Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te moderatörlüğünü Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şebnem Akçapar’ın üstlendiği panele Dışişleri Bakanlığı Orta ve Kuzey Avrupa Genel Müdürü Büyükelçi Hayriye Kumaşçıoğlu, Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürü Büyükelçi Nilvana Darama Yıldırımgeç ile Dışişleri Bakanlığı Doğu ve Afrika Genel Müdürü Büyükelçi Elif Çomoğlu Ülgen konuşmacı olarak katıldı.
Dışişleri Bakanlığı Orta ve Kuzey Avrupa Genel Müdürü Kumaşçıoğlu, kariyerinde 32 yılı devirdiğini ve meslek seçiminden hiç pişman olmadığını söyledi.
Türkiye’nin dış politikası için önemli olan ülkelerde görev yaptığını belirten Kumaşçıoğlu, görev aldığı tüm ülkelerde Türkiye’yi temsil etmenin ve bu ülkelerin politikalarını anlamaya çalışmanın çok öğretici bir tecrübe olduğunu dile getirdi.
Kumaşçıoğlu, diplomasi alanında kadın ve erkeğin görevlerinde başarı konusunda eşit olduklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
“Bence insanların karakteri ve yetenekleriyle ilgili bir meslek yürütüyoruz. Kadınların daha güçlü olduğu yerler var, erkeklerin daha güçlü olduğu yerler var ama sonuç itibarıyla bizim mesleğimiz hem kadınlar hem de erkekler tarafından yeterli donanıma ve belli özelliklere sahip kişiler ise yapılabilecek bir meslek diye düşünüyorum. Bu, tabii kadınların aynı fırsatlarla karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor.”
Büyükelçi Kumaşçıoğlu, mesleğe yeni başladığı dönemlerde kadın olarak bazı bölgelerde zorluklar yaşadığına işaret etti.
Kadın-erkek eşitsizliğinin dünyanın her yerinde olduğunu kaydeden Kumaşçıoğlu, kadın diplomat adaylarının kararlı şekilde Bakanlıkla ilişki kurmaları gerektiğinin altını çizdi.
“Diplomasi alanında çalışmak büyük bir emek gerektirir”
Yıldırımgeç, diplomasi alanında çalışmak isteyen gençlerin mesleklerini ideal olarak benimsemelerinin çok önemli olduğunu vurgulayarak, bu meslekte çalışmalarının somut sonuçlarını görmenin mutluluk verdiğini söyledi.
Diplomasi alanına kadın-erkekten ziyade hep insan merceğinden baktığını anlatan Yıldırımgeç, “Karşınızdaki her şeyden önce bir insan. Dolayısıyla sizin insan ilişkilerinde kullandığınız üslup, tarz, taktik, iletişim modeli, aynı şekilde diplomasi için de geçerli.” dedi.
Mesleğinin hayat biçimi olduğunu dile getiren Yıldırımgeç, diplomasi alanında çalışmanın büyük emek gerektirdiğinin altını çizdi.
Büyükelçi Yıldırımgeç, diplomaside kullanılan üslubun da önemli olduğunu kaydetti.
“Gerçekten içinizde vatan sevgisi, insan sevgisi olması şart”
Ülgen de “Gerçekten bu meslek para, şan şöhret için yapılmaz. Bayrağın gölgesinde o hissiyatla gerçekten ülkenizi temsil etmek için ve ülkenizi en uzak, en zor coğrafyalarda temsile hazır olduğunuzu hissettiğiniz anda seçebileceğiniz bir meslek diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin diplomaside, akademide ve tıp dünyasında kadınların liderlik ettiği dönemi yaşadığına dikkati çeken Ülgen, “Ben inanıyorum ki inşallah Türk siyaseti de önümüzdeki dönemde bu işi gerçekten çok isteyen, tabandan gelen kadınlara teslim edilir.” ifadesini kullandı.
