ANKARA – Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde geliştirilen faydalı böcek salım kutularıyla, bitkilere zarar veren böceklerin engellenmesi ve tarımda ilaçlamanın yan etkilerinin önlenmesi amaçlanıyor.
Tarımda verimli üretimin önüne geçen en önemli sorunlardan bir tanesi bilinçsiz ilaçlamalar. Bu ilaçlamalar zararlı böcekleri bitkilerden uzak tutması için yapılmasına rağmen zaman zaman istenmeyen sonuçlar ile karşılaşılabiliyor. Gıda ürünlerinin doğru temizlenmemesi halinde ilaç partiküllerinin tüketicilerde sağlık problemleri oluşturması olumsuz örneklerden sadece bir tanesi.
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma bölümünün Biyolojik Mücadele Laboratuvarında üretilen ‘Trichogramma Evanescens’ türündeki böcekler, faydalı böcek salım kutularında ağaç dallarına asılıyor. Kutuların içerisinden çıkan böcekler, zararlı böceklerin içerisine bir yumurta koyuyor. O yumurta ile zararlı böcekler imha ediliyor. İmha edilen böceğin içindeki yumurtadan çıkan faydalı böcekler ise biyolojik mücadeleyi devam ettiriyor. Bu sayede tarımdaki ilaçlamaya karşı alternatif oluşturulurken biyolojik mücadelede daha az bütçe ile daha fazla etki oluşturulabiliyor.
Bitki Koruma bölümünde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Cem Özkan, İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, tarım ürünlerini ve doğayı zararlı böceklerden korumak amacıyla faydalı böcek üretimi çalışmalarını hızlandırdıklarını ifade etti.
Tarım ilacına alternatif oluşturulmalı
Prof. Dr. Özkan, zararlı böceklere karşı kimyasal mücadele ve tarım ilaçlarına alternatif oluşturduklarını belirterek, “Tarım ilaçları istenilen bir uygulama mı? Hayır. Yüzde 1’i hedefe gidiyor geri kalanı toprağa ve suya karışıyor. Birde ürünlerin üzerinde kalıntı kaldığı için bunu yiyen insanlarda sağlık sorunları çıkıyor. Bu ürünler ihraç edildiğinde geri dönüyor. Dolayısıyla tarım ilacına alternatif yöntemlerde çalışmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Akıllı böcek ve akıllı çiftçi dönemi
40 yılın üzerinde faydalı ve akıllı böcek üretimi için çalıştıklarını vurgulayan Özkan, “Bizim sloganımızda akıllı böcek ve akıllı çiftçi. Bizim çiftçilerimiz tarım ilacı yerine faydalı böcekleri kullandığında çevremiz kirlenmiyor. Biyolojik çeşitlilik kaybı olmuyor. İnsanda sağlık problemleri olmuyor ve ürünlerimiz yurt dışından geri dönmüyor” diye konuştu.
“Bu böceklerin kitle üretim teknolojisi sır”
Türkiye’nin biyolojik mücadele açısından dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi olduğuna işaret eden Özkan, “Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği Avrupa kıtasından çok daha fazla. Bu biyoloji çeşitliliğimiz katma değerli ürünlere nasıl dönüştüreceğimiz konusunda istenilen durumda değiliz. 40 yıldır bu faydalı böceklerle çalışıyoruz. Bu böceklerin kitle üretim teknolojisi sır” dedi.
Gençler tarım ilacı yerine faydalı böcek üretiyor
Tarım ilaçlarına alternatif olabilmesi için söz konusu faydalı böceklerin en ekonomik ve etkili üretim tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Özkan, “40 yılda biz bunları geliştirdik. Teknokentte genç ziraat mühendislerimiz var. Onlar ödül aldı ve Ankara Üniversitesindeki genç girişimcilerimiz ile birlikte çalışıyorlar. Tarım ilacı yerine bu faydalı böcekleri üretiyorlar” kaydetti.
