İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve yetkililer eşliğinde maden ocağı sahasında basın mensuplarına açıklama yapan Bayraktar, son birkaç gündür sahada çalışma şartlarının çok zorlu hale geldiğini ifade etti.
Dün gece itibarıyla çok ciddi heyelan riskinin tespit edildiğini bildiren Bayraktar, “Dolayısıyla özellikle o yığının kaymamış bölgelerinde şu anda ciddi bir hareketlilik var. Bu çalışmalardan, bu risklerden dolayı şu anda sahada arama faaliyetlerini durdurmuş durumdayız.” diye konuştu.
Bayraktar, heyelan riski nedeniyle atık toprağın taşınmasına ilişkin faaliyetlerin de durduğuna işaret ederek, “Önceliğimiz şu anda heyelan riskini hem arama için hem de bu toprağın taşınmasıyla alakalı yapılacak faaliyetler için ortadan kaldırmaktır. Şu anda temel önceliğimiz, yol haritasını ortaya çıkaracağımız süreç budur.” ifadelerini kullandı.
Kayan toprağın taşınacağı yerle alakalı çalışmaların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda ve onayında yürütüldüğünü aktaran Bayraktar, “Dolayısıyla onların onay vermediği herhangi bir yere, bu heyelanlı toprağın konulması söz konusu değil. Bu konuda endişe edilecek bir şey yok.” dedi.
Bayraktar, çok sayıda akademisyenin yanı sıra ilgili kurumlar ve uzman ekiplerin heyelan riskinin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışma yürüttüğü bilgisini paylaşarak, “Bu konuda belki yarın sabah, yarın öğlene kadar yapacağımız çalışmalarda daha net bir tablo ve bir yol haritası önümüze koyacağız gibi gözüküyor. Onları da sizlerle inşallah paylaşırız.” değerlendirmesinde bulundu.
Kayan toprağın istifleneceği alanlara yönelik birkaç alternatif üzerinde çalışıldığını belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bunlarla ilgili tespit ettiğimiz birkaç lokasyon var. Bununla alakalı orada hangi şartlarda buranın istifleneceğiyle alakalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın koordinasyonunda lokasyon tespiti, o lokasyonların hazırlanmasıyla alakalı faaliyetimiz devam ediyor. Onu da en kısa sürede belirleyip heyelan riski ortadan kalktığı anda bu toprağın oraya aktarılmasıyla alakalı süreci başlatacağız.”
“Toprak ve su numunelerinde bir olumsuzluk söz konusu değil”
Bayraktar, sahada Devlet Su İşleri’nin (DSİ) koordinasyonunda temiz suyun ve kontamine olmuş suyun hızla kontrol altına alınmasıyla ilgili faaliyetlerin sürdüğüne işaret ederek, su ve topraktan ölçümler alınarak kalitenin kontrol edildiğini anlattı.
Bu kapsamda, toprak ve su numunelerinde bir olumsuzluğun söz konusu olmadığını vurgulayan Bayraktar, sahanın baraj tarafındaki çalışmaların da yoğun şekilde devam ettiğini dile getirdi.
Bayraktar ayrıca maden kazasına yönelik idari soruşturmanın da devam ettiğinin altını çizerek, “Bugün bütün ilgili bakanlıklarımızın bakan yardımcısı düzeyinde arkadaşlarımız burada. Tahmin ediyorum yarın bakanlarımızın da buraya gelmesi söz konusu. Yoğun bir şekilde hem adli hem de idari yönden soruşturmalar devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Heyelan 2 şiddetinde deprem etkisi oluşturdu
Heyelanın deprem etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediği sorusunu yanıtlayan Bayraktar, sahadaki teknik ekibin ve akademisyenlerin, “heyelandan dolayı yaklaşık 2 şiddetinde deprem etkisi olduğu” değerlendirmesini yaptıklarını aktardı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, liç alanına yönelik senede 2 kez denetleme yaptığını aktaran Bayraktar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının da heyelanın yaşandığı liç alanını atık yönetimi kapsamında denetlediğini söyledi.
]]>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve yetkililer eşliğinde maden ocağı sahasında gazetecilere açıklama yapan Bayraktar, kaymanın ardından oluşan kütlenin 3 ayrı noktada; mevcut yerde, dere yatağına ve arka taraftaki manganez ocağına akışı olduğunu gördüklerini belirtti.
Bakan Bayraktar, koordinasyon süreci içerisinde ilgili kurumlarla yapılan görüşmelerde en önemli konunun, toprak kütlesinin taşınacağı alanın tespiti ve oranın hazır hale getirilmesi olduğunu vurgulayarak, “Bu bölge tahliye edilmeye başlanmış durumda. Arama faaliyetiyle ilgili yoğun çaba, büyük fedakarlık ve uyum içerisinde devam ediyor.” diye konuştu.
Bayraktar, arama faaliyetlerinden kısa sürede sonuç alıp hem aileleri hem de tüm milleti neticeye ulaştırmayı temenni ettiklerini dile getirdi.
Sahada çevreyle ilgili alınması gereken ciddi tedbirlerin bulunduğuna da dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bununla alakalı her türlü tedbiri almış durumdayız. Özellikle DSİ, çok yoğun çalışmayla buradaki su hareketini kontrol edip, bu sahaya tekrar suyu sokmadan farklı alanlara yöneltmekle ilgili çok hızlı çalışma yürütüyor. Onlara teşekkür ediyorum. Aşağıda sedde ile ilgili çalışmalarımız büyük oranda tamamlanmış durumda. Yani yeni bir su hareketini kontrol altına almayla alakalı bütün tedbirler alınmış durumda.”
Bayraktar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının sürekli ölçümler yaptığına dikkati çekerek, “Şu anda gözüken, burada halk sağlığına zarar verebilecek herhangi bir şey olmadığı yönünde. Dolayısıyla o noktada da kontrollerimiz eş zamanlı, eş güdümlü şekilde devam ediyor. İnşallah en kısa zamanda arama kurtarma faaliyetiyle ilgili netice almayı ümit ediyoruz.” şeklinde konuştu.
“Toprak taşınmaya başladı”
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Bayraktar, eski mermer ocağındaki hazırlıkların hangi aşamada olduğu ve toprağın taşınma sürecinin ne kadar süreceği sorusu üzerine, toprağın taşınması hazırlıklarının tamamlandığını bildirdi.