Ülgen, diplomaside kadın ve erkek eşitliğiyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kadın ve erkeği ayırıyorum.’ demem ama ‘Gönlümden biraz daha pozitif ayrımcılığa yatkın duruyorum.’ demeliyim ya da ‘Eşitler arasında kadını seçerim.’ demeliyim çünkü gerçekten biz (Bakanlığa) girdiğimizde 30 yıl önce eşitler arasından erkekler seçiliyordu. O nedenle şu anda benim kadını seçmemin son derece adil olduğunu düşünüyorum.”
Ülgen, mesleğine ilişkin şunları kaydetti:
“Bu, bir maraton, kısa vadeli değil. Başlamak için gerçekten içinizde vatan sevgisi, insan sevgisi olması şart çünkü sadece dış politika değil gerçekten insanı da yönettiğiniz ve yönetildiğiniz bir sisteme giriyorsunuz. O sistemin parçası oluyorsunuz. Adaletsizliklere uğrayıp küsmek, darılmak, sistem dışına itildiğini düşünmek mümkün olabilir çok uzun vadeli bu maratonda ama ben 32 yıllık kariyerimde şunu gördüm ki orta vadede mutlaka adalet de var. Yeter ki gerçekten bu devletin birliği, dirliği yerinde olsun ve onun için gayret etmeye, aynı ülkü uğruna yürümeye devam edelim.”
“Eşit olmayı istemekten asla yorulmamamız gerektiğini düşünüyorum”
Güney Afrika Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı Naledi Pandor da dinleyici olarak katıldığı panel hakkındaki düşünceleri sorulduğunda şunları söyledi:
“Bu, mükemmel bir panel. Bence hem kadınların sahip olduğu becerileri hem de fırsatları çok iyi anlattınız. Kadınlar olarak eşit olmayı istemekten asla yorulmamamız gerektiğini düşünüyorum çünkü adil olan bu. Bizler de diğerleri gibi insanız ve en az onlar kadar zekiyiz, bundan dolayı sizi gerçekten kutluyorum.”
]]>CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, “Ekonominin böylesine kötü gittiği bir dönemde sarayda bir günde 33,6 milyon TL harcanıyor. Hani emeklilere bir asgari ücret tutarındaki ödemeyi çok gördüler ya sarayda bir emekli maaşını kırk saniyede harcıyorlar.” dedi.
Seçim çalışmalarını İzmir Karabağlar’da sürdüren CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, CHP Karabağlar Belediye Başkan Adayı Helil Kınay ile Esendere Seçim Koordinasyon Merkezi’ni ziyaret etti. Nazlıaka ve Kınay, seçim ofisinde kadınlarla biraraya geldi.
Ziyarette konuşan CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, Türkiye’nin değiştiğine ve değişime ayak uydurmak için eşitliği inşa etmenin önemine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Kimsenin bizden olan olmayan diye ayrımcılığa uğramaması için kutuplaşmanın sona ermesi için, siyasetin birleştirici ve iyileştirici gücünü yeniden hissettirebilmek için bugün buradayız. Çünkü öyle bir dönemden geçiyoruz ki arkadaşlar her alandaki eşitsizlikler giderek derinleştiriliyor. Yoksulun daha yoksul, zenginin daha zengin olduğu bir düzen kuruluyor altta kalanın canı çıksın isteniyor. Çocuklarımıza bir öğüncük bile ücretsiz olarak verilmesi istenildiğinde çok görülüyor. Kadınlar sokak ortasında ya da kendilerini en güvenli hissetmeleri gereken yerde yani evlerinde şiddete maruz kalıyor. İşçimiz, emekçimiz, emeklimiz, açlık sınırının altında bir hayata mahkum ediliyor.
“SARAYDA BİR EMEKLİ MAAŞINI KIRK SANİYEDE HARCIYORLAR”
İşsizlik ise neredeyse olağan kabul edilir hale geldi. ve üstelik bugün iş sahibi olanlar da acaba yarın işini kaybeder miyiz korkusu yaşıyor. Kaldı ki bugün Türkiye’de kayıt dışı çalışma halen çok yaygın. O yüzden çalışanlarımızın bir sosyal güvencesi de yok. Asgari ücret ortalama ücret haline gelmiş durumda. ve böylesine ekonominin kötü gittiği bir dönemde sarayda bir günde 33,6 milyon TL harcanıyor. Hani emeklilere bir asgari ücret tutarındaki ödemeyi çok gördüler ya sarayda bir emekli maaşını kırk saniyede harcıyorlar.
