Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin 6. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla basın ve medya kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya geldi. Erbakan, “Altı yıl gibi kısa bir süre içerisinde 600 bin üye sayısına ulaştı ve Türkiye’nin üye sayısı bakımından üçüncü büyük partisi oldu. Bu bakımdan bu altı sene içerisinde girmiş olduğu her iki seçimde de yeni kurulan bir parti için son derece önemli işler ortaya koydu” dedi.
Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erbakan şunları söyledi:
“22 senedir iktidarda olan mevcut iktidar partisinin ilk ismi ‘Adalet’ biliyorsunuz ve adaleti tesis edeceklerine dair iddiayla ortaya çıktılar. Ancak maalesef adalet diyerek yola çıkıp, adaleti kendi siyasi çıkarlarına göre istismar eden adaletsiz bir anlayışı bugün Türkiye’de hakim kıldılar. Nepotizmde zirve yaptılar. Kamudaki atamalarda ısrarla mülakatı kaldırmayarak torpil ve adam kayırmacılığa maalesef devam ediyorlar. Eyliyeti de liyakati de maalesef bir kenara attılar. Bunu çok çeşitli olaylarla açık bir şekilde görüyoruz.
“‘Sadece muhalefet partilerinin belediyelerini biz inceleriz, iktidar partisi belediyeleri ile ilgili dosyaları rafa kaldırırız’ anlayışı adaletsiz bir anlayıştır”
Kendi belediyelerinde bu kadar yolsuzluk ve üsulsüzlük iddiası ve çok ciddi dosyalar bulunmasına rağmen; savcıları, hakimleri muhalif belediyelerin yolsuzluk, usulsüzlük iddialarıyla ilgili araştırma yapmak için seferber ettiler. Biz daha önce de ifade ettik; muhalif belediyeler de araştırılsın, YRP’li belediyeler de araştırılsın. Bu milletin bir kuruşu bile yanlış bir yere harcanmasın. Ama bu kadar ciddi iddialar ve dosyalar varken ‘Sadece muhalefet partilerinin belediyelerini biz inceleriz ama iktidar partisi belediyeleri ile ilgili dosyaları İçişleri Bakanlığı marifetiyle sümen altı ederiz, rafa kaldırırız’ anlayışı adaletsiz bir anlayıştır.
“Vatandaşın borçlanması devletin borçlanmasından daha felaket”
Kalkınma dediler ama 240’dan fazla devlete ait kuruluşu teslim almalarına rağmen bunlardan 170 tanesini satıp maalesef yok ettiler. 240’tan kala kala elimizde herhalde 70 tanesi kaldı. Bunlardan da çok önemli bir kısmı Varlık Fonu’na alındı ve Varlık Fonu’nda da bunlar üzerinden ipotek göstererek, borç alınarak aslında bu Varlık Fonu da bir ‘Yokluk Fonu’na dönüşmüş oldu. Merkezi yönetimin borcu 130 milyar dolardan 250 milyar dolara geldi. Toplam dış borcu ülkenin, 113 milyar dolardan 500 milyar dolar seviyesine geldi. Dış ticaret açığımız yıllık 15.7 milyar dolardan 106 milyar dolara geldi. Yani daha fazla borca batan ve daha fazla dışa bağımlı olan bir Türkiye haline 22 senenin sonuna gelinmiş oldu. Vatandaşın borcu 6.6 milyar liradan 3 buçuk trilyona fırlamış. 600 katlık neredeyse bir artış vatandaşın kredi kartı ve banka kredisi borçları. Yani vatandaşın borçlanması devletin borçlanmasından daha felaket.
“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Almanya’ya iltica konusunda Suriye ve Afgan vatandaşlarını geride bırakarak birinci sıraya yerleşti”
Herkese iş herkese AŞ dediler. Bugün 15-30 yaş arası gençlerden üç tanesinden bir tanesi ne çalışıyor ne okuyor. Bu çok korkunç bir oran OECD ülkeleri içerisinde bu oran bakımından 1’inci sıradayız. Suç işlemeye müsait hale gelir, bunalıma girmeye müsait hale gelir, ülkeyi terk edip kaçmaya müsait hale gelir. Zaten şu oran sizlere çok şey anlatması lazım. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Almanya’ya iltica konusunda Suriye ve Afgan vatandaşlarını geride bırakarak birinci sıraya yerleşti. Bu veri bile aslında Türkiye’nin halini göstermesi bakımından çok önemli bir veridir.
” Filistin’deki İsrail’in yaptığı çocuk katliamıyla buradaki yenidoğan çetesinin yaptığı katliam arasında bir fark var mı”
Kaliteli nesiller yetiştiren kaliteli eğitim sistemine geçmeyi hedefliyoruz. Bilimsel kalitesi yüksek olacak bu nesillerin aynı zamanda da ahlaki ve manevi kalitesi yüksek olacak. Sadece bilimsel kalite yüksek olup da ahlaki kalite yüksek olmazsa ‘yenidoğan çetesiyle’ karşılaşıyoruz. Adam doktor olmuş, belki hepimizden daha zeki ama bu zekasını bu ilmini yani gülüyoruz ağlanacak halimize… Küçücük yeni doğmuş bebekleri öldürmeye adıyor. Filistin’deki İsrail’in yaptığı çocuk katliamıyla buradaki yenidoğan çetesinin yaptığı katliam arasında bir fark var mı? Dolayısıyla ahlaki ve manevi kalite son derece önemli.”
YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan, açıklamaların ardından basın temsilcilerinin sorularını yanıtladı.
” PKK’nın, Abdullah Öcalan’ın muhatap alınması uygun değil”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti ile Öcalan’ın görüştürülmesi ile ilgili sözlerinin ve Erdoğan’ın “Silahları gömün yolunuzu açarız” açıklamalarının sorulması üzerine Erbakan, şöyle konuştu:
“Bir defa Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması, Meclis’te konuşması gibi konulara bir defa karşı olduğumuzu defalarca söyledik. Böyle bir adım bir defa şehitlerimizin, gazilerimizin 402 yıldır terörle mücadelemizin hatırasına bir saygısızlık olacaktır. İkincisi böyle bir adım devletimizi, milletimizi ve silahlı kuvvetlerimizi aciz gösterecektir. Diğer bir husus sadece Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nın silah bırakacağını da düşünmekte aslında sığ bir yaklaşım. Çünkü PKK’nın yöneticileri zaten bu süreçteki yaptıkları açıklamalarda ‘Silah bırakılmasına Öcalan değil biz karar veririz’ dediler. Hemen o günlerde yapılan TUSAŞ saldırısıyla da hemen silah bırakma niyetinde olmadıklarını da aslında ortaya koydular. Öcalan’ın çağrısıyla diyelim silah bıraksalar bile aslında bizim için asıl tehdit olan PYD ve YPG var. 140 bin kişilik bazı ifadelere göre, 100 bin kişilik bir terör ordusu kurulmuş yanı başımızda. Sadece uzun menzilli füzeleri yok, savaş uçakları yok bir de tankları yok. Onun dışında her türlü silaha ve teçhizata sahip bir terör ordusu.. Bunlar silah bırakmadıktan sonra şu anda kendilerinin bile çok değer vermedikleri önemli görmedikleri PKK çatısı altındakilerin silah bırakmasının yeterli olmayacağını ifade ettik. ve bu nedenle de Öcalan’ın serbest bırakılması, umut hakkından yararlanması, Mecliste konuşma yapması gibi konulara karşı olduğumuzu ifade ettik. Burada yapılması gereken bölgedeki insanlarımızın Kürtüyle, Arabıyla, Zazasıyla her etnik kökene sahip insanımızın her siyasi ve dini inanca sahip insanımızın temel talepleriyle ilgili bölgenin siyasi partileriyle müzakere edilmesi lazım. Kanaat önderleriyle, aşiret reisleriyle ve o bölge halkıyla bu müzakerenin yapılması lazım. PKK’nın, Abdullah Öcalan’ın muhatap alınması uygun değil. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne halel getirmeyecek şekilde ne müzakeresi yapılacaksa bunlar yapılıp onların mahrum oldukları haklar varsa bu hakların teslim edilmesi için bir çözüm süreci yürütülebilir” diye konuştu.
“Sayın Bahçeli’nin Erdoğan’a rağmen böyle bir çıkış yapacağını düşünmüyorum”
Yeni çözüm sürecinde MHP’nin daha fazla ön alıyor olmasını değerlendiren Erbakan, “Mayınların Devlet Bahçeli tarafından patlatılması üzerine Sayın Erdoğan’ın plan kurduğuna ilişkin yorumlar var. Milliyetçilik üzerinden siyaset yapan Sayın Bahçeli’nin bunları söylemesinin daha az tepki çekeceğine ve daha fazla etkili olacağını düşünerek kendisine bunları söyletiyorlar diye görüyorum. Sayın Bahçeli’nin Erdoğan’a rağmen böyle bir çıkış yapacağını düşünmüyorum. Çok daha basit konularda bile çok daha fazla istişare yaptıklarını, birbirlerini zora sokmayacak şekilde hareket ettiklerini biliyoruz. Böyle bir süreci ‘Milliyetçi’ bir aktörle başlattılar. ve bir birliktelikle, koordinasyon halinde yürüttüklerini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“Erdoğan ve Mehmet Şimşek olmak üzere bu çarkı çevirebilecek durumları kalmadı”
Erken seçim konusundaki görüşlerini açıklayan Erbakan, “Biz 2026 yılının ilk baharında yapılabilir diye daha önce ifade etmiştik. 2025’in sonbaharı veya 2026’nın ilk baharı olabilir. Ama normal süresinden mutlaka daha önce olmalı. Çünkü gerçekten de milletin de dayanacak hali kalmadı. Devlette başta sayın Erdoğan ve Mehmet Şimşek olmak üzere bu çarkı çevirebilecek durumları kalmadı” dedi.
