AR-GE, inovasyon, yazılım geliştirme, entegrasyon ve çözüm sağlama alanlarında Türkiye dışında Katar, Amerika Birleşik Devletleri ve Fas’ta faaliyetlerini sürdüren MİA Teknoloji, Türkiye’de var olan güçlü işbirliklerini tüm dünya ülkelerine taşımaya devam ediyor.
Şirketin sağlık alanında sahip olduğu yazılımlara ilişkin lisans hakları ile ilgili olarak sağlık yazılımında önde gelen Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir firma ile yaptıkları yatırım bazlı görüşmeler sonuçlandı.
Görüşme sonrasında şirketin sağlık alanında sahip olduğu yazılımlara ilişkin lisans haklarının, Amerika’da kurulan New York merkezli MIA Tech Corporation unvanlı iştirak şirketine devredilmesi ve yine bu iştirakin yüzde 51 hissesinin ABD merkezli yatırımcı firmaya satılmasına ilişkin sözleşme imzalandı.
MİA Teknoloji Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Ünal, MİA Teknoloji’nin iştiraki MIA Tech Corporation’ın ABD merkezli bir şirketten aldığı yatırıma ilişkin düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, MİA Teknoloji olarak sağlık bilişimi alanında hizmet ve tedarik zinciri işlevlerini kolaylaştıran, ülke sağlık sisteminin yazılımsal ihtiyaçlarını karşılayan faaliyetlerine hız kesmeden devam ettiklerini belirtti.
Sektörde var olan 17 yıllık deneyimlerine güvenerek piyasadaki değişen ve gelişen taleplere teknolojik çözümler ile dönüş yaptıklarını ifade eden Ünal, “Sağlık sektörünün ihtiyaçlarını kapsayarak hastanelerin günümüz rekabetçi ortamına ve teknolojik gelişmelerine ayak uydurmasını sağlayacak birçok yazılım projesini hayata geçiriyor ve güçlü iş birlikleri ile bunu tüm dünya ülkelerine taşıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Ünal, “ABD merkezli yatırımcı bir firma ile yaptığımız anlaşma doğrultusunda sağlık teknolojileri yazılımlarımızın satın alınması ile başlayan müzakere sürecimiz New York merkezli iştirakimiz MIA Tech Corporation’a ürünlerin satış ve pazarlaması ile ilgili olarak lisans verilmesi, yüzde 51 payının ABD merkezli bir yatırımcıya satılması ve şirketimizin sağlık alanında geliştirdiği yazılımların yurt dışı satış ve pazarlama faaliyetlerinin MIA Tech Corporation üzerinden gerçekleştirilmesi noktasında nihayete erdi. Gerçekleştirdiğimiz bu sözleşme ile küresel sağlık teknolojileri pazarında önde gelen merkezlerden biri olmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’nin sağlık sektörü yazılımları açısından dünyada lider bir ülke olduğunu belirten Ünal, “Amerika’da ve Avrupa’da bu görülebiliyor. Belki öyle bir kıvılcım gerekiyordu. Bundan sonra inşallah farklı yerel firmalar da bu yolu takip ederek devam eder.” dedi.
Dijital sağlık sektörünün 2030 yılında 18 milyar dolar büyüklüğe ulaşması hedefleniyor
Yatırım alan yerli ve milli yazılımın, bir ülkenin tüm sağlık faaliyetlerini merkezi bir platform üzerinden entegre bir şekilde yönetilmesini sağladığına değinen Ünal, geliştirdikleri yerli ve milli yazılımın sağlık sistemlerinde kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayacak ölçekte bir sistem sunduğunu dile getirdi.
Orta Doğu ve Kuzey Amerika bölgesinde uzun vadeli yatırımlar ve işbirlikleri gerçekleştirmeyi planladıklarını ifade eden Ünal, “Orta Doğu ve Kuzey Amerika bölgesi başta olmak üzere dijital sağlık sektörünün 2030 yılında 18 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşması bekleniyor. Biz de buradaki potansiyeli görüyor ve projelerimizi bu bölgelerde yoğunlaştırıyoruz.
İştirak şirketimiz MIA Tech Corporation uluslararası sağlık bilişim piyasasında iş geliştirme faaliyetlerine başladı. Aynı zamanda şirketimiz bu bölgelerdeki iş geliştirme operasyonları, pazar payı büyümesi ve AR-Ge faaliyetlerini de destekleyerek uzun vadeli iş birlikleri ile çeşitli yatırımlar gerçekleştirmeyi planlıyor.” dedi.
