Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan CNN’e yaptığı açıklamada, İsrail, ABD, Mısır ve Katar temsilcilerinin anlaşmanın “ana hatları” konusunda bir mutabakata vardıklarını söyledi.
Anlaşmanın halen müzakere aşamasında olduğunu belirten Sullivan, Katar ve Mısır’ın Hamas ile dolaylı görüşmeler yapması gerektiğini de sözlerine ekledi.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise CBS’e yaptığı açıklamada, görüşmelerden bir rehine anlaşması çıkıp çıkmayacağının henüz belli olmadığını belirterek, ayrıntılara girmekten kaçındı, ancak Hamas’ın daha makul taleplerde bulunması gerektiğini söyledi.
Öte yandan, Cumartesi günü Paris’te yapılan görüşmelerde ilerleme kaydedildiği haberlerinin ardından İsrail savaş kabinesi de Gazze’de ateşkes anlaşması görüşmeleri hakkında bilgilendirildi.
Paris görüşmeleri, Gazze’de ateşkesi ve rehinelerin iadesini sağlamayı amaçlayan müzakerelerin bir parçası olarak İsrail ile Mısır, Katar ve ABD’den arabulucular arasında yürütüldü.
Varılacak bir anlaşma aynı zamanda İsrail’de tutulan Filistinli mahkumların da serbest bırakılmasını öngörüyor.
Netanyahu sosyal medya platformu X’te paylaştığı mesajda, “Rehinelerimizin serbest bırakılması için başka bir taslak elde etmeye çalışıyoruz. Bu nedenle Paris’e bir heyet gönderdim ve bu akşam müzakerelerde atılacak bir sonraki adımları görüşeceğiz” diye yazdı.
Daha sonra İsrail’in bu hafta Katar’a yeni görüşmeler için bir heyet göndereceği bildirildi.
Göstericilere polisten sert müdahale
Tel Aviv’de Başbakan Binyamin Netanyahu’nun istifasını isteyen gösteriler polis tarafından dağıtıldı.
Demokrasi Meydanı’na gitmeye çalışan göstericilere atlı çevik kuvvet polisleri saldırdı.
Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırılardan önce de İsrail’de hükümet karşıtı gösteriler nispeten sık görülüyordu.
Ancak Cumartesi günkü gösterilerde Ekim ayından bu yana polis ilk kez daha sert önlemlere başvurdu.
Göstericiler, Gazze’deki savaşta hükümeti rehineleri kurtarmak yerine Hamas’ı yenme güdüsüyle hareket etmekle eleştiriyor.
Ana muhalefet lideri Yair Lapid, İsrail ordu karargahı önünde toplanan göstericilere yönelik saldırgan tutumundan dolayı polisi eleştirdi.
Gösteride en az 21 kişinin tutuklandığı ve onlarca kişinin yaralandığı bildirildi.
Hükümet karşıtı protestoların yanı sıra İsrailli rehinelerin aileleri de savaşa diplomatik bir çözüm bulunması ve rehinelerin geri dönüşüne odaklanılması çağrısında bulunmak üzere şehirde toplandı.
‘Savaşın sonu demek değil’
Cumartesi günü erken saatlerde İsrail medyası Paris’teki görüşmelerde bir rehine ve ateşkes anlaşması konusunda ilerleme kaydedildiğini duyurdu.
İsrail’in istihbarat şefi David Barnea, Cumartesi günü Fransa’nın başkenti Paris’te Mısır, Katar ve ABD’den arabulucularla bir araya geldi.
Görüşmelerde daha sonraki müzakerelerin temelini oluşturacak bir anlaşmanın ana hatları üzerinde mutabık kalındığı ve bu anlaşmanın Cumartesi gecesi İsrail savaş kabinesine sunulduğu bildirildi.
