1-7 Mart Deprem Haftası Etkinlikleri çerçevesinde Kastamonu İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) tarafından Kastamonu Halk Eğitim Merkezi’nde “Kastamonu’nun Depremselliği ve Kuzey Anadolu Fay Hattı” konulu konferans düzenlendi. Sosyal medya hesaplarından, basından ve Kastamonu Belediyesi anons sisteminden yapılan tüm duyurulara rağmen konferansa katılım olmadı. Katılımcıların büyük kısmını AFAD İl Müdürlüğü personelinin oluşturduğu konferansta, farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bilgiler aktarıldı.
“Merkez üssü Marmara’da olacak bir deprem de bizleri çok ilgilendiriyor”
Konferansa konuşmacı olarak katılan Milli Savunma Bakanlığının Deprem Araştırma Grubu’nda görev alan ve Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen bölgede incelemelerde bulunan Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Bilgehan, “Biz sadece merkez üssü Kastamonu olan bir depremden bahsetmiyoruz. Merkez üssü Marmara’da olacak bir deprem de bizleri çok ilgilendiriyor. Marmara’da olacak depremde belki de Kastamonu’daki binaları yıkacaktır. Son depremin merkez üssü Kahramanmaraş’tı ama en çok etkilenin il Hatay oldu. Çünkü gerek zemin gerek bina olarak zayıftı. Deprem afet değildir, bir doğa olayıdır. Tıpkı yağmurun yağması, güneşin açması, fırtınanın kopması gibi. Fakat bunu afete dönüştüren binalardır. Deprem sallıyor ve gidiyor ama afete dönüştüren bizim ihmallerimizdir. Bizim gereken tedbirleri zamanında almadığımızdandır” dedi.
“Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kastamonu için önemli bir tehdit kaynağı oluşturmaktadır”
Kastamonu’nun birinci dereceden deprem bölgesinde yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Bilgehan, “Kastamonu’nun il sınırlarının yüzde 46’sı birinci dereceden, yüzde 22’si ikinci dereceden, yüzde 24’ü üçüncü dereceden ve yüzde 8’i dördünce dereceden deprem bölgesindedir. Dünyanın en aktif faylarından bir tanesi olan Kuzey Anadolu Fay Hattı Kastamonu’da şehir merkezinden 35 kilometre güneyinden geçmektedir. Kuzey Anadolu Fay Hattı, Kastamonu için önemli bir tehdit kaynağı oluşturmaktadır. Bu fay üzerinde meydana gelen 1943 yılında Tosya- Ladik depremi Kastamonu’yu önemli ölçüde etkilemiştir. 1943 yılında büyük bir deprem olmuş, o tarihten bu yana 81 geçti. Zaman geçtikçe bizler buna benzer bir depremi yaşama ihtimalimiz de yükseliyor demektir. Kastamonu’da Türkiye’nin birçok ilinde olduğu gibi yüksek deprem riski altındadır” diye konuştu.
Prof. Dr. Celal Şengör’ün, “Karadeniz sonunda patlayacak. Basbayağı. Çünkü içerisinde gazlar var. Bu gazlar giderek artıyor. Bunlar gazoz gibi yüzeye çıkacak sonunda Karadeniz’in 60 kilometre çevresinde yaşayan oksijen soluyan hiçbir canlı kalmayacak” şeklindeki açıklamalarına katılmadığını söyleyen Prof. Dr. Bilgehan, “Ben hocamızın görüşüne çok katılmıyorum. Gaz sıkışması Karadeniz’de yeni mi oldu, yeni mi var, daha öncesinde de olan bir şeydi. Bu şeylerden bahsedilmiyordu. Hayır, öyle bir şey olduğunu zannetmiyorum. Hocanın kendi görüşü tabii ki ama ben aynı fikirde değilim” şeklinde konuştu.
1943 yılında Tosya’da yaşanan depremle ilgili bilgiler veren Kastamonu AFAD İl Müdür Yardımcısı Dr. Suat Tüfekci, “1943 yılında Cumartesi gecesi 26 Kasım’ı 27 Kasım’a bağlayan gecede yaklaşık 2 dakika boyunca büyük bir deprem yaşadık. Bu deprem 7.2 büyüklüğündeydi. 45 bin kilometrekarelik bir alanda etkili oldu. Kastamonu, Çankırı, Çorum, Amasya, Samsun, Tokat, Sinop ve Ordu’da bilhassa ölümler ve binalarda hasarlara yol açtı. En çok etkilenen Ilgaz, Tosya, Kargı, Osmancık, Merzifon, Havza, Vezirköprü ile Erbaa ilçeleri etkilendi. Tosya, Kastamonu ve Kargı’da toplamda bin 71 kişi hayatını kaybetti, bin 293 vatandaşımızda yaralandı. Bin 200’den fazla büyükbaş hayvanımızda telef oldu. Kastamonu’nun merkezinde de bu depremi şiddetli bir şekilde hissettik. Özellikle Kastamonu Kalesinden yuvarlanan kayalar, etrafında bulunan Hisarardı Mahallesinde bulunan 7 evin yıkılmasına, 4 kişinin ölümüne ve 2 kişinin de yaralanmasına neden oldu” ifadelerini kullandı. – KASTAMONU
]]>Bingöl Üniversitesi (BÜ) Enerji, Çevre, Doğal Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Kenan Akbayram’ın yürütücülüğünde kent merkezinin zemininin jeofizik ve jeolojik yöntemlerle araştırılması için proje hazırlandı.
“Doğu Anadolu Fay Zonu Üzerindeki Bingöl Sismik Boşluğu’nun Fay Yapısı ile Bingöl İli Merkez İlçesinin Yerel Zemin Etkilerinin Araştırılarak Sahaya Özel Sismik Tehlike Analizinin Yapılması” isimli proje, TÜBİTAK’tan 2022 yılında destek aldı.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve Munzur Üniversitesindeki uzmanların da desteğiyle yürütülen proje kapsamında, kent merkezindeki alanların yüzde 70’inin zemin analizi tamamlandı, geriye kalan alanların analizi de yıl sonuna kadar gerçekleştirilecek.
Ayrıca, merkezin koordinatörlüğünde Bingöl Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Dr. Ömer Faruk Nemutlu İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, Dr. Sadık Varolgüneş de Dicle Üniversitesi’nde Bingöl’deki riskli yapıları belirlemek amacıyla doktora tezleri hazırladı.
Bu tezlerde de İçişleri Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının uyguladığı metotlar kullanılarak, riskli yapıları tespit etmek amacıyla 1500’ü aşkın yapı incelendi.
Fay haritaları hazırlanıyor
Dr. Öğretim Üyesi Kenan Akbayram, AA muhabirine, Bingöl’ün depremler üreteceği konusunda haberler çıktığını, bunun doğru olduğunu belirterek, ancak yaşanacak olası depremde Bingöl’ün tamamen zarar görecek gibi düşünülmesinin doğru olmadığını söyledi.
Bunun tespitinin ancak bilimsel verilerle ve mühendislik çalışmalarıyla mümkün olduğunu vurgulayan Akbayram, TÜBİTAK’ın deprem konusundaki araştırmalara destek vereceğini açıklaması üzerine proje hazırladıklarını belirtti.
Akbayram, şöyle konuştu:
“Bingöl’ün merkez ilçesinin zemininin depremlerde nasıl davranacağını anlamamız gerekiyordu. Bunun için jeofizik ve jeoloji araştırmaları ağırlıklı bir proje hazırladık. Projede, Bingöl çevresindeki fayların yapılarını, jeolojik ve jeomorfolojik olarak haritalıyoruz. Neden bunu yapıyoruz çünkü Bingöl’ün zarar görebilirliğini arttıracak şeylerden biri faylarda oluşabilecek deprem büyüklükleridir. İleride gerçekleşebilecek olası depremlerin büyüklüklerini doğru tahmin edebilmek için fayların doğru haritalanması gerekiyor. Her ne kadar Bingöl’ün iyi fay haritaları, MTA tarafından yapılmış olsa da bu fay haritaları revizyona muhtaç. Bu revizyonu yapıyoruz. Bu, o çalışmaların kötü olduğunu göstermiyor bu arada. Sadece bizimkisi daha ayrıntılı bir çalışma.”