“Bu karta 5 bin tane faydalı böceği sığdırıyorsunuz”
Faydalı böcek salım kutularının özelliklerini anlatan Özkan, şunları kaydetti:
“Bunun içinde faydalı böcek var. Biz bu böceklere ‘akıllı böcek’ diyoruz. Bunun içerisinde 5 bin tane faydalı böcek var. Bu karta 5 bin tane faydalı böceği sığdırıyorsunuz. Biz bunları ürettikten sonra üreticilere hemen veriyoruz. Üreticilerimiz birçok üründe asıyor bitkilerine. Buradan çıkan faydalı böcek zararlıyı arıyor ve buluyor ajan gibi. Bulduktan sonra içerisine bir yumurta koyuyor. O yumurta ile onu imha ediyor. İçinden tekrar bir faydalı böcek çıkıyor. Bu biyolojik müdahale sürdürülebilir tek mücadele yöntemi ve Türkiye’nin müthiş bir şansı var. Bu faydalı böceklerin ana vatanı Türkiye.”
“Yabancılar bu böcekleri kendi çiftçilerine veriyor”
Yurtdışından Türkiye’ye söz konusu biyolojik mücadeleyi takip etmek için çok sayıda araştırmacının geldiğini söyleyen Özkan, “Yabancılar geliyor izinsiz bu faydalı böcekleri götürüyorlar kendi çiftçilere veriyorlar. Bize de tarım ilaçlarını satıyorlar. Dolayısıyla her yıl 600 milyon dolarlık tarım ilacı alıyoruz. Bunu yoğun ve bilinçsiz kullandığımız zaman biz ekonomik olarak istenilen düzeyde bir tarım yapamıyoruz. Bu akıllı böcekler şu anda çiftçiyle buluştu. Elmada, bağda, narda, cevizde, meyve ve sebzelerde çok aktif olarak kullanılıyor” açıklamasında bulundu.
“İhracatçı, çiftçi ve ülke kazanıyor”
İki bin dekarlık üretim alanında 50’nin üzerinde çiftçinin söz konusu uygulamaları yaptığını aktaran Özkan, “Ar-Ge çalışmalarımız oturdu, üretimimizde bir sorunumuz yok. Alandaki çalışmalarımız ve üreticilerimiz çok memnun. Verimlilik kaybı yaşamıyorlar ve sağlıklı ürünlere ulaşıyorlar. Bizim ürettiğimiz ürünler yurt dışına gittiği zaman geri dönmüyor. Dolayısıyla burada ihracatçı, çiftçi ve ülke kazanıyor” ifadesini kullandı.
Faydalı böcekleri kibrit kutusu kadar bir bölüme kitle üretim teknolojisiyle sığdırdıklarını dile getiren Özkan, “Bununla ilgili bir yayın bulamazsınız. Her ülke bunun sırrını elinde tutar. 40 yıldır aynı konu üzerinde çalışarak 16 tane şirket kurduk gençlerimizle. Şirketler sır olan bu çalışmaları ortaya geliştirdiler ve şuan da yabancı ülkelerle rekabet edebilecek üretim teknolojisi elimizde” dedi.
Genç ziraat mühendislerinin Türkiye’nin tarımda kalkınmasını ve sürdürülebilirliği devam ettirmesi için yoğun çaba sarf ettiğine dikkati çeken Özkan, şöyle konuştu:
“Bizim gençlerimiz ‘Biz bu faydalı böcekleri yurt dışındaki çiftçilere satacağız’ diyor. Devletimizin katkı sağlaması durumunda biz hem gıda güvenliğimizi sağlarız hem tarımda marka ürünler üretiriz hem de bu faydalı böcekleri yurt dışına satabiliriz. Birçok ziraat mühendisimize de iş imkanı sağlamış oluruz. Kitle üretim teknolojisiyle ürünü bu hale getirdik ve kit haline getirdik. Üretici sadece bunu alıyor ve alanına asıyor. Buradan çıkan faydalı böcekler zararlıları imha ediyor.”