Ünal, “Kuzey Amerika ve MENA bölgesi dediğimiz Orta Doğu Bölgesi başta olmak üzere bütün dünyaya burada yazılımlarımızı açmak istiyoruz zaten. Burada, Amerika’nın özellikle MENA bölgesinde çerçeve anlaşmaları var. Çok büyük avantajları var bu bölgede. Hazır limitleri, parası olan işler var. Bunların içerisinde hemen katılmak istiyoruz.” diye konuştu.
Uzaktan sağlık hizmeti yazılımlarını milyonlarca üyeye ulaştırmayı hedefliyor
Ünal, dijital sağlık alanındaki yatırım ve hedeflerine değinerek, yeni yatırımları ile birlikte bulundukları bölgelerdeki sağlık merkezlerinin altyapısı güçlendirilerek, tıbbi ekipman ve çözüm odaklı teknolojilerin temin edilmesini sağlayarak, dijital sağlık platformları aracılığıyla hastaların takibi ve yönetiminin kolaylaştırılmasında destek sağlayacaklarını aktardı.
Kuzey Afrika’daki sağlık hizmetlerine erişimi artırmak için yerel sağlık kuruluşlarıyla işbirliği yapılması yönündeki faaliyetlere ağırlık vereceklerine işaret eden Ünal, “Bölgelerin ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştireceğiz. Orta Doğu’da kronik hastalıkların yönetimi için yenilikçi çözümler sağlarken, Kuzey Amerika’da ise yaşlanan nüfusa yönelik sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi noktasında aktif rol alacağız.” diye konuştu.
Ünal, en büyük hedeflerinin uzaktan sağlık hizmeti yazılımları globalde bu sisteme entegre olan ve kullanan milyonlarca üyeye ulaşacak bir sistemi geliştirmek ve tüm bu süreçleri karma gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik teknolojileri ile yönetilmesini sağlamak olduğunu dile getirdi.
“Türkiye genelinde Elektrikli Araç Şarj Ağ Operatörleri arasında ilk 5’e girmeyi hedefliyoruz”
Ünal, 2024 yılı için teknoloji ve inovasyon başta olmak üzere ajandalarında çeşitli stratejik gündem konularına yer ayırdıklarını belirterek, gündem konuları arasında işlerinin gelecekteki büyümesini ve sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla, yapay zeka ve makine öğrenimi, dijital dönüşüm, IoT ve akıllı cihazlar, siber güvenlik ve veri koruma, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik, veri analitiği ve tahmin modelleri, eğitim ve yetenek geliştirmenin yer aldığını kaydetti.
Bu yıl yüzde 90 oranında DC istasyon ağına sahip olmayı ve Türkiye genelinde Elektrikli Araç Şarj Ağ Operatörleri arasında ilk 5’e girmeyi hedeflediklerini aktaran Ünal, “Bu hedefe ulaşmak için gerekli altyapı çalışmalarımızı sürdürerek, daha fazla şarj istasyonunu faaliyete geçirmeyi planlıyoruz.” dedi.
Ünal, 2024 yılında paylaşımlı araçlarını da şarj ağı sistemlerine entegre ederek sıfır karbon salınımı ile kesintisiz sürdürülebilir bir ulaşım ağı sağlamayı amaçladıklarına dikkati çekerek, “Bu şekilde, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir bir ulaşım sağlayarak insanlar için güvenli ve konforlu bir seyahat imkanı yaratacağız. Bu amaca yönelik ise kısa vadeli planlarımız arasında 2024 yılının son çeyreğine doğru, şarj istasyonlarının elektriğini karşılamak adına güneş enerji santrali kurma projemiz yer alıyor.” yorumunu yaptı.
“Enerji tarafında da yatırımlarımız olacak”
Enerji tarafında da yatırımlarının olacağına dikkati çeken Ünal, Çin’in en büyük beşinci firmasıyla şu anda masada olduklarını ve yatırım yapmak istediklerini belirterek, “Şimdi böyle firmaların radarına girebilmek bizim için çok büyük bir gurur. Bunlar çok büyük firmalar. Yatırım yapmak istiyorlar ve bizi yatırım yapılabilir görüyorlar. Bu bizim için çok önemli.” ifadelerini kullandı.Ünal, “Yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteren Enerjey firmamız ile başta Türkiye’de GES (Güneş enerji santrali) ve enerji depolama alanında yaptığımız başvuru süreçleri ile de bu alanda büyük yatırımlar hayata geçirerek sürdürülebilir ekosisteme katkı sunmayı hedefliyoruz” yorumunu yaptı.
