Yeni eğitim öğretim yılı, 9 Eylül Pazartesi itibarıyla başlıyor.
Binlerce öğrenci ise okullarına servisle gitmeye devam edecek.
UKOME toplantısı ile İstanbul’da toplu ulaşım araçları, servisler, taksi ücretleri yeniden belirlendi. Okula servis ile giden öğrencilerin ailesi ise konu hakkında meraklandı.
Güncel servis ücreti İstanbul ve Ankara için belli oldu.
Peki, okul servis ücreti ne kadar, kaç TL oldu? İşte 2024-2025 eğitim yılında okul servis ücretleri…

OKUL SERVİS ÜCRETLERİ 2024-2025
UKOME, 2024-2025 eğitim yılı için servis ücretlerine %16 zam yapıldığını açıkladı. Buna göre:
Kısa mesafe: Yıllık 23 bin TL
Uzun mesafe: Yıllık 55 bin TL
Ankara’da okul servis ücretlerine yüzde 40 zam yapıldı. En kısa mesafe servis ücreti yıllık 16 bin 745 liraya çıktı.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yeni eğitim öğretim yılı, 9 Eylül Pazartesi başlıyor.
Öğrenciler, ders sıralara dönüşü bekliyor.
1. ve 5. sınıflar için merak edilen konu ise sınıf kuraları…
MEB, 2024-2025 eğitim öğretim yılı itibariyle 1. sınıf ve 5. sınıf Öğrenci kayıtlarını e-Okul üzerinden otomatik olarak yapacak ve bakanlığın elektronik sistemi üzerinden sınıflar belirlenecek.
Bu kapsamda, “sınıflar belirlendi mi”, “sınıflar açıklandı mı”, “sınıf değişikliği nasıl yapılır” gibi sorular gündemde yerini aldı.
Peki, sınıf belirleme kurası ne zaman 2024-2025? İşte detaylar…

SINIFLAR BELİRLENDİ Mİ
Bu yıl ilk kez uygulanacak olan sistemle birlikte 1.sınıf ve 5.sınıf şubeleri kura çekimi ile belirlenecek.
Buna göre sınıf belirleme kurası 28-30 Ağustos 2024 tarihleri arasında gerçekleştirecek.
Sınıf belirleme kura sonuçları MEB e-Okul sistemi üzerinden sorgulanabilecek.

SINIF DEĞİŞİKLİĞİ NASIL YAPILIR
İlkokulda şube değişikliği, velinin yazılı talebi üzerine rehberlik servisinin hazırlayacağı gerekçeli görüş raporu alınarak okul yönetimince o ders yılı içinde bir defaya mahsus olmak üzere yapılabilir.
Ortaokullarda şube değişikliği, velinin yazılı talebi üzerine rehberlik servisinin hazırlayacağı gerekçeli görüş raporu alınarak okul yönetimince o ders yılı içinde bir defaya mahsus olmak üzere yapılabilir.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Erbaş, İstanbul’da Diyanet Akademisi Başkanlığı 2. Dönem Aday Din Görevlileri Mesleki Eğitimi Açılış Töreni’ne katıldı.
Anadolu Dini İhtisas Merkezi’nde düzenlenen programda aday din görevlilerine ilk dersi veren Erbaş, sonu mutlulukla, huzurla, verimli bir şekilde tamamlanacak bir eğitime başladıklarını belirtti.
Yaptıkları işin en iyisini yapmak için eğitime, öğretime, okumaya, yazmaya önem veren bir medeniyetin çocukları olduklarının altını çizen Erbaş, şu ifadeleri kullandı:
“Algı, idrak ve davranışların çok hızlı değişip dönüştüğü zamanlar yaşıyoruz. Bilişim teknolojilerindeki gelişmeler, bilgi edinme araçlarından eğitim metodolojisine, bireysel ilişkilerden toplumsal normlara kadar her şeyi derinden etkilemektedir. Yaşanan bu karmaşık süreçten insanın yüz akıyla çıkmasının, işini en iyi bir şekilde yapmasının yolu, doğru bilgiyi doğru kaynaklardan, doğru yöntemle elde etmesinden geçmektedir. Önce metodumuzu, usulümüzü çok iyi tespit etmemiz ve uygulamamız gerekiyor.”
“Bütün toplumumuza hizmet götürmek zorundayız”
Erbaş, İslam ahlakı gereğince bilginin amacının iyiliği ve ahlakı yaymak, kötülükleri toplumdan uzaklaştırmak olduğunu vurgulayarak, “Kur’an’da Rabb’imiz, ‘İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten meneden bir topluluk bulunsun.’ buyurmaktadır. Adeta bizim görev tanımımızı yapıyor. Ömrümüzün sonuna kadar çizgimiz bu olacak. Hep hayra çağıracağız, iyiliği emredeceğiz, kötülükten men edeceğiz inşallah.” diye konuştu.
Toplumun her kesimine din hizmeti sunma ve İslam dini konusunda aydınlatmanın Diyanet İşleri Başkanlığının yasal sorumluluğunda olduğuna dikkati çeken Erbaş, “Bizler bu mükellefiyetin gereği olarak her türlü siyasi, ideolojik görüşün üstünde hiçbir mezhep, meşrep ayrımı yapmadan bütün toplumumuza hizmet götürmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.
“Ömrümüzün sonuna kadar heyecanımız olacak”
Kur’an ve sünnetin ana kaynakları olduğunu ifade eden Erbaş, “Ama bunun yanında tabii ki aktüel bilgiyi ve dünyayı takip edin, o kadar hızlı değişiyor ki. Gençlere, çocuklara sahip çıkmamız lazım. Biz sahip çıkmazsak onlara sahip çıkan o kadar çok şey var ki.” dedi.
Erbaş, din görevlilerinden her alanda kendilerini geliştirmelerini isteyerek, aktüel bilgiyi ihmal etmemelerini ve sosyal bilimler, edebiyat, tarih, teknoloji ve fizik gibi alanlarda yapacakları okumaların çok farklı kazanımlar sağlayacağını aktardı.
Din görevlilerinin çalışmasında aşk, heyecan, ihlas ve samimiyetin olması gerektiğini vurgulayan Erbaş, “Peygamber varislerinde bunlar olmazsa başarılı olamayız. Mesleğimize, işimize aşık olacağız. Ömrümüzün sonuna kadar heyecanımız olacak, camiye, sınıfımıza girerken heyecanla gireceğiz.” ifadelerini kullandı.
Erbaş, başlanılan eğitim sürecinin büyük bir nimet olduğuna dikkati çekerek, “Akademi döneminizi dolu dolu geçirmenizi istiyorum. Zaman ve çalışma planınızı çok iyi yapmalısınız. Hem mesleki formasyonunuzu hem de aktüel dünyanızı güçlü hale getirmelisiniz. Buradan mezun olduktan sonra daha bilinçli, daha bilgili bir şekilde, samimiyet ve özgüvenle milletimize ve insanlığa hizmet edeceksiniz.” diye konuştu.
]]>Kiçiköy Mahallesi’nde yapılan açılışa, Talas Kaymakamı Yaşar Dönmez, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, siyasi parti ilçe başkanları, protokol üyeleri ve vatandaşlar katıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başlayan programda konuşan Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, “Espor Arena ve İnovasyon Merkezi’ni açarken, biraz daha farklı bir teknolojik olaya şahit olmanın ve onun kıvılcımını çakmanın heyecanı ile buradayız. Bizim çocukluğumuzda ve talebeliğimizde hocalarımız bize vasiyet ederken, ‘büyük balık, küçük balığı yutar’ derlerdi. Şimdi o değişti. ‘Hızlı balık yavaş balığı yutuyor.’ Bilgiye kim daha çabuk gidiyor, bilgiye ne kadar çabuk ulaşılıyor ve o bilgi hayatımızı kolaylaştırmakta ne kadar çabuk kullanılıyorsa o kadar güçlü oluyoruz. Küresel güçlerin üzerimize gelmesiyle savaşlardan ve bazı zorluklardan gözümüzü açamadık. Ancak son yıllarda biliyoruz ki birçok bilim insanımızla ortaya çıktık. Bizim insanımızın dehası ve zekası diğer dünya milletlerinin insanlarının zekasında aşağı değil. Hatta çok fazla. Ancak teknolojiyle birlikte bu gençlerimizi, çocuklarımızı bu sahalarda ya da başka sahalarda değerlendirmek üzere mekanlara ihtiyaç vardı. Elektronik spor, online oyunlar üzerine kurulu bir spor dalı. Ancak sadece spor değil, aynı zamanda bir zekayı geliştirme uğraşısı” şeklinde konuştu.
Çocukların yenilikçi fikirlerini ortaya koyabileceği yerler oluşturacaklarını dile getiren Yalçın, “Dünyanın dört bir yanında insanlar bilgisayarlarının başında oturuyorlar. İnternet aracılığıyla online sistemle birbirleriyle maç yapıyorlar. Şu anda bizim buradaki kurmuş olduğumuz bu mekan içerisinde bizimde Kayseri’de ilk, Türkiye’de de tek kadınlardan ve erkeklerden kurmuş olduğumuz espor takımımız lisanslıdır. Lisanlı 150 tane takım burada oturup, karşılıklı oyunlar oynayıp, dünya çapında müsabakalara katılıyorlar. Biz burada ev sahipliği yapıyoruz. Espor turnuvaları milyonlarca dolarlara varan gelirler elde eden bir spor. Gençlerimiz bunu yaptığı zaman bizde bunu gördükçe daha büyük bir etkinlik olarak Türkiye’de ve dünyadaki etkinlik büyüklüğünü görmüş olacağız. Bizim burada organize edilen resmi ve özel turnuvaların sayısını da her geçen gün artıracağız. Bir sonraki aşamada da kısmet olursa inovasyonumuzu yani yenilikçi fikirleri çocukların ortaya koyabilecekleri ortamlar oluşturacağız. Madde bağımlılığı gibi dijital bağımlılıkta günümüzün bir çıkmazı. Bunun karşısında durmak, çocukların elinden bilgisayar veya tableti almak çözüm değil. Onları o zekasını ve yeteneğini doğru yöne yönlendirmek icap ediyor” ifadelerini kullandı.