“Çocuklarında mutlaka bir kreş ortamında bulunması gerekiyor”
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın belediye kreşleriyle ilgili gönderdiği yazı ve sonrasındaki tartışmalarla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Erbakan, şunları ifade etti:
“Nereden baksanız bir ayrı durum. Bir defa CHP daha önce AK Parti belediyeleri böyle bir şey yapamasın diye konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürüyor. Anayasa Mahkemesi burada CHP’nin istediği bir şekilde yani kreşlerin aleyhinde bir karar ortaya çıkarıyor, belediyeler kreş açmasın diye. CHP kendi çıkarttığı karara rağmen kreşleri devam ettirmek istiyor… ‘Bu ne perhis bu ne lahana turuşusu’ durumu hem CHP hem de AKP açısından. Ancak CHP’nin LGBT tutumunu bildiğimiz için bir de 4-6 yaş çocuklara Kur’an öğretilmesiyle ilgili olumsuz görüşlerini bildiğimiz için burada bu kreşlerin sıkı bir şekilde denetlenmesi. İlgili kurumlar tarafından bakanlıklar tarafından denetiminin yapılması gerektiğine de inanıyorum. Bunların da tabii başı boş bırakılmaması lazım. Çünkü CHP’nin bu görüşleri bakımından biz de bir endişe yaşıyoruz. Ancak bunların topyekun kapatılması tamamen yasaklanması görüşüne de katılmıyoruz. Çünkü gerçekten de önemli bir hizmet veriliyor. Burada normal kreş fiyatlarının çok daha altında özellikle annelerimize önemli bir hizmet. Bugün Türkiye’nin kriz ortamında annelerinde çalışması gerekiyor. Annelerin babalarla beraber çalışması gerektiği için çocuklarında mutlaka bir kreş ortamında bulunması gerekiyor. Milletimiz için önemli. Milletimizi mağdur etmememiz lazım. Ama denetleyerek yasalara uygun bizim kültürümüze değerlerimize uymayacak bir ideoloji aşılanmadan bu kreşlerin devam etmesi lazım diye düşünüyorum.”
“DEM 3 talebimiz var dedi. 2’si müzakere edilebilir”
DEM Parti ile geçtiğimiz hafta kayyumlar üzerine bir görüş yaptığı hatırlatılarak, DEM Parti’nin açılım sürecine ilişkin istekleriyle ilgili soruyu da Erbakan şöyle yanıtladı:
“Türkiye’nin İran’ın, Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması bizim en önemli kırmızı çizgimiz. Ancak tabii siyonist güçler tam tersine bu 4 ülkenin mutlaka bölünmesi yolunda çalışmalarını yürütüyorlar… Tabii ki Türkiye’nin toprak bütünlüğü de çok önemli. Burada tabi DEM Parti heyeti geldiğinde bize dediler ki; ‘Üç tane bizim talebimiz var. Biz özerklik veya federasyon gibi bir şey istemiyoruz. Bizim taleplerimizden bir tanesi anadilde eğitim. Eğitim dilinin Kürtçe olduğu okullar olsun. Diğer ikinci teklifimiz belediyelerin, yerel yönetimlerin yetkileri artırılsın. Bir takım sorunların yerinde daha çabuk çözülebilmesi için. Üçüncüsü de bu Anayasa’daki vatandaşlık tanımıyla ilgili, etnik temelli bir vatandaşlık tanımı olmasın’. Yani bu üç talebimiz var dediler. Tabii bunlardan iki tanesi müzakere edilebilir. Yani Anayasa’daki bizim vatandaşlık tanımımızın değiştirilmesinin çok büyük sorunlara yol açacağını düşünüyoruz. Ancak yerinde yönetimin güçlendirilmesi ile ilgili ne gibi yetkiler istiyorsunuz, hangi sorunları şuanda çözemiyorsunuz da bu yetkiler artığı zaman nasıl çözeceksiniz. Bunlar ile ilgili müzakere yapılabilir. Yani orada YRP’li belediyelerin de yetkisi artacak, oradaki kaymakamların, valilerin de yetkisi artırılabilir. Ama dediğim gibi Türkiye’nin birliğine, beraberliğine bölünmez bütünlüğüne halel getirmeyecek şekilde bu adımların atılması şartıyla. Diğer taraftan tabi bizim resmi dilimiz Türkçedir., tektir. Bunun arkasından bir dil daha konulmasıyla çok büyük kaos oluşur. Çünkü Zazaca var, Arapça var… Türkiye’de çok sayıda diller konuşuluyor. O zaman hepsinin ortaya konuşduğu bir kaosun oluşacağı ortamı oluşur. O nedenle resmi dilimiz Türkçe” dedi.
“Tamamen askeri hayatlarının sona erdirilmesi bir miktar fazla oluyor”
Erbakan, ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilen teğmenler ile ilgili soruya da, “Emir komuta zincirine, yazılı kurallara aykırı böyle bir hareketin yapılması kabul edilebilecek bir durum değil. Ancak tamamen ordudan ihraç edilmek yerine belki de bunun bir alt seviyesindeki cezayla cezalandırmaları söz konusu olabilirdi. Bir ihtar olabilirdi. Ama tamamen askeri hayatlarının sona erdirilmesi bir miktar fazla oluyor diye de düşünüyoruz açıkçası. Ama tabii bunun bir karşılığı, cezası olması lazım. Mesele ‘Atatürk’ün askeriz’ demek olmadığını MSB ve Genelkurmay Başkanı da olmadığını ifade ediyor. Orada emir komutaya aykırı bir eylem yapılmış olması” yanıtını verdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DEM PARTİ’DEN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMA
Yeni anayasa tartışmalarının gölgesinde gerçekleşen eylem Dem Parti‘nin Anayasa değişikliğine onay verebileceği yorumlarına neden olurken Dem Parti‘den bugün konuyla ilgili dikkat çeken bir açıklama geldi.
