Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü TRT World Sunucusu Jaffar Hasnain’in üstlendiği “Göç Sınamalarına Karşı Sürdürülebilir Politikalar” paneli düzenlendi.
Panele, Uluslararası Göç Politikaları Geliştirme Merkezi Genel Direktörü Michael Spindelegger, Akdeniz için Birlik (AiB) Genel Sekreteri Nasser Kamel, Kolombiya Dışişleri Bakan Yardımcısı Francisco Jose Coy Granados, Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Mültecilerden Sorumlu Yüksek Komiser Yardımcısı Raouf Mazou ve Uluslararası Göç Teşkilatı (ICPMD) Yönetim ve Reformdan Sorumlu Geçici Genel Direktör Yardımcısı Irena Vojackova-Sollorano katıldı.
Spindelegger, dünya nüfusunun yüzde 3,6’sının göç halinde olduğunu ve bunun artmakta olduğunu, yerinden edilenlerin ve mültecilerin sayısının yükseldiğini vurguladı.
Filistin, Suriye, Sudan ve Ukrayna gibi yerlerdeki çatışmalara işaret eden Spindelegger, bunların daima mülteci krizlerini tetiklediğini söyledi.
Spindelegger, siyasi partilerin göçle ilgili farklı yaklaşımlarının ortaya çıktığını belirterek, Avrupa’da göçle ilgili katı kurallar içinde ilerleyen tartışmalar olduğunu dile getirdi.
Çalışan göçmenlerin daha kolay entegre olduğunu vurgulayan Spindelegger, göçmenlerin gittikleri ülkeye ekonomik olarak katkıda bulunduğunun altını çizdi.
“Göç sorunu artacak”
Kamel, Akdeniz’in göç konusunda en sıcak noktalardan biri olduğuna vurgu yaparak, Suriye, Yemen ve Filistin’deki çatışmaların, göçün sebepleri arasında yer aldığına işaret etti.
İklim değişikliğinin de Akdeniz’deki göç trafiğini tetiklediğine dikkati çeken Kamel, “Akdeniz çevresinde yaşayan 250 milyon kişi, BM’nin belirlemiş olduğu su ihtiyacı standartlarının altında suya erişime sahip.” dedi.
Kamel, göç sorununun 20 yıl boyunca artacağını belirterek, bunu önlemenin tek yolunun yeni politikalar belirlemek olduğunu vurguladı.
Özellikle Avrupa’da siyasi kampanyalarda göçmen karşıtı söylemlerle karşılaşıldığına dikkati çeken Kamel, “Bu bağlamda göçmenlerin getirebileceği faydaları göz ardı etmiş oluyorlar.” ifadesini kullandı.
Kamel, rüzgar ve güneş enerjisi gibi fırsatların istihdam sağlayabileceğine işaret ederek, bunun güneyden göçmen akışını azaltabileceğini belirtti.
Dünyada artan yabancı düşmanlığıyla ilgili konuşan Kamel, “Göç, artık bir enstrümana dönüştürülmüş ve çeşitli siyasi organların siyasetinin bir parçası haline gelmiştir. Bununla beraber, İslam karşıtlığı ve diğer tür ayrımcılık örnekleri artmaktadır.” diye konuştu.
“Göç sorunun çözümünde beraber hareket edilmeli”
Granados, Latin Amerika’da, güneyden kuzeye doğru çok büyük göç yaşandığına işaret ederek, 2018’den beri komşu ülkelerden milyonlarca kişinin siyasi ve iktisadi sorunlardan ötürü Kolombiya’ya göç ettiğini anımsattı.
Ülkesine gelen göçmenlerin ABD’ye gitmeye çalıştığını gözlemlediklerini belirten Granados, bunun çok tehlikeli bir geçiş bölgesi olduğunu söyledi.
Granados, göç sorununun çözümüyle ilgili çalışmalar yürüttüklerini aktararak, krizin çözümünde beraber hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
Göçün daha düzenli şekilde ele alınabileceği değerlendirmesinde bulunan Granados, ülkesinde pek çok entegrasyon merkezi olduğunu kaydetti.
Savaşlar ve iklim değişikliği, göçü tetikliyor
Mazou, 117 milyon kişinin yerinden olduğunu aktararak, “Ülkelerinden ayrılma sebepleri sadece çatışmalardan kaynaklanmıyor, aynı zamanda doğrudan ve dolaylı olarak iklim değişikliği ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanıyor.” diye konuştu.
Göçmenlerin, gittikleri ülkelerde, topluma entegre olmasını sağlamanın gerekliliğine dikkati çeken Mazou, onların, gittikleri ülkede ekonomiye katkıda bulunmasının önemine vurgu yaptı.
Mazou, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Sudan’daki çatışmalara işaret ederek, savaştan kaçanların komşu ülkeler tarafından cömertçe kabul edildiğini belirtti.
Herkesin bir gün evini mecburen terk etme ihtimali bulunduğunu kaydeden Mazou, bu yüzden göç konusunda dayanışmanın gerekli olduğunun altını çizdi.
Göç konusunda yasal çerçeve vurgusu
Vojackova-Sollorano, insanoğlu yürümeye başladığından bu yana göç meselesinin var olduğunu ifade ederek, “Göç, son derece doğal bir süreç. İnsanlar, fırsatlar arıyorlar ve bu fırsatlarla beraber yeni alanlar keşfediyorlar. Günümüz dünyasında, oldukça global ve birbiriyle bağlantılı bu dünyada, bütün bunların bir karmasını görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Göçü durdurmanın bir illüzyon olduğu değerlendirmesinde bulunan Vojackova-Sollorano, göç meselesinin gerçekçi şekilde yönetilmesi gerektiğine işaret etti.
Vojackova-Sollorano, her ülkenin göçmenler için daha şeffaf ve yasal çerçeveler çizmesinin önemli olduğunu söyleyerek, toplumun, göçmenlerin entegrasyonu konusunda açık görüşlü olması gerektiğini kaydetti.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu ve Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Antalya Diplomasi Forumu 2024’te, moderatörlüğünü Meksika Dış ilişkiler Konseyi Başkanı (COMEXI) Sergio Alcocer’in yaptığı “Değişim Sürecinde Latin Amerika ve Karayipler” başlıklı panele Panama Dışişleri Bakanı Janaina Tewaney Mencomo, Kolombiya Dışişleri Bakanı Yardımcısı Francisco Jose Coy Granados ve Guatemala Dışişleri Bakanı Yardımcısı Monica Renata Bolanos katıldı.
Panelin açılışında konuşan COMEXI Başkanı Alcocer, Antalya Diplomasi Forumu’nun çok doğru bir zamanda yapıldığını belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği üzere diplomasinin kendini uyarlaması gerekiyor. Bu anlamda diplomasinin kriz dönemlerindeki rolüne özellikle vurgu yapmıştı.” ifadesini kullandı.
Latin Amerika’nın entegrasyon konusunda “başarısız” olduğunu dile getiren Alcocer, göç sorununun sadece Latin Amerika’nın değil dünyanın önemli bir sorunu olduğunu vurguladı.
Alcocer, Türkiye’nin göç hakkında “çok güzel” uygulamaları olduğunu ve Latin Amerika’nın Türkiye’den öğreneceği çok şeyi olduğunu söyledi.
Panama Dışişleri Bakanı Mencomo, çok taraflı işbirliği ve ekonomik entegrasyonun önemine işaret ederek, “Ortak değerlere ve hedeflere ihtiyacımız var. Adil ve eşit bir gelecek için aynı hırs ve motivasyonla hareket etmeliyiz. Enerjimizi, birlik ve beraberliğe harcamalıyız.” dedi.