Bakan Bayraktar, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili onayı verdiğini aktararak, “Nasıl bu yığın liç alanında yerleşimle alakalı onayları ÇED kapsamında ilgili Bakanlık verdiyse, orayla alakalı ‘Evet buraya şu şartları hazırladığınızda, buraya döküm yapabilirsiniz.’ onayını aldığımız için artık şu anda hem buradan hem de manganez ocağının olduğu yerden toprak taşınmaya başlandı. Sizi bugün oraya götüremiyoruz ama orada şu anda bu faaliyet devam ediyor. Yani yolda gördüğünüz kamyonlar oraya doğru hareket ediyor.” ifadesini kullandı.
Toprak altındaki işçilere dair iz olup olmadığı sorusu üzerine Bayraktar, ekiplerin radar, dedektör ve dronlarla tespit ettikleri lokasyonlara doğru yoğun şekilde çalıştığını söyledi.
“Yakın köylerde kullanılan içme suyuna buradan, atıkların, siyanürün akmamasına yönelik nasıl çalışma yürütülüyor?” sorusunu yanıtlayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Şimdi buraya, bu dereye gelen temiz suyun daha yukarıdan kontrollü şekilde barajın arkasından normal temiz akış kanalına, kuşaklama dediğimiz hadiseyi DSİ çalışmış durumda. Dolayısıyla bununla alakalı herhangi bir risk görmüyoruz. Buradan şu andaki toprağın olduğu suyun, toprağın altından ilerlemesiyle alakalı da ileride biliyorsunuz sedde yapıldı. Orada da herhangi bir şekilde ölçümlerde, gözlem kuyularında aldığımız numunelerin hiçbirisinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın buradaki laboratuvarında, mobil laboratuvarında ve Ankara’ya gönderdiği numunelerde herhangi bir risk şu anda gözükmüyor.
Zaten burası kuru bir dereymiş, bize söylenen bilgi ama şu anda bu toprak kalkana kadar suyu buradan hareket ettiremeyiz. Dolayısıyla bunu mutlaka başka bir yere aktarmamız lazım. Daha sonraki süreçte de DSİ bu toprak kalktıktan sonra yine buradan bir kanalla suyu aşağı doğru gönderecek.”
“Şu anda çevre izin belgesinin verildiği şartlar ortadan kalktı”
Bayraktar, işçilere ulaşılsa dahi toprak kaldırma çalışmalarının devamına yönelik soruya ilişkin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının mevzuatına göre buranın mutlaka kaldırılıp farklı yerde depolanması ve istiflenmesi gerektiğini, dolayısıyla çalışmalara devam edeceklerini söyledi.
Madenin çevre izin belgesinin iptal edildiğini hatırlatan gazetecinin, “Madenin geleceğiyle ilgili başka tasarruf olacak mı?” sorusunu ise Bayraktar, şu şekilde yanıtladı:
“Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız, çevre izin belgesini iptal ettiler. Dolayısıyla çevre izin belgesi olmayan herhangi bir işletme, maden veya herhangi bir şeyin çalışması söz konusu değil. Dolayısıyla çevre izin belgesi şu anda iptal edilmiş durumdadır. Yani bu madenin çalışması için gerekli izinler, müsaadeler, her kurumun farklı şeyi var ama esas itibarıyla çalışma izni, faaliyet izni, çevre izin belgesi üzerinden olur. Çevre izin belgesi olmayan herhangi bir madenin çalışması söz konusu değildir. O belge olana kadar, yenilenene kadar, şayet yenilenecekse herhangi bir faaliyet söz konusu olamaz. Şu anda o çevre izin belgesinin verildiği şartlar ortadan kalktı. Onun için çevre izin belgesini bakanlığımız iptal etti.”
]]>Bakan Bayraktar, maden ocağı yerleşkesinde bulunan Kriz Yönetim Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, haritalar üzerinden arama kurtarma çalışmalarında gelinen son duruma ilişkin bilgi verdi.
Heyelan sonrasında yaklaşık 10 milyon metreküplük toprak aktığını, hesaplamalara göre Sabırlı Deresi’ne ise yaklaşık 5 milyon metreküp toprağın hareket ettiğini söyleyen Bayraktar, heyelanın iki yönlü gerçekleştiğini hatırlattı.
Arama kurtarma çalışması süren 9 kişiden 6’sının bu dere yatağına gelen toprak alanının içerisinde, 3’ünün ise manganez ocağının içerisinde olduğunu düşündüklerini kaydeden Bayraktar, çalışmaları bu bölgeye yoğunlaştırdıklarını dile getirdi.
Manganez ocağında 1,5 milyon metreküpe yakın bir toprak bulunduğunu, bu toprağın 35 metre yüksekliğe ulaştığını, bunun da neredeyse 12 katlı bir apartmana karşılık geldiğini aktaran Bayraktar, şöyle konuştu:
“Dolayısıyla oraya erişmeye çalışıyoruz. Özellikle geçtiğimiz 3 gün içerisinde çok ciddi bir heyelan riski devam ediyordu. Dolayısıyla AFAD çalışanlarımızın da çalışma alanını riske sokacak bir durumdaydı. Biz özellikle dün akşam itibariyle biraz daha sahanın stabil, durgun olduğunu gördük. Onun için de çalışmalarımızı geceden itibaren yoğunlaştırdık. Çok büyük bir topraktan bahsediyoruz, yaklaşık 210 bin metrekarelik bir alanı etkiledi. Dolayısıyla burada özellikle yaptığımız radar ölçümleri, dedektörlerle yaptığımız çalışmalar neticesinde potansiyel işçi kardeşlerimizin ulaşacağı yerleri tespit edip oralara yoğunlaşmış durumdayız.”
Dere yatağına gelen toprağın kaldırılmasının öncelikli konulardan biri olduğunu, bunun çok zaman alabileceğini dile getiren Bayraktar, “Ama bu toprakları da herhangi bir yere gelişigüzel bir şekilde koyma şansımız yok. Dolayısıyla bu kontamine olmuş toprağı, en emniyetli olabilecek yer olarak manganez ocağının yanında geçmişte çalışılmış bir mermer ocağına aktarmayı planlıyoruz. Buna karar verdik. Mermer ocağını hazırlıyoruz. Gerekli tedbirleri almak suretiyle inşallah buradan toprağa hızlı bir şekilde şuraya aktarmış olacağız.” diye konuştu.