“BİR ONURLU BARIŞ İSTİYORUZ”
Demokratik bir anayasanın ihtiyaç olduğunu belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları “DEM Parti olarak biz onurlu barış istiyoruz. Onurlu barışın tesis edilmesi için ödenecek her türlü bedeli ödemeye, müzakereye ve diyaloğa hazırız. Çözüme dair bir plan ve programın kamuoyuna açıklanması halinde barış konuşulabilir. Biz toplumsal barışı ezilenlerle, emekçilerle, kadınlarla sağlamak konusunda hazırız.
“İKTİDARIN GEZİ VE KOBANİ SENDROMUNDAN KURTULMASI GEREKİYOR”
Herkesin ‘benim anayasam’ diyeceği bir anayasayı yapın diyor toplum bize. Evet bu bir ihtiyaçtır ama demokratik bir anayasayı sağlamak için öncelikle yapılması gereken yol temizliğidir. Bunu yapmanın yolu bazı pratik adımlardan geçer. İktidarın Gezi ve Kobani sendromundan kurtulması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

BAHÇELİ’DEN “TOKALAŞMA” AÇIKLAMASI GELMİŞTİ
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de DEM Partili vekillerle tokalaşması konusunda “DEM sıralarına giderek elimi uzattım. Uzattığım el milli birlik ve kardeşliğimizin mesajıdır. Uzattığım el ilk Meclis’in ve cumhurbaşkanımızın meşale gibi yanan aydınlığıdır. Gelin Türkiye partisi olun, milli birliğimizde kenetlenin teklifidir. Biz gelişigüzel, anlık olarak el uzatmayız. Biz durduk yere el vermeyiz. El sıkmanın merakına teşebbüs etmeliyiz. DEM’e düşen sorumluluk uzanan elin kıymetini anlaması ve eşik olarak değerlendirmesidir. Siyasetimiz günü kurtarma çabası değildir.
Özgür Bey’in özel hayatı ile ilgili iddialar siyasetimizin konusu olamaz. FETÖ taktiklerinin, şerefsiz hamlelerin tamamen karşısındayız. Biz CHP siyaseti ile ilgiliyiz. Bunun dışında ne söylenirse söylensin kulaklarımızı kapattık. Bel altı vuruşlar, izansız ispatlar ne işimize gelir ne de gündemimize girer. Kara kampanyalar çirkin dedikodular ayağımızın altındadır ve bizim için yok hükmündedir. Başka türlüsü hem insani hem ahlaki değildir. Duruşumuzdan başka anlamlar çıkarmak zırvalıktır” ifadelerini kullanmıştı.
Erdem AksoyHaberler.com – Politika
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Genel Kurul’da DEM Parti’nin “kadına karşı şiddet ve cinayetlerin araştırılmasına” ilişkin verdiği grup önerisinde DEM Parti adına konuşan Mersin Milletvekili Perihan Koca, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne bir hafta kala Türkiye’de son 24 satte 8 kadının erkekler tarafından katledildiğini söyledi.
“8 MART’TA BİR HAFTA KALA 8 KADIN CİNAYETİ MÜNFERİT DEĞİL”
Koca, “24 saat içerisinde işlenen 8 kadın cinayeti tesadüfü ya da münferit değildir. Bu cinayetler politiktir. İktidarın yürütmüş olduğu kadın düşmanı politikaların eseri ve ağır sonuçlarıdır. Bizzat burada iktidar koltuklarında oturan milletvekillerinin sorumluluğu vardır bu cinayetlerde” dedi.
AKP’Lİ ÖNCÜ: “SİYASİ RANT ELDE EDİLİYOR”
DEM Parti’nin önerisi üzerine AKP Parti adına konuşan Erzurum Milletvekili Fatma Öncü, DEM Parti sıralarındaki Miletvekillerine, “Dinle sana öğreteceğim” diyerek AKP’nin kadın politikalarını anlatmaya çalıştı. Öncü, “Bu konuya siyasi bir pencereden bakmak yanlıştır. O zaman size şunu sorarız, kadına şiddetin en çarpıcı örnekleri terör örgütleridir. Burada alıkoyulan, istismar edilen kadınları neden konuşmuyorsunuz? Siyasi rant elde etmek için çabalarınız boşuna. Biz 2002’den bu yana kadın politikaları üzerine dinle sana öğreteceğim mücadelemiz sınırsız devam etmekte…” dedi.
Öncü Konuşmasının ardından, DEM Partili Koca’nın, kürsüde konuşurken kendisine “el hareketi”nde bulunduğunu söyledi, konuyla ilgili işlem yapılmasını istedi.
BOZDAĞ: “HERHANGİ BİR GÖRÜNTÜ YOK”
Meclis Başkanı Bekir Bozdağ, Fatma Öncü’nün iddiası üzerine, “İddia edilen konuda herhangi bir gözlem yapmadık. TRT ve Meclis kayıtlarını incelediğimizde de herhangi bir görüntü, kayıt söz konusu değil. Bu nedenle de herhangi bir işlem yapma yetkimiz bulunmamaktadır” dedi.
Bozdağ’ın sözlerinin ardından Meclis Genel Kurulu’nda AKP sıralarından tepkiler gelmeye başladı. Bozdağ, “Burada iç tüzüğe göre işlem yapılır. Ben görmedim, divan arkadaşlarım görmedi. Kayıtları incellettim kayıtlarda da yok” diye konuştu.