Göç konusunda ülkesinin yaşadığı zorluklara değinen Mencomo, şunları kaydetti:
“Panama, göçmenler için geçiş ülkesine dönüştü. Darien Ormanı’nı aşmak isteyen göçmenler, Orta Amerika üzerinden ABD’ye ulaşmaya çalışıyor. Göçmenlere sığınacak yer ve yemek veriyoruz ancak bunun üstesinden tek başımıza gelmemiz mümkün değil. Göçün gerçek nedenlerine inmeliyiz ve göçe yol açan temel sebepleri ele almalıyız. Göç artık bölgesel olmaktan çıkıp uluslararası bir soruna dönüştü. Kötü niyetli örgütler, göçmenleri istismar ediyor.”
Kolombiya Dışişleri Bakan Yardımcısı Granados da 3 yıldır bu foruma katılmak istediklerini ve nihayetinde burada olmaktan ötürü mutlu olduklarını kaydetti.
“Latin Amerika’nın bu yeni düzene uyum sağlaması lazım”
Dünyanın karşı karşıya kaldığı sorunlara dikkati çeken Granados, “Yeni bir dünya düzeniyle yüzleşiyoruz, bugün büyük savaşlarla karşı karşıyayız. Bizler, daha barışçıl bir dünyanın tesis edilmesi için neler yapabiliriz, işte diplomasi bu anlamda bu tür zorlukların üstesinden gelinebilmesi için önemli bir araçtır. Latin Amerika’nın bu yeni düzene uyum sağlaması lazım.” diye konuştu.
Granados, Latin Amerika’nın eşitsizlik, yolsuzluk, organize suç örgütlerinin varlığı ve göç sorunlarıyla mücadele ettiğine dikkati çekerek, bölgesel işbirliği ve ekonomik entegrasyonun önemine vurgu yaptı.
“İklim değişikliği ve göç, hepimizin ortak sorunudur”
Guatemala Dışişleri Bakan Yardımcısı Perez ise oldukça zorlu bir süreçten geçtiklerini anlatarak, “Çok sayıda zorlukla mücadele ediyoruz. İşsizlik, ekonomi, yoksulluk ve doğal afetlerin etkisiyle mücadele ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Latin Amerika ile Karayipler arasındaki entegrasyonun daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Perez, “İklim değişikliği ve göç, hepimizin ortak sorunudur. Yalnız kalarak her şeyin üstesinden gelemeyiz, entegrasyon bütün kıtaya olumlu yansıyacaktır. Bölgesel konularda diyalog gereksinimini önemsiyoruz ve bu forumun bizlere diyalog imkanı vermesinden ötürü oldukça mutluyuz.” ifadelerini kullandı.
]]>13 yıldır her bahar göçten geldiğinde Eskikaraağaç Leylek Köyündeki yuvasına yerleşen Yaren Leylek, yaz boyunca dostu Adem Yılmaz’la yeniden göle açılacak. 13 yıldır her bahar göçten geldiğinde Eskikaraağaç Leylek Köyü’nde Adem Yılmaz’ın kayağına konan Yaren onunla birlikte ilkbahar ve yazı geçiriyor.
Yaren Leylek geçen yıl Adem Amca ile 17 Mart’ta buluşmuştu. Bu yıl ise erken göç ederek, 29 Şubat itibariyle Adem Amca’nın kayığına konan Yaren, 13. kez onu bekleyenlerle buluşmuş oldu.
Öte yandan, Türkiye’yi Avrupa Leylek Köyleri Birliğinde temsil eden tek köy olan Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı Eskikaraağaç Leylek Köyü, her yıl göç döneminde on binlerce leyleğin geçtiği bir göç rotası üzerinde. Köy, aynı zamanda yerleşik leyleklere de ev sahipliği yapıyor.
Bundan 13 yıl önce, Uluabat Gölünde balık tutarken kayığına konan Yaren Leylek ile dostluğu başlayan Adem Yılmaz’ın tanık olduğu bu hikaye, fotoğraflanmasıyla birlikte uluslararası bir üne de kavuşmuştu. Hikaye, Yunanistan’da gölge oyunu olarak oynatılırken Avusturya ve Almanya’da ders kitaplarına konu oldu. 2019 yılında Burak Doğansoysal’ın filme aldığı ve Karacabey Belediyesi’nin katkılarıyla hazırlanan ‘Yaren’ adlı belgesel ise Prag Film Ödüllerinden en iyi belgesel ünvanlıyla dönmüştü. Geçtiğimiz yıl ise Karacabey Belediyesi, Balıkçı Adem ve Yaren Leylek’in heykelini yaptırarak, hikayenin köy meydanında ölümsüzleşmesini sağlamıştı.
Turizme de katkısı var
Yaren Leylek ve Adem Amca’nın bu masalsı hikayesi, köyde turizm hareketliliğini de beraberinde getirirken, köyde adeta Yaren Leylek turizmi başladı. Hikayeyi duyan ve leylekleri yakından görmek isteyen on binlerce doğasever, her yıl Bursa’nın Karacabey ilçesindeki Leylek Köyü Eskikarağaç’ı ziyaret ediyor. Yaren Leylek’in köyde koruyucu ailesi görevini de Beyzanur Çakıl üstleniyor.
Adem Amca ve Yaren’i görmeye gelenler arasında; Ata Demirer, Aslıhan Gürbüz, Yıldıray Şahinler gibi ünlü isimler de yer alırken, Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan da hikayeyi 7/24 canlı izlemek isteyenler için internet üzerinden Yaren Leylek yayınını açtıklarını duyurdu. Yarenleylek.com veya YouTube üzerinden kullanıcılar, 7/24 leylek yuvasını canlı olarak izleyebiliyor.
Bugün sisli bir havadaki tarihi ana bölgeyi turizm köyü haline dönüştüren Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan da katıldı. Özkan; Adem Yılmaz’ın sevincine ortak olurken, duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Balıkçı Adem Yılmaz da Yaren’in bu sene erken geldiğini kaydederek, “Çok şükür kavuştuk. İnşallah bu sene de güzel günler geçireceğiz” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Atatürk Havalimanı’nda düzenlenen Göç İdaresi Mobil Araç Teslim Töreni’nde konuşan Yerlikaya, dünyanın en büyük 15. metropolü olan İstanbul’un nüfusunun da 131 ülkeden daha fazla olduğunu söyledi.
Yerlikaya, bakanlık olarak kentin huzur ve güvenliği için 600 bin personelle ülkenin her yanında olduğu gibi İstanbul’da da canla başla çalıştıklarını dile getirdi.
Göç sorununun dünyanın en büyük küresel meselelerinin başında geldiğini kaydeden Yerlikaya, bölgede yaşanan istikrarsızlıklar, savaş ve kaos gibi nedenlerden dolayı ülkenin de göç olaylarına maruz kaldığını ifade etti.
Yerlikaya, hedeflerinin düzensiz göçle ve göçmen kaçakçılarıyla mücadele etmek olduğunu, bu mücadeleyi de 4 aşamada sürdüklerini belirterek, şunları söyledi:
“Bir, sorunu kaynağında, yani daha ülkesinden gelmeden çözmek. İki, etkili sınır güvenlik tedbirleri, yani Milli Savunma Bakanlığımızın, hudut kartallarımızın o yaptığı güzel iş. Üç, ülke içinde etkin tespit ve yakalama. Dört, hızlı işleyen sınır dışı süreçlerinin tesisi. Saydığım bu dört aşamadaki mücadeleyi her zaman kamu düzeni ve güvenliğinden asla taviz vermeden, medeniyet ve insani değerlerimize uygun olarak yürütüyoruz.”
Bu noktada yeni bir uygulama başlattıklarının altını çizen Yerlikaya, bunun da Mobil Göç Noktaları olduğunu söyledi.
Bu uygulamanın dünyada bir ilk olduğunu belirten Yerlikaya, güvenlik güçlerinin gerekli gördüğü durumlarda yabancıların kimlik kontrollerini yaptığını, kimliğini ibraz etmeyenlerin araçlara davet edildiğini anlattı.
