Özel, CHP TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Toplum Yararına Programlar (TYP) uygulanmasında görev alan yaklaşık 57 bin vatandaşın sözleşmesinin sona ermek üzere olduğunu söyledi. Geçmişte kadro sözü de verilen TYP’lilerle ilgili yasal düzenlemeye destek vermeye hazır olduklarını bildiren Özel, TYP uygulamasından yararlanan vatandaşların mücadelesinin sonuna kadar yanında olduklarını belirtti.
Türkiye Fırıncılar Federasyonunca açıklanan ramazan pidesi fiyatına değinen Özel, ramazan pidesinin gramajının düşürülüp fiyatının da 15 liraya çıkarıldığını, böylece pideye enflasyonun üzerinde zam yapıldığını ifade etti.
Ankara’da Et ve Süt Kurumu önünde oluşan kuyruğu herkesin gördüğünü vurgulayan Özel, “Buradaki insanlar çocuklarının boğazından bir tutam kıyma geçsin diye, yapılan yemekte biraz et koksun diye sabahın köründe o mücadeleyi veriyorlar. Bunların tamamına yakını ya emekli ya işsiz.” diye konuştu.
Emekliye verilen bayram ikramiyesini ilk kez partisinin gündeme getirdiğine dikkati çeken Özel, gelinen aşamada hükümetin onca hesap kitap yaptıktan sonra emekliye bayram ikramiyesi olarak 3 bin lira verdiğini anımsattı.
Emekliye bayram ikramiyesi ilk verildiğindeki 1000 lira ile 24 kilo kıyma alınırken bugün 3 bin lira ile 6 kilo kıyma alınabildiğine işaret eden Özel, “Eğer bizim dediğimiz gibi olsa, bayram ikramiyesi 17 bin lira olacak, şimdi 3 bin lira. İkramiye 17 bin lira olsa emekli 35 kilo kıyma alacak. Emekli bugün 6 kilo kıyma alabiliyor. 18 kilosu sofrasından çalınmış.” ifadesini kullandı.
“1 Nisan sonrası bir çatı altında toplayacağız”
Emeklinin durumunu takip etmeyi sürdüreceklerini aktaran Özel, partisinin belediye başkanlarının emeklilere yönelik çalışmalarını, 1 Nisan’dan sonra tek çatı altında toplamayı planladıklarını dile getirdi.
Emekliler için bir kart çıkarma teklifinde bulunan Özel, şöyle devam etti:
“Bugün AK Parti iktidarının verdiği 3 bin liranın 2 katını ihtiyaç sahibi emekliye Mansur Başkan, Ankara Kart ile veriyor. Yetmiyor, 500 lira doğal gaz parası yatırıyor, yetmiyor 1 kilo da istediği kasaptan almak üzere et parası yatırıyor. Bugün bu uygulamalar ortadayken AKP pidenin gramajından çalmakla, 5 bin lira söz verdiğini 3 bin lira yapmakla meşgul. Buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Gelin bu kartı emekli kartına çevirelim.
Buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Meclis’i yarın akşam üstü kapatıp, kaçmak istiyorlar. Gelin 3 gün daha çalışalım. Bir emekli kart çıkaralım. Emekli karta almaları gerekeni, hak ettikleri farkı yükleyelim. Bu milletin Meclis’i emeklisinin halinden anlar. Hiç olmazsa 15 günde bir kilo et, kıyma alacak parayı yükleyelim. Doğal gaz indirimini yükleyelim, elektrik faturasında indirim yükleyelim. Belediyelerin verdiği hizmetlerde de geçecek bir kart yapalım. Emekliye hiç olmazsa bu seneyi çıkaracak, bir rahat nefes aldıracak, ulaşımda da kullanacağı, 65 yaş için, orada kimlik filan göstermek zorunda kalmayacağı bir bütünleşik emekli kart uygulaması getirelim. Biz bununla ilgili üzerimize ne düşerse bu desteği vermeye hazırız. Ama yeter ki bir emekli kart çıkaralım.”
İşsizlik Sigortası Fonu
İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili düzenlemeye değinen Özel, partisinin de her zaman desteklediği bu fonun hükümet eliyle kuşa çevrildiğini, perişan edildiğini anlattı.
Kuruluş kanununa göre fonda biriken paranın başka işte kullanılamayacağını belirten Özel, hükümetin yol yapımında bile buradaki parayı kullandığını ifade etti. Daha sonra bu fonun işverene de açıldığını dile getiren Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gelinen noktada İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçiye ödenen para, 21,7 milyar lira. Yani fonun yüzde 18,5’i işçiye ödeniyor. Ama işverene verilen teşvik 78,5 milyar lira. Yani yüzde 67’si. Bir kumbara var. Kumbaraya kanun gereği yüzde 50 işveren, yüzde 25 işçi, yüzde 25 devlet para atıyor. Bu kumbarayı ikide bir kırıyorlar, içinden para alıyorlar. Bu paranın 18,5’ini işçiye, yüzde 67’sini işverene vermişler. İnanılmaz bir rakamla karşı karşıyayız. Kumbaraya paranın yüzde 50’sini işveren atarken, kumbaranın yüzde 67’sini almış. Böyle kanun olur mu? Peki bugün ne yapıyorlar? Kanun diyor ki İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken toplam kaynağın en fazla yüzde 30’u kullanılabilir. Bunu yüzde 50’ye çıkarıyorlar. Biz, işçinin kumbarasından işverene bir şey ödenmesine ilk günden beri karşı çıktık. Biz, İşsizlik Sigortası Fonu’nun sadece işçi işsiz kaldığında kullanılmasını istiyoruz. İşsizlik Sigortası Fonu, işçi işsiz kaldığında kullanılacak. Orada para birikiyor diye el atıyorlar. Bunu kesinlikle doğru bulmuyoruz. Takipçisi olacağız. Bu düzenlemeyi de en kısa zamanda Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız.”
“31 Mart’ta korkutanlar değil, korkmayanlar kazanacak”
Özgür Özel, demokrasi tarihine postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat’ın yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, partisinin de kendisinin de her zaman demokrasinin yanında durduğunu, ilk andan beri gerekli tepkiyi gösterdiklerini ifade etti.
Özel, “Askeri vesayet kalktı diyorlar. Askeri vesayet iktidar üzerinde değil ama muhalefet üzerinde yaptığı açıklamalar ve tartışmalarla sürüyor.” değerlendirmesinde bulundu.