]]>ZEHRA DEĞİRMENCİ/SİBEL KAHRAMAN
İlaç Fiyat Kararnamesi ile ilaç fiyatlarında Euro kurunun 17.55 TL’ye sabitlenmesi nedeniyle ilaç yokluğu sorunu devam ediyor. ronik hastalıkların ilaçlarının bulunamadığını, tüp bebek tedavisi için kullanılan ilaçlarda ise alternatif reçete dönemine geçildiğini söyleyen Bursa Eczacı Odası Başkanı Adnan Erakın, “Bizim zaten yakın zamandan beri dile getirdiğimiz konulardan bir tanesi, İlaç Fiyat Kararnamesi’nde köklü çözümlerin getirilmesi. Bu konunun ivedilikle çözülesi taraftarıyız. Bu konuyla ilgili daha önce müjdeli bir haber almıştık. İlaç Fiyat Kararnamesi’nde kalıcı olarak köklü çözümler getirileceğine dair duyumlar almıştık. Bu duyumların kısa bir zaman içerisinde gerçek olmasını bekliyoruz” dedi.
Euro kurundaki dalgalanma nedeniyle eczanelerdeki ilaç yokluğu sorunu 2024 yılında da devam ediyor. Reel Euro kurunun 34 TL’ye kadar ulaşmasına karşın, ilaç fiyatlarında euro kurunun 17.55 euroya sabitlenmesi nedeniyle özellikle çokuluslu şirketler Türkiye’ye ilaç göndermekten geri duruyor.
Türkiye’de ilaç fiyatlarının İlaç Fiyat Kararnamesi ile belirlendiğini hatırlatan Adnan Erakın, şu ifadeleri kullandı:
“Bu, 2024 yılında başlamış bir uygulama. Tüketici endekslerine göre başlamıştı. 2009 yılından itibaren bu uygulama Euro kuru üzerinden güncellenmekte. Şu an halihazırda en son 2023 Aralık ayında Resmi Gazete’de yayınlanan İlaç Fiyat Kararnamesi ise Euro kuru 17.55 liraya sabitlenmiş durumda. Şu an ilaç fiyatları 1 Euro 17.55 TL kabul edilerek ödemeler yapılmakta. Yine 22 Şubat’ta yayınlanan yeni bir kararnameyle, bu fiyatların 2024 yılı içerisinde aynı şekilde uygulanacağı bilgisini aldık. İlaç Fiyat Kararnamesi’ndeki baz fiyatlarıyla ödemeler yapıldığı için özellikle çokuluslu ilaç firmaları bu konuda bazen gönderdikleri ilaçların maliyetleri çok arttığı için üretiminde ve Türkiye’ye ilaçları getirmekte imtina edebiliyorlar. Yakın zamanda bunun örneğini gördük. Bir ilaç firması bazı ilaçlarını Türkiye’ye getirmeyeceğini deklare etti. Bizim kaygımız, Euro kuru üzerinden fiyatlandırmanın yetersiz kaldığı noktada. İlaç fiyatları düşük olduğu için firmaların ilaçlarını Türkiye’ye getirmelerinden, satma koşullarından vazgeçmelerinden imtina etmelerinden çekince duyuyoruz. Bizim kaygımız bu noktada.
“KRONİK HASTALIKLARIN İLAÇLARI DA YOK
“Aralık ayı içerisinde ilaç yoklarımız yüzde 22 civarındaydı. Burada İlaç Fiyat Kararnamesi’nin uygulamaya geçiş tarihi ile yayınlanma tarihi arasındaki 9 günlük boşluk boyunca ciddi bir ilaç krizi yaşandı. Bu dönemde hepimiz bu ilaç krizine çözme yönünde katkı sağladık. Depolarımız ve özellikle Bursa Ecza Kooperatifi ellerinden geldiği kadarıyla elindeki stokları eczanelerimize paylaştırarak bu krizi çözme yönünde katkılarımız oldu. Daha sonra 2024 Ocak ayına baktığımızda bu yokların yüzde 17’lere gerilediğini gördük. 2024 Şubat ayı içerisine baktığımızda bu yokların yüzde 9.2’lere kadar gerilediğini gördük. Şu an 10 ilaçtan 1 tanesi yok ama bu normal bir tablodur. Kronik yoklara baktığımızda yani olması gereken ilaçların olmamasını düşünürsek, ilaç yokları hala devam etmekte.