Bir göç uzmanı ve tercümanın yer aldığı araçlarda parmak izi sorgulaması yapıldığını kaydeden Yerlikaya, “GöçNet” veri tabanından gerekli kontrolleri sağlanan kişilerin, düzensiz göçmen olduğunun anlaşılması üzerine doğrudan geri gönderme merkezine sevk edildiklerini aktardı.
30 büyükşehirde 162 Mobil Göç Noktası aracına ulaşıldı
İçişleri Bakanı Yerlikaya, bir turizm şehri olan İstanbul’un geçen yıl 17,5 milyona yakın turisti ağırladığını belirterek, kentin aynı zamanda bir öğrenci şehri olduğunu, dünyanın dört bir yanından öğrencilerin buraya geldiğini dile getirdi.
İstanbul’un bir finans şehri ve merkezi olduğunu da kaydeden Yerlikaya, ülkeye yatırım yapmak için gelen pek çok yabancının ilk adresinin burası olduğunu ifade etti.
Yerlikaya, turistleri rahatsız etmeden, yasal kalıcılığı olan yabancıları da tedirgin etmeden düzensiz göçmenlerle ilgili denetimleri hızlı ve sorunsuz yapmalarını sağlayan yöntemin adının “Mobil Göç Noktası” olduğunu söyledi.
“Mobil Göç Noktası” uygulamasına ilk olarak 19 Temmuz 2023’te İstanbul’da başladıklarını aktaran Yerlikaya, uygulama başarılı olunca 1 Aralık 2023 itibarıyla 30 büyükşehirde Mobil Göç Noktası araçlarını faaliyete geçirdiklerini belirtti.
Yerlikaya, “İstanbul’umuzda 38 aracımız vardı, bugün hizmete alınan 65 yeni araçla bu sayı 103’e ulaştı. 30 büyükşehrimizde toplamda 162 Mobil Göç Noktası aracına ulaşmış oluyoruz. Bu sayıyı daha da artırmaya karalıyız.” dedi.
“İnsan tacirlerine ve göçmen kaçaklığı organizatörlerine göz açtırmıyoruz”
Bakan Yerlikaya, düzensiz göçle mücadelede bu araçların sağladığı katkıya ilişkin, şu bilgileri verdi:
“19 Temmuz’dan bugüne kadar sadece İstanbul’da Mobil Göç Noktalarımızda 192 bin 934 yabancının kontrollerini yaptık. Yaklaşık 200 bin. Büyük bir rakam. 56 bin 620 yabancı sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezlerine sevk edildi. Mobil Göç Noktası araçlarında bugüne kadar Türkiye genelinde toplam 286 bin 102 yabancının kontrolleri yapıldı. 61 bin 429 yabancının düzensiz göçmen olduğu tespit edildi ve bu kişilerin sınır dışı işlemleri başlatılarak geri gönderme merkezlerine sevk edildi.”
Düzensiz göçle ve göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle mücadelelerinin kararlılıkla devam ettiğini vurgulayan Yerlikaya, “İstanbul’da 1 Haziran 2023-23 Şubat 2024 tarihleri arasında göçmen kaçakçılığı organizatörlerine yönelik 493 operasyon düzenledik. Bu operasyonlarda 798 göçmen kaçakçılığı organizatörü yakalandı. Bunların 201’i tutuklandı, 103’ü hakkında adli kontrol kararı verildi. Aynı dönemde İstanbul’da yakalanan düzensiz göçmen sayısı ise 80 bin.” şeklinde konuştu.
Yerlikaya, başta İstanbul olmak üzere her şehirde yapılan denetimler ve kontrollerin ara vermeden devam edeceğini kaydederek, “İnsan tacirlerine ve göçmen kaçaklığı organizatörlerine göz açtırmıyoruz, açtırmayacağız.” ifadesini kullandı.
Türkiye genelinde 100 araç daha hizmete alınacak
Yerlikaya, başta kolluk kuvvetleri ve Göç İdaresi Başkanlığı olmak üzere fedakarca çalışan bütün mesai arkadaşlarına teşekkür etti.
Konuşmasının ardından basın mensuplarına araçların özelliklerini anlatan Yerlikaya, gelecekte Türkiye genelinde 100 aracın daha hizmete alınacağını bildirdi.
Törene, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Yusuf Kenan Topcu da katıldı.
Bakan Yerlikaya ve beraberindekiler törenin ardından hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul’daki Atatürk Havalimanı’nda bugün Göç İdaresi Mobil Araç Teslim Töreni’ne katıldı. Burada basın açıklaması yapan Yerlikaya, düzensiz göçmenlere ve politikalarına ilişkin bilgi verdi. Yerlikaya, şöyle konuştu:
“Bulunduğumuz konum, bölgemizde yaşanan istikrarsızlıklar, savaş ve kaos gibi nedenlerden dolayı pek çok ülkede olduğu gibi bizde de maalesef göç olaylarına maruz kalıyoruz. Ülkemize girişi, kalışı ve çıkışı yasal olmayan yabancılara bildiğiniz gibi düzensiz göçmen yani kaçak göçmen diyoruz. Bizim temel hedefimiz hem düzensiz göçle hem de göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle amansız bir şekilde mücadele etmek. Bu mücadeleyi de dört aşamada sürdürüyoruz. Bir, sorunu kaynağında, yani daha ülkesinden gelmeden çözmek. İki, etkili sınır güvenlik tedbirleri. Yani Savunma Bakanlığımızın, hudut kartallarımızın o yaptığı güzel iş. Üç, ülke içinde etkin tespit ve yakalama. Dört, hızlı işleyen sınır dışı süreçlerinin tesisi. Saydığım bu dört aşamadaki mücadeleyi her zaman, kamu düzeni ve güvenliğinden asla taviz vermeden medeniyet ve insani değerlerimize uygun olarak yürütüyoruz. İşte tam da bu noktada yeni bir uygulama başlattık. İşte mobil göç noktaları. Bu uygulama dünyada bir ilkti. Güvenlik güçlerimiz, gerekli gördüğü durumlarda yabancıların kimlik kontrollerini yapıyor. Kimliğini ibraz edemeyenler, mobil göç noktası araçlarına davet ediliyor. Bu araçlarda bir göç uzmanımız ve bir tercümanımız görev yapıyor. Araçta yabancının hem parmak izi sorgulaması yapılıyor hem de veri tabanından gerekli kontrolleri sağlanıyor. Bu kontrollerde eğer yabancı, düzensiz göçmense sınırdışı işlemlerinin yapılabilmesi için doğrudan geri gönderme merkezlerine sevk ediliyor.
“İSTANBUL GEÇEN YIL 17,5 MİLYON TURİST AĞIRLADI”
İstanbul bir turizm şehri. Bu şehir geçen yıl 17,5 milyona yakın turist ağırladı. Aynı zamanda bu şehir bir öğrenci şehri. Dünyanın dört bir yanından öğrenciler, eğitim için bu güzel şehre geliyor. İstanbul bir finans şehri, bir finans merkezi. Ülkemize yatırım yapmak için gelen pek çok yabancının yine ilk adresi İstanbul oluyor. Durum böyleyken bizim turistlerimizi rahatsız etmeden, yasal kalışları olan yabancıları tedirgin etmeden bu denetimleri yapmamız, hızlı, sorunsuz yapmamız, yani düzensiz göçmenleri tespit etmemiz gerekiyor. İşte bunu yapmamızı sağlayan yöntemin adı mobil göç noktası. Bu uygulamaya ilk olarak 19 Temmuz 2023 İstanbul’da başladık. Uygulama başarılı olunca 1 Aralık 2023 itibarıyla da 30 büyükşehrimizde mobil göç noktası araçlarını faaliyete geçirdik. İstanbul’umuzda 38 aracımız vardı. Bugün hizmete alınan 65 yeni araçla bu sayı 103’e ulaştı. 30 büyükşehrimizde toplamda 162 mobil göç noktası aracına ulaşmış oluyoruz. Bu sayıyı daha da artırmaya kararlıyız. Düzensiz göçle mücadelede bu araçların nasıl bir katkısı oldu diye sorarsanız bunu da şöyle açıklayalım. 19 Temmuz’dan bugüne kadar sadece İstanbul’da, mobil göç noktalarımızda 192 bin 934 yabancının kontrollerini yaptık. Yaklaşık 200 bin, büyük bir rakam. 56 bin 620 yabancı sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezlerine sevk edildi. 200 bine yakın kontrol, 56 bininin bu mobil göç noktalarımızda düzensiz göçmen olduğu ortaya çıkıyor ve sınır dışı edilmek üzere geri gönderi merkezlerimize sevk ediliyor.