28 Şubat davasından cezaevinde bulunanların bir çoğunun yaşlı ve hasta olduğunu ifade eden Özel, bu kişiler hakkında Cumhurbaşkanının af yetkisini kullanmasını istedi. Özel, “Eğer şu kadarcık vicdan, ahlak, devlet adamlığı varsa yarın bu insanlarla ilgili af yetkini kullanır, bu ayıbı bitirirsin. Bu ayıbı bitirmezsen her zaman söylüyorum teyit edersin ki şuranda senin kalp yok, bir taş var.” dedi.
Özgür Özel, “31 Mart’ta korkutanlar değil, korkmayanlar kazanacak. 31 Mart’ta ötekileştirenler değil, ötekinin hakkının kendi hakkı gibi savunanlar kazanacak. 31 Mart’ta toplumun yarısını şeytanlaştıranlar değil, kardeş gibi hepsini kucaklayanlar kazanacak. Toplumun tamamına sahip çıkanlar kazanacak. 31 Mart’ta Türkiye kazanacak, Türkiye İttifakı kazanacak.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
(Bitti)
]]>İlçenin Kayaönü köyü mevkisinde özel bir krom madeninde göçük meydana geldiği ihbarı üzerine bölgeye jandarma, 112 Acil Sağlık ve AFAD ekipleri sevk edildi.
Göçük altında kalan işçilerin kurtarılması için çalışma başlatıldı.
Valilikten yapılan açıklamada, saat 10.04’te özel bir şirkete ait krom maden işletmesinde meydana gelen göçükte 4 işçinin göçük altında kaldığı bildirildi.
Yapılan ilk müdahale neticesinde 3 işçinin kurtarıldığı ifade edilen açıklamada, 1 işçinin kurtarılması için çalışmaların sürdüğü belirtildi.
Açıklamada, olayla ilgili adli ve idari tahkikat başlatıldığı kaydedildi.
Elazığ Valisi Ömer Toraman, AK Parti Elazığ Milletvekili Mahmut Rıdvan Nazırlı, Palu Kaymakamı Hulusi Teke ve İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Murat Evren ile maden ocağında yürütülen kurtarma çalışmalarını yerinde takip etti.
4’üncü işçi de kurtarıldı
Ekiplerin çalışmaları sonucu 4’üncü işçi de göçük altından çıkarıldı. İşçi, hastaneye kaldırılmak üzere ambulansa alındı.
Vali Toraman, gazetecilere, göçüğün ilk anında bir işçinin kurtarıldığını, arama kurtarma ve tahlisiye ekiplerinin yoğun gayretleri neticesinde 2 işçinin daha yaralı olarak çıkarılarak, hastaneye sevk edildiğini belirtti.
4’üncü işçinin kurtarılması için yürütülen çalışmalara değinen Toraman, şunları kaydetti:
“Sıkışmadan mütevellit çalışılması zor bir alan olduğu için arama kurtarma ve tahlisiye ekiplerimiz de yeni bir sıkıntıya yol açmamak için emniyetli bir şekilde çalıştı ve 4’üncü işçi kardeşimize de ulaştılar. Onunla göz ve sözlü temas sağladılar. Göçükten kaynaklanan malzemeyi bertaraf etmeye çalışarak kendisine ulaştılar. İşçi kardeşimize bulunduğu yerde ilk tıbbi müdahaleyi UMKE gerçekleştirdi. Hamdolsun bilinci açık, şuuru yerinde, hayati tehlikesinin olmadığını değerlendiriyoruz, ilk tespitlere göre. Böylece göçük altında kalan 4 işçimizin tamamını kurtarmış olduk.”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı yetkililerinin de olayı yakından takip ettiğini ifade eden Toraman, sürekli olarak gelişmelerle ilgili kendilerini bilgilendirdiklerini bildirdi.
Toraman, destek veren tüm ekiplere teşekkür ederek, “Çok şükür can kaybı olmaması en büyük tesellimiz. Palu Cumhuriyet Savcılığı tarafından adli tahkikat da sabah itibarıyla başlamıştı. Bir taraftan o da devam edecek. Ayrıca idari tahkikatlar da yürütülecek. Hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Bu konular en ince ayrıntısına kadar tetkik edilecek, incelenecek ve durum ne ise bütün açıklığıyla ortaya konulacaktır. Bundan kimsenin endişesi olmasın.” dedi.
Toraman, yaralanan işçilere acil şifa, ailelerine ve sevenlerine geçmiş olsun dileyerek, bu ve benzeri kazaların bir daha yaşanmamasını temennisinde bulundu.
Gazetecilerin göçüğün nasıl meydana geldiğine ilişkin sorusu üzerine Toraman, şunları söyledi:
“Adli ve idari tahkikat yürüyor ama ilk tespitler bir tahkimat göçüğü olduğu şeklinde. Bu bir krom madeni ocağı, dolayısıyla kömür madeni ocaklarıyla karıştırmamak lazım. Dolayısıyla bir tahkimat çöküntüsü neticesi bir göçükle karşı karşıya olduğumuzu ifade ettiler. Hamdolsun, tahlisiye, arama kurtarma ekiplerimiz burada Eti Krom başta olmak üzere civarda faaliyet yürüten bütün maden şirketleri yardıma koştular, arama kurtarma faaliyetlerine bizzat katıldılar ve başarılı bir şekilde 4 kardeşimizi de göçük altından çıkarmanın mutluluğunu bize yaşattılar. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
Öte yandan Elazığ Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları da kurtarılan işçileri tedavi gördükleri hastanede ziyaret etti.
Şerifoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralı işçileri ziyaret ettiklerini belirterek, “Maden ocağında meydana gelen göçükten yaralı olarak kurtarılan ve tedavi altına alınan madenci kardeşlerimizi ve ailelerini ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Rabb’im acil şifalar versin.” ifadelerini kullandı.
]]>2023 yılında en az 68 motokuryenin, 54 çocuk işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini ifade eden Süleyman Bülbül, AKP iktidarında iş güvenliğinin olmadığına dikkati çekti. Bülbül, şunları kaydetti:
“2023 YILINDA 147 KADIN İŞÇİ, 54 ÇOCUK İŞÇİ HAYATINI KAYBETTİ”
“Türkiye son 22 yılda iş güvenliği konusunda korkunç bir tabloyla karşı karşıya kaldı. AKP iktidarının göreve gelmesinin ardından işçi ölümleri, çocuk işçi ve kadın işçi ölümleri, ülkede iş güvenliğinin olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. İşçi Sağlığı ve İs Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporuna göre; 2023 yılında bin 932 isçi yaşamını yitirdi. Bunların 147’si kadın işçi, 54’ü çocuk işçi, 95’i 65 yaş üstü, 163’ü ise yaşını bilmediğimiz yurttaşlarımızdır. 2024 Ocak ayında da en az 158 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Son 5 yılda ise toplam 10 bin 108 işçi yaşamını yitirdi. 2022 yılında en az 55, 2023’te ise en az 68 motokurye iş cinayetlerinde hayatını kaybetti”
“AKP’Lİ YILLARDA 2 BİN 42 MADEN İŞÇİSİ HAYATINI KAYBETTİ”
Bülbül, “3 Kasım 2002 tarihinden itibaren AKP iktidarı döneminde, en az 32 bin 478 işçi hayatını kaybetti. Yine AKP’li yıllarda en az 2 bin 42 maden işçisi hayatını kaybetti. Bu veriler, iktidarın işçiye verdiği değeri ve sorumsuzluğu bir kez daha göstermektedir. İSİG’in çocuk iş cinayetleri raporuna göre son 11 yılda en az 671, AKP’li yıllarda ise en az 907 çocuk çalışırken hayatını kaybetti” dedi.