“SOSYAL DEMOKRAT BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINA DAHA FAZLA İHTİYAÇ VAR”
Zorlu bir dönemden geçtiğimizi tespit edelim. İşte böyle bir aşamada Cumhuriyet Halk Partisi’ne her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var Cumhuriyet Halk Partisi’nin eşitlikçi politikalarına, sağ elin verdiğini sol el görmeyecek mantığıyla yoksul, ezilenlerin yanında olan, sosyal demokrat belediyecilik anlayışına daha fazla ihtiyaç var. Çocukların, kadınların, engellilerin toplumun tüm dezavantajlı kesimlerinin, romanlarının her kesiminin yanında olan bir Cumhuriyet Halk Partisi’yle yerelden başlayan dönüşümün genelde de devam edeceğine dair hepimizin yüreğinde çok güçlü bir inanç var”
“TARİHİN EN CİNSİYETÇİ MECLİSİNİ OLUŞTURDULAR”
Konuşmasında AKP hükümetini hedef alan Nazlıaka, “Öylesine bir meclis oluşturdular ki tarihin en cinsiyetçi meclisi. Kadınların sahiplenilmesini iddia edenlerden tutun, domuz bağcılara, insanları diri diri evinin altına gömenlenlere, Gaffar Okan’ın katilleri olan Hizbullah örgütünün Siyasi uzantısı olan Hüdapar’ı meclise soktular. Öylesine bir meclis oluşturdular ki çok eşliliği savunan milletvekilleri var. Kadınların görüntüsüne dahi tahammül edemeyip silüet olarak görselinin yayınlanmasını isteyen milletvekilleri milletvekili adayları var. Işte bizler bu anlayışı hep birlikte reddediyoruz değerli arkadaşlar. Devletimiz giderek bu gerici zihniyetin karanlığında boğulmak isteniyor. İstanbul’un göbeğinde hilafet çağrıları yapılıyor. Adalet sarayı ortasında şeriat sloganları atılıyor. ve yetmiyor Konya’da yaşasın şeriat pankartları asılıyor. Yetmiyor Hizbullahın Milli Eğitim Bakanlığı içerisindeki uzantısı olan bir yapılanma adına, ‘peygamber sevdalıları platformu’ diyerek daha da istismar etmeye kalkmışlar dinimizi. Bu yapı Diyarbakır’da surlara şeriat istiyoruz. Şeriat adalettir. Şeriat hürriyettir gibi gerçek dışı pankartlar asıyor. İşte bunların bu cesareti nereden aldıklarını çok iyi biliyoruz. ve bunların bu laiklik düşmanlarının hedefinde öncelikle kadınlar olduğunu da hepimiz gayet iyi biliyor, onları çok iyi tanıyoruz.
“KADIN ADAYLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ”
Neden laiklik düşmanlarının hedefinde kadınlar vardır. Çünkü kadın dönüştürücü güce sahiptir. Çünkü kadın üretkendir. Çünkü kadın cesurdur. O yüzden hedeflerinde kadınlar var. O yüzden hedeflerinde laiklik var. Işte biz böyle bir dönemden geçerken Türkiye’nin birçok büyük şehrinde, ilinde, ilçesinde, beldesinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kadın adaylarımızla gurur duyuyoruz. ve bugün tüm kadın adaylarımızın kazandığı koşulda her dört buçuk kişiden birisini kadınlar yönetecek arkadaşlar. On dokuz milyon nüfuslu bir seçmen bölgesini yönetecek kadın adayımız var. İstanbul’da Bakırköy, Maltepe gibi Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin olduğu yerlerde. İzmir’de Karabağlar gibi, Konak gibi, Çeşme gibi birçok Cumhuriyet Halk Partili belediye olduğu yerde kadın adaylarımız var. ve bizler biliyoruz ki bu kadın adaylarımızla bir kez daha bu ilçelerimize, bu illerimize beş büyük şehrimize Cumhuriyet Halk Partisi bayrağını dikeceğiz Özellikle buralarda sandıkları patlatacak arkadaşlar. Karabağlar’da da İzmir’de de tüm Türkiye’de de büyük bir iddiayla geliyoruz işimiz, gücümüz Türkiye, işimiz gücümüz Karabağlar diyoruz” diye konuştu.