“HAZİRANDAN BU YANA 798 ORGANİZATÖR YAKALANDI”
Şimdi Türkiye geneline bakalım. Mobil göç noktası araçlarında bugüne kadar Türkiye genelinde toplam 286 bin 102 yabancının kontrolleri yapıldı. 61 bin 429 yabancının düzensiz göçmen olduğu tespit edildi ve bu kişilerin sınır dışı işlemleri başlatılarak geri gönderme merkezlerine sevk edildi. Düzensiz göçle ve göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle mücadelemiz kararlılıkla devam ediyor. İstanbul’da 1 Haziran 2023, 23 Şubat 2024 tarihleri arasında göçmen kaçakçılığı organizatörlerine yönelik 493 operasyon düzenledik. Bu operasyonlarda 798 göçmen kaçakçılığı organizatörü yakalandı. Bunların 201’i tutuklandı. 103’ü hakkında adli kontrol kararı verildi. Aynı dönemde İstanbul’da yakalanan düzensiz göçmen sayısı ise 80 bin. Başta İstanbul olmak üzere her şehrimizde denetimlerimiz, kontrollerimiz artarak ama hiç durmadan, ara vermeden devam edecek. İnsan tacirlerine ve göçmen kaçakçılığı organizatörlerine göz açtırmıyoruz, açtırmayacağız. Başta kolluk kuvvetlerimiz ve Göç İdaresi Başkanlığımız olmak üzere fedakarca çalışan bütün mesai arkadaşlarımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum.”
]]>140 sandalyeli mecliste bugün yapılan oylamada 77 milletvekili göç anlaşmasını onaylarken, muhalefet oylamayı boykot etti.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile Arnavutluk Başbakanı Edi Rama anlaşmayı geçen Kasım’da imzalamıştı. Her iki ülkede muhalefetinin itirazlarına rağmen plan geçen hafta da İtalya Senatosu’ndan nihai onayı almıştı.
Anlaşmaya göre İtalya tarafından Akdeniz’de kurtarılan göçmenler Arnavutluk’un Shengjin limanına götürülecek. İtalya, Arnavutluk’ta iki göç merkezi kuracak ve sığınma başvuruları değerlendirilen göçmenler bu süreçte bu merkezlerde tutulacak.
Merkezlerin ayda 3 bin kişiyi ağırlayacak kapasiteye sahip olması planlanıyor. Bu kişiler arasında reşit olmayanlar, hamile kadınlar ve hassas durumda olanlar yer alamayacak.
Merkezlerin inşası, göçmenlerin ulaşım ve konaklama masrafları gibi yükümlülükler İtalya tarafından karşılanacak. Merkezlerin içinde güvenliği İtalyan yetkililer, dışında ise Arnavutluk güçleri sağlayacak. İtalyan personelin bazı durumlarda Arnavutluk yasalarından muaf olması öngörülüyor.
Göçmenlerin sığınma taleplerini de İtalya değerlendirecek ve sürecin sonucuna göre bu kişiler ya İtalya’ya yerleştirilecek ya da sınır dışı edilecek.
Anlaşmanın İtalya’ya en az 600 milyon euro’ya mal olması bekleniyor.
Muhalefet: Ulusal güvenliğe tehdit
Bir Avrupa Birliği üyesi ile birlik dışından bir ülke arasında türünün ilk örneği olan anlaşma, iki ülkenin muhalefet partilerinin yanı sıra insan hakları örgütlerinden de tepki çekmişti.
Arnavutluk’ta muhalefetteki Demokratik Parti bugün parlamentodaki oylamaya katılmadı. İtalyan ANSA ajansının haberine göre partinin Meclis Grup Başkanı Gazmend Bardhi “Tutumumuz İtalya ile ilişkilerle ya da geçmişte yaptıklarına olan minnettarlığımızla alakalı değil, ancak bu anlaşma bunun ötesine geçiyor çünkü kamu çıkarlarını ihlal ediyor ve ulusal güvenliği tehdit ediyor” dedi.
Plana itirazlar Arnavutluk’ta Anayasa Mahkemesi’ne de taşınmıştı ancak mahkeme geçen ay bu itirazları reddetmişti.
İtalya’da da anlaşmaya uluslararası hukukun ve göçmenlerin haklarının ihlal edileceği gerekçesiyle tepkiler gelmişti. Muhalefetteki Daha Fazla Avrupa partisi lideri Riccardo Magi, kurulacak merkezleri ‘İtalyan Guantanamosu’ diye nitelemiş ve “İtalya denizde kurtarılan insanları bir paket ya da eşyaymış gibi AB üyesi olmayan bir ülkeye taşıyamaz” demişti.
Uluslararası Af Örgütü de anlaşmanın uygulamada göçmenlerin Arnavutluk’ta “gözaltında tutulması” anlamına geldiğini ve hukuka aykırı olduğunu belirtmişti. Örgüt, “İtalyan makamları tarafından denizde kurtarılan kişiler İtalya’nın yargı yetkisi altındadır ve sığınma talepleri ve bireysel durumları incelenmeden başka bir devlete nakledilemezler” demişti.
Anlaşma geçen hafta İtalya parlamentosundan onay aldığında Katolik Kilisesi’nden de eleştiri aldı.
Katolik Kilisesi’nin İtalya yönetim birimi olan Piskoposlar Konferansı’na bağlı göç vakfı Fondazione Migrantes’in Başkanı Gian Carlo Perego, anlaşmayla 600 milyon euro’dan falza paranın ‘denize atıldığını’ söyledi. Perego, İtalya’nın nüfusa oranla sığınmacı kabulü açısından Avrupa’da 16. sırada yer aldığını belirtti ve buna rağmen ülke içinde etkili bir kabul sistemi kurmaktan ‘aciz’ olunmasını eleştirdi.
Türkiye ile anlaşma
İtalya Başbakanı Meloni, düzensiz göçü durdurma vaadiyle girdiği seçimleri kazanmış ancak iktidarının ilk yılında ülkeye gelen göçmen sayısı büyük artış göstermişti. Meloni hükümeti, Kuzey Afrika kıyılarından deniz yoluyla İtalya’ya ulaşan göçmenleri engellemek için hem bu kıyı ülkeleri hem de üçüncü ülkelerle anlaşmalar yapıyor.
Meloni geçen ayki Türkiye ziyaretinde de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile göç konusunu görüşmüştü. İki ülkenin Libya’dan İtalya’ya göçe karşı bir anlaşma üzerinde çalıştıkları bilgisi İtalyan basınında yer alırken bu anlaşmanın detayları halen resmi olarak açıklanmadı.
İtalya basınına göre Türkiye ile yapılması planlanan anlaşma, Libya’dan çıkışları önleme amacı taşıyor. Roma yönetimi bu amaçla Ankara’nın Libya’daki nüfuzundan faydalanmayı umuyor.
