilinir. Şimdi amcamızın oğlunu geri getirsin bakalım. Ben inanıyorum ki onun ölüsünü bile bulamayacağız. Kimyasal madde bu, ölüm saçıyor. Çıkana kadar buradayız, çıkıp çıkmayacağı da belli değil. Kuşadası’ndan geliyorum, hepimiz perişanız. Bizim perişanlığımız önemli değil, onlardan bir haber alsak. Ölüyse en azından mezarını yaparız.
Polis ve jandarmalar bırakmadılar. Neden? Görüntü alınmasın, bilinmesin diye. Bu hep böyle olmuştur. Önlem alınmaz, olay olur, ondan sonra kimseyi bırakmazlar, barikat çekerler. Gidemiyoruz, orada yatıyor ama ulaşamıyoruz. O alanı bir görebilsek yine içimiz soğuyacak, diyeceğiz ‘Tamam burada.’ Ama öyle bir şey de yok. Hukuki süreci başlatacağız. Başlatacağız da ne olacak? Bu ülkede hukuki süreçler hep olmuş, kime ne oldu? 301 madenci öldü ne oldu? Adam tekme yedi. Böyle benim gibi konuşuyor diye tekme yedi, belki ben de şimdi tekme yiyeceğim. Bu ülkede mağduru o hale getirenler yükseliyor.”
“İNSANLARI İŞLERİYLE, TİCARETİYLE TEHDİT EDİYORLAR. SİYASİ BASKI VAR”
Gözaltına alınan bir ustabaşının kuzeni, “İdari ve teknik sorumlular öne çıkmıyor. Oradaki ustabaşının bu konuda verebileceği etkisi ve yetkisi nedir ki acaba? Aynı cenderenin içinde dönüp dolaşıyoruz. Bu konuda yetkililerin açıklama yapmasını biz istiyoruz, en çok biz bunu istiyoruz ama kimse öne çıkıp bir açıklama yapmıyor” diye konuştu.
Faciada yakınları göçük altında kalan İliç’te esnaflık yapan bir yurttaş, insanların sessizliğine dikkat çekerek ANKA’ya şunları söyledi:
“Kimisi işinden korkuyor, kimisi akrabasından korkuyor kimse konuşmuyor ki. Göçük altında akrabalarımız var şu anda sadece acıları paylaşıyoruz. Başka bir şey yok. Konuşan hep dışarıdan gelen yabancılar buranın yerlisinden konuşan, madeni suçlayan kimse yok. İşlerinden korkuyorlar. İnsanları işleriyle, ticaretiyle tehdit ediyorlar. Siyasi baskı var.”
İliç’te yaşayan bir yurttaş da facia sonrası sessiz kalanlara ilişkin, “Sebze, meyve yok. Maden bitirdi burayı. Para seni kurtarmaz. Hayatım gidiyor, haberleri yok bunların. Ne Binali Yıldırım ne diğerleri hiçbiri görünmedi bana. Öldü gittiler, cenazeleri de bulunmuyor. Evlerine gidemiyorum, onlar ağlıyor, ben ağlıyorum. Ben İliç’te yaşıyorum, maden ve baraj aldı benim evimi, yurdumu. Evim falan kalmadı, maden ve baraj batırdı beni. Benden başka kimse konuşamaz, para derdindeler” ifadelerini kullandı.
Facianın olduğu madende işçi olarak çalışan Sabri Kılıç, yaşananlara dair; “İhmal olmasaydı 10 milyon metreküp malzeme çöker miydi? Fark edildiğinde işi durdurma olsaydı bu kadar olmazdı. Siyanürlü alanda çalışmayı kim ister. Şu anda sızıntı her yere yayılmış. İçeriden öyle bilgi geliyor. Şu anda beklemede kalın diyorlar. AFAD lüzum görürse sizi çalışma alanına alırız’ diyorlar” dedi.
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Anagold şirketine bağlı altın madeninde 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Emekli işçi Muzaffer Güzer, “Burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz” diyerek tepki gösterdi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat 14.30 civarında Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması meydana geldi. 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler, İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan emekli işçi Muzaffer Güzer, şunları kaydetti:
MUZAFFER GÜZER: “BİZİM GİBİ BİR ARKADAŞIMIZ, BURADA ÇALIŞMIŞ, ONUN BİR SUÇU YOKTU BENCE”
“Buradaki halkımız çalışacak elbet burada, herkes faydalanacak. Yeraltı kaynaklarından ülkemiz faydalanacak, biz de istiyoruz tabii. Benim kardeşlerim, ben, herkes burada, arkadaşlarımız burada. Çalışıyoruz ve ekmeğimizi kazanıyoruz. Burası daha önce hayvan bölgesiydi, küçükbaş hayvancılıkla uğraşılıyordu. Bu insanlara vaat verilerek burada altı madeninin çok güvenli olduğunu söyleyerek burada bir maden sahası çalışması yapıldı ve 2000’li yıllarda açıldı. Daha sonra 2010 yılında başlatıldı. Çöpler köyünde başlayan maden ayrıştırma ve sahası ile ilgili fabrika yapıldı. Daha sonra peyderpey Sabırlı köyüne kadar taştı. Fakat süreçte her zaman şöyle şeyler yaşandı, ihmalin olduğunu hep gördük.
Yıllar sonra Sabırlı köyü sınırları içinde, köye yaklaşık 500-700 metre yakınlığında bir sülfürik asit barajı yapıldı. İnsanların hayatı bu kadar hiçe alındı. Daha sonra peyderpey Yakuplu köyüne doğru çevrildi. 2 yıldır da ilçe sınırları içerisine taşındı.
Tamam, madenlerimiz çalışsın ama insanların yaşam alanına bu kadar müdahil olunmasın. Biz mahalleden, patlatma olduğu zaman binalarımız patlamış, hastalarımız var, sakatlarımız var, bazen bağırıyorlar. Bu kadar duyarsızlık olabilir mi? Kazım Karabekir Mahallesi’ne hemen 300 metre ilerisine şimdi gidip bakabilirsiniz. Şu tepenin arkası yontuluyor. Bizim hayatımız neden bu kadar ucuz? Biz bunu söylemeye çalışıyoruz.
Örnek veriyorum; Sabırlı köyü, Çöpler köyü çıkartılsın, güvenli bir alana taşınsın elbet çalışılsın. Ama neden bizim hayatımız bu kadar ucuz? Birileri sürekli yukarıdan seyrediyor. Bugün ilçemizde bizim arkadaşlardan biri tutuklanmıştı. Bizim gibi bir arkadaşımız, burada tecrübe edinmiş, burada çalışmış, onun bir suçu yoktu bence. Neden? Bütün denetimler buraya geliyor, 135 tane denetim buraya geliyor, burada çay içmeye gelip gidiyorlar. Nasıl bir denetim yapılmış, bunu bilmiyoruz. Ancak bizim burada çalışan, bizim gibi ekmek sahibi olmak isteyen bir insan bugün tutuklanıyor ama bugün ÇED raporunu yazanlar, ilçe sınırlarının içerisinde patlama olduğu halde, binalarımız sarsılıyor, çatlak olduğu halde bütün yetkililer seyirci kalıyorsa bunun vebali kime işlenecek?
“NEDEN BU KADAR UCUZ OLDUK Kİ BİZ?”
Abdullah Paşa Mahallesi’nde, benim oturduğum evin 100 metre ilerisinde sürekli patlama yapıyorlar. Benim annem yaşlı, sürekli bağırıyor. Hangi yetkiliye söylersek, ‘Sesini etmeyin, susun’. Peki burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz.”
Bir diğer emekli işçi Şerif Güler ise şöyle konuştu:
ŞERİF GÜLER: “ONLAR BENİM ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIM, BERABER HAYVANCILIK YAPIYORDUK”
“Ülkemizin yeraltı kaynakları ülkemizde kalsın. Ne işi var Kanadalı adamın burada, benim toprağımda? Ben orada canlarım toprağın altında. Bir de haberlerde çıkmış diyorlar ki, ‘Onlar bilirkişilermiş de kontrol amaçlı gitmişler.’ Onlar benim çocukluk arkadaşlarım, beraber hayvancılık yapıyorduk. Onlar ilkokul mezunu adamlar, ne yetkisi varmış?
Beyaz yakalısınız da, bilmem amir yapmışız da. Gönderdiniz şimdi toprağın altında o çocuklar.
Ben güvenlik olarak lojman bölgesinde çalışıyordum. Arkadaşlarımızdan duyuyordum.
Saha içinde çalışan arkadaşlarımın hepsine de belge imzalatmışlar. Mesela, işten çıkarılanların hepsinin ifadesinin alınması lazım. Niye işten çıkarıldın kardeşim sen?”
GÜZER: “BİZİ DE TUTUKLAYIN, SORUMLU BİZİZ. ÇÜNKÜ BİZ ÇALIŞIYORUZ BURADA”
Güzer, işçilerin tutuklanmasına ise “Buradaki bir vatandaşımız tutuklanıyor, sorumlu olarak, o zaman bizi de tutuklayın, sorumlu biziz. Çünkü biz çalışıyoruz burada. Nasıl olacak, ben anlamadım” diyerek tepki gösterdi.
]]>Erzincan İliç’te Çöpler altın madeninde meydana gelen zehirli toprak kaymasında göçük altında kalan işçilere hala ulaşılamadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ‘kayan toprak kütlesinin kaldırılması için 400 bin kamyonun gerektiğini’ söylerken; aileler, gözleri yaşlı, göçüğün altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekliyor. Kamyon şoförü Uğur Yıldız’ın kuzeni Doğukan Yıldız, ANKA’ya, “Biz isterdik ki burada çıkaralım kutlamalarla götürelim ama hala içeride. Saatler geçtikçe bizim de ümidimiz tükeniyor” diye konuştu
Çalık Holding’in ortağı olduğu, Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde, 13 Şubat günü saat 14.28’de meydana gelen liç yığını alanındaki kaymayla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Kritik saatler geride kalırken göçük altındaki işçilerden henüz haber alınamadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, dün yaptığı açıklamada, toprağın kaldırılması için 400 bin kamyonun gerektiğini söylerken; aileler, göçüğün altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekliyor.
“GEÇİM DERDİ… EŞİNİ BİLE ZOR GÖREBİLİYORDU”
Gözü yaşlı bekleyen ailelerden biri de 35 yaşındaki Uğur Yıldız’ın ailesi ve akrabaları. Erzincan Merkez’de kalan Yıldız 1,5 yıllık evli. Yıldız’ın ‘kardeşim’ dediği kuzeni Doğukan Yıldız da üç gündür İliç’te maden alanında bekliyor. Uğur’un tazminatını hak edip işten ayrılacağını belirten kuzeni, “Ama mecburi geçim derdi. Haftada bir eşini zor görüyordu. Perşembe geliyor. Cuma dönüp gidiyordu. Zor şartlardaydı çıkmak istiyordu” dedi.