Kötü ekonomiden dolayı işçilerin denetimsiz ortada mecburiyetten çalıştığını söyleyen Bülbül, “Çocukların okullarda eğitim alması gerekirken, kötü ekonomi yönetiminin sonucunda okulu değil çalışmayı tercih etmekte ve bunun sonucunda iş güvenliği denetiminin de olmadığı yerlerde çocuk işçi ölümleri gerçekleşmektedir. Bunun başlıca sorumlusu da mevcut iktidardır. AB’nin resmi istatistik kurumu Eurosat ve SGK’nın verilerine göre en fazla işçi ölümlerinin yaşandığı ülke Türkiye oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre Türkiye, çalışma koşullarının en kötü olduğu ülkelerin arasında yer almaktadır. Türkiye’de her yıl yaklaşık 12.000 işçinin işle ilgili hastalılardan ölmüş olabileceği düşünülmektedir. AKP iktidarının beceriksiz yönetiminin sonucunda işçilerimizin hiçbir güvenliğinin olmadığı aşikardır. Mevcut ekonomik tabloda işçilerin güvenlik, denetim olmasa bile mecburiyetten çalışma koşullarını kabul ettiği ve bundan dolayı da işçi ölümlerinin hızla arttığı ortaya çıkmaktadır.” ifadelerini kullandı.
]]>Sizleri yıpratmak isteyen nice saldırının kurbanı oldunuz. Ne siz ne de biz bunların hiçbirine aldırmadık. Hukuktan, halka ve hakka hizmet yolundan ayrılmadık. Bugün de aynı duruşla hareket ediyoruz. Sen doğru olursa, dürüst olursan eğri er yada geç mutlaka belasını bulur diyoruz. Sürekli ahlak perabet güncel adresi tüccarlığı yapan, işçinin ve emekçinin hakkından bahseden bunlar Beşiktaş’taki hayatını kaybeden 29 emekçi kardeşimiz için tek cümle kurmadılar. Bu binaya inşaat ruhsatını, imar ruhsatını veren ve binanın en alt katını gazino haline getirenler kim? Şimdi savcılarımızla bunu kovalamaya devam ediyoruz. 29 vatandaşımızın ölümüne göz yumanlar kimler? “Rabbim her birinizin yolunu ve bahtını açık etsin” Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarında şunları söyledi: TÜRGEV tam 28 yıldır ülkemize ve gençlerimize sahip çıkıyor. 40 bin 500’ü aşkın mezunumuz hem ülkemizde hem de dünyada insanlığa hizmet ediyor. Ülkesine ve milletine sayısız eser kazandırmış bir siyasetçi olarak TÜRGEV bizim için hep farklı oldu. Bir gencimize daha ulaşmak için çalışan vakfımızı tebrik ediyorum. Maddi ve manevi her hayırsevere teşekkür perabet ederim. Sizlerin arasında yarının başarılı bilim kadınlarını, doktorlarını, siyasetçilerini, örnek anneleri görüyorum. Rabbim her birinizin yolunu ve bahtını açık etsin.
“Vazifelerimizi en güzel şekilde yapmaya çalışacağız” Bu zorlu süreçte sizlere hizmet etmekten, sizleri en iyi şekilde hayata hazırlamaktan başka gayemiz olmadı. Ne yaptıysak siz gençlerimiz için yaptık. Huzurunuza alnı ak ve başı dik olarak çıkmanın gururunu yaşıyoruz. Sizin enerjinize, yeteneğinize ve heyecanınıza ihtiyacımız var. Kendimizi başkalarına göre tanımlayacak, başkalarının bizi kendi kalıplarına göre hapsetmesine izin vermeyeceğiz. Vazifelerimizi en güzel şekilde yapmaya çalışacağız. “Azminizi ve inancınızı asla kaybetmeyin” Sevgili gençler; imkan bulmak aslında imkanı oluşturmaktır. Unutmayın, imkan size gelmez, siz imkana gideceksiniz. İlmin ve başarının anahtarı çalışmak ve sabretmektir. Azminizi ve inancınızı asla kaybetmeyin. Yarını değil daha ötesinin görerek çalışmanızı bekliyoruz.
Sizin önünüzde duracak hiçbir engel tanımıyoruz. Medeniyetimizin, tarihimizin, değerlerimizin ışığında içerikler geliştirerek bunları dünyaya açmanız son derece kıymetli çabalardır. Dijital dünyayı boş bırakmayacağınıza inanıyorum. “31 Mart bir dönüm noktası” Seçimlere gölge düşürme, seçmenin iradesini rehin alma girişimleri bir kez daha sandıkta hüsrana uğradı. Sandık sonuçlarının davamız ve mücadelemiz açısından hayırlı olacağına inanıyoruz. 31 Mart perabet giriş adresi sadece yeni bir dönüm noktası değil daha büyük zaferlerin müjdecisi olacaktır. Yolumuza yenilenmiş, tazelenmiş, çok daha güçlenmiş bir şekilde devam edeceğiz. Siyasette yarım asra yaklaşmış mücadelemizi gönül huzuruyla sizlere devredeceğiz. “Gözlerinize baktıkça yarınlarımızın bugünümüzden çok daha aydınlık olacağına inanıyorum” Bedel ödesek bile ülkemize, insanımıza, siz gençlerimize bedel ödettirmemeye çalıştık. İmkanlarımızı zorlayarak üzerimize düşeni yapacağız. Artık biz, siz gençlerimizin zamanının misafiriyiz. Bu emaneti sizler taşıyacak ve yücelteceksiniz. Sizleri gördükçe verdiğimiz mücadelenin boşuna gitmediğini görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Gözlerinize baktıkça yarınlarımızın bugünümüzden çok daha aydınlık olacağına inanıyorum. Türk sinemasının usta ismi, yapımcı ve yönetmen Türker İnanoğlu’nu burada rahmetle inanıyorum.