Kaymakam Yaşar Dönmez de, “Zaman geçtikçe çağ değişiyor. Teknoloji gelişiyor. Toplum değişiyor ve spor gelişiyor. Bizim de gelişmemiz gerekiyor. Tabi ki gençlerimizin bu gelişime hızlı bir şekilde adapte olmaları ve kendilerini de aynı ölçüde geliştirmeleri gerekiyor ki dünyanın diğer ülkeleriyle diğer toplumlarıyla entegre olalım. Onların gerisinde kalmayalım. Onları geçelim” diye konuştu.
Espor ve İnovasyon Merkezi edilen duanın ardından kurdelenin kesilmesiyle açıldı. – KAYSERİ
]]>Fatih Sultan Mehmet’in 1470’te Venedik Cumhuriyeti hakimiyetindeki Eğriboz (Negroponte) adası kuşatması sırasında aşık olduğu Anna ile hikayesini işleyen eserin prömiyeri, 24 Şubat’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleştirilecek.
Etkileyici kostüm ve dekorlarıyla da dikkati çeken eserin kostüm tasarımını Gizem Betil üstlenirken, dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu hazırladı. Uzun ve hummalı çalışmalar sonunda, sahneye çıkacak 138 kişi için dönemi yansıtan Venedik kaskları, şapka, sarık ve miğferlerin de aralarında yer aldığı 250 kostüm ile 300 şapka hazırlandı.
İDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Caner Akgün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, operada kostüm ve dekorun önemine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Opera sanatı farklı sanat disiplinlerinin bir araya gelmesi aslında. Anlamı da o. Kostüm ve dekor da tarihsel ve edebi değerleri sahneye taşıyor. Günümüz insanını da daha çok etkiliyor artık. Neden? Tek bir odağa bağlanmayı seçmiyor beyinlerimiz artık. Farklı alanlarda, odaklarda anlam arayışımız var. O yüzden kostüm ve dekor, operada hep bir anlatım, hep bir metafor… Bir objeyi alıyor, hemen tarihle edebiyatla veya oradaki teatral akışla beynimiz eşleştiriyor. O yüzden bence günümüzün daha da yükselen sanat dalı diyebilirim. İnsanlarımızın ve insanlığın ihtiyacı olan sanat dalı. Kostümlerimiz ve dekorlarımız da heybeti ve çeşitliliğiyle sanatseverleri çok etkiliyor. Atatürk Kültür Merkezi’nde açıldığımız günden beri, hemen hemen her oyunumuzun biletleri tükeniyor.”
“II. Mehmet” operasının 1470’te, Osmanlı Venedik Savaşı esnasında Fatih Sultan Mehmet ile adanın valisinin kızı Anna’nın aşk hikayesini anlattığına değinen Akgün, “O dönemi, o tarihsel dokuyu, Osmanlı kültürünü ve aynı zamanda Bizans kültürünün de stilizasyonunu, giyim şeklini yansıtan, kısaca tarihe bir mercek tutan, tekrar 1470’li yıllara döndüğümüz bir yapıyla karşılaşıyoruz. Bu bizi heyecanlandırıyor.” diye konuştu.
Akgün, dönem yapımları ile güncel yapımların kostümleri arasındaki değişimin sosyolojik bir durum olduğuna değinerek, şu bilgileri verdi:
“Çok önceki yüzyıllarda daha çok şablon üzerine çalışıyordu insanoğlu. Hem davranışları hem giyim kuşamı üzerine. Yeni dünyada artık bütün şablonlar, çerçeveler kırılıyor ve insanlar özgür düşüncenin yanında şu an onlara gösterilen, öğretilmeye çalışılan şeyleri kırmaya çalışıyor. İlginç bir süreç yaşıyoruz aslında. Bu sosyolojik bir süreç ve tarihin akışında da sanat tabii ki kostüm ve dekor tasarımlarında bunu takip ediyor. ‘Stilize ettik, günümüze stilize ediyoruz’ gibi yaklaşımlarla çok karşılaşabilirsiniz. ‘Günümüz insanının düşünme şekline adapte etmeye çalışıyoruz.’ diyor tasarımcılar. Biz de DOB olarak, evrensel kriterleri, toplumun arayışlarını takip ettiğimiz için bu stilize etme hareketini destekleyip, onları doğru çerçeveler içinde yansıtmaya çalışıyoruz.”
“Fatih Sultan’ın görkemini gösteren bir kostümle çıkıyoruz sahneye”
II. Mehmet rolünde sahneye çıkacak sanatçı Burak Bilgili, esere ilişkin, “Sadece kostüm yok, at da var sahnede. Atın üzerinde geliyoruz. Fatih Sultan Mehmet’in beyaz atı var. Bir beyaz atla geliyorum. Çok güzel bir kostüm, çok güzel siyah bir kaftanı, güzel de bir miğferi var. Gizem (Betil) Hanım gerçekten çok başarılı bir dizayncı. İkinci bir kaftan da var. Son perde de akan kanı ifade eden çok büyük bir kuyruğu var kostümün. 3 farklı kostüm var.” ifadelerini kullandı.
Sahnelenen eserlerde karakteri meydana çıkaracak şeyin kostüm olduğunu dile getiren Bilgili, şunları kaydetti:
“Önce kostümün ne olduğunu görmek lazım operada. Dünyada da böyle. Gerçekten Fatih Sultan Mehmet karakterini çıkartan kostümdür. Çok başarılı bir kostüm tasarımcısı var İDOB’un. O yüzden çok şanslılar. Fatih Sultan’ın görkemini, yüceliğini gösteren bir kostümle çıkıyoruz sahneye. Kostümün haricinde bir de ses tabii ki çok daha önemli. Yaklaşık 75 kişilik bir orkestra, AKM gibi bir çok güzel bir salonda seyircilere sesimizi duyurmamız çok önemli.”
Anna karakteri, 6 kostüm giyecek
II. Mehmet rolünde dönüşümlü olarak sahneye çıkacak Doğukan Özkan da dönemi yansıtan 3 kostüm kullanacağını dile getirerek, “Üçü de gayet rahat, kullanışlı, ağır değiller. Rahat bir şekilde eserleri seslendirebiliyoruz. Kostümlerin provalarını yaptık. Gayet iyi. Ufak dokunuşlar kaldı sadece. Onları da yaptıktan sonra genel provayla beraber daha iyi bir şekilde deneyimleyeceğiz.” dedi.
Eserde “Anna” rolünü canlandıracak Dilruba Bilgi ise hazırlıkların tüm hızıyla sürdüğünü vurgulayarak, “Çok zorlu süreçlerden de geçtik ama güzel bir prodüksiyon çıkacağına inancım sonsuz.” ifadelerini kullandı.
Bilgi, eserin ortaya çıkmasında verilen emeğe işaret ederek, şunları aktardı:
“Burada gerçekten çok titizlikle çalışıldı. Operanın içinde Anna’nın rolü çok önemli ve çok büyük bir role sahip. O yüzden aryalarımdaki bütün duygu geçişlerinin hepsini farklı kıyafetlerle de yansıtmaya özen gösterdiler. Bir hayli kostüm değiştireceğim. 6 kostümüm olacak Anna rolü için.”
Dilruba Bilgi, tüm opera, klasik müzik sevenleri eseri izlemeye davet etti.
İlk kez 3 Aralık 1820’de Napoli’deki Teatro di San Carlo’da dünya prömiyerinde sanatseverlerle buluşan iki perdelik eser, 3 Kasım 1990’da AKM’de ilk kez Türkçe yorumlandı.
Eserde Burak Bilgili, Doğukan Özkan, Dilruba Bilgi, Gülbin Günay, Barbora Hitay, Asude Karayavuz, Esen Demirci, Mert Süngü, Ufuk Toker, Berk Dalkılıç, Yoel Keşap, Hazal Ata, Anıl Önder rol alacak.
Renato Bonajuto’nun rejisiyle sahnelenecek eserde, İDOB Orkestrasını dönüşümlü olarak Alessandro de Marchi ile Zdravko Lazarov yönetecek.
Işık tasarımını Ahmet Defne, koreografisini Nil Berkan’ın hazırladığı eserde, Paolo Villa yönetimindeki İDOB Korosu da sahnede olacak.
]]>İliç ilçesine bağlı Çöpler köyündeki altın madenini işleten şirketin “Türkiye Ülke Müdürü” C.Y.D, savcılıktaki ifadesinde, 6 Şubat 2024’te şirketin yönetim kurulu başkanı olarak göreve başladığını söyledi.
