İSTANBUL – İstanbul’da aile katliamında ölenlerin cenazeleri yakınları tarafından Adli Tıp Kurumu’ndan alındı.
İstanbul’da dün akşam saatlerinde yaşanan aile katliamında ölen anne Necmiye Aladağ, baba Muhammet Aladağ, dayı oğlu Şadan Serdar Büke, kuaför çalışanı Mehmet Salih Özsökük ve saldırgan Bahtiyar Aladağ cenazeleri Adli Tıp Kurumuna kaldırılmıştı. Bugün biten işlemlerin ardından ölen şahısların cenazeleri yakınları tarafından alındı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Katırcılığın son temsilcisi Karaal, “Her köyde araba yolu olsa da her araziye ulaşım imkanı yok. Fındık, odun, gübre gibi ürünler, araba yolu olmayan yerlerde katırlarla taşınıyor. Katırcılığa hala ihtiyaç var, ancak bu mesleği yapan kimse kalmadı. Baba mesleği olduğu için ben devam ediyorum ama benden sonra bu işi yapan birisi çıkmaz gibi görünüyor” dedi.
Katırcılıkla birlikte diğer meslekler de kayboldu
Katırcılığın yanı sıra ilçede semerci, nalbant ve kuşamcı gibi benzer mesleklerin de yok olduğunu ifade eden Karaal, “Eskiden her köyde 4-5 hanede katır vardı. O dönemlerde semerci, nalbant gibi esnaflar da vardı, ancak şimdi bu mesleklerin hiçbirini bulmak mümkün değil. Katırların ihtiyaç duyduğu semer ve nalı kendimiz yapıyoruz Bugün ilçenin tek katırcıyım hatta Giresun’da yok olmaya yüz tutan katırcılığın son temsilcilerindenim” diye konuştu.
Katırcılık ve geleneksel meslekler tükeniyor
Giresun genelinde eskiye oranla katırcılıkla ilgili büyük bir azalma yaşandığını vurgulayan Karaal, “Şimdi her hane bir araba sahibi. Katırcılık, artık sadece ulaşımda değil, aynı zamanda geleneksel işlevselliğiyle de kaybolmaya yüz tuttu. Bu mesleklerin kaybolması, geçmişin izlerini silmeye devam ediyor” şeklinde konuştu.
Giresun’un Çanakçı ilçesindeki katırcılığın yaşatılması, hem yerel kültürün korunması hem de dağlık alanlardaki ulaşım sorunlarının çözülmesi açısından önem taşıyor. – GİRESUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
BABA SÜREYYA KARABULUT’TAN İLK AÇIKLAMA
Yaşanan gelişme kamuoyunda geniş yankı uyandırırken Münevver Karabulut’un babası Süreyya Karabulut’tan ilk açıklama geldi.
“RAPORA İTİRAZ EDİLMESİNİ TALEP ETTİM”
Karabulut “Henüz Adli Tıp raporu içeriği dosyasına girmediği için rapor içeriğini inceleyemedik. Avukatım Rezan bey bana Silivri Başsavcılığı’nın açıklaması ve raporun sonucu ile ilgili bilgi verdi. Kendisine adli tıp nezdinde rapora itiraz edilmesini ve üniversitelerden ve adli tıp enstitülerinden yeniden rapor alınmasını talep ettim.
“POŞETTE DNA VE PARMAK İZİ İNCELEMESİ TALEBİNDE BULUNDUK”
Aynı zamanda bu caniye ait olduğu iddia edilen kemiklerden, kemik yaşı tespitini talep etmesini de rica ettim. Yine mezarın içerisinde bulunan poşette DNA ve parmak izi incelemesi ile ilgili talepte bulunduk. İtiraz haklarımı kullanıp, kızımın kanının yerde kalmaması için sonuna kadar mücadele edeceğim” dedi.
Erdem AksoyHaberler.com – Güncel
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, Emirdağ ilçe merkezinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Kacerli Mahallesi’nde yaşayan S.A., bilinmeyen bir nedenle eşi S.A. ile tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönüştüğü olayda S.A., karısının üzerine tüfekle ateş açtı. Açılan ateş sonucu karısı ve kavgayı ayırmaya çalışan oğlu yaralanırken, S.A. ardından aynı tüfekle intihar etti. Olayın duyulması üzerine bölgeye çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Bölgeye gelen ekipler, yaralanan kadın ve oğlunu ambulansla hastaneye kaldırdı. Tüfeği ateşleyen S.A.’nın ise öldüğü belirlendi. Ekiplerin olay yerindeki incelemeleri devam ediyor. – AFYONKARAHİSAR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail askerleri tarafından katledilen Türkiye ve ABD vatandaşı Ayşenur Ezgi Eygi’nin babası Mehmet Suat Eygi, Didim’deki evinde basın mensuplarına açıklamada bulundu. Türk bayraklarıyla donatılan evde ağabeyi Yılmaz Eygi ile birlikte açıklama yapan Mehmet Suat Eygi’nin bitkin olduğu görüldü. Baba Eygi, “Ayşenur çok acayip bir insandı. Devletimiz keyfi cinayetin peşini bırakmadı. Sonuçlarını sonradan öğrendim, çok mutlu oldum. İnşallah aynı şeyi Amerikan hükümetinden de bekliyorum. Çünkü Ayşe Amerika’ya gittiğinde 10 aylıktı. Oranın özgürlüklerinde büyüdü. Oranın vatandaşı, bu yüzden Amerikan hükümetinin de sorumluluğu var. Aynı hassasiyeti inşallah Amerikan hükümeti de gösterir” dedi.
Kızıyla son görüşmesine yönelik soru üzerine Eygi, “En son Seattle Havalimanı’nda görüştük. Diğer kısımlarını cevaplamak istemiyorum” dedi. Cenaze süreciyle ilgili sorulara da cevap veren baba Eygi, “Kaymakam beyin sağ olsun yoğun ilgisi var. Her konuda bizi bilgilendirdi. Yarın sabah önce İstanbul, ardından da İzmir’de olacak. Cenaze cumartesi günü kalkacak” diye konuştu.
ABD Başkanı ve diğer ABD’li yetkililerin açıklamalarına yönelik soru üzerine Mehmet Suat Eygi, “ABD biraz değişik bir ülke. Dünyanın neresinde bir haksızlık kendi vatandaşına öldürme varsa Amerika amblemindeki kartal gibi söker. Ama konu İsrail olunca biraz daha geçiştirme çabası olabiliyor. Ama insanların vicdanına bakacaklarına inanmak istiyorum. Politika gereği başka şeyler konuşulabilir ama insan vicdanı bunları yapması gerektiği yere çekecek” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir görüşmesinin olup olmadığı sorusu üzerine Eygi, “Olayı öğrendiğimiz gün görüşebilecek durumda da değildim. Ulaşmaya çalışmışlar bana ama ben görüşemedim” ifadelerini kullandı.
“İdealist bir yapısı vardı”
Kızı Ayşenur’un idealist bir insan olduğunu anlatan Eygi, “Tabii bu biraz da yaratılışla ilgili. Doğumundan beri büyüdükçe bu konuda iyiydi. Amerika’da iyi bir eğitim almıştık, iyi gidiyordu. Bu da ideal işte. İdeallerin peşinden koştu; Ortadoğu cehennemine koştu ve idealistti” diye konuştu.
ABD’nin Seattle kentinde yaşayan Mehmet Suat Eygi, kızı Ayşenur’un Pakistan asıllı eşi Hamid Mazhar Ali ve diğer kızı ile birlikte ata ocağında taziyeleri kabul ederken, eşinden boşanan anne Rabia Birden ise Muğla’daki yakınlarının yanında taziyeleri kabul ediyor. Ayşenur Ezgi Eygi’nin cenazesinin cuma günü İstanbul’a, ardından İzmir’e geleceği ve daha sonra karayoluyla Didim’e getirileceği öğrenildi.