Biz olayı televizyondan öğrendik. Komşularımız söyledi. Sonra ulaşamayınca, apar topar buraya geldik. Geceydi buraya geldiğimizde… Yetkililer üstünkörü, ‘Çalışma var, çalışma devam ediyor’ diye konuşuyorlar. Zaten toprağa müdahale edemiyorlar, sadece tarama çalışması var. Şu anda hala yer tespit edilemiyor.
“BİZ İSTERDİK Kİ BURADAN ÇIKARIP KUTLAMALARLA GÖTÜRELİM: Bizim canımız, ciğerimiz gitti. İstanbul’dan, köyden akrabalar geliyorlar hala ama ne fayda… Biz isterdik ki burada çıkaralım kutlamalarla götürelim ama hala içeride. Saatler geçtikçe bizim de ümidimiz tükeniyor. Keşke zamanında müdahale olsa öncesinden önlem alınsa. ‘Dünyanın en önemli aletleri burada’ deniliyor. Çıkaramadıktan sonra istediği kadar iyi olsun.
BİR KISIM ÇALIŞAN ‘GÖÇÜK VAR ÇALIŞMA OLAMAYACAK’ DİYE HABERLEŞİYOR: Bir kısım çalışan kendi arasında haberleşiyor. ‘Göçük var bugün çalışma olmayacak’ diye işe gelmeyenler var. Kuzenimle beraber birkaç kişiye de ‘işe çıkmayın konteynerde bekleyin’ deniliyor. Onlar zaten o ara orada yakalanıyor. Kuzenim de son seferi yapıyormuş zaten tam geri geri giderken iki kamyon geri çekiliyor o da tam arasında kalıyor.
HANGİ PARA GİDEN CANLARI GERİ GETİRİYOR: Buraya iki defa hacminden fazla çalışma izni, depolama izni verilmiş. Niye verdiniz, kim verdi? Bizim canımızı aldınız ya. Belli bir kapasite var. İki katın üzerine çıkınca, felaketlerde gördük yani. 11 ilde gördük biz bunları… Hala neyin peşindesiniz, hangi para giden canları geri getiriyor?
İNSANLARI KURTARMAK YERİNE MALZEMELERİ KURTARMAYA BAKIYORLAR: Öncesinde kapatıldı üç ay gitmediler sonrasında tekrar açıldı. Zaten son zamanlarda yarık olduğu da belirleniyor ama insanları kurtarmak yerine demek ki malzemeleri kurtarmaya bakıyorlar. Bir kısmının haberi var zaten bir kısım işe gelmiyor işe gidenlerde bu şekilde yakalanıyor. Bugün çalışma yok orada bekleyin demişler o şekilde yakalanıyorlar. Benim kuzenimin de son seferi kamyonla içeri giriyor 30 saniyede yakalanıyor.”
]]>Haber: DİLAN KUTLU/ Kamera: UĞUR DEMİRCİ
Erzincan İliç’te meydana gelen altın madenindeki siyanürlü liç kaymasında 9 işçi için arama faaliyetleri devam ederken bölgeye gelene siyasi partiler ve sendikalar da maden alanına alınmıyor. TMMOB, TTB, KESK ve Eğitim Sen’in aralarında bulunduğu heyetin alana girişi yasaklandı. TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, “İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık. Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek” dedi.
Kanadalı SSR Mining ve Türk şirket Çalık Holding ortaklığındaki Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nde çıkarılıp istiflenen siyanürlü toprak, 13 Şubat günü kaydı.
Yaklaşık 10 milyon metreküp, 16 milyon ton toprak, 200 metrelik yamaçtan hızla aşağı doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan siyanürlü toprağın altında kaldı. İşçileri arama çalışmaları sürerken, bölgeye giriş çıkışlar yasaklandı. TMMOB, TTB, KESK Eğitim Sen heyet olarak bugün incelemelerde bulunmak için İliç’e geldi. Maden alanına alınmayan heyet, jandarmalar tarafından durduruldu.
TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İliç altın madeni işletmesi uzun süredir TMMOB ve bağlı odalarının gündeminde. İşletmenin faaliyete başladığı andan itibaren gerek raporlarımızla gerek savcılık aşamasında yürütülen, dosya ve davalara verdiğimiz teknik görüşlerle bu bölgede, liç yöntemiyle madencilik faaliyetinin yürütülmesinin doğru olmadığını, bu faaliyette kamu yararı olmadığını, buradan çıkarılacak altınların neredeyse tamamının zaten yurt dışında çıkarılacağını, aynı zamanda lokasyon olarak 9 ülkeden geçen ve 3 ülkeyi geçerek denize dökülen, Anadolu’nun can damarı olarak sayabileceğimiz, birçok medeniyetin ve uygarlığın gelişmesine ev sahipliği yapmış olan Fırat Nehri’nin kuzey kolu olan Karasu Nehri’nin kuş uçumu birkaç yüz metre yanında olması dolayısıyla büyük bir tehdit ve risk barındırdığını söyleyerek, yer seçimi itibarıyla da zaten burada ne yaparsanız yapın büyük riskler barındıracağını biz teknik ve hukuksal yönleriyle ifade etmiştik.
“BÜYÜK FELAKETLERE YOL AÇACAK NİTELİKLERE SAHİP OLDUĞU DOLAYISIYLA KAPASİTE ARTIŞLARINA ÖZELLİKLE İTİRAZ ETTİK”
Yaratacağı çevresel riskler açısından da göze alınamayacak, yönetilemeyecek düzeyde, büyük ölçekli riskler barındırdığını, Avrupa ülkelerinin birçoğunun bu yöntemden vazgeçtiğini ve ülkemizin bu yönteme işletme başlamadan önce buradaki faaliyetlerin durdurulması konusunda görüşlerimizi iletmiştik. İşletmenin faaliyet süreci boyunca iki defa kapasite artırımı gerçekleşti. İki kapasite artışına da birlik olarak ve odalarımızla birlikte dava açtık. Kapasite artışının yanlış, işletmenin mevcut potansiyelinin büyük bir tehdit olduğunu, kapasite artırımıyla birlikte bu tehdidin astronomik ölçülerde büyük felaketlere yol açacak niteliklere sahip olduğu dolayısıyla kapasite artışlarına özellikle itiraz ettik.
“ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA MAHKEME KAPASİTE ARTIŞIYLA İLGİLİ ÇED OLUMLU KARARINI İPTAL EDERSE NE OLACAK? HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK. ÇÜNKÜ ŞİRKET, KAPASİTESİNİ, ÜRETİMİNİ, ATIKLARINI ARTIRDI”
Yürüyen iki davamız var. İkinci kapasite artışına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın vermiş olduğu ÇED olumlu kararına açtığımız dava henüz tamamlanmış değil. Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, davanın tamamlanmaması, mahkemenin noktalanmaması da Türkiye’deki hukuk sisteminin sakatlığını gösteren bir durumdur. Çünkü kapasite artışıyla ilgili hukuksal süreç devam etmekteyken firma gerekli kapasite artış işlemlerini yerine getirmiş durumda. Önümüzdeki hafta mahkeme kapasite artışıyla ilgili ÇED olumlu kararını iptal ederse ne olacak? Hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü şirket, kapasitesini, üretimini, atıklarını artırdı. Kullandığı zehirli kimyasalların miktarını artırmış oldu. Hukuksal yürüyen sürecin de bilimsel, objektif, evrensel hukuk değerleri açısından da hiçbir anlam ifade etmediğine, göstermelikten ibaret olduğunu biz tanık olduk.
“İKİ AY ÖNCE BURADA BİR ÇÖKME, KAYMA VE YIKILMA RİSKİNİN OLDUĞUNU, BUNUNLA İLGİLİ GEREKLİ TEDBİRLERİN VE ÖNLEMLERİN ALINIP ALINMADIĞINI SORDUK”
En son bu yanlışlara bir zincir halkası daha eklendi. 2023 yılında, maden işletmesi cevher elde etmek için açık ocak sahasında bir genişleme projesine yöneldi. İlginçtir ki bu süreç, ‘ÇED gerekli değildir’ kararıyla ÇED sürecinin dışında bırakıldı ve açık ocak işletmesi genişletildi. Buna da dava açtık. İki davamızla ilgili keşfimiz tam iki ay önce burada gerçekleşti. Uzman heyetlerimiz ile birlikte bilirkişi keşfine katıldık. İlginçtir ve acıdır ki liç sahasında meydana gelen kaymanın olduğu noktayı işaret ederek bu liç sahasının, bu kütlenin Fırat Nehri’nin neminden etkilenip etkilenmeyeceği gibi birtakım teknik sorular eşliğinde, yıkılıp yıkılmayacağı veya ne kadar dayanacağına ilişkin de bilirkişilere sorularımızı da yöneltmiştik. İki ay önce burada bir çökme, kayma ve yıkılma riskinin olduğunu, bununla ilgili gerekli tedbirlerin ve önlemlerin alınıp alınmadığını sorduk. Acıdır ki iki ay geçti üzerinden ve büyük bir faciayla karşı karşıya kaldık.
“BUGÜN İKİ TANE FACİAYLA YÜZ YÜZEYİZ. BİRİSİ İŞ CİNAYETİ. 9 TANE EMEKÇİ KARDEŞİMİZ TOPRAK ALTINDA. DİĞERİ DE ÜLKEMİZİN GÖRMÜŞ OLDUĞU EN BÜYÜK ÇEVRE KATLİAMLARINDAN BİRİSİ”
Bugün iki tane faciayla yüz yüzeyiz. Birisi iş cinayeti. 9 tane emekçi kardeşimiz toprak altında. Zehirli kimyasallarla yıkanmış toprağın altında hayat mücadelesi veriyor. Diğeri de ülkemizin görmüş olduğu en büyük çevre katliamlarından birisi. İki facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek. Bölge halkını, Fırat Nehri’ni, ekolojik sistemleri, biyoçeşitliliğimizi, ülke ekonomimizi, toplum ve halk sağlığımızı çok yönlü şekilde olumsuz etkileyecek, büyük zararlar verecek. Yetkililer tarafından facianın boyutu gizlenmeye çalışılıyor maalesef. Hem şirket yetkilileri tarafından hem de siyasi iktidar ve bakanlık yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda facianın boyutu gizlenmeye ve küçük gösterilmeye çalışılıyor. Fırat Nehri’ne atıkların karışmadığı bilgisini vererek, burada korkulacak bir şey, herhangi bir sorun olmadığı ifade ediliyor. Bu bir algı oyunudur, yanıltmadır. Gerçeği ifade etmemektedir. Çünkü facia zaten yaşanmış durumdadır.