Toprak altında kalan işçilerden 4’ünün ana firmanın, 5’inin ise alt yüklenici firmanın çalışanları olduğunu anlatan C.Y.D, maden sahasında yapılan yığın liçlerin dizaynıyla ilgili projeyi, şirketin bünyesindeki proje birimi ile bir firmanın hazırladığını belirterek, “Projelendirmenin olurunu aldıktan sonra oksit birimine vermektedir. Oksit birimi projeye uygun şekilde yükleme yapmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Denetlenmesinin ne şekilde yapıldığını bilmediğini belirten C.Y.D, şunları kaydetti:
“Bu olayla ilgili yerin güvenliğinden bildiğim kadarıyla oksit proses birimi ve İSG birimi sorumludur. Bu olayda jeoteknik birimi kayıtları incelediği için ilgili birime bilgi vermek, gerekli önlemlerin alınması konusunda öneride bulunmak ve durdurmakla yükümlüler. Kayan kütlenin ne kadar miktar olduğunu bilmemekteyim. Radar sistemindeki tehlike seviyeleri hakkında bilgim bulunmamaktadır ancak risk analizleri sonucunda jeoteknik birimi seviyeye göre ilgili kişilere bunu bildirmekle yükümlüdür hatta yüksek riskli durumlarda şirketin üst yöneticilerine bu bilgilerin verilmesi gerekmektedir.”
Maden sahası ile ilgili sorumlu Kanadalı I.R.G’nin tutuklanması nedeniyle toprak kaymasının ardından yapılan operasyonu kendisinin yönettiğini söyleyen C.Y.D, “Bu olayla ilgili sorumlu olduğumu düşünmemekteyim. Söz konusu olayda ilgili birimlerin kendi bünyesinde inisiyatif ve sorumlulukları bulunmaktadır. Eğer bir sorumluluğum bulunsaydı alt birimde çalışanlar bana bir şekilde ulaşıp talimatları alırlardı. Sadece bilgilendirme amaçlı I.R.G’den benim bulunduğum mail grubuna mail gelmiştir. Suçlamaları kabul etmiyorum.” şeklinde savunma yaptı.
C.Y.D, Sulh Ceza Hakimliğine verdiği ifadede ise olay günü ABD’de bulunduğunu, ABD saatine göre 04.30’da olayla ilgili kendisine telefonla aranarak bilgi verildiğini, daha sonra I.R.G. ile görüştüğünü ifade etti.
C.Y.D, yığın liç alanındaki çatlaklarla ilgili fotoğraflara ilişkin, şunları anlattı:
“Olaydan 2 saat önce bölgede çatlakların olduğuna dair I.R.G. bilgilendirme amaçlı fotoğraf attı ve önlem aldığına dair mail attı. Bu maili yurt dışındaki saat farkı nedeniyle görmemiştim. Olaydan sonra direktör arkadaşların uyarması ile olaydan 3 gün sonra maili gördüm. Böyle durumlarda üst yöneticilere mail atılmaktadır. Bunlar rutin bilgilendirme mailleridir. Bununla ilgili I.R.G. herhangi bir talimat almak için bu maili atmış değildir.”
Radar sistemlerinin alımıyla ilgili C.Y.D, “2023 yılı Aralık ayında radar sistemine ait cihazların bu yılki bütçeye girdiğini biliyorum hatta alımı ile ilgili onay alındığını bilmekteyim. Bu cihazlar yurt dışından alındığı için alım süreci uzamış olabilir.” ifadesini kullandı.
C.Y.D, kendisinin yığın liç sahasından sorumlu olmadığını, finansal yapı ile ilgili işlemlerden yükümlü olduğunu kaydetti.
Avukatı da suçlamaları reddederek, müvekkilinin göreve olaydan bir hafta önce başladığını, görevinin finansal yapı ile ilgili olduğunu, maden sahasındaki operasyon, teknik konuda görev ve yetkisinin bulunmadığını savundu.
]]>Cep telefonuna uzun süre bakmak duruşumuzu bozuyor
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Doktoru Semiha Ülkü Gül:
“30 derece kadar eğdiğimizde boyun kaslarına omurgaya binen yük 22 kiloya yakın olabilmektedir”
“Ekranın göz hizasında olmasına dikkat edilmeli”
ESKİŞEHİR – Özel Ümit Tıp Merkezi’nde görevli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Doktoru Semiha Ülkü Gül, uzun süreli cep telefonu kullanımlarının zararlarına dikkat çekti.
Gelişen teknoloji ile insanların başta cep telefonu olmak üzere bilgisayar ve tablet gibi cihazların başında geçirdikleri süre artıyor. Cep telefonu ile geçirilen zamanın haftada 24 saate vardığını ifade eden Özel Ümit Tıp Merkezi’nde görevli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Doktoru Semiha Ülkü Gül, telefonun yanlış pozisyonda kullanımı konusunda uyarılarda bulundu.
“Cep boyun sendromu”
Ofis çalışanlarının yanı sıra, son zamanlarda sosyal medyada da uzun süre yanlış pozisyonda zaman geçirmenin; boyun, sırt ve omurilikte sorunlara neden olabildiğini dile getiren Dr. Semiha Ülkü Gül, “Kullanılan cihazın göz hizasında olmaması, 2 saatte bir cihazın başından kalkıp egzersiz yapmamak, duruş bozukluğu, zamanla boyun fıtığına, fıtık da ilerleyip kol sinirlerine baskı yaparak kolda kuvvet kaybı ve ciddi kuvvet kaybıyla beraber ilerleyici felç dediğimiz duruma neden olabiliyor. Genellikle orta yaşlarda oluşan duruş bozukları, son dönemlerde çocuklarda da görülmeye başlandı. Bunun sebebi olarak da çocukların cep telefonu veya tablette uzun zaman geçirmeleri” dedi. Cep telefonuna bağlı duruş bozukluğu için tıp literatürüne yeni bir tanımlama dahi girdiğini belirten Dr. Gül, “Text Neck Sendromu” denilen bu terimin; “cep boyun sendromu” olarak adlandırıldığını anlattı.
“Boyun kaslarına 22 kilo yük binebilir”
Özel Ümit Tıp Merkezi doktoru Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzman Semiha Ülkü Gül, “Gelişen teknolojiyle birlikte artan cep telefonu, tablet, bilgisayar kullanımında yanlış pozisyonun özellikle omurgada boyun sağlığını çok etkilediğini söyledi. 10 kişiden birinin boyun ve sırt ağrısı şikayeti ile polikliniğe geldiğini ifade eden Dr. Gül, “Eğer biz başımızı gereğinden fazla öne eğerek, yanlış bir postürde tutarsak, boyun kaslarına, sırt kaslarımıza normalden daha fazla bir yük biner. Örneğin başımızı 15 derece kadar öne yediğimizde boyun kaslarına omurgaya binen yük normal pozisyonda 5 kiloyken bu, 12 kilograma kadar çıkabilmekte, 30 derece kadar eğdiğimizde ise bu ağırlık 22 kiloya yakın olabilmektedir. Bu da; boyun düzleşmesi, boyun fıtığı, boyun kireçlenmesi gibi problemleri ortaya çıkarabiliyor” dedi.
“2 saatten uzun bakılmamalı”
Boyun ve omurga yapısını koruma yolları hakkında bilgi veren Dr. Gül, şunları söyledi:
“Cep telefonu kullanımında telefonu mümkün olduğunca göz hizasında tutmalıyız. Örneğin bir kolumuzda diğer kolumuzu destekleyerek göz seviyesini alabiliriz. Uzun süreli bir görüşme, konuşma yapacağımız zaman başla boyun arasında telefonu sıkıştırmak yerine kulaklık kullanımını tercih edebiliriz. Eğer bilgisayar kullanmak zorundaysak yaklaşık ekranın da göz hizasında olmasına dikkat ederek, 2 saatten sonra kalkıp oda içerisinde 1-2 adım atabilir, kısa bir mola verip, boyun esnetme egzersizleri yapabiliriz. Birçok yerde bu egzersizlerin nasıl yapıldığına dair bilgilere ulaşabilirler.”
“En güzel egzersiz yüzme”
Bilgisayar, tablet ve telefon kullanıma bağlı duruş bozukluklularının son dönemlerde çocuklarda da sık görülebildiğine dikkat çeken Dr. Gül konuya ilişkin, “Duruş, postür bozuldukça bir süre sonra boyun, omurga yapısı, sırt yapısı değişmekte ve birbiri ardı sıra bu yapı bozukluğu devam etmekte. Ebeveynlere; çocukların, sabit ve uzun süre aynı pozisyonda durmalarına engel olup çeşitli sporlara yönlendirmelerini tavsiye ediyoruz. En güzeli yüzme, yapamazlarsa, eğer imkanları el vermiyorsa çocukların sokakta daha fazla vakit geçirmeleri sağlanabilir. Bizlerin de onlara örnek olmak için bu süreyi kısaltmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>Tutuklanan 6 zanlıdan firmanın Kanadalı yöneticisi J.R.G, İliç Sulh Ceza Hakimliğinde tercüman aracılığıyla verdiği ifadesinde, maden sahasında yapılan işlemlerin gözlemlenmesi ve raporlanmasından sorumlu olduğunu anlattı.
Madenden asıl sorumlu kişinin operasyon direktörü olarak görev yapan K.Ö. olduğunu, bu kişinin yerine A.C’nin görev yaptığını belirten J.R.G, “Görevim maden sahasını gözlemleyerek şirket merkezindeki ülke müdürüne raporlama yapmaktır. M.B’den aldığım bilgiyi şirket merkezindeki ülke sorumlusuna aktarmaktayım.” dedi.