İsrail medyası savaş kabinesinin Katar’a bir heyet göndermeyi kabul ettiğini ve heyetin bir hafta sürecek bir ateşkes ve İsrail’de tutulan yüzlerce Filistinli mahkum karşılığında rehinelerin serbest bırakılmasını öngören bir anlaşma üzerinde müzakerelere devam edeceğini bildiriyor.
Ancak İsrail ulusal güvenlik danışmanı Tzachi Hanegbi Cumartesi akşamı televizyonda yayınlanan bir röportajda “Böyle bir anlaşma savaşın sona erdiği anlamına gelmez” dedi.
Görüşmeleri yakından takip eden üst düzey bir Filistinli yetkili daha önce BBC’ye yaptığı açıklamada Paris’te gerçek bir ilerleme kaydedilmediğini söylemiş ve müzakerecileri Hamas üzerindeki baskıyı arttırmak için yanlış bilgi sızdırmakla suçlamıştı.
Hamas, bir anlaşmaya varılması konusunda ilerleme kaydedildiğine dair son haberler hakkında yorum yapmadı.
‘Biden Refah konusunda bilgilendirilmedi’
Bu arada Gazze’de çatışmalar ve hava saldırıları can almaya devam ediyor.
Netanyahu, X’teki paylaşımında, 1,5 milyona yakın insanın sıkışıp kaldığı Gazze’nin güneyinde, Mısır sınırındaki Refah’a yönelik operasyon planlarını onaylamak için bu hafta kabinesini toplayacağını söyledi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan Pazar günü NBC’ye verdiği mülakatta, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail’in Refah’taki askeri operasyon planları hakkında bilgilendirilmediğini ancak sivil yaşamın korunması gerektiğine inandığını söyledi.
Sullivan, “Bu sivilleri korumak, onları güvenli bir yere götürmek, beslemek, giydirmek ve barındırmak için açık ve uygulanabilir bir plan olmadığı sürece Refah’ta bir operasyonun, büyük bir askeri operasyonun devam etmesi gerektiğine inanmıyoruz” dedi.
İsrail savaş kabinesi üyesi Benny Gantz, Hamas’ın 10 Mart’a kadar Gazze’de tuttuğu tüm rehineleri serbest bırakmaması halinde .
İsrail’in artan hava saldırıları yardım operasyonlarını engelliyor.
Yardım kuruluşları ve birçok Batılı hükümet Refah’a yapılacak bir saldırının sonuçlarının korkunç olabileceği konusunda uyarıda bulundu.
BM’nin Filistinli mültecilere yardım kuruluşu UNRWA, halk çaresizlikten konvoyları yağmalaması nedeniyle Gazze’nin kuzeyine yardım sevkiyatını durdurduğunu açıkladı. UNRWA’nın kamyonlarından biri de 5 Şubat’ta İsrail ateşiyle vuruldu.
Hamas tarafından yönetilen sağlık bakanlığı, İsrail saldırılarında en az 29.600 Filistinlinin öldüğünü ve Gazze’de enkaz altında binlerce cesedin daha olduğunu açıkladı.
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1200 İsrailli öldü ve yaklaşık 250 kişi rehin alınmış, rehinelerin bir kısmı serbest bırakılmıştı.
]]>İsrail’in Gazze Şeridi’ne saldırıları sürerken ateşkes görüşmeleri de Katar ve Fransa’da devam ediyor. Mısır medyası ateşkes müzakerelerine Katar’ın başkenti Doha’da yeniden başlandığında duyururken, Paris’teki görüşmelerde ise ateşkes taslağının oluşturulduğu bildirildi. Paris’te hazırlanan ateşkes taslağına göre, ateşkesin ilk aşaması 6 hafta sürecek, Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli esir serbest kalacak.