KOÇYİĞİT: “KADINLARI ‘YAŞATALIM’ DİYORUZ AKP BİZE ‘TERÖR’ DİYOR”
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, kadın cinayetlerine ilişkin, “Meclis bu konuya eğilsin, bir araştırma komisyonu kurulsun dediğimizde kalkıp bize kürsüden ‘terör’ diye cevap veriliyorsa bu sorumsuzluktur. Gelin ‘kadınları yaşatalım’ diyoruz. AKP bize ‘terör’ diyor.” ifadelerini kullandı.
AKP’Lİ YENİŞEHİRLİOĞLU: “ERKEĞİN BİLE YAPAMAYACAĞI HAREKET”
AKP Grup Başkanvekili Bahadır Nihat Yenişehirlioğlu da, konuyla ilgili, “Bir kadın vekilin bizim vekilimize karşı malumunuz kendisi engelli olarak tabir edilir ama biz onu engelsiz olarak kabul ediyoruz… Konuşmasını yaptığı esnada bir erkeğin bile yapmasından hicap duyacağı davranışı bizatihi burada dünya kadar vekil gördü. Meclisin kameraları sabittir görmemiş olabilir ama bu hareketin yapıldığını yok sayamayız. Kadın haklarından bahsederken kendi bir kadın milletvekiline bir erkeğin bile yapmayacağı o küfür hareketi yaparsa özür dilemesi gerekir” dedi.
KOCA: “FEMİNİST OLARAK BU HAREKETİ YAPMAM SÖZ KONUSU DEĞİL”
Koca da, “Kadın özgürlük mücadelesinin, feminist hareketin içerisinden gelen bir kadın vekil olarak asla ve asla bu manipülasyonu kabul etmiyorum. Söylenildiği gibi bir hareket söz konusu olamaz. Bunu kendim için zul görürüm” diye konuştu.
]]>Genel Kurulda Saadet Partisinin “iş sağlığı ve güvenliği”, İYİ Partinin “Sakarya Gaz Sahası Projesi”, DEM Partinin “kadına yönelik şiddet” ve CHP’nin “TRT” ile ilgili grup önerileri ayrı ayrı görüşüldü.
Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan Saadet Partisi Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap, 2023 yılında 1932 kişinin iş kazasında hayatını kaybettiğini, bu sayının giderek arttığını söyledi. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili kanunda açıkların olduğunu savunan Kasap, “İşverenin maaşını ödediği iş sağlığı ve güvenliği uzmanından ne bekleyebilirsiniz?” sorusunu yöneltti.
Kasap, maden kazalarında Türkiye’nin Avrupa birincisi olduğunu ve Türkiye’nin durumunun birçok Afrika ülkesinden daha kötü olduğunu ileri sürdü.
Ağır ve tehlikeli iş kollarında uzaktan eğitimle, iş sağlığı ve güvenliği sertifikası verilmesini eleştiren Kasap, “Neden uygulamalı eğitimler, Milli Eğitim Bakanlığı ya da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı uhdesinde yapılmıyor da özel kuruluşlar tarafından şaibeli bir şekilde veriliyor? Bu şekilde devam ettiği müddetçe iş kazalarından, İliç’ten, Amasra’dan, Soma’dan bahsetmeme gibi bir durum söz konusu olmayacak.” diye konuştu.
-Elektronik kelepçe önerisi
İYİ Parti Edirne Milletvekili Mehmet Akalın, maden kazalarının önlenmesine ilişkin önerilerde bulundu. Tehlikeli iş sahasında çalışan işçilerin yaşanabilecek olumsuz olaylar karşısında hayatta kalmaları için zamanın önemli olduğunu vurgulayan Akalın, “Bu koşullar altında çalışan işçilerimizin, heyelan, göçük gibi durumlar karşısında yerlerinin tespiti için elektronik kelepçe gibi aygıtlar takıp, çıkarılabilir bir elektronik sistem kullanmalarının zorunlu hale getirilmesi, olası kazalar sonrası yer tespitinin hızla yapılacağı enstrümanlar kullanılması gerekmekte.” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan her yıl yüzlerce iş kazası meydana geldiğini, iktidar milletvekilleri tarafından iş kazalarının araştırılmasının engellendiğini öne sürdü. Bozan, “Eğer bu Meclis, bir irade ortaya koymuş olsaydı bu iş cinayetleri engellenebilirdi.” dedi.
CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, CHP’nin 2019 yılında İliç’te toprak kaymasının yaşandığı maden sahasına gittiğini ve bazı tespitlerde bulunduğunu söyledi. İliç’te “Ekonomik Yer Değiştirme ve Geçim Kaynaklarını Destekleme Protokolü ile firma tarafından bölgede ikamet edenlere 130 bin lira para dağıtıldığını belirten Alp, konuşmasına şöyle devam etti:
“Ne karşılığında biliyor musunuz? Destek alan köy sakinlerinin halihazırda çalışan ve ileriki süreçlerde çalışacak olan Anagold ve Alacer Gold firmalarının ortak olduğu grup ve bağlı şirketlerin sürdürdüğü ve sürdüreceği madencilikle bağlantılı projelere onay vermeleri, yardım alanların gerçek bir hak ihlali dışında hiçbir bir türlü özel, idari ve adli bir başvuruda bulunmaları o protokolle verilen 130 bin lira karşılığında yasaklanmış. Bunu biliyor muydunuz? Yasağın ihlali durumunda da o firma o köylülerden o parayı faiziyle tahsil edecek.”