“Olay günü çatlakları gördük, Amerika’daki merkeze bu durumu bildirdim”
Liç bölgesinde herhangi bir görevi olmadığını ifade eden J.R.G, şunları anlattı:
“Olay günü liç bölgesine gittik, çatlakları gördük. Amerika’daki merkeze bu durumu saat 11.00’de bildirdim. Saat farkından dolayı 02.00 olması nedeniyle herhangi bir dönüş yapılmadı. Bana 2022 Ağustos ayında 8 metre olması gereken yüksekliğin geçildiği bildirildi. Ben başlamadan önce söz konusu raporlama yapılmıştı hatta gereken seviyeye indirilmesi için rapor düzenlenmişti. Projeye uygun hale gelmesini raporladım. Zaten liç bölgesinde firmalar düzenli olarak denetim yapıyordu. Olay günü sahaya çıktığımda küçük çatlaklar gördük, en büyük çatlak 6 santimetre büyüklüğündeydi. Daha iyi görebilmek için yüksek bir noktaya çıktık, solüsyon verilmeye devam ediyordu. Tehlike anlaşıldığından solüsyonun farklı noktalara aktarılmasını söyledim.”
Tutuklu zanlı, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini ve kalp rahatsızlığı olduğunu belirtti.
“Çatlak görüldükten sonra yol kapatılmasıyla ilgili mail attı”
Tutuklu şüphelilerden, firmanın liç bölgesindeki borulamadan sorumlu süpervizörü S.D. ise liç bölgesinin 2010 yılından itibaren oluşturulmaya başladığını belirterek, “Görevim solüsyonların geçtiği boruları düzenlemekten ibarettir. Liç bölgesinde fazla yüklemeye ilişkin herhangi bir şeyle karşılaşmadım. Liç bölgesinde 2018’de borularda patlak olması nedeniyle yarıklar olmuş ancak bunlar kaymadan kaynaklı değildir. Bu kısımlar çimentolu malzemeyle kapatılmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Olay günü sabahı toplantıda olduğunu anlatan S.D, “Toplantıdan ayrıldıktan sonra K.Ö. beni aradı, arabayla gelip aldı. İki noktada çatlak olduğunu gördük. Amirim K.M.A. yolun kapatılması emrini verdi. Ş.D. de yol kapatılmasıyla ilgili mail attı. Saat 13.30 civarında solüsyonun kapanması talimatını aldık ve ADR bölümü solüsyonu kapattı. Görevim sadece boru döşenen yerlere solüsyonun verilmesiydi.” şeklinde ifade verdi.
“Olay sabahı liç bölgesinde çatlak olduğunu gösteren fotoğraflar gruptan gönderildi”
Tutuklanan şüphelilerden, firmanın oksit kırıcı mühendisi Ş.D. de liç kısmına gidecek malzemenin kırma işinde görev yaptığından bahsetti.
Bölgede her gün aglomerasyon (cevherin iri kütleler haline getirilmesi, topaklaştırma) testleri yapıldığını ifade eden Ş.D, “Bu testlerde liçe gönderilen toprakta ne kadar çimento, kireç ve su katıldığı denetlenmektedir. Olay sabahı liç bölgesinde çatlak olduğunu gösteren fotoğraflar gruptan gönderildi. Olaydan dolayı çalıştığım bölümde herhangi bir zarar olmadı.” dedi.
Ş.D, ifadesinde şunları anlattı:
“Çatlamalardan dolayı kırma tesisi çalışmıyordu. Bu çatlamaları öğrendiğimde aşağıdaki kısımda ana ofisimdeydim. Liç bölgesinin arka kısmında genişletme sırasında patlatmalar yapılıyordu ancak olay günü bir patlatma yapılmadı diye hatırlıyorum. Olay günü 08.30’da yığın bölgesinde online toplantıya katıldım, iş güvenliği konusunda görüşme başladı. Süpervizör K.Ö. çatlakları bize bildirdi, buna istinaden M.B. sahaya geldi. Jeofizik ve İSG uzmanlarına bilgi verildi, sonra sahada inceleme başlatıldı. Liç alanı mühendisi K.M.A, liç bölgesinin kapatıldığına dair mail atmamı istedi. Ofis kısmına indiğimde bu maili attım. Maili hatırladığım kadarıyla iş güvenliği, bakım, maden, oksit operasyon, sülfit operasyon ve İliç beyaz yaka birimine attım.”
Ş.D. toprak altında kalan kişilerin neden orada olduklarına ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti.
“J.R.G’ye yardımcı olma maksadıyla K.Ö’nün yerine bakıyordum”
Tutuklu şüphelilerden bakım müdürü A.C. ise oksit ve tesis ekipmanlarının bulunduğu alanda görev yaptığını söyledi.
Liç bölgesinde herhangi bir görevinin bulunmadığını belirten A.C, maden ocağında “ADR ve sart kısımları ile sülfit tesisi”nin bakımlarını yaptığını dile getirdi.
Olay günü sabahı liçten sorumlu M.B’nin kendisine çatlaklar konusunda bilgi verdiğini ifade eden A.C, “M.B’ye bunun saat 10.00 toplantısında aktarılmasını söyledim. Toplantıya J.R.G. de katılıyordu ve ona aktarmasını söyledim. Bütün operasyonlar ve iş güvenliği birimleri J.R.G’ye bağlıydı. Olay günü liç bölgesine gitmedim.” şeklinde savunma yaptı.
Teknik olarak da liç bölgesinin herhangi bir bölümünden ve aktivitesinden sorumlu olmadığını savunan A.C, bu konularda teknik bilgisinin de olmadığını anlattı.
İngilizcesinin iyi olması ve firmanın Kanadalı yöneticisi J.R.G. ile daha iyi iletişim kurabilmesi için kendisine K.Ö’nün yerine vekaleten bakmasının söylendiğini belirten A.C, “Aslında benim K.Ö’nün çalıştığı birimle ilgili çok bilgim yok. J.R.G’ye yardımcı olma maksadıyla K.Ö’nün yerine bakıyordum. Asıl işi yapacak olan J.R.G’dir, zaten K.Ö’nün alanıyla ilgili teknik bilgim yoktur. Liç bölgesinin fizibilitesinde asıl görevli birim proje birimidir. Benim uzmanlık alanım elektrik mühendisliğidir, bu alanla ilgili herhangi bir görevim yoktur.” ifadelerini kullandı.
İliç’e bağlı Çöpler köyündeki altın madeninin bulunduğu bölgede 13 Şubat’ta meydana gelen toprak kayması sonucu kaybolan 9 işçinin bulunması için çalışma başlatılmıştı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, şirketin Türkiye’deki müdürü C.D’nin de olduğu 3 zanlı ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
(Bitti)
]]>Ünlülerin sesini yapay zeka ile taklit edip, dijital platformlara verdikleri reklamlarla vurgun yapıyorlar
Yazılım mühendisi Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar:
“Bazen biz bile şaşırıyoruz. O kadar güncel teknolojiler kullanıyorlar ki…”
“Kazandıkları devasa paralar var ve bu devasa paranın bir kısmını kendilerini, dolandırıcılık yöntemini geliştirmek için harcıyorlar”
“Sizin ses kaydınızı da alabiliyor. Bu ses kaydınızı yapay zeka yöntemiyle kullanarak akrabalarınızı dolandırabilirler. Nasıl Selçuk Bayraktar’ın, Aydın Doğan’ın sesini kullanabiliyorsa sizin sesinizi de üretebilirler”
KOCAELİ – Yapay zekanın korkutan yanlarından biri olan “deepfake” (derin sahte) teknolojisi, dolandırıcıların elinde hem vatandaşı mağdur ediyor hem de dezenformasyona sebep oluyor. Ünlü isimlerin seslerini taklit ederek yatırım vaadi yalanıyla hazırladıkları videoları internet ortamına yayan dolandırıcılar, vatandaşların gerçeklik algısını hedef alıyor. Yapay zekanın ateş ve bıçak gibi olduğunu, birçok faydası bulunduğunu fakat kötü ellerde zarara sebebiyet verdiğini söyleyen KOÜ Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, bu teknolojinin tüm detaylarını anlatarak, önemli uyarılarda bulundu.
Hızla büyüyen yapay zeka, bir yandan hayatı kolaylaştırırken, diğer yanda kötü amaçlar için kullandığında çeşitli endişelere sebep olabiliyor. Özellikle yapay zekanın hem hayran bırakan hem de korkutan örneklerinden biri olan deepfake videoları, sorumsuzca kullanıldığında dezenformasyonun hızla yayılmasına yol açıyor. Son olarak internet ortamında sponsorlu olarak paylaşılan ve yayılan videolarda kullanılan yöntem, yazılım mühendislerini bile şaşkına çevirdi. Ünlü kişilerin seslerini yapay zeka ile taklit eden dolandırıcılar, Türkiye’nin önemli şirketlerinin isimlerini de kullanarak, “Yatırım yapın, para kazanmaya başlayın” vaadinde bulunuyor. Yapay zeka ile elde edilen sahte ünlü görüntüleri ve sesleri, vatandaşları mağdur ediyor.
“Bilgisayarlara birtakım şeyler öğreterek, karar vermesini sağlıyoruz”
Kocaeli Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, hem hayat kurtaran hem de korkutan yapay zekanın tehlikeli yönüne ilişkin bilgilendirmelerde bulunarak, vatandaşları uyardı. Yapay zekanın, bilgisayarın neredeyse bir insanmış gibi düşünmesine, eyleme geçmesine ve yanıt vermesine imkan sağladığını ifade eden Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, “Bilgisayarların düşünme kabiliyetleri yok. Aslında biz bu bilgisayarlara birtakım şeyler öğreterek, karar vermesini sağlıyoruz. Mesela elma ve armutun fotoğrafını gösteriyoruz. Yüzlerce, binlerce veri kümeleri içerisinden ‘Bu elmadır’ ‘Bu armuttur’ diyoruz ve birtakım matematiksel formüller ile bunlara ait özellikleri çıkarıyor. Bu özelliklerden sonra karar oluşturuyor. Örneğin elmaya ve armuta dair özelliklerin neler olduğuyla ilgili bir karar çıkarıyor. Bundan sonra gösterdiğimiz elma ve armuta bakıp, ‘Bu elmadır’ ‘Bu armuttur’ diyerek karar veriyor” dedi.