DOHA’DAKİ MÜZAKERELER BAŞLADI
Mısır’daki yönetime yakın el-İhbariyye haber kanalı, güvenilir kaynaklara dayandırdığı haberinde, Katar’ın başkenti Doha’da Gazze Şeridi’nde ateşkes sağlanması amacıyla uzmanlar düzeyinde müzakerelere başlandığını duyurdu. Müzakerelerin ne zaman başladığı ve gelişmelere dair ayrıntılı bilgi verilmezken, konuya ilişkin diğer ilgili taraflardan henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Ayrıca haberde, Doha’daki görüşmelerin ardından toplantıların Kahire’de devam edeceğine işaret edildi.
İSRAİL, KATAR’A HEYET GÖNDERECEK
Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonu, İsrailli bir yetkiliden aktardığı bilgide, Gazze’de alıkonulan esirlerin serbest bırakılması için görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ayrıca, tüm ayrıntıları görüşmek üzere gelecek birkaç gün içinde Katar’a bir heyet gönderileceğini duyurdu.
ESİR TAKASI İÇİN HAMAS’IN ŞARTI: GAZZE’DEKİ SAVAŞ BİTMELİ
İsrail resmi televizyonu ise, Kahire’de daha önce yapılan görüşmelerde, esir takası için Hamas’ın Gazze’de savaşın bitirilmesi şartında ısrar etmiş olduğunu hatırlattı.
PARİS’TEKİ GÖRÜŞMELER: ATEŞKESİN İLK AŞAMASI 6 HAFTA SÜRECEK
Diğer tarafından Fransa’nın başkenti Paris’te oluşturulan taraflar arasındaki başka bir ateşkes taslağına göre, Hamas ile İsrail arasında arabulucuların müzakere ettiği Gazze Şeridi’nde ateşkes ve karşılıklı esir takası uzlaşısının aşamalı olacağı, ilk başta 6 haftalık bir ateşkes ve Gazze’deki 35 kadar İsrailli esirin serbest bırakılmasının planlandığı belirtildi.
Arapça yayın yapan Londra merkezli Şark el-Avsat’ın Filistinli kaynaklara dayandırdığı habere göre, ateşkesin birinci aşamasında Gazze Şeridi’ndeki 35 kadar İsrailli serbest bırakılacak, İsrail hapishanelerindeki yüzlerce Filistinli esir de salıverilecek.
NETANYAHU: ANLAŞMA ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da gelişmelere ilişkin bir açıklama yaptı. ABD merkezli CBS kanalına konuşan Netanyahu, “Hepimiz rehine anlaşması üzerinde çalışıyoruz. Anlaşmaya varıp varamayacağımızı söyleyemem” dedi.
Hamas’ın “makul bir duruma gelmesi” gerektiğini belirten Netanyahu, “Gazze’deki Filistinli sivillerin tahliyesini” ve “Hamas’ın kalan taburlarının yok edilmesine yönelik bir operasyonu” içeren ikili bir askeri planı gözden geçirmek üzere kurmaylarıyla bir araya geleceğini de sözlerine ekledi. İsrail Başbakanı, “Eğer bir anlaşma yaparsak, bu biraz gecikecek ama gerçekleşecek. Anlaşma olmazsa da yine de yapacağız.” dedi.
ABD: TEMEL HATLAR ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARILDI
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, I·srail, Mısır, Katar ve ABD’nin, geçici ateşkes için rehine anlaşmasının temel hatları konusunda mutabakata vardığını açıkladı. Sullivan, anlaşmasının hala müzakere aşamasında olduğunu ve Katar ile Mısır’ın Hamas ile dolaylı görüşmeler yapması gerekeceğini bildirdi.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE SON DURUM
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi. İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
GAZZE’DEKİ CAN KAYBI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 692 Filistinli öldürüldü, 69 bin 879 kişi yaralandı. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor. İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti.
579 İSRAİL ASKERİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 579 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
24 KASIM’DAKİ ATEŞKES
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
LÜBNAN SINIRI DA HAREKETLİ
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>Anlaşmanın jeopolitik önemi ise 1 Ocak’ta Etiyopya’nın Somali’den ayrılmaya çalışan Somaliland ile deniz üssü kurma amaçlı imzaladığı anlaşmaya yanıt olarak imzalanması. Türkiye’nin bu anlaşmayla, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgenin en önemli sorunlarından birinin parçası haline geldiği yorumları yapılıyor.