Şu an eşleri olmayan ilaçlarda KOAH, astım, Alzheimer, beyin hastalıklarında ve parkinsonda kullanılan, göz hastalıklarında kullanılan, hipertansiyon ve diyabette kullanılan ilaçlar var. Bunların bazılarının maalesef eş değerleri yok. Kanser ilaçlarında aynı sıkıntıları yaşıyoruz. Tüp bebek ilaçlarında şu an ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Tüp bebek ilaçlarında hekimlerimiz alternatif reçete dediğimiz, yani bu ilaç olması başka ilaç verelim dediğimiz reçeteler kullanmaya başladılar. Halkımızın ilaca ulaşması noktasında biz her zaman görev alıyoruz. Bizim en çekinceli olduğumuz nokta burası. Halkımız ilacına ulaşabilsin, ilaç firmalarımız ilacının arkasında durabilsin, ilaçlarımız piyasa bulunsun. Biz bu noktada zaten görev alıyoruz. Bu ilaçların yok olmasını istemiyoruz.
“İLAÇ FİYAT KARARNAMESİ’NDE KÖKLÜ ÇÖZÜMLER İSTİYORUZ”
Bir eczacı için en sıkıntılı durum gelen reçeteye yok demek. Biz bunları yaşamak istemiyoruz. Normal veya nöbet mesaimizde bir kişinin annesinin, babasının reçetesini getirdiği zaman yok denmesi bizim için sıkıntılı bir durum. Bizim zaten yakın zamandan beri dile getirdiğimiz konulardan bir tanesi, İlaç Fiyat Kararnamesi’nde köklü çözümlerin getirilmesi. Bu konunun ivedilikle çözülesi taraftarıyız. Bu konuyla ilgili daha önce müjdeli bir haber almıştık. İlaç Fiyat Kararnamesi’nde kalıcı olarak köklü çözümler getirileceğine dair duyumlar almıştık. Bu duyumların kısa bir zaman içerisinde gerçek olmasını bekliyoruz.”
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nı değerlendirdi.Taşcıer, “Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur. Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır” dedi.
Gamze Taşcıer, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan ve beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Taşcıer, şu görüşleri dile getirdi:
“İKTİDAR VATANDAŞIN DERDİYLE DERTLENMEDİĞİ VE UMURSAMADIĞI İÇİN DUYMAK İSTEMİYOR”
“Resmi Gazete’de yayımlanan kararla birlikte ilaçlar için belirlenen euro kurunda 2024 yılı boyunca bir güncellemeye gidilmeyeceği ilan edilmiş oldu. İktidarın ülkemizi içerisine sürüklediği ekonomik kriz ve Türk lirasının aralıksız değer kaybı nedeniyle sabit kur belirlemesi Aralık ayında gerçekleştirilmişti ve bir euro değeri yüzde 25 artırılarak 17.54 lira olarak belirlenmişti. Bugün bir euro 33,64 lirayken belirlenen sabit kur bunun ancak yüzde 52’sine denk geliyor. Halbuki daha Aralık ayında belirlendiğinde bu oran yüzde 55’ti. 2024 yılı boyunca hiç artırmayacağız diye karar açıklamak demek, enflasyonun dolu dizgin arttığı, Türk lirasındaki değer kaybının durmadığı bir ortamda yıl içerisinde bu oranın çok daha düşmesi anlamına geliyor. Bu oranın aşırı düzeyde farklılaşmasındaki sorunu ise yıllardır anlatıyoruz ancak iktidar vatandaşın derdiyle dertlenmediği ve umursamadığı için duymak istemiyor.
“BUGÜNLERİ BİLE ARAYACAK HALE GELECEĞİMİZİ GÖRMÜŞ OLUYORUZ”
Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur.