“Tüm varyasyonları biliyor”
Günümüzde yapay zekanın çok ilginç bir hal almaya başladığını söyleyen Konyar, pandemiden sonra yeni yazılımlar çıktığını belirtti. Sohbet robotlarından, deepfake teknolojisine kadar birçok yazılımın popüler olduğunu anlatan Konyar, “Her gün yenisi çıkıyor. Artık çok basit bir ses kaydınızla sizin için bir video oluşturabiliyorlar. veya yazdığınız metin ile sizin için yeni bir fotoğraf üretebiliyorlar. Bunun içinde yapay zekanın güncel teknolojileri kullanılıyor. Binlerce, milyonlarca görüntü kullanılarak bu iş yapılıyor. Örneğin, ‘Ben kuş görmek istiyorum. Gagası, kanatları şu şekilde olsun’ dediğinizde, böyle bir kuş gerçekte olmayabiliyor ama milyonlarca kuş görüntüsüyle eğitildiği için bunlara ait özellikleri öğrenmeye başlıyor. Mesela artık gagaların nasıl olabileceğini biliyor. Tüm varyasyonları biliyor. Dolayısıyla sizin istediğiniz enteresan özellikteki kuşu üretip, karşınıza çıkarıyor” diye konuştu.
“Biraz bilinçli değilsek kanabiliyoruz”
Son zamanlarda yapay zeka teknolojisi kullanılarak yapılan dolandırıcılık olaylarında artış yaşandığına dikkat çeken Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu sahte videolarda birtakım ünlü kişiler kullanılıyor. Örneğin aralarında Selçuk Bayraktar’ın, Aydın Doğan’ın olduğu videolar yapılmaya başlandı. ‘Şuraya yatırım yapın’, ‘Ben şuraya katıldım çok para kazandım’ ‘Şuraya para gönderin’ gibi videolar çıkmaya başladı. Maalesef birçoğumuz buna inanmak durumunda kalabiliyoruz. Eğer ki biraz bilinçli değilsek kanabiliyoruz. Selçuk Bey’in böyle bir işe girmeyeceğini biliyoruz. Biz biliyoruz fakat bazen bazı vatandaşlarımız bu durumun farkında olmayabiliyor. ya da Aydın Doğan’ın ismi, cismi bilinmeyen bir yere yatırım çağrısı yapmayacağını biliyoruz. Halkımızın bunu biliyor olması gerekiyor. Ünlülerin adı sanı bilinmeyen bir yerden reklam yapmayacağını herkes bilir. Çünkü bir ünlü reklam alıyorsa bunu sosyal medya hesaplarında paylaşabiliyor”
“Kazandıkları paraları dolandırıcılık yöntemini geliştirmek için harcıyorlar”
İnternet ortamına yayılan sahte videoların profesyonel yazılımcılar tarafından hazırlandığını kaydeden Doç. Dr. Konyar, “Yurt içinden veya yurt dışından birtakım siparişlerle yazılım yaptırabiliyorlar. Mesela bugün Hindistan’a istediğiniz yazılımı yaptırabilirsiniz. Orada Hindistanlı yazılımcılar ucuza çalıştığı için sizin tarif ettiğiniz özelliklerle size yazılım yapıp, gönderebiliyorlar. Dolandırıcılar da maalesef çok popüler işler yapıyorlar. Yazılımı son teknolojisine kadar kullanabiliyorlar. Yurt dışından birisi yaptığı için Türkiye’de kimse de töhmet altında kalmamış oluyor. Zaten dolandırıcılar bu işi çok iyi biliyorlar. Nasıl dolandırılacağını, hangi yazılımla, hangi teknolojiyle bunları biliyorlar. Bazen biz bile şaşırıyoruz. O kadar güncel teknolojiler kullanıyorlar ki… Çünkü kazandıkları devasa paralar var ve bu devasa paranın bir kısmını kendilerini, dolandırıcılık yöntemini geliştirmek için harcıyorlar” şeklinde konuştu.
“Bedava peynir sadece fare kapanında olur”
Yazılım Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, sahte videoların internet ortamında reklam olarak vatandaşların karşısına çıktığını, bunun ise “phishing (oltalama)” olarak adlandırılan bir yöntem olduğu bilgisini verdi. Bazı vatandaşların kişisel bilgilerine zaman zaman ilgisiz davranabildiğini vurgulayan Konyar, şu ifadeleri kullandı:
“Bir kısım vatandaşımız, ‘Deneyelim. Bir şey çıkmazsa en fazla telefon numaram gider’ diye düşünüyor. Onun için bu değerli bilgi olamayabiliyor ama sadece telefon bilgimizi almıyor. Sizin ses kaydınızı da alabiliyor. Bu ses kaydınızı yapay zeka yöntemi ile kullanarak akrabalarınızı dolandırabilir. Nasıl Selçuk Bayraktar’ın, Aydın Doğan’ın sesini kullanabiliyorsa sizin sesinizi de üretebilirler. Karşımıza bir video, reklam çıktığı zaman kesinlikle şüphelenmemiz gerekiyor. Çokça söylüyoruz, bedava peynir sadece fare kapanında olur. Kimse bize düşük bir yatırımla yüksek paralar vermez”
“Yapay zeka aynı bıçak ve ateş gibidir”
Yapay zekanın ürettiği sahte videolar da ipuçları da bulunduğunu dile getiren Konyar, “En bilenini ses ve dudak senkron şekilde hareket etmez. Dudak hareketlerimizi tam olarak taklit edemiyor. Her insanın farklı harf ve ses hareketleri var. Bizim çıkardığımız harfleri ve kelimeleri taklit edemiyor. Deepfake dediğimiz derin sahtelik videolarında gözlerin hareketlerini de takip etmek gerekiyor. İnsanların gözlerini doğal davranışı bellidir. Gözlerdeki davranış doğal mı, kirpik kaşlar doğal oynuyor mu? Sahte videolar yavaşlayınca saçmalamaya başlıyor. Görüntüler tuhaflaşıyor. Dudak hareketleri yüz, el, kol değişmeye başlıyor. Yazılım, yapay zeka aynı bıçak ve ateş gibidir. Binlerce faydası var ama bıçağı başka amaçla kullanmaya başladığınızda zararları var. Ateşin birçok faydası var ama bir yerleri de yakmamak lazım. Yapay zeka harikadır, yazılım çok güzeldir birçok kişinin, birçok firmanın hayatını kolaylaştırıyor ama bir de zarar tarafı var. Uyanık olmak lazım” diye konuştu.
Doç. Dr. Mehmet Zeki Konyar, sahte videoların ilgili mercilere bildirilmesi gerektiğine de dikkat çekerek, “Karşımıza çıkan böyle videolar olduğunda kesinlikle yetkililere bildirelim. Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun ihbar hattı var. Vatandaşlarımızın o ihbar hattı ile iletişime geçerek, bu güvenli olmayan ya da şüpheli olan videoları, işlemleri bildirmeleri gerekiyor” dedi.
]]>3YÜ öğrencilerinin karne heyecanı
Veli Recep Bayrak: “Öğretmenlere annem ve babamın derslerini sordum”
İZMİR – İzmir Karabağlar Fevzi Özakat Anadolu Lisesi bünyesinde sadece 60 yaş üzeri bireylerin kabul edildiği 3. Yaş Üniversitesinde eğitim gören 36 öğrenci, güz dönemini bitirerek karnelerini aldı.
Karabağlar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Ege Geriatri Derneği iş birliği ile yürütülen, 2023 yılı Mart ayında Yaşlılar Haftası’nda başlayan ve 12 haftalık eğitimin ardından şubat ayında güz dönemi eğitimlerini tamamlayan 3. Yaş Üniversitesi öğrencilerine karneleri dağıtıldı. Karabağlar 3YÜ Koordinatörü ve Fevzi Özakat Anadolu Lisesi Müdürü Gülşen Salgar, Kahkaha Yogası eğitmeni Sümeyye İnanç ve İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü ekipleri 60 yaş üstü öğrencilere karnelerini verdi. Güz dönemini başarıyla bitiren ve karne almaya hak kazanan 36 öğrenci burada; sanat tarihi, sağlıklı yaşlanma, kahkaha yogası, İngilizce gibi dersler görerek dönemi tamamladı. Üniversite’deki eğitimler; gönüllü akademisyen ve eğitmenler tarafından verilirken, 60 yaş üstü öğrenciler bazı derslere lise öğrencileri öncülüğünde giriyor.