Somali, dünyanın en yoksul ülkelerinden. Türkiye ve Batılı ülkelerin de “terör örgütleri” listesindeki Eş-Şebab başta olmak üzere radikal bazı örgütlerin varlık gösterdiği ülkede merkez hükümet güvenlik sorununu çözemiyor. Somali, Türkiye’nin 2011’den bu yana siyasi, ekonomik ve askeri olarak en çok yatırım yaptığı ülkeler arasında.
2011’de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Somali’ye yaptığı ziyaretle başlayan bu ilgi, hem Türkiye’nin Afrika açılımının önemli bir adımı oldu, hem de Ankara’nın “insani diplomasi” adını verdiği ve ilerki yıllarda daha da geliştireceği anlayışın ilk örneğini oluşturdu.
Türkiye, Somali’yi yeniden ayağa kaldırmak için eğitim, sağlık ve ekonomi alanlarında önemli altyapı yatırımlarında bulundu ve ülkenin “terörle mücadele” edebilmesi için askeri eğitim ve iş birliği adımlarını attı.
Türkiye ve Somali arasında 2012’de imzalanan Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması kapsamında Somali silahlı kuvvetlerine teknik destek ve eğitim veren Türkiye, Mogadişu’da TÜRKSOM olarak bilinen geniş bir askeri üssü sahip.
Somali Türk Görev Kuvveti Komutanlığı bu üste 2017’den bu yana görev yapıyor. Türkiye Büyükelçiliği, Türk askeri üssü ve Türkiye’nin inşa edip işlettiği diğer birçok kurum zaman zaman Eş-Şebab örgütünün hedefleri arasında yer alıyor.
Askeri ilişkide yeni bir aşama
İki ülke arasındaki askeri ve güvenlik işbirliğini yeni bir aşamaya çıkaran anlaşma, 8 Şubat’ta Ankara’da imzalandı. İki ülke savunma bakanları Yaşar Güler ve Abdulkadir Muhammed Nur, Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’na imza attı. Türk yetkililer, anlaşmanın Somali tarafından talep edildiğini kaydetti.
Güler, anlaşmanın imzalanmasının ardından yaptığı açıklamada, ikili askeri işbirliğini daha da güçlendirme kararlılığında olduklarını belirterek, “Bugün imzaladığımız Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması’nın ikili askeri ilişkilerimizin daha da gelişmesine vesile olacağına yürekten inanıyorum. Somali vatan sevgisiyle dolu gençlerini eğitmek suretiyle hazırladığı Gorgor Taburları ile milli ordu oluşum sürecinde önemli bir başarı elde etmiş ve Afrika coğrafyasında önemli bir rol model olmuştur” dedi.
Türkiye ile Somali arasında atılan bu imzanın önemi, anlaşmanın Somali hükümeti tarafından 21 Şubat’ta onaylanmasının ardından Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından da 22 Şubat’ta imzalanarak yürürlüğe girmesiyle ve anlaşmanın içeriğinin kamuoyuna yansımasıyla anlaşıldı.
Somali sularına 10 senelik koruma
Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre, Mogadişu’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mahmud, Türkiye ile yapılan anlaşmanın Somali’de terörizm, dış tehditler, korsancılık ve yasa dışı balıkçılıkla mücadele ile kıyıların korunmasını ve deniz kaynaklarının geliştirilmesi gibi konularda iş birliğini kapsadığını kaydetti.
İki ülke arasında ortak bir deniz kuvvetleri oluşturulacağını açıklayan Mahmud, bu kuvvetlerin, Somali sularını 10 yıl boyunca koruyacağını ve deniz kaynaklarının gelişmesine katkı sağlayacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mahmud, anlaşmanın Etiyopya veya başka bir ülkeye yönelik düşmanca bir amacı olmadığını kayda geçirerek, Türkiye ve Somali arasında atılan bu adımın bölgede nasıl algılandığına ilişkin bir ipucu da vermiş oldu.