Seçimden sonra maalesef bu iktidarın olağanüstü boyutlarda bir yoksullaşma yaratacağını, israf düzenini bitirmek yerine vatandaşın zaten sıkılı kemerini daha da sıkacağını, enflasyonun düşmeyip artışına devam edeceğini söylüyorduk. İktidarın bu kararıyla birlikte, ilaç ve dolayısıyla da halk sağlığı anlamında da derin bir krize doğru ilerlediğimizi, bugünleri bile arayacak hale geleceğimizi görmüş oluyoruz.
“PİYASADA İLAÇ BULUNAMIYOR. BUNUN SEBEBİ İKTİDARIN KENDİSİ”
Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır.
Daha geçtiğimiz gün Meclis’ten geçirdikleri kanunla, ilaçlar için ruhsatlandırma sürecini ‘hızlandırma’ adı altında vatandaşı denek olarak kullanacaklarını ilan ettiler. Bundan böyle ilaçlar piyasaya çıkmadan önce değil, çıktıktan sonra gerekli incelemelere tabi tutulacak. Bu süreçte olası sağlık riskleri olması ihtimali ise göz ardı ediliyor. Yani vatandaşın sağlığı ikinci plana atılıyor. Sonuç olarak, ortada yaratılan bir kriz hali var. Piyasada ilaç bulunamıyor. Bunun sebebi iktidarın ta kendisi. Yarattıkları soruna çare için getirdikleri düzenleme ise başka bir krize yol açacak. Dolayısıyla bir kriz döngüsünün içerisinde ülkece kalmış durumdayız. Her attıkları adımla sorunları daha da büyüten bu aklın yönetimi sürdükçe gerçek çözümlere ulaşmak da mümkün değil. Bu iktidarın değişimi hem vatandaşın cebi için, hem de halk sağlığı için bir zorunluluktur.”
]]>Teklifin ikinci bölümünde yer alan 3 maddenin daha kabul edilmesiyle toplam kabul edilen madde sayısı 17’ye yükseldi.
Kabul edilen maddelere göre, Sağlık Bakanlığına Bağlı Sağlık Kurumları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon) Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, bu kapsamda istihdam edilen personele ek ödemenin usul ve esasları Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek.
Düzenlemeyle yan dal uzmanlığının teşvik edilmesi amacıyla uzman tabipler için öngörülen ek ödeme, yan dal uzmanları için 200 puan artırılarak ödenecek. Ek ödemenin yapılabilmesi için disiplin cezası almamış veya sözleşmede belirtilen yükümlülüklerin haklı bir nedene dayanmaksızın ihlali nedeniyle ikaz edilmemiş olmak gerekecek.
Ödüllendirilerek motivasyonunun artırılması amacıyla yapılan ek ödeme, uyarma cezası alanlara bir ek ödeme dönemi, kınama cezası alanlara iki ek ödeme dönemi, aylıktan kesme ya da kademe ilerlemesinin durdurulması cezası alanlara üç ek ödeme dönemi süresince yapılmayacak.
Bu düzenleme öğretim elemanları ve diğer personel için sözleşmedeki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle savunması alınmak kaydıyla, bir sözleşme döneminde yazılı olarak hastane koordinasyon kurulu tarafından bir kez ikaz edilenlere bir ek ödeme dönemi, iki kez ikaz edilenlere iki ek ödeme dönemi, üç kez ikaz edilenlere üç ek ödeme dönemi ödeme yapılmaması şeklinde uygulanacak.
Norm kadro sayısı, Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilecek
İlaç analizlerinin ruhsatlandırmadan sonra yapılacağı düzenlendiğinden, Harçlar Kanunu’nda uyum düzenlemesi yapılacak. Bu kapsamda ilaçların ticarete çıkarılması için Sağlık Bakanlığınca verilecek ruhsatnamelerin tarifesinde değişikliğe gidilecek.
Üniversiteler, Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastaneleriyle kullanım protokolleri yaparak sağlık uygulama ve araştırma faaliyetlerini yürütebilecek.