Projeye dair bilgiler aktaran Karabağlar 3YÜ Koordinatörü ve Fevzi Özakat Anadolu Lisesi Müdürü Gülşen Salgar, “3. Yaş Üniversitesi, Türkiye’de ilk olarak gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projesidir. 3. Yaş Üniversiteleri aslında Türkiye’de tek değil. Fakat 60 yaş üstü öğrencilerle 14-18 yaş arası öğrencileri buluşturan öğretim programıyla yürütülmesi bakımından Türkiye’de bir ilk. Bu projenin gururunu yaşıyoruz. İkinci dönemimiz sonra erdi. İnşallah 3’üncü dönemin sonunda da karneler değil mezuniyet belgeleri dağıtılacak. Öğrenciler hem teorik hem uygulamalı dersler görüyor. Sosyal ve kamusal alanda gündelik hayat dersleri gördüler. Onun dışında sanat tarihi, sağlıklı yaşlanma, kahkaha yogası, İngilizce dersleri gördüler. Etkileşimli kitap okuma, zeka oyunları derslerinde de lise öğrencilerimiz eğitmenlik yaptı” cümlelerini kullandı.
“Öğretmenlere annem ve babamın derslerini sordum”
Karne törenine veli olarak katılan Yüksel ve Abdurrahman Bayrak çiftinin oğulları Recep Bilgehan Bayrak ise “Burada olmaktan çok mutluyuz. Annem ve babam çok sosyalleştiler. Kendileriyle gurur duyuyoruz. Bu sefer tam tersi oldu. Ben geldim ve öğretmenlerine annem ve babamın derslerini sordum. Onlar da bana ‘çok çalıştıklarını’ söyledi” şeklinde konuştu.
“Biz yıllarca oğlumuza velilik yaptık, şimdi o bize velilik yapıyor”
60 yaş üstü öğrencilerden Abdurrahman Bayrak, “Biz yıllarca oğlumuza velilik yaptık. ‘Karnelerin nasıl?’ diye hep biz ona sorduk. Şimdi o bizden acısını çıkartıyor. Bize güvenmedi ve karnelerimizin durumuna bakmak için yanımızda geldi” ifadelerini kullandı.
Derslerin kendilerine yönelik oluşturulduğunu aktaran 63 yaşındaki öğrenci Yüksel Bayrak, “Daha rahat ve daha kaliteli bir yaş almada ne tür bilgiler varsa onları verdiler. Gerçekten bilgi birikimimizi geliştirdik. Eşimle katılmam da ayrıca bir gurur meselesi” dedi.
“Öğrenmenin yaşı olmadığını öğrendik”
Yeni bilgiler öğrendiğini söyleyen bir diğer öğrenci Kıymet Özçakar, “Öğrenmenin yaşı olmadığını öğrendik. Öğrendiğimiz yeni bilgi unuttuğumuz bilgilere değdi. Harika bir dönem geçirdik. Çok verimliydi. Çeşitli dersler gördük. Müdürümüz çok güzel bir program dizayn etmiş” sözlerine yer verdi.
“60 yaşından sonra yaşımıza değer verildi”
3. Yaş Üniversitesinde güz dönemini başarıyla tamamlayarak eğitime devam eden Cemile Kocabaş, “Sivil toplum örgütleri içerisinde olmama rağmen eğitimin tamamen farklı bir şey olduğunu öğrendim. 60 yaşından sonra yaşımıza değer verildiğini öğrendim. Bir aile tablosu gibi birlikte mutluluğu yaşadık” diye konuştu.
60 yaş üstü öğrenciler için 2024-2025 eğitim-öğretim yılının bahar dönemi eğitimi ise mart ayında ‘yaşlılar haftasında’ başlayacak.
]]>Bilişim Uzmanı Topuzoğlu: “Yazılımcı firma ile sözleşme yapılmazsa arka kapı üzerinden bilgilere ulaşmak mümkün olur”
“Bilinmeyen uygulamalarda veri saklanırsa, daha sonra nereye gideceğini bilemeyiz”
KAYSERİ – Bilişim Uzmanı Hakan Topuzoğlu, firmaların ve kurumların Kişisel Verileri Koruma Kanunu gereği bilgi saklamak için kullandıkları yazılımcı firma ile sözleşme yapmamasının sistemde ‘arka kapı’ denilen açığın oluştuğunu söyleyerek, “Bilinmeyen uygulamalarda veri saklanırsa, daha sonra nereye gideceğini bilemeyiz” dedi.
Vatandaşların herhangi bir işlem için kimlik verirken üzerine ne için verdiklerini yazmaları gerektiğini söyleyen Hakan Topuzoğlu, “Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum; bu konuda yasal anlamda çok ciddi düzenlemeler yapıldı. Herhangi bir şekilde cirosu ve çalışan sayısı ne olursa olsun eğer kimlik bilgileri alınıyorsa mernis kaydı ve eğer bu kişilere de toplu şekilde ileti gönderiliyorsa İleti Yönetim Sistemi kaydının yapılması gerekiyor. Bununla birlikte eğer e-ticaret üzerinden satış yapılıyorsa da EGBİS kaydının yapılması gerekiyor. Biz de bu konuda firmaları uyarmak istiyoruz. Çünkü çok ciddi yaptırımları da var. Kişisel anlamda da bu verilerimizi verirken, mesela bir telefon aboneliği yapacağız diyelim kimlik veriyoruz. Kimliğin üzerine en azından ne için olduğunu yazarsak ileride yaşayabileceğimiz sorunların da önüne geçmiş olabiliriz” dedi. Topuzoğlu, firmaların ve kurumların yazılımcı firma ile sözleşme yapmamasının veri saklamada açık oluşturacağını söyleyerek, “Yine çok önemli bir konuya temas etmek istiyorum; herhangi bir yazılım alınıyor ve kullanılıyor. Bilgiler burada kayıt ediliyor. Derneklerde, vakıflarda, siyasi partilerde ya da şirketlerde yine aynı şekilde kurslar, okullar ve eğitimle ilgili kurumlarda bu bilgiler alınıyor ve bir programa kaydediliyor ama o programı yazan yazılımcı firmayla ilgili olarak gerekli sözleşmeler yapılmazsa ve onlar da gerekli önlemleri almazsa bu sefer arka kapı dediğimiz backdoor üzerinden girerek bu bilgilere ulaşmak ve bunları da çok rahat bir şekilde sızdırmak, dağıtmak ve satmak ne yazık ki mümkün olabilecektir. Şu anda herhangi bir denetim bu konuda da yok. Yani bir kişi ben yazılım yaptım deyip de bunu rahatlıkla satabiliyor. Bu konuda bir düzenlemenin faydalı olabileceği inancındayız” ifadelerini kullandı. Verilerin bilinmeyen yerlerde saklanmasının sonucunda daha sonra nereye gideceğinin de belirsiz olduğunu söyleyen Hakan Topuzoğlu, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Aslında devletin resmi kurumları bu yazılımları inceleyip bir arka kapı olup olmadığını çok rahat bir şekilde görebilir. Burada sorumluluk yazılım firmasına da eğer herhangi bir zafiyet varsa ait olarak kabul edilebilir. KVKK kaydı olan firmalarda veri sızdırılması durumunda 1 milyon 800 bin TL’den başlayan para cezaları verilebiliyor. Geçmişte yine çok ünlü sipariş firmalarında da bunlar yaşanmıştı. Ne yazık ki birçok kurumda da yine bununla karşılaşıyoruz ve şu anda böyle bir durum olduğu zaman saklama gibi imkanları da yok KVKK gereğince. Kendilerinin de bu konuyu açıklamaları gerekiyor ve KVKK’nın sitesinde de resmi bir şekilde yayınlanıyor. Bu konu çok önemli çünkü herhangi bir şekilde siz verilerinizi bir yerde saklıyorsanız ya da bilmediğiniz internetten indirdiğiniz ücretsiz olduğu için tercih ettiğiniz bir programda saklıyorsanız daha sonra verilerin nereye gideceğini de bilemezsiniz.
]]>İSTANBUL – Uluslararası casusluk faaliyetlerinin deşifre edilmesine yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde İsrail İstihbarat Servisi Mossad’a çalıştıkları iddia edilen ve 15’i tutuklanan şüphelilerin tespit edilmesine ilişkin detaylar sevk yazısında ortaya çıktı. Sevk yazısında şüphelilerin, özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgilerini İsrail İstihbaratı’na aktardıkları belirtildi. 1 şüphelinin Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunu çektiğinin belirtildiği yazıda, bilgi aktaran kişi ya da kişilere ödeme yapıldığı kaydedildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifre edilmesine yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde, Türkiye’de ikamet eden Filistinli ve İsrailli aileler ile aktivistler başta olmak üzere yabancı uyruklulara yönelik İsrail İstihbarat Servisi Mossad adına uluslararası casusluk faaliyetleri içerisinde olabileceği belirlenen toplam 46 şüpheli belirlenmişti. 34 şüpheli ise geçtiğimiz günlerde yapılan operasyonlarla gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edilmişti. Burada Savcılık işlemleri tamamlanan 26 şüpheli, ‘askeri ve siyasal casusluk’ suçundan tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe çıkarılmış, 15 şüpheli çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. 11 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Ayrıca 8 şüphelinin ise sınır dışı edilme işlemlerinin gerçekleştirilmesi için İl Göç İdaresi’ne teslim edileceği öğrenilmişti.
Türkiye’deki Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlandıkları aktarıldı
Konuya ilişkin detaylara Savcılığın sevk yazısında ulaşıldı. Sevk yazısına göre, geçmiş dönemlerde İsrail İstihbarat Servisi’nin faaliyetlerinin amacına ulaşamaması için teknik ve insan istihbarat yöntemleri kullanıldığı, toplanan deliller ışığında soruşturmalar yapıldığı, İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin Türkiye’de bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail için önem arz eden bilgi ve belgeleri elde ettiği, aktarılan bilgiler karşılığında ise uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler aracılığıyla bilgi aktaran kişi ya da kişilere ödeme gerçekleştirildiği kaydedildi.