Ayşenur Ezgi Eygi’nin cenazesi, 14 EylülCumartesi günü öğle namazına müteakip merkez camisinde kılınacak cenaze namazının ardından Didim Asri Mezarlığı’nda defnedilecek. – AYDIN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“BABAMSIN YA ONDAN SOYADIM TAYFUR, BU İŞİN İNANMADIĞIN BİR DE AHİRETİ VAR”
Babasının talebi üzerinden avukatı aracılığıyla yapılan açıklamayı yayınlayan Tuğçe Tayfur, “Tayfur soy ismini bana leylekler vermedi. Babamsın ya ondan Tayfur soyadım. İsim hakkı talep etmişsiniz. Ben paranızın bittiğini bilseydim eşimle yardımcı olurdum size. Siz ne dediyseniz baba olarak onu yaptım ben ama kötü yine ben oldum. Allah var gam yok. Bu işin bir de inanmadığın ahireti var be baba. Olur sorun yok. Tuğçe Aydın olarak devam ederim” diyerek sitem etti.

“AL SOYADIN SENİN OLSUN”
Babasının şarkılarını okumasına izin vermemesine de cevap veren Tuğçe Tayfur sözlerine şöyle devam etti: “Şarkılarına gelince de ‘Babamın şarkıları’ albümünün temel amacı senin o dönem rahatsızlığından dolayı şarkı söyleyememenden kaynaklı, yeni neslin de şarkılarını hatırlamaları, bilmeleriydi. Bu bir projeydi. O albümde de seçilen şarkılar tamamen söz müzik sana ait olanlardı. Özellikle onlar seçilmişti. Yoksa ben de bilirdim Ahmet ağabeyin yazdığı daha çok bilinen ‘Bana Sor’ gibi şarkıları söylemeyi. Albümün bütün giderleri de sevgili Bülent Seyhan tarafından yapıldı. Bir kuruşun geçtiyse bana evlatlarımın hayrını görmeyeyim. Neyin düşmanlığı bu? Yeğenin arkamdan konuştu diye sesimi çıkardım diye bu nasıl kin? Al yeğenlerin senin olsun baba. Ben arkandan iş çevirmiyorum neyse söylüyorum. Senden bir kuruş istemiyorum, yağcılık yapmıyorum diye p.. yaptın beni 2 saniyede. Al soyadın senin olsun.”
FERDİ TAYFUR: SOYADIMI KULLANMASIN, ŞARKILARIMI SÖYLEMESİN
Kızının düğününe dahi katılmayan ve bu süreçte gözlerden uzak hayatına devam eden Ferdi Tayfur, avukatı aracılığıyla bir açıklama yaparak kızına soyadını kullanmaması ve ticari faaliyetlerinde isim hakkı almak istediğini belirtti. Tayfur’un avukatı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Müvekkilim Sayın Ferdi Tayfur ve kızı Tuğçe Aydın arasında gelişen birtakım özel nedenlerden dolayı müvekkilimizin ‘Tayfur’ soyadının Tuğçe Aydın tarafından gerek görsel gerekse işitsel olarak ticari amaçlarla kullanılmasına ve müvekkilimizin kendisine ait eserlerin Tuğçe Aydın tarafından sosyal medya, dijital mecralar ve sahnelerde okunmasına rızasının olmadığını ve ayrıca Tuğçe Aydın’ın işletmiş olduğu ‘Tuğçe Tayfur Store’ isimli mağazasından kaynaklı müvekkilimizin isim hakkı alacağının bulunduğunu ve gerek müvekkilimiz Sayın Ferdi Tayfur, yeğenleri gerekse akrabaları hakkında sosyal medya ve dijital mecralarda herhangi bir açıklama veya söylemlerde bulunmaması adına Tuğçe Aydın’ı bilgilendirmekle bu açıklamalarımızı da kamuoyuna duyurmaktayız. Yapmış olduğumuz açıklamalara itibar edilmemesi durumunda gerek Tuğçe Aydın gerekse Tuğçe Aydın ile beraber iş yapan ve hareket eden şahıs veya şirketler hakkında tüm yasal haklarımızı saklı tutmakla beraber Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacağımızı bildiririz.”


Ecem AltanHaberler.com – Magazin
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, dün akşam saatlerinde Gölbaşı ilçesine bağlı Şafak Mahallesi’nde meydana geldi. Oturduğu apartmanın önünde arkadaşlarıyla birlikte oynayan Elif Y., başıboş köpeklerin saldırısına uğradı.

SIRTI VE KARIN BÖLGESİNDE ISIRIK İZLERİ VAR
Kız çocuğunu ısırıp ayağından sürükleyen köpeklere yoldan geçen bir vatandaş müdahale etti. Kanlar içinde kalan kız çocuğuna olay yerine gelen sağlık ekipleri müdahale etti. Ardından Bilkent Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Elif, yoğun bakım servisinde tedaviye alındı. Sırtında ve karın bölgesinde ısırık izleri olan Elif’in tedavisi devam ediyor.

“7 KÖPEK SALDIRMIŞ”
Baba Cengiz Y., dün kızına 7 tane sokak köpeğinin saldırdığını belirterek, “Şu anda kızımın 2 tane derin yarası var. Şu anda yoğun bakımdan çıktı ama bizimle dahi konuşmuyor. Psikiyatrist yönlendirmişler, o gelip kontrol edecekmiş. Çünkü bana bile tepki vermiyor.” dedi.

Bölgede çok fazla başıboş köpek olduğunu ve yakın zamanda bir kişinin daha saldırıya uğradığını söyleyen Cengiz Y., “Olaydan sonra köpeklerin bir kısmını topladılar ama hala çok fazla var. Sürü halindeler. Köpeklerin toplanması için şikayetçi olduk. Bunlara artık bir çözüm bulunmalı.” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İngiltere'de akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. 14 yaşındaki Scarlett Vickers isimli bir kız çocuğu, baba Simon Vickers (48) ve anne Sarah Hall (44) tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Ülkede büyük yankı uyandıran olay sonrası anne ve baba gözaltına alınırken, talihsiz kızın öldürülmeden saatler önceTikTok paylaşımında aynı odada ayna karşısında bir selfie çekilerek TikTok'tan paylaştığı görüldü. Siyah-beyaz paylaşımına Vickers'in "Lütfen dağınıklığı görmezden gelin" dediği ifade edildi.
Anne ve babası tarafından katledilen kızın arkadaşları, sosyal medya hesaplarından "En iyi arkadaşım seni özlüyor, zavallı bebeğim", "Orada rahat uyu, Scarlett gitti ama asla unutulmayacak", "Rahat uyu güzel kız, bunların hiçbirini hak etmedin" paylaşımlarıyla arkadaşlarına veda ettiler.
]]>Merkez Toroslar ilçesinde 15 Aralık 2023’te Mersin Şehir Hastanesine giden otobüste darp edilen çiftten Hamdiye Polat, eşinin yüzde 88 engelli ve bakıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Olay gününü anlatan Polat, şöyle devam etti:
“Aralık ayının 15’inde hastaneye kontrole gittik. Hem benim hem de eşimin kontrolü vardı. Kontrol olduktan sonra sonuçlar geldi. Hastanenin içinden otobüs durağına kadar yarım saatte ben bunu götürdüm. Çünkü arabayla yürütemiyorum. Oraya gittik otobüse bindik. Engelli koltukları var 4 tane, ona yöneldik, bunlar oturuyormuş. Dediler ‘biz de engelliyiz.’ Ben de eşime, ‘bunlar da engelliymiş’ dedim. Hatta yazık da dedim yani. Genç baba- oğulmuş, tanımıyoruz etmiyoruz. Eşim dayanacağı bir şey olmazsa otobüs hakaret ettiğinde düşüyor. Biz diğer tarafa yöneldik. Ondan sonra gelip ‘sen nasıl benim oğluma kalk diyorsun’ dedi. Biz çocuğuna ‘kalk demedik, bir tarafına da bu otursun’ dedik. Bir tarafı boştu çünkü.”