Anlaşmanın uygulanabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da onaylanması ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanması gerekiyor. Anlaşma, henüz Türk tarafınca Meclis’e gönderilmedi.
Etiyopa ve Somaliland’in anlaşmasına yanıt mı?
Somali ile Türkiye arasında yapılan anlaşmanın zamanlaması ve Somali’nin hiç vakit geçirmeden anlaşmayı onaylayıp yürürlüğe sokmasının en önemli nedeni, komşusu Etiyopya’nın uluslararası hukuka göre Somali topraklarının bir parçası olan ama son 30 yılda kendi özerk yönetimini geliştiren Somaliland ile 1 Ocak’ta imzaladığı anlaşma oldu.
İkili işbirliği protokolü olarak kamuoyuna duyurulan anlaşmaya göre, Kızıldeniz’e kıyısı olmayan Etiyopya, Somaliland’ın Berbera Limanı’nı kullanabilecek. Etiyopya’nın anlaşma uyarınca, kiralanmış bir askeri üsse erişim sağlayacağı da belirtiliyor. Birleşmiş Milletler’in yanı sıra hiçbir ülke tarafından tanınmayan Somaliland’ın Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “50 yıl boyunca sürecek bir kiralama sözleşmesi karşılığında Etiyopya donanmasına 20 km deniz erişiminin sağlanacağını” duyurdu.
İçeriği açıklanmayan anlaşmada, Etiyopya’nın Somaliland’i tanıyabileceğine ilişkin bir maddenin de yer aldığı iddia edildi.
Somali’nin sert tepki gösterdiği anlaşma, uluslararası toplum tarafından Kızıldeniz’de gerilimi artıracağı nedeniyle soğuk karşılandı. Türkiye de 4 Ocak’ta yaptığı yazılı açıklamada, Etiyopya ile Somaliand arasındaki mutabakatı endişeyle karşıladığını duyurmuştu.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, bir soruya yanıt olarak yaptığı açıklamada, “Somali Federal Cumhuriyeti’nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlılığımızı tekrar teyit ediyoruz. Bu durumun, uluslararası hukukun bir gereği olduğunu vurguluyoruz. Geçmişte olduğu gibi bugün de Somali ile Somaliland arasındaki anlaşmazlıkların doğrudan müzakereler yoluyla ve Somalililer arasında çözümlenmesini arzu ediyor ve bu yöndeki girişimlere yönelik desteğimizi yineliyoruz” demişti.
Bölgede gerginlik artıyor
Etiyopya ile Somali’nin karşılıklı adımları, bölgesel gerginliğin daha da artmasına neden oldu. Yemen’eki isyancı Husilerin İsrail’e destek verdiğini savunduğu ülkelerin ticari gemilerine saldırması nedeniyle son dönemde bölgesel gerilimin önemli adreslerinden olan Kızıldeniz’in şimdi de Etiyopya ile Somali arasındaki bir çatışmaya sahne olmasını uluslararası toplumun kaygılarını daha da artırıyor.
ABD, Çin ve önde gelen Avrupa ülkeleri, yaptıkları açıklamalarda Etiyopya ile Somali arasındaki sorunun diplomatik yollarla çözümü için çağrıda bulundular. Washington, sorunun daha da büyümemesi için her iki tarafla da temasa geçti.
Etiyopya ve Somali hükümetleri, savaş başlatmak gibi bir niyetlerinin olmadığını söylemesine karşın gerilimin daha da artması durumunda nasıl bir durumun ortaya çıkacağı kestirmek uluslararası toplum açısından da zor görünüyor.