Proje kapsamında ayrıca kent merkezinin zeminini 250 ve 500 metrede bir, çeşitli jeofizik ölçümlerle araştırdıklarını anlatan Akbayram, bu sayede depremler esnasında kentteki zeminin nasıl davranacağını öğreneceklerini söyledi.
Hazırlanan doktora tezlerine de değinen Akbayram, şöyle devam etti:
“Bu doktora tezlerinde il merkezindeki 1500’den fazla binanın, sokak taraması metotlarıyla kalitesi araştırıldı. Bu 1500 bina kent merkezindeki toplam 7 bin 500 binanın yapı tiplerini temsil edecek şekilde seçildi. Bunlardaki zayıflıklar belirlendi. Mevcut yer, bilimsel zemin dinamik verileriyle birleştiğinde Bingöl’de olası depremlerde hasar alabilecek alanları tespit ettik. Araştırılan 1500’ü aşkın yapıdan yaklaşık 500’ünün, yapı kalitesinin ya da zemininin kötü olması gibi nedenlerle riskli olduğu tespit edildi. Yani ne kadar binanın yıkılabileceğini, maalesef ne kadar insanın eğer dönüşüm yapılmazsa zarar görebileceğini biliyor durumdayız. Tabi hata payları var ama bu rakamlar bizim elimizde.”
Hazırlanacak rapor ilgili kurumlarla paylaşılacak
Akbayram, bundan sonra eldeki bütün bu verileri bir araya getirip, bunların ışığında kentsel dönüşüme yönelik yeni imar planlarının hazırlanmasının gerektiğini kaydetti.
Projelerinin çeşitli ulusal ve uluslararası hakemlik süreçlerinden geçtiğini anlatan Akbayram, şunları aktardı:
“Proje tamamlandığında, doktora tezleriyle bir rapor hazırlanacak ve bu rapor ilgili kurumlarla paylaşılacak. Bunların Türkiye’de örneği çok az. Küçük alanlarda yapılmış çalışmalar var. Bu çalışmaların deprem üretebilecek aktif faylara yakın bütün şehirlerde yapılması gerekiyor. Örneğin Bingöl’de olabilecek bir deprem aynı Kahramanmaraş merkezli depremlerde olduğu gibi çevre illeri de etkileyecektir.”
]]>İYİ Parti Grubu’nun Bursa’da Kayapa-Yenişehir fay hattının tespit edilmesiyle ilgili alınan önlemlerin ve konuyla ilgili çalışmaların araştırılması amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşülmesi önerisi TBMM Genel Kurulu’na sunuldu. Önergenin gerekçesini açıklayan İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, şunları söyledi:
“BURSA’DA ÇEVRE BAKANLIĞI BAŞTA OLMAK ÜZERE BÜYÜKŞEHİR VE İLÇE BELEDİYELERİ İMAR PLANLARINI REVİZE ETMELİ”
“Bursa’da AFAD’ın da destekleriyle Ankara Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve Eskişehir Üniversitesi tarafından aktif faylarla ilgili yapılan araştırmada Yenişehir-Kayapa arasında 95 kilometrelik yeni bir fay hattı bulundu ve bu fay hattının da 7,3 şiddetinde deprem üretebileceği ifade edildi. Bu konudan hareketle Bursa’mızda en son 3 büyük depremden bir tanesi 1850 ve iki tanesi de 1855 yıllarında gerçekleşmiş ve ciddi anlamda yıkıcı olmuşlardır. Tarihsel sürece baktığımızda, özellikle Kuzey Anadolu Fay Hattı, Gemlik’e uzanan hat ve geçmişte İznik de yaşanmış olan çok yıkıcı tarihsel depremleri de dikkate aldığımızda, bu yönüyle Bursa’da çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum.
Marmara yıkılırsa Türkiye özellikle ekonomik ve sosyal olarak çok büyük bir sıkıntı yaşayabilir. Burada, bu yeni keşfedilen fay hattı da dahil olmak üzere, daha önce bilinen fay haritalarının imar planlarına özellikle işlenmesi gerektiğini ve kentleşmenin de, 3 milyon 350 bin nüfusu bulan Bursa’da imar planlarının da bu yönlü yapılması gerektiğini, bu konuda bir araştırma yapılması, işin ehli ve uzmanı kişiler tarafından bu konunun mutlaka irdelenmesi ve başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere Bursa’da büyükşehir belediyesinin ve ilçe belediyelerinin bu yönlü imar planlarını mutlaka revize etmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Saadet Partisi Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Doğan Demir de şunları dile getirdi:
“GEMLİK’TE YENİ İMAR VE İSKAN VERİLMEMELİDİR”
“Uzmanlara göre yeni keşfedilen fay da tıpkı mevcut fay gibi maalesef şehrin ortasında yer alıyor. Dahası da bu yeni fayın Bursa Şehir Hastanesi ve stadyuma çok yakın bir konumdan geçtiği belirlenmiştir. Olası bir büyük depremde bu hastane nasıl hizmet verecek, kimsenin bir kaygısı yok mu? Asıl beka meselesi budur; deprem riski ve bu riske karşı depreme dirençsiz kentlere sahip oluşumuzdur. Deprem riskiyle ilgili maalesef hala günlük çözümler peşindeyiz, bu işin asıl çözümünü görmezden geliyoruz. Bütün gücümüzü, enerjimizi ve çabamızı depreme dirençli kentleri inşa etmek için, inşa edilmiş olanları da depreme dirençli hale getirebilmek için kullanmalıyız. Kentlerimizi, köylerimizi depreme dirençli hale getirmekten başka bir çaremiz yok.”
DEM Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Celal Fırat da şunları ifade etti:
“BİLİM İNSANLARININ HER GÜN ÇIĞLIKLA BAĞIRARAK İSTANBUL’DA OLMASI BEKLENEN DEPREMİN GELDİĞİNİ SÖYLEMESİNE RAĞMEN BIR ÖNLEM ALINMIYOR”
“Marmara’da olası bir depremin her an gerçekleşebileceği ve depremin şiddetinin 7 ile 8 arasında olabileceği ifade edilmektedir. Deprem bilimcilerin hazırladığı Marmara Bölgesi’nde yer alan İstanbul’un deprem risk haritasına bakıldığında ise fay hatlarına yakınlığa göre birinci derece riskli ilçeler arasında, Avrupa yakasında ve Anadolu yakasında birçok ilçenin ve milyonlarca insanın etkileneceğini hepimiz görüyoruz. Bilim insanlarının her gün çığlıkla bağırarak İstanbul’da olması beklenen depremin geldiğini söylemesine rağmen bir önlem alınmıyor. Marmara özelinde İstanbul’da deprem riski yüksek konutların sayısının kaç olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bilim insanlarınca İstanbul’un deprem riski uyarıları doğrultusunda somut ne gibi önlemler alındığı bilinmemektedir. Marmara Bölgesi’nde bulunan hem İstanbul’da hem de Bursa’da keşfedilen fay hatlarıyla ilgili önlemler alınması gerektiği için bu araştırma önergesini destekliyoruz.”
CHP Grubu adına konuşan Karabük Milletvekili Cevdet Akay da şunları söyledi:
“DEPREM RİSKİ OLAN YERLERE AFAD’IN BU DESTEĞİ, ÖZEL HESABINDAN AKTARMASI GEREKİR”
“Biz bir çalıştay yaptık, Naci Görür hocamızı Karabük’e davet etmiştik. Karabük’te de bu çalıştay neticesinde bir fay hattının olduğunu öğrendik, 35 kilometrelik bir fay hattı var. Bu fay hattı, hakikaten Karabük bölgesini, birinci derecedeki deprem bölgesiyle ilgili nüfusun yüzde 93’ünü ilgilendiriyor. Dolayısıyla bu bölgedeki depremle ilgili önlemlerin de alınması, bu fay hatlarının, bu paleosismolojik yapısının daha doğrusu mutlaka araştırılması gerekiyor, AFAD’ın buraya ödenek ayırması gerekiyor ve bu çalışmalar neticesinde de depremle ilgili önlemlerin alınması gerekiyor. AFAD’a 1 trilyon 28 milyarlık deprem bütçesi içerisinden 671 milyar ayrıldı fakat bu yeterli değil. Bir özel hesabı var AFAD’ın ayrıca bütçe dışında, Sayıştay denetimine de tabi değil, buradan çok ciddi harcamalar yapılıyor. Başta Bursa olmak üzere, Erzincan, Karabük ve Türkiye’nin bütün bölgelerindeki deprem riski olan yerlere AFAD’ın bu desteği, bu paraları aktarması gerekir. Bu platformun da ödenek tutarlarının artırılması, bu bölgedeki çalışmaların süratle yapılması gerekir.”