“Su ve toprak analizlerini yapıyoruz”
Bakan Bayraktar, haritalar üzerinde Sabırlı Deresi yatağını göstererek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buradan herhangi bir şekilde suya, hem buradaki suya hem de yer altı suyuna kontaminasyon, bulaşma olmasın istiyoruz. Onun için bu işlemi biraz hızlı yürütüyoruz. Her gün farklı lokasyonlardan, suyla alakalı 9 ayrı lokasyondan ölçüm alıyoruz. Barajın hem kaynak kısmında hem çıkış kısmında iki ayrı noktadan su ölçümü yapıyoruz ve halk sağlığını etkileyecek herhangi bir olumsuzluk var mı ona bakıyoruz. Önceki günlerde ve en son dün itibariyle yaptığımız ölçümlerde herhangi bir olumsuzluğa rastlamış değiliz.
Onun dışında Çöpler Deresi ve Sabırlı Deresi’nin hem gözlem kuyularında hem Sabırlı Deresi’nin burada kurduğumuz seddi önünde ve arkasında ölçümlerimizi gerçekleştiriyoruz. Dediğim gibi çok şükür bu 9 lokasyonun hiçbirinde suda halk sağlığına zarar verecek herhangi bir olumsuzluk söz konusu değil bugün itibariyle. Ama biz yakın bir şekilde hem suyu hem toprak analizlerini yapıyoruz hem buradaki laboratuvarlarımızda yapıyoruz hem de Ankara’da yapıyoruz. Dolayısıyla işin çevresel boyutu, çevreye verdiği olumsuzlukla alakalı konuları da yakın bir şekilde takip ediyoruz.”
Bakan Bayraktar, buradaki toprağın kaldırılmasının arama kurtarmayı da destekleyecek bir konu olduğunu dile getirerek, konuyla ilgili soruşturmanın ise titizlikle devam ettiğini ifade etti.
Adli soruşturma kapsamında 6 kişinin tutuklandığını, 2 kişinin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını hatırlatan Bayraktar, dün madenci aileleriyle de bir araya geldiklerini belirtti.
Onlara gerekli bilgileri verdiklerini ve her şeyi bütün şeffaflığıyla anlattıklarını vurgulayan Bayraktar, “Temiz suyun buradaki dere havzasına karışmadan daha farklı yollarla aktarılmasıyla alakalı da özellikle DSİ’nin koordinasyonu ve kontrolünde ciddi bir çalışmayı yürütüyoruz. Yani hem çevreyle alakalı gerekli tedbirleri almaya devam ediyoruz hem de yoğun bir şekilde arama kurtarmaya gece gündüz devam ediyoruz. Ümit ediyorum en kısa sürede bu kardeşlerimize ulaşırız.” ifadelerini kullandı.
“Kamyona ait parçaları bulduk”
Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bayraktar, toprak kaymasının olduğu gün dinamit patlaması olduğu iddialarıyla ilgili soru üzerine müfettişlerin bu konuda soruşturmasının sürdüğünü ancak toprak kaymasının olduğu gün patlatma yapıldığıyla alakalı kendilerinde bir veri olmadığını söyledi.
Patlamayla ve sahada bulunan dinamitle alakalı şu ana kadar gördükleri bir aykırılık olmadığını aktaran Bayraktar, “Ama soruşturma bitmeden de bir şey söylemek erken olur diye düşünüyorum.” dedi.
Başka bir gazetecinin “kayıp madencilerin kullandığı bir kamyonun parçalarının bulunduğu” iddiasıyla ilgili sorusu üzerine de Bayraktar, “Evet bu kamyona ait parçaları bulduk. Dolayısıyla oraya odaklanmış durumdayız.” diye konuştu.
“5 işçinin konteyner içerisinde olduğu ve 6 metre derinlikte tespit edildiği” iddialarına ilişkin soru üzerine ise Bayraktar, bu konuda çok net bir bilgilerinin olmadığını, madencilerin dere yatağına gelen kısımda konteynerin içerisinde veya civarında olduklarının tahmin edildiğini, tespit edilen bazı lokasyonlar bulunduğunu bildirdi.
Toprak hareketliliğinde daha stabil bir görüntü
Bakan Bayraktar, toprak istiflerinin nasıl yapıldığı ve mevzuatın ne kadarına izin verdiğine ilişkin soruya da şöyle cevap verdi:
“3 ayrı lokasyonda istiflemeden söz edebiliriz. Yani üçe bölünmüş gibi düşünebiliriz. Maden firması atıkla alakalı Çevre Şehircilik Bakanlığının ilgili birimlerine planlamalarını sunarak izinlerini alıyor. Uygulama, soruşturma konusu, zaten ana konulardan bir tanesi. Uygulama esnasında yaptıkları farklı bir şey var mı? Bu soruşturmanın neticesinde ortaya çıkacak.”
Yeni bir göçük ihtimali olup olmadığına yönelik soruya da Bayraktar, ana toprak kaymasının olduğu manganez ocağı tarafında toprak hareketlerini cihazlarla takip ettiklerini, son 3 günde bazı hareketler olduğu için daha temkinli hareket ettiklerini ifade ederek dün akşamdan bu yana ise biraz daha stabil bir görüntü olduğu için sahada daha yoğun bir çalışma yaptıklarını anlattı.
Bakan Bayraktar, bu noktada bir aksilik yaşanmadan en kısa sürede 3 kişiye ulaşmayı planladıklarını da sözlerine ekledi.
]]>Bakan Bayraktar, maden alanında arama kurtarma çalışmalarına ilişkin basına açıklamalarda bulundu.
Kurtarma çalışmalarının yoğun şekilde sürdüğünü belirten Bayraktar, “9 kardeşimizi arıyoruz. Bu arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, işçilerimizin 3’ünün bir lokasyonda, 6’sının diğer bir lokasyonda olduğunu tespit ettik. Belirlediğimiz noktalara inşallah bugün daha yoğun bir şekilde gireceğiz.” şeklinde konuştu.
Bayraktar, bütün riskler alınarak kurtarma çalışmalarına daha fazla yoğunluk verileceğini dile getirerek, “İnşallah ümit ediyorum ki bunlardan da netice alırız çünkü buradaki ailelerin, buradaki işçi kardeşlerimizin yakınlarının yoğun bir şekilde beklentileri var, çok haklı olarak. Biz de bunlara cevap verebilmek için gayret ediyoruz, çalışıyoruz.” diye konuştu.