Daha sonra başka bir yere oturduklarını anlatan Polat, baba ile oğlunun kalkıp yanlarına gelerek kendilerini darp etmeye başladıklarını, bu sırada da yolcuların araya girdiklerini ifade etti. Yolcular indikten sonra baba ile oğlunun yine yanlarına geldiklerini vurgulayan Polat, “Beni yere düşürdü. Benim üstüme çıktı. Babası arkada oğlu önde yumrukluyor bunu. Engelli adam zaten konuşamıyor, dili çok dönmüyor. Ondan sonra hiç dönmüyor şimdi. Yataklık oldu tamamıyla. Oğlanla babasının bize ettiği küfürleri anlatamam” ifadelerini kullandı.
“Ben şu anda sanığım şimdi”
Olaydan sonra otobüs şoförünün çağırdığı ambulansla hastaneye gittiklerini aktaran Polat, darp raporu aldıktan sonra karakola giderek şikayetçi olduklarını anlattı. Şu anda karşı tarafın da kendilerinden davacı olduğunu dile getiren Polat, “Neymiş? Ben çocuğu dövmüşüm. Nasıl yapabilirim ben? Ben çocuğu nasıl dövmüşüm? Ben çocuğu dövemem ki. Ben nasıl erkek çocuğu ve adamı döverim? Biri 52 yaşında, diğeri 17 yaşındaymış. Biz bilmiyoruz, tanımıyoruz, etmiyoruz. Şimdi beni suçluyorlar. Ben sanığım şimdi. Oğlan beni dövüyor, babası beni dövüyor ama şimdi ben suçluyum” şeklinde konuştu.
Otobüs şoförünün de şimdi olayı inkar ettiğini, bir şey görmediğini ve duymadığını söylediğini öne süren Polat, ondan da şikayetçi olduklarını kaydetti. Felçli olan Ramazan Polat da güçlükle konuşarak yediği yumruktan sonra gözünün şiştiğini anlatmaya çalıştı. Öte yandan, olaydan sonra müdürün açığa alındığı ve hakkında idari soruşturma başlatıldığı, görüntülerin ortaya çıkmasının ardından müdürün oğlu A.O.T’nin de tekrar gözaltına alındığı öğrenildi.
Otobüsteki darp anı sosyal medyaya yansıdı
Diğer yandan, okul müdürü ve oğlunun, otobüste yaşlı çifte saldırarak darp ettiği anlara ilişkin görüntüler sosyal medyaya da yansıdı. Büyük tepki çeken görüntülerde, müdür ve oğlunun koltukta oturan çifte tekme- tokat saldırdıkları anlar yer aldı. – MERSİN
]]>Babaya dron şakasının tarafları o anları anlattı
Oğlunun ‘İlk köylülere saldırıyorlar, görürsen saklan’ uyarısı sonrası dronu yanı başında gören çiftçi, izleyenleri gülme krizine soktu
Şakayı yapan çiftçinin oğlu Hilmi Tunahan Karakaş:
“Babam korkutan yere yatmıştı, ben de gülmekten yerlerdeydim”
ANTALYA – Antalya’da tarlada çalıştığı sırada, daha öncesinden ‘Dron ilk köylülere saldırıyor’ diyerek kendisini uyaran oğlunun yanına gönderdiği dronu görünce traktörün altına saklanan baba, yaşadıklarını anlattı. Sosyal medya hesabından canlı yayın açarak yardım istediğini belirten baba, “İlaç sıkıp virüs bulaştıracak sandım, canlı yayından yardım istedim” derken, oğlu da o anları, “Babam korkutan yere yatmıştı, ben de gülmekten yerlerdeydim” diye anlattı.
Alanya ilçesinde yaşayan Hilmi Tunahan Karakaş (22), yeni aldığı dron ile Elmalı ilçesinde çiftçilik yapan 55 yaşındaki babası Mehmet Karakaş’a şaka yapmak istedi. Dron aldığını bilmeyen babasına, ‘Dron saldırıları oluyor ve ilk köylerden başlıyorlar. Onları görürsen iyi geçin’ diye uyarıda bulunan Karakaş, ardından annesiyle birlikte ziyaret için Elmalı’ya gitti.
Teslim olur gibi yere yattı, traktörün altına saklandı
Karakaş, çalıştırdığı dronu tarlada çalışan babasının yanına yolladı. Dronu yanı başında görünce neye uğradığını şaşıran baba, bir süre adeta donakaldı. Oğlunun dedikleri aklına gelince yavaşça yere yatan baba, ardından traktörün altına saklandı. Bu sırada yanında bulunan akrabası yaşlı adam da Mehmet Karakaş’ın yaptıklarını görünce aynı şekilde yere yattı.
Derin bir ‘oh’ çekti
Genç, dronu bu sefer traktör altında gizlenen babasının yanına kadar gönderdi. Korkusu daha da artan baba, cep telefonuyla yanına gelen dronu çekmeye başladı. Bu sırada dron traktöre çarpıp yere düştü. Oğlunun şaka yaptığını anlayan baba ise derin bir ‘oh’ çekti. O anları sosyal medyada paylaşan gencin videosu viral oldu.
“İlaçla virüs atar demişlerdi, canlı yayından yardım istedim”
Baba Mehmet Karakaş, oğlunun yaptığı şaka esnasında yardım istemek için sosyal medya hesabından canlı yayın açtığını belirterek, “Bana öncesinden, dron görürsen saldırı anında yere yat demişti. Bahçede çalışırken dronun nereden geldiğini anlayamadım. Bir baktım karşımda. İlaçla virüs salıyor da demişlerdi. Traktörün römorkunun altına girip görsünler ve beni kurtarsınlar diye canlı yayın açtım. Çünkü çok korkmuştum. Duruş amcaya da yere yat dedim” dedi.
Mehmet Karakaş, oğluyla sürekli şakalaştığını ve bunu bir saygısızlık olarak görmediğini de sözlerine ekledi.
“O korkudan yerdeydi ben gülmekten”
Şakanın mimarı Hilmi Tunahan Karakaş ise, şunları söyledi:
“Dronu görünce şok oldu. Sonra benim söylediklerim aklına geldi ve direk yere yattı. Ona ‘dron görürsen yere yat ve seni görmesin. Görürse drona da vurma, yoksa ilaç sıkıp seni öldürür ya da bayıltır’ demiştim. Bunların hepsi aklında canlanmış. O yerdeydi ben de gülmekten yere yattım çünkü çok komikti.”
“Herkesin yüzünü güldürdü”
Babasıyla arkadaş gibi olduklarını da belirten Karakaş, “Sürekli bir birimizle konuşuyoruz ve arkadaş gibiyiz. Babam bundan rahatsız olmadığı için saygısızlık olarak görmüyorum. Babam şuan çok mutlu ve ‘çok güzel olmuş’ diye telefonlar alıyor. Herkesin yüzünü güldürdü. Keşke her baba oğul böyle olsa” diye konuştu.