“KADINLAR EŞİTLİĞİN HAYATLARINA NASIL YANSIDIĞINI GÖRÜYORLAR”
Nazlıaka konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Neden bu dönemde daha fazla kadın belediye başkanına ihtiyaç var? Birkaç cümleyle bunu da özetlemek isterim. Çünkü Cumhuriyet Halk Partili belediyeler tarafından yönetilen yerlerde ayrımcılık yok. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler tarafından yönetilen yerlerde kadınlar eşitliğin, özgürlüğün, adaletin hayatlarına nasıl yansıdığını görüyorlar. Örneğin açılan kreşlerle, açılan otizm merkezleri, alzaymır merkezleri, gündüz bakım evleri, yaşlı evleri, engelli evleri, mola merkezleri ve daha adını sayamayacağım birçok hizmetle kadınlar özgürleştiriliyor. Aynı zamanda kadınlara meslek edinme kursları veriliyor. Kadınların istihdama katılımı için eğitimler veriliyor. Kadın kooperatifleri kuruluyor ve kadınların hayatın her alanında eşit olabilmesi için politikalar üretiliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı bir bütçe ayrılıyor. ve aynı zamanda cinsiyet kodlarından ayrıştırılmış istihdam politikalarıyla kadın zabıtalar, kadın itfaiyeciler, kadın otobüs şoförleri, kadın gemiciler Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde istihdam edilerek kadının her alanda çalışabileceği, erkek işi, kadın işi diye bir ayrımın olmadığı da çok net bir şey gösterilmiş oluyor”
“KADINI YOK SAYANLARA, KARABAĞLAR’DAN KADININ GÜCÜNÜ GÖSTERECEĞİZ”
Seçim çalışmalarına hız kesmeden devam eden CHP Karabağlar Belediye Başkan Adayı Helil İnay Kınay ise “”Bizler Karabağlar’da bir arada başladığımız yolculuğumuzda burada gördüğümüz göremediğimiz tüm kadın arkadaşlarımız, örgüt emekçilerimizle birlikte sahada gece gündüz demeden 1 Nisanın hazırlığını yapıyoruz. Karabağların her yerinde kadın eli değdiğini, kadınların emeği olduğunu, her yerinde emeğin, hakkın, çağdaş ve aydınlık Türkiye’nin geleceği olduğunu biliyoruz. Bizler biliyoruz ki Karabağ’ın her yerinde eli olan, emeği olan dünyanın yarısı olan, göğün yarısı olan kadınlar Karabağlar’da da seçim zaferinin yarısından fazlası olacaklar. En büyük emekçisi olacaklar. ve biz kadını görmek istemeyenlere, kadını yok sayanlara, kadının varlığını görmeyenlere, Karabağlar’dan kadının gücünü de, sesinide, İzmir ve Türkiye’nin her yerinde değişimde kadının elinin değdiğini birlikte göstereceğiz” diye konuştu.
Esentepe Seçim Kordinasyon Merkezi ziyaretinin ardından Kınay ve Nazlıaka Karabağlarda esnaf ziyareti gerçekleştirdi.
]]>TBMM Genel Kurulunda gündem dışı söz alan Yerebakan, 20 Şubat’ın Dünya Sosyal Adalet Günü olduğunu belirterek, “Kardeşlik ve dayanışma ruhuyla yoğrulmuş, adalet ve eşitliği temel alan bir medeniyetin evlatları olarak Genel Kurulda bulunuyoruz.” diye konuştu.