Üniversitenin birlikte kullanım protokolü imzaladığı eğitim ve araştırma hastaneleri, aynı zamanda üniversitenin uygulama ve araştırma merkezi statüsü kazanacak.
Üniversite öğretim elemanı kadrolarından birlikte kullanılan eğitim ve araştırma hastanelerine tahsis edilecek akademik kadroların dağılımı ve nitelikleri Sağlık Bakanlığınca belirlenecek.
Bu kadrolara öğretim üyelerinin atamaları üniversite tarafından Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak yapılacak.
Öğretim elemanları ile eğitim ve araştırma faaliyetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmeti sunumu için sözleşme imzalanabilecek. Üniversitenin birimlerine tahsis edilecek öğretim üyesi norm kadro sayısı, rektörün önerisi ile Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilecek.
Görüşmelerden
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, Türkiye’nin, kişi başına düşen hekim sayısı açısından OECD ülkeleri arasında son sırada bulunduğunu belirterek, “Hekim az, hasta sayısı çok. Dolayısıyla, ne oluyor? 1 hekimin 1 hastaya ayırdığı ortalama süre, çok kısıtlı bir süre oluyor.” dedi.
Doktorların stratejik personel olarak ilan edildiğini anlatan Şahin, “Stratejik personel oldukları için eşi özel sektörde çalışan doktorlarımız ve o stratejik personele göre daha alt seviyede olan, eşi kamu görevlisi olan doktorlarımız mazeret tayin hakkından yararlanamıyor. Sonra ne oluyor? Aile birlikleri bozuluyor.” diye konuştu.
İYİ Parti Tekirdağ Milletvekili Selcan Hamşıoğlu, Tekirdağ’da SMA TİP-1 hastası Yağız Batu Demirtaş ve Güney Elmacı’nın fotoğraflarını göstererek, “Şimdi sorsam, ‘Türkiye SMA tedavisini karşılayan ülkeler arasında’ diyecekler. Öyleyse bu çocuklar neden iyileşemiyorlar? Bu çocuklar tedavi olabildikleri için mi ölüyorlar?” diye sordu.
MHP Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy, hastaların ilaca kolay erişimi için yerli ilaç politikalarının uygulanması, yerli ilaç sanayi desteklenerek ilaçta dışa bağımlılığın azaltılması gerektiğini söyledi.
DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, özgürlüğün olmadığı yerde toplumsal sağlıktan bahsedilemeyeceğini belirterek, “Sadece ana dilde sağlık hizmetinde değil, yaşamın her alanında, baskılayıcı zihniyetin olduğu her yerde toplum sağlığının iyileşmesi mümkün olmaz.” dedi.
CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı, ilaç sektörünü bağımsızlaştırmak için acilen bir seferberlik ilan edilmesi gerektiğini söyleyerek, “‘İlaçların ruhsatlandırma sürecini hızlandıracağız’ diyerek, halk sağlığını tehlikeye atacak düzenlemeler yapıyorsunuz.” ifadelerini kullandı.
Sarı, hastaların denetimsiz ilaç kullanmaya itildiğini savundu.
Kanun teklifinin 17. maddesinin kabul edilmesinin ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşime ara verdi. Adan, aradan sonra Komisyonun yerini almaması üzerine birleşimi, yarın saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.
]]>Tekirdağ’daki Heraion Teikhos Trak Antik Şehri’nde ‘yersel lazer taramaları’ tamamlandı. Kazı çalışmalarına yönelik bilgi veren İstanbul Rumeli Üniversitesi Arkeolojik Araştırmaları Ofisi Koordinatörü Prof. Dr. Neşe Atik, “Kazı çalışmalarında ‘yersel lazer taramaları’ tamamlanmış olup, kazı alanın ören yeri olması için hazırlanmakta olan projenin bir aşaması da tamamlanmıştır. Söz konusu çalışmalar kazı alanında bir gezi güzergahı ile tümülüs biçimli bir tanıtım binası yapılarak, alanın ziyaretçiye açılması çalışmalarına büyük katkı sağlamıştır” ifadelerini kullandı.