Dul ve çocuklu kadınlar ve çocuklarının sosyal hayat içerisinde yer edinmeleri, çocuklarının eğitimlerinin ve temel ihtiyaçlarının sağlanması ile bu kadınlara karşı toplumsal baskıların ortadan kaldırılmasına destek olmak amacı ile MİA Yardım Kültür ve Eğitim Vakfı kurduklarını söyleyen Ünal sözlerini şöyle tamamladı:
“Vakfımızı yardıma ihtiyacı olan ve doğal felaketlerden etkilenen kişilere yardımda bulunmak, bu yardımların kurumsal hale gelmesini sağlamak ve bununla birlikte hem bakımevi, huzurevi ve rehabilitasyon merkezi kurmak hem de halihazırda kurulu olanları desteklemek amacıyla kurduk. Hedefimiz; eğitim, adalet, sağlık, verimlilik, inovasyon, teknoloji, sanatsal faaliyetler, denizcilik ve su spor faaliyetleri ile tüm spor dallarında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınmasına faydalı olacak konularda destekleyici faaliyetlerde bulunmak ve sokak hayvanlarının barınma, sağlık ve yiyecek ihtiyaçlarının karşılanması ile hayvan hakları bilincinin yerleşmesini sağlamak.”
]]>Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması sonucu 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı alanda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan açıklama yaptı. Bakan Bayraktar, şöyle konuştu:
“ŞU ANDA TESİSTE HERHANGİ BİR FAALİYET YAPILMIYOR”
“Adli süreç devam ediyor. Şu anda 6’sı tutuklu 3’ü adli kontrol şartıyla serbest olmak üzere 9 kişi hakkında adli işlemler devam ediyor. Bu sayı artabilir. Daha çok çalışana, buradaki sorumlu kişilere adli organlar gerekli soruşturmaları yapacaklardır. Dolayısıyla bu süreç büyük bir titizlikle, gayretle devam ediyor.
14 Şubat itibarıyla buranın maden faaliyetleri durduruldu. Şu anda tesiste herhangi bir faaliyet yapılmıyor. Sadece temel odaklandığımız konu buradaki heyelana uğramış toprağın doğru bir alanda sağlıklı bir şekilde tekrar depolanmasıyla alakalı faaliyetlerdir.”
“SABIRLI DERESİ VE MANGAN’DAKİ ARAMA FAALİYETLERİNE ARAMA VERİYORUZ”
Alandaki arama çalışmalarına ilişkin bilgi veren İçişleri Bakanı Yerlikaya da şunları kaydetti:
“Jeo radar sismik ölçümlerden bahsetmiştik. Her anını takip ediyoruz, kayıt altına alıyoruz. Bunları bilim insanlarından oluşan bir kurulumuz var, bunlar teknik personel, sahada burayı tanıyanlar velhasıl istişaresi ve bilimi bize katkı sunacak herkesle bunu değerlendiriyoruz. Gelinen nokta şu: üç gün öncesinde Mangan sahasındaki alandaki arama çalışmalarına ara verilmişti, güvenlik gerekçesiyle. İki günden beri de Sabırlı Deresi’nin oradaki arama faaliyetlerine de yine ara verilmişti. Sebebi şu: biz her zaman olduğu gibi AFAD olarak, AFAD koordinasyonundaki tüm arama-kurtarma veya arama faaliyetlerinde önce arama işini yapan arkadaşlarımızın güvenliğini önceliyoruz. Yukarıdaki kaymaya vesile olan stabilite hiçbir şekilde durmadı, devamlı surette aktif.
Her iki tarafta, yani Sabırlı ve Mangan açık ocağındaki arama faaliyetlerine ara veriyoruz. Ne zamana kadar? Yukarıdaki yığın liç alanındaki aktivasyon durup stabil, aşağıda, güvenli çalışmaya vesile oluncaya kadar biz arama çalışmalarına ara veriyoruz.”
MEHMET ÖZHASEKİ: ŞU ANA KADAR NUMUNELERDE ZEHİRLİ ATIĞA RASTLANMADI
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki de son durumu şöyle değerlendirdi:
“Bizim bakanlığımızı ilgilendiren tarafıyla bu bölgede arkadaşlarımız geldikten sonra ilk yaptıkları iş bu heyelan alanında biriken toprağın nehirle bulaşmasını kesmek gerekiyordu. O anlamda kapakları kapattılar. Bu toprağın güvenli bir yere nakli için gerekli aramaları yaptılar, çalışmaları yaptılar.