“FELAKETİN DAHA BÜYÜK SONUÇLAR ÜRETMEMESİ KONUSUNDA DA ISRARIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ”
Şu an 10 milyon metreküp olarak tahmin edilen siyanür başta olmak üzere birçok kimyasalla yıkanmış, içerisinde arsenik gibi birçok ağır metal barındıran toprak kütlesi bir dere yatağının üzerinde bekliyor durumda. Altındaki zemin geçirgen bir zemin. Altındaki zemin dere yatağı. Toprağın içerisindeki kimyasalların neredeyse önemli bir kısmı sıvı şekilde. Bu sistem, Fırat Nehri’ni besleyen, su besleme sistemine dahil olma riskini de büyük oranda taşıyor. Yetkililerin yaptığı açıklama nehrin, Fırat Nehri’ne karışan menfez kısmının baraj ve set etkisi görecek şekilde kapatıldığına yönelik bir tedbir alınmasına ilişkin. Yalnız bu tedbir sadece malzemenin yüzeysel ve fiziksel olarak Fırat Nehri’ne akış yoluyla karışmasını engelleyebilir. Zeminden etkileşimi asla engellemez. O yüzden birtakım üniversitelerden davet edilerek buraya getirilen akademisyenlerle daha farklı senaryolar üzerinden çalışmalar yürütülüyor. Biz bu çalışmaların ne olduğunu bilmiyoruz. Çalışmaların detayına ulaşamadık. AFAD yetkilileri burada. Bir afetle karşıyayız. Bunun olumsuz sonuçları büyüyecek. Biz heyetimizle, alanında uzman isimlerle birlikte bugün AFAD’ın ve şirketin yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi almak, görüş alışverişinde bulunmak da istedik. AFAD Saha Müdürü başta olmak üzere şirket yetkilileriyle görüştük. Maalesef bizimle herhangi bir görüşme sağlanmadı. Nizamiye girişine dahi alınmıyoruz. Bu da olumsuz noktalardan bir tanesi. Biz TMMOB olarak süreci yakından takip etmeye, kamuoyunu bilgilendirmeye, yetkili, ilgili makamları kamu kurumlarıyla iş birliği yapmak dahil olmak üzere ortak çalışmalar yapmak ve bilgi birikimimizi bu sürecin, felaketin daha büyük sonuçlar üretmemesi konusunda da ısrarımızı sürdüreceğiz.”
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, şunları söyledi:
“Birinci önceliğimiz enkaz altındaki yurttaşlarımızın sağ salim kurtarılması. Ancak gördüğümüz manzara gerçekten felaket. İllerimize gelirken ‘önce vatan’ deniliyor. Ama ‘önce vatan’ olmadığı, su kaynaklarımızın, insanlarımızın sağlıkları olmadığı, önce uluslararası/ulusal şirketlerin paralarının, sermayenin korunduğunu burada çıplak gözle gördük. Bizler içeriye alınmıyoruz. Alınmama nedeni bize hala izah edilmemiş değil. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bu tutumu doğru bulmuyoruz. Askerin, polisin, valinin bu tutumunu da kınıyoruz.”
]]>
9 İŞÇİ 10 MİLYON METREKÜP TOPRAĞIN ALTINDA KALDI
Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 2010 yılı Aralık ayından beri altın üretimi yaptığı Çöpler Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen toprak, 13 Şubat günü saat 14.28’de kaydı. Yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan bir su gibi vadiye doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan toprağın altında kaldı.

1000 KİŞİLİK EKİPLE ARAMA YAPILIYOR
İhbar üzerine bölgeye Erzincan Jandarma, AFAD ve sağlık ekipleri yönlendirildi. Ayrıca bölgeye Erzurum, Sivas, Rize, Malatya, Giresin, Diyarbakır, Tokat ve Tunceli AFAD ekipleri de takviye olarak bölgeye sevk edildi. Birçok gönüllü yardım kuruluşu da kurtarma çalışmalarına katıldı. AFAD, JAK, TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan yaklaşık 1000 kişi alanda görev yapıyor. Çalışmalarda 5 dron, 2 kimyasal biyolojik ve nükleer araç, 5 metale duyarlı radar cihazı ve 5 kurtarma köpeği de kullanılıyor.

SİS VE YAĞMUR ETKİLİ
Olayın yaşandığı ilk günden itibaren ekiplerin bölgedeki çalışması sürüyor. Tek sıra halinde AFAD ekiplerinin bölgedeki arama çalışmaları dronla da havadan görüntülendi. Çalışma yapılan alanda ayrıca zaman zaman sis etkili olduğu da görüldü. Bölgede ayrıca gece saatlerinde de yağmur etkili oldu. Kayan toprağın yağmur nedeniyle sıvılaşması da ekiplerin alandaki çalışmasını zorlaştırıyor. Arama kurtarma çalışmalarının üçüncü gününde de işçilere ulaşılamadı.

“YAŞAYAN BİRİ YOK, BİRBİRİMİZİ KANDIRMAYALIM”
Olayın yaşandığı günden itibaren toprak altındaki 9 işçinin aileleri de bölgeye geldi. Ailelere ayrılan alanda toprak altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekleyen ailelerin umutlu bekleyişi sürüyor. Kurtarma çalışmalarını yapan ekiplerden umutlu bir haber bekleyen aileler, gözyaşı döküyor. Ailelerin zaman geçtikçe toprak altında kalan yakınlarının kurtulacağı umudu da azalıyor. Bazı ailelerin ‘Orada yaşayan biri yok, birbirimizi kandırmayalım’ diyerek feryat ettiği görüldü.

VALİ AYDOĞDU AİLELERLE GÖRÜŞTÜ
Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, aileleri kriz masasında görüşmek üzere maden sahası içerisinde bulunan idari binaya davet etti. Hamza Aydoğdu’nun burada aileler ile görüşerek, son 3 günde kurtarma çalışmalarında hangi aşamaya gelindiği konusunda bilgilendirme yapacağı öğrenildi.

“CİĞERİMİZ YANIYOR”
Öte yandan gözyaşı döken işçilerin ailelerine, Erzincan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ekiplerince psikososyal destek veriliyor. Mesai arkadaşları toprak altında kalan Cihat Karadağ, gazetecilere, olay anında deprem olduğunu zannederek dışarı çıktığını söyledi. Arkadaşlarını telefonla aradığını ancak ulaşamadığını anlatan Karadağ, “Senelerdir beraber çalıştığımız, ailemiz, canlarımız. Diyecek hiçbir şey bulamıyorum, ciğerimiz yanıyor. En az onlar kadar ciğerimiz yanıyor” dedi.
]]>Uzmanlar maden ocağıyla ilgili yıllardır pek çok uyarı yapıldığını, böyle bir kazanın meydana gelebileceğinin bilindiğini ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını belirtiyor.
Altın madenciliği dünyada oldukça yaygın bir madencilik türü.
İstatistik sitesi Statista’ya göre 2022 yılında dünyada yaklaşık 3 bin ton altın üretildi.
Dünya Altın Konseyi verileri, 2022 yılında dünyanın en büyük altın üreticisinin, küresel üretimde yaklaşık yüzde 10’luk bir pay ile Çin olduğunu gösteriyor.
Çin’i Rusya, Avustralya, Kanada ve ABD izliyor.
En çok altın üreten madencilik şirketleri ise ABD ve Kanada ortaklığındaki Newmont ile merkezi Toronto’da bulunan Barrick Gold.
Peki altın madenciliği dünyada nasıl yapılıyor? Siyanür her yerde kullanılıyor mu? Kazalar ne kadar yaygın?
Altın madenciliği yöntemleri
Altın madenciliği, 10 yıla kadar sürebilen bir araştırma süreciyle başlayan, daha sonra geliştirme ve sondaj aşamalarıyla devam eden çok aşamalı bir süreç.
Üretimin yapıldığı madenler 30 yıla kadar aktif kalabiliyor.
Altın madenciliğinin farklı yöntemleri var:
Altını ayrıştırma
Altın, çıkarılan kayaçların arasında gözle görülür büyüklükte ise siyanür kullanmadan ayrıştırılabiliyor.
Düşük maden potansiyeline sahip yataklarda ise siyanür kullanılıyor.
Bu işlemde kayaçtan elde edilen cevher siyanür ile işleniyor ve siyanür altını çekiyor.
Geriye kalan siyanürlü atık, su ile arındırılıyor ve bir havuzda tekrar kullanılmak üzere tutuluyor.
Birçok uzman siyanürün en etkili ve ekonomik yöntem olduğunu söylerken bazıları bu sürecin tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.
Cıva da altını ayrıştırmak için kullanılan bir kimyasal.
Cıvanın beyin hasarına, ağır hastalıklara ve doğumda komplikasyonlara yol açtığı gerekçesiyle 2013 yılında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 140’tan fazla ülke, cıva kullanımını küresel çapta ortadan kaldırmayı taahhüt etmişti.
Büyük ölçekli madenlerde cıva kullanımı sona erse de dünyanın birçok yerinde küçük ölçekli madencilikte kullanımının devam ettiği bildiriliyor.
Siyanür her yerde kullanılıyor mu?
Maden Mühendisleri Odası’na göre dünyada altın üretiminin yaklaşık yüzde 85’inde siyanür kullanılıyor.
Dünyanın en büyük şirketlerine bakıldığında siyanürün yaygın bir şekilde kullanıldığı görülüyor.
Ancak bazı ülkelerde siyanür kullanımına yönelik çeşitli kısıtlamalar var.
Avrupa Parlamentosu, 2010 yılında Avrupa Komisyonu’nu siyanür madenciliğinin tamamen yasaklanması için harekete geçmeye çağıran bir karar tasarısını oyladı.
Ancak Komisyon böyle bir yasağı uygulamak için mevzuat önermeyi reddetti.
Güney Afrika Madencilik ve Metalurji Enstitüsü’ne (SAIMM) göre ABD’de altın işlemede siyanür kullanımı Montana ve Wisconsin eyaletlerinde yasak.
Arjantin’de de bazı eyaletler siyanür madenciliğini yasakladı, ancak federal düzeyde bir yasak bulunmuyor.
2002 yılında Çekya Parlamentosu, altın madenciliğinde siyanürü yasaklama kararı aldı.
Macaristan’da da 2009 yılında siyanür ile madenciliğin tamamen yasaklanmasına karar verildi.
Geçmişte yaşanan kazalar
Maalesef altın madenciliğinde de insanları ve çevreyi olumsuz etkileyen kazalar oldukça yaygın.
Romanya’da 2000 yılında yaşanan maden kazası, Çernobil’den sonra Doğu Avrupa’daki en yıkıcı endüstriyel kazalardan biri olarak kayıtlara geçti.
Baia Mare siyanür sızıntısı olarak anılan olayda nehre karışan zehirli madde büyük bir çevre felaketi yarattı.
Macaristan ve Sırbistan’a da ulaşan sızıntı nedeniyle Tuna Nehri’nde toplu balık ölümleri yaşandı.