Tehlikeli sızıntı iddialarına yönelik de sahada sürekli olarak ölçümlerin yapıldığını, heyelanın oluştuğu dere yatağının ilerleyen kısımlarında hem sudan hem topraktan sürekli numune alındığını ve testlerin yapıldığını belirten Bayraktar, şu ifadeleri kullandı:
“Şu ana kadar yaptığımız tespitlerle, testlerin neticesinde endişe edecek, endişeye mahal edecek bir durum söz konusu değildir. Halk sağlığını tehdit edecek veya orada çalışan şu anda personelimizi, özellikle AFAD personelini tehdit edecek herhangi bir şey söz konusu değildir. Dolayısıyla emniyetli bir şekilde bölgede çalışıyoruz.”
Toprakların boşaltılması için yol haritası çıkarılacak
Heyelanla oluşan toprak yığınını kaldırılmasına ilişkin ise Bayraktar, “Burada (İliç) bahsettiğimiz heyelanla oluşan toprak yığınını kaldırmayla alakalı planlama aşamasına geçmiş durumdayız. Elbette bu belki aylarca sürecek bir hadise ama biz bugün o toprakları alıp emniyetli bir şekilde tekrar depolayacağımızla alakalı çalışmamıza başlamış durumdayız. Muhtemelen bugün öğleden sonra yapacağımız toplantıda bunun yol haritasını da çıkarmış olacağız. ” ifadesini kullandı.
Mevcut kontamine toprak kütlesinin taşınacağı operasyona ilerleyen birkaç gün içerisinde başlamayı hedeflediklerini ve bu konuda ilgili tüm kurumlarla yoğun bir şekilde çalışmayı sürdürdüklerini kaydeden Bayraktar, “İnşallah çevreyi ve halk sağlığını etkileyecek hiç bir riski göz ardı etmeden o kütleyi ortadan kaldırmış olacağız.” diye konuştu.
8 personel adliyeye sevk edildi
Bayraktar, temel önceliklerinin kurtarma operasyonuna devam etmek olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“İnşallah bundan bir netice alırız. Bugün buradan ayrıldıktan sonra ailelerimizle birlikte olacağız. Zaten onların bir kısmı burada bu faaliyetleri yerinde takip ediyorlar. Önceliğimiz bu konudur. Bunun dışında idari ve adli anlamda soruşturma devam ediyor. Başsavcımızdan aldığımız bilgiye göre, 8 personelle alakalı içlerinde yabancı uyruklu yönetici de olmak üzere adliyeye sevk edilmiş durumdalar. Muhtemelen önümüzdeki saatlerde ve günlerde ilave soruşturma kapsamında ifade verecekler. Bunların elbette kusuru, eksiği varsa bunu yargı mutlaka tespit edecektir ve gereğini yapacaktır.”
İlgili bütün kurumlar ve bakanlıklarla teknik ve idari yönden soruşturmaya devam edildiğini vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bu hadisenin neden kaynaklandığı kök sebepleri neydi, bu konu ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Detayları kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz. Büyük bir operasyon yürütüyoruz, bir nebze sabır bekliyoruz, inşallah sahadaki çalışmalar netice verecek.”
Bayraktar, işletmenin ait olduğu şirketin üst düzey yöneticilerin hepsinin şu anda sahada olduğu bilgisini paylaşarak, “Şu anda bir tanesi hakkında soruşturma devam ediyor. Ama diğerleri de buradalar. Bizimle ortak, uyumlu şekilde çalışıyorlar. Şirket burada tümüyle bizim de belirlediğimiz esaslar çerçevesinde çalışıyor ve katkı koymaya başlamış durumdalar.” dedi.
Bu olayın üstü kapatılacak bir tarafının olmadığını aktaran Bayraktar, “Birçok farklı kurumumuz ile yoğun şekilde çalışıyoruz. Yapılan ve yapılacak konuları istişare ederek ilerliyoruz. Bu soruşturmanın neticesinde de bütün sorunlar ortaya çıkacak. Bir daha böyle bir hadiseyi, inşallah, Türkiye’de yaşamayız. Hakikaten çok üzgünüm.” ifadesini kullandı.
]]>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin, “Birinci önceliğimiz 9 işçi kardeşimize ulaşmak ve onları kurtarabilmek. Yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Burası halen çalışan bir yapı. Yani belli alanlarda heyelan tehlikesi devam ediyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük bir toprak kütlesi. Bunu elimizde bir imkan olsa ve bugün kaldırmaya kalksak en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız” açıklamasını yaptı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ile birlikte Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin bölgede basın açıklaması yaptı. Bayraktar, şunları söyledi:
“10 MİLYON METREKÜPLÜK BİR TOPRAK KÜTLESİ. BUNU ELİMİZDE BİR İMKAN OLSA VE BUGÜN KALDIRMAYA KALKSAK EN AZ 400 BİN KAMYONA İHTİYACIMIZ VAR”
“Birinci önceliğimiz 9 işçi kardeşimize ulaşmak ve onları kurtarabilmek. Yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Bilmemiz gereken çok önemli bir konu var. Burası halen çalışan bir yapı. Yani belli alanlarda heyelan tehlikesi devam ediyor. Bir kurtarma faaliyeti yaparken burada diğer arkadaşlarımızın zarar görmesini asla istemeyiz. Hiçbirimiz istemez. Çok dikkatli bir şekilde arama faaliyeti yürütüyoruz. Bu maalesef zaman alıyor. Çok büyük bir toprak kütlesinden bahsediyoruz. Yaklaşık 10 milyon metreküplük bir toprak kütlesi. Bunu elimizde bir imkan olsa ve bugün kaldırmaya kalksak en az 400 bin kamyona ihtiyacımız var. Böyle bir büyüklükle karşı karşıyayız.