Etiyopya’dan Türkiye-Somali anlaşmasının onaylanmasına ilişkin resmi bir açıklama gelmedi. Somaliland yetkililerinden ise “Mogadişu, Türkiye ile ve hatta Mısır’la da anlaşma imzalarsa, Etiyopya ile imzaladığımız anlaşma uygulanacaktır” şeklinde açıklamalar yapıldı. Bölgeyi takip eden bazı haber siteleri, Somali’nin Mısır ile de benzer bir anlaşma imzalamak istediğini bildirdi.
Ankara-Mogadişu anlaşmasına bir tepki de Eş-Şebab’dan geldi. Örgütten yapılan açıklamada, anlaşmanın “yasa dışı” olduğu belirtildi. Eş-Şebab’a göre ca anlaşma, “Türkiye’nin bölgedeki hegemonik hırslarının yeni bir yansıması”.
]]>140 sandalyeli mecliste bugün yapılan oylamada 77 milletvekili göç anlaşmasını onaylarken, muhalefet oylamayı boykot etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama anlaşmayı geçen Kasım’da imzalamıştı. Her iki ülkede muhalefetinin itirazlarına rağmen plan geçen hafta da İtalya Senatosu’ndan nihai onayı almıştı.
Anlaşmaya göre İtalya tarafından Akdeniz’de kurtarılan göçmenler Arnavutluk’un Shengjin limanına götürülecek. İtalya, Arnavutluk’ta iki göç merkezi kuracak ve sığınma başvuruları değerlendirilen göçmenler bu süreçte bu merkezlerde tutulacak.
Merkezlerin ayda 3 bin kişiyi ağırlayacak kapasiteye sahip olması planlanıyor. Bu kişiler arasında reşit olmayanlar, hamile kadınlar ve hassas durumda olanlar yer alamayacak.
Merkezlerin inşası, göçmenlerin ulaşım ve konaklama masrafları gibi yükümlülükler İtalya tarafından karşılanacak. Merkezlerin içinde güvenliği İtalyan yetkililer, dışında ise Arnavutluk güçleri sağlayacak. İtalyan personelin bazı durumlarda Arnavutluk yasalarından muaf olması öngörülüyor.
Göçmenlerin sığınma taleplerini de İtalya değerlendirecek ve sürecin sonucuna göre bu kişiler ya İtalya’ya yerleştirilecek ya da sınır dışı edilecek.
Anlaşmanın İtalya’ya en az 600 milyon euro’ya mal olması bekleniyor.
Muhalefet: Ulusal güvenliğe tehdit
Bir Avrupa Birliği üyesi ile birlik dışından bir ülke arasında türünün ilk örneği olan anlaşma, iki ülkenin muhalefet partilerinin yanı sıra insan hakları örgütlerinden de tepki çekmişti.
Arnavutluk’ta muhalefetteki Demokratik Parti bugün parlamentodaki oylamaya katılmadı. İtalyan ANSA ajansının haberine göre partinin Meclis Grup Başkanı Gazmend Bardhi “Tutumumuz İtalya ile ilişkilerle ya da geçmişte yaptıklarına olan minnettarlığımızla alakalı değil, ancak bu anlaşma bunun ötesine geçiyor çünkü kamu çıkarlarını ihlal ediyor ve ulusal güvenliği tehdit ediyor” dedi.
Plana itirazlar Arnavutluk’ta Anayasa Mahkemesi’ne de taşınmıştı ancak mahkeme geçen ay bu itirazları reddetmişti.
İtalya’da da anlaşmaya uluslararası hukukun ve göçmenlerin haklarının ihlal edileceği gerekçesiyle tepkiler gelmişti. Muhalefetteki Daha Fazla Avrupa partisi lideri Riccardo Magi, kurulacak merkezleri ‘İtalyan Guantanamosu’ diye nitelemiş ve “İtalya denizde kurtarılan insanları bir paket ya da eşyaymış gibi AB üyesi olmayan bir ülkeye taşıyamaz” demişti.