Yakın geçmişte altın madenlerinde yaşanan diğer büyük kazalarsa şöyle:
1971: Romanya’daki Certej adlı altın madeninde yaşanan bir kazada atık suyun depolandığı barajın patlaması sonucu 300 bin metreküp zehirli su Certeju de Sus adlı kasabayı bastı. Olayda 89 kişi hayatını kaybetti.
1984: Papua Yeni Gine’deki Ok Tedi madeninde 2 milyar tondan fazla işlenmemiş atık su maden çevresine boşaltıldı. Zehirli atıkların bölgede yaşayan en az 50 bin kişiyi etkilediği düşünülüyor.
Aynı yıl Kanadalı şirket Galactic Resources’un ABD’de işlettiği Summitville adlı altın madeninde siyanür kullanılması üzerine 610 bin metreküp zehirli atık suyun biriktiği anlaşıldı. Şirketin iflas etmesi üzerine ABD hükümeti, atık suyun temizlenmesi için yüzlerce milyon dolar harcamak zorunda kaldı.
1995: Kanadalı Omai Gold Mines şirketinin Guyana’da işlettiği madende büyük bir sızıntı yaşandı. Yaklaşık 3 milyon metreküp siyanürlü atık suyun bölgedeki Omai ve Essequibo nehirlerine karıştığı ortaya çıktı.
1996: Filipinler’deki Marcopper Mining adlı Kanadalı şirketin işlettiği Mt. Tapian altın madeninin tünellerinde oluşan çatlak zehirli atıkların Makulapnit-Boac nehrine taşmasına neden oldu. Sızıntı, kısa sürede bölgeye yayılırken, çok sayıda köy tahliye edildi. Tarım alanları kullanılamaz hale geldi.
1998: Kanadalı Centerra Gold şirketinin Kırgızistan’da işlettiği Kumtor altın madenine sodyum siyanür taşıyan bir kamyon Barşkaun nehrine düştü.
2000: Avustralyalı Dome Resources adlı şirketin Papua Yeni Gine’deki Tolukuma altın madenine malzeme taşıyan helikopterden siyanür içeren bir tonluk kargo ormana düştü.
2006: Avustralya’da Beaconsfield Madeni çöktü. Bir madenci hayatını kaybetti ve iki madenci iki hafta boyunca yer altında mahsur kaldı.
2009: ABD’li Newmont Mining şirketinin Gana’daki Ahafo madeninden bölgedeki akar sulara siyanür sodyum karıştığı tespit edildi. Olayın ardından çok sayıda balık ölümü kayıtlara geçti.
2014: Güney Afrika’da 2009’dan bu yana meydana gelen en kötü maden kazalarından birinde Johannesburg’da Harmony Gold’un Doornkop adlı madeninde yer altında çıkan yangında mahsur kalan sekiz maden işçisi ölü bulundu.
2015: Kanadalı Barrick Gold adlı şirketin Arjantin’de işlettiği Veladero altın madeninde siyanür sızıntısı yaşandı. Bin metreküpten fazla siyanürlü atık su Potrerillos nehrine karıştı. Yetkililer olayın bir vana sorunundan kaynaklandığını söyledi. İlerleyen günlerde siyanürlü suyun beş nehre ulaştığı tespit edildi.
]]>İliç’te meydana gelen siyanürlü liç göçüğüne dair incelemelerde bulunmak isteyen DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet İliç Çöpler altın madeni alanına alınmadı. Hatimoğulları, “Topraklarımızın, insanlarımızın, canlılarımızın, doğamızın katledilmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu maden ocağı derhal kapatılmalıdır. Anagold kapatılmalıdır. Gelişigüzel ruhsat verilmiş diğer maden ocakları da derhal denetlenmeli, usulsüz olanlar derhal kapatılmalıdır. Bu denetim tek başına iktidar tarafından yapılmamalıdır; ilgili meslek odaları ve bağımsız uzman birimleri tarafından yapılacak denetimle gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde bu ve benzeri acı olayları daha fazla yaşayacağız” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde meydana gelen maden göçüğüne dair incelemelerde bulunmak isteyen DEM Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet İliç Çöpler altın madeni alanına alınmadı.
Maden sahası önünde açıklamalarda bulunan Hatimoğulları, şunları söyledi:
“Şu anda Erzincan İliç Çöpler Köyü’nde, kaza diye lanse edilmeye çalışılsa da aslında bilinçli bir cinayetin olduğu noktadayız. Maden ocağının tam yakınındayız. Burada şu an bir sınır çizilmiş, daha ileriye gidemedik. Dün izlediğimiz görüntüler, insanın yüreğini de bilincini de darmaduman ediyor. Kanadalı şirketin, Türkiye’den Çalık Grubunun ortaklığıyla burada yürütmüş olduğu bu çalışma gerek yöre halkı gerekse de ekoloji hareketleri tarafından defalarca uyarılmıştır. Siyanürle altın aramanın insan sağlığına ve doğaya verdiği zararlarla ilgili çok sayıda açıklama yapılmıştır. Ancak bu açıklamaların hiçbirine itibar edilmemiştir. Çöpler’deki altın madeni defalarca dava konusu olmuş, çok sayıda itirazlar yükselmiş ve dava konusu olduğu halde görmezden gelinmiştir.
“İKTİDAR MADEN ŞİRKETLERİNE LEBLEBİ DAĞITIR GİBİ RUHSAT DAĞITTI”
Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan Murat Kurum 2020’de aynı tesisin kapasite artırımı için ruhsat imzalamıştır. Daha önce bir sızıntı olduğu ortaya çıktığında yargının yürüttüğü tek işlem sadece Anagold’a 16 Milyon TL’lik para cezası kesmek olmuştur. Kanada’dan gelip burada Anadolu ve Mezopotamya topraklarını hiçe sayan bu şirkete peşkeş çeken iktidarın vurdumduymazlığını bir kez daha kınıyoruz. Son yıllarda leblebi dağıtılır gibi maden şirketlerine ruhsat dağıtıldı. Gelen ÇED raporlarının hiçbiri sağlıklı değildi. Bununla ilgili özellikle doğa savunucuları ve ekoloji hareketleri çeşitli açıklamalar yapmıştır. Her defasında köylülerin itirazları yükselmiştir. Ama ne yazık ki iktidar sermayeyi korudu, önünü açtı. Aslında bilim dışı olan birçok ÇED raporunun da hayata geçmesine olanak tanınmıştır. Leblebi gibi maden şirketlerine ruhsat dağıtan iktidara buradan bir kez daha sesleniyoruz. Dün yüreğimiz yandı. Dün o görüntüleri izleyip de sanırım rahatlıkla uyku çekebilecek bir insan tanımıyorum ama bu iktidar rahatlıkla uyku çekiyor.
“BEREKETLİ TOPRAKLARIMIZ SERMAYEYE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”
İktidar bu ülkenin bereketli topraklarını, dağını, suyunu yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekiyor. Burada çalışan binlerce kişinin hayatı yok sayılıyor, önemsenmiyor. Bu işçilere insan gözüyle bakılmıyor. Göçük altında olan işçi sayısı şimdi açıklanan rakamlara göre 9 ama sayıya net olarak vakıf değiliz. Göçük altındaki 9 işçi kardeşimizin her birinin bir ailesi, sevdiği insanlar var. İşçilere, emekçilere insan gözüyle bakmayan sermayenin önü de zaten bu iktidar tarafından açılıyor. Bunu kabul etmiyoruz. Öte yandan bu topraklardan geçen ana fay hatları hiçbir biçimde hesaplanmamış. En büyük can kaybına uğradığımız depremin üzerinden daha sadece bir sene geçti.
“İKTİDAR DENETİMSİZLİKLE İLİÇ’TE GÖZ GÖRE GÖRE GELEN BİR CİNAYETE İMZA ATMIŞTIR”
Bu şekildeki maden ocaklarında dinamit patlatılıyor, birçok kimyasal ürün kullanılıyor. Bütün bunlar dikkate alınmadan maden şirketlerinin önü adeta iktidar tarafından açılıyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bilim insanlarının konuyla ilgili yaptığı açıklamaya göre milyonlarca ton siyanür ve sülfürik asit bulunuyor bu toprakta. Kameraları kapatarak ya da bağımsız kurumların ve bilim insanlarının gelip incelemelerine izin vermeyerek bu gerçekliği değiştiremezsiniz. Bu, ikinci Çernobil vakasıdır bu ülkede. Keban Barajı, Fırat Nehri, Munzur ve Fırat Havzasının tamamı şimdi bu siyanürlü topraktan, bunun suya karışmasından etkilenmiştir, etkilenecektir. Yine uzmanların yaptığı açıklamaya göre kirliliğin Basra Körfezine kadar ulaşma olasılığı oldukça yüksektir. İktidar her ne kadar bunu küçük bir olaymış gibi, bir göçükmüş gibi anlatmaya çalışsa da teamülden verilen ruhsatlar ve denetimsizlikle burada göz göre göre gelen bir cinayete imza atmıştır. İktidar bundan arınamaz.
“MADEN OCAĞI DERHAL KAPATILMALIDIR”
İktidardan elbette yargı yoluyla da bunun hesabını soracağız. Ama insan hayatını, canlıların hayatını, doğayı hiçe sayan bu iktidarı halkımıza şikayet ediyoruz. Bizler soluduğumuz havanın en ufak zerresine, toprağın her zerresine, suyumuzun her damlasına sahip çıkacağız. Topraklarımızın, insanlarımızın, canlılarımızın, doğamızın katledilmesine müsaade etmeyeceğiz. Bu maden ocağı derhal kapatılmalıdır. Anagold kapatılmalıdır. Gelişigüzel ruhsat verilmiş diğer maden ocakları da derhal denetlenmeli, usulsüz olanlar derhal kapatılmalıdır. Bu denetim tek başına iktidar tarafından yapılmamalıdır; ilgili meslek odaları ve bağımsız uzman birimleri tarafından yapılacak denetimle gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde bu ve benzeri acı olayları daha fazla yaşayacağız. Buradan Erzincan halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Sadece Erzincan’ı değil Basra Körfezi’ne kadar tüm bölgeyi etkileme olasılığı olan çok önemli ve üzücü bir olay yaşadık. Ümit ediyoruz ki şu an göçük altında kalan canlarımıza ulaşabilir ve onlardan olumlu haber alabiliriz. Ben tekrardan buradaki işçi kardeşlerimizin ailelerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Her zaman bu konudaki mücadelemizi ve dayanışmamızı sürdüreceğiz.”