“BÜTÜN PLANLAMALARIMIZ, HALK SAĞLIĞINA, ÇEVREYE, BURADAKİ FIRAT HAVZASINA ZARAR VERMEYECEK ŞEKİLDE”
İşçi kardeşlerimizin konteyner bir aracın içerisinde olduklarını öngörüyorduk. O yönde aramalarımızı yoğunlaştırmış durumdayız. Elimizdeki tüm teknik imkanları kullanarak bu faaliyeti yürütmeye gayret ediyoruz. Dün İçişleri Bakanımızla beraber aileleri ziyaret ettik. Onları bilgilendirdik. Çok stresli ve zor bir bekleyiş. Bütün planlamalarımız, halk sağlığına, çevreye, buradaki Fırat havzasına zarar vermeyecek şekilde aldık, alıyoruz. Bunları belli kademelerde gerçekleştireceğiz. Üniversitelerden, çok farklı disiplinlerden hocalarımız burada. Onlarla da görüş alışverişinde bulunuyoruz. Öncelikle, arama kurtarma faaliyetlerinde netice almak istiyoruz.
“KİMLERİN SORUMLULUĞU VARSA YARGI ÖNÜNE ÇIKMASINI VE HESAP VERMESİNİ DE TEMİN EDECEĞİZ”
Ondan sonraki aşama, bu maden özelinde ciddi bir rehabilitasyon süreci. İşin hukuki boyutu, onun ötesinde bu işin kök sebepleri, bizi buraya getiren ne olduğuyla alakalı da araştırmalarımız, bakanlığımız bünyesindeki müfettişlerimiz çalışmalarını burada sürdürüyorlar. Bunların tekrar etmemesi için, burada yapılanın nerede eksik veya yanlış yapıldığını ortaya çıkaracağız. Kimlerin sorumluluğu varsa yargı önüne çıkmasını ve hesap vermesini de temin edeceğiz. Milletimizin hiçbir endişesi olmasın.
“İŞLETMECİ ŞİRKETİN YÖNETİM DÜZEYİNDE BİR ZAFİYET İÇERİSİNDE OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ. YABANCI ŞİRKETİN TEMSİLCİLERİ BURADA DEĞİLLER”
Buradaki işletmeci şirketin yönetim düzeyinde bir zafiyet içerisinde olduğunu görüyoruz. Çünkü hala söz konusu yabancı şirketin temsilcileri burada değiller. Bu işin beraberinde bakmamız gereken bir konudur. Bu konuya da arama kurtarma sürecini bitirdikten sonra yoğun bir şekilde bakacağız.”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, şöyle konuştu:
“Devletin tüm kamu kurumları, AFAD başta olmak üzere tüm yetkilileri burada. Bizim öncelikli hedefimiz madencilerimize ulaşmak. Madenci kardeşlerimizin aileleri ve yakınlarının yanında olmak için geldim. Odaklanmamız gereken en önemli konu göçük altında kalan kardeşlerimize bir an önce ulaşmak.”
Bayraktar, “ÇED raporundan sonra kapasite artırım kararını kim veriyor” sorusuna ise şu yanıtı verdi:
“GEREKLİ İZİNLER İLGİLİ TÜM KURUMLARDAN ALINMIŞ GÖZÜKÜYOR”
“Bu tesisin izinleriyle alakalı sürecinde herhangi bir sıkıntı yok. Gerekli izinler ilgili tüm kurumlardan alınmış gözüküyor. Ama işletmecilik anlamında bunun uygulama noktasındaki konuları kurumlarımız soruşturuyor. Bunların neticelerini en kısa zamanda alıp kamuoyuyla paylaşacağız. Hiçbir şeyin burada üstünün örtülmeyeceğini çok net ifade edebilirim. Türkiye’de madenciliğin ülkemiz için hayati öneme haiz bir konu olduğunu söyledim. Bizim için madenden önce, ‘Önce insan, sonra çevre, katma değerli madencilik yapacağız’ dedik. Yerli-yabancı yatırıma açık olduğumuzu ifade ettik. Ama burada herkesin aynı sorumlulukta davranması önem arz ediyor. İzin süreçleri, ilgili kurumlarımız tarafından takip edilerek verilmiştir. İşletmecilik noktasında da neler olduğuna bakıyoruz. Resmi ve hukuki süreçlerin tamamlanması daha doğru olur. Hem sudan hem topraktan aldığımız numunelerle alakalı şu an endişe edilecek bir süreç söz konusu değildir. Periyodik olarak numune alıp ölçümlerini yapıyoruz.”
Bayraktar, “Hukuki bir süreç işliyor. 7 hatta son bir bilgi geldi. Bir sorumlu yönetici arkadaş daha gözaltına alındı. Bizim yaptığımız soruşturma süreci devam ediyor. Tüm sorumlular, her ne kademede olursa olsun kamuoyuyla paylaşılacak. Yargı gereğini yapacak” diye konuştu.
]]>
Farklı temalarda yaptığı pastel resim çalışmalarıyla dikkati çeken sanatçı, resme merakını, çizim tekniğini ve geleceğe dair planlarını AA muhabirine anlattı.
Bayraktar, yıllar önce Üsküdar’da düzenlenen kişisel sergisi için birkaç at portresi yaptığını ve bunun ilgi görmesi üzerine at portrelerine yoğunlaştığını söyledi.
Yaklaşık iki senedir bu sergiye hazırlandığının altını çizen sanatçı, “Atları seviyorum, çok duygusal hayvanlar. Bir de bizim kültürümüzde önemli bir yeri var. Gücün, cesaretin, güvenin, bağlılığın, zenginliğin timsali. Savaşta, tarımda, ulaşımda, hayatın içinde hep at olmuş. Kültürümüzde atın yeri zaten çok önemli.” dedi.
Emine Bayraktar, atın anatomisinin ve kas yapılarının da ressam olarak kendisini etkilediğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Atlar çok duygusal hayvanlar. O yüzden seviyordum atları. Hatta ‘Bu kadar at çalıştığımda sıkılır mıyım?’ diye bir düşünce de beni kaplamadı değil. İnanın hala içimde çalışacak heves var. Onlarla yakın temasa geçtiğimde de onların duygularını o kadar yoğun hissettim ki ister istemez bu süreçte çok yoğun bir bağ kurmuşum. Fakat ben farkına varamamışım. Yaptığım eserlerde en çok arzuladığım şey, seyreden sanatsevere o duyguyu geçirebilmek. İstanbul Atlı Sporlar Kulübü’nde olmasının da benim için en büyük güzelliği atlarla gerçek bağ kuran sporcularla tablolarımı bir araya getirmiş olmak.”
