Honor Magic V2 RSR Porsche Design fiyatı ve özellikleri!
Öncelikle cihazın boyutlarına bakıldığında, kapalı haliyle 74.0 mm genişliğinde ve 156.7 mm yüksekliğinde olduğunu görüyoruz. Açık hali ise 145.4 mm genişliğe ulaşıyor. Derinlik konusunda ise kapalı halde 9.9 mm ve açık halde 4.7 mm ile oldukça ince bir profil sunuyor. Telefonun ağırlığı ise yaklaşık 234 gram.

Ekran özelliklerine gelince Honor Magic V2, iç ve dış olmak üzere iki adet ekrana sahip. İç ekran 7.92 inç boyutunda ve 2344×2156 piksel çözünürlük sunarken, dış ekran 6.43 inç büyüklüğünde ve 2376×1060 piksel çözünürlüğe sahip. Her iki ekran da OLED ve 120 Hz tazeleme hızına sahip ki bu, özellikle oyun oynarken veya videolar izlerken akıcı bir deneyim sunuyor.
Yapay zekalı amiral gemisi! Honor Magic 6 Pro tanıtıldı
Performans tarafında ise Snapdragon 8 Gen 2 işlemci barındıran bu cihaz, sekiz çekirdekli bir yapıya sahip. Grafik birimi ise Adreno 740. Bu, Honor Magic V2’nin yüksek performans gerektiren uygulamaları ve oyunları rahatlıkla çalıştırabileceği anlamına gelse de pazardaki en güçlü cihaz olmadığını söyleyelim.
İşletim sistemi olarak Android 13 tabanlı MagicOS 7.2 kullanıyor. Cihazın bellek kapasitesi ise oldukça cömert. 16 GB RAM ile çoklu görevler sorunsuz bir şekilde yapılabiliyor ve 1 TB dahili belleğe sahip olduğu için hafıza sorunu ortadan kalkıyor.

Bu cihazın kamera donanımı da diğer özellikleri kadar dikkate değer. Arka kamera 50 Megapiksel çözünürlüğünde ve OIS desteğine sahip. Geniş açı ve ultra geniş açı kameralar da 50 Megapiksel ve 20 Megapiksel çözünürlüklerinde.
Ayrıca, 40x dijital yakınlaştırma modu ve 4K video çekim yeteneklerine sahip. Ön kameranın da 16 Megapiksel çözünürlüğünde olduğunu ve geniş açı çekim yapabildiğini belirtelim. Son olarak cihazın 5000 mAh kapasiteli pil ile geldiğini ve 66W hızlı şarj desteğine sahip olduğunu ve de 5G ve Bluetooth 5.3 gibi bağlantıları desteklediğini söyleyelim.

Honor Magic V2 RSR Porsche Design fiyatı 15 bin 999 yuan olarak açıklandı. Bu da vergiler hariç yaklaşık 70 bin TL civarında yapıyor. Avrupa’da ise 2700 euro seviyesinde satılabileceği söyleniyor. Dolayısıyla ülkemizde satışa çıkacak olursa Türkiye’nin en pahalı akıllı telefonu olarak 150-200 bin TL aralığında bir fiyat etiketine sahip olabilir.
Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklardan bazıları katıldı. Farklı davalar nedeniyle cezaevinde bulunan sanık Mustafa Atalar ile FETÖ’nün darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanına suikast timinde yer aldığı gerekçesiyle mahkum edilen ve bu dosyanın da sanıkları arasında yer alan Davut Uçum, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.
Duruşmada, merhum Yazıcıoğlu’nun oğlu Fatih Furkan Yazıcıoğlu, ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu ile yakınları, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır ve taraf avukatları hazır bulundu.
Sanık Davut Uçum, savunmasında, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek, kayıp cihazlar ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması için çalışma yaptığını ve bir sonraki duruşmada söz konusu belgeleri paylaşacağını söyledi.