]]>CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Çöpler Altın Madeni’nde yaşanan facia ile ilgili açıklamalarda bulundu. Günaydın, “Bu ÇED raporunu yazan firmanın, o firmada bu rapora imza atanların bu işte bir sorumluluğu var mıdır, yok mudur? Yoksa bu rapordan aldıkları ve ceplerine koydukları paralar yanlarına kalmaya devam edecek midir? TMMOB, bu raporların tamamının doğru, bilimsel olmadığını, bölgenin son derece tehlikeli olduğunu açıklamasına rağmen bu ÇED raporunu veren Murat Kurum, şu anda neden Erzincan İliç’te değil de İstanbul’da siyasi faaliyetlerine devam edebilmektedir? Bu rahatlığının sebebi nedir? Çünkü bu kapasite artırımlarının sonrasında orada o felaket meydana gelmiştir. 9 işçi kardeşimizin hesabını Murat Kurum vermeyi düşünmekte midir acaba? Bundan dolayı acaba uykusu kaçmakta mıdır? 10 milyon metreküp liç yığınından siyanür sıkıntısını nasıl önleyeceksiniz ” diye sordu.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, bugün TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Günaydın, şunları söyledi:
“Erzincan’da, İliç’te Anagold firması tarafından işletilen altın madeninde meydana gelen maden kazasından daha çok aslında bir madencilik cinayeti sonrasında, 9 işçi kardeşimin liç yığınları altında kalmasından çok büyük üzüntü duyuyoruz. Bütün ümidimiz onlarladır ki bir an evvel kendilerine ulaşılsın ve yine diliyoruz ki nefes alırken ve sağlıkla yaşama döndürülsünler, ailelerine, evlerine dönebilsinler. Bu facia, çok yönlü bir araştırmayı gerektiriyor. Çünkü göz göre göre gelen, tüm ikazlara rağmen, bu ikazlara aldırmaksızın yapılan faaliyetler sonrasında tablo bu noktaya geldi. Daha ilginç olan bir şey var ki TBMM’de bugün 2/1959 sayılı, madenciliği daha da liberalize eden, kamu yararından uzaklaştıran, çok daha fazla şirket karına odaklatan bir düzenleme TBMM gündemine gelecekti. Ancak bugün itibarıyla bunun görüşmelerini geri çektiler ve başlamamaya karar verdiler. Bugün Sağlık Bakanlı ile ilgili bir teklif görüşülecek. Çarşamba-perşembe görüşülecek, haftaya bu gelecek mi?
“KAMUOYUNUN HİSSİYATI, DUYARLILIĞI AZALINCA MADENCİLİKLE İLGİLİ BU LİBERAL DÜZENLEMEYİ BİR KERE DAHA GETİRMEYİ DENEYECEKLER”
Yapacaklarını söyleyeceğim: Kamuoyunun hissiyatı, duyarlılığı azalınca madencilikle ilgili bu liberal düzenlemeyi bir kere daha getirmeyi deneyecekler. O halde soruyu şöyle soralım mı? Mesele duyarlılığın arttığı zamanlarda dikkatli olma meselesi midir yoksa Türkiye’nin taşını, toprağını, ekosistemini, doğasını, insanını, işçisini koruma meselesi midir? Ben iktidarı bu alanda duyarlı olmaya çağırıyorum.
“2000 YILINDA ÇEK CUMHURİYETİ, 2002’DE ALMANYA, 2009’DA MACARİSTAN SİYANÜRLE ALTIN MADENCİLİĞİ FAALİYETLERİNE SON VERDİLER”
İliç’te meydana gelen altın madeni faciası neyle yapılan bir madencilikti? Siyanürle yapılan bir madencilikti. Bugün bize anlatabilirler, dünyanın her tarafında böyle yapılıyor. 20 yıl evvel bu böyleydi ama 2000 yılında Romanya’da meydana gelen bir siyanürün Tuna Nehri’ne karışması sonrasında neredeyse Sırbistan’ın, Macaristan’ın tatlı su kaynakları yok edildi. Yüzlerce ton su balığı yaşamını yitirdi ve bu, büyük bir çevre felaketine yol açtı. Bunun sonrasında 2000 yılında Çek Cumhuriyeti, 2002’de Almanya, 2009’da Macaristan siyanürle altın madenciliği faaliyetlerine son verdiler. 2010 yılından itibaren de AB, siyanürle altın madenciliğinin AB topraklarında yapılmamasına yönelik bir tavsiye kararı aldı ve yayınladı.
“TÜRKİYE’DE ÇED RAPORU DEMEK, ÇED FİRMASI SAHİPLERİNİ ZENGİN ETME DEMEK. ÇÜNKÜ ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞINA VERİLEN ÇED RAPORLARININ YÜZDE 99’U OLUMLU RAPORLAR”
Bizde değişen bir şey oldu mu? Olmadı. 2010 yılından beri bu maden faaliyetlerine devam ediyor. Bir Kanadalı firma ve onun yerli ortağı var. Anagold. 2010 yılından sonra kapasite genişlemesine yönelik talepleri oldu mu? 2014 ve 2021 yılında iki kez kapasite artırımı söz konusu oldu. Bu kapasite artırımları sonucunda, 687 hektarlık alanda yapılan altın madenciliği, bin 746 hektara yükseltildi. Bununla ilgili ÇED raporları var mı? Türkiye’de ÇED raporu demek, ÇED firması sahiplerini zengin etme demek. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen ÇED raporlarının yüzde 99’u olumlu raporlar. Yani adeta dosyayı tamamlamak için kamu kaynaklarından ÇED firması sahipleri zengin ediliyor. Burayla ilgili verilen ÇED raporunda ne denmiş? ‘Toprak kayması riski genellikle kayalıkların çok çatlak olduğu, sıvılaşmaya hazır yüzeysel topraklar, killerin bulunduğu yerlerde daha yüksektir. Oysa çalışma alanı düşük miktarda yağış aldığından ve yüzeyde bitki örtüsü az masif kireç taşı ve mermer kütleleri bulunduğundan heyelan potansiyeli taşımamaktadır.’
“BU ÇED RAPORUNU YAZAN FİRMANIN, O FİRMADA BU RAPORA İMZA ATANLARIN BU İŞTE BİR SORUMLULUĞU VAR MIDIR, YOK MUDUR”
ÇED raporu diyor ki ‘TMMOB ve bazı çevreler buralarda toprak kayması olabilir. Liç yığınları kayabilir. Buradan siyanürler yeraltı sularına ve Fırat Nehri’ne karışabilir’ diyorsa da ‘Biz orada gözlem yaptık. Yağışlar azdır. Ayrıca bitki örtüsü de vardır. Dolayısıyla orada bir heyelan olmaz’ diyor. Oldu mu bir heyelan. Evet. Toplam 300 dekardan fazla alana 10 milyondan fazla metreküp liç yığını yığıldı. O halde bu ÇED raporunu yazan firmanın, o firmada bu rapora imza atanların bu işte bir sorumluluğu var mıdır, yok mudur? Yoksa bu rapordan aldıkları ve ceplerine koydukları paralar yanlarına kalmaya devam edecek midir? İlk sorum bu.
“9 İŞÇİ KARDEŞİMİZİN HESABINI MURAT KURUM VERMEYİ DÜŞÜNMEKTE MİDİR ACABA? BUNDAN DOLAYI ACABA UYKUSU KAÇMAKTA MIDIR”
TMMOB, bu raporların tamamının doğru, bilimsel olmadığını, bölgenin son derece tehlikeli olduğunu açıklamasına rağmen bu ÇED raporunu veren Murat Kurum, şu anda neden Erzincan İliç’te değil de İstanbul’da siyasi faaliyetlerine devam edebilmektedir? Bu rahatlığının sebebi nedir? Çünkü bu kapasite artırımlarının sonrasında orada o felaket meydana gelmiştir. 9 işçi kardeşimizin hesabını Murat Kurum vermeyi düşünmekte midir acaba? Bundan dolayı acaba uykusu kaçmakta mıdır?
“TÜRKİYE’NİN DOĞASIYLA, İNSANIYLA HİÇ EDİLDİĞİ, RANTA KURBAN EDİLDİĞİ BİR MEMLEKETİN EVLATLARIYIZ”
Binali Yıldırım diyor ki ‘Bunlar birkaç kepçeyle alınabilecek şeyler değildir.’ Biz de biliyoruz, doğru. 10 milyon metreküp. Sonra, ‘Fırat’a gitmekte olan Sabırlı Deresi ile Fırat arasına menfez koyduk. Bir su karışması mümkün değildir.’ Membran koymuşlar. Membranlar bunları önleyecekmiş. Fırat’ın önüne menfez koydunuz. Peki 10 milyon metreküp liçli, siyanürlü topraktan sızan siyanürün toprak altı su kaynaklarına erişebilmesini nasıl engellemeyi düşünüyorsunuz? Eğer burada bu kapasite artırımları verilmeseydi orada 300 metreyi bulan dev gibi yığınlar yığılır mıydı ve onlar bir toprak kütlesi halinde değil de adeta bir sel gibi vadiye böyle akabilir miydi? Türkiye’nin doğasıyla, insanıyla hiç edildiği, ranta kurban edildiği bir memleketin evlatlarıyız.
“TÜRKİYE’NİN ALTINI DİĞERLERİ TARAFINDAN PAYLAŞILIYOR. BİZE DE BUNUN DOĞA FELAKETİNİ ÇEKMEK KALIYOR”
AKP, altın madenciliği faaliyetiyle övünüyor. 2020’de 41 ton altın çıkartıldı. Şimdi de 30 tonlar civarında bir uygulamayla gidiliyor. Bu altın madenciliğinin bu memlekete bir kuruş faydası var mıdır? Benim memleketime gelecekler. Karadeniz’den Kaz Dağları’na, Erzincan’ın İliç’ine Bergama’sına, Uşak’ına kadar, Türkiye’nin her tarafını siyanürle liçleyecekler. Çıkartılan altının yüzde 98-99’unu götürecekler. Siyanürü, liçi ve doğa felaketi bize kalacak. Burada büyük bir rant ortaklığı vardır. Yabancı firmalar ve siyasetin durumuna göre onlara eşlik eden, geçen dönemin FETÖ’cü firmaları, bu dönemde onların yerine gelen iktidarın yandaşı firmalar, o yabancıların Türkiye’deki halkla ilişkiler faaliyetlerini, bürokrasideki izinlerini, siyasetle ilişkilerini düzenliyorlar. Rant hep beraber bölüşülüyor. Türkiye’nin altını diğerleri tarafından paylaşılıyor. Bize de bunun doğa felaketini çekmek kalıyor.”
]]>Önerge görüşmesi sırasında CHP’li Mustafa Adıgüzel “Savcıları İliç’e değil, Murat Kurum’a, Binali Yıldırım’a gönderin” dedi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde siyanürlü liç kayması sonucu meydana gelen kazanın araştırılarak tetkik edilmesi ve oluşabilecek kazaların önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla siyasi parti gruplarının ortak verdiği Meclis Araştırması açılması önergesi bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldü.