“Hedefimiz, tüm riskleri minimum düzeye indirmek”
AK Parti Nevşehir Milletvekili Emre Çalışkan, maden işçilerinin güvenliğinin ve refahının her şeyden daha önemli olduğunu belirtti. “Hedefimiz, tüm riskleri minimum düzeye indirmek, tek bir çalışanımızın dahi mesleği sebebiyle hayatını kaybetmediği, sağlıklı ve huzurlu bir çalışma hayatını tesis etmektir.” diyen Çalışkan, iş kazaları sonucunda sorumluların yargı önünde hesap verdiğini, bunun bağımsız ve tarafsız Türk yargısının görevi olduğunu söyledi. Çalışkan, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bu nedenle, bu süreçlerle ilgili yorum yapmamız uygun ve doğru değildir. Hem İliç’te olsun hem diğer şehirlerdeki madenlerimizde iş sağlığı ve güvenliği denetimleri ilgili bakanlığımızca yapılmaktadır. Yapılan denetimlerde iş sağlığı ve güvenliği hususunda eksiklikler tespit edilerek düzeltmesi noktasında gerekli yaptırımlar uygulanmıştır ve uygulanmaya devam edecektir. Bu vahim kazanın gerçekleşmesi noktasında müfettişler çalışmalarını sürdürmektedirler.”
Genel Kurulda “el hareketi” tartışması
AK Parti Erzurum Milletvekili Fatma Öncü, DEM Partinin grup önerisi üzerinde kürsüden söz aldığı esnada, DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca Doğan’ın, kendisine yönelik, bir kadına yakışmayan harekette bulunduğunu söyledi. Öncü, Doğan hakkında işlem yapılmasını istedi. TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ da “Görüntüleri inceleyeceğim ona göre bir karar vereceğiz.” dedi.
DEM Partinin grup önerisi üzerinde konuşmaların tamamlanmasının ardından TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, iddia edilen hareketi divan üyelerinin görmediğini belirtti. Bozdağ, “TRT’nin ve Meclis TV’nin kayıtlarını incelediğimizde de herhangi bir görüntü, kayıt söz konusu değil. Bu nedenle herhangi bir işlem yapma imkanımız bulunmamaktadır.” ifadesini kullandı.
AK Parti Grup Başkanvekili Bahadır Yenişehirlioğlu da yerinden söz alarak kadın cinayetlerinin konuşulduğu esnada DEM Parti’li kadın milletvekilinin kendi milletvekillerine yönelik, “bir erkeğin bile yapmaktan hicap duyacağı” davranışı tüm milletvekillerinin gördüğünü söyledi. Yenşehirlioğlu, “Meclisin kameraları sabittir görmemiş olabilir ama bu hareketin yapılmasını yok sayamayız. Özür dilemesi gerekir.” dedi. DEM Parti’li Doğan ise Öncü’ye yönelik bir hareketinin söz konusu olmadığını söyledi.
Görüşmelerin ardından yapılan oylamalarda CHP, DEM Parti, İYİ Parti ve Saadet Partisinin gündeme ilişkin grup önerileri kabul edilmedi.
AK Parti’nin Genel Kurul gündemi ve çalışma saatlerine ilişkin grup öneresi kabul edildi. Kabul edilen öneriye göre, Meclis bugün kamuoyunda “8. Yargı Paketi” olarak bilinen Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini görüşecek.
Kanun teklifinin görüşmelerinin 29 Şubat 2024 Perşembe günü tamamlanamaması halinde Genel Kurul, 1, 2 ve 3 Mart 2024 tarihlerinde de çalışacak.
Kanun teklifinin görüşmelerinin 29 Şubat veya 1, 2 ve 3 Mart’taki birleşimlerin herhangi birinde tamamlanması halinde Genel Kurul, 5-6-7-12-13 ve 14 Mart 2024 tarihinde toplanmayacak. TBMM Genel Kurulu, 19 Mart 2024 tarihinden itibaren 10 gün süre ile çalışmalarına ara verecek.
]]>DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısı ile seçim ve gündemdeki diğer gelişmeleri değerlendirdi.
Doğan’ın açıklamaları şöyle:
“Yıllardır süregelen mücadelemiz bu topraklarda yaşayan herkesin özgürce ana dilinde kendilerini ifade edebilmesi mücadelesi. Bu aynı zamanda yaşamın her alanında dayatılan tekçiliğe karşı da bir mücadele. Türkiye’de bu sistemin başta Kürtçe’ye ve Kürt meselesine yaklaşım olmak üzere değişmesi gerektiğini yıllardır söylüyoruz ve bunun mücadelesini veriyoruz. Dün Meclis Genel Kurulu’nda gördük ki tarih, yaşananlar bizi teyit ediyor, ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor. Bu hakikati tüm Türkiye toplumunun gözleri önüne seriyor.