İYİ Parti Grubunun önerisi AKP ve MHP millevekillerinin oylarıyla reddedildi.
]]>Özhaseki, Aksaray Belediyesi tarafından kentteki bir otelde düzenlenen Aksaray İstişare Toplantısı’nda iş insanları ve kanaat önderleriyle bir araya geldi.
Burada konuşan Özhaseki, Anadolu topraklarının en büyük dezavantajının depremsellik olduğunu söyledi.
Yerin altının çok hareketli olduğunu belirten Özhaseki, şöyle konuştu:
“Hareketli fay sayısı 500’ün üzerinde. Belirli bölgelerden yüzyıllar boyunca faylar kırıldı ve enerji dışarıya vuruldu. Ülkemizde, Kuzey Anadolu Fay, Doğu Anadolu ve Ege Bölgesi gibi çok tehlikeli ve riskli faylar bulunuyor. Her an 6-7 şiddetinde veya daha yüksek şiddette deprem üretecek bölgeler var. O yüzden ne yapıyorsak, bu depremsellik gerçekliğini bilerek hareket etmek durumundayız. Eğer bunu yapmaz da cami yaparken bile emekli ağabeylerin yaptırdığı, mühendisliğe ve bilim adamlarının söylediği şeylere dayanmadan yaparsak emin olun sevabı olmaz. Yarın bir gün yıkılır altında insanlar kalır. Evimizi yaptırırken ‘Allah büyüktür’ diyerek işin altından kalkamayız. Allah büyük evet, isterse her yerde korur. Ama bir de işin gerçeği var. Bizim hepimizin deprem gerçekliğini bilerek hareket etmemiz lazım.”
“‘Gözünü yum, bir kat daha at, ne var ki’ demeyeceğiz”
Bakan Özhaseki, son yüzyılda bu ülkenin denizlerinde ve karasında 6 ve üzeri büyüklüğünde meydana gelen deprem sayısının 231 olduğunu kaydetti.
Bu rakamın sadece yıkıcı deprem sayısı olduğuna dikkati çeken Özhaseki, “Bu depremlerde 130 bin insanımızı kaybetmişiz. Binlerce binalar yıkılmış. Son Kahramanmaraş merkezli depremde bile 850 bin bağımsız birim yıkıldı. Maddi hasar 104 milyar dolar. Biz bunları bilerek hareket edeceğiz. Kaçak yapıp belediyeyle kavga etmeyeceğiz. ‘Gözünü yum, bir kat daha at, ne var ki’ demeyeceğiz. Kendimiz için bunu demeyeceğiz. Ülkeye de çok büyük zararı oluyor. Bu ülkenin de böyle bir gerçekliği var. Bunu bilerek hareket ediyoruz.” diye konuştu.
Özhaseki, bu ülkede fitne odaklarının da bir türlü bitmediğini bildirdi. Bir taraftan ülkeyi bölmek için ırkçı bir mücadele, din tarafından FETÖ ve örgütlerin hiç bitmediğini anlatan Özhaseki, “Bunları destekleyen ülkeler aynı ülkeler. Başta okyanus ötesindeki ülke, Avrupa Birliğinde dost gibi görünen medeniyetimize karşı olan ülkelerin hepsi bunlara destek veriyor. Dost gibi gözüküyorlar ama hepsi destek veriyor. Suriye ve Irak topraklarında PKK’yı eğitenler kimler acaba. Onlar silah ve teknoloji desteği verenler kimler arkadaşlar, bunlar işte. Onlarla da büyük bir mücadeleyi sürdürmeye devam ediyoruz.” ifadesini kullandı.
“Şehir hastaneleri tüm vatandaşlarımızın emrinde”
Özhaseki, vatandaşların desteğiyle AK Parti’nin 22 yıldır iktidarda olduğuna işaret etti. Ülkenin, bu 22 yıllık dönemde akla gelen her alanda diğer tüm dönemlerde yapılan hizmetlerden birkaç kat hizmet yapıldığını vurgulayan Özhaseki, şunları kaydetti:
“Enerji, sağlık, ulaşım ve her alanda yüzlerce iş yapıldı. Şimdi saymaya başlasam saatlerce sürer. O kadar çok iş yapıldı. Bizler zamanında hastanelerde kuyruklarda beklemiş insanlarız. Saatlerce ilaç yazdırmak için beklediğimizi hatırlarım. Çok şükür şimdi öyle bir şey yok. Şehir hastaneleri tüm vatandaşlarımızın emrinde. Allah’a hamdolsun.”
“Karşıdaki ittifak tarumar oldu, birbirlerini satıyorlar”
Özhaseki, Cumhurbaşkanı seçimlerinde vatandaşların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çok büyük bir destek verdiğini söyledi. MHP ile çıkılan yerli ve milli Cumhur İttifakı ile zafere ulaştıklarını aktaran Özhaseki, şöyle devam etti:
“Karşıdaki ittifak tarumar oldu, birbirlerini satıyorlar. Haklarında denilenleri duyduğumuzda hayretler içerisinde kalıyoruz. Bu kadar muhalifin bir araya geldiği ortamdan bir medeniyetin doğmayacağını biliyorduk. Sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlığından bir araya gelmişlerdi. Yıkım ekibi gibi. Dünya görüşleri, sosyal olaylara bakış açıları ve askeri alandaki düşünceleri birbirlerine benzemiyordu. Çok şükür o günler geride kaldı. Şimdi yeni bir seçime gidiyoruz. Allah sonumuzu hayretsin. Geziyoruz, düşündüklerimizi söylüyoruz. İnşallah sonu da hayır olacak.”
]]>“SABAH UYANDIĞIMIZA 7 VE ÜZERİ DEPREM OLABİLİR”
Deprem uzmanı Prof. Dr. Naci Görür, 13,6 milyon sene önce Türkiye’nin levha hareketlerinin, bugünün hareketlerini yapacak şekilde oluştuğunu ve ülkedeki büyük fayların deprem ürettiğini söyledi. Türkiye’nin depremlerden kurtulamayacağını ve depremlerin sona ermeyeceğine dikkati çeken Prof. Dr. Görür, deprem dirençli yerleşim alanlarının oluşturulmasının önemini vurguladı. Prof. Dr. Görür, “Her depremde 80-90 bin insanı bir gecede toprağa veremeyiz. Bu bize yakışmıyor. Türkiye’de herhangi bir yerde, sabah uyandığımızda 7 ve üzeri deprem olabilir. Bu depremler de büyük afetlere neden oluyor. Can mal kaybımız fazla oluyor. Türkiye’de 5’in üzerinde depremler ölüme neden oluyor. Bizim bunu halletmemiz lazım. Bunu anlatmaya çalışıyoruz” diye konuştu. 6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından yakın zamanda Japonya’da 7.6 büyüklüğünde deprem olduğunu ve 132 kişinin tesadüfen öldüğünü anlatan Prof. Dr. Görür, benzer depremin Türkiye’de olması halinde on binlerce kişinin ölebileceğinden bahsetti.