Söz konusu çalışmayla ilgili bazı bilirkişi raporu, tanık beyanlarına ilişkin delilleri ibraz ettiğini savunan Uçum, “Kaza Soruşturma Kurulu (KSK) heyeti arasında bir anlaşmazlık vardır, bu hususta soruşturma açılmazsa çok geç kalınabilir, Feridun Seren beyanında 29 Mart 2019 tarihinde helikoptere hiç çıkmadığını beyan etmiştir, diğer beyanlarında helikoptere çıktığına dair beyanları vardır. KSK heyetinin ‘cihazlar kayıp değil kartlar kayıp’ şeklinde söylemleri olmuştur, Yargıtayın 81 sayfalık mütalaasında 26. sayfadaki değinilen hususun dikkate alınmasını talep ediyorum. Bazı deliller mahkemeden gizlenmektedir, jandarma tutanağında KSK heyetinin herhangi bir cihaz kayıp demediklerine dair husus vardır, gösterge panelinde dört cihazın yerinde olmadığı görülmektedir.” ifadelerini kullandı.
Sanık Mustafa Atalar da üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek beraatini talep etti.
Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz, bu davanın Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığında devam eden “ana soruşturma”yla birleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Helikopterdeki söz konusu kayıp cihazların söküldüğüne dair Göksun’da görülen davanın dosyalarının bir kısmının geldiğini, olayın açığa kavuşturulabilmesi için dosyaların tamamının gelmesi gerektiğinin altını çizen Yavuz, şunları kaydetti:
“Davut Uçum’un beyanlarında geçen kaza kırım ekibi ile ilgili hususa katılıyorum, kaza kırım ekibinde yer alan kişiler GPS cihazlarının yok edilmesinde sorumludurlar, bunu biz olaydan hemen sonra dile getirmiştik. Burada kaza kırım ekibinin GPS cihazları ile ilgili yargıdan gizledikleri önemli bir süre vardır, belirli bir süre GPS cihazının olmadığını savcılıktan gizlemişlerdir. Şıh Mehmet Sevdim, Feridun Seren ile tapelere yansıyan bir tartışma vardır. Bu GPS cihazların olmadığı ile ilgili tutanak tuttukları, bu tutanağı Kerem Mumcuoğlu’nun imzalamadığı ortaya çıktı, bu durum tapelerde de vardır. Tanık olması gerekenler sanık, sanık olarak yargılanması gereken kişilerin tanık olarak yargılaması devam etmektedir. Davut Uçum, konunun uzmanıdır, bir şey açıklayacağını beyan etmişti, teknik bilirkişi olması nedeniyle eğer bu konuda bir hazırlığı varsa bu hususu katılan taraf olarak dinlemek isteriz, orada Kenan Köksal da vardır, birçok usulsüzlüklerin içinde yanlışlar olmuştur, biz bu dosyada maddi gerçeğin dışında başka bir şey istemiyoruz.”
Yavuz, olayın olduğu gün helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar geldiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“80 kilometre kolaltı uçuş olmuş ve 12 kilometre kala anında helikopterin bulunduğu yerde ses hızından yüksek bir hızla uçulmuştur. Helikopterin dağa çarptığına dair ihbarlar vardır, radar kayıtlarında da bu durum görülmektedir, askeri kayıtlar üzerinde keşif yapılmasını talep ettik. NATO yazılımı olduğuna dair belgeleri bize vermediler, bu yazılım alınmadan bu dosyada ilerleme olmaz, bu bölgedeki radar kayıtlarının celbi gerekmektedir. Şarkışla’daki radar kaydı bir ay sonra kapatılmış, kayıtlar da taşınma esnasında kayıp olmuş. Askeri disiplinde böyle bir şey olmaz.”
Sanık Ebubekir Semih Yüksekkaya’nın avukatı Zafer Tınazcı da helikopterin enkazının başına binlerce kişinin gittiği halde sadece orada bulunan 4 askeri personelin suçlandığını öne sürdü.