Toprağın herhangi bir şekilde insan sağlığına, çevreye zararı var mı, havada, suda, toprakta tehlikeli atıklar oluştu mu gibi bir soruya cevap olabilmek amacıyla da arkadaşlarımız her gün 9 noktadan burada numune alıyorlar. Sonra bunu gerek kendi mobil cihazımızda gerekse üç ayrı dışarıdaki yetkin laboratuvarlarda inceletiyorlar. Şu ana kadar çok şükür tehlike oluşturacak bir zehirli atığa rastlanmadı. Bundan sonra da bu titizliği devam ettireceğiz. Herhangi bir tehlikenin oluşmaması için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız.”
YUMAKLI: YÜZEY SULARINDAN BARAJA YA DA HERHANGİ BİR YERE AKAN BİR SU SÖZ KONUSU DEĞİL
Devlet Su İşleri yöneticilerinin acil eylem planı oluşturduğunu ve yüzey sularının baraja akmaması için sedde yapılmaya başladığını ifade eden Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı da “Şu anda 8 metreye ulaştı. 11 metreye kadar ulaştıracağız. Bunun önünde ve arkasında birikme ihtimali olan suları da atık havuzuna aktarmak üzere pompa sistemi de kurulmuş vaziyette” dedi. Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelecek olan yağışları da depolama amacıyla, şu an için planlamalar 30 metre yüksekliğinde adeta küçük bir baraj inşa edilecek. Bunun dışında da bu maden sahasının bir üst tarafında gelecek olan temiz suların alana girmemesi için bir bypass sistemi planlanıyor.
Yüzey sularından baraja ya da herhangi bir yere akan bir su söz konusu değildir. Herhangi bir tehlike arz edecek bir durum yok.”
VEDAT IŞIKHAN: İHMALİ OLAN KİM VARSA HUKUK ÖNÜNDE GEREKLİ HESABI VERECEK
Müfettişlerin yürüttüğü inceleme ve araştırmaların devam ettiğini belirten Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ise şu bilgileri verdi:
“Olayın gerçekleşmesinde ortaya çıkan kök nedenlerin bulunması noktasında müfettişlerimiz çalışmalarını sürdürüyor. Olayla ilgili idari ve hukuki süreç devam ediyor. Ancak müfettişlerimizin hazırlayacağı raporlar belli bir zamanı alacaktır. Ama en son noktada, ihmali ve kusuru olan kim varsa hukuk önünde gerekli hesabı vereceğini ifade etmek isterim.”
ÖZHASEKİ: İLK GÜN GELEMEMEMİN NEDENİ ÖZEL SAĞLIK NEDENLERİ. ÖZÜR DİLEMEM GEREKİYORSA KAMUOYUNDAN ÖZÜR DİLERİM
Bakanlar açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladılar. Özhaseki, kendisine yönelik ilk gün gelmediği yönündeki eleştirileri şu yanıtı verdi:
“Kendi özelimle ilgili bir şey söylemek istemezdim. Ancak 1 ay kadar önce 8 saat süren bir operasyon geçirdim. Buradaki hadisenin vuku bulduğu gün de 2 saatlik bir operasyon daha geçirdim. Hastanede kalıp doktorların nezaretinde uzunca bir süre tedavi oldum. Mecburen bu tür hadiseler olduğu için de dışarı çıkarak şu gördüğünüz kara gözlüklerle gezmeye devam ediyorum. Kusura bakmayın ondan dolayı. Olayın olduğu ilk andan itibaren narkozun tesirinden kurtulmamla birlikte çevreden sorumlu Bakan Yardımcısı arkadaşımızı, ÇED Genel Müdürü, Çevre Yönetimi Genel Müdürü, bilim adamları ekibimiz burada olduğu için anbean olayları takip ettik. Buradaki olayların hepsinden sonuna kadar haberim var. Gelememe nedenim sadece özel sağlık nedenleri. O yüzden eğer özür dilemem gerekiyorsa bütün kamuoyundan özür dilerim.”
]]>1 Ocak’tan itibaren uygulanmaya başlayan Konutların Turizm Amaçlı Kiralanması Faaliyetlerinin Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik kapsamında konutunu tek seferde 100 gün veya 100 günden daha kısa süreyle kiralayan ev sahipleri, apartman sakinlerinden onay alıp, gerekli evrakı hazırladıktan sonra e-Devlet üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yapacağı başvuruyla ‘Turizm Amaçlı Konut’ belgesine sahip olacak. Konutuna astığı belgeyle evini kiralayan ev sahipleri kiracının kimlik bilgisini emniyet müdürlüğüne bildirecek.