]]>Olay, 15 Şubat’ta İmralı açıklarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Batuhan A. isimli kuru yük gemisi fırtına sebebiyle battı. Bölgede arama çalışmalarını sürdüren Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı balık adamlar geçtiğimiz günlerde asansör yardımıyla 51 metre derinliğe inerek, aşçı Zeynep Kılınç’ın cansız bedenine ulaşmıştı. Daha sonra dün Sualtı Savunma Grup Komutanlığı (SAS) komandoları tarafından yapılan dalışta ise kazan dairesinde bir kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Ulaşılan cesedin gemi batarken eşine video gönderen Hüseyin Tutuk’a ait olduğu öğrenildi. Tutuk’un cansız bedeni, otopsi işlemleri için Bursa Adli Tıp Kurumu’na getirildi.
“Oğlum ilk seferine çıktı”
Geminin battığı bölgede çok fırtınalı bir havanın olduğunu söyleyen Baba Mahmut Tutuk, “Oğlum ilk seferine çıktı. Gemiye yağcı olarak başladı. Orada gece saat 23.30 sıralarında gemi arızalanıyor. Oğlum sabaha karşı 6’da hanımına video atıyor. Güverteye çıkıp ‘şu anda batıyor gemi’ diyor. Daha sonra Sahil Güvenlik’e alarm verilmiş. Alarmı geç vermişler. Tabi onlar da batan gemiye hemen ulaşamaz. İlk önce dalış yapılamadı. Çok fırtınalı bir hava vardı. Dalış yapmanın imkanı yoktu. Perşembe ve Cuma günü hiçbir müdahale yapılamadı. Cumartesi günü iki tane ayakkabı bulundu. Biri 38 numara diğeri de 44 numara ayakkabı. Pazar günü ise aşçı kadını buldular. Daha sonra dün aramalar devam etti. Devletimiz aramaları hiç aksatmadı. Dün benim oğlumu buldular. Biz de Sahil Güvenlik’ten tespitini yaptık” dedi.
“Benden çekindiği için gittiğini söyleyemedi”
Oğlun ile en son yaklaşık 20 gün önce görüştüğünü belirten baba Tutuk, “Önce İstanbul’a daha sonra da Kahramanmaraş’a arkadaşının yanına gitmiş. Oğlumla son temasım bu şekilde oldu. Benden çekindiği için ‘baba ben gidiyorum’ diye bana söylemedi. Çünkü ben ona ‘gitme’ diye ısrar ettim. Her şey Allah’ın takdiri. Ben ona çok ısrar ettim çalışma diye. Sadece ben değil ailecek ısrar ettik. Fakat bizi dinlemedi, ‘gideceğim’ dedi” diye konuştu.
Geminin her an batma tehlikesinin bulunduğunun altını çizen baba Tutuk, şu ifadelere yer verdi:
“Ben orada ikinci kaptanın oğlu ve eşleri ile görüştüm. Babası ‘gemi bugün veya yarın batar’ diyormuş. Bu gemileri denizlerden arındırsınlar. İnsanlar başka acılar yaşamasın. Benim oğlum gemiciliği bilmez birkaç ay önce sertifika almıştı ondan sonra gemiye yağcı olarak başladı.”
Son yolculuğuna uğurlandı
Öte yandan, hayatını kaybeden Hüseyin Tutuk’un cenazesi, otopsi işlemlerinin ardından Bursa Adli Tıp Kurumu’ndan yakınları tarafından alınarak toprağa verilmek üzere Manisa’nın Turgutlu ilçesine gönderildi. Tutuk, öğle namazını müteakip Urganlı Mahallesi Çarşı Camii’nde kılınan cenaze namazıyla son yolculuğuna uğurlandı. Tutuk’un cenazesi Turgutlu ilçesinde bulunan Urganlı Yeni Mezarlığı’na defnedildi.
Cenazeye Turgutlu Kaymakamı Selami Kapankaya ve Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın katılarak Tutuk ailesine taziyelerini iletti. – MANİSA
]]>ANTALYA’da eniştesi Zeynel Boyacı (33) tarafından öldürüldükten sonra boş araziye gömülen Zeynep Ece Aksay’ın (26) cenazesi, yakınları tarafından gözyaşlarıyla alındı. Aksay’ın babası Mustafa Aksay, şüphelinin eşi olan diğer kızı İlknur Boyacı’ya ev hapsi verilmesine tepki göstererek, “İlknur’a ‘Kardeşinden haberin yok mu?’ dediğimde ‘Baba sana söylemedim mi Ece iyiymiş. Beni gizli numaradan arıyor’ dedi. Kızım İlknur yanlış yönlendirdiği için bulunması bu kadar gecikti” diye konuştu. Aksay, kızı Zeynep’in cesedi daha önce bulunsaydı belki de Ali Diken cinayetinin işlenmemiş olabileceğini de söyledi.
Antalya’da motokurye olarak çalışan Ali Diken’den (32) 20 Aralık’tan beri haber alamayan ailesi, polise kayıp başvurusunda bulunduktan sonra bir televizyon programına katıldı. Programa katılanlar arasında bulunan garson Zeynel Boyacı, kurye Ali Diken’i (32) öldürdüğünü itiraf etti. Ağır küfür ve hakaretler etmesi nedeniyle Diken’i öldürdüğünü dile getiren Boyacı, polis ekiplerince gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri tarafından Antalya’ya getirilen Boyacı, Diken’in cenazesinin olduğu yeri ekiplere gösterdi. Aksu ilçesi Kundu Mahallesi Sahil Caddesi’ndeki boş arazide kadavra arama köpeği ‘Obert’ ve kepçe ile yapılan aramada, Ali Diken’in cansız bedenine ulaşıldı.
Boyacı, aynı noktaya yaklaşık 30 metre mesafede battaniyeye sarılı şekilde çıkartılan cesedin ise bir süredir haber alınamayan baldızı Zeynep Ece Aksay’a ait olduğunu söyledi. Cenazeler Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken, Zeynel Boyacı ifade işlemleri ve sağlık kontrolünün ardından çıkarıldığı mahkemece ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı. Boyacı’nın eşi İlknur Boyacı hakkında ise ‘konutu terk etmeme’ şartıyla denetimli serbestlik kararı verildi.
DNA TESTİNDE BELİRLENDİ
Battaniyeye sarılı cesedin Zeynep Ece Aksay’a ait olup olmadığının tespiti için ailesinden DNA örnekleri alındı. Adli Tıp Kurumu’nda yapılan testte cesedin Aksay’a ait olduğu kesinleşti.
‘KIZIM İLKNUR’UN DAHA ÇOK CEZA ALMASINI İSTİYORUM’
Zeynep Ece Aksay’ın babası Mustafa ve annesi Fatma Aksay ile yakınları cenazeyi almaya geldi. Burada gazetecilere konuşan Mustafa Aksay, cinayetin aydınlatılmayan noktaları olduğunu belirterek, “Zeynep Ece Aksay cinayetinde biz emniyet mensuplarından rica ediyoruz. Bunun aydınlatılmayan tarafları var. Çünkü Zeynep Ece’nin ablası yanında mıydı? Yanındaysa niye kardeşini kurtarmadı? Zeynep Ece Aksay’ın cinayet gecesi eve geldiğinde battaniyesini Zeynel ‘çöpe attım’ demiş. Çöpe attı da madem kızımın bilgisi var mıymış? Biz kızımız İlknur’un bilgisi olduğunu düşünüyoruz. Kardeşine sahip çıkmamış. Niye kardeşini korumamış? İlknur’un ev hapsi nedir? Daha çok ceza almasını istiyoruz” dedi.
‘HEM KIZIMDAN HEM DAMADIMDAN ŞİKAYETÇİYİM’
Olaya inanamadıklarını belirten Mustafa Aksay, “İnanamadık. Yani konduramadık. Şimdi şu anda cenazeyi almaya geldik ama DNA testiyle yüzde yüz olduğunu anladık. Yaşanan olaylardan dolayı hem kızım İlknur’dan hem damadım Zeynel Boyacı’dan şikayetçiyim. Bu olayın açık olmayan yerleri var, bu konuyu emniyet mensuplarının araştırmasını istiyorum” diye konuştu.