Yüzyıllar boyunca insanlık tarihini şekillendiren bir ideal olan sosyal adalet kavramının tarifinde, toplum içindeki ilişkilerin herkesin ortak iyiliği için düzenlenmesi gerektiğinin ifade edildiğini vurgulayan Yerebakan, Türkiye’nin, coğrafyasının zenginliği kadar kültürlerin, dillerin ve inançların bir arada yaşama uyumunun da simgesi olduğunu dile getirdi. Yerebakan, şunları kaydetti:
“Bu topraklar yüzyıllar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, her biri kendi döneminde sosyal adalet anlayışıyla toplumsal düzeni sağlamaya çalışmıştır. Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hakimiyet, bila kaydü şart milletindir.” sözü, bu topraklarda adaletin temel taşıdır. Bu söz, milletimizin iradesinin üstünlüğünü ve her bir vatandaşımızın eşit haklara sahip olduğunu vurgular. Büyük Millet Meclisimiz kurulduğu günden bu yana adaleti, eşitliği, halkımızın refahını temel alan yasaları hayata geçirmek için çalışmıştır.”
Bu büyük milletin evlatları olarak adaletin yalnızca yasalarla değil, aynı zamanda gönüllerde de tecelli ettiğinin bilinciyle hareket ettiklerini ifade eden Yerebakan, “Bu anlayış komşuya yardım etmekten ihtiyaç sahiplerine destek olmaya kadar günlük yaşantımızın her alanında kendini göstermektedir. Bizler birinin ayağına taş değdiğinde onun acısını kalbinde hisseden, birinin gözü yaşlı olduğunda onun gözyaşını kendi yanağımıza süzülen bir damla olarak gören bir milletiz. Bu, yalnızca adalet ve eşitlik uğrunda değil, aynı zamanda her birimizin bu topraklarda huzur içinde, başı dik bir yaşam sürdürmesi için gerekli olan kardeşlik ve dayanışma ruhudur.” değerlendirmesinde bulundu.
Bir toplumu yücelten şeyin, zenginliğinin büyüklüğü veya ihtişamı değil, en zayıf bireylerine nasıl davrandığı olduğunu vurgulayan Yerebakan, şöyle devam etti:
“Ülkemizde sosyal hizmetlerin genişletilmesi, kamu yatırımlarındaki gelişmeler, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması, engelli ve yaşlı vatandaşlarımıza yönelik özel programların hayata geçirilmesi adalet ve eşitlik yolundaki kararlı adımlarımızı göstermektedir. Son 20 yılın istatistikleri, Türkiye’yi daha adil, daha müreffeh ve her bir vatandaşımızın hak ettiği yaşam standartlarına kavuştuğu bir ülke haline getirme konusundaki kararlılığımızı yansıtmaktadır. Bu, hepimizin ortak çabasıyla gerçekleşmiştir ve Türkiye her daim her bir vatandaşına değer vererek adaletin ve merhametin sancak taşıyıcısı olmaya devam edecektir.”
Yerebakan, bugün insanlık tarihindeki en büyük meydan okumalarla karşı karşıya olunduğunu belirterek, “Küresel çapta artan sosyal ayrışma ve kuşaklararası büyüyen sosyal dengesizlikler, toplumlarımızın temelini oluşturan değerler üzerinde yeniden düşünmemizi gerektiren konular haline gelmiştir.” dedi.
İnsanlık medeniyetinin içinde bulunduğu alacakaranlığın sessiz seyircileri olmak zorunda olmadıklarını ifade eden Yerebakan, aksine, bugünün olaylarının seyrini, yarının dünyasının yüzünü değiştirecek bir güce sahip olduklarını kaydetti. Sosyal adaletin, bu zorlukların üstesinden gelinmesinin anahtarı olduğunu dile getiren Yerebakan, şunları söyledi:
“Buradaki adalet tarifi yalnızca hukuki bir kavram değil, aynı zamanda toplumsal bir gerekliliktir. Sosyal adaletin ve eşitlik mücadelesinin sadece bir hayal olmadığını ancak asla bitmeyecek bir yolculuk olduğunu ifade etmek isterim. Birlikte yürüdüğümüz bu yolda adalet bize pusula, insanlık bize rehber olmalıdır. Her adımda adaletin ve eşitliğin izini sürmeli, sosyal adaletin her bireyin hayatında hissedilebilir bir gerçeklik olması ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmamız için ulusal politikalarımızı şekillendirmek zorundayız. Zira biz gelecekten korkmak için değil, geleceği şekillendirmek için buradayız.