Müvekkilinin beraat etmesi gerektiğini savunan Tınazcı, “Göksun Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada Argus cihazının olup olmadığına dair ABD’ye yazı yazılmış ancak Argus’un olduğuna dair bir husus yoktur. Skymap cihazının kayıp olduğu belirtilmektedir, Devlet Denetleme Kurulunda bulunan resimde var olan bu cihazın saati 10.30 civarıdır, GPS cihazı küçük bir cihazdır, karların üstünde bu cihazın resmi çekilmiş ve sonrasında kaybolmuştur. Her şeyi toplamakla görevlendirilen bilirkişi heyeti görevini yapmamış ve en iyi ihtimalle görevi suiistimal suçunu oluşturmuştur.” dedi.
Tınazcı, bilirkişi heyetince enkazın başına ilk ulaştıkları zamanın öğleden sonra olarak raporlandığını ancak bazı fotoğrafların tarih ve saatlerinin detaylı incelendiğinde enkaz alanına öğleden önce ulaşıldığının anlaşıldığını sözlerine ekledi.
Duruşma savcısı, kamu adına eksik hususların giderilmesini talep etti.
Mahkeme Başkanı, katılan vekillerin talepleri üzerine duruşmayı 5 Haziran 2024’e erteledi.
Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, duruşma sonrasında gazetecilere, yıllardır süren davanın bir an önce sonuçlanmasının gerektiğini dile getirdi.
-Dava süreci
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca, BBP’nin kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile 5 kişinin ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmaya FETÖ’nün talimatıyla müdahale ettikleri iddiasıyla 17 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame 25 Aralık 2020’de kabul edilerek, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı.
Bu dosya ile Göksun Asliye Ceza Mahkemesindeki helikopterden GPS cihazının sökülmesine ilişkin 10 sanığın yargılandığı dava, sanık ve eylem yönünden bütünlük oluştuğu gerekçesiyle 6 Ocak’ta birleştirilmiş, sanıklardan 7’si her iki dosyada da yer aldığı için 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki davada sanık sayısı 20’ye çıkmıştı.
Sanıklardan Muharrem Tunç’un vefatı nedeniyle yargılanan sanık sayısı 19 olmuştu.
]]>ANTALYA’daki Trebenna Antik Kenti’nde dedektörle arama yapan define avcılarının mezarları kazdığı, antik yapılara zarar verdiği ortaya çıktı. Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Sorumlusu Cemil Karabayram, “Çerez gibi satıyorlar bu cihazları. Bunların ruhsata tabi olması lazım. Arkeolojiye sıkılmış bir kurşun bu” dedi.
Konyaaltı ilçesi sınırlarında bulunan ve tarihi M.S. 2’nci yüzyıla kadar uzanan Trebenna Antik Kenti, kaçak kazı yapan defineciler tarafından talan ediliyor. Kent merkezine yakın olmasına karşın, çok az bilinen antik kente gelen define avcıları, beraberinde getirdikleri dedektörlerle değerli metal arıyor. Antik kentin kapısı başta olmak üzere ayakta duran yapıların birçoğuna zarar veren bu kişiler, mezar başlarının bulunduğu alandaki 3 antik mezarı da kazdı. Bir mezarı 2 metre kadar kazan definecilerin altın ya da benzeri değerli metal bulup bulmadıkları bilinmiyor.
‘CİHAZ BİLİNENİN AKSİNE İŞE YARAMIYOR’
Bazı kişilerin antik kentlerde define aradığını, bunu da dedektörlerle yaptığını anlatan Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Sorumlusu Cemil Karabayram, cihazın bilinenin aksine işe yaramadığını söyledi. Bir pazarlama stratejisi olarak altına farklı tonda, gümüşe farklı tonda ses çıkarıp uyardığı yönündeki bilgilerin doğru olmadığını anlatan Karabayram, ” Likya’nın dağları, Pamfilya’nın dağları, hatta Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’da birçok yeri tahrip ediyorlar. Bunu da dedektörle yapıyorlar. Aslında bu cihaz bir yalan, kabus” dedi.