‘BABA SANA SÖYLEMEDİM Mİ ECE İYİYMİŞ’
Kızı Zeynep Ece Aksay’dan haber alınamamasının ardından diğer kızı İlknur’un kardeşinin kendisini gizli numaradan aradığını söylediğini ifade eden Mustafa Aksay, “Kızım Zeynep kaybolduktan 5- 10 gün geçtikten sonra biz köyden İlknur’un evine gittik. Gelirken telefon ettik kızıma ve dedik ki ‘Kızım biz eve geliyoruz’ deyince ‘Tamam baba ben de geliyorum’ dedi. Biz eve geldikten sonra İlknur’a ‘Kardeşinden haberin yok mu?’ dediğimde ‘Baba sana söylemedim mi Ece iyiymiş. Beni gizli numaradan arıyor’ dedi. Kızım İlknur yanlış yönlendirdiği için bulunması bu kadar gecikti” dedi.
‘BELKİ DE ALİ DİKEN CİNAYETİ İŞLENMEYECEKTİ’
Yaşanan olaylar sırasında damatları Zeynel Boyacı’dan hiç şüphelenmediklerini belirten Mustafa Aksay, “Zeynep Ece’yi öldürdükten sonra bu şahıs bizimle geldi, oturdu, soframızda ekmeğimizi yedi. Gitti, geldi bize yardım etti. Kızım İlknur bizi yanlış yönlendirmeseydi, kızım Zeynep’in cesedi bulunsaydı belki de Ali Diken cinayeti işlenmemiş olabilirdi. Ölmeyecekti” diye konuştu.
ANNE AKSAY: YÜREĞİM PARÇALANIYOR, ÖMÜR BOYU HAPİS GÖRSÜN
Fatma Aksay ise “Kızım ile damadımın sadece cezalandırılmasını istiyorum. Yüreğim parçalanıyor. Ömür boyu hapis görsün. Kızım bizi oyaladı. ‘Gelecek anne, telefon açtı’ diyerek bizi oyaladı. İlknur’u da evlatlıktan reddediyorum. Öyle benim evladım yok. Kardeşine nasıl böyle bir şey yapar? Bir anneye, bu babaya yapılır mı? En ağır cezayı almasını istiyorum” dedi.
ANNE GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
İşlemlerin ardından Zeynep Ece Aksay’ın cenazesi ailesine teslim edildi. Antalya Adli Tıp Kurumu morgundan cenaze alındığı sırada Aksay çifti gözyaşlarını tutamadı. Ayakta durmakta güçlük çeken Fatma Aksay, büyük kızına yaslanarak ağladı.
Zeynep Ece Aksay’ın cenazesi, defnedilmek üzere Aksu ilçesinin Karaöz Mahallesi’ne götürüldü.
]]>Babasının izinden gitmeyi uman ve kendisi de bir futbolcu olan 17 yaşındaki James Owen’a 8 yaşındayken dejeneratif bir göz rahatsızlığı olan Stargardt hastalığı teşhisi kondu.
BBC’ye konuşan Michael, “Eğer ona gözlerimi verebilseydim verirdim. James’in tekrar görebilmesi için sahip olduğum her kuruşu verirdim” dedi.
James üst düzey futbolculardan oluşan bir aileden geliyor. Babası Michael, Liverpool ve Real Madrid gibi kulüplerde hücum oyuncusu olarak oynadı ve daha sonra biraz tartışmalı bir şekilde Liverpool’un rakibi Manchester United forması giydi.
Michael’ın babası Terry Owen ise futbol kariyerine 1966 yılında Everton’da başladı.
Futbol James’in kanına işlemişti ancak Owen ailesi küçük oğullarında alışılmadık bir şeyler olduğunu yavaş yavaş fark etti.
Top ayağındayken James iyi bir oyuncuydu, ama sık sık pasları takip edemiyor ya da sahanın ilerisindeki oyuncuların hareketlerini anlayamıyordu.
James, daha büyük sahalarda oynamakta zorlandığında ve her şey çok hızlı gelmeye başladığında bu durumun endişe verici olduğunu anladığını söylüyor.
Öte yandan Michael, evde ya da tatilde aile fotoğrafları çekmeye çalışırken oğlunun fotoğraf makinesine bakmak yerine hep yana baktığı için bir süre zorluk yaşadığını anlatıyor.
Michael göz uzmanının teşhisini ise bir “darbe” diye niteliyor.
James, Stargardt hastalığı nedeniyle “merkezi görüşü bulanık”.
“İyi bir çevresel görüşe” sahip olmasına rağmen “farklı renkleri ve ışıkları görmekte zorlanıyor”.
Kraliyet Ulusal Görme Engelliler Enstitüsü’ne göre Stutgardt hastalığı, retinanın merkezi kısmı olan makulayı etkileyen ve görmenin azalmasına neden olan kalıtsal bir göz hastalığı.
Michael, “Bir ebeveyn olarak her şeyin mükemmel olmasını istersiniz ama tabii ki üzücü bir dönemdi” diyor ve şöyle devam ediyor:
“Geleceği düşünüyorsunuz. Araba kullanabilecek mi? Çalışabilecek mi? Tüm bunlar aklınızdan geçiyor.”
James, diğer görme engelli insanların da uyguladığı bazı taktiklerle hastalığıyla mücadele etmeyi öğrendiğini söylüyor.
James, “Babamın kazağının ne renk olduğunu fark ediyorum. Böylece eğer dışarı çıkarsam onu yüzünden değil renginden tanıyabilirim çünkü ayrıntıları çıkarmakta zorlanıyorum” diyor.
Baba ve oğul, James’in görme kaybını ve futsalı (salon futbolunu) inceleyen ilk belgeselleri, Futbol Herkes İçin’i yayımlamaya hazırlanıyor.
İkili, Birmingham’da düzenlenen 2023 Görme Engelliler Dünya Kupası’nda oynayan görme engelli İngiltere futsal takımını takip ediyor.
Futsal daha küçük, kapalı bir sahada, çok fazla sekmeyen daha ağır bir topla oynanıyor.
Oyuncular görme engellerine göre sınıflandırılıyor ve oyuncu sayısı sınırlanıyor. Kaleciler görme engelli değil, ancak kaleyle sınırlılar.
Futbolu bir kenara bırakmış olsa da James “bir sürü hayalim var” diyor.
İşletme okuyan James, bunu çok severek yaptığını ve gelecekte kendi işinin sahibi olmayı umduğunu, ancak bunun ne olabileceği konusunda seçeneklerini açık tuttuğunu söylüyor.
Michael ise gülerek, “30 yıl sonra ben emekli olduğumda, muhtemelen ‘aile imparatorluğunu’ o devralacak,” diyor.
]]>15 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada dokuz askerimizin şehit olduğunu, dört askerin yaralandığını duyurdu. Bakanlıktan, “Yaralılarımız hastaneye sevk edilmiş ve tedavilerine başlanmıştır. Temasta ilk belirlemelere göre 15 terörist etkisiz hale getirilmiştir” açıklaması yapıldı.
MSB ŞEHİTLERİN İSİMLERİNİ AÇIKLADI
Milli Savunma Bakanlığı, Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada şehit düşen kahramanlarımızın isimlerini açıkladı.