“ALDIĞIMIZ HİÇBİR KARAR BİRİLERİNE JEST YA DA SET DEĞİLDİR AMA BAZI ŞEYLERE SET KOYUYORUZ”
Partimiz, siyaseti ilkeler, halkaların kazanımları doğrultusunda yürüten neredeyse tek parti Türkiye’de. Bu nedenle partimizi siyasetin hem kurucu öznesi hem de geniş halk tabanıyla birlikte belirleyici gücü, aynı zamanda da oyun kurucu gücü. ve tabii ki antidemokratik uygulamaları, oyunları bozabilecek bir güce de sahip. DEM Parti, demokratik güç birliklerinden oluşan bir parti ve bu yan yana gelişleri büyütmeyi hedefleyen bir parti. Bu çerçevede ülke sorunlarının çözümünü, demokratik siyasetin genişletilebilmesi için ilkesel ve kamuoyuna açık görüşme ve müzakereler yürütebileceğini defaatle söyledi, söylemeye de devam ediyor. Halkların kazanımını esas almayan hiçbir karar, anlaşma ve uzlaşmanın tarafı olmaz, olmayacak DEM Parti. Aldığımız hiçbir karar birilerine jest ya da set değildir ama bazı şeylere set koyuyoruz. Bazıları kazansın ya da kaybetsin diye değil, halklar kazansın diye çaba sarf ettik, sarf etmeye devam ediyoruz.
“CESARET; KUTUPLAŞTIRAN, AYRIŞTIRAN DİLE VE SÖYLEMLERE SARILMADAN YOLU SONUNA KADAR YÜRÜMEK”
Kapılarımız bu ülkenin üçüncü yol siyasetini eşit güç olarak gören, Kürt halkını eşit yurttaş olarak kabul eden herkese her zaman olduğu gibi açık ve açıktı. Asıl cesaret; kutuplaştıran, ayrıştıran dile ve söylemlere sarılmadan yolu sonuna kadar yürümekti. Kapıdan girmeyi cesaret sayanların siyasetleri ne yazık ki dillerine de yansıyor. Partimize dönük iktidarın kullandığı dille aynı tempoyu tutturmaya çalışmak, bu siyasetle yarışa girmek geçmişte de olduğu gibi bugün de kimseye kazandırmadı, kazandırmıyor, ne yazık ki hiçbir faydası da olmuyor.
“AKP İLE YA DA İKTİDAR BLOKUYLA HERHANGİ BİR GÖRÜŞME YAPIYOR OLSAYDIK BUNU TÜM AÇIKLIĞIYLA PAYLAŞMAKTAN ASLA KAÇINMAZDIK”
DEM Parti olarak iktidarla gizli görüşmeler yapmakla itham ediliyoruz. Tekrar söylüyoruz ki yaptığımız hiçbir görüşmeyi söylemekten kaçınacak bir gelenekten gelmiyoruz, buna ihtiyaç duymayız. Şayet AKP ile ya da iktidar blokuyla herhangi bir görüşme yapıyor olsaydık bunu tüm açıklığıyla sizlerle, kamuoyuyla, kulağı bizde olanlarla paylaşmaktan asla kaçınmazdık. Bu şekilde bir dezenformasyon siyaseti yürüterek DEM Parti seçmeninin kafasını karıştırmaya çalışanlara buradan bir kez daha sesleniyoruz: Bizler, Kürt sorununda onurlu, eşit, adil ve kalıcı bir barış için görüşülmesi gereken herkesle görşürüz. Bu konuda sorumluluk üstlenen, üstlenmek isteyen, rol ve misyon sahibi olan ve olmak isteyen herkese kapımızın açık olduğunu sayısız kez ifade ettik.
Adana Büyükşehir Belediyesi hakkında, son yaptığımız açıklamada kent uzlaşısı görüşmelerinin sürdüğünü söylemiştim. Adana Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adaylarımız Şehriban Defişat ve Mahfuz Güleryüz, Aydın Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adaylarımız Suzan Koç ve Raif Kanat, Hatay Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayımız Perihan Pakize Sinemillioğlu, İzmir’deki adaylarımız Türkan Aslan ve Akın Birdal, Muğla Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adaylarımız Candan Süsoy ve Yusuf Uludağ, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adaylarımız Müselma Keskintürk ve Sadi Özdemir.”
]]>DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, belirlenen belediye eş başkan adaylarını açıkladı. DEM Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayları, 2016 yılından bu yana cezaevinde olan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı, eski Diyarbakır ve Siirt Milletvekili ve HDP’nin eski yöneticilerinden Gültan Kışanak ile eski İHD Başkanı Öztürk Türkdoğan oldu.
Doğan, düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu:
“‘BİZİ SEÇEMEZSENİZ MAĞDUR OLURSUNUZ’ DİYE TEHDİT EDENLERDEN FARKLI OLARAK ADAYLARIMIZI KENT UZLAŞISI KAPSAMINDA BELİRLEDİK”
“Şişli Kaymakamlığı tarafından bir oyun yasaklandı. Yasaklama gerekçesi bilinmiyor, açıklasınlar gerekçesini eğer gerekçesi Kürtçe değilse yalnızca. Hangi gerekçeyle yaptıklarını açıklamaya davet ediyoruz kendilerini DEM Parti olarak. Öte yandan şunu hatırlatmak istiyoruz, Kürtçe’ye yönelik tüm baskılara, engellemelere rağmen en çok mülki amirler, kolluk güçleri, mahkemeler, yargıçlar ve savcılar bu ülkede bilirler ki, Kürtçe’yi yasaklayarak hiçbir anadili yasaklayarak engelleyemezsiniz.