“GÖKDELENLERİ DİKMEYE BAŞLAMIŞLAR”
Antalya’nın jeolojisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Görür, Antalya’nın genç çökeller üzerine kurulduğunu söyledi. Antalya’nın büyük kısmının zemininin iyi ya da mükemmel olmadığına dikkati çeken Prof. Dr. Görür, falez ve traverten gibi karasal nitelikli kireç taşlar ile alüvyon dolguların üzerinde kentin büyük bölümünün yer aldığını belirtti. Kentin doğusundaki zeminin alüvyon dolgusundan oluştuğunu aktaran Prof. Dr. Görür, “Antalyalılar rant hastalığına yakalanmış. Gökdelenleri dikmeye başlamışlar. Antalya’da ne kadar gökdelen yaparsanız, tehlikeyi büyütürsünüz. Özellikle büyük bina, gökdelen yapabilecek insanlardan uzak durun. O düşüncelerden de uzak durun. Deprem dirençli Antalya için özellikle alüvyon dolgu, zemin için son derece sakıncalı. Antalya’nın üzerinde oturduğu körfez dolgusu, problemli bir dolgu. Kireç taşları ve travertenler göreceli olarak alüvyonlardan daha iyi ama o da problemli. Depremde Antalya’nın doğusunda binalar ya ters döner ya da suyun içine batarlar” dedi.

“ANTALYA AKTİF FAYLARLA ÇEVRİLİ”
Antalya’yı tehdit eden fay sistemleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Görür, şunları söyledi; “Akşehir zonu, Isparta-Burdur zonu ile Göller Yöresi’nin bulunduğu yerler düşey atımlı fayların olduğu bölge. Antalya Körfez doğu, batı ve kuzeyden aktif faylarla çevrili. Antalya fay zonlarına 100 kilometreden uzakta değil, 50-60 kilometre uzakta. Bu fay kuşaklarında olacak depremler, Antalya’yı önemli etkiler. Doğrultu atımlı faylarda 100 kilometrelik çap içerisindeki yöreler depremden etkilenir. Antalya’nın güneyinde Akdeniz içerisinde Kıbrıs, Girit bölgesinde Helen yayı dediğimiz dalma batma zonu var. Üç büyük tektonik hat Antalya’yı tehdit etmekte. Güneyden dalma batma zonu büyük deprem üretebilir. Girit yakınlarında 8 büyüklüğünün üzerinde deprem üretmiş, her an 7’nin üzerinde deprem üretebilir. Bu tehlike denizden gelir. Antalya’yı tehdit eden fay söz konusu. Akşehir ve Fethiye Burdur zonu deprem ürettiği zaman Antalya ciddi şekilde etkilenebilir.”
“ANTALYA’NIN DOĞUSU DAHA ÇOK HASAR ALIR”
Yerel yönetimlere çağrıda bulunan Prof. Dr. Görür, Antalya’yı tehdit eden fayların incelenmesi, risk analizi ile risk azaltma çalışması yapılması gerektiğini ifade etti. Antalya’ya yapılacak altyapı çalışmaları ve yatırımların deprem dalgalarının kentin yapısına etkisinin belirlendikten sonra gerçekleştirilmesi gerektiğine değinen Prof. Dr. Görür, “Ciddi deprem olsa Antalya’nın doğusu daha çok hasar görür. Alüvyonun üzerinde olduğu için sıvılaşma da olur. O bölgeye gökdelenler dikiliyor. Batısında traverten veya kireç taşlarının üzerinde olan binalar yüksek olmamak kaydıyla biraz daha dirençli olabilirler. Alüvyonun bulunduğu yerlerde şansınız yok. Deprem anında alüvyonlar içlerinde su tuttuğu için çökellerdeki su basıncı yukarı iletiyor. Yukarı iletince evlerin direnci azalıyor. Bina suyun içerisinde gibi hareket etmeye başlıyor ya dönüyor ya da batıyor” diye konuştu.
5 MİLYON TON TNT PATLAMASINA BENZER ENERJİ
Depremin büyüklüğü ve şiddeti kavramları arasındaki farkı da anlatan Prof. Dr. Görür, Kahramanmaraş merkezli depremlerde 5 milyon ton TNT patlamasına benzer enerjinin açığa çıktığını söyledi. Yerel yönetimlerin kentleri depreme hazırlamaya yönelik çalışmaları hızlandırması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Görür, altyapı çalışmalarında betonarme boru kullanılmasını eleştirdi. Betonarme boruların kırılgan yapısından dolayı depremden etkilendiğini anlatan Prof. Dr. Görür, zeminin yapısına uygun, esnekliği yüksek malzemeler kullanılmasını önerdi. Prof. Dr. Görür, kentlerde deprem anında çıkacak molozların gömüleceği veya bertaraf edileceği alanların henüz belirlenmediğini söyledi. Prof. Dr. Görür, “Güneydoğu’da 100 milyon ton moloz sağa sola gömüldü, çevre berbat edildi. İstanbul’da 350 milyon ton moloz çıkabilir. İstanbul’da bunu nasıl bertaraf edecek, geri dönüşüme tabi tutacaksanız. Kimse bilmiyor. Deprem eli kulağında gelirse ne olacak. Aceleyle kamyonlara doldurup, Marmara’ya dökersiniz. Marmara zaten ölüyor, Marmara da sizi öldürür” dedi.
“GERÇEK BEKA MESELESİ DEPREM”
Prof. Dr. Görür, Türkiye’deki gerçek beka meselesinin deprem olduğunu, İstanbul’da büyük deprem meydana gelmesinin ekonomik anlamda ülkeyi zora sokacağını söyledi. Deprem riski nedeniyle Marmara Bölgesi ve İstanbul’un stratejik yapısından dolayı hükümete öneride bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Görür, “Marmara Bölgesi’ndeki sanayiyi Anadolu’ya taşıyın. Anadolu’ya altyapı yapın, sanayiyi teşvik edin. Deprem nedeniyle sanayi aynı anda tehdit altına girmez, İstanbul’un nüfusu azalır. Her şeyi Marmara Bölgesi’ne toplamışız. Stratejik olarak doğru değil” dedi.
Kahramanmaraş depremleri öncesi yıllarca o bölgede deprem beklendiğini anlatmaya çalıştığını kaydeden Prof. Dr. Görür, şunları söyledi; “Şimdi Tunceli, Pülümür, Bingöl yöresinin tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Erzincan ile Bingöl, Karlıova arasında Kuzey Anadolu Fayı’nın bir kısmı geçiyor. O fay, en son 1794 yılında kırılmış. 7.2 büyüklüğünde deprem üretmiş. Her 250 senede bir ortalama deprem üretiyor. Onun için oradan endişe ediyoruz. 6 Şubat depremleri Arap levhasını Doğu Anadolu’ya 7-10 metre kaydırdı, sıkıştırdı. Kahramanmaraş’tan Hakkari’ye kadar olan kentlerde deprem riski fazlalaştı. Arap levhasının kuzeye ittirmesinden dolayı. Doğu Anadolu fayı, Kahramanmaraş’ın kuzeyi, Elbistan kuzeyinden Adana havzasında saçaklanıyor. 6 Şubat depremleri Adana’ya giren faylara stres yüklemiş olabilir. O bölgelerin dikkatli olması lazım.”
]]>Prof. Dr. Tolga Bekler: Bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu
Prof. Dr. Süha Özden: Bu bölgede haritalarda yer alan bir fay hattı yoktur
Prof. Dr. Süha Özden: Bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum
ÇANAKKALE – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, dün Biga’da yaşanan 4.6 büyüklüğündeki depremi değerlendirdi. ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, “Bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil” dedi. Prof. Dr. Süha Özden ise, “Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz. Önümüzdeki birkaç zaman içerisinde bu bölgedeki aktivitenin nasıl devam ettiğini izleyeceğiz. Başta da söylediğim gibi bir münferit deprem olarak gözüküyor” diye konuştu.
Çanakkale’nin Biga ilçesinde 4 Şubat’tan bu yana 150’ye yakın küçük depremler meydana geldi. Bölge de yaşanan deprem hareketliliği devam ederken, dün Biga’da 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ÇOMÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, Biga’da yaşanan deprem sonrası bölgedeki son durumu değerlendirdi.
ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, “4.6 büyüklüğündeki bu deprem Biga Yarımadası’nın oldukça aktif sismotektoniği oldukça yoğun bir bölgesinde. Daha önce tarihsel dönemde büyük bir depremin oluşmadığı bir yerde ki, mikro depremlerin kümelendiği bir yerde oldu. Yaklaşık 4 Şubat gününden 4.6 büyüklüğündeki depreme kadar büyüklüğü 0.8 ile 3.1 arasında değişen çok sayıda depremleri biz gözlemliyorduk. Bu alanda ciddi bir gerilmenin olduğu şüphesi bizde vardı. Bu da yeni bir fayın üretebileceği ya da yeni bir faylanmanın başladığıyla alakalı çalışmalara ışık tutacak nitelikte. 4.6 büyüklüğü özellikle de biz yer bilimciler için orta büyüklükte bir deprem hatta daha da küçük bir deprem. Dolayısıyla yapısal hasar verecek niteliklere sahip değil. Bunun dışında bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla oldukça küçük dar bir alanda meydana gelen deprem kümelenmesinin sonucu olarak deformasyona uğramış bir alanı kapsayan bir depremle karşı karşıyayız” dedi.
ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden ise, “Dün saat 16.09’da Biga’nın batısında yaklaşık Dişbudak köyünün hemen güneyine tekabül eden bir noktada 4. 6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu bölgede yaklaşık bir aylık bir süre de 150’yi aşkın 2.0 ile 3.0 arasında değişen büyüklüklerde depremleri yaşıyoruz. Çok dağınık bir alanda bu deprem dağılımları. Dünkü olan deprem de bu dağınıklığın hemen hemen ortasında bir noktaya denk geliyor. Şimdi bu bölge de Türkiye’nin fay haritasından da hepimizin bildiği üzere bir aktif fay yoktur. Hemen güneyinde Çan, Biga fay hattı, kuzeyinde ise Karabiga fay hattı var. Bu bölgede haritalarda yer alan bir fay hattı yoktur. Bu tür depremler özellikle şunu belirtmek isterim ki, ülkemiz coğrafyası içerisinde deprem kuşağı içerisinde yaşıyoruz. 5 büyüklüğüne kadar hemen her yerde deprem olabilir. Dolayısıyla bunu geçmişte de hep birlikte yaşadık. Konya’da yaşadık, başka alanlarda yaşadık. Yani aktif tektonik ile ilişkili olmayan alanlarda da bu büyüklüğe yakın depremlerin olduğunu biliyoruz. Bugünden bakınca geçmiş bir aylık süre içerisinde öncü depremlerin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla dünkü deprem bir ana şok niteliğindeydi. ve devamında da 3.8 ve 3.6 büyüklüğünde artçı depremleri yaşadık. Onun dışında da çok yoğun bir ‘after şok’ dağılımı yoktur. Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz. Önümüzdeki birkaç zaman içerisinde bu bölgedeki aktivitenin nasıl devam ettiğini izleyeceğiz. Başta da söylediğim gibi bir münferit deprem olarak gözüküyor. Deprem hepimizi etkiliyor dün ben de yaşadım aynı depremi 15 saniye sürdü. Uzun sürdü. Bir sarsıntı olduğu zaman hepimiz bu anlamda korkuyoruz ama söylediğim gibi bir yaşadığımız coğrafya bu anlamda kolay bir coğrafya değil, aktif faylar var. Dolayısıyla bu aktif fayların arasında kalan bir alan. Bu tür sarsıntılar her zaman her yerde olabilir. Bu anlamda tabi sakin kalmayı başarmak lazım. Bu depremler eninde sonunda sona erecektir” diye konuştu.
]]>Çanakkale’nin Biga ilçesinde 4 Şubat’tan bu yana 150’ye yakın küçük depremler meydana geldi. Bölgede yaşanan deprem hareketliliği devam ederken, dün Biga’da 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ÇOMÜ Mühendislik Fakültesi Dekanı ve ÇOMÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, Biga’da yaşanan deprem sonrası bölgedeki son durumu değerlendirdi.
Prof. Dr. Tolga Bekler, “4.6 büyüklüğündeki bu deprem Biga Yarımadası’nın oldukça aktif sismotektoniği oldukça yoğun bir bölgesinde. Daha önce tarihsel dönemde büyük bir depremin oluşmadığı bir yerde, mikro depremlerin kümelendiği bir yerde oldu. Yaklaşık 4 Şubat gününden 4.6 büyüklüğündeki depreme kadar büyüklüğü 0.8 ile 3.1 arasında değişen çok sayıda depremleri biz gözlemliyorduk. Bu alanda ciddi bir gerilmenin olduğu şüphesi bizde vardı. Bu da yeni bir fayın üretebileceği ya da yeni bir faylanmanın başladığıyla alakalı çalışmalara ışık tutacak nitelikte. 4.6 büyüklüğü özellikle de biz yer bilimciler için orta büyüklükte bir deprem hatta daha da küçük bir deprem. Dolayısıyla yapısal hasar verecek niteliklere sahip değil. Bunun dışında bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla oldukça küçük dar bir alanda meydana gelen deprem kümelenmesinin sonucu olarak deformasyona uğramış bir alanı kapsayan bir depremle karşı karşıyayız” dedi.
Prof. Dr. Süha Özden ise, “Dün saat 16.09’da Biga’nın batısında yaklaşık Dişbudak köyünün hemen güneyine tekabül eden bir noktada 4.6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu bölgede yaklaşık bir aylık bir sürede 150’yi aşkın 2.0 ile 3.0 arasında değişen büyüklüklerde depremleri yaşıyoruz. Çok dağınık bir alanda bu deprem dağılımları. Dünkü olan deprem de bu dağınıklığın hemen hemen ortasında bir noktaya denk geliyor. Şimdi bu bölgede Türkiye’nin fay haritasından da hepimizin bildiği üzere bir aktif fay yoktur. Hemen güneyinde Çan, Biga fay hattı, kuzeyinde ise Karabiga fay hattı var. Bu bölgede haritalarda yer alan bir fay hattı yoktur. Bu tür depremler özellikle şunu belirtmek isterim ki, ülkemiz coğrafyası içerisinde deprem kuşağı içerisinde yaşıyoruz. 5 büyüklüğüne kadar hemen her yerde deprem olabilir. Dolayısıyla bunu geçmişte de hep birlikte yaşadık. Konya’da yaşadık, başka alanlarda yaşadık. Yani aktif tektonik ile ilişkili olmayan alanlarda da bu büyüklüğe yakın depremlerin olduğunu biliyoruz. Bugünden bakınca geçmiş bir aylık süre içerisinde öncü depremlerin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla dünkü deprem bir ana şok niteliğindeydi. ve devamında da 3.8 ve 3.6 büyüklüğünde artçı depremleri yaşadık. Onun dışında da çok yoğun bir ‘after şok’ dağılımı yoktur. Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz. Önümüzdeki birkaç zaman içerisinde bu bölgedeki aktivitenin nasıl devam ettiğini izleyeceğiz. Başta da söylediğim gibi bir münferit deprem olarak gözüküyor. Deprem hepimizi etkiliyor dün ben de yaşadım aynı depremi 15 saniye sürdü. Uzun sürdü. Bir sarsıntı olduğu zaman hepimiz bu anlamda korkuyoruz ama söylediğim gibi bir yaşadığımız coğrafya bu anlamda kolay bir coğrafya değil, aktif faylar var. Dolayısıyla bu aktif fayların arasında kalan bir alan. Bu tür sarsıntılar her zaman her yerde olabilir. Bu anlamda tabi sakin kalmayı başarmak lazım. Bu depremler eninde sonunda sona erecektir” diye konuştu. – ÇANAKKALE
]]>Dicle Üniversitesi (DÜ) Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümü Genel Jeoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Kavak, AA muhabirine, deprem gerçeğinin çok iyi bilinmesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu söyledi.
Gelecek süreçte de özellikle fay hatlarının sıkışması sonucu oluşacak kırılmaların sonunda da depremlerin meydana geleceğini ifade eden Kavak, Doğu Anadolu Fay Hattı başta olmak üzere özellikle Bingöl ve çevresinin enerjinin biriktiği alanlar arasında bulunduğunu aktardı.
“Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor”
Kavak, “Önümüzdeki süreçte Hakkari’de depremler gerçekleşecektir. Kahramanmaraş ve Malatya’dan Bingöl’e doğru bir enerji transferi gerçekleşti. Bingöl’de de 6’nın üzerinde bir deprem bekleniyor.” dedi.