Kalabalık mekanlarda bulunmayı istemeyen veya otelde konaklamayı tercih etmeyenlerin tatil anlayışındaki değişiklik son yıllarda günlük ev kiralama yöntemini yaygınlaştırdı. Seyahat ve tatil maliyetini düşürmek isteyenlerin çoğunlukla tercihiyle günlük kiralanan ev sayısı hızla arttı. Ev sahiplerinin yüksek kazanç beklentisiyle konutunu günlük kiraya vermesi emlak sektörünü olumsuz etkiledi. Kira fiyatlarındaki artışın yanı sıra ev sahibi- kiracı anlaşmazlığı, konut stoku sıkıntısı sorunları oluştu. Kira fiyatlarındaki yükseliş sonrası bazı ev sahipleri yaşadığı konutta kullanmadığı odayı, bazıları kullanmadığı konutu, bazıları da kiraladığı konutu başkalarına gündelik kiralamaya başladı.
YÜKSEK KİRA KAZANCINA DÖNÜŞTÜ
Konut fiyatlarındaki hareketlilik emlak sektörünü de olumsuz etkiledi. Emlakçıların kiralık ev arayanlara konut temin etmekte zorlandığı süreçte, ‘ayakçı’ diye tabir edilen yetkisiz kişiler, emlakçılık faaliyetine başladı. Son yıllarda ‘korsan’ emlakçı sayısının hızla arttığı kentte ‘ayakçı’ diye tabir edilen kiralama sürecinde ev sahibi ile kiracıya aracılık eden kişilerin faaliyetleri de çoğaldı. Rusya- Ukrayna savaşı sonrası konut satın alan yabancı sayısının arttığı Antalya’da, konutunu turizm amaçlı kiralayan, emlakçılık veya yatırım danışmanlığı faaliyeti yürüten yabancı sayısı da hızla arttı.
BAŞVURU SÜRECİ BAŞLADI
Antalya Emlakçılar, Oto Galericileri, İş Takipçileri Odası Başkanı İsmail Çağlar, Konutların Turizm Amaçlı Kiralanmasına İlişkin Yönetmelik kapsamında 1 Ocak’tan itibaren 100 günün altında evini kiraya verecek ev sahiplerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan ruhsat alması gerektiğini belirtti. Yasanın emlak sektörüne faydalı olacağını dile getiren Çağlar, “Apartmanda 5’den fazla konutun kiraya verilmesi halinde belediyeden ruhsat alınması gerekir. Bunun için tüm kat sahiplerinden izin alması gerekecek. Bunu herkes yapamayabilir. Kural sonrası günlük kiraya verilen evler ruhsat alamayınca uzun süreli kiraya verilmesi, Antalya’daki kiralık konut sıkıntısının az da olsa azalmasına yardımcı olacaktır. Yasa çıktı ama günlük kiraya verilen evlerin denetlenmesi lazım. Denetim yapılmazsa kaçak olarak günlük kiraya verilmesi devam edecektir. Kaçak günlük kiralama devlete, apartman sakinlerine, sektör temsilcilerine zarar verecektir” diye konuştu.
DENETİM TALEBİ
Yasanın uygulaması açısından vatandaşlara büyük sorumluluk düştüğünü anlatan Çağlar, “Apartman sakinleri konutun günlük kiraya verilmesini istememesine rağmen ev sahiplerinin bu yöntemle kiralamaya devam etmesi halinde vatandaşlar ilgili kurumlara şikayet etmeli. Günlük kiralık evlerde ev sahipleri kiralayan kişi ya da kişilerin kimliğini emniyete bildirmek zorundadır. Yetki belgesi bulunmayan evlerin günlük kiraya verilmesi güvenlik sorununu da ortaya çıkaracaktır. Apartman sakinlerinin huzuru için de yasanın faydalı olacağına inanıyoruz” dedi.