İnanıyorum ki biz milletimiz söz konusu olduğunda kutuplaşmayı uzlaşıyla ve tıkanıklığı ilerlemeyle değiştirebilme kudretine sahibiz. Bu, ülkemizin yeni yüzyılında, Türkiye Yüzyılı’nda bizim neslimizin imtihanıdır ve hepimizin bunu başarıyla geçeceğine inanıyorum. Unutmayalım ki bir toplumda sosyal adaletin güneşi doğduğunda umutsuzluk ve karanlık, aydınlığın ve eşitliğin parlak ışığıyla silinip gider.”
]]>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün Ankara Yenimahalle’de Pir Sultan Abdal Cemevi’nin açılışına katıldı. Özel, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“ÇEDES PROGRAMI ADI ALTINDA LAİK EĞİTİMİN ÖRSELENDİĞİ SALDIRILARA KARŞI SİZLERLE BİRLİKTE MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
“Buraya CHP Genel Başkanı olarak geldim, bunu önemsiyorum. Her sene temmuz ayının başında yüreğimizde bir kor gibi yanmaya devam eden Madımak’a giderdik, bu sene de yıl dönümüne CHP Genel Başkanı olarak gidip, biraz önce anonsta söylendiği gibi orası bir utanç müzesi olana kadar, devlet mağdurlardan özür dileyene kadar, o ayıptan hepimiz bu ülkeyi, devleti kurtarana kadar bu mücadeleye sizlerle birlikte devam edeceğim.
Bir kucağında ceylanı bir kucağında aslanı tutabilen Hacı Bektaşı Veli’nin, ‘Kadılar müftüler fetva yazarsa, işte kement, işte boynum asarsa, işte hançer, işte kellem keserse, dönen dönsün ben dönmezem yolumdan’ diyen Pir Sultan Abdal’ın ve bu topraklarda kardeşlikle, bu topraklarda beraberce, bu topraklarda yalana, harama bulaşmadan kimsenin ekmeğine, kimsenin namusuna yan gözle bakmadan kardeşçe yaşamak isteyip de bir kirli, karanlık zihniyet tarafından sürekli ötekileştirilmeye çalışılan; hatta Cumhuriyet’in 100’üncü yılını geri bıraktığımız bu dönemde Anayasa’nın eşitliğe bütün vurgularına rağmen ‘herkes eşittir ama Aleviler daha az eşittir’ anlayışı ile bu ülkeyi yönetenlere inat, Alevilerin maaşlarından kesilen vergi herkesin maaşından kesilenden aynıyken, hatta tüm dezavantajlarıyla geri bırakılmışlıklarıyla, yoksul bırakılmışlıklarıyla, dolaylı vergilerle aslında bu ülkede en büyük yükün altında ezilen, toplumun mağdur kesimlerden olan bu canların, maaşlarından aynı vergi kesiliyorken, vergi yükü altında daha çok eziliyorken herkes ibadethanesini seçebiliyorken, ibadetine karar veriyorken Alevilerin ibadetini ibadet görmeyen, onların ibadethanesini ibadethane olarak görmeyen, onlara bu hizmeti vermeyen bir anlayışa karşı bugün burada kahramanca bir iş yapan bir yerel yöneticimizle, bugün burada gurur duyduğum bir örnek belediye başkanımızla karşınızdayım. Daha önce Serçeşme Cemevi, şimdi Pir Sultan Abdal Cemevi’ni Türkiye’de kamu bütçesiyle yapmaya cesaret eden belediye başkanımızı yürekten alkışlıyorum. Hepiniz adına ona binlerce teşekkür ediyorum. İyi ki varsın Fethi Yaşar.