NİĞDE: KEMAL BATUR
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Sözleşmeli Er Kemal Batur, şehit oldu. Şehidin acı haberi, Vali Yardımcısı Resul Özdemir ve beraberindeki askeri heyet tarafından Niğde merkeze bağlı İlhanlı Mahallesi’nde yaşayan baba Cuma ve anne Hatice Batur’a ulaştırıldı. Oğullarının şehadet haberini aldıktan sonra fenalaşan Batur çiftine hazırda bekletilen sağlık ekibi müdahale etti. Şehidin baba evine Türk bayrakları asılırken, yakınları ve komşuları da taziye için eve akın etti. Bekar ve 4 kardeşin en büyüğü olduğu öğrenilen Şehit Batur, memleketindeki törenle son yolculuğuna uğurlanacak.

AKSARAY: GÖKHAN DELEN
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Üsteğmen Gökhan Delen, şehit oldu. Üsteğmen Delen’in, memleketi Aksaray’ın Ereğli Kapı Mahallesi’nde oturan babası Bayram Delen’e acı haber, askeri yetkililer tarafından verildi. 2’si kız 4 kardeş olan Şehit Delen’in bekar olduğu öğrenildi. Acı haberin ardından baba evine Türk bayrağı asıldı.

GAZİANTEP: HAKAN GÜN
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Çavuş Hakan Gün, şehit oldu. Gün’ün şehadet haberi, Gaziantep’in Fatih Mahallesi’nde oturan ailesine askeri yetkililer tarafından verildi. Şehidin babası Süleyman Gün ve diğer aile üyeleri acı haberle gözyaşlarına boğuldu. Şehidin evine ve sokağa Türk bayrakları asıldı. Acı haberin ardından yakınları ve komşuları taziye için şehit evine akın etti. Bekar olan Şehit Hakan Gün’ün cenazesi, düzenlenecek törenle toprağa verilecek.

ADIYAMAN: SERKAN SAYIN
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Çavuş Serkan Sayın, şehit oldu. Şehidin acı haberi, Adıyaman’ın Bahçelievler Mahallesinde oturan ailesine İl Jandarma Komutanı Albay Hikmet Uz, Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimler Derneği Başkanı Hacı Erdengi ve askeri yetkililer tarafından verildi. Şehit ailesi acı haberle üzüntüye boğulurken, baba evine Türk bayrakları asıldı. Emine ve Hacı Ali Sayın çiftinin 6 çocuğundan ortancası olan Uzman Çavuş Serkan Sayın’ın bekar olduğu öğrenildi.

KAHRAMANMARAŞ: MÜSLÜM ÖZDEMİR
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Sözleşmeli Er Müslüm Özdemir, şehit oldu. Şehit Özdemir’in acı haberi, Merkez Dulkadiroğlu ilçesinin Şerefoğlu Mahallesi’ndeki çadırda yaşayan baba Ali- Ümmihani Özdemir çiftine Dulkadiroğlu kaymakamı Fatih Çelikkaya ve yetkililer tarafından verildi. 3 çocuklarından tek oğlu olan bekar Müslüm’ün şehadet haberiyle Özdemir çifti gözyaşlarına boğulurken, ailenin yaşadığı çadır bölgesine Türk bayrakları asıldı.

KAHRAMANMARAŞ: EMRULLAH GÜLMEZ
Diğer şehit ateşi ise Göksun İlçesi Hacıkodal mahallesindeki Şehit Piyade Sözleşmeli Er Emrullah Gülmez’in baba ocağına düştü. Yine askeri yetkililerce verilen acı haberin ardından iki şehidin baba ocağı Türk bayraklarıyla donatıldı.

İSTANBUL: AHMET KÖROĞLU
Irak’ın kuzeyinde sürdürülen Pençe- Kilit Harekatı bölgesinde, bir üs noktasına sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada Piyade Uzman Ahmet Köroğlu, şehit oldu. Köroğlu’nun şehadet haberi, Tuzla, Şifa Mahallesi’nde oturan ailesine askeri yetkililer tarafından verildi.

ORDU: MURAT ATAR
Pençe Kilit Harekatı Bölgesi’nde üs bölgesine sızmaya çalışan bölücü terör örgütü mensupları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) arasında çatışma çıktı. Terör örgütü ile çıkan çatışmada şehit olan askerlerden biri de Ordulu İstihkam Sözleşmeli Er Murat Atar oldu. Şehit Atar’ın acı haberi İkizce ilçesi Bolluk mahallesi nüfusuna kayıtlı baba ocağında ailesine haber verildi.
]]>Eczacılığa 44 yıl önce Yozgat’ta başlayan 74 yaşındaki Adem Solak, 1990’da Mudanya’da iş yerini açtı. Solak, kendisine küçük yaşlardan itibaren yardım eden ve baba mesleğini seçerek kendi iş yerini açan kızı Derya Solak Cansever’in oğlu Necip Furkan Cansever’le dede torun aynı eczanede mesai yapıyor.
Adem Solak, AA muhabirine, Yozgat’ta çalıştığı 10 senenin ardından Mudanya’da 34 yıldır mesleğini sürdürdüğünü söyledi.
Kızının 1995 yılında Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden mezun olduktan sonra yanında bir sene çalıştığını, daha sonra kendi eczanesini açtığını belirten Solak, “Torunum da geçen sene İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdi. Kızım ve torunumun meslek seçiminde katkım mutlaka olmuştur. Onlar çalışmamı görünce hoşlarına gitti ve bu mesleğe başladılar, hevesle yapıyorlar.” dedi.
Torununu beyaz önlükle görmekten mutluluk duyduğunu dile getiren Solak, emekliye ayrılınca iş yerini ona devredeceğini ifade etti.
24 yaşındaki Necip Furkan Cansever de 6 ay önce başladığı eczacılıkta dedesinin kendisine çok yardımcı olduğunu bir arada olmanın çok farklı bir his olduğunu vurguladı.
Dedesinden çok şey öğrendiğini kaydeden Cansever, “Dedemle beraber çalışmak çok farklı bir his gerçekten. Herkes çok şaşırıyor. Kimseye herhalde nasip olmaz böyle bir şey. Dedem aşırı derecede deneyimli, bana çok yardımcı oluyor.” diye konuştu.
???????Dede torun çalıştıklarını ilk kez görenlerin şaşırdığını kaydeden Cansever, şöyle devam etti:
“Küçükken annemin bazen ihtiyacı oluyordu. Küçük yaşta geliyordum gidiyordum, destek oluyordum. Yani çok bir şeyler yapamıyordum ama ilaç dizmede yardımcı oluyordum. Okulda öğrenmekle dedemden öğrenmek çok çok farklı yani. Üniversitede akademik bilgiler öğrendim ama eczanede ise dedemden kimin neye ihtiyacı olduğunu öğreniyorum. Ben de onu örnek alıyorum. Çok güzel bir meslek, benden sonraki kuşakların da bu mesleğe devam etmesini isterim.”
“Ne zaman ihtiyacımız olsa birbirimize destek veriyoruz”
Mesleğini 29 yıldır sürdüren 50 yaşındaki Derya Solak Cansever ise meslek seçimindeki en büyük faktörün babası olduğunu anlattı.
Gençlik yıllarında eczacı olmayı düşünmediğini ancak babasının eczacılığın mizacına uygun olduğunu söylemesi üzerine üniversite tercihlerini buna göre yaptığını aktaran Cansever, şöyle konuştu:
“Sonradan fark ettim ki gerçekten bana uygun bir meslekmiş. İyi ki öyle yapmış. Nasip oldu, benden sonra da oğlum üniversite tercihlerinde eczacılık fakültesini yazdı ve o da kazandı. Şu anda 3 nesil eczacılık mesleğine devam ediyoruz. Babam ve oğlum Güzelyalı’da, benim eczanem de Kurşunlu’da. Mezun olduktan sonra ilk yıl birlikte çalıştık, sağ olsun yetişmeme, işi öğrenmeme yardımcı oldu. Sonrasında da elini hiç üstümden çekmedi. Ne zaman ihtiyacımız olsa birbirimize destek veriyoruz. Aynı meslek grubunda olmak güzel oluyor. Ben de bildiklerimi elimden geldiğince oğluma aktarmaya çalışıyorum.”