Önergeler üzerine ilk olarak Saadet-Gelecek Partisi Grubu adına söz alan Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ, şunları dile getirdi:
“ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMUŞ OLMASI İYİDİR AMA TEPKİLERİ AZALTMAK ADINA YAPILMAMALIDIR”
“Bu Türkiye’nin adeta kaderi haline dönüşmüştür. Elbette ki Türkiye zengin olsun, bunları ithal etmesin hata ihraç etsin. Denetim mekanizmalarının çok zayıf olduğunu görüyoruz biz buralarda. Özellikle Erzincan’daki altın madeninin çıkarılmasıyla ilgili çok fazla feveranlar var, ÇED raporlarının verilmesiyle ilgili şaibeler var. Bu madende yaşanan facia ilk değil daha öce Soma’da da oldu. Bunun üzerine Meclis bir araştıra komisyonu kuralım dedi, kurduk. 7 ay boyunca görmüş olduğumuz tüm yanlışların raporlarını yazdım TBMM Başkanlığı’na teslim ettik. Bizim vermiş olduğumuz rapordaki önerilerimize hiç kimsenin kulak vermediğini gözlemliyoruz. Eğer kulak vermiş olsaydınız, 2022 yılında Amasra’da 42 vatandaşımız öldü. Altın madenlerinde zehirlenmelerinden tutun da kömür madenlerinde göçüklere kadar, kaçak ruhsatla çalışmalara kadar denetimsiz şekilde bunlar yapılıyordu. Siz 10 yıl içerisinde neden bunlarla ilgili doğru dürüst çözüm önerisi bulmadınız, bulamadınız. Çünkü meseleyi samimi olarak incelemiyorsunuz. Buralarda denetimin, denetlemenin olmadığını görüyoruz. İliç’te kaç kişinin göçük altında olduğunu bilmiyoruz. Burada ÇED raporlarını veren Murat Kurum, kalkıp özür dilemesi gerekiyor. Bu araştırma komisyonu kurulmuş olması iyidir ama tepkileri azaltmak adına yapılmamalıdır. 10 yıl önceki raporun açıklanmasını ve tepkilerimizi burada kanun olarak geçmesi gerekiyordu. Şimdi niye getiriyorsunuz böyle bir şeyi demek ki başarısızsınız, iyi denetleyememişsiniz.”
İYİ Parti Grubu adına Manisa Milletvekili Şenol Sunat da şunları ifade etti:
“MUNZUR DAĞI’NIN YÜZDE 70’I ALTIN MADENİNE TAHSİS EDİLMİŞ VAZİYETTE”
“Siyanür ve sülfürik asit maddeleri akıyor. Milyonlarca ton zehirli atık Fırat Nehri’ne doğru ilerliyor. Fırat’a ulaşırsa milyonlarca insan ve hayvan zehirlenebilir, bölge için çok büyük bir tehlike. Dua edelim önlemler alınana kadar yağmur ve kar yağmasın. Madende çıkarılan altın, gümüş, bakır belki çok daha değerli madenler büyük bir kısmı ABD’ye götürülüyor. Türk ekonomisini kalkındıracak yer altındaki çok değerli serveti alıp yurtdışına götüren bu maden gelecek nesillerin temiz doğasını da zehirle katlediyor. Munzur Dağı’nın yüzde 70’ı altın madenine tahsis edilmiş vaziyette. Devletten 25 yıllığına işletme hakkını aldığı çok değerli soy metalleri siyanür dahil 23 farklı zehir kullanarak çıkartan şirketin Türkiye’ye ödediği paranın azlığı ise milli servetimizin nasıl heba edildiğinin boyutunu ortaya koyması açısında trajikomik.”
MHP Grubu adına Antalya Milletvekili Abdurrahman Başkan da şunları kaydetti:
“SIRF EKONOMİK RANT UĞRUNA ÇEVRENİN HARAP EDİLMESİNE KARŞI DURURUZ”
“Burada ruhsat vermekten ziyade asıl mesele verilen ruhsatın ve maden çıkarılan sahanın düzenli olarak denetlenmesi, denetim esnasında tespit edilen eksiklerin giderip giderilmediği, daha hassas şekilde denetlenerek gerekli yaptırımların en ağır şekilde uygulanması gereklidir. İş güvenliği ve iş sağlığı her şeyin önündedir, Hiçbir ekonomik bedel insan sağlığından ve canından önemli değildir. Çevre hassasiyeti yüksek olan ve tatlı su kaynaklarımızın mutlaka korunması gerektiğine inanan ve bu çerçevede mutlaka siyaset yapan bir hareketiz. Kimse endişe etmesin ki sırf ekonomik rant uğruna çevrenin harap edilmesine karşı dururuz ve ihmaller varsa bu ihmallerin ortaya çıkarılması adına ne gerekiyorsa yapacağımızdan kimse endişe duymasın.”
DEM Parti Grubu adına İzmir Milletvekili İbrahim Akın da şunları belirtti:
“İLİÇ’TEN DERS ÇIKARILMALIDIR, MECLİS’İMİZİN SORUMLULUĞU BU KONUDA AĞIRDIR”
“Bugün ülkenin 4 bir tarafı talan edilmektedir ve ruhsatı veren Çevre ve Şehircilik Bakanıdır, şu anda da İBB Adayıdır. Buradan savcılara sesleniyorum, Murat Kurum hakkında acilen soruşturma açılmalıdır. Gerekli işlemler yapılmalıdır, yapılmıyorsa bu ülkede hukuk, anayasa yoktur, hukuksuzluk vardır, gözaltına alınmalıdır. İnsanların bu kadar yok sayıldığı, değersizleştiği durumu kabul etmemiz mümkün değildir. İnsanlar yer altında kalmış durumda, burada insanlar gülüyorlar. Bu mudur milletvekili sorumluluğu, bunu kabul etmek mümkün değildir, İliç’ten ders çıkarılmalıdır. Bu ülkede yaşanmış olan ekonomik, sosyal, toplumsal kriz, anayasasızlık hali her yerde vardır ama doğa talanında kuralsızlık vardır. Meclis’imizin sorumluluğu bu konuda ağırdır, bu ağır sorumluluğu yerine getirmesi konusunda duyarlı olmasını, bütün milletvekillerinin ayrımsız gereğini yapmasını ve sorumlulukları yerine getirmesini özellikle rica ediyoruz.”
CHP Grubu adına söz alan Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel de şu ifadeleri kullandı:
“SAVCILARI İLİÇ’E GÖNDERMEYİN DOĞRUDAN AKP GENEL MERKEZİ’NE GÖNDERİM ÇÜNKÜ BÜTÜN BU SORUMLULAR ORADA DURUYOR”
“İliç’te olan bir kaza değil cinayettir. Onlarca milletvekili arkadaşımız gitti, öneriler verdi, medya konuştu ama sen hiçbir uyarıyı dinlememişsin. Artık bu bir kaza değil cinayettir. Tüm Fırat havzası şu anda risk altında. Türkiye, siyanür ve sülfürik asit çetelerinin işgali altındadır. Biliriz ki hiçbir işgal içeride işbirlikçi olmadan mümkün değildir. Kim ki bu altın madenlerini savunuyorsa, ondan bir menfaati var ve bu işgalin tarafıdır. İşte Binali Yıldırım da bu şirketi savunuyor işte Murat Kurum da kurumsal olarak geçmiş bakanlığında buna destek vermiş. Şimdi 4 tane savcı görevlendirmişler, savcıları İliç’e göndermeyin Murat Kurum’a, Binali Yıldırım’a gönderin. Siz savcıları İliç’e göndermeyin doğrudan AKP Genel Merkezi’ne gönderim çünkü bütün bu sorumlular orada duruyor.”
Önerge üzerine milletvekillerinin konuşmasının ardından Meclis Araştırması açılması önergesi kabul edildi. Buna göre İlgili Meclis Araştırması için 22 üyeden oluşan komisyon kurulacak ve komisyon 3 ay süreyle, gerektiği takdirde de Ankara dışında çalışacak.
]]>MELTEM KARAKAŞ
Erzincan’da meydana gelen maden faciası ile ilgili açıklama yapan Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Fatma Özkoç, “Kaymaz’da yapılmaya çalışılan 3’üncü atık barajında da aynı katliam er geç yaşanacaktır” dedi.
Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) tarafından Erzincan İliç’teki altın madeninde yaşanan facia ile ilgili basın açıklaması yapıldı. Eskişehir’in Sarıcakaya-Mihalgazi ilçelerine yapılmak istenen altın gümüş maden ocağını örnek gösteren Filiz Fatma Özkoç, “Erzincan İliç’te yaşanan olay; Kaymaz ve Atalan’da yaşanmayacağını kim garanti edecek?” dedi.
“EYLÜL 2022’DE TEKRAR ÜRETİM İZNİ ALDI”
ESÇEVDER Yönetim Kurulu Üyesi Filiz Fatma Özkoç, açıklamasında şunları söyledi:
“Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği olarak Erzincan İliç Çöpler Altın Madeninde yaşanan siyanürlü pasa dağında çökme meydana geldiğini, işçilerin toprak altında kaldığını öğrenmiş bulunuyoruz. Siyanürlü toprağın altında kalanların bir an önce kurtarılmasını umuyoruz. Aynı işletmede 21 Haziran 2022 yılında siyanür çözeltisi taşıyan boru patlamış ve 210 metreküp siyanür çözeltisi toprağa karışmıştı. Daha sonra eylül 2022’de tekrar üretim izni aldı. Çevre Aktivisti Sedat Cezayirlioğlu uluslararası ceza mahkemesine (UCM) başvurmuş idi. Ayrıca Türk Mimar Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) biri kapasite arttırımı ile ikincisi ÇED gerekli değildir ile ilgili olarak 06 Aralık 2023’te iki adet dava açılmıştı. Ayrıca Anayasa Mahkemesine işletilen altın madeninin özel yaşamı ve sağlığı tehdit ettiği iddiası ile yapılan başvuruda yurttaşı haklı bularak ihlal ve yeniden yargılanması kararı vermişti.
“İLİÇ’TE OLAN BİR KAZA DEĞİL ÇEVRE VE YAŞAM KATLİAMIDIR”
Çöpler Altın Maden İşletmesi Anagold ve Çalık Holdingin ortaklarından olup, Anagold’un 7,2 milyon dolar vergi borcunun silindiği hafızalardadır. Son yıllarda Türkiye’nin hemen her yerinde olduğu gibi, Eskişehir’imiz de kar etmek dışında hiçbir amacı olmayan madencilik şirketlerinin hedefindedir. Bu şirketler, bitmek bilmez kar hırslarıyla milyonlarca insanımızın yaşam alanını, suyunu, toprağını, doğasını ve nihayet yaşamlarını hiçe saymaktadırlar. İliç’te olan bir kaza değil çevre ve yaşam katliamıdır.