]]>***
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2023 sonuçlarına göre, İstanbul’un nüfusu bir önceki yıla göre 252 bin 27 kişi azalarak 15 milyon 655 bin 924 kişi oldu. 2022 doğum istatistiklerine göre, Türkiye’de doğurganlık hızı 1,62 iken İstanbul’da bu oran 1,29 ve aynı yıl doğanların sayısı ise 170 bin 84 oldu. Ölüm istatistiklerine göre, Türkiye’de ölüm hızı 5,9 iken İstanbul’da bu oran 4,6 ve aynı yıl ölenlerin sayısı 73 bin 751’dir. Peki, Türkiye’nin en yoğun nüfuslu kenti neden ve nereye göç verdi? Taşı toprağı altın olan İstanbul’a neredeyse yüz yıllık rağbetten sonra şimdi İstanbul’dan “kaçıştan” söz edebilir miyiz? İstanbul’daki nüfus neden azalma eğiliminde ve bu değişimi nasıl okumalıyız? İstanbul’da nüfusun azalmasındaki kentsel dinamikler neler?
Kentten kent bölgeye: İstanbul’dan Marmara’ya
Türkiye nüfusunun yüzde 18,34’ünün ikamet ettiği İstanbul’daki değişimler artık alternatif bir tanımla anlaşılabilir: Kent bölge. 11 kentli Marmara Bölgesi, Türkiye nüfusunun yüzde 30,93’üne ev sahipliği yapıyor. İstanbul’un nüfusu azalırken veya nüfus artış hızı yavaşlarken, Marmara Bölgesi’nde nüfus son 20 yılda artma eğilimindedir. Ekonomik nedenlerle emeklilerin ve yaşam tarzı göçü nedeniyle İstanbul’dan ayrılanların Marmara Bölgesi’ndeki farklı kentlere yöneldiği söylenebilir. İstanbul sanayisinin, istihdam alanlarının, Marmara Bölgesi’ne kayması da göçün önemli sebeplerinden biridir.
Önceden istihdam için İstanbul’a yönelen nüfus, Marmara Bölgesi’nde üretimin ve ticaretin yaygınlaşması ve turizmin genişlemesi nedeniyle bölgedeki diğer kentlere yöneldi. Ayrıca Türkiye’de kent bölge gelişimiyle bölgesel ölçekte bazı kentsel merkezler giderek daha fazla göç aldı. İzmir ve kent bölgesindeki Aydın ve Manisa, Adana ve kent bölgesindeki Mersin ve Konya bu türden kent bölgelere örnek olarak gösterilebilir. İstanbul hem kendi etrafındaki hem de Türkiye’deki kent bölge gelişiminden etkileniyor. Kent bölgeler geçmişteki kentsel gelişmelerden farklı olarak ekonomik, kültürel, toplumsal ve mekansal olanaklara sahip yeni cazibe merkezlerinin oluşmasını içerdiğinden nüfus hareketlerinin sadece tek bir kente değil ülkedeki farklı kent bölgelere yönelmesine olanak tanıyor.
Merkezden çepere: Kadim kentten kırsal nitelikli/doğal alanlara
Arnavutköy, Çatalca, Çekmeköy, Sancaktepe, Silivri, Sultanbeyli, Şile ve Tuzla gibi İstanbul’un çeperinde kalan yerleşimlerde nüfus artıyor. 2000’li yılların başından itibaren kentin çeperine yönelen nüfus giderek daha fazla kırsal nitelik taşıyan alanlara yerleşiyor. Şile ve Çatalca’daki nüfus artış hızı, İstanbul’un kadim kent merkezindeki nüfusun giderek kent dışındaki, kırsal nitelik taşıyan alanlara yerleştiğini gösteriyor. Bu yaşam tarzı göçü kentteki diğer nüfus eğilimlerinin açıklanmasında da kullanılabilir. Kent merkezindeki yoğun nüfusa sahip ilçelerden kent çeperindeki ilçelere gidecek ekonomik sermayeye sahip olmayan nüfusun bir kısmı da kentin komşusu olan diğer kentlere doğru bir yöneliş içerisindedir. Başta kentin doğusundaki Kocaeli, Sakarya, Yalova ve batısındaki Tekirdağ, Edirne, Kırklareli gibi kentler olmak üzere nüfus, bölgedeki diğer yerleşim alanlarına doğru hareket ediyor. Ayrıca Güney Marmara bölgesindeki Bursa, Balıkesir, Çanakkale gibi kentlere doğru da özellikle emekliler tarafından yapılan bir göçten söz edilebilir.
Konut ve yaşam maliyetlerinin artması
İstanbul’da nüfusun azalmasındaki etkenlerden biri konut ve yaşam maliyetlerinin artmasıdır. Giderek ekonomik sermayesi azalan, konut sahibi olamayan emeklilerin ve çalışma yaşamı dışında kalan nüfusun kentte varlıklarını sürdürmeleri zorlaşıyor. Emeklilerin göç hareketinde belirleyici olan ekonomik sermayeleridir. Geçtiğimiz yıllarda emekliler, Marmara Bölgesi’nde konut edinebilme olanağına sahipti ve farklı kentlere yerleşmeleri söz konusuydu. Ancak günümüzde ekonomik sermaye güçlüğü yaşayan emeklilerin yeni konut edinemedikleri için genellikle ailelerinin göç ettiği kentlere dönme eğiliminde oldukları söylenebilir. Kentteki konut ve yaşam maliyetlerinin artması sadece emeklileri değil aynı zamanda orta ve orta alt gelir grubundaki bireyleri de kent dışında çözümler aramaya itiyor. Bu gelir grubundakiler farklı kentlerde istihdam olanaklarına ve konuta erişim sağladıklarında göç ediyor.
Yaşam tarzı göçü: Yaşam kalitesini iyileştirmeye dair arayışlar
Diğer taraftan hem konut ve yaşam maliyetlerinin artmasıyla ilişkili olarak hem de kentteki diğer zorluklarla -başta trafik yoğunluğu, çevre kirliliği ve benzeri sorunlarla- mücadele etmekten yorulan orta ve orta üst gelir grubundaki bireyler de farklı kentlere yerleşiyor. Bu yaşam tarzı göçünün gerçekleşmesinde kentsel olanakların niteliğini kaybetmesi, ulaşım sürelerinin uzunluğu, kentteki yeşil alanların sınırlı olması, konut ve nüfus yoğunluğunun yaşam kalitesini düşürmesi, çocuk yetiştirmek için gerekli kamusal mekanların hem sınırlı hem de niteliğinin düşük olması gibi sorunların önemli bir payı bulunuyor. Türkiye genelinde 2023 verilerine göre, nüfus yoğunluğu 111 kişidir. İstanbul ise kilometrekareye düşen 3 bin 13 kişi ile nüfus yoğunluğu en yüksek kenttir. Yaşam tarzı göçüne karar verenlerin kentteki yaşanabilirlilik düzeyinden memnun olmadıkları söylenebilir. 2022 yılı iç göç istatistikleri kapsamında İstanbul’un verdiği göçün nedenlerine bakıldığında daha iyi konut ve yaşam koşulları için göç edenlerin oranı yüzde 22,08, aile fertlerinden birine bağımlı göçün oranı yüzde 22,83’tür. Aynı zamanda çalışma hayatında görülen uzaktan çalışmanın yaygınlaşması, İstanbul ile diğer metropollerin çevresinde gelişen kent bölgelerdeki istihdam olanaklarının artması gibi değişimler nedeniyle yaşam tarzı göçü giderek daha da kolay hale geliyor.