Depremin ne zaman ve ne şekilde olacağının tespit edilemeyeceğini ancak sıkışmalar olduğunu ve enerji transferi gerçekleştiğinin belirlendiğini dile getiren Kavak, burada da depremin gerçekleştiği yerden çok yansımalarının önem kazandığına işaret etti.
Kavak, depreme dayanıklı yapılar ve uygun teknikte yerleşim yerlerinin yapılması gerektiğine dikkati çekerek, bu sayede yaşanacak depremlerin etkisinin de daha hafif hissedileceğini belirtti.
Doğu ve Güneydoğu’nun sürekli depremlere maruz kalınan bir alan olduğunu ifade eden Kavak, “Afetler insanı öldürmez, insanları öldüren kötü yapılan binalardır. Eğer önlemimizi alırsak, binaları uygun teknikte yaparsak, yapıların etkilenmesi minimuma düşecek, 8 veya 9 büyüklüğündeki depreme maruz kalındığı takdirde bile etkileşim minimum düzeyde olacaktır. Her dakika, her saniye depreme hazır olmamız lazım.” diye konuştu.
“Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası”
Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Aksoy da merkezi Sivrice ilçesi olan 24 Ocak 2020’de meydana gelen 6,8 büyüklüğündeki depremin, Doğu Anadolu Fay Zonu’nda esas aktivitenin başladığının ilk belirtisi olduğunu ifade etti.
Sonrasında 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin yaşandığına işaret eden Aksoy, bu depremlerden sonra başlayan artçıların sayısının 40 bine ulaştığını aktardı.
Kuzey Anadolu Fay Zonu ve Doğu Anadolu Fay Zonu’nun Bingöl’ün Karlıova ilçesi yakınlarında birleştiğini vurgulayan Aksoy, Gürün, Darende, Malatya’nın Pütürge ilçesi çevresinde, Yeşilyurt bölgesinde ikinci olarak da Kahramanmaraş Göksun’dan Adana’ya doğru inen Doğu Anadolu Fay Zonu’nda, 6 Şubat 2023’teki depremlere bağlı olarak çok sayıda artçı deprem yaşandığını dile getirdi.
Aksoy, bu fay zonunun güney kolunun devamında Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman Çelikhan civarlarında ve Malatya ile Adıyaman’ın Sincik ilçesi arasında meydana gelen artçı sarsıntıların da bir süre daha kendini hissettireceğini söyledi.
Doğu Anadolu Fay Zonu’ndaki Elazığ’ın kuzey doğusu olan Palu’dan sonra Bingöl’e kadar olan bölümde kırılmayan bir bölüm olduğunu, bunun da risk taşıdığını öngördüklerini dile getiren Aksoy, şunları kaydetti:
“Faylar üzerlerinde yeterli enerji birikip kırıldıkları zaman deprem üretiyorlar. Bunlara fayların deprem tekrarlanma aralığı deniyor ama üzerinde çalışma yapılmayan faylarda bu deprem tekrarlanma aralığını bilemiyoruz. Kaç yılda bir deprem üretir, hangi büyüklükte deprem üretir, bunun hakkında fikir yürütmek mümkün olmuyor.”
Aksoy, Bingöl Karlıova’da hem Kuzey Anadolu Fay Zonu hem de Doğu Anadolu Fay Zonu’ndan kaynaklanan deprem riskinin daha fazla olduğunu belirterek, şöyle dedi:
” İki fay zonu arasında kalınması Tunceli ve Bingöl’ü daha riskli hale getiriyor. Dolayısıyla iki fay zonundan kaynaklanan risklerin bir süre daha devam edeceğini öngörebiliriz. Doğu Anadolu Fay Zonu’nda en riskli bölüm Gökdere ile Bingöl arası. Çünkü uzun zamandan beri deprem üretmemiş, bu da bize yakın gelecekte deprem üretme potansiyelinin varlığını gösteriyor. Bölge için risk oluşturan bir diğer fay segmenti Yedisu. Kuzey Anadolu Fay Zonu, 1939’da Erzincan depreminde Erzincan’dan başlayıp batıya doğru kırıldı. 1992’de meydana gelen depremde de Erzincan’dan Yedisu’ya kadar olan bölüm kırıldı. Dolayısıyla Yedisu segmenti diye adlandırılan bölüm üzerinde uzun zamandır ki; o bölge için 230 yıl kadar bir deprem tekrarlanma aralığı belirlenmişti, bu aşıldığından dolayı bu fay segmentinin de risk taşıdığını söyleyebiliriz.”
]]>Özer, AA muhabirine, deprem ülkesi Türkiye’de Maden Teknik ve Genel Müdürlüğünce aktif olduğu haritalanmış, raporlanmış 500’ün üzerinde diri fay olduğunu belirterek, her bir diri fayın deprem üretme potansiyeline sahip olduğunu söyledi.
Özellikle afete dirençli kentler tasarlanması gerektiğini ifade eden Özer, “Düşük ya da orta büyüklükteki depremde dahi hasarların olduğunu biliyoruz. Örneğin 2004’te Erzurum Aşkale’de 5,4 büyüklüğündeki depremde can ve mal kaybı meydana geldi, bu aslında afete dirençli kentlerin önemini gösteriyor.” dedi.
Özer, aktif fayların deprem üretme potansiyeline sahip olduğunu belirterek, şöyle dedi:
“Bingöl Karlıova’dan başlayıp Saroz Körfezi’ne kadar devam eden yaklaşık 1500 kilometre uzunluğunda Kuzey Anadolu Fayı’mız var, yine Karlıova’dan başlayıp Hatay’a kadar uzanan yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda Doğu Anadolu Fayı var. Bu iki fay Bingöl Karlıova’da buluşuyor. Ege Bölgesi’nde de açılma rejimine bağlı irili ufaklı birçok fay var. Ülkenin neresinde, hangi bölgesinde yaşarsak yaşayalım, depremle karşılaşmamız muhtemel. Bu sebeple yeni yerleşime açılacak alanlarda deprem riskini azaltmak için zemin parametrelerine önem verilmeli ve ilgili zemine uygun yapılar inşa edilmeli. 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde deprem zemin yapı ilişkisinin çok önemli olduğunu gördük. Yapınız sağlam, zemin kötüyse ya da tam tersi ise yine binanızın hasar alması, can ve mal kaybı yaşanması muhtemel. Dolayısıyla depreme karşı zemin-yapı ilişkisinin kurgulandığı yapılar tasarlamalıyız.”
Deprem Araştırma Merkezi Müdürlüğü olarak Kahramanmaraş’taki depremlerden sonra farklı kurumlarla Malatya’da çalıştıklarını anlatan Özer, kentteki depremden önce bölgede sismik boşlukların bilindiğini dile getirdi.
“7,7’lik deprem, yaşanabilecek en büyük depremlerden birisiydi”
Özer, geçmişte yıkıcı bir deprem olmasına rağmen uzun süredir deprem üretmeyen alanın “sismik boşluk” olarak değerlendirildiğini ifade ederek, şöyle devam etti:
“Kahramanmaraş’taki depremlerin olduğu alan sismik boşluk içindeydi ama 7,7’lik deprem, yaşanabilecek en büyük depremlerden birisiydi. Dünyada farklı bölgelerde daha büyük magnitüdlü depremler gözleniyor ama onların tektonik koşulları daha farklı. Ülkemizde en büyük deprem 1939 yılında meydana gelen 7,9 Erzincan depremiydi. Kahramanmaraş merkezli 7,7 deprem ülkemizdeki ikinci büyük deprem oldu. Bu depremden yaklaşık 9 saat sonra meydana gelen 7,6’lık depremde Çardak Fayı üzerinde oldu. Bu kadar büyük depremden sonra yeni bir yıkıcı deprem gelmesi beklenen bir durum değildi.”