“ATALAN, ALPAGUT, TEKECİLER’DE AYNI KATLİAM ER YA DA GEÇ YAŞANACAKTIR”
Kaymaz’da yapılmaya çalışılan 3’üncü atık barajında da aynı katliam er geç yaşanacaktır. Yine Cengiz Holding tarafından 713 hektarlık yani 941 futbol sahası büyüklüğünde, 180 milyon ton kazı yaparak, patlatmalı ve açık alan işletmeciliği, siyanürlü yığın liç yöntemi ile altın-gümüş çıkartacak olan Atalan, Alpagut, Tekeciler’de aynı katliam er ya da geç yaşanacaktır. Kaldı ki siyanürlü pasa, dik yamaçlı araziye sahip olan Sarıcakaya ve çevresi ile Sakarya Nehrini siyanürlü toprak ile er ya da geç zehirleyecektir. Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği özel kişilerin karlarına tahsis edilmediği ve kamusal ihtiyaçlar dışında bir amaca hizmet etmediği müddetçe maden çıkartılmasına karşı olmayıp, maden sahalarının ülkemize ve şehrimize vereceği zararlar göz önüne alınırsa bir avuç kişinin çıkarlarının ülke çıkarlarının önüne geçmemesi için mücadelemize devam edeceğimizi kamuoyuna gururla açıklıyoruz.”
]]>TBMM Genel Kurulunda, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeninde yaşanan toprak kayması olayının araştırılması için komisyon kurulması önerildi. MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, “Araştırma neticesinde hata, kusur ve varsa kasıtların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz. İlerleyen saatlerde ortaklaşa bütün gruplar olarak Meclis araştırma komisyonu kurulmasını temin edeceğiz” dedi.
TBMM Genel Kurulu, Erzincan İliç’te meydana gelen maden kazasını görüşmek üzere Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder başkanlığında toplandı. Burada söz alan MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, “Erzincan İliç’teki özel bir maden ocağında dün maden ocağından çıkarılan cevherin konumlandırıldığı yığının kayması sonunda 9 madencimiz toprak altında kalmıştır. Kayıp 9 işçiye ulaşmak için tüm imkanların seferber olduğunu ve 827 personelin arama ve kurtarma çalışmalarına katıldığını öğrendik. İnşallah diliyoruz ki tüm madencilerimize sağ salim kavuşuruz. Bütün ülkemize geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ancak kayan yaklaşık 10 milyon metreküplük toprak yığını yaklaşık 300 dönümlük bir alana yayılmış ve bölgede etkisini gösteren yağışlı hava arama çalışmalarını da zorlaştırmaktadır. Erzincan İliç’te yaşanan bu hadisenin meclis araştırma komisyonu kurulması; araştırma neticesinde hata, kusur ve varsa kasıtların tespit edilerek alınacak önlemlerin belirlenmesinin yerinde olacağını düşünüyoruz. İlerleyen saatlerde ortaklaşa bütün gruplar olarak meclis araştırma komisyonu kurulmasını temin edeceğiz” dedi.
CHP’Lİ GÜNAYDIN: ALTIN MADENCİLİĞİNİ KAMUSAL BİR HALE GETİRELİM
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da söz konusu bölgede siyanürle altın araması yapıldığını ve bunun da çok doğal olduğunun söylendiğini belirterek, “Ben söyleyeyim size; 2000 yılında Çekoslovakya siyanür ile altın aramayı yasakladı. 2002 yılında Almanya yasakladı. 2009 yılında Macaristan yasakladı. 2010 yılında Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Avrupa topraklarında siyanürle altın madenciliğinin yasaklanmasına ilişkin bir teklifi oy birliği ile kabul etti. Demek ki 2010’da Avrupa’nın yasakladığı bir şeyi, çok daha evvel AB’nin bazı ülkelerinin yasakladığı bir konuyu Türkiye normalmiş gibi 2024’te yapıyor. Bugün altın madeninde çıkartılan altının yüzde 98’ini çıkartan yabancılar alıyor. Yani benim toprağımı bir daha kullanılamaz hale getiriyorlar. Bana siyanürlü bir çevre felaketi armağan ediyorlar. Gelin bir başka teklif daha getirelim. Altın madenciliğini kamusal bir hale getirelim ve Türkiye’de çıkarttığımız; elbette bilime uygun, çevre sağlığına, işçi sağlığına uygun şekilde çıkarttığımız altını kamunun yararına kullanalım. Kendi malımız olsun. Yabancıların malı olmasın” diye konuştu.
AK PARTİ’Lİ GÜL: KİMİN İHMALİ VARSA GEREKEN CEZAYI ALACAK
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül ise “Dünkü acı haber ile birlikte tüm millet olarak hepimiz büyük bir üzüntü ile sarsıldık. ve maalesef 9 işçimiz toprak altında. ve tüm imkanlar seferber edilmiş durumda. Tüm duamız, tüm istediğimiz bu canların salimen kurtulmasına yöneliktir. Çok üzgünüz. Kalbimiz, dualarımız Erzincan ile beraber. Devletimiz olayın ilk anından itibaren tüm imkanlarını seferber etmiş durumda. Olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli soruşturma başlatılmıştır. Ayrıca idari soruşturmalar başlatılmıştır. ve ilk etapta saha sorumlularının da bulunduğu 4 şahıs gözaltına alınmıştır. İnsanımızın canı her şeyden önce gelmektedir. Hiçbir şey insan canından daha kıymetli değildir. Tek bir insanımızın kaybı da bizi derinden yaralar, derinden sarsar. Bu konuyla ilgili adli soruşturma çerçevesinde titiz bir şekilde yapılan çalışma maddi gerçeği ortaya çıkaracak; kimin ihmali, kusuru, sorumluluğu varsa adalet önünde gereken cezayı alacağına inancımız tamdır” ifadelerini kullandı.
]]>ANTALYA’daki Trebenna Antik Kenti’nde dedektörle arama yapan define avcılarının mezarları kazdığı, antik yapılara zarar verdiği ortaya çıktı. Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Sorumlusu Cemil Karabayram, “Çerez gibi satıyorlar bu cihazları. Bunların ruhsata tabi olması lazım. Arkeolojiye sıkılmış bir kurşun bu” dedi.
Konyaaltı ilçesi sınırlarında bulunan ve tarihi M.S. 2’nci yüzyıla kadar uzanan Trebenna Antik Kenti, kaçak kazı yapan defineciler tarafından talan ediliyor. Kent merkezine yakın olmasına karşın, çok az bilinen antik kente gelen define avcıları, beraberinde getirdikleri dedektörlerle değerli metal arıyor. Antik kentin kapısı başta olmak üzere ayakta duran yapıların birçoğuna zarar veren bu kişiler, mezar başlarının bulunduğu alandaki 3 antik mezarı da kazdı. Bir mezarı 2 metre kadar kazan definecilerin altın ya da benzeri değerli metal bulup bulmadıkları bilinmiyor.
‘CİHAZ BİLİNENİN AKSİNE İŞE YARAMIYOR’
Bazı kişilerin antik kentlerde define aradığını, bunu da dedektörlerle yaptığını anlatan Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Sorumlusu Cemil Karabayram, cihazın bilinenin aksine işe yaramadığını söyledi. Bir pazarlama stratejisi olarak altına farklı tonda, gümüşe farklı tonda ses çıkarıp uyardığı yönündeki bilgilerin doğru olmadığını anlatan Karabayram, ” Likya’nın dağları, Pamfilya’nın dağları, hatta Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’da birçok yeri tahrip ediyorlar. Bunu da dedektörle yapıyorlar. Aslında bu cihaz bir yalan, kabus” dedi.
‘SABAHA KARŞI VE GECE KAZIYORLAR’
Avrupa’da bu türden cihazların ruhsatsız satışının yasak olduğunu belirten Cemil Karabayram, “Bu dedektör satışlarının kısıtlanması lazım. Arkeolojik alanlar bir kabusa mahkum edildi. Devlet elinden geldiğince her yeri koruyor ama sabaha karşı ve gece kazıyorlar. Çerez gibi satıyorlar bu cihazı. Ruhsata tabi olması lazım. Arkeolojiye sıkılmış bir kurşun bu. İnternette her yerde var bu cihaz. Kişi silah ruhsatı aldığı gibi dedektör için de ruhsat alsın. Arkeolojiye sıkılan bu kurşunları temizlemek bizim görevimiz” diye konuştu.
‘TENEKE PARÇASINA DAHİ ÖTEN BİR CİHAZ’
Jeofizik Mühendisi İlyas Toklu da dedektörün çalışma mantığını anlattı. Bu türden cihazları satanların para kazandığını, alanların ise kazanç elde edemediğini söyleyen Toklu, “Altın, gümüş, bakır ayrımı yapabilecek kapasitede bir cihaz değildir. Altında farklı, gümüşte farklı, bakırda farklı sinyaller veriyor, diye pazarlanıyor. Böyle bir cihaz da yok zaten. Değerli metallerin elektrik geçirgenlik özelliği virgülden sonraki rakamlarla ifade edilecek kadar küçük farklılık gösterir” dedi.
Dedektörlerin aslında mayın tespiti için geliştirildiğini anlatan Toklu, “Yerin 30-50 santimetre altındaki mayını tespit etmek için geliştirilmiş cihazlar. Öyle metrelerce derindeki altını falan bulamaz. Kaz babam kaz, sonra kendini üzüyor. Ufak bir teneke parçasına bile öten bir cihaz. 30 santimetreye kadar hassasiyeti olan cihazlar” diye konuştu.
Diğer yandan internette dedektör satışı da açık şekilde yapılıyor. Üstelik herhangi bir belge de istenmiyor. 15 bin liradan başlayıp 200 bin liraya kadar fiyatlarla dikkati çeken dedektörlerin bazıları ise ‘Altın ve define avcıları için geliştirilen dedektör’ yazılarak pazarlanıyor.
]]>28.01.2024 10:52:12 Adana/ Ekonomi/ 20240128AW129504 (ÖZEL HABER)
Fotoğrafı İndir
Fotoğrafı İndir
Fotoğrafı İndir
Fotoğrafı İndir
Fotoğrafı İndir
IHAAW104437-EKO/28-01-2024
– Şırdan çöptü altın oldu
– Adana’da bundan 5 yıl önce günde 3 bin 500 şırdan çöpe dökülürken, son yıllarda Türkiye genelinde satılmaya başlanınca tanesi 3 liradan 100 liraya kadar yükseldi
(Fotoğraflı)
Fatih Keçe – Serkan Çetinkaya
ADANA (İHA) – Adana’da bundan 5 yıl önce günde 3 bin 500 şırdan çöpe dökülürken, son yıllarda Türkiye genelinde satılmaya başlanınca, tanesi 3 liradan 100 liraya kadar yükseldi.
Adana’nın yöresel yemeklerinden şırdanı bundan 5 yıl önce kimse bilmezken ve günde ortalama 3 bin 500’ü çöpe dökülürken, bugün şırdanın ünü Adana dışına çıktı. Bu nedenle şırdanı bulabilmek neredeyse imkansız hale geldi. Bunda hem şırdanın tüm Türkiye’ye yayılması, hem de her hayvanda bir tane şırdan olması en büyük etken. Fiyatı 5 yıl önce tane olarak 3 liradan satılan şırdan şimdilerde 100 liraya kadar çıktı. Altın gibi değerlenen şırdan artık zengin yemeği oldu.