Biz CHP olarak bundan sonra ‘Kim ne der’ demeden, kimseden çekinmeden hem doğrularımızı hem de sizin bildiğiniz doğruları özgürce savunmaya devam edeceğiz. Anayasal eşit vatandaşlık hakkı talebini dile getirmeyi sanki ifade edilemeyecek bir mesele ya da var olmayan bir eşitsizliğe itiraz olarak küçümseyenlere, bu talebi küçük görenlere ya da bu talebi yersiz görenlere karşı ana muhalefet partisinin genel başkanı olarak diyorum ki; anayasal eşit vatandaşlık hakkı tanınana ve sonuna kadar yaşanana kadar bu toplumun yanındayız, omuz omuzayız, kol kolayız. Camilerin ibadethane olarak kabul edilip, bunun yasal güvenceyle, Meclis’ten çıkacak kanunla, Cumhurbaşkanı’nın onayı ile Resmi Gazete’de yayınlanması ile cemevlerinin yasal bir ibadethane kabul edilmesine kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. ÇEDES programı adı altında laik eğitimin örselendiği bu saldırılara karşı sizlerle birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında Alevilerin inançlarını bir ibadet değil de kültürel faaliyet olarak gören, onların ibadethanesini bir zamanlar dediği gibi ‘cemevi cümbüş evi’ mantığı ile sanatın, kültürün bir parçası ilan edenlere karşı günün birinde bu ülke Sünnilere hangi imkanları tanıyorsa, Alevilere de o imkanları tanıyana, onların bu haklarını görene kadar sizinle birlikte mücadele edeceğiz.
Mülakatlarda mezhep ve din ayrımı yapılıp da Alevi canlar teker teker elenip, bu devlette bir yere gelmesine engel olanların zihniyeti ortadayken sanki bu yokmuş gibi söylemlerle, göstermelik atamalarla, ‘Siz gidin burada oyalanın’, ‘Bu mevki ve makamı da size vereyim’ gibi yapmacıklıklara karşı hep birlikte samimi gayret göstermek durumundayız.
“AJANDALARINDA ANKARA’YA, ANKARA’YI PARSEL PARSEL SATAN MELİH GÖKÇEK ZİHNİYETİNİ GERİ GETİRMEK VAR”
Bu hafta içimize çok sinen, içinize çok sinen bir süreci hep beraber başlatacağız. CHP aday belirleme süreçlerini tamamladı. Pazartesi günü itibarıyla da son bulacak. Bundan sonra hep beraber sokaklarda, meydanlarda, kahvelerde, evlerde, beldelerde, köylerde büyük bir mücadele başlayacak. Bir seçim var. Bu seçimi şöyle tanımlamak mümkün, bu seçimde iki ittifak, iki anlayış yarışacak. Biri Cumhur İttifakı, Adalet ve Kalkınma Partisi ve MHP’den oluşan, her geçen gün birbirine benzeyen, farklılıkları reddeden, tekçi, baskıcı ve bu ülkede ittifakı genişletmek istediğinde aklına domuz bağcılar gelen, onları ittifakına dahil eden, kadınları sahiplendirilecek varlıklar gibi gösterenleri Meclis kürsüsüne taşıyan hadsizlikte olan ve bu ülkeyi her geçen gün biraz daha baskının arttığı, bir inancın alabildiğine serbest, diğer inançların dışlandığı, baskılandığı, bu ülkede etnisite farklılıklarını renk olarak görmeyip ayrım olarak gören bir anlayış Cumhur İttifakı olarak seçimlere giriyor. Hedefleri belli. Kimse seçim beyannamelerini merak edip açmıyor. Çünkü yapacakları iş ne sosyal donatı alanıdır, ne sosyal yardımdır, ne halkçı belediyeciliktir, ne başka bir şeydir. Ajandalarında şu var: Ankara’ya Ankara’yı parsel parsel satan, peşkeş çeken Melih Gökçek zihniyetini geri getirmek. İstanbul’a üzerinde helikopter ile uçup, kupon arsaları Arap şeyhlerine ve Katar emirlerine ayıran, satacak arsa kalmıyor endişesi ile Kanal İstanbul gibi İstanbul’un böğrüne bir bıçak dayayarak, yeni bir boğaz yaratıp, etrafını satmayı planlayan rantçı ve talancı anlayışı geri getirmek istiyorlar. Onlardan alıp, özgür ve insanların istedikleri gibi kendilerini ifade edebildikleri, yaşayabildikleri, ayrımcılığın ve kötü muamelenin her geçen gün azaldığı, Mersin’de, Adana’da, Antalya’da bir önceki baskıcı, iktidara geldikleri gün binlerce canı, binlerce garibanı, binlerce sosyal demokratı kapı önüne koyan bir aşırı politik ve karşısındakileri düşman gören anlayışı oralara tekrar hakim kılmak istiyorlar. Bu, Cumhur İttifakı ve onun 31 Mart’tan sonraki 1 Nisan planı.