İstanbul Rumeli Üniversitesi tarafından devam eden kazı çalışmalarına yönelik açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Neşe Atik, “2000 yılında Tekirdağ İli, Süleymanpaşa İlçesi, Karaevlialtı Mevkii’ndeki Heraion Teikhos’ta kazı çalışmalarına Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi ile iş birliği içerisinde başlandı. Bugün üniversitemiz adına benim tarafımdan çalışmalar sürdürülmektedir. Heraion Teikhos bir Trak Şehri olup, yurdumuzda halen kazı çalışmaları yapılan ilk Trak yerleşimi, Trak buluntuları veren tek kazı alanıdır. Kazılarımızın iki hedefi vardır; birincisi bu yerleşim yerini koruma ve kültür turizmine kazandırmak, ikincisi ise bilim dünyasına tanıtmak. Kültür Bakanlığı ile iletişime geçerek, kazı alanının turizme açılması için projelendirme izini aldık. Bu ören yeri projesi için 3 canlandırma ve tümülüs şeklinde bir tanıtım binası yapmayı planlamıştık. 1 yıllık kazı çalışmalarının ardından kazı evinde, pişmiş toprak kaplar, madeni buluntular ve sikkeler, dokuma tezgahı ağırlıkları vb. küçük buluntuların envanter ve yayın çalışmaları yapıldı” dedi.
“ARKEOLOJİK AÇIDAN İLK DEFA TESPİT EDİLEN DURUMLARLA KARŞILAŞTIK”
Kazı çalışmalarının son durumunu değerlendiren Prof. Dr. Neşe Atik şu bilgileri verdi:
“2023 yılı kazı çalışmalarımız, iki hedefe yönelik olarak planlanmıştı. Bu bağlamda kazı çalışmaları geçmişte varlığı tespit edilmiş olan sağlık aktivitelerinin anlaşılması yönünde sürdürüldü. Kazı alanını kültür turizmine kazandırmak, ziyaretçiye açabilmek için gerçekleştirilmesi gereken ören yeri projesi için de ölçüm ve çizim çalışmaları yapıldı. Kazı çalışmaları, geçmiş yıllarda tespit edilmiş ancak yayılım alanının boyutları henüz tam olarak bilinmeyen ilaç üretim alanlarının tespitine yönelik olarak sürdürüldü. Kentin Akropolü’nde Hera/Kybele Tapınağı’nın doğu tarafında bulunan mekanlarda ve Akropol’ün batısında yer alan ilaç havuzlarının güneyinde kazı çalışmaları gerçekleştirildi. Kazı alanı bir tepe üzerinde olduğu için ilaç havuzlarına suyun nereden sağlandığının tespit için doğudan batıya doğru eğimle ilaç havuzlarına su taşıyan pişmiş topraktan su borularının, doğudaki başlangıcını tespite yönelik kazı çalışması yapıldı. Bilindiği üzere antik devirlerde, tepelerdeki yerleşimlerde su sistemleri genellikle, büyük su sarnıçları ile oluşturulmuştur. Ancak 2023 yılı kazıları Heraion Teikhos yerleşiminde suyun sarnıçlardan değil, kazı alanının doğusunda birkaç kilometre uzaklıkta, günümüzde hala ağaçlık olan bir alandan taşındığına işaret eden buluntular ortaya çıktı. Bunun yanı sıra yerleşimin batısında ortaya çıkartılan yeni bir ilaç yapım havuzu, havuzları bağlayan pişmiş topraktan borular ve taştan kanallar da tüm kazı alanına yayılmış bir ilaç üretim alanı olduğunun tespitini sağladı. Geçmiş yıllarda ortaya çıkartılmış olan ilaç fırınları ve ilaç yapımı için gerekli temiz su sisteminin ve havuzların aynı alanlarda birbirine yakın konumlandırılmış olması arkeolojik açıdan ilk defa tespit edilmiş olduğundan, bilimsel açıdan önemlidir.”
]]>