1 MİLYON LİRAYA KADAR CEZA
Kanun hakkında bilgi veren Çağlar, şöyle konuştu:
“İzin belgesi bulunmaksızın turizm amaçlı kiralanan konutları kiraya verenlere, kiralama yapılan her bir konut için 100 bin lira idari para cezası uygulanacak ve izin belgesi alarak faaliyette bulunabilmesi için 15 gün süre verilecek. Bu süre sonunda izin belgesi alınmaksızın turizm amaçlı kiralama faaliyetine devam edenlere 500 bin lira idari para cezası uygulanacak ve izin belgesi alarak faaliyette bulunabilmesi için bir kez daha 15 günlük zaman tanınacak. İzin belgesi sahibinden kiraladığı turizm amaçlı konutu, kendi ve hesabına üçüncü kişilere kiraya verenler hakkında, her bir sözleşme için 100 bin lira idari para cezası uygulanacak. Kendi adına mesken olarak kullanmak amacıyla kiraladığı konutu, turizm amaçlı kiraya verenler ile izin belgesi olmayan konutların turizm amaçlı kiralanmasına aracılık edenler hakkında, her bir sözleşme için 100 bin lira idari para cezası verilecek. İzin belgesi bulunmaksızın turizm amaçlı kiralama faaliyetlerine devam edenler ile her defasında 100 günden fazla süreli kira sözleşmesi yapmasına rağmen ilk sözleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde aynı konutu 4 defadan fazla kiraya verenler hakkında 1 milyon lira idari para cezası verilecek.”
KİRACININ KİMLİK BİLDİRİMİ ZORUNLULUĞU
Günübirlik ev kiralama ruhsatına başvurunun Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından e-devlet aracılığıyla yapılacağını anlatan Çağlar, “Evini günlük kiraya verecek ev sahiplerinin 1 ay içinde turizm konutu ruhsatına başvurması gerekiyor. Ev sahiplerinin günlük kiralık ev ruhsatı almadan evlerini kiraya vermeleri, yasalara göre suç olarak kabul ediliyor. Ev sahipleri evde konaklayacak müşterilerle günlük ev kiralama sözleşmesi imzalamalı. Sözleşme gereğince kalacak kişilerin kimlik bilgileri emniyet müdürlüğüne bildirilir. Bildirim yapılmaması halinde ev sahiplerine de para cezası uygulanır” dedi.
GÜNÜBİRLİK KİRALANAN EVLERİN DENETİMİ YAPILDI
Antalya Emniyet Müdürlüğü birimleri, il genelinde faaliyet gösteren günübirlik kiralanan evlere yönelik dün eş zamanlı denetim yaptı. İl genelinde 43 ekip ve 96 personelin katılımıyla yapılan uygulamada, toplam 702 günübirlik konaklama yeri kontrol edilirken, 36 işletmeye kayıt dışı konaklamadan cezai işlem uygulandı.
]]>IŞİD’in faaliyetleri, 2022’ye kıyasla yarı yarıya azalırken, örgütün lider kadrosunda da kayıplar oldu.
Örgütün Mısır kolu bu yıl sessiz kaldı ve Libya ve Yemen’de faaliyet göstermeyen kollara katıldı. Bu arada, IŞİD’in Afganistan kolu da, geçen yıla kıyasla çok az sayıda saldırıyı üstlendi.
Örgütün Afrika’daki kolları da daha az sayıda saldırıyı üstlendi. Bunun istisnası ise Sahel kolu. Örgütün bu kolu, Mali’nin doğusunda genişlerken, Nijer’de büyük saldırıları üstlendi ve propaganda faaliyetlerine odaklandı.
Sayılar ne anlatıyor?
IŞİD 2023’te Aralık ayı hariç, küresel ölçekte toplam 838 saldırıyı üstlendi. Geçen yılın aynı döneminde örgüt 1811 saldırı üstlenmişti. Bu % 53’lük bir düşüş anlamına geliyor.
Veri analizleri ve saldırı sayıları IŞİD’in resmen üstlendiği saldırılardan, militanların mesajlaşmalarından ve propagandalarından oluşuyor. Bu yüzden sayılar abartılmış ya da bazı durumlarda olduğundan az gösterilmiş olabilir.
2023’e ait tüm sayılar 1 Ocak ile 30 Kasım arasındaki dönemi kapsıyor.
IŞİD saldırılarıyla ilgili neler biliyoruz?
Örgüt, en güçlü olduğu dönemde Suriye ve Irak’ın geniş kesimlerini kontrolü altında tutuyordu. Ancak 2017 itibarıyla bu bölgelerin % 95’ini kaybetti.
2019’da ABD ve Kürtlerin öncülüğündeki koalisyon, örgütün Suriye’de IŞİD’in elinde kalan son toprağı Baghuz köyünü de ele geçirdi ve bunu örgütün zayıflamasıyla sonuçlanan bir dizi yenilgi izledi.