Uluslararası Af Örgütü de anlaşmanın uygulamada göçmenlerin Arnavutluk’ta “gözaltında tutulması” anlamına geldiğini ve hukuka aykırı olduğunu belirtmişti. Örgüt, “İtalyan makamları tarafından denizde kurtarılan kişiler İtalya’nın yargı yetkisi altındadır ve sığınma talepleri ve bireysel durumları incelenmeden başka bir devlete nakledilemezler” demişti.
Anlaşma geçen hafta İtalya parlamentosundan onay aldığında Katolik Kilisesi’nden de eleştiri aldı.
Katolik Kilisesi’nin İtalya yönetim birimi olan Piskoposlar Konferansı’na bağlı göç vakfı Fondazione Migrantes’in Başkanı Gian Carlo Perego, anlaşmayla 600 milyon euro’dan falza paranın ‘denize atıldığını’ söyledi. Perego, İtalya’nın nüfusa oranla sığınmacı kabulü açısından Avrupa’da 16. sırada yer aldığını belirtti ve buna rağmen ülke içinde etkili bir kabul sistemi kurmaktan ‘aciz’ olunmasını eleştirdi.
Türkiye ile anlaşma
İtalya Başbakanı Meloni, düzensiz göçü durdurma vaadiyle girdiği seçimleri kazanmış ancak iktidarının ilk yılında ülkeye gelen göçmen sayısı büyük artış göstermişti. Meloni hükümeti, Kuzey Afrika kıyılarından deniz yoluyla İtalya’ya ulaşan göçmenleri engellemek için hem bu kıyı ülkeleri hem de üçüncü ülkelerle anlaşmalar yapıyor.
Meloni geçen ayki Türkiye ziyaretinde de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile göç konusunu görüşmüştü. İki ülkenin Libya’dan İtalya’ya göçe karşı bir anlaşma üzerinde çalıştıkları bilgisi İtalyan basınında yer alırken bu anlaşmanın detayları halen resmi olarak açıklanmadı.
İtalya basınına göre Türkiye ile yapılması planlanan anlaşma, Libya’dan çıkışları önleme amacı taşıyor. Roma yönetimi bu amaçla Ankara’nın Libya’daki nüfuzundan faydalanmayı umuyor.
]]>Zelenskiy, temaslarda bulunmak üzere Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gelen Başbakan Sunak ile görüştü. Görüşmenin ardından taraflar ortak basın toplantısı düzenledi.
Devlet Başkanı Zelenskiy, bugün Ukrayna ile İngiltere arasında benzeri görülmemiş bir güvenlik anlaşması imzaladıklarını belirterek, “Bu sadece bir deklarasyon değil. Bu, işbirliğimiz ve özellikle büyük bir küresel güç olan Birleşik Krallık’ın güvenlik garantileri sayesinde gerçekleşecek bir gerçekliktir. Ukrayna’ya yıllık destek sağlamayı, savunma ve güvenlik kuvvetlerimizin, savunma sanayimizin, devlet kurumlarımızın ve sosyal sistemlerimizin yeterli kapasiteye sahip olmasını sağlamak için kapsamlı bir işbirliği yapmayı kabul ettik.” dedi.
Zelenskiy, ayrıca Kızıldeniz’deki durumun Ukrayna vatandaşlarının güvenliğini etkilediğine dikkati çekerek, “Şu anda 4 denizcimiz Husiler tarafından esir tutuluyor. Onların geri dönmesi için çalışacağız.” diye konuştu.
İngiltere, Ukrayna’ya 2,5 milyar sterlin değerinde yeni askeri yardım paketi sağlayacak
Sunak da özellikle askeri yardım konusunda Ukrayna’nın önemli destekçilerinden biri olduklarının altını çizerek, “Bugün burada bulunmaktan ve sağladığımız yardımın arttığını duyurmaktan memnuniyet duyuyorum.” şeklinde konuştu.