Cansever, eczacılığa 3 nesil aktif devam etmeleri dolayısıyla çevrelerinden olumlu tepkiler aldıklarını belirtti.
Babasıyla alakalı en büyük öğretisinin işinin başında durmak olduğunu söyleyen Cansever, “Bu yaz oğlumun mezuniyetine gittik. Mezuniyeti çok gurur verici bir şeydi. Yani hiç öyle hissedeceğimi düşünmedim ama orada en çok babam aklıma geldi. ‘Demek ki ben de mezun olduğumda babamın yanına geldiğimde, önlüğümü giydiğimde babam bunları hissetmiş’ dedim. Çok gurur vericiydi.” ifadesini kullandı.
]]>Olay, yeni yıla girerken saat 23.30 sıralarında, Fatih’te meydana geldi. Ailenin iddiasına göre; 17 yaşındaki Melek Nur Özgener, yılbaşını kutlamak üzere Nisa A.(17) ve Ercan D.(32) ile buluştu. Otomobilin içinde oturdukları sırada Ercan D., yanındaki silahı çıkararak iki kız arkadaşına doğrultup, “Seni mi vurayım? Yoksa seni mi?” dedi. O sırada Ercan D., tetiğe basarak arka koltukta oturan Özgener’i başından vurarak yaraladı. Ardından korkuya kapılan şüpheli, Özgener’i otomobili ile en yakındaki hastaneye bırakıp kayıplara karıştı. Yaralı Melek Nur Özgener ameliyata alınırken, polis ekipleri 4 yıl önce benzer bir suçtan yargılanıp serbest bırakılan Ercan D.’yi yakalamak için çalışma başlattı. Çalışmalar sırasında gözaltına alınan Nisa A. serbest bırakılırken, ağır yaralanan Melek Nur Özgener ise yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor. Öte Yandan, Nisa A.’nın sosyal medya hesabından tabanca fotoğrafı paylaştığı görüldü.
“HANGİNİZE SIKAYIM DİYOR, BENİM KIZIMDA PATLIYOR”
Hastane kapısında, kızından gelecek güzel haberi bekleyen baba Bülent Özgener, “Geçtiğimiz yılbaşı günü, ben kızımı çağıracağım sırada memurlar aradı. ‘Acile gelir misiniz’ dediler. Ben sandım ki biri şaka yapıyor. Sonra Melek Özgener’in babası olup olmadığımı sordu. ‘Acil hastaneye gelir misiz’ dedi. Ben de gittim. Memur bey anlatmaya başladı. İki kız, bir erkek varmış arabada. Erkek ‘Hanginize sıkayım’ demiş. Benim kızımın kafasında patlıyor. Eli tetiğe değmiş. Arka taraftan girip ön kulak arkasından çıkıyor. Bu adam daha önce de cinayet işlemiş. Denetimli serbestlikten salmışlar” şeklinde konuştu.
“HASTANENİN ÖNÜNE ATIP KAÇIYOR”
Güçlükle konuşan baba Özgener, “Geldiğimde gördüm ki yoğun bakımda. Kızım şu an ölümle pençeleşiyor. Arabanın içerisinde mermi patladıktan sonra hastaneye getiriyor. Önüne atıp, bırakıp kızımı kaçmaya başlıyor. Memur arkadaş o sırada görüp plakasını alıyor. Araştırıyorlar. Çocuk yurt dışına da kaçabilir. Memur arkadaşlara da söyleyeceğim. Yurt dışına kaçarsa bulamazlar. Böyle kişilere adalet lazım. Hiç salmamaları lazım” dedi.
“UYUŞTURUCU VE SİLAH KAÇAKÇILIĞI VAR”
Baba Özgener, “Bu yanlarındaki Nisa isimli kızla uzun süredir beraberler. Ama kız ailesinden kopuk. Benim kızımla tanıştıktan sonra iş patlıyor. Kız uyuşturucu satıyordu. Benim kızıma da sattırmaya çalışmışlardır. Vuran çocukta uyuşturucu satıcılığı ve silah kaçakçılığı yapıyor. İlk gördüğümde her tarafı şişmişti. Boynunda yaralar vardı. Belki de kızıma başka şeyler de yapacaklardı bunlar” ifadelerini kullandı.
“BENİM KIZIMLA NE İŞİ OLABİLİR”
Fotoğrafları gösterirken isyan eden baba Bülent Özgener, “Benim kızım 17 yaşında. Bu adamın iki tane çocuğu var. Benim kızımla ne işi olabilir? Bu adam zaten uyuşturucu satıyor. Silah kaçakçılığı var. Ne işi olabilir benim kızımla” dedi.
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, İSTANBUL’da üç kardeş, 20 yıl önce babalarının 15 aylık kardeşleri Armağan’ı döverek öldürdüğünü ve olayı gizlemek için de bir arkadaşıyla beraber yetkililere haber vermeden gömdüğünü iddia etti. Şimdilerde her biri 20’lerinde üç gencin olayı 2016 yılında polise ihbar etmesiyle baba Hüseyin K. hakkında soruşturma açıldı. Hüseyin K. polis ifadesinde çocuğun neden öldüğünü bilmediğini söylerken, savcılık ifadesinde hasta olduğu için öldüğünü ve mezar yeri parası olmadığı için kendisinin gömdüğünü ileri sürdü. Babanın çelişkili ifadeleri karşısında eşi ve baldızının da birbirleriyle tutarsız ifadeleri tespit edildi. Savcılıkça bebeğin gömüldüğü yerde ‘fethi kabir’ (cenazenin incelenmek üzere mezarının açılması) yapıldı. Bebeğe ait bulguların DNA’sı sanık babayla uyumlu çıktı. Savcılık, baba Hüseyin K. hakkında ‘Olası kastla çocuğunu öldürme’ suçundan müebbet hapis istemiyle dava açtı.
Olay, 14 Temmuz 2016 tarihinde V.K. (25), Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin, Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne yaptığı ihbarla ortaya çıktı. Üç kardeş babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüğünü iddia ettiler. Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Kardeşlerin ayrı ayrı ifadeleri alındı.
“SİZ ÖLSENİZ NE OLUR, BİZİM BAŞKA ÇOCUĞUMUZ OLUR”
Olay sırasında 3 yaşında olan ve baba şiddeti nedeniyle evden kaçan Ö.K. ifadesinde “Ben 3-4 yaşlarındayken babamdan şiddet görmeye başladım. Eline ne geçerse onunla bizi döverdi. 2001 yılında doğan kardeşim Armağan için babam ‘Şeytan çocuk’ derdi. Bir gece babam kardeşimi kötü dövdü. Çocuk sabaha karşı öldü. Annem ve babam bizden gizli bu çocuğu götürüp Arnavutköy Mezarlığına gömdüler. Biz, sonraki konuşmalardan bunu anladık. 5-6 yıl sonra okul kaydı çıktığından nüfus müdürlüğüne öldüğünü belgelemek için başvuruda bulundular. Tanık olarak teyzemi gösterdiler” dedi. Ö.K. ayrıntılı ifadesinde de babasının kardeşlerini ve kendisini kabloyla dövdüğünü, Armağan’ı kabloyla dövdükten sonra tekme ve yumruk attığını, duvara fırlattığını söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Babam bizi döverken, ‘Siz ölseniz ne olacak, siz ölürsünüz bizim başka çocuğumuz olur. Şuraya bir çukur kazar üstünüze iki toprak atarız olur biter’ derdi. Armağan’ı döverken, ‘Bu çocuk bir ölse ben öldürmüş olmam eceli gelmiş, ölmüş olur. Allah bana günah yazmaz. Dinimizde çocuk 7 yaşına kadar namaz kılmazsa döverek öldürebilirsiniz. Ben cennetliğim’ derdi. O gece Armağan’ı döverken, Armağan bizden yardım istedi. Bize bakarak ‘aba uf’ diyordu. Babam bunun üzerine Armağan’ı alarak başka bir odaya götürdü ve kapıyı kapattı. Biz kapının arkasından sadece çığlık seslerini duyduk. Daha sonra babam odadan çıktı, gidip uyudu. Armağan teyzemin yanındaydı. Teyzem Armağan’a mama ve su vermeye, susturmaya çalışıyordu. Armağan sürekli ‘uf, uf’ diye ağlıyordu. Teyzem susturmaya çalışıyordu, ancak ateşi yükseliyordu. Armağan iyice kötüleşince teyzem, annem ve babamın odasına gidip ‘Armağan ölüyor’ dedi. Ancak ikisi de umursamadı. Armağan’ı babamın öldürdüğünü kimseye söylemiyorlardı.”