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği belirtildi
Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilen sevk yazısında, İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişilerin internet tabanlı mobil uygulamalar üzerinden uzaktan operasyon ekibi oluşturduğu, bu ekip aracılığıyla canlı kuryeyle kaynaklarına para transferi ve sahadaki hedeflerine yönelik keşif şeklinde işler yapılması amaçlandığı, ayrıca profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği ve taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan şahıslardan faydalanıldığı aktarıldı. Dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği belirtilen sevk yazısında, dedektiflerin sistem açıklarından ve kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden, devletin veri tabanında bulunan bilgileri temin ettikleri aktarıldı.
Oluşturabileceği milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri kaydedildi
Sevk yazısında, İsrail İstihbarat Servisi’nin iş yaptırdığı kişilerin ise kendilerine gelen taleplerin amacını; oluşturacağı maddi veya manevi zararı, hatta oluşturabileceği milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri ve kendilerine yapılan ödemeler karşılığında fatura kesmeme şeklinde faaliyetler yürüttükleri kaydedildi. Şüphelilerin İÇOM adına İsrail için önem arz eden ve tehlikeli görülen, özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail İstihbaratı’na aktardıkları, karşılığındaysa özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan havale sistemini, kripto para birimini ve ‘western union’ sistemini kullanarak menfaat temin ettikleri kaydedildi.
İÇOM’un Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı vurgulandı
İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu kişileri ve ailelerini hedef alacağının öğrenildiğinin aktarıldığı sevk yazısında, şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişi ile bağlantı kurulduğu, bu kişilerle sosyal medyadan iş ilanları üzerinden temas sağlandığı, görüntülü veya sesli arama yapmadan irtibatın sürdürüldüğü kaydedildi. Tüm bu faaliyetlerle güncel olarak devam eden İsrail ve Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi çerçevesinde, İÇOM’un Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı vurgulandı.
Süleymaniye Cami’sinin iç ve dış kısımlarının videosunu istediler
Sevk yazısında bazı şüphelilere ait tespitler de yer aldı. Şüphelilerden Amal Sallami Ep Siala’nın, Samir Ferat isimli bir kişiyle kurduğu, bu şahsın kendisinden Türkiye’deki Süleymaniye Cami’sinin iç ve dış kısımlarının videosunu istediği ve karşılığında 150-200 dolar para aldığı belirtildi.
Sağlık destek personeli olarak çalıştığı yerde özellikle Filistin’den getirilen kişilerle ilgilendiği aktarıldı
Şüphelilerden Hazem Mounir Amin Elgayyar’ın ise sağlık destek personeli olarak Fatih Sağlık Müdürlüğü’nde çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu bilgileri ise İsrail İstihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiği ve casusluk faaliyetleri noktasında kuvvetli şüphe oluşturduğu kaydedildi.
]]>Sevk yazısında, geçmiş dönemlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca İsrail İstihbarat Servisinin faaliyetlerinin akamete uğratılması amacıyla yapılan çalışmalar neticesinde toplanan deliller ışığında soruşturmalar yürütüldüğü anımsatıldı.
İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin, ülkede bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail Devleti için önem arz eden bilgi ve belgelerin elde edildiği, aktarılan bilgiler karşılığında uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler vasıtasıyla bilgi aktaran kişilere para transfer edilerek ödeme gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı.
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği aktarılan yazıda, taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan kişilerden faydalanıldığı, dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği, dedektiflerin sistem açıklarından, kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden faydalandığı ve devletin veri tabanındaki bilgileri temin ettikleri kaydedildi.
Yazıda, bu kapsamda uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifresine yönelik iltisaklı kurumlarla yürütülen çalışmalar ve savcılığa gönderilen bilgi ve belgeler neticesinde, İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin (İÇOM) olası hedeflerine işaret edildi.
Bu kapsamda şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişiyle bağlantı kurulduğu belirtilerek, “Tüm bu faaliyetler ile güncel olarak devam eden İsrail-Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi kapsamında İÇOM’un ülkemizde insani mülahazalarla ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı değerlendirilmektedir.” denildi.
Sevk yazısında ayrıca, tüm dosya kapsamı ve deliller incelendiğinde, şüphelilerin İsrail istihbaratı oluşumu olan İÇOM adına faaliyetlerde bulunarak İsrail Devleti için önem arz eden ve tehlikeli görülen özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail istihbaratına aktardıkları, bunun karşılığında özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan para sistemlerini kullanarak menfaat temin ettiklerinin anlaşıldığı kaydedildi.
Yazıda, Hazem M.A.E. isimli zanlının sağlık destek personeli olarak çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu kişilerle ilgili toparladığı bilgileri de İsrail istihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiğine yer verildi.
Şüpheli Muhammed B’nin, amacı Filistin’de yaşayan Müslümanların İsrail tarafından uğradıkları zulmü anlatmak olan bir dernekte çalıştığı belirtilen yazıda, şüphelinin toplantılara katılacak kişilerin kişisel bilgi formlarını topladığını ve bu bilgileri Lübnan uyruklu Kanada vatandaşı Cemal H’ye 500 dolar karşılığında ilettiğini beyan ettiği belirtildi.
Sevk yazısında, şüpheli Amal S.E.S’den Türkiye’deki Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunun istendiği, hasta olduğu için kocasına çektirerek bu videoyu irtibat kurduğu kişiye gönderdiği ve bunun karşılığında 150-200 dolar aldığı kaydedildi.
Yazıda, zanlıların telefon trafiği ve para transferlerine dair detaylara da yer verilirken, bazılarının suçtan kurtulmaya yönelik savunma yaptıkları ifade edildi.
Adalet Bakanı Tunç’un paylaşımı
Öte yandan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, sosyal medya hesabından soruşturmayla ilgili paylaşımda bulundu.
Bakan Tunç, paylaşımında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İsrail İstihbarat Servisine yönelik “siyasal veya askeri casusluk” suçundan yürütülen soruşturma neticesinde gözaltına alınan ve tutuklanması istemiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilen 34 şüpheliden 15’inin tutuklanmasına, 11 şüpheli hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına, 8 şüphelinin ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edilmesine karar verildiğini kaydetti.
Ne olmuştu?
İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün faaliyetleri kapsamında MİT Başkanlığı ve İstihbarat Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmada, İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın, Türkiye’de insani mülahazalarla ikamet eden yabancı uyruklu kişilere yönelik keşif, takip, darp ve kaçırma gibi işler yapmayı amaçladığı yönünde bilgiler elde edilmişti.
Söz konusu faaliyetlerin “uluslararası casusluk” kapsamında olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine 46 şüphelinin yakalanmasına yönelik harekete geçen emniyet güçleri, 2 Ocak’ta İstanbul’da 15 ilçe ile Ankara, Kocaeli, Hatay, Mersin, İzmir, Van ve Diyarbakır’da belirlenen 57 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda 34 şüpheliyi yakalamıştı.
Adreslerde yapılan aramalarda 143 bin 830 avro, 23 bin 680 dolar, muhtelif miktarda farklı ülkelere ait nakit para, ruhsatsız tabanca ve çok sayıda fişek ile dijital materyale el konulmuştu.
Şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirilmişti.
Adliyeye gönderilen 34 şüpheliden 26’sı, “siyasal veya askeri casusluk” suçundan tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.
Hakimlik, şüphelilerden 15’inin tutuklanmasına, 11’i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.
8 şüphelinin de sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edildiği öğrenilmişti.
]]>İSTANBUL, -Sosyal medya kullanımının hem olumlu hem olumsuz sonuçlara yol açabildiğini söyleyen Prof. Dr. Gonca Kızılkaya Cumaoğlu, “Sosyal medya öğrenmeyi kolaylaştırıyor, dünyayı tanımamızı, çevremizden haberdar olmamızı sağlıyor, zaman zaman yaratıcı fikirlerin de ortaya çıkmasını tetikliyor. Diğer yandan doğru kullanılmadığında özellikle de çocuklarımız açısından önemli zararlarını gözlemliyoruz. Aşırı kullanımını anksiyete ve depresyona dahi neden olabiliyor” dedi.
Yeditepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Gonca Kızılkaya Cumaoğlu, sosyal medyanın çocukların hayatlarına olumlu katkı yapmasının nasıl sağlanabileceğini anlattı.
İLETİŞİMİ SAĞLIYOR, EĞLENDİRİYOR, BİLGİLENDİRİYOR
Sosyal medyanın her yerde olduğu bir dönemde, çocuklarımızın neredeyse hepsinin bizim gibi bu platformlarda aktif olduğunu anımsatan Prof. Dr. Cumaoğlu, “Zamanlarının önemli bir bölümü popüler çevrimiçi ortamlarda geçiyor. Bu süreci yönetmeye kalktığımızda, ya büyük kaygılarla tamamen yasaklamaya ya da uygulayamadığımız kurallarla tükenmişlik yaşayıp ipin ucunu bırakmaya kalkıyoruz. Sosyal medyanın cazibesi hepimizin de tanık olduğu gibi iletişim kurma, eğlendirme ve bilgilendirme özeliğinde yatıyor. Bu durum eğitici içeriklere kolayca erişmeyi, öğrenmeyi ve merakın uyanmasını, farklı bakış açılarını tanımayı ve kültürel farklılıklarla küresel farkındalığın artmasını sağlar. Ayrıca, yaratıcı fikirler edinmeyi ve kendini ifade etme fırsatlarını da göz ardı etmemek gerekir” diye konuştu.