Kentsel dönüşüm ve konuta erişimdeki güçlükler
Konut sayısının az olduğu ve fiyatlarının belirgin bir biçimde arttığı bir dönemde, kentsel dönüşüm nedeniyle evinden ayrılmak zorunda kalan ev sahipleri ya da kiracılar İstanbul’da yaşayabilecekleri bir evi kiralamakta güçlük çekiyor. Emekliler ve orta alt gelir grubundakiler konuta erişim koşulları nedeniyle farklı çözümler arıyor. Bu çözümlerden biri de kenti ivedilikle terk ederek farklı bir kente yerleşmektir. Kentte üretimin parçası olmayan emeklilerin ve konut edinmekte zorlanan orta ve alt gelir grubundakilerin kentten ayrılması kentsel dönüşümün bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Kentsel dönüşüm sırasında farklı ilçelere ya da kentlere yerleşenlerin artan ekonomik değerden faydalanmak üzere genellikle eski mahallelerine dönmedikleri söylenebilir.
Kentsel dinamiklere bağlı olarak İstanbul’un demografik yapısında yaşanan değişimler yeni kentsel ve toplumsal gelişmeleri beraberinde getirebilir. Söz gelimi son 20 ila 30 yılda çiftlere, ebeveynlerinin torun bakım desteği vermesi başta kadının istihdama katılımının artması olmak üzere farklı olanakların gelişmesine katkı sundu. Ancak emeklilerin kentten göçünün artmasıyla birlikte sosyal desteğin azalması ve bununla birlikte doğurganlığın daha da azalması söz konusu olabilir. Diğer taraftan İstanbul’daki konut ve yaşam maliyetlerinin artması nedeniyle aynı evde yaşamaya başlayan ya da ebeveynlerine maddi destek sunan bireylerin de aileleriyle birlikte yaşama pratiğini devam ettirmek üzere farklı kentlere göç etme eğilimi artabilir. Maddi ve sosyal desteğin iki yönlü de önemli olduğu günümüz ekonomik ve toplumsal koşullarında, nüfus hareketi sadece sayısal bir değişim değildir. Bu nedenle kentsel dinamikleri, nüfus hareketlerini ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini yakından takip ederek atılması gerekli adımlar açık bir biçimde ortaya konabilir.
[Prof. Dr. Murat Şentürk, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesidir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>İçişleri Bakanı Yerlikaya: “Huzurumuzu bozanları 112’yi arayarak ihbar edin”
KİLİS – İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Kilis’te İl Güvenlik Toplantısına katıldı. Yerlikaya, “Huzurumuzu bozan, güvenliğimize zarar veren çete, zehir taciri, tefeci, suç örgütü, kim olursa olsun, lütfen 112’yi arayarak ihbar edin” dedi.
Basına kapalı olarak gerçekleştirilen güvenlik toplantısına, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Emniyet Genel Müdürü Erol Ayyıldız, İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaoğlan, Kilis Valisi Tahir Şahin ve protokol üyeleri katılırken toplantıda, terör, kaçakçılık, uyuşturucuyla mücadele, asayiş, sınır güvenliği ve göç konularını ele aldı.
Göçü durdurmak için yapılan çalışmaları durdurulmayacağını söyleyen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Savunma Bakanlığımız Hudut duvarlarının ön tarafında geçişi daha da zorlaştırmak yapmış olduğu hendek çalışmalarını izledik ve bunların tamamını %40’a yakınının yapıldığını gördük ve bunlarla ilgili teknolojik kapasitemiz daha yukarıya çıkarmaya yönelik gayretlerimizi netleştirdik altını çizdik. Suriye gücüyle ilgili de Kilis Valiliğimizin yine Bakanlığımızın bir görev olduğunu da biliyorsunuz. Cerablus ve Azez tarafında 7 yıldan beri yapmak çok büyük hizmetler var gayretler var. Bu göçük kaynağında durdurma ile ilgili yapılan çalışmalar mucibi olduğunu tüm dünya biliyor ve biz bu noktada gerçekten kendi şehirlerimize kendi hudutlarımıza göçü durdurma ile ilgili yaptığımız bu çalışmalarımız devam ettireceğiz” dedi.
“625 bine yakın Suriyeli ülkesine geri döndü”
625 bine yakın gönüllü Suriye uyruklu vatandaşların ülkelerine geri döndüğünü söyleyen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “625 bine yakın gönüllü bir geri dönüş söz konusu. Biz koruma kapsamındaki Suriyeliler karşı taraftaki güveni bölgedeki hayatın normalleşmesi ihyası ile yapılan çalışmaları gördükçe bu tarafa doğru geçişlerde artarak devam ediyor bunun altını çizmek istiyoruz. İçimizde göçmen organizatörleri bunlarla ilgili planlı projeli çalışmalar ve huduttan geri ittirmeler yani geçişi engelleme ile ilgili çalışmalar büyük bir uyum içerisinde gerçekleşiyor. Bu şehirde yönetim olarak gerçekten atanmış seçilmiş ayrımı yapılmaksızın gidişimizde bir oyundan bahsediyoruz. Kişilere ve mallara karşı işlenen suçlarla ilgili sahada emniyet birimlerimiz gerçekten dikkatlerini tamamen bu noktaya bakanlıktan verilen talimatları odaklanmış vaziyette” ifadelerini kullandı.
“Huzurumuzu bozanları 112’yi arayarak ihbar edin”
Türkiye’de 2022 ve 2023 tarihleri arasında yaşanan asayişlerde ciddi miktarda düşme meydana geldiğini söyleyen Yerlikaya, “2022-2023 tarihleri arasında ülke genelindeki yaşanan olay sayılarına baktığımız zaman, sayılarında ciddi bir düşme var. Var olan suçlarda aydınlatma oranları hem kişilere hem de mallara karşı işlenmiş suçların aydınlatma oranları Türkiye ortalamasıyla aynı. Burada vatandaşlarla şöyle bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Göreve geldiğimizden beri hapisle ilgili yakalama ile ilgili her gittiğim şehirde o şehirdeki hemşerilerimizde vatandaşlarımızın bir küçük yardım istiyoruz. Biz bu şehirde 457 hapis ilgili yakalamaya odaklanmış vaziyetteyiz, bunların yakalanması ile ilgili kendimizi yarışıyoruz ama 112’nin ucunda bize gördüğümüz bildiğimiz bu noktada ihbarlarınızı yaparsanız biz çok daha kendimizi güçlü ve çok daha hızlı netice alırız. Türkiye’de Ocak ayında bir günde 102 hırsızlık vakası yaşandı ve bizler hırsızlık vakası olmasını istemiyoruz Bunla ilgili işte sahada bizim yapmış olduğumuz huzur operasyonları kontrol noktalarımızı artırmamız kimlik kontrollerimizi artırmamız sahada planlı projeli saygılarımızı daha ileriye gitmesi, yakalama sayılarımız çok daha güçlü hale getiriyor. Suç işleme de temel görevimiz olan önleyicilikle ilgili durumumuzu çok daha güçlü hale getiriyoruz” dedi.
“Suç örgütleriyle mücadelemiz devam edecek”
Suç örgütleriyle mücadelenin devam edeceğini kaydeden Yerlikaya, ” Türkiye genelinde bir günde 81 vilayette 100 ikidir ya da Ocak ay ortalaması her ay biz bunların kayıtlarına bakıyoruz. Organize suç örgütleri ile zehir tacirleri ilgili torbacısından satıcısına ve kullanıcısına varıncaya kadar bunun talep ve ağır cephesinde de mücadele edilir devam ediyor. Sadece okul önlerinde değil her yerde uyuşturucuya erişimle ilgili yani arzı baskılama ile ilgili arkadaşlarımız tüm vilayetlerimiz olduğu gibi Kilis’te de gerçekten olağanüstü gayret gösteriyorlar. Başta bölücü terör örgütü ve diğer tüm terör türleri ile ilgili bu şehirde yakalanıp adalete teslim edilmesi ile ilgili arkadaşlarımız çok büyük bir hassasiyetle gayret gösteriyorlar. Emniyetimiz, jandarmamız ve hudut birliklerimize Kilisli hemşerilerimizin göstermiş olduğu destek güvenden dolayı doğadan dolayı her birine teşekkür ediyorum” diye konuştu.