]]>Çukurova Belediyesi’nde şirket işçilerini kapsayan toplu iş sözleşmesi imzalandı. Toplu iş sözleşmesi imza töreni, Çukurova Belediyesi Orhan Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Çukurova Belediyesi ile Genel İş Sendikası 2 Nolu Şube arasında imzalanan toplu iş sözleşmesine göre, en düşük işçi maaşı 35 bin lira oldu.
Başkan Çetin, işçilere şöyle seslendi:
“DÜRÜSTÇE BELEDİYEYİ 10 YIL BOYUNCA YÖNETTİK, BELEDİYEYİ BORÇ BATAĞINDAN KURTARDIK”
“Tüm araştırmalarda Türkiye’nin en başarılı belediye başkanı seçildiysem bunda sizlerin büyük payı var, ne yapsam sizlerin hakkını ödeyemem. Ahde vefa herkeste olması gereken bir özelliktir. Bu anlamda işçi arkadaşlarımı kutluyorum. 2014 yılında göreve geldiğimiz zaman belediyeyi önemli bir borç yüküyle teslim aldık. Ama bundan hiç şikayetçi olmadık. Çukurova yaşam alanı olduğu için küçük bir gelirle işleri yürütmek zorundaydık. Kaçağı göçeği önledik, tasarruf yaptık, ancak işçimizden hiçbir zaman işçimizden kısmadık. Dürüstçe belediyeyi 10 yıl boyunca yönettik, belediyeyi borç batağından kurtardık. Borcunu sıfırlamış, çok çalışmış, üretmiş, her yıl bir toplu açılış yapmış, kasasından para olan bir belediye haline getirdik. Bunu hep beraber başardık. İnsan bunun karşılığında ödüllendirmeyi beklemese de haksızlığa uğramayı da beklemez. Görevini düzgün yapanı takdir etmek lazım. Öyle bir belediye başkanı getireyim ki benim tutmam olsun dememek lazım. Ben ahde vefayı unutmadım ama kimsenin adamı olmadım, ancak kimseyi de satmadım. Bundan dolayıdır ki kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekledim. Bugün kurultay iptal oldu yeniden oy kullanılacak deseler yine giderim Kemal Kılıçdaroğlu’na destek veririm. Biri diyor ki, Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeseydin şimdi tartışmasız Büyükşehir adayıydın. Ben makam mevki için kişiliğimden ödün vermedim, yine vermem. 2009 seçimlerinde bu parti beni Büyükşehir Belediye Başkan adayı yaptı. Bir hafta sonra alavere dalavere kafamı kopardılar. Ben yine sakin kaldım. Parti bizim partimiz, yöneticilerin yaptığı hatalar partiyi bağlamaz dedim. 2014 seçimlerinden önce de git çalış dediler. 2 sene çalıştım bu kez de Çukurova adayı yaptılar. 2019’da yine benzer şeyler oldu. Bu seçim öncesi Büyükşehir’de bir arkadaşımız olduğu için Çukurova’ya aday oldum. Partinin genel başkanı önseçim yapacağını söyledi, yapmadı. Sonra memnuniyet araştırması yapılacağını söyledi, onu da yapmadı.
“TÜM PARTİLERİN OYLARINA TALİBİM”
Değerli kardeşlerim, bu ağabeyinizi yalnız bırakmayın. Sizden bunu bekliyorum. Toplu istifa edeceğiz dediler, hayır kimse istifa etmesin dedim. Belediyelerde partilerden ziyade adayın kişiliği önemli. Adana bu konuda önemli sınavlar vermiştir. Yerel seçimlerde insanlar şahsa oy veriyor. Siyaset bezirganlarıyla işimiz yok bizim muhatabımız sessiz çoğunluk. Tüm partilerin oylarına talibim. CHP’ye oy veren hemşehrilerimiz bu yapılan haksızlıkları affetmezler. Seçim günü bize oy verecekler, 31 Mart’tan sonra Soner Çetin onuruyla şerefiyle yine burada olacak. Bunun önüne kimse geçemez. Halkın bana olan ilgisi ve sevgisini görüyorum. Araştırmalarda da görüyoruz sonuç belli. Herkesin bize saldırmasından belli. CHP’liler bana oy verirse partilerinden vazgeçmiş olmazlar. Diğer partilerinden bana oy verecek insanlar da partilerinden vazgeçmiş olmazlar. Bu bir onur mücadelesi, şeref meselesi. Bu dik duruşumuzla sonuca ulaşacağız. Beni yalnız bırakmayın. Önümüzdeki dönem Çukurova altın çağını yaşayacak. Çukurova öyle acemilikle yönetilecek bir ilçe değil. Acemilerin elinde kötüye gider. İşi bilenlerin ehline verin.”
DİSK Genel İş Sendikası 2 Nolu Şube Başkanı Serdar Çapar da Çetin’e teşekkür ederek, şöyle konuştu:
“Merkezi hükümetin kötü yönetimi nedeniyle işçi sınıfı olarak çok zor bir dönemden geçiyoruz. Büyük bir vergi yükü altında eziliyoruz. Ben Türkiye’nin bu kadar yönetildiği bir dönem hatırlamıyorum. İşçi zor durumda olduğu için sürekli Soner Başkanım ödemeleri artırıyor. Kendisine bundan dolayı da çok teşekkür ediyorum. Adana’da şirket işçisini ilk örgütleyen Soner Başkanımdır. Her zaman işçilerin yanında oldu. Pandemi döneminde kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulaması gitmedi. Her zaman işçiden emekçiden yana oldu.”
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler altın madeninde yaşanan zehirli liç kaymasının ardından gözaltına alınan sorumlular, İliç Hükümet konağına getirildi. Konağın önünde toplanan işçi ve işçi aileleri yöneticilerinin yerine madende çalışan personelin gözaltına alınmasına tepki gösterdi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde maden ocağında yaşanan zehirli liç yığını kaymasına ilişkin gözaltına alınan, aralarında firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 8 şüpheli adliyeye sevk edildi. İliç Hükümet Konağı’nın önünde bir araya gelen işçiler ve göçük altında işçilerin yakınları, şirket yöneticilerinin yerine madende çalışan personelerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Madende çalışan işçiler, ANKA Haber Ajansı’na konuştu.
“BİZİM İÇERİDE 9 CANIMIZ VAR. ÖNCE BUNLARA BİR ULAŞALIM, SONRASINI HESAPLAŞACAĞIZ İLLA Kİ”
Göçük altında kalan ve 18-20 yıldır madende çalışan bir işçinin yakını, “Emekli olmuştu, tekrar çalışıyordu. Daha önce sorun varmış, durdurulmuş sabahleyin diye duyduk. Duyduğumuz o. Belki de onlar ilk fırsatta duruma bakmaya giden kişiler olabilir. O anda zaten kopuyor, yoksa diğer işçileri hep çıkarmışlar” dedi.