“BU SEÇİM YA ERDOĞAN’IN ADAYLARI YA DA MEVCUT BELEDİYE BAŞKANLARIMIZ YA DA İDDİALI ADAYLARIMIZ TARAFINDAN KAZANILABİLİR”
Karşısında bir ittifak var mı? Karşısında ittifak olsun diye, resmi işbirlikleri olsun diye samimi gayret gösterdik. Maalesef, eleştirmeyeceğim, saygı duyacağım gerekçelerle birlikte olma taleplerimiz reddedildi. Maalesef pek çok yerde karşımıza geçmiş dönemlerde birlikte olduğumuz siyasi partiler, rakipler çıkardılar. Oysa bu seçim ya Recep Tayyip Erdoğan’ın adayları ya da mevcut belediye başkanlarımız ya da iddialı adaylarımız tarafından kazanılabilir. Bu durum bize kaybettirirse Türkiye’ye kaybettirir. Çünkü Cumhur İttifakı’nın hedefi bellidir. Bunun karşısında bir çare var mı? Evet var. Bunun karşısında ikinci bir ittifak, çok güçlü bir ittifak, aslında kendine inandığında, güvendiğinde Cumhur İttifakı’nın yanından bile geçemeyeceği bir ittifak var. O ittifakın adı Türkiye ittifakıdır.
Türkiye ittifakında Alevi olsun, Sünni olsun eşitliği savunan herkes var. Türkiye ittifakında Kürt olsun, Türk olsun kardeşliğe inanan herkes var. Türkiye ittifakında sağcı olsun, solcu olsun belediyeler namuslu yönetilsin, israf olmasın, dayanışma olsun, garibe, fukaraya sahip çıkanlar olsun, rantçıların yerine halkçılar olsun diyen herkes var. Türkiye ittifakında karşı tarafın despotluğuna karşı demokratlar var. Sadece sosyal demokratlar yok, sosyal demokratlar var, muhafazakar demokratlar var, milliyetçi demokratlar var. Ama Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne inanan bütün demokratlar var. Tüm demokratlar olduğu gibi Kürt demokratlar da var. Alevi’si, Sünni’si, Çerkez’i, Laz’ı var ama bizim içimizde iyi insanlar var.
“KORKMAYIN. 31 MART’TA BİZ BİRLİKTE OLURSAK 31 MART BİZİMDİR, YARINLAR BİZİMDİR”
Buradan, Ankara’dan Yenimahalle’den bütün Türkiye’ye, Pir Sultan Abdal Cemevi’nin karşısından binlerce candan, ülkesini seven, namuslu, dürüst, çalışkan, haramdan, yalandan korkan bu güzel insanlardan aldığım enerji ile Türkiye’ye sesleniyorum: Korkmayın. 31 Mart’ta biz birlikte olursak, iyi insanlar birlikte olursak, dürüst insanlar birlikte olursak, çalışkan insanlar birlikte olursak, bu ülkede Cumhuriyet’e inanan, Atatürk devrimlerine inanan, Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucu kadroları ile bir sorunu olmayan, onlara husumet değil hayranlık duyan bizler birlikte olursak 31 Mart bizimdir, yarınlar bizimdir.”
]]>