ÖZ SAYGIYI OLUMSUZ ETKİLİYOR
Prof. Dr. Gonca Kızılkaya Cumaoğlu, “Zararlarına gelecek olursak; en başta siber zorbalık, çocukların ruh sağlığını ve öz saygısını etkileyen yaygın bir sorun maalesef. Gizlilik ve kişisel verilerin sıklıkla bilinçsizce paylaşılması ise başka bir kritik konu. Ayrıca, aşırı sosyal medya kullanımı gençler arasında anksiyete ve depresyona da neden olabiliyor” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Cumaoğlu, sosyal medyayı iyi yönetmek için şu önerilerde bulundu:
“Bunu 3 temel boyutta ele alabiliriz: İletişim kurmak, eğitim vermek ve etkili izlemek. En pratik önerileri kısaca sıralayacak olursak; net sınırlar belirleyin: Kuralları tanımlayın, net kurallar ve yönergeler oluşturun. Örneğin, ekran süresi koyulabilecek ilk sınırdır. Evde, aile yemekleri sırasında veya yatmadan önce telefon kullanımına izin vermediğiniz belirli alanlar belirleyin. Yaşlarına uygun olmayan platformlara izin vermeyin. Birçok platformun yaş sınırlaması olmasının bir nedeni vardır.
Bilginin doğruluğunu sorgulamayı öğretin: Yaşadıkları deneyimler hakkında konuşmak, güven ve farkındalığı teşvik eder. Açık ve güvene dayanan bir iletişim yakalanmalıdır. Böylelikle çevrimiçi deneyimlerini sizinle tartışırken kendilerini rahat hissedeceklerdir. Sosyal medyanın potansiyel risklerini ve faydalarını tartışın. Onlara çevrimiçi güvenlik, sorumlu davranış ve gizliliğin önemi hakkında bilgiler verin. Eleştirel olmayı öğretin. Örneğin karşılaştığı bilginin doğruluğu hakkında sorgulama yapabilsin.
İzleyin ve rehberlik edin: Ebeveyn kontrol araçlarını kullanmak ve çocukları sağlıklı çevrim içi uygulamalara yönlendirmek kritiktir. Sosyal medya platformlarındaki ebeveyn kontrolü özelliklerinden yararlanın. Bu kontroller içeriği, ekran süresini yönetmenize ve çocuğunuzun çevrimiçi etkinliklerini izlemenize yardımcı olabilir. Sosyal medya trendleri, uygulamaları hakkında bilgi sahibi olun. Bu bilgi, potansiyel riskleri anlamanıza ve etkili rehberlik etmenize yardımcı olur. Endişe verici bir davranış veya içerik fark ederseniz, bunu derhal ele alın. Bunun neden uygunsuz olduğunu tartışın, oluşmuş veya oluşacak durumlarla ilgili mutlaka empati yapmasını sağlayın, daha iyi seçimler yapması konusunda rehberlik edin.
Rol model siz olun: Çocuklar genellikle ebeveynlerini taklit ederler, bu nedenle sağlıklı dijital alışkanlıklar gösterin, sınırlı kullanımı siz de hayatınıza alın. Sosyal medyada yaşadığınız olumlu ve olumsuz deneyimleri paylaşın. Bu, onlara içgörü ve rehberlik sağlayacaktır.
Gizliliğin önemini öğretin: Çocuğunuzun gizliliğin önemini anlamasına yardımcı olun. Gizli bilgilerinin ihlali durumunda gerçekleşebilecek olumsuzlukları iyi açıklayın. Gönderilerini ve kişisel bilgilerini kimlerin görebileceğini kontrol etmek için sosyal medya platformlarında gizlilik ayarlarını nasıl yapılandıracaklarını gösterin.
Çevrim dışı aktiviteleri teşvik edin: Çevrimiçi ve çevrimdışı etkinlikler arasında sağlıklı bir denge kurulmasını teşvik edin. Hobileri, sporu ve ekran tabanlı olmayan diğer ilgi alanlarını teşvik edin.
Siber zorbalığı tartışın: Siber zorbalığın ne olduğunu ve bununla nasıl başa çıkılacağı konusunu mutlaka konuşun. İster mağdur ister seyirci olsun, her türlü zorbalık vakasını sizinle paylaşmaları için onları teşvik edin. Siber zorbalığın hukuki sonuçları hakkında tartışın.
Sonuç olarak; dijital ortamı anlamak, çocukların bu ortamda güvenli bir şekilde gezinmesine yardımcı olmanın anahtarıdır. Makul sınırlar koyarak, açık iletişimi sürdürerek ve aktif bir şekilde rehberlik ederek, sosyal medyanın hayatlarına olumlu katkı yapması sağlanabilir.”
]]>Çeşitli televizyon belgesellerinde editörlük yapan, bu süreçte eski futbolcu portrelerinden oluşan kitapları ve Türkiye basketbol tarihine ilişkin araştırmalarıyla tanınan Fethi Aytuna, araştırmaları sırasında internette “kopyala yapıştır” yöntemiyle yayılan yanlış ya da eksik çok sayıda bilginin bulunduğunu fark etti.
Bu yanlışlara elinden geldiğince “dur” diyebilmek için bir internet bloğu kuran Aytuna, hayatta olan sporcularla ve yaşamını yitiren sporcuların yakınlarıyla röportajlar yapmaya başladı.
Başta futbol olmak üzere farklı branşlarda başarılarıyla tanınan portreleri aktaran Aytuna, 200’ü aşan röportajı, “dinyakos.com” adlı bloğunda yayınladı.
Aytuna, “Taçsız kral” Metin Oktay, Süper Lig’in ilk golünü kaydeden İzmirsporlu Özcan Altuğ, Göztepe’nin stadına ismi verilen Gürsel Aksel gibi isimlerin yakınlarıyla yaptığı görüşmeleri ve bulduğu bilgileri sitesinde aktarırken, vefatından önce konuştuğu Turgay Şeren, hakemler Hilmi Ok ve Doğan Babacan ile röportajlarını paylaştı.
“Hatırı sayılır bir arşiv oldu”
İzmir’de hayatını sürdüren Aytuna, AA muhabirine yaptığı açıklamada, spor tarihi konusunda Türkiye’nin istenen noktada olmadığını söyledi.
Başarılarıyla adından söz ettiren ancak tarihi belgelerde adı yer almayan sporcular ve spor olaylarının yanı sıra yanlış bilgilerin de azımsanmayacak kadar çok olduğuna işaret eden Aytuna, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bunlar çoğala çoğala gidiyor ama bilgiler yanlış bir şekilde kalıyor maalesef. Çok yanlış ve eksik bilgiler olduğunu gördüm. Bazı futbolcular, antrenörler, spor olayları hakkında hiç bilgi olmadığını gördüm. Bunun üzerine bunları derinleştirmeye karar verdim. Bunun da en sağlıklı yolu, hayattaki sporcularla, spor insanlarıyla görüşmek olduğu için ben de bu yöne ağırlık verdim ve bunun için bir blok kurmaya karar verdim. Yaptığım görüşmeleri, röportajları burada yayınlamaya başladım. Epey yazı oldu. Gittiğim sporcularla görüşürken onların arşivlerindeki fotoğraflarını, bilgisayara aktardım. Burada da hatırı sayılır bir arşiv oldu. Onları da aynı şekilde aktarmaya çalışıyorum.”
Bloğundaki röportaj sayısının 200’ü geçtiğini aktaran Aytuna, “Hala yazılmayı bekleyen futbolcuların röportajlarını düşünürsek tahmin ediyorum 250 civarı röportaj oldu. Fırsat buldukça görüşmeye devam ediyorum hayattaki futbolcularla. Hayatta olmayan futbolcuların da yakınlarını bulup, sporcu büyüklerinin hayatlarını anlattırıp, onları yazıya dökmeye çalışıyorum.” ifadelerini kullandı.
“Dinyakos kramponu”
Aytuna, blok adının Türk futbol tarihinde kramponlarıyla ünlü Dinyakos ustadan geldiğini anlattı.
Futbolcuların 1980’lerin başına kadar bugünkü gibi fabrikasyon, markalaşmış krampon giymediğini aktaran Aytuna, şöyle konuştu:
“Futbolcular, elle yapılan, birtakım kundura ustalarının imal ettiği ayakkabılarla oynuyorlar. Bunların da en meşhuru Dinyakos. 1940’lı yıllardan itibaren İstanbul Tarlabaşı’nda küçücük bir dükkanda Dinyakos isimli bir Rum ustanın imal ettiği ayakkabılar o kadar popüler oluyor ki Ankara ve İzmir’de oynayan futbolcular bile deplasmana geldikleri zaman bu ustanın dükkanına gelip ayakkabı siparişi veriyorlar. Mesela bir sonraki ay ya da iki ay sonra maça geldikleri zaman o siparişleri tamamlanıyor. O ayakkabılarla maç yapıyorlar.”
Aytuna, diğer illerde de böyle imalatçıların bulunduğunu ancak “Dinyakos”un adeta bir marka haline geldiğini belirterek, “Futbolcular ‘Dinyakos yaptırdım kendime.’ diyorlar. Dinyakos bir marka haline geliyor. Ben de bloğumu kurarken böyle tek kelimelik, geçmişi hatırlatan bir isim olsun istedim. Baktım daha önce yapılan röportajlarda ‘Dinyakos’ ismi geçiyor sık sık. Ben de bunu kullanmaya karar verdim.” dedi.
]]>