Hüseyin Dursun isimli bir işçi yakını, “Bizim içeride 9 canımız var. Önceliğimiz budur. Önce bunlara bir ulaşalım, sonrasını hesaplaşacağız illa ki. 5 tanesi akrabamız. Bilgilendirmeler var ama sizin de gördüğünüz gibi çok ciddi bir toprak kayması var. Ulaşılmakta zorluklar var. Yer tespiti çok zor” ifadelerini kullandı.
“301 MADENCİ ÖLDÜ DE NE OLDU? BENİM GİBİ KONUŞUYOR DİYE ADAM TEKME YEDİ, BELKİ BEN DE TEKME YİYECEĞİM”
Uğur Yıldız isimli işçi yakını ise şöyle konuştu:
“Yetkililer bunun olduğunu bildiği halde bile bile yaptılar. Zaten bizim hükümetimizin her yaptığı aynıdır. Madende göçük olur, bilirler onun ne olduğunu ama bir şey yapmazlar. Son safhaya getirirler, orada nasıl olsa ölen olsun onların değil. Keşke onlar da yakınlarını kaybetseler de empati kursalar. Bu ne kadar acı bir şey biliyor musunuz? Şu an toprağın altından çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Kimyasal madde. İnsanları kandırıyorlar.
Amcamın torunu, gencecik çocuk. Önlemini almayan bir hükümete bu soruların sorulması lazım. Bu madeni verdiyse önlemini de o alacak. 2 yıldır bu kaymanın olduğu söyleniyor. 2 ay önce profesörün biri uzaktan kamerayla çekmiş, ‘Burada yarıklar var, buraya önlem alın’ demiş, adamı kovalamışlar. Bile bile insanları ölüme gönderiyorlar. O toprağın oraya konulup da bir gün aşağı ineceği herkes tarafından bilinir. Şimdi amcamızın oğlunu geri getirsin bakalım. Ben inanıyorum ki onun ölüsünü bile bulamayacağız. Kimyasal madde bu, ölüm saçıyor. Çıkana kadar buradayız, çıkıp çıkmayacağı da belli değil. Kuşadası’ndan geliyorum, hepimiz perişanız. Bizim perişanlığımız önemli değil, onlardan bir haber alsak. Ölüyse en azından mezarını yaparız.
Polis ve jandarmalar bırakmadılar. Neden? Görüntü alınmasın, bilinmesin diye. Bu hep böyle olmuştur. Önlem alınmaz, olay olur, ondan sonra kimseyi bırakmazlar, barikat çekerler. Gidemiyoruz, orada yatıyor ama ulaşamıyoruz. O alanı bir görebilsek yine içimiz soğuyacak, diyeceğiz ‘Tamam burada.’ Ama öyle bir şey de yok. Hukuki süreci başlatacağız. Başlatacağız da ne olacak? Bu ülkede hukuki süreçler hep olmuş, kime ne oldu? 301 madenci öldü ne oldu? Adam tekme yedi. Böyle benim gibi konuşuyor diye tekme yedi, belki ben de şimdi tekme yiyeceğim. Bu ülkede mağduru o hale getirenler yükseliyor.”
“İNSANLARI İŞLERİYLE, TİCARETİYLE TEHDİT EDİYORLAR. SİYASİ BASKI VAR”
Gözaltına alınan bir ustabaşının kuzeni, “İdari ve teknik sorumlular öne çıkmıyor. Oradaki ustabaşının bu konuda verebileceği etkisi ve yetkisi nedir ki acaba? Aynı cenderenin içinde dönüp dolaşıyoruz. Bu konuda yetkililerin açıklama yapmasını biz istiyoruz, en çok biz bunu istiyoruz ama kimse öne çıkıp bir açıklama yapmıyor” diye konuştu.
Faciada yakınları göçük altında kalan İliç’te esnaflık yapan bir yurttaş, insanların sessizliğine dikkat çekerek ANKA’ya şunları söyledi:
“Kimisi işinden korkuyor, kimisi akrabasından korkuyor kimse konuşmuyor ki. Göçük altında akrabalarımız var şu anda sadece acıları paylaşıyoruz. Başka bir şey yok. Konuşan hep dışarıdan gelen yabancılar buranın yerlisinden konuşan, madeni suçlayan kimse yok. İşlerinden korkuyorlar. İnsanları işleriyle, ticaretiyle tehdit ediyorlar. Siyasi baskı var.”
İliç’te yaşayan bir yurttaş da facia sonrası sessiz kalanlara ilişkin, “Sebze, meyve yok. Maden bitirdi burayı. Para seni kurtarmaz. Hayatım gidiyor, haberleri yok bunların. Ne Binali Yıldırım ne diğerleri hiçbiri görünmedi bana. Öldü gittiler, cenazeleri de bulunmuyor. Evlerine gidemiyorum, onlar ağlıyor, ben ağlıyorum. Ben İliç’te yaşıyorum, maden ve baraj aldı benim evimi, yurdumu. Evim falan kalmadı, maden ve baraj batırdı beni. Benden başka kimse konuşamaz, para derdindeler” ifadelerini kullandı.
Facianın olduğu madende işçi olarak çalışan Sabri Kılıç, yaşananlara dair; “İhmal olmasaydı 10 milyon metreküp malzeme çöker miydi? Fark edildiğinde işi durdurma olsaydı bu kadar olmazdı. Siyanürlü alanda çalışmayı kim ister. Şu anda sızıntı her yere yayılmış. İçeriden öyle bilgi geliyor. Şu anda beklemede kalın diyorlar. AFAD lüzum görürse sizi çalışma alanına alırız’ diyorlar” dedi.
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Anagold şirketine bağlı altın madeninde 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Emekli işçi Muzaffer Güzer, “Burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz” diyerek tepki gösterdi.
Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat Salı günü saat 14.30 civarında Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde toprak kayması meydana geldi. 9 işçinin siyanürlü liç yığını altında kaldığı maden faciasının ardından 8 işçi gözaltına alındı. Madenden emekli olan işçiler, İliç adliye binası önünde işçilerin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. ANKA Haber Ajansı’na konuşan emekli işçi Muzaffer Güzer, şunları kaydetti:
MUZAFFER GÜZER: “BİZİM GİBİ BİR ARKADAŞIMIZ, BURADA ÇALIŞMIŞ, ONUN BİR SUÇU YOKTU BENCE”
“Buradaki halkımız çalışacak elbet burada, herkes faydalanacak. Yeraltı kaynaklarından ülkemiz faydalanacak, biz de istiyoruz tabii. Benim kardeşlerim, ben, herkes burada, arkadaşlarımız burada. Çalışıyoruz ve ekmeğimizi kazanıyoruz. Burası daha önce hayvan bölgesiydi, küçükbaş hayvancılıkla uğraşılıyordu. Bu insanlara vaat verilerek burada altı madeninin çok güvenli olduğunu söyleyerek burada bir maden sahası çalışması yapıldı ve 2000’li yıllarda açıldı. Daha sonra 2010 yılında başlatıldı. Çöpler köyünde başlayan maden ayrıştırma ve sahası ile ilgili fabrika yapıldı. Daha sonra peyderpey Sabırlı köyüne kadar taştı. Fakat süreçte her zaman şöyle şeyler yaşandı, ihmalin olduğunu hep gördük.
Yıllar sonra Sabırlı köyü sınırları içinde, köye yaklaşık 500-700 metre yakınlığında bir sülfürik asit barajı yapıldı. İnsanların hayatı bu kadar hiçe alındı. Daha sonra peyderpey Yakuplu köyüne doğru çevrildi. 2 yıldır da ilçe sınırları içerisine taşındı.
Tamam, madenlerimiz çalışsın ama insanların yaşam alanına bu kadar müdahil olunmasın. Biz mahalleden, patlatma olduğu zaman binalarımız patlamış, hastalarımız var, sakatlarımız var, bazen bağırıyorlar. Bu kadar duyarsızlık olabilir mi? Kazım Karabekir Mahallesi’ne hemen 300 metre ilerisine şimdi gidip bakabilirsiniz. Şu tepenin arkası yontuluyor. Bizim hayatımız neden bu kadar ucuz? Biz bunu söylemeye çalışıyoruz.
Örnek veriyorum; Sabırlı köyü, Çöpler köyü çıkartılsın, güvenli bir alana taşınsın elbet çalışılsın. Ama neden bizim hayatımız bu kadar ucuz? Birileri sürekli yukarıdan seyrediyor. Bugün ilçemizde bizim arkadaşlardan biri tutuklanmıştı. Bizim gibi bir arkadaşımız, burada tecrübe edinmiş, burada çalışmış, onun bir suçu yoktu bence. Neden? Bütün denetimler buraya geliyor, 135 tane denetim buraya geliyor, burada çay içmeye gelip gidiyorlar. Nasıl bir denetim yapılmış, bunu bilmiyoruz. Ancak bizim burada çalışan, bizim gibi ekmek sahibi olmak isteyen bir insan bugün tutuklanıyor ama bugün ÇED raporunu yazanlar, ilçe sınırlarının içerisinde patlama olduğu halde, binalarımız sarsılıyor, çatlak olduğu halde bütün yetkililer seyirci kalıyorsa bunun vebali kime işlenecek?
“NEDEN BU KADAR UCUZ OLDUK Kİ BİZ?”
Abdullah Paşa Mahallesi’nde, benim oturduğum evin 100 metre ilerisinde sürekli patlama yapıyorlar. Benim annem yaşlı, sürekli bağırıyor. Hangi yetkiliye söylersek, ‘Sesini etmeyin, susun’. Peki burası Gazze midir? Biz şu anda Gazze ablukasının altındayız. Yazıktır, insanlarımızın hayatı bu kadar ucuz mu? Neden bu kadar ucuz olduk ki biz? Elbet biz madenlerimizin işletilmesini istiyoruz. Ama güvenli bir şekilde işletilmesini istiyoruz.”
Bir diğer emekli işçi Şerif Güler ise şöyle konuştu:
ŞERİF GÜLER: “ONLAR BENİM ÇOCUKLUK ARKADAŞLARIM, BERABER HAYVANCILIK YAPIYORDUK”
“Ülkemizin yeraltı kaynakları ülkemizde kalsın. Ne işi var Kanadalı adamın burada, benim toprağımda? Ben orada canlarım toprağın altında. Bir de haberlerde çıkmış diyorlar ki, ‘Onlar bilirkişilermiş de kontrol amaçlı gitmişler.’ Onlar benim çocukluk arkadaşlarım, beraber hayvancılık yapıyorduk. Onlar ilkokul mezunu adamlar, ne yetkisi varmış?
Beyaz yakalısınız da, bilmem amir yapmışız da. Gönderdiniz şimdi toprağın altında o çocuklar.
Ben güvenlik olarak lojman bölgesinde çalışıyordum. Arkadaşlarımızdan duyuyordum.
Saha içinde çalışan arkadaşlarımın hepsine de belge imzalatmışlar. Mesela, işten çıkarılanların hepsinin ifadesinin alınması lazım. Niye işten çıkarıldın kardeşim sen?”
GÜZER: “BİZİ DE TUTUKLAYIN, SORUMLU BİZİZ. ÇÜNKÜ BİZ ÇALIŞIYORUZ BURADA”
Güzer, işçilerin tutuklanmasına ise “Buradaki bir vatandaşımız tutuklanıyor, sorumlu olarak, o zaman bizi de tutuklayın, sorumlu biziz. Çünkü biz çalışıyoruz burada. Nasıl olacak, ben anlamadım” diyerek tepki gösterdi.
]]>Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, Erzincan İliç’te meydana gelen maden faciasına ilişkin “Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır” açıklamasını yaptı.
Türk Tabipleri Birliği, Erzincan’ın İliç ilçesinde maden faciasının yaşandığı bölgede incelemelerde bulundu. Koruyucu güvenlik ekipmanlarıyla bölgeye gitmelerine rağmen alana alınmadıklarını belirten TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, faciaya ilişkin şunları söyledi:
“BURADA KONU SADECE SİYANÜR DEĞİL SÜLFÜRİK ASİT”
“Bunun doğal bir afet olmadığını, insan eliyle oluşturulmuş bir afet olduğunu söylememiz gerekiyor. ve umarız ki 9 işçimiz yaşama tutunurlar. Bizim için birinci öncelik budur. Şirketler için rant önceliklidir ama bizler için öncelik, işçilerimizin sağlıklı olarak kurtarılmasıdır. TTB çok uzun süredir bu madenle ilgili uyarılarını yaptı, raporlarını yayınladı. Sadece halk sağlığı değil işçi sağlığı ve iş yeri hekimliği kolumuz da çalışmalar yaptı. Yine Sivas ve Erzincan Tabip Odamız, bizim halk sağlığı kolu başkanımız burada davalara katıldı ve orada raporlarımızı sunduk. Burada konu sadece siyanür değil sülfürik asit. Çünkü kaymanın olduğu bölge sülfürik asit havuzuna yakın ve işçilerimizin altında kaldığı balçık türü toprak. Sülfürik asit akciğerler ve mukoza için son derece zararlı tahriş edici bir asittir.