Depremlerin belirli periyotlarda kendini tekrarladığını ve bunların istatistiki olarak hesaplandığını dile getiren Özer, “Biz nerede yaşarsak yaşayalım, depremle karılaşma olasılığımız yüksek, buna dikkat ederek özenle yapılaşmalıyız. Literatürde yayınlanan çalışmalar, Bingöl Karlıova ile Erzincan arasındaki Yedisu Fay Hattı’nda sismik boşluk olduğunu gösteriyor. Bu fay zonu Erzurum’a da yaklaşık kuş uçuşuyla 100 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Burada tarihte bezer büyüklükte bir deprem olmuş ve yine olması muhtemel.” ifadelerini kullandı.
]]>İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında 2021 yılında çalışma yapan Adıyaman Üniversitesi Öğretim Üyesi Jeoloji Mühendisi Uzaktan Algılama Coğrafi Bilgi Sistemleri Merkez Müdürü Doç. Dr. Senem Tekin, 6 Şubat Depremi sonrasında oluşan yeni faylar ve deprem ihtimalleri ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
Yer hareketleri üzerinde önemli çalışmalar yapan Doç. Dr. Senem Tekin, bazı bilim adamlarının Doğu Anadolu Fay Hattı’ndaki bir kısım enerjinin Bitli-Zagros Fay Segmenti’ne yük bindirdiği ve depremi öne çektiği yönündeki açıklamalarının aksine, bu enerjinin Malatya Fayı’ndaki Akçadağ, Arguvan ve Kemaliye Segmenti’ne bindirdiğini savundu.
Tekin, 6 Şubat depremlerinin şiddet dağılımının yüksekliği, 2021’de hazırlanan raporda öngörülerin 6 Şubat’ta gerçekleşmesi, Malatya Fay Zonu ve Adıyaman’da 7 ve üzerindeki deprem beklentisiyle ilgili açıklamalarda bulundu.
“6 Şubat depremi 10 şiddetine çıktı”
Senem Tekin, 6 Şubat depremlerinin şiddetlerinin yüksekliğine işaret ederek, “6 Şubat depremlerinin şiddet dağılımına baktığımızda, 7,7 büyüklüğünde gerçekleşen deprem Adıyaman genelinde Richter ölçeğine göre 10 ölçeğine kadar şiddet dağılımına kadar çıkıyor. 7,6 büyüklüğündeki depremde de 9 şiddetine kadar çıkıyor. Bu kadar bekliyor muyduk. Hayır bu kadar beklemiyorduk. Tabii ki de bu kadar yıkım olması normal değil, bunun farklı etkenleri de var” dedi.
“2021 yılındaki İRAP raporunda 6,5 büyüklüğündeki depremde bin 500 binanın yıkılacağını öngördük”
Doç. Dr. Tekin, İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında 2021 yılında yapılan çalışmaların raporlarına yansıyan öngörülerin yaşandığını vurgulayarak, “İRAP kapsamında biz özellikle Pazarcık-Çelikhan arasında 6,5 büyüklüğünde bir deprem meydana gelirse bunun sonucunda Adıyaman genelinde tehlike haritalarımızı oluşturmuştuk. Onun dışında da bina risk envanterlerini çıkartmak adına bu analizleri gerçekleştirdik. 6,5 ve üzerinde bir deprem meydana gelirse Adıyaman merkezde bin 500 binanın ya yıkılacağını ya da ağır hasarlı olabileceğini belirlemiştik. Maalesef 6 Şubat depremlerinde öngördüğümüz sonuçların hepsini yaşadık” ifadelerini kullandı.
“Serinyol Segmenti ilk kez haritalandı”
6 Şubat depremlerinin ardından yeni fayların ortaya çıktığına işaret eden Tekin, “6 Şubat depremi sonrasında yüzey kırıklarına baktığımız zaman Maden Tetkik ve Arama (MTA) tarafından, Doğu Anadolu Fay Zonu’na baktığımız zaman Serinyol Segmenti ilk kez haritalandı. Aktif fay hatlarını arazi gözlemleriyle, hava fotoğraflarıyla haritalıyoruz. Ama her gelişen deprem çalışmalarında Paleosismoloji projelerinde diri fay hatları çalışılan bölgelerde güncelleniyor. Şu anda diri fay haritası 2013 yılında basılmış haliyle değil daha fazla fay hattı ülke genelinde çizilmiş durumda ve güncellenmeye devam ediyor” şeklinde konuştu.
“Adıyaman’da 7 ve üzerinde deprem beklemiyoruz”
Geçtiğimiz günlerde Bitlis-Zağros Segmenti nedeniyle Adıyaman’da 7 ve üzeri deprem olma ihtimallerinin yüksek olduğu belirten Prof. Dr. Naci Görür’ün açıklamalarından farklı bir açıklamada bulunan Doç. Dr. Senem Tekin, “Ülkemizin 534 adet 6 ve üzerinde deprem üretme potansiyeli olan fay hattımız var. Afetlere karşı kesinlikle hazırlıklı olmamız bunlarla ilgili planlamalar yapmamız, doğru yerleşimlere gitmemiz gerekiyor. Adıyaman merkezinden geçen bir fay hattımız yok. Fakat kuzey kesimlerinden geçen çok sayıda fay hattı var. Tabii bunların da tek tek baktığımızda 6 büyüklüğünde deprem üretme potansiyelleri var. Tekrarlanma periyodunu dolduran faylarımız var. Yine aletsel ve geçmiş kayıtlarımıza baktığımız zaman bu bölgede 500 yılda hatta 600 yıla yakın periyotlarda bu bölgede bu denli yıkıcı depremlerin olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla 7 ve üzeri bir depremin Adıyaman merkezine yakın bir alanda yaşanacağını ön görmüyoruz. 6 Şubat Depremi’nin enerjisinin Malatya tarafına kaymış gibi olduğu gözüküyor. Ölü Deniz’in güney kesimlerine kaymış gibi. Artık hangi bölgede olacağını bilmiyoruz fakat olma durumu tabii ki de vardır. Bu bölgede 5,5-6 dolaylarında depremler yaşayabiliriz. Depremle yaşamaya alışmamız gerekiyor.
Bizim çalışmalarımıza göre, Malatya tarafına daha ağırlık veriyoruz. Son 1,5 aydan beri Malatya’da 5,5 civarında depremler yaşıyoruz. Akçadağ, Arguvan ve Kemaliye segmentlerinden oluşan bir fay burası. Akçadağ Segmenti Adıyaman merkeze daha yakın olduğu için bu bölgedeki gelişebilecek farklı deprem büyüklüklerine, senaryolara göre tehlike haritalarımızı oluşturuyoruz” ifadeleriyle görüşlerini savundu. – ADIYAMAN
]]>Geçen yıl 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra bölgede çalışmalar yapan Özkaymak, AA muhabirine, yaklaşık bir yıllık süre zarfında bölgede 44 binin üzerinde artçı yaşandığını, azalarak da olsa bunların 3-4 yıl devam edeceğinin öngörüldüğünü söyledi.
Bölgede yaptıkları çalışmalarda, depremler nedeniyle 450 kilometreye yakın bir yüzey kırığının oluştuğunu gözlemlediklerini aktaran Özkaymak, şöyle konuştu:
“6 Şubat’taki depremler bize, bilimsel anlamda beklemediğimiz durumları da öğretti. Aynı anda birden fazla fay segmentinin kırıldığını gördük. İlk depremde 4, ikinci depremde 2 fay segmenti kırıldı. Bu segmentlerin aynı anda kırılması da bizim beklediğimiz büyüklüğü de artırdı. Bizim Kahramanmaraş’ta beklediğimiz deprem 7,2-7,3 büyüklüğündeydi, 7,7 ile 7,6 değil. Yine, aynı gün 9 saat arayla iki büyük deprem, bölgedeki yıkımı oldukça artırdı.”
-“Kırılmamış olan segmentlerin bu anlamda araştırılması çok önemli”
Gelecek yıllarda kırılmanın meydana geldiği alanlarda yeni bir kırılma beklemediklerine işaret eden Özkaymak, şunları kaydetti:
“Kırılmamış olan segmentlerin bu anlamda araştırılması çok önemli. Bu yıl ‘Türkiye Diri Faylarının Paleosismoloji Projesi’ kapsamında Antakya Fayı ile Ölüdeniz Fayı üzerindeki Yesemek, Narlı ile Sakçagöz segmentlerinde araştırmalar yapacağız. Çünkü, bu faylar hakkında günümüzde yeterince veri yok. Bu araştırmaların sonucunda, bu fayların deprem üretme potansiyeline yönelik yeni veriler üreteceğiz. Projede, Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir ile Araştırma Görevlisi Dr. Mustafa Softa ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Karabacak ile çalışacağız.”