]]>Basına kapalı olarak gerçekleştirilen güvenlik toplantısına, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Emniyet Genel Müdürü Erol Ayyıldız, İçişleri Bakan Yardımcısı Münir Karaoğlan, Kilis Valisi Tahir Şahin ve protokol üyeleri katılırken toplantıda, terör, kaçakçılık, uyuşturucuyla mücadele, asayiş, sınır güvenliği ve göç konularını ele aldı. Göçü durdurmak için yapılan çalışmaları durdurulmayacağını söyleyen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “Savunma Bakanlığımız Hudut duvarlarının ön tarafında geçişi daha da zorlaştırmak yapmış olduğu hendek çalışmalarını izledik ve bunların tamamını yüzde 40’a yakınının yapıldığını gördük ve bunlarla ilgili teknolojik kapasitemiz daha yukarıya çıkarmaya yönelik gayretlerimizi netleştirdik altını çizdik. Suriye gücüyle ilgili de Kilis Valiliğimizin yine Bakanlığımızın bir görev olduğunu da biliyorsunuz. Cerablus ve Azez tarafında 7 yıldan beri yapmak çok büyük hizmetler var gayretler var. Bu göçük kaynağında durdurma ile ilgili yapılan çalışmalar mucibi olduğunu tüm dünya biliyor ve biz bu noktada gerçekten kendi şehirlerimize kendi hudutlarımıza göçü durdurma ile ilgili yaptığımız bu çalışmalarımız devam ettireceğiz” dedi.
“625 bine yakın Suriyeli ülkesine geri döndü”
625 bine yakın gönüllü Suriye uyruklu vatandaşların ülkelerine geri döndüğünü söyleyen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, “625 bine yakın gönüllü bir geri dönüş söz konusu. Biz koruma kapsamındaki Suriyeliler karşı taraftaki güveni bölgedeki hayatın normalleşmesi ihyası ile yapılan çalışmaları gördükçe bu tarafa doğru geçişlerde artarak devam ediyor bunun altını çizmek istiyoruz. İçimizde göçmen organizatörleri bunlarla ilgili planlı projeli çalışmalar ve huduttan geri ittirmeler yani geçişi engelleme ile ilgili çalışmalar büyük bir uyum içerisinde gerçekleşiyor. Bu şehirde yönetim olarak gerçekten atanmış seçilmiş ayrımı yapılmaksızın gidişimizde bir oyundan bahsediyoruz. Kişilere ve mallara karşı işlenen suçlarla ilgili sahada emniyet birimlerimiz gerçekten dikkatlerini tamamen bu noktaya bakanlıktan verilen talimatları odaklanmış vaziyette” ifadelerini kullandı.
“Huzurumuzu bozanları 112’yi arayarak ihbar edin”
Türkiye’de 2022 ve 2023 tarihleri arasında yaşanan asayişlerde ciddi miktarda düşme meydana geldiğini söyleyen Yerlikaya, “2022-2023 tarihleri arasında ülke genelindeki yaşanan olay sayılarına baktığımız zaman, sayılarında ciddi bir düşme var. Var olan suçlarda aydınlatma oranları hem kişilere hem de mallara karşı işlenmiş suçların aydınlatma oranları Türkiye ortalamasıyla aynı. Burada vatandaşlarla şöyle bir çağrıda bulunmak istiyoruz. Göreve geldiğimizden beri hapisle ilgili yakalama ile ilgili her gittiğim şehirde o şehirdeki hemşerilerimizde vatandaşlarımızın bir küçük yardım istiyoruz. Biz bu şehirde 457 hapis ilgili yakalamaya odaklanmış vaziyetteyiz, bunların yakalanması ile ilgili kendimizi yarışıyoruz ama 112’nin ucunda bize gördüğümüz bildiğimiz bu noktada ihbarlarınızı yaparsanız biz çok daha kendimizi güçlü ve çok daha hızlı netice alırız. Türkiye’de Ocak ayında bir günde 102 hırsızlık vakası yaşandı ve bizler hırsızlık vakası olmasını istemiyoruz Bunla ilgili işte sahada bizim yapmış olduğumuz huzur operasyonları kontrol noktalarımızı artırmamız kimlik kontrollerimizi artırmamız sahada planlı projeli saygılarımızı daha ileriye gitmesi, yakalama sayılarımız çok daha güçlü hale getiriyor. Suç işleme de temel görevimiz olan önleyicilikle ilgili durumumuzu çok daha güçlü hale getiriyoruz” dedi.
“Suç örgütleriyle mücadelemiz devam edecek”
Suç örgütleriyle mücadelenin devam edeceğini kaydeden Yerlikaya, ” Organize suç örgütleri ile zehir tacirleri ilgili torbacısından satıcısına ve kullanıcısına varıncaya kadar bunun talep ve ağır cephesinde de mücadele devam ediyor. Sadece okul önlerinde değil her yerde uyuşturucuya erişimle ilgili yani arzı baskılama ile ilgili arkadaşlarımız tüm vilayetlerimiz olduğu gibi Kilis’te de gerçekten olağanüstü gayret gösteriyorlar. Başta bölücü terör örgütü ve diğer tüm terör türleri ile ilgili bu şehirde yakalanıp adalete teslim edilmesi ile ilgili arkadaşlarımız çok büyük bir hassasiyetle gayret gösteriyorlar. Emniyetimiz, jandarmamız ve hudut birliklerimize Kilisli hemşerilerimizin göstermiş olduğu destek güvenden dolayı doğadan dolayı her birine teşekkür ediyorum” diye konuştu. – KİLİS
]]>Şiirlere ve türkülere konu olan yeşilbaşlı ördekler Çoruh Nehrini renklendiriyor
BAYBURT – Sibirya ve Rusya’dan göç eden, türkülere konu olan yeşilbaşlı ördekler, 10 yıldır kış aylarında Bayburt’tan geçen Çoruh Nehrini mesken tuttu. Bayburt’a gelen yeşilbaşlı ördek sayısında her geçen yıl artış yaşanırken, vatandaşlar yemleme yaparak aç bırakmıyor.
Mescit Dağları’ndan doğan ve Türkiye’nin en hızlı akan nehirlerinden olan Çoruh Nehri, kış aylarının gelmesiyle birlikte yeşilbaş ördeklerin uğrak noktası oldu. Ana vatanı Asya, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika olan bu ördekler, her sene Aralık ayında Bayburt’a göç ederek Çoruh Nehri’ni mesken tutuyorlar. Nisan ayının ortalarına doğru ise göçmen kuşlar kategorisindeki yeşilbaş ördekler daha soğuk yerlere göç etmek üzere Çoruh’u terk ediyorlar. Bayburt’un simgesi haline gelen yeşilbaş ördekler, Bayburtlu vatandaşların nehre bıraktığı yiyeceklerle besleniyorlar. Bayburtluların ilgi odağı olan ördekler, Çoruh’un buz tutmuş kısımlarında suya dalıp çıkarak görenleri kendilerine hayran bırakıyor. Ekmeğini, yemini alıp Çoruh’a koşan vatandaşlar ise ördekleri besleyerek, keyifli vakit geçiriyorlar.