“Şırdanı Avrupa’dan isteyen var”
Kasaplar Odası Başkanı Saruhan Yağmur, şırdan fiyatlarının çok yükseldiğine dikkat çekerek, “Hem fazla kesimimiz yok hem de iklim nedeniyle Adana’ya hayvan gelmiyor. Olan şırdanlar diğer illere gittiği için biraz kıtlık çekiyoruz. Biz de şaşkınız böyle olmaması lazımdı. Geçtiğimiz yıllarda biz şırdanı döküyorduk ama şu an zengin yemeği oldu. Fiyattaki bu yükselişle alakalı çalışmalarımız devam ediyor. Önceden ortalama günlük 3 bin 500 çöpe gidiyordu. Türkiye geneline yayıldı, hatta Avrupa’dan isteyenler var” dedi.
“Şırdan altın oldu”
Şırdancı Rıfatcan Bilgin ise şırdanın fiyatının her yıl olduğu gibi bu yıl da yükselmeye devam ettiğinin altını çizerek şöyle devam etti:
“Şırdanda her yıl olduğu gibi yükselme oluyor. Ancak bu sene fiyatlarda aşırı bir yükseliş var. Diğer illerde de satışı çoğaldığı için yükseliş aşırı oldu. Geçen yıl bu aylarda 40-45 bandında olan şırdan şu an 85 lira ancak 100 liraya satanlar da var. Çorba ve paçayı sabit tutmaya çalışıyoruz, elimizden geldiği kadar zam yapmıyoruz. Ancak şırdan fiyatı bizim elimizde olan bir şey değil. Her hayvandan bir tane çıkıyor adı üstünde sakatat ama bugün çok değerli. Resmen restoran hizmeti vermeye başladık şırdancılar olarak. Şırdan bulmakta çok sıkıntılar yaşıyoruz. Fiyatların yükselme nedeni ürünün az olmasından kaynaklanıyor. Eğer çok ucuz bir ürün olsaydı Adana’da akşam saatlerinde bitmiş olacaktı ve parası olan da erişemeyecekti. Şırdan resmen altın oldu.”
Şırdan yiyen Sevhan Öksüz ise, “Fiyatlar aşırı yükseldiği için birkaç yıldır şırdan yiyemiyorduk. Uzun zaman sonra bugün ilk defa geldik. Uzun zaman sonra yiyoruz, fiyatların yükselmesi hoş değil” dedi. Ünal Öksüz ise, “El yakıyor, cep yakıyor zaten piyasanın durumu belli yapacak bir şey yok. Müşteri sayısının artması için fiyatların biraz daha makul olması gerekiyor” diye konuştu.
Şırdan nedir
Adana’ya özgü bir yemek olan şırdan aslında bir sakatat dolması. Şırdan küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarda sadece bir tane bulunuyor. Şırdan geviş getirenler grubundaki hayvanların midelerinin 4. kısmı diyebiliriz. Bu bölüm midenin bağırsaklardan önceki son bölümüdür.
]]>Adliyeye sevk edilen 6 şüpheliden 3’ü tutuklandı, 2’si ev hapsine çarptırıldı
BURSA – Bursa’daki kuyumcu fonu adı altında toplam 82 kişiden 500 milyon lira değerinde altın toplayıp ortadan kaybolan kuyumcu ve onunla birlikte hareket ettikleri iddia edilen 6 kişi Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgunun ardından adliyeye sevk edildi. Hakim karşısına çıkan şüphelilerden 3’ü tutuklanırken, 2’si ev hapsine çarptırıldı. Bir şüpheliye ise yurtdışı yasağı getirildi. Öte yandan, İstanbul’da yakalanan kuyumcu A.Ö. ile babası S.Ö. ve iş ortağı A.F.Ş.’nin tüm mal varlıklarına el konulduğu belirtildi.
Bursa’nın Orhangazi ilçesinde kuyumcu A.Ö. önce yakın çevresinden daha sonra ikamet ettiği ilçeden ve yakın ilçelerden kar payı dağıtma vaadiyle altın toplamaya başladı.
Sisteme para üzerinden dahil olanlar verdikleri para oranında aylık ve 3 aylık periyotlarda, çeyrek altın vererek dahil olanlar altın almaya başladı. Kısa sürede 82 kişiden 500 milyon lira değerinde altın toplayan A.Ö. kar payı ödemelerini yapamayınca bir gece ansızın H.Ş. ile birlikte iş yerindeki tüm altınları toplayarak kaçtı. Kuyumcu dükkanı iki gün açılmayınca para ve altın yatıranlar durumdan şüphelenip Orhangazi İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün yolunu tuttu. Yapılan araştırmalar ve şehir kameraları incelendiğinde, 2 kişinin kuyumcu dükkanından altın dolu çantaları arabaya yükleyerek kaçtıkları tespit edildi.
Orhangazi Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında harekete geçen Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri kuyumcu A.Ö.’nün H.Ş. ile birlikte İstanbul’a gittiğini H.Ş.’nin A.Ö.’yü Beyoğlu ilçesinde R.E. isimli bir arkadaşının evine bırakıp döndüğünü belirledi. Önce H.Ş. gözaltına alındı. Ardından Beyoğlu’nda bir eve yapılan baskında kuyumcu A.Ö. ve arkadaşı R.E. gözaltına alındı. Ekipler daha sonra A.Ö.’nün babası S.Ö. ile ortakları A.F.Ş ile kuyumcu dükkanında çalışan S.İ.’yi gözaltına aldı.
Şuçlamaları kabul etmedi
A.Ö. emniyetteki ifadesinde suçlamaları reddederek, 3 yıl önce işleri bozulduğunda yüksek faizle borç aldığını söyledi. İşleri düzelmeyince başkalarından da borç altın almaya devam ettiğini öne süren A.Ö, “İşlerim iyice zora girdi, ödemeleri yapamaz hale geldim. Bu defa da ödemeleri yapmak için elimdeki altınları ucuza satmaya başladım, yine olmayınca dükkanı kapatıp İstanbul’a gittim” ifadelerini kullandı.
Emniyetteki işlemleri tamamlanan kuyumcu ve olayla ilgisi bulunduğu iddia edilen 5 kişi adliyeye sevk edildi. Bu sabah erken saatlerde geniş güvenlik önlemleri eşliğinde Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’nden çıkarılan şüpheliler, Orhangazi Adliyesi’ne götürüldü.
82 kişiden yaklaşık 500 milyon lira değerinde altın aldığı iddia edilen A.Ö. ile babası S.Ö ve ortağı A.F.Ş.’nin tüm mal varlıklarına tedbir konulduğu bildirildi. Mahkemeye çıkarılan 6 şüpheliden, A.Ö, S.Ö, H.Ş tutuklanırken, S.İ. ile A.F.Ş ise ev hapsine çarptırıldı. R.E ise yurtdışı yasağı getirilirken, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Öte yandan, savcılığın tutuksunuz yargılan 3 kişi hakkında karara itiraz etmesi bekleniyor.
]]>Kuyumcu ile babası ve ortağının mal varlıklarına el konuldu
53 kişiden 500 milyon lira değerinde altın toplamışlar
BURSA – Bursa’daki kuyumcu fonu adı altında toplam 53 kişiden 500 milyon değerinde altın toplayıp ortadan kaybolan kuyumcu ve onunla birlikte hareket ettikleri iddia edilen 6 kişi Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgunun ardından adliyeye sevk edildi. İstanbul’da yakalanan kuyumcu A.Ö. ile babası S.Ö. ve iş ortağı A.F.Ş.’nin tüm mal varlıklarına el konulduğu belirtildi.
Spor dünyasının ünlü isimlerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda insanı Fatih Terim Fonu adı altında yüksek kazançlı fon vaadiyle dolandırdığı iddia edilen bankacı Seçil Erzan’ın ardından bir fon dolandırıcılığı haberi de Bursa’dan geldi. Bursa’nın Orhangazi ilçesinde aynı sistemi altın üzerinden kurgulayan kuyumcu A.Ö. önce yakın çevresinden daha sonra ikamet ettiği ilçeden ve yakın ilçelerden kar payı dağıtma vaadiyle altın toplamaya başladı.
Sisteme para üzerinden dahil olanlar verdikleri para oranında aylık ve 3 aylık periyotlarda, çeyrek altın vererek dahil olanlar altın almaya başladı. Kısa sürede 53 kişiden 500 milyon lira değerinde altın toplayan A.Ö. kar payı ödemelerini yapamayınca bir gece ansızın H.Ş. ile birlikte iş yerindeki tüm altınları toplayarak kaçtı. Kuyumcu dükkanı iki gün açılmayınca para ve altın yatıranlar durumdan şüphelenip Orhangazi İlçe Emniyet Müdürlüğünün yolunu tuttu. Yapılan incelemeler ve şehir kameraları incelendiğinde 2 kişinin kuyumcu dükkanından altın dolu çantaları arabaya yükleyerek kaçtıkları tespit edildi.
Orhangazi Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında harekete geçen Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Yankesicilik ve Dolandırıcılık Büro Amirliği ekipleri kuyumcu A.Ö.’nün H.Ş. ile birlikte İstanbul’a gittiğini H.Ş.’nin A.Ö.’yü Beyoğlu ilçesinde R.E. isimli bir arkadaşının evine bırakıp döndüğünü belirledi. Önce H.Ş. gözaltına alındı. Ardından Beyoğlu’nda bir eve yapılan baskında kuyumcu A.Ö. ve arkadaşı R.E. gözaltına alındı. Ekipler daha sonra A.Ö.’nün babası S.Ö. ile ortakları A.F.Ş ile kuyumcu dükkanında çalışan S.İ.’yi gözaltına aldı.
Şuçlamaları kabul etmedi
A.Ö. emniyetteki ifadesinde suçlamaları reddederek, 3 yıl önce işleri bozulduğunda yüksek faizle borç aldığını söyledi. İşleri düzelmeyince başkalarından da borç altın almaya devam ettiğini öne süren A.Ö, “İşlerim iyice zora girdi, ödemeleri yapamaz hale geldim. Bu defa da ödemeleri yapmak için elimdeki altınları ucuza satmaya başladım, yine olmayınca dükkanı kapatıp İstanbul’a gittim.” ifadelerini kullandı.
Emniyetteki işlemleri tamamlanan kuyumcu ve olayla ilgisi bulunduğu iddia edilen 5 kişi adliyeye sevkedildi. Bu sabah erken saatlerde geniş güvenlik eşliğinde Bursa Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’nden çıkarılan şüpheliler Orhangazi Adliyesine götürüldü.
53 kişiden yaklaşık 500 milyon değerinde altın aldığı iddia edilen A.Ö. ile babası S.Ö ve ortağı A.F.Ş.’nin tüm mal varlıklarına tedbir konulduğu bildirildi. Olayla ilgili savcılığın tahkikatı sürüyor.
]]>