Ukrayna’ya 2,5 milyar sterlin değerinde yeni askeri yardım paketi sağlayacaklarını duyuran Sunak, bunun önceki yıllarda sağladıkları yardım miktarından fazla olduğunu vurguladı.
Sunak, askeri yardımın artırılmasının durumun ciddiyetini ve İngiltere’nin Ukrayna’yı destekleme kararlılığını gösterdiğini kaydederek, “Bu yüzden ilk yurt dışı ziyaretimde buradayım, bu yıl Ukrayna’yı ziyaret eden ilk yabancı liderim.” ifadesini kullandı.
Başbakan Sunak, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da “Ukrayna’da basit bir mesaj vermek için bulunuyorum. Desteğimiz azalamaz ve azalmayacak. Ne kadar sürerse sürsün İngiltere tüm Ukraynalıların yanında olacak.” ifadesine yer verdi.
Ukrayna ve İngiltere güvenlik alanında işbirliği anlaşması imzaladı
Zelenskiy ve Sunak, görüşme çerçevesinde Ukrayna ile İngiltere arasında güvenlik işbirliği anlaşmasına imza attı.
Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi internet sitesinde yayımlanan anlaşma metninde, bu anlaşmanın İngiltere ve diğer G7 üyeleri tarafından 12 Temmuz 2023 tarihinde Vilnius’ta kabul edilen ve daha sonra 24 devletin daha katıldığı Ortak Deklarasyonun devamı niteliğinde olduğu belirtildi.
Anlaşmada, İngiltere tarafından Ukrayna’ya verilen güvenlik taahhütlerinin ana bileşenlerinin, Ukrayna’ya uluslararası tanınmış sınırları dahilinde toprak bütünlüğünü korumak ve yeniden tesis etmek, ekonomisini yeniden inşa etmek ve vatandaşlarını korumak için kapsamlı yardım sağlanması, Rusya’nın herhangi bir askeri tırmanışını veya yeni saldırganlığını önlemek ve aktif bir şekilde caydırmak ve karşı koymak, Ukrayna’nın reform planlarını ve NATO uyumluluğunu desteklemek suretiyle Ukrayna’nın gelecekte Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmesini desteklemek olduğu aktarıldı.
İngiltere’nin Ukrayna Savunma Bakanlığını güçlendirmek için savunma yönetimi ve politikası konusunda uzun vadeli tavsiye ve destek sağlayacağı aktarılan anlaşmada, “Birleşik Krallık, diğer uluslararası ortaklarla birlikte çalışarak Ukrayna’nın NATO ile daha fazla birlikte çalışabilen ve NATO’nun büyüyen gücüne katkıda bulunan modern bir silahlı kuvvetler geliştirerek dış saldırganlara karşı caydırıcılığını güçlendirmesine yardımcı olacak. Bu, Ukrayna’da modern bir savunma sektörünün geliştirilmesini ve NATO’da bir geleceğe giden yolun açılmasını da içeriyor.” ifadesi kullanıldı.
Anlaşmada, 2022’de İngiltere’nin Ukrayna’ya 2,3 milyar sterlin değerinde askeri yardım sağladığı hatırlatılarak, 2023 yılında 2,3 milyar sterlin daha askeri yardım sağladığı, 2024 yılında 2,5 milyar sterlin daha destek sağlayacağı aktarıldı.
Anlaşmada ayrıca, İngiltere’nin Deniz Güvenliği Kabiliyet Koalisyonu’na eş liderlik ve Ukrayna’nın deniz filosunun gelişimine önemli bir katkıda bulunacağı, bu anlaşmanın yürürlükte olduğu 10 yıl boyunca Ukrayna’ya destek sağlamaya devam edeceği belirtildi.
Söz konusu anlaşma, Ukrayna ile İngiltere arasında siber güvenlik, enformasyon güvenliği, bilgi propagandası ile mücadele, organize suçlarla mücadele, siyasi ve diğer alanlarda işbirliğinin yapılmasını öngörüyor.
]]>