“Bayburt Belediyesi Çoruh’un misafir ördeklerini unutmuyor”
Bayburt Belediye Başkanı Hükmü Pekmezci, yaklaşık 10 yıldır yeşilbaş ördeklerin Çoruh’a geldiklerini belirterek belediye olarak misafir ördekleri besleyip, unutmadıklarını söyledi. Bayburtluların da ördeklere yoğun ilgi gösterdiğini vurgulayan başkan Pekmezci, vatandaşlar tarafından ördeklerin benimsendiğini ve beslendiğini ifade ederek “Bayburt, 10 yıla yakın bir zaman diliminde ördeklere ev sahipliği yapıyor. Özellikle Sibirya’dan, Rusya’dan, Kafkaslardan gelen bu ördeklerimiz buraya göçerek Çoruh’a akın ediyorlar. Bu hayvanlar burada artık her sene konuk olarak kalıyorlar. Bayburtlular bu hayvanlarımızı besliyorlar, Bayburt insanının konukseverliğini bir kez daha burada görmekteyiz. Yeşilbaş ördeklerimiz en güzel şekilde Çoruh’un sularında yüzüyor, hayati fonksiyonlarını devam ettiriyorlar. Her geçen yıl da sayıları artıyor çünkü gidenler bir dahaki sene başka dostlarıyla, arkadaşlarıyla geliyorlar. Bayburt, sayıları gitgide artan bu ördekleri bağrına basıyor, sahipleniyor” dedi.
Yeşilbaş ördeklerin avlanmasının yasak olduğuna dikkat çeken Pekmezci, “Geçmiş yıllarda avlanma konusunda sıkıntılar vardı ama artık avcıların bu hayvanları avlanmaları tamamen yasak, ördeklerimiz Bayburtluların koruması altında. Gördüğünüz gibi ördekler burada huzurlu bir şekilde Çoruh’un sularında yüzüyorlar, daha uzaklara gitme ihtiyacı hissetmiyorlar” ifadelerini kullandı.
“Hayvan sever vatandaşlar gövel ördeklere gözü gibi bakıyorlar”
Çoruh Nehri’nin Kaleardı Mahallesi geçişini mesken tutan yeşilbaş ördekleri beslemeye gelen Bayburtlu hayvan sever Kemal Aydın, ördekleri beslemekten mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Yaklaşık 10 yıldır bu ördekler buraya geliyorlar. Fırtınalı bir günde buraya indiler ve buraya alıştılar. Kışın da devamlı gelirler. Cuma günleri burada bir sürü insan olur, ekmek atıp, besleyerek ördekleri seyrediyorlar. Mahallemiz için çok güzel bir görüntü. İnşallah duyarlı vatandaşlarımız bunları avlamazlar, ürkütmezler bu hayvanlar da her yıl buraya gelirler. Bizler de ördeklerimizi seyretmekten, izlemekten mutlu oluyoruz” şeklinde konuştu.
Ördekleri beslemeye gelen bir diğer vatandaş Hikmet Azaphan da adeta Bayburt’un simgesi haline gelen yeşilbaş ördekleri çok sevdiğini söyleyerek, “Ördeklerimiz buraya kış mevsiminde, suların soğuk olduğu zamanlarda geliyorlar. Rusya tarafında sular ısındığından dolayı buraya göç ediyorlar. Ördekler Bayburt’u seçtiler yıllardır da gitmiyorlar. Ördeklerimizi çok seviyoruz doğayı, nehrimizi güzelleştiriyorlar. Çoruh Nehrimize daha farklı bir hava katıyorlar. Herkes ekmeğini, yemini getirip atıyor, ördekleri besliyorlar” diye konuştu.
Evdeki bayat ekmekleri çöpe atmayarak ördeklere getiren Rahmi Aydemir ise ekmekleri bu şekilde değerlendirdiklerini belirterek, “Severek besliyoruz ördekleri. Her kış gelirler. Her zaman gelip bu hayvanları besliyoruz. Bayat ekmekleri alıyoruz, yem alıyoruz getirip buradan köprüden atıp hayvanları besleyip, gidiyoruz” sözlerini kullandı.
]]>Bulgaristan’da totaliter Jivkov rejiminin asimilasyon politikalarına karşı başlatılan direnişte şehit edilen Türkan bebek ve diğer tüm soydaşlar, Lüleburgaz’da düzenlenen törenle anıldı.
Lüleburgaz Belediyesi ile Bal-Göç Trakya Derneği iş birliğiyle Erol Özgür Parkı’nda bulunan Balkan Göç Anıtı’nda düzenlenen törene, Kırklareli Vali Yardımcısı Mahmuthan Arslan, Lüleburgaz Kaymakamı Salih Yüce, CHP Kırklareli Milletvekili Fahri Özkan, Lüleburgaz Belediye Başkanı Murat Gerenli, Bal-Göç Trakya Derneği Başkanı Veli Öner, Bulgaristan’dan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Haskovo Milletvekili Mümün Mümün, HÖH Burgas Milletvekili Sevim Ali, HÖH Kırcaali Milletvekili Bayram Bayram, Madjarovo Belediye Başkanı Ercan Yusuf, Ruen Belediye Başkanı Ahmed Süleyman, HÖH Haskovo İl Başkanı Mehmet Ataman, HÖH Kırcaali Kadın Kolları üyeleri ve Kirkovo Belediyesi’nden öğretmen Zekiye Hasan ve öğrencileri katıldı.
“AMACIMIZ, BU ACILARIN BİR DAHA YAŞANMAMASINI SAĞLAMAK”
Başkan Gerenli, yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
“Bugün burada, 24 Aralık 1984’te sadece 20 aylıkken katledilen Türkan Feyzullah bebek başta olmak üzere, tüm demokrasi şehit ve gazilerimizi anmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Kendisi de 1978 Bulgaristan göçmeni olan ve maalesef covid-19 pandemisinde kaybettiğimiz, değerli çalışma arkadaşımız, ağabeyim Erol Özgür’ün adını yaşattığımız bu parkta, sizlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Aramızda bulunan öğretim görevlisi Dr. Ferit Yazıcı hocamız tarafından yapılan ‘Balkan Göç Anıtı’ ile binlerce yıldır süregelen göç hikayemizi ve 39 yıl önce totaliter Jivkov rejimi tarafından hayattan koparılan Türkan bebeğimiz ve tüm demokrasi şehitlerimizi ölümsüzleştirmek istedik. Bu anıtı yapmaktaki amacımız, yıllar önce yaşanan acıların kinini gütmek ya da intikamını almak değil; aksine bu ve benzeri olayların dünyanın hiçbir yerinde bir daha yaşanmamasını sağlamak ve geçmişin acılarını unutmadan, barış ve dostluğun egemen olduğu insanca bir gelecek umudu yaratmaktı. Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Muhacirler kaybedilmiş topraklarımızın aziz hatıralarıdır!’ sözlerinde de bahsettiği benim gibi, kendisi ve yakınları bu acıların birebir tanığı olan komşularımızla birlikte gerçekleştirdiğimiz ve bundan sonra da gerçekleştireceğimiz etkinliklerle gelecek kuşaklara da bu hatıraları, barışın ve sevginin değeriyle birlikte aktarmak istiyoruz. Bu nedenle, bugün burada toplanmamız; Lüleburgaz’da bir arada olmamızın bizler için taşıdığı anlamı sizlere kelimelerle ifade etmekte zorlanıyorum. Başta Bal-Göç Trakya Derneğine, sınırları aşarak yanımızda olan Hak ve Özgürlükler Hareketi Milletvekillerine, belediye başkanlarına, parti temsilcilerine ve tabii ki burada bulunan değerli Lüleburgazlılara bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.”
Törende Kırklareli Vali Yardımcısı Mahmuthan Arslan, CHP Kırklareli Milletvekili Fahri Özkan, Bal-Göç Trakya Derneği Başkanı Veli Öner, HÖH Burgas Milletvekili Sevim Ali de birer konuşma yaptı.
Törenin sonunda katılımcılar, Balkan Göç Anıtı’na karanfiller bıraktı.
]]>