“Proje hayallerimin sonu yok”
Realistik tarzla çalıştığını ve detaylara çok fazla yer verdiğini vurgulayan Bayraktar, “Kullandığımız farklı materyaller var. Bazen kalem, bazen yayıcılar, bazen elimizle yapıyoruz. Kağıdımız da çok önemli. Zımpara kağıdı üzerine çalışıyorum. Zımpara kağıdı dişli ve dokulu bir kağıt, pastel de zaten toz bir boya. Pigmenti çok yüksek ve çok kaliteli bir boyadır, uzun yıllar kalabilir.” şeklinde konuştu.
Ressam Bayraktar, uluslararası fuarları çok önemsediğini ve Uluslararası Katar Fuarı’na da 5 Arap Atı portresi ile katıldığını dile getirerek, şu bilgileri verdi:
“Fuarda pastel bir at çalışması yaptım. O fuardan bir de ödül verdiler. Onun haricinde de Katar’da bir galeri benim oradaki at çalışmalarımla ilgilendi, aldı. Her sene Fransa’da olan, bu sene de Katar’da yapılan Dünya Arap Atı Güzellik Yarışması’nda benim eserlerim sergilendi. Bu da tabii benim için gurur verici oldu. Proje hayallerimin sonu yok. Benim bir atölyem var, 17 yaşından 55 yaşına kadar öğrencilerim de var. Onlarla bir sergi yapmak hedefim var. Sonrasında kendi çalışmalarımla alakalı yine yurt dışında fuarlara katılmak gibi isteklerim var.”
Sanata meyilli bireylerin hangi dal olursa olsun eğitim alması gerektiğini vurgu yapan Bayraktar, özellikle minik sanatçıların keşfinin ailede başladığını belirterek, “O küçük dünyalarıyla ileride çok büyük sanatçılar olabilirler. Bu dünyanın sanatçılara ihtiyacı var. Sanat evrensel ve herkesin bakış açısını değiştirebilen bir şey. Herkesin bir sanat dalıyla meşguliyeti olmasını temenni ederim.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 10 Şubat Dünya Bakliyat günü dolayısıyla görüntülü basın açıklaması yaptı. “Beslenmede baklagillerin önemi tartışılmaz” vurgusu yapan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Yağ oranı düşük, karbonhidrat oranı yüksek ve besleyici olan baklagiller, beslenmede bitkisel proteinin ana kaynağını oluşturuyor. En çok protein içeren besin gruplarından olan baklagiller günümüzde sağlıklı beslenme konusunda önemini artıran ürün grubudur. Baklagillerin her biri ayrı besin değerlerine sahip olmanın yanında ülkemizin kültürel değerleridir. Son yıllarda ülkemizde sağlıksız fast food ve hazır gıda tüketiminin artmasıyla baklagiller diyetisyen ve doktorlar tarafından daha fazla önerilmeye başlandı. Baklagillerin toplum olarak öneminin vurgulanması amacıyla, Birleşmiş Milletler tarafından 2016 yılı ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan edildi ve takip eden süreçte her yıl 10 Şubat günü ‘Dünya Bakliyat Günü’ olarak belirlendi.”
“Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır”
Baklagillerin dünyada 2 milyardan fazla insan için önemli bir protein kaynağı olduğunu belirten Bayraktar, bu rakamın dünya nüfusunun dörtte birini oluşturduğunu söyledi.
“Baklagiller dünyada yaklaşık 96 milyon hektar alanda 96 milyon ton üretimle, ortalama 135,2 milyar dolarlık piyasa değeri, 14,6 milyar dolar ihracat ve 16 milyar dolar ithalat değeri olmak üzere toplam 30,6 milyar dolarlık dış ticaret değerine sahip bir ürün grubudur” diyen Bayraktar, “Dünya toplam baklagil üretiminde yüzde 28,8’lik payla Hindistan ilk sırada yer alıyor. Ülkemizin toplam baklagil üretiminden aldığı pay yaklaşık yüzde 1,3 civarındadır” dedi.
Türkiye’de üretimi gerçekleştirilen 7 çeşit Baklagiller arasında en fazla nohut, kuru fasulye ve mercimek olduğunu dile getiren Bayraktar, şöyle konuştu:
“Baklagil üretimi ülke geneline yayılmış olsa da Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Marmara Bölgesi’nin güneyinde yoğunlaşmıştır. Genel olarak, kırmızı mercimek Güneydoğu’da, yeşil mercimek İç Anadolu’da, bakla Ege ve Güney Marmara’da, nohut ve kuru fasulye ise birçok bölgemizde yetiştiriliyor. Toplam yemeklik baklagil üretiminin, yüzde 44’ünü nohut, yüzde 30 buçuğunu kırmızı mercimek, yüzde 20,6’sını kuru fasulye oluşturuyor. Geri kalan yüzde 4,9’unu ise yeşil mercimek, bakla, bezelye ve börülce oluşturuyor.”
“Ülkemizde 1990 yılında toplam 20 milyon dekar olan baklagil ekim alanı bugüne geldiğimizde 9 milyon dekara geriledi. Yani ekim alanlarında yüzde 55,4 oranında azalma yaşandı. Aynı şekilde üretimde de yüzde 34,8 oranında bir gerileme gerçekleşti” diye Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Tarım ve Orman Bakanlığının girişimleriyle 2016 yılı FAO tarafından ‘Uluslararası bakliyat yılı’ olarak ilan edilmişti. Bu yıldan sonra baklagillerde ekim alanlarının artırılmasına yönelik yapılan çalışmalar yapılsa da belirli ürünlerde istenilen düzeye maalesef ulaşılamadı. Halen üretim açığı yeşil mercimekte yüzde 49, kırmızı mercimekte yüzde 43 oranındadır.”
“Et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez”
Et fiyatlarının yüksekliğine dikkati çeken Bayraktar, bu nedenle vatandaşların baklagil tükettiğini vurgulayarak, “Alternatif protein kaynağı olan baklagillerde de ithalat artarak devam ediyor. Baklagillerde son 5 yılda toplam ithalatımız yüzde 90,6 oranında artarak 702 bin ton oldu. Yine son 5 yılda baklagil ithalatına ödediğimiz tutar yüzde 227,6 oranında artarak 544 milyon dolara ulaştı. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanımızın protein ihtiyacı karşılamasında önemli bir yere sahip olan baklagillerin üretimini artırmak zorundayız. En önemli protein kaynaklarından olan et ve baklagilde ithalatçı olmamız kabul edilemez. Halkımızın sağlıklı beslenmesi için bu temel gıda ürünlerinde üretim artırılmalı, ithalattan vazgeçilmelidir” açıklamalarında bulundu.
“Tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez”
Ucuz gıdaya ulaşım için Üretici ile tüketici arasındaki makasın kapatılması gerektiğini dile getiren Bayraktar, “Üreticide 17 buçuk lira olan kırmızı mercimek 47 liraya, 29 buçuk lira olan nohut 76 liraya, 29 lira olan kuru fasulye 85 liraya, 26 lira olan yeşil mercimek 64 liraya markette satılıyor. Protein ihtiyacının yeterince karşılanması bakımından üreticide ucuz olan bu ürünleri tüketicilerin pahalı yemesi kabul edilemez. Bu gibi temel gıda ürünlerine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı, marketlerde tavan fiyat uygulaması getirilmelidir” ifadelerini kullandı.
“Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor”
“Ülkemizde baklagiller üretim maliyetlerinin yüksekliği ve alternatif ekilen ürünlerden elde edilen kazancın daha yüksek olması üreticilerin baklagil üretiminden uzaklaşmasına neden oldu. Ülkemiz baklagil ihracatında görülen azalış hem üretimde yaşanan sorunlar hem de dünya piyasasında rakip ülkelerin elde ettikleri rekabet üstünlüklerinden kaynaklanıyor” diyen TZOB Başkanı Bayraktar, “Baklagil üretimini arttırmak ülkemizi önce kendine yeter, sonrasında ihracatçı ülke konumuna getirir. Bunun için baklagiller üretim planlamasında öncelikli ürün grubuna alınmalıdır. Kurak ve yarı kurak alanlarda nohut ve mercimeğin, sulu alanlarda ise fasulyenin ekim nöbetine girmesi sağlanmalıdır. Baklagillere verilen prim desteği kiloya 50 kuruş olarak veriliyor. Ancak bu destek 2018 yılından bu yana değişmedi. Verilen desteklerin amacına uygun olması için günün şartlarına göre artırılmalıdır. Baklagillerde ülkemizin arz güvenliğini ve üretimin devamlılığını sağlamanın yolu, üreticiyi memnun edecek bir fiyatın piyasada oluşmasıdır. Bu nedenle hasat dönemine yakın baklagil ithalatı yapılmamalı, piyasanın dengesi bozulmamalıdır” diye konuştu.
Öte yandan, Bayraktar, Türkiye’de sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması ve gereken desteğin arttırılması gerektiğine de dikkat çekti. – ANKARA
]]>TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2023 yılı Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre markette takip edilen 41 ürünün tamamında fiyat artışı olduğunu belirterek, “Fiyatı en fazla artan ürün markette yüzde 156,3 ile kabakta görüldü. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 152,5 ile yeşil soğan, yüzde 146,4 ile maydanoz, yüzde 141,9 ile zeytinyağı ve yüzde 138,5 ile patlıcan izledi. 2023 yılında üretici fiyatlarına baktığımızda genel olarak görülen artışların etkenlerinden bir tanesi artan üretim maliyetleridir. Artan girdi fiyatları, işçilik, taşıma, ambalajlama, depolama ücretleri üretici fiyatlarına yansıdı. Üretimi geçen yıla göre azalan kabak, zeytinyağı, elma, salatalık, sivri biber ve kuru üzüm fiyatı en fazla artan ürünler oldu. Diğer taraftan üretimi artan narenciye ve kuru soğan artan maliyetlere rağmen bir önceki yıla göre fiyatı düşen ürünler oldu” dedi.
“Geçen yıla göre üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 365,9 ile kabakta görüldü”
Bayraktar, 2023 yılı Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre üreticide takip edilen 33 ürünün 29’unda fiyat arttığını, 4 üründe ise fiyat düşüşü yaşandığını belirterek, “Geçen yıla göre bu yıl üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 365,9 ile kabakta görüldü. Kabaktaki fiyat artışını yüzde 263,1 ile zeytinyağı, yüzde 200 ile elma, yüzde 159 ile salatalık, yüzde 152,2 ile sivri biber izledi. Bu yıl geçen yıla göre mandalina, limon, portakal ve kuru soğanda ise üretici fiyatlarında düşüş görüldü. Üreticide mandalinanın yüzde 63, limonun yüzde 57,1, kuru soğanın yüzde 31,9, portakalın yüzde 2,3 oranında fiyatları düştü. Bu düşüşlere rağmen markette portakalın yüzde 29,5, mandalinanın yüzde 20,8, kuru soğanın yüzde 15,8, limonun yüzde 0,5 oranında fiyatının artması dikkat çekti” ifadelerini kullandı.
Üreticide bazı ürünlerin maliyetinin düşmesine rağmen marketlerde fiyatları artmış şekilde yer aldığına dikkati çeken Bayraktar, bu sorunların çözümü için üretici ile tüketici arasındaki zincirin kısaltılması, lojistik maliyetlerin azaltılması ve spekülatif hareketlerle tüketicide fazlaca artan fiyatların önüne geçmek adına denetimlerin sıklaştırılması gerektiğine vurgu yaptı.
“Üretici ve market fiyat farkı en çok yüzde 408,5 ile mandalinada görüldü”
Aralık ayında üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 408,5 ile mandalinada görüldüğünü söyleyen Bayraktar, “Mandalinadaki fiyat farkını yüzde 407,4 limon, yüzde 277,8 portakal, yüzde 243 kuru soğan ile takip etti. Mandalina ve limon 5 kat, portakal 4 kat, kuru soğan ve marul 3 buçuk kat, yeşil soğan 3 kat fazlaya satıldı. Üreticide 4 lira 25 kuruş olan mandalina 21 lira 50 kuruşa, 3 lira olan limon 15 liraya, 5 lira olan portakal 21 liraya, 4 lira 50 kuruş olan kuru soğan 15 liraya satıldı” açıklamasında bulundu.
“Aralık ayında marketlerde fiyatı en çok artan ürün patlıcan”
Bayraktar, aralık ayında marketlerde takip edilen 42 ürünün 30’unda fiyat artışı, 12’sinde fiyat azalışı görüldüğünü söyleyerek, “Bu ürünler arasında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 54,5 ile patlıcan olduğunu, patlıcandaki fiyat artışını yüzde 54 ile yeşil fasulye, yüzde 46,7 ile marul, yüzde 30,1 ile salatalık, yüzde 27,3 ile ıspanak takip etti. Markette fiyatı en çok azalan ürün yüzde 16 ile mısırözü yağı oldu. Mısırözü yağındaki fiyat düşüşünü yüzde 11,8 ile portakal, yüzde 9,1 ile nohut, yüzde 7,3 ile pırasa, yüzde 4,2 ile Ayçiçek yağı, yüzde 3,5 ile patates izledi” diye konuştu.