“Bilinmeyen fay üzerindeki konuları ortaya çıkarmaya çalışacağız”
Özkaymak, sismolojik ve deprem davranışları açısından Hatay ve güney bölgesindeki fayları çok iyi tanımadıklarını dile getirdi.
Ölüdeniz Fayı’nın kuzey kolları üzerinde 1800’lü yıllarda yıkıcı deprem kayıtlarının olduğuna dikkat çeken Özkaymak, şöyle devam etti:
“O depremlerin hangi faylar üzerinde meydana geldiği, şu ana kadar bilinmiyor. Dolayısıyla Antakya’nın güney tarafına yoğunlaşarak bu bilinmeyen fay üzerindeki konuları ortaya çıkarmaya çalışacağız. Çünkü, Antakya’nın güneyinde ve doğusunda gelecek yıllarda 7,3-7,4 ve hatta faylar birlikte kırıldıklarında 7,6-7,7’ye varan büyüklükte deprem üretme potansiyeli olan büyük faylar var. Ölüdeniz Fay Zonu, Doğu Anadolu Fay Zonu’yla Antakya bölgesinde birleşme eğilimi gösteriyor. Güneye doğru da Kızıldeniz ve İsrail’e doğru devam eden çok büyük bir kırık. Bu kırık, Arap ile Afrika plakasının arasındaki tektonik sınırı da oluşturuyor. Antakya Fayı ise güneybatıya doğru devam ederek Kıbrıs Adası güneyinden geçen ve Afrika okyanusal litosferinin Anadolu plakası altına daldığı Kıbrıs yayına bağlanmaktadır.”
Özkaymak, Kıbrıs Adası ve doğusundaki bu alanda da özellikle deniz altında yıkıcı deprem ve tsunami oluşturma potansiyeline sahip kırıkların olduğunu sözlerine ekledi.
]]>ZONGULDAK Bülent Ecevit Üniversitesi’nden (ZBEÜ) Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu ile ekibi, coğrafi bilgi sistemi destekli deprem tehlike yazılımı geliştirdi. Yapay zeka desteği ile fay hatlarındaki gerilimi gözlemlediklerini belirten Prof. Dr. Kutoğlu, Doğu Anadolu’da 1, Marmara Bölgesi’nde 3 fayın 7 büyüklüğünde ve üzeri deprem üretebilecek gerginlikte olduğunu belirterek, “İstanbul anlamında sadece kuzey koldan değil; Sakarya’dan güneye dalan Geyve- Pamukova hattında devam eden yine Gemlik’ten Mudanya önlerinden devam eden Bandırma- Erdek hattına da son derece dikkat edilmesi gerekiyor” dedi.
ZBEÜ Rektör Yardımcısı ve Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurucusu Geomatik Mühendisliği’nden Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu, ekip arkadaşları Doç. Dr. Çağlar Bayık ve Doç. Dr. Gökhan Gürbüz ile araştırmacı Fatemeh Ghsampour ile coğrafi bilgi sistemi destekli deprem tehlike yazılımı geliştirdi. Yazılımda, bölgelerdeki tarihsel depremler ile yıllık yeryüzü hareket verileri, coğrafi bilgi sistemi destekli programa aktarılarak, fay hatlarının ‘mavi’, ‘yeşil’ ve ‘kırmızı’ tonlarına göre değerlendirilen ‘fay gerginlikleri’ belirlendi.
‘MARMARA BÖLGESİ’NDEKİ FAYLAR ÇOK DAHA GERGİN’
Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın analizini tamamladıklarını, diğer fay hatları için de çalışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Kutoğlu, geliştirdikleri yapay zeka destekli dijital model ile gergin fayları tespit edebildiklerini söyledi. 1’i Doğu Anadolu’da, 3’ü Marmara’da olan 4 faya dikkat çeken Prof. Dr. Kutoğlu, ” Erzincan’ın 40-50 kilometre doğusunda kalan Yedisu Fayı zaten biliniyordu. En doğuda, en gergin fay olarak burası gözüküyor. Marmara Denizi’ne kadar, Yedisu Fayı’ndan daha gergin bir fay görmüyoruz. Ancak Marmara Bölgesi’nde çok daha gergin faylar olduğunu görüyoruz. 1999’da İzmit Düzce’de deprem meydana gelen hattın çok soğuk olduğunu görüyoruz. Koyu lacivert görüyoruz. Çünkü 24 senelik yer hareketi sebebiyle enerji biriktiriyor, o yüzden burası soğuk. Gerginliğin artması için çok daha uzun yıllara ihtiyaç var. Ama onun altında Sakarya’dan Pamukova- Geyve’ye doğru dönen bir hat var. Onun kırmızı renkte olduğunu görüyoruz. Burada en son depremin 1000’li yıllardan önce olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla yıllık yer hareketlerini buraya uyguladığımızda fayın oldukça gergin durumda olduğu tabloda ortaya çıkıyor” dedi.
‘BANDIRMA VE ERDEK’TEKİ KOLLAR, HEPSİNDEN DAHA GERGİN’
Doğudan Marmara’ya kadar gergin hat gözlemlemediklerini belirten Prof. Dr. Kutoğlu, “99 depreminden sonra kuzey kollardaki fayların üzerinde duruluyor. Çınarcık segmentinin gerginlik seviyesinin artmış olduğunu, hemen batısında da Marmaraereğlisi, Silivri önlerindeki hattın ondan daha da gergin olduğunu, turuncu renkte olduğunu görüyoruz. Bu orta kol üzerinde, Çınarcık’tan Tekirdağ’a olan kısımda Marmaraereğlisi ve Silivri önlerindeki kısmın daha gergin olduğu, yer hareketlerine göre ortaya çıkıyor. Ama buralar, her ne kadar gergin olsa da güneyde özellikle Gemlik Körfezi’nden denize dalan ve Mudanya önlerinden devam eden hattın kuzeydeki koldan daha da gergin olduğunu ama biraz daha batıya geçtiğimizde Bandırma ve Erdek’teki kolların ise hepsinden daha da gergin olduğunu görüyoruz” diye konuştu.
İSTANBUL İÇİN KRİTİK 2 HAT
İstanbul ile ilgili güneydeki hatlara da dikkati çeken Prof. Dr. Kutoğlu, “Çalışmamızdan hareketle baktığımızda İstanbul anlamında sadece kuzey koldan değil; Sakarya’dan güneye dalan Geyve-Pamukova hattında devam eden yine Gemlik’ten Mudanya önlerinden devam eden Bandırma- Erdek hattına da son derece dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü bizim yaptığımız çalışmaya göre, tarihsel depremlerden yola çıkarak ve yıllık hareket hızlarına bakarak elde ettiğimiz gerginlik değerlerine göre, bu hatlar diğerlerinden çok daha gergin durumda gözüküyor” dedi.
‘7’NİN ÜZERİNDE BÜYÜK DEPREM ÜRETMİŞLER’
?Fay uzunluğu 30 kilometre üzerine çıktığında, deprem büyüklüğünün de 7 ve üzeri deprem üretme potansiyelinin arttığını anlatan Prof. Dr. Kutoğlu, “Bölgede de bu potansiyel var. Geçmişteki depremlere baktığımız zaman da bu faylar zaten tarihin değişik zamanlarında 7’nin üzerinde büyük depremler üretmişler. Mesela Mudanya önündeki Gemlik’teki fayın tarihsel dönemine baktığımız zaman 6.6 büyüklüğünde bir deprem üretmiş. Bandırma tarafında 7.2 gibi bu civarda depremler var. En gergin Bandırma ve Erdek tarafı, 2’nci sırada Sakarya, 3’üncü sırada Gemlik tarafı, 4’üncü sırada Marmara Denizi bölgesini koyabiliriz” diye konuştu.
]]>