‘SABAHA KARŞI VE GECE KAZIYORLAR’
Avrupa’da bu türden cihazların ruhsatsız satışının yasak olduğunu belirten Cemil Karabayram, “Bu dedektör satışlarının kısıtlanması lazım. Arkeolojik alanlar bir kabusa mahkum edildi. Devlet elinden geldiğince her yeri koruyor ama sabaha karşı ve gece kazıyorlar. Çerez gibi satıyorlar bu cihazı. Ruhsata tabi olması lazım. Arkeolojiye sıkılmış bir kurşun bu. İnternette her yerde var bu cihaz. Kişi silah ruhsatı aldığı gibi dedektör için de ruhsat alsın. Arkeolojiye sıkılan bu kurşunları temizlemek bizim görevimiz” diye konuştu.
‘TENEKE PARÇASINA DAHİ ÖTEN BİR CİHAZ’
Jeofizik Mühendisi İlyas Toklu da dedektörün çalışma mantığını anlattı. Bu türden cihazları satanların para kazandığını, alanların ise kazanç elde edemediğini söyleyen Toklu, “Altın, gümüş, bakır ayrımı yapabilecek kapasitede bir cihaz değildir. Altında farklı, gümüşte farklı, bakırda farklı sinyaller veriyor, diye pazarlanıyor. Böyle bir cihaz da yok zaten. Değerli metallerin elektrik geçirgenlik özelliği virgülden sonraki rakamlarla ifade edilecek kadar küçük farklılık gösterir” dedi.
Dedektörlerin aslında mayın tespiti için geliştirildiğini anlatan Toklu, “Yerin 30-50 santimetre altındaki mayını tespit etmek için geliştirilmiş cihazlar. Öyle metrelerce derindeki altını falan bulamaz. Kaz babam kaz, sonra kendini üzüyor. Ufak bir teneke parçasına bile öten bir cihaz. 30 santimetreye kadar hassasiyeti olan cihazlar” diye konuştu.
Diğer yandan internette dedektör satışı da açık şekilde yapılıyor. Üstelik herhangi bir belge de istenmiyor. 15 bin liradan başlayıp 200 bin liraya kadar fiyatlarla dikkati çeken dedektörlerin bazıları ise ‘Altın ve define avcıları için geliştirilen dedektör’ yazılarak pazarlanıyor.
]]>KOÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Karadeniz ile Teknoloji Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Mutlu tarafından 2 yıllık AR-GE çalışması sonucu geliştirilen “İntrapleural Basınç Ayar Cihazı”nın teknik altyapısını Dr. Umut Mayetin yaptı.
Koronavirüs tedavisinde ciğerlerdeki suyun vücuttan atılmasına, yoğun bakımdaki hastaların uyutulmadan solunum desteği almasına ve göğüs kafesi içinden kalp masajı yapılmasına imkan sağlayacak cihaz, laboratuvar deneylerini başarıyla geçti. Hayvan ve klinik çalışmalarda test edilecek cihaza uluslararası patent alınması için başvuru yapıldı.
Doç. Dr. Emre Karadeniz, AA muhabirine, omurga cerrahının akciğerle ilgili komplikasyonları yönetme sorumluluğunun bulunduğunu söyledi.
Koronavirüse yakalanan hastaların su dolan akciğerlerindeki durumu yönetmede bulunan çözümlerin başarılı olmadığına dikkati çeken Karadeniz, buna ilişkin KOÜ’den akademisyenlerle fikir alışverişi yaptığını anlattı.