“ANNEM DE TEYZEM DE BABAMA MÜDAHALE ETMEDİ”
Olay sırasında 5 yaşında olan V.K. ise babasının küçük kardeşinin doğduğundan beri dövdüğünü, ölümünden bir gün önce de babasının çok dövmesi yüzünden kardeşinin yürüyemediğini söyledi. V.K. ifadesinde “Olay günü babam, Armağan’ı yanına çağırdı. Armağan, babamın yanına gitmeyerek teyzemin arkasına saklandı. Bunun üzerine babam Armağan’ı dövmeye başladı. Annemin eşarbını boğazına dolayıp havada sallandırdı. Çocuğu duvara vurdu. Eli yüzü mosmor kesilmişti. Annem de teyzem de babama müdahale etmedi. Babam onları da dövüyordu. Saat 04.30-05.00 sıralarından teyzem telaşla, ‘Bu çocuğun nefesi gelmiyor’ dedi. Saat 6’ya doğru annemle babam evden çıktılar. Babamın arkadaşı geldi. Teyzem, ‘Kardeşiniz öldü, babanlar gömmeye götürdüler’ dedi
SANIK BABA ÇELİŞKİLİ İFADELER VERDİ
Sanık baba Hüseyin K. 28 Kasım 2016 tarihinde polise verdiği ifadesinde, Armağan’ın neden vefat ettiğini bilmediğini, herhangi bir sağlık sorunu olmadığını söyledi. Baba 14 ay sonra savcılıkça alınan ifadesinde ise, işten geldiğinde Armağan’ın hasta olduğunu öğrendiğini, ertesi gün hastaneye götürmeyi düşündüğünü, ancak gece vefat ettiğini, mezar yeri satın alacak parası olmadığı için Armağan’ı Arnavutköy mezarlığına defnettiğini, ölümden sonra nüfus müdürlüğüne başvurduğunu ancak görevlilerin ölüm kaydı düşmediğini söylediği, memleketten muhtarın araması üzerine Aydın Söke’de tekrar öldüğünü bildirdiğini söyledi.
ANNE: “MERDİVENLERDEN DÜŞTÜ”
Anne Ceyhan K. de olay günü Armağan’ın merdivenlerden düştüğünü, kafasının şiştiğini, ancak maddi durumları olmadığı için hastaneye götüremediklerini, acılarından dolayı kocasının ölüm olayını yetkililere bildirmediğini, kocasının arkadaşıyla birlikte bebeği defnettiğini anlattı.
BİRLİKTE GÖMDÜĞÜ ARKADAŞI DA İFADE VERDİ
Sanık baba ile birlikte bebeği gömen arkadaşı Ahmet Ç. ifadesinde, Hüseyin K’nin bebeğinin ölmeden önce hasta olduğunu, ancak doktorlara güvenmediği için bebeği hastaneye götürmediğini, olay günü sabah Hüseyin’in evine gittiğinde Armağan’ın öldüğünü öğrendiğini, Hüseyin bebeği tek başına defnedeceğini, onu yalnız bırakmamak için yanında gittiğini, sabah saat 08.00 sıralarında cenaze namazını kılarak bebeği defnettiklerini söyledi.
İKİ KARDEŞİN DAHA İFADESİ ALINDI
Soruşturma sürecinde baba Hüseyin K’nın yaşayan 9 çocuğundan biri olan E.K. ile D.K’nin de ifadesine başvuruldu. E.K. kardeşlerinin aksine babasının kardeşlerini darp etmediğini, kardeşinin olay öncesinde herhangi bir kaza da geçirmediğini, rahatsızlığının da olmadığını söylerken; D.K. babasının Armağan’ı dövdüğünü, susmayınca eşarpla boynunu sıkıp susturmaya çalıştığını, sabah uyandıklarında anne ve babasının kardeşlerinin öldüğünü söylediğini anlattı.
MEZAR AÇILDI
Savcılıkça, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde,’fethi kabir’ (cenazenin incelenmesi için mezarın açılması) işlemi yapıldı. Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
20 YIL SONRA DAVA AÇILDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı. İddianamede baba, anne ve teyzenin ifadelerinin birbiriyle çeliştiği, ayrıca babanın savcılık ve polis ifadelerinin de tutarsız olduğu belirtildi. İddianamede, sanık babanın bebeğin ölümünü ilk kez 7 yıl sonra 1 Haziran 2010 tarihinde Aydın, Söke Kaymakamlığına bildirdiği belirtildi.
CENAZE MERASİMİ DÜZENLEMEMESİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI
İddianamede, İlahiyat Fakültesi mezunu baba Hüseyin K’nın İslam dininin gereği üzerine cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.
MÜEBBET HAPSİ İSTENDİ
İddianamede, 2003 yılının kış aylarında, kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurarak, tekme ve yumrukla, eşarpla boğazını sıkarak ve duvara fırlatarak darbederek bebeğin ölümüne neden olduğu belirtildi. Sanığın “Olası kastla nitelikli kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi.
İLK DURUŞMA GÖRÜLDÜ
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçtiğimiz günlerde görülen ilk duruşmaya, üç kardeşin yanı sıra kardeşlerden D.K de şikayetçi olarak katıldı. Karısıyla Aydın’da yaşayan sanık Hüseyin K. ise Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.
Sanık Hüseyin K. savunmasında, suçlamaların asılsız olduğunu ve üzerine tiyatro oynandığını ileri sürdü. Suçlamaları anlamakta zorlandığını söyleyen sanık baba, “İddialara konu olan bebeğim 6 kilo doğmuştur. Her çocuğumuza kendi özelliklerine göre ilgi gösterdik. Vefat öncesi eşim bebeğin merdivenden yuvarlandığını söyledi. Kontrol ettim herhangi bir bulgu yoktu. Eşimin anlattığına göre o gün biraz ateşlenir gibi olmuş. Akşam bir şeyi yoktu. Sabaha karşı eşim beni kaldırdı. Çocuk hareketsizdi. Nabzı atmıyordu. Vefat ettiğini anladım” dedi.
Sanık Hüseyin K. maddi imkanlarının yetersiz olduğunu, daha önceden vefat eden bebeğinin cenaze masraflarını karşılayamadığını ve aynı sıkıntıları yaşayacağı düşüncesiyle defin işlemlerini kendisinin yaptığını belirterek beraatini istedi.
Şikayetçi kardeşler de babalarından gördükleri eziyet nedeniyle cezalandırılmalarını talep ettiler. Mahkeme, bir sonraki duruşma anne ve teyzenin dinlenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
]]>