Siyanür ve sülfürik asidin toprağa ve derin sulara sızması nedeniyle yağışla beraber Fırat suyuna kavuşmama ihtimali yok. Bu bölgesel bir ekosistem sorunu yaratacaktır. İleride balık kültürlerinde ya da balık üretiminde nasıl azalma olduğunu göreceğiz. Bu madencilik burada başlamış başlayalı küçükbaş hayvancılık da bile 300 binlerden başlayan üretim 40 binlere kadar düştü bu da halkın gıda açısından sağlığını ilgilendiriyor.
Yine bu bölge turna kuşlarının göç alanı. Bu göçün artık gerçekleşmediğini görüyoruz. Bu ekosistemdeki bozukluklar domino taşı gibi insanlara sağlıksızlık olarak geri dönecek. Bitki florasının, böcek faunasının bozulması bunların hepsinin ekosistem etkileri insanların sağlığını etkileyecektir.
Fırat diğer ülkeleri de ilgilendiren bir nehir bu uluslararası bir soruna da yol açacak. Suriye de bu sudan yararlanıyor. Eğer siyanür karışırsa bu bölgede balıkçılığı ve sulamaya bağlı diğer gıdaların üretimlerini etkilerse bu da ayrı bir uluslararası halk sağlığı sorunu olacak.”
“İÇERİ ALINMAMA KONUSU SON DERECE ALIŞTIĞIMIZ BİR TAVIR ANCAK UYGAR VE DEMOKRATİK BİR KÜLTÜR DEĞİL”
Bulut, felaketin yaşandığı bölgede oluşan tehlikeye rağmen maske dahil koruyucu tedbir alınmamasına yönelik yönelik soruyu, şöyle cevapladı:
“Bizi alana yaklaştırmadılar. Biz koruyucu güvenlik ekipmanlarımızla birlikte gelmiştik. Eğer alana yaklaşabilseydik 500 metre kadar en azından orada sülfürik asit kokusunun ne kadar kesafetli olduğunu ve işçilerimizin, çevredeki insanların nasıl etkilenebileceğini gözlemleme imkanımız olabilirdi. Ama maalesef bizim, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin bu alandaki bilimsel nesnel gözlemlerinin raporlaştırılmasını istemiyorlar. Çok yakın zamanda bizim halk sağlığı kolumuz ve işçi sağlığı ve iş yeri hekimleri kolumuz da burada bir değerlendirme raporu yayınlayacaklar. Bu raporlarda da bütün ayrıntılarıyla çıkabilecek sorunlar ve ne yapılması gerektiğini belirteceğiz.
Göçük alanının çok yakınına girilmesi zaten güvenlik açısından sakıncalı onu biz arzu etmiyoruz ama en az 500 metre kadar yaklaştırılıp orayı gözlemlememiz hatta oradaki kriz koordinasyon merkeziyle, oradaki işçilerle çalışanlarla görüşmemiz çok uygun olurdu. Örneğin sağlık çalışanları içeride hangi koşullarda çalışıyorlar. Bu TTB olarak bizi ilgilendiriyor. İçeri alınmama konusu son derece alıştığımız bir tavır ancak uygar ve demokratik bir kültür değil.”
Göçük altındaki işçilerin yaralı olarak çıkarılmaları durumunda civarda tam teşekküllü bir hastane bulunmamasını ise Bulut, şu sözlerle yorumladı:
“Burada solunum sorunları çok büyük sorun olacağı için ortopedi travmatoloji sorun olacağı için hastanelerde bunların eksikliğini gözlemleyebiliyoruz. İliç küçük bir ilçemiz ve hastanesi de yetersiz. Yakın yerlere götürülecektir çıkarıldıklarında. Bu sadece İliç’in sorunu değil Sivas ve Erzincan’ın bir çok ilçesinde benzer sorunla karşılaşıyoruz. Buraya 1,5 saat mesafede Erzincan Üniversitesi Hastanesi, 2,5 saat mesafede Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin hastanesi var ancak umarız ki canlı kurtulurlar çünkü dediğim gibi hem oksijensizlik sorunu yaşayacaklar hem sülfürik asidin akciğerler üzerindeki travmasını yaşayacaklar. İşçilerimizin sağlıkla kurtulmasını canla başla istiyoruz. Şöyle bir baskı olduğunu da biliyoruz konuşursanız işinizi kaybedersiniz ya da ileride işe alınmanız engellenir diye korku ikilimi yaratılmaya çalışılıyor. Bunlar doğru davranışlar değildir yurttaşlarımızı işsizlikle korkutmalarına gerek yok.”
]]>
9 İŞÇİ 10 MİLYON METREKÜP TOPRAĞIN ALTINDA KALDI
Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 2010 yılı Aralık ayından beri altın üretimi yaptığı Çöpler Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen toprak, 13 Şubat günü saat 14.28’de kaydı. Yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan bir su gibi vadiye doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan toprağın altında kaldı.

1000 KİŞİLİK EKİPLE ARAMA YAPILIYOR
İhbar üzerine bölgeye Erzincan Jandarma, AFAD ve sağlık ekipleri yönlendirildi. Ayrıca bölgeye Erzurum, Sivas, Rize, Malatya, Giresin, Diyarbakır, Tokat ve Tunceli AFAD ekipleri de takviye olarak bölgeye sevk edildi. Birçok gönüllü yardım kuruluşu da kurtarma çalışmalarına katıldı. AFAD, JAK, TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan yaklaşık 1000 kişi alanda görev yapıyor. Çalışmalarda 5 dron, 2 kimyasal biyolojik ve nükleer araç, 5 metale duyarlı radar cihazı ve 5 kurtarma köpeği de kullanılıyor.

SİS VE YAĞMUR ETKİLİ
Olayın yaşandığı ilk günden itibaren ekiplerin bölgedeki çalışması sürüyor. Tek sıra halinde AFAD ekiplerinin bölgedeki arama çalışmaları dronla da havadan görüntülendi. Çalışma yapılan alanda ayrıca zaman zaman sis etkili olduğu da görüldü. Bölgede ayrıca gece saatlerinde de yağmur etkili oldu. Kayan toprağın yağmur nedeniyle sıvılaşması da ekiplerin alandaki çalışmasını zorlaştırıyor. Arama kurtarma çalışmalarının üçüncü gününde de işçilere ulaşılamadı.