O zamandan bu yana Ortadoğu’daki yenilgisinden dikkatleri uzaklaştırmaya çalışan IŞİD, Afrika kollarına odaklandı.
Örgüt, Irak ve Suriye’de hala saldırılar düzenliyor ve Afrika, Asya ve Ortadoğu’da en az 10 kolu bulunuyor. Ancak faaliyetlerinde önemli bir düşüş de gözlemleniyor.
IŞİD, Mart ayında faaliyetlerindeki düşüşü meşru gösterebilmek için, düzenledikleri saldırıları sıklıkla güvenlik nedenleri yüzünden üstlenmediklerini söylemişti.
IŞİD’in, Mısır’daki Sina bölgesinde bulunan kolu bu yıl hiç bir saldırıyı üstlenmedi. Geçen yıl bu kol 102 saldırı üstlenmişti. Bu da örgütün Mısır güvenlik güçlerinden büyük bir darbe yediğini gösteriyor.
IŞİD’in Afganistan’daki Horasan Bölgesi kolunun saldırıları da düştü. Bu yıl 20 saldırı üstlendiler. Geçen yıl 145, Taliban’ın iktidara geri döndüğü 2021’de de 293 saldırı üstlenmişlerdi.
Saldırıların sayısında düşüş olsa da, çok sayıda can kaybına yol açtılar. Örgüt, Temmuz ayında kuzeybatı Pakistan’da İslamcı parti Cemiyet-i Ulema İslam-Fazl’ın mitinginde düzenlenen intihar saldırısını üstlendi. Bu saldırıda en az 60 kişi ölmüştü.
IŞİD Irak’ta bu yıl 141 saldırı üstlendi. Geçen yılın aynı döneminde 401 saldırıyı üstlenmişlerdi. Bu veriler, % 65’lik düşüş anlamına geliyor.
Örgüt Suriye’de de bu yıl 112 saldırı üstlendi. Geçen yıl bu sayı 292’ydi.
IŞİD Afrika’da büyüyor mu?
Örgüt, 2019’da Baghuz’ın kaybedilmesinden bu yana propagandasını, beş kola sahip olduğu Sahra altı Afrika’daki “genişlemesine” ve “zaferlerine” yönlendirdi.
Bu beş kol şöyle:
Nijerya’ya odaklanan Batı Afrika Bölgesi (ISWAP), Demokratik Kongo’ya odaklanan ve bazen Uganda’ya sızmalar yapan Orta Afrika Bölgesi. Sahel kolu, Mozambik kolu ve Somali kolu.
Örgütün en faal kolu, Nijerya’nın kuzeydoğusunda ve Çad Gölü bölgesinde faaliyet gösteren ISWAP. Ancak 2023’te bu kolun faaliyetlerinde de azalma oldu. Grup geçen yıl 470 saldırı üstlenirken, bu yıl bu sayı 266’ya düştü.
Örgütün Orta Afrika Bölgesi ve Mozambik kolları da daha az sayıda saldırı üstlendi. Ancak hala önemli bir tehdit oluşturuyorlar. Her ikisi de yerel ve bölgesel güçlere ve aynı zamanda Hristiyan köylüler gibi yumuşak hedeflere saldırılar yaptı.
IŞİD’in Orta Afrika kolu bu yıl Uganda’da da çeşitli saldırılar üstlendi. Örgüt iki turist ve rehberlerinin öldürüldüğü saldırıyı üstlenirken, Haziran ayında Uganda’nın batısında bir ortaokula düzenlenen saldırıyı üstlenmedi. Ancak IŞİD’in sorumlu olduğu inancı yaygın.
Genel olarak Sahra altı Afrika’daki IŞİD kollarının üstlendiği saldırı sayısı geçen yılki 847 eylemden, bu yılki 508 saldırıya düştü. Ancak yine de bu sayı, IŞİD’in küresel düzeydeki saldırılarının % 60’ını oluşturuyor. Afrika’nın saldırılardaki payı hiç bu kadar yüksek olmamıştı.
IŞİD’ın faaliyetleri nerelerde artıyor?
BBC İzleme Servisi’nin topladığı verilere göre, IŞİD’in Sahel bölgesi ve Filipinler’deki kolları bu yıl daha faal.
Örgütün Mali’nin doğusunda, Nijer sınırı yakınlarında Nisan ayından beri büyüdüğü kaydediliyor. Örgütün buralardaki genişlemesi, Sahel ülkelerini etkileyen siyaset ve güvenlik kaosuyla birlikte geldi ve aşırılıkçılar bu boşluklardan faydalanmak istiyor.