Karadeniz, “İntrapleural Basınç Ayar Cihazı”nı ekip arkadaşlarıyla ortaya çıkardıklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Cihazla ilgili iddialı olduğumuz hastalık koronavirüs tedavisi. Koronavirüste akciğerde keseciklerin içinde su var. Bu su insanın oksijen alışverişine engel oluyor. Şu anda kullanılan tedavi yöntemlerinde içeriye daha basınçlı oksijenli hava basmaya çalışıp, orayı daha fazla şişirmeye çalışıyoruz. Bu cihaz, akciğerlerin içindeki sıvıyı önce vücuttan atıp, sonrasında akciğerlerin gaz değişimine izin verir hale getiriyor. Bu, cihazın birinci iddialı olduğu dal.”
Cihazın ikinci fonksiyonuna ilişkin, yoğun bakımda solunum fonksiyonunu kaybeden hastaların tedavisinde ağzından ve burundan giriş yapıldığını anımsatan Karadeniz, bu durumda kişinin uyutulması gerektiğine değindi.
Karadeniz, uyutulan kişinin konuşamadığını, yemek yiyemediğini, hareket edemediğini dolayısıyla yatalak hale geldiğini vurgulayarak, “Dolayısıyla yatalak olmasına ilişkin ve yeme, içmeye ilişkin komplikasyonlarla mücadele edecek. Bu cihazın solunumu destekleme özelliğiyle kişi uyutulmadan konuşurken, yemek yerken, yatalak hale gelmeden tıbbi olarak solunum desteği verecek.” şeklinde konuştu.
Kalp masajında geleneksel tekniklerde, göğüs kafesinin dışından basınç uygulanarak kalbin alanının azaltılmaya çalışıldığını anlatan Karadeniz, “Bu cihazın perspektifi sayesinde, içeriye ani basınçlı hava vererek kalp masajını dışarıdan yapacak. Bir şey görmüyorsunuz, hasta yatıyor gibi gözüküyor ama solunum desteği ve kalp masajını alabilecek.” dedi.
“ABD, AB, Hindistan, Çin’e patent başvuruları yapıldı”
Cihazın, testlerde tanımlanan verilere uyum sağlama yeteneğini geliştirmek istediklerini dile getiren Karadeniz, gerekli elektronik devrelerin üretilmesinin ardından insan fizyolojisini taklit ettiklerinden bahsetti.
Karadeniz, cihazın verilerinin bağımsız kaynak üzerinden bilimsel olarak test edildiğini, laboratuvar deneylerinden başarıyla geçtiğini, bundan sonra hayvan deneyleri aşamasına gelindiğini bildirdi.
Patent çalışması kapsamında uluslararası patent (PCT) müracaatını yaptıklarını belirten Karadeniz, şunları kaydetti:
“PCT raporu olumlu geldi. Dünyada böyle bir ürün tanımlaması şimdiye kadar yapılmamış, yani ticari tekel yaratma şansımız var. Bu çerçevede ABD, AB, Hindistan ve Çin’e patent başvuruları yapıldı. Süreç devam ediyor. Burada başarılı olursak ki PCT raporu bizi olumlu düşünmeye itiyor, dünya nüfusunun üçte ikisinde tekel olma şansını elde ediyoruz. Bu ürünü yüksek katma değerle AR-GE, ülke kalkınma maliyetiyle ücretlendirme ve insanlığın hizmete sunma şansına sahip olacağız.”
Karadeniz, hayvan deneylerinin çok zaman almayacağına işaret ederek, “Hayvan deneyini yapıyorsunuz aynı gün sonucu alıyorsunuz. Bunu yayınladıktan sonra Helsinki kriterleri çerçevesinde uzun bir yolumuz var. En erken 2 yıl içerisinde insanlığın hizmetine ticari olarak sunma şansımız olur. Tabii ki maddi ve politik güç olursa bu süreç hızlanabilir, çok daha etkin kullanılabilir bu tekelleşme süreci.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>