“Üreticide en çok fiyat düşüşü lahanada görüldü”
Aralık ayında üretici fiyatlarında takip edilen 34 ürününün 23’ünde fiyat artışı olduğunu, 3’ünde fiyat düşüşü görüldüğünü söyleyen Bayraktar, 8 üründe ise fiyat değişimi olmadığını açıkladı. Bayraktar, şu ifadelere yer verdi:
“Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 20,5 ile beyaz lahanada görüldü. Beyaz lahanadaki fiyat düşüşünü yüzde 10,4 ile pırasa, yüzde 5,6 ile mandalina izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 58,5 ile marulda görüldü. Maruldaki fiyat artışını yüzde 44,8 ile yeşil fasulye, yüzde 42,9 ile limon, yüzde 36,2 ile kabak, yüzde 35,8 ile domates takip etti. Üretici fiyatlarında havuç, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, kuru üzüm, kuru incir, fındıkta fiyat değişimi olmadı.”
Aralık ayı üretici fiyat değişiminin nedenleri
Aralık ayındaki fiyat değişimlerinin nedenlerini de değerlendiren Bayraktar, lahana, pırasa ve mandalinada talep yetersizliği nedeniyle fiyatların düştüğünü dile getirdi. Marul, yeşil fasulye, kabak ve domateste arzdaki azalmanın ürün fiyatlarının artmasına neden olduğunu söyleyen Bayraktar, erkenci limonda oldukça düşük başlayan üretici fiyatının yataklık limon hasadının başlamasıyla aralık ayında artış gösterdiğini sözlerine ekledi. – ANKARA
]]>Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2 Ocak 2024 tarihinde başvurusu sona erecek olan Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) ve açıklanan yeni asgari ücret sonrası belirlenen tarım BAĞ-KUR primleri hakkında çaçıklama yaptı. 1 Eylül 2023 tarihinde başlayan 2023-2024 tarımsal üretim dönemi Çiftçi Kayıt Sistemi başvurularının 2 Ocak 2024 tarihinde sona ereceğini hatırlatan Bayraktar, “Ziraat odalarımızda aktif olan çiftçilerimiz, arazi beyanında ve ek belgelerinde değişiklik olmayan üreticilerimiz ÇKS başvurularını e-Devlet üzerinden yapabiliyor. Ancak üretim yaptığı arazi beyanı ve ek belgelerinde değişiklik olan üreticilerimizin ÇKS Yönetmeliği gereği ziraat odasından alacakları ‘Çiftçi Belgesi’ ve istenen diğer belgelerle Tarım ve Orman İl/İlçe müdürlüklerine şahsen başvuru yapmaları gerekiyor.”
Türkiye’de ÇKS kayıt şartlarını yerine getiremeyen yaklaşık 8,24 milyon hektar tarım arazisini işleyen üreticilerin her yıl desteklerden mahrum kaldığını belirten Bayraktar, “Gıda güvencesinin sorgulandığı, iklim değişikliğiyle birlikte gelecekte tarımsal faaliyetlerin daha da zorlaşacağının beklendiği bir ortamda ÇKS Yönetmeliği’ndeki kayıt şartları nedeniyle üretim yapan üreticilerimizin destek alamamasının kabul edilemez olduğu Birliğimizce her fırsatta dile getirildi” diye konuştu.
2023 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının üreten ve üretmek isteyen çiftçilerin sesini duyduğunu belirten Bayraktar, 18 Kasım 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ÇKS Yönetmeliği değişikliğiyle kayıt şartlarının düzenlendiğini ve miras ile intikal sorunları nedeniyle tarım yapılamayan arazilerin işlenerek kayıt altına alınmasının önünün açıldığını aktardı. 18 Kasım 2023 tarihinden itibaren yeni arazilerin ve çiftçilerin kayıt işlemlerinin yoğun bir şekilde devam ettiğini vurgulayan Bayraktar, “2024 yılı ÇKS başvurularının bitmesine kısa bir süre kaldığı için bugünlerde yoğunluk daha da arttı. Ziraat odalarımız kalan sürede ÇKS kayıtlarının tamamlanamayacağını söylüyor. Öngörülen 3 milyon hektar yeni tarım alanının kayıt altına alınabilmesi ve üreticilerimizin destek alabilmeleri için başvuru süresinin 1 ay uzatılması gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, açıklanan brüt asgari ücretle beraber üreticilerin tarım BAĞ-KUR primlerinin de yüzde 49 oranında arttığını belirterek, şöyle konuştu:
“4 bin 628 liradan 6 bin 900 lira 86 kuruşa, prim borcu olmayan çiftçilerimize verilen hazine teşviki ile tarım BAĞ-KUR primi 3 bin 957 lira 28 kuruştan 5 bin 900 lira 74 kuruşa ulaştı. Tarım BAĞ-KUR prim artışı üretici fiyat artışlarının üzerinde gerçekleşti. Artan prim tutarları nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı tarım BAĞ-KUR sayısı her geçen yıl azalıyor. SGK verilerine göre 2021 yılında 1 milyon çiftçimiz kayıtlı iken, bu yıl 500 binin altına geriledi.”
“SGK primleri daha makul ve ödenebilir seviyeye çekilmeli”
SGK primlerine de dikkati çeken Bayraktar, “SGK primleri daha makul ve ödenebilir seviyeye çekilmeli, prim ödeme gün sayısı 15 güne indirilmelidir. Diğer sigortalılar 7 bin 200 gün, yani 20 yıl prim ödemesi yaparak emekli olabiliyorken, üreticilerimiz 9 bin gün yani 25 yıl prim ödeyerek emekli olabiliyor. Bu hakkaniyetsizlik bir an önce giderilmelidir. Muafiyet belgesi ile gelirinin düşük olduğunu belgeleyerek prim ödemesini durduran çiftçilerimizin muafiyette geçen sürelerin borçlandırılması sağlanmalıdır” açıklamalarında bulundu. – ANKARA
]]>