Kitleleri anketlerle okumaya çalışanlardan, meydanlarda açık açık artık hiç hicap duymadan ‘Bizi seçmezseniz işte böyle mağdur olursunuz’ diye tehdit edenlerden, popülizmi önceleyenlerden, genel merkezlerde sözüm ona birkaç etkili yetkili kişinin belirlediği adayları karşımıza halkın adaylarıymış gibi çıkaranlardan farklı olarak ne yaptık bu yol boyunca; adaylarımızı halk oylamasıyla, eğilim yoklamasıyla, kent uzlaşısı kapsamında belirledik.
“31 MART DEM PARTİ İÇİN YEREL DEMOKRASİNİN YENİDEN GÜÇLENECEĞİ BİR EŞİK”
2019 yerel seçimlerine göre yerel yönetimlerde kadın temsil oranı yalnızca yüzde 3. Oysa demokrasinin temel koşullarından birisi eşit temsildir. Emin olun o yüzde 3’ü bizler sağlıyoruz. Yoksa o yüzde 3 de ortaya çıkmayacaktı. Bunca yol kesilmesine, bunca haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen 31 Mart merkeziyetçiliğe karşı yerel demokrasinin yeniden güçleneceği bir eşik DEM Parti için. Kent rantının değil kent hakkının kazanacağı bir eşik.
Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayımızın durumu bile bir kez daha bu seçimlere hangi koşullarda, nasıl gittiğimizin aslında göstergesi. DEM Parti olarak bu seçim hazırlıklarını işte tüm bunları gözeterek, nerede, nasıl pozisyon alacağımızın yaratacağı sonuçlara aylardır, kesintisiz bir biçimde büyük bir özveri ve gayretle çalışarak ortaya çıkardık. Bugüne kadar sizlere söz verdiğimiz üzere yaptığımız her şeyi açık bir biçimde, aşama aşama olgunlaştıkça, sonuçlandıkça sizlerle paylaştık. Bu süreç böyle devam edecek.
“ADANA VE İSTANBUL’UN BAZI İLÇELERİNDE HENÜZ GÖRÜŞMELER SÜRÜYOR”
Kent uzlaşısı sağlanan bazı yerleri de size açıklamak istiyorum. Kent uzlaşısı görüşmeleri devam ediyor, bazı bölgelerde bu uzlaşıya dair yol alınabildi, bazı yerlerde henüz yol kat edilemedi. Bu, yolların tıkalı olduğu, kat edilemediği anlamına gelmiyor, görüşmeler sürüyor.
Kent uzlaşısının sağlandığı bazı yerler var. Mesela Mersin, Akdeniz, Esenyurt kent uzlaşısının sağlanabildiği yerler. Adana ve İstanbul’un bazı ilçelerinde henüz görüşmeler sürüyor. Urfa’da, ki adaylarımız kent uzlaşısı kapsamında belirlenmiş, kent uzlaşısıyla ortaya çıkmış adaylar.”
Doğan, partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan adaylarının Gülten Kışanak ve Öztürk Türkdoğan olduğunu açıklarken cezaevinde olan Kışanak’ın mektubunu okudu. Kışanak’ın mesajı şöyle:
KIŞANAK: ANKARA’DAN TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINA TOPLUMSAL BARIŞ KÖPRÜLERİ KURMAK İÇİN YOLA ÇIKIYORUZ
“Partimizin Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan adaylığı önerisini sizlere duyduğum sorumluluğun bir gereği olarak kabul ettiğimi belirtmek istiyorum. Başta Kürt sorunu ve kadın, özgürlük sorunu olmak üzere sorunlarımızı kaynağında Ankara’da tartışmak, konuşmak gerekiyordu. Diyarbakır’dan Ankara’ya, Ankara’dan Türkiye’nin dört bir yanına toplumsal barış köprüleri kurmak için yola çıkıyoruz. Sizleri barışa, demokrasiye ve özgürlüğe inanan herkesi bu mücadelede inisiyatif almaya davet ediyor, şimdiden başarılar diliyorum.”
Doğan’ın açıkladığı belediye eş başkan adayları şöyle:
Malatya: Abdulvahab Ekim ve Sevim Şimşek Bayram
Bursa: İhsan Seylan ve Bilmez Erboğa
Konya: Gülbahar Gündüz ve Bülent Kılıç
Kocaeli: Hasan Özgüneş ve Selda İlgöz Koçyiğit
Gaziantep: Selman Tutumlu
Şanlıurfa: Celalettin Ekmen ve Gülser Yıldırım
Aydın: Suzan Koç ve Naif Kanat
Osmaniye: Ziver Gümüş ve Zilan Karagüzel
Kilis: Ahmet Üçer ve Azize Akoğlu
Elazığ: Hayrettin Kaya
Adıyaman: Meryem Ceritli ve Bahattin Bilgin
Dersim: Cevdet Konak ve Birsen Orhan
Kocaeli Dilovası: Mustafa Avcı ve Sevin Çoşkun
Ankara: Gültan Kışanak ve Öztürk Türkdoğan
]]>