“YAŞAYAN BİRİ YOK, BİRBİRİMİZİ KANDIRMAYALIM”
Olayın yaşandığı günden itibaren toprak altındaki 9 işçinin aileleri de bölgeye geldi. Ailelere ayrılan alanda toprak altındaki yakınlarının çıkarılmasını bekleyen ailelerin umutlu bekleyişi sürüyor. Kurtarma çalışmalarını yapan ekiplerden umutlu bir haber bekleyen aileler, gözyaşı döküyor. Ailelerin zaman geçtikçe toprak altında kalan yakınlarının kurtulacağı umudu da azalıyor. Bazı ailelerin ‘Orada yaşayan biri yok, birbirimizi kandırmayalım’ diyerek feryat ettiği görüldü.

VALİ AYDOĞDU AİLELERLE GÖRÜŞTÜ
Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, aileleri kriz masasında görüşmek üzere maden sahası içerisinde bulunan idari binaya davet etti. Hamza Aydoğdu’nun burada aileler ile görüşerek, son 3 günde kurtarma çalışmalarında hangi aşamaya gelindiği konusunda bilgilendirme yapacağı öğrenildi.

“CİĞERİMİZ YANIYOR”
Öte yandan gözyaşı döken işçilerin ailelerine, Erzincan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ekiplerince psikososyal destek veriliyor. Mesai arkadaşları toprak altında kalan Cihat Karadağ, gazetecilere, olay anında deprem olduğunu zannederek dışarı çıktığını söyledi. Arkadaşlarını telefonla aradığını ancak ulaşamadığını anlatan Karadağ, “Senelerdir beraber çalıştığımız, ailemiz, canlarımız. Diyecek hiçbir şey bulamıyorum, ciğerimiz yanıyor. En az onlar kadar ciğerimiz yanıyor” dedi.
]]>CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, TBMM Genel Kurulu’nda AKP iktidarın ekonomi politikasını eleştirdi. Kısa çalışma ödeneği, işşizlik fonu, emekli maaşları ve zam konuları hakkında konuşan Akay’ın açıklamaları şöyle:
“ÜÇ YILLIK SÜRENİN KONULMASI SİGORTA MANTIĞI AÇISINDAN TARAFIMIZDAN DA DOĞRU BULUNMAMIŞTIR”
“Kısa çalışma ödeneğine hak kazanmadaki gereken prim ödeme süreleriyle ilgili bir indirim; 600 günden 450 güne indiriliyor. Yine, burada bir üç yıllık süre şartı koşuluyor, bu üç yıllık sürenin konulması sigorta mantığı açısından tarafımızdan da doğru bulunmamıştır, bu sürenin kaldırılması gerektiğini buradan özellikle ifade ediyoruz. Yine, özel sektör işverenlerine yeni işçi istihdamıyla ilgili verilen desteklerle ilgili sürenin, işveren desteğiyle ilgili sürenin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan verilen destekle ilgili sürenin 31/12/2025 tarihine kadar uzatılması bu kanunla sağlanıyor. Yine, 2026 yılı sonuna kadar da Cumhurbaşkanına yetki veriliyor. Daha önceki torba yasalarda da -bu, mini torba yasası ama yine bir torba yasa- Cumhurbaşkanına verilmiş yetkilerden bahsetmiştik. Bu, kanun oluşturma metnine de aykırı, Anayasa’ya da aykırı bir durum.
“İŞSİZLİK FONU, İŞVERENE DESTEK FONU HALİNE GELMİŞ “
Yani İşsizlik Sigortası Fonu’nun karşılanması durumu var. Burada biliyorsunuz sigortayla ilgili pozisyonlarda, durumlarda -işsizlik sigortasıyla ilgili- bunun genelde istihdamın artırılmasına yönelik kullanılması gerekir; işsiz kalınması durumunda sigortalının gelirden mahrum olmamasıyla ilgili bir fondur bu ama baktığımız zaman uygulamada bunun böyle olmadığını görüyoruz işverene destek fonu haline gelmiş gerçekten. İşverene verilen desteğin 39 milyarları bulduğunu, işçilere verilen desteklerin de 21 milyar civarında olduğunu gördük. İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken para aralık sonu itibarıyla 196 milyar lira; gerçekten çok ciddi bir tutar bu ama baktığımız zaman uygulamada doğru alanlara ne kadar kullanıldığıyla ilgili bir soru işareti hepimizin kafasında oluşuyor. Tabii ki işverenlere de destek verilmesi gerekir kesinlikle ama bunun ayrı bir merkezi bütçeden yani genel bütçeden karşılanması, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ilgili ödeneklerin ayrılması ve bunun üzerinden yürünmesi gerektiğini de özellikle buradan ifade etmek istiyoruz.
“EMEKLİNİN, İŞÇİNİN, SABİT GELİRLİNİN BU TUTARLA GEÇİNMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Tabii ki bu kanun maddesinin, daha doğrusu teklifin en önemli konularından biri de emeklilerle ilgili konu, en düşük emekli aylığının 7.500 TL’den 10 bin TL’ye çıkarılması konusu. Bu gerçekten çok yetersiz bir tutar. Asgari ücretin 17 bin TL olduğu bir ortamda, açlık sınırının 14 bini geçtiği, yoksulluk sınırının 47 binin üzerine çıktığı bir ortamda emeklinin, işçinin, sabit gelirlinin bu tutarla geçinmesi mümkün değil. Biz teklifte, Plan ve Bütçe Komisyonunda özellikle önergemizi verdik, en düşük emekli aylığının en az asgari ücret tutarına çekilmesini ifade ettik. Bu, bizim olmazsa olmazımız, burada tekrar bu konu üzerinde ısrar ediyoruz.
“KEŞKE DAHA ÖNCE BU KADAR UĞRAŞILMADAN ARTIRILSAYDI”
Şimdi, yine kanun teklifinde görüşürken, biliyorsunuz, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin emekli aylıklarının düzenlenmesiyle ilgili yüzde 37,57 olarak gelmişti, daha sonra yüzde 42,57’ye çekildi; dün akşam itibarıyla da yüzde 49,25’e artırıldığı söylendi. Bu güzel bir uygulamadır, artırılması iyidir, keşke daha önce bu kadar uğraşılmadan artırılsaydı daha iyi olacaktı. 2024 Temmuz ayında eşitlenecek diye bu beklentiye girilmesi de doğru değil. Memur emeklisi olsun, işçi olsun, asgari ücretli olsun bunların hepsinin emekli aylıklarının makul bir seviyeye çekilmesi gerekiyor ve kaynakları da size ifade ettik, bu devletin bu imkanı, bu gücü var. Emeklimizin, işçimizin, esnafımızın, dar gelirlimizin yanında olmak zorundayız.”
]]>