IŞİD, Temmuz ve Ekim arasında, örgütün Mayıs’tan bu yana yürüttüğünü iddia ettiği “askeri operasyonlarını”, “suçla mücadelesini” ve “adaleti sağlama” faaliyetlerini gösteren videolar yayımladı. Propagandalarında Mali ve Nijer sınırındaki bölgelerde şeriat uyguladıklarını ve yetkili makam olarak hareket ettiklerini gösteriyorlardı.
IŞİD, Nijer’de Temmuz ayında düzenlenen askeri darbeden sonra ülkenin batısında Nijer Ordusuna büyük kayıplar verdirdiklerini iddia ettikleri saldırıları üstlendi.
Ekim başındaki bir saldırıda 60 kadar askerin öldürüldüğü iddia edildi ve Nijer hükümeti o dönem üç günlük yas ilan etti.
IŞİD, 2014’ten bu yana Güney Asya’daki bazı militan gruplardan da bağlılık yemini alıyor. Grubun bölgedeki kolları genelde, Filipinler’in güneyindeki nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan adalarda faaliyet gösteriyor.
Temmuz’dan bu yana IŞİD’in buradaki kolları 20 saldırı üstlendi. Geçen yıl ise yedi saldırı üstlenilmişti.
IŞİD’in lider kadrosu hakkında neler biliniyor?
Grubun lider kadrosu son dönemde büyük kayıplar aldı.
Örgüt, bir yıldan biraz uzun bir sürede üç farklı liderini kaybetti ve hepsi Temmuz 2022 ve Nisan 2023 arasında Suriye’de öldürüldü.
27 Ekim 2019’da bir Amerikan saldırısında öldürülmesinden sonra, gruba Ebu İbrahim el Haşimi el Kureyşi, daha sonra Ebu el Hasan el Kureyşi ve sonra da liderlik etti.
Bu liderler birbiriyle akraba değil. “El Kureyşi” kod adı, Muhammed Peygamber’in Mekke’deki Kureyş aşiretine atıfta bulunuyor.
IŞİD, Haziran 2014’ten beri kendisini “halifelik” diye tanımladığı için liderlerine “halife” diyorlar.
Ağustos 2023’te örgüt yeni liderinin Ebu Hafs el Haşimi el Kureyşi olduğunu söyledi. Ancak bu isim hakkında çok az şey biliniyor ve henüz bir liderlik mesajı da yayımlamadı.
IŞİD, özellikle Suriye ve Irak’ta ABD öncülüğündeki koalisyonun saldırılarında önde gelen komutanlarından bazılarını da kaybetti.
Ağustos’ta Mozambik Ordusu, örgütün ülkedeki liderinin öldürüldüğünü duyurdu. Ancak örgüt “halife” ya da sözcüsü olmadıkça, bu konularda pek açıklama yapmıyor.
Gazze Savaşı’na etkisi ne oldu?
IŞİD’e yönelik askeri operasyonlar ve aralarında Somali, Sahel ve Çad Gölü çevresi ve Suriye’nin de bulunduğu yerlerdeki rakip grupların, örgütün faaliyetlerindeki azalmaya katkı sağladığına inanılıyor.
Lider kadrosunun kaybı ve şu anki liderlerinin pek tanınmaması da önemli bir neden olarak görülüyor.
Ancak IŞİD özellikle Afrika’da hala yüzlerce saldırı düzenliyor ve birçok ülkede siyaset, güvenlik ve toplumsal zayıflıklardan faydalanarak faaliyet göstermeye devam ediyor.
Gazze’deki savaş da IŞİD ve diğer radikal örgütler tarafından bir “fırsat” olarak görülebilir.
Hamas’ın Ekim’de 1200 kişiyi öldürüp, 240 kişiyi rehin almasından sonra başlayan İsrail saldırılarında 20 binden fazla kişinin öldüğü, 52 binden fazla kişinin de yaralandığı belirtiliyor.
El Kaide, Müslümanlara Hamas’la birlikte savaşma çağrısı yaparken, grubun haftalık El Naba gazetesinde Filistinli gruplara övgü ve Müslümanlara Hamas’ı destekleme çağrısı yoktu.
IŞİD daha önce Hamas’ı Gazze Şeridi’ndeki taraftarlarına baskı yapmakla suçlamıştı. IŞİD bunun yerine, İsrail’i “korumakla” suçladığı Arap yönetimleri de dahil, dünya genelinde intikam saldırıları düzenleme çağrısı yaptı.
]]>