Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile Anayasa Komisyonu üyesi ve AK Parti Denizli Milletvekili Cahit Özkan’dan oluşan TBMM heyetine başkanlık eden Yüksel, Türkiye’nin sunumunun ardından AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun, 30 Aralık 2022’de Divan’dan danışma görüşü isteme kararı aldığını hatırlatan Yüksel, “Buna göre Divan’dan, Birleşmiş Milletler Şartı, uluslararası insancıl hukuk, uluslararası insan hakları hukuku, Güvenlik Konseyi, Genel Kurul ve İnsan Hakları Konseyinin ilgili kararları ve Divan’ın 9 Temmuz 2004 tarihli Filistin’de inşa edilen duvarın hukukiliğine ilişkin danışma görüşü de dahil olmak üzere uluslararası hukukun kural ve ilkelerini dikkate alarak, İsrail’in Doğu Kudüs de dahil Filistin topraklarındaki işgal ve ilhakına ilişkin danışma görüşü istedi.” dedi.
49 ülke ve 3 uluslararası kuruluş sunum yaptı
Yüksel, duruşmalarda 49 ülkenin yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı, Afrika Birliği ve Arap Birliği’nin sözlü sunum yaptığını ifade ederek, “Bizler de Türkiye Büyük Millet Meclisi heyeti olarak Türkiye tarafından yapılan sözlü sunumları bizzat takip ettik ve Divan nezdinde bu konuda yürütülen her türlü hukuki süreci de yakından takip etmeye devam ediyoruz.” diye konuştu.
Danışma görüşlerinin asıl öneminin, “ilgili soru veya soruna ilişkin uluslararası hukuk kurallarının nasıl uygulanması gerektiğine dair uluslararası topluma yön veren bir içtihadı ortaya koyması” olduğunu anlatan Yüksel, “2003 yılında bir danışma görüşü talebi olmuş ve Divan’ın yaklaşık 1 yıl içerisinde verdiği görüşte, İsrail’in Filistin topraklarındaki ve Filistin halkına karşı ihlalleri tespit edilerek, İsrail’in işgalci statüsü tasdik edilmiş, hatta işgalin hukuksuzluğu bir yana, işgalcilikten kaynaklı insancıl hukuk kurallarını da ihlal ettiği kayıt altına alınmıştı.” dedi.
Yüksel, geçen yüzyıl boyunca Filistin halkının, zorla yerinden edilip, kendi kaderini tayin hakkı başta olmak üzere yaşam, özgürlük, haysiyet ve güvenlik gibi en temel haklarının sistematik olarak inkarına maruz kaldığını belirterek, “Filistin halkı, uzun ve sert bir etnik temizlik, soykırım, mülksüzleştirme ve yerinden etme, hakların inkarı, ayrımcılık ve topraklarının zorla ele geçirilmesi sürecine maruz bırakılmıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
Yüksel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“1948’de İsrail kuruldu ve İsrail o gün bugün hem Filistinliler hem de İslam dünyası için zulmün ve istikrarsızlığın başlıca merkezi olmuştur. İsrail ve onu destekleyen küresel güçler, sadece bölgesel değil, küresel barış, huzur ve istikrara da büyük zararlar vermiştir. İsrail, sömürgeci ve kolonyalist ideolojinin Orta Doğu’daki şımarık temsilcisi ve arsız bir uzak kalesi olarak beslenmiş ve bu şekilde her türlü destek verilerek tüm bölgede telafisi imkansız zulümlere, ağır insan hakları ihlallerine ve korkunç katliamlara imza atmıştır.”
“Gazze’de yaklaşık 30 bin masum katledildi”
İsrail’in, Gazze’de yaklaşık 30 bin masumu katlettiğini dile getiren Yüksel, “İsrail, fütursuzca soykırım suçu, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlemeye devam etmektedir. İsrail’in suçlarını teşhis ederken onun arkasındaki karanlık şerikleri de görmek gerekmektedir. İsrail, Batı dünya düzeni tarafından adeta dokunulmaz addedilmekte ve şımartılmaktadır.” şeklinde konuştu.
Uluslararası hukukun, hiçbir istisnaya ve istisnacılığa izin verilmeksizin, her koşulda herkese eşit uygulanması gerektiğini vurgulayan Yüksel, “Divan’ın da bu prensiple hareket edeceğini umuyor, Divan nezdinde yürütülen bu sürece Türkiye olarak elimizden gelen tüm desteği sunacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.” dedi.
Türkiye’nin sunumu
Yüksel, “Türkiye’nin sunumunda, İsrail’in Filistin’deki işgalinin Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını engellediğini ve bu sebeple İsrail’in işgali derhal ve koşulsuz sona erdirmesi gerektiğini vurguladığını görmek bizi sevindirdi.” diyerek, Türkiye’nin sunumunda vurguladığı ihlallerin, diğer devletler tarafından da büyük çoğunlukla teyit edildiğini aktardı.
Üçüncü ülkelerin, İsrail’in Filistin’deki işgalinin ve Kudüs’ün tarihi, hukuki statüsünün değiştirilmesine yönelik adımlarının tanınmaması yükümlülüğü olduğunu hatırlatan Yüksel, “Türkiye, bugün Uluslararası Adalet Divanında bir kez daha İsrail’in Filistin’deki işgaline son verilmesi, 1967 sınırlarında başkenti Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kalıcı ve sürekli bir çözüme ulaşılması çağrısını yinelemiştir.” diye konuştu.
Yüksel, Türkiye’nin, Gazze’ye yönelik saldırıların durdurulması amacıyla uluslararası baskı oluşturulması yönündeki tüm çabalara öncülük ettiğini vurgulayarak, “Türkiye, Filistinli kardeşlerimizin haklarını uluslararası planda sonuna kadar savunmaya devam edecektir.” ifadesini kullandı.
“Hiçbir ülke hukukun üstünde değildir”
UAD’den, en kısa sürede bu gidişata son verilmesine yönelik görüş beklediklerini söyleyen Yüksel, “Hiçbir ülke hukukun üstünde değildir, İsrail hukuktan ve insanlıktan muaf değildir. Uluslararası Ceza Mahkemesinin de faillerin yargılanması için gereken tüm adımları ivedilikle atmasını bekliyoruz. Bu süreçlerin takipçisi olmaya devam edeceğiz.” dedi.
Yüksel, Türkiye’nin, ateşkesin tesisi, kalıcı barışın sağlanması ve adaletin süratle tecelli edebilmesi için çalışmalarını sürdüreceğini kaydetti.
]]>Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda 19 Şubat’ta başlayan davada, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız bugün Türkiye’nin görüşlerini dile getirecek.
Yaklaşık 30 dakika sürecek sunumda Büyükelçi Yıldız, 1967 yılından bu yana İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü hukuksuz uygulamalara ilişkin Ankara’nın görüşlerini aktaracak.
Duruşmaların son gününde Türkiye’nin yanı sıra, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği de sözlü beyanlarını açıklayacak.
Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulduğu 1945 yılından bu yana en çok katılımcının yer aldığı davada, 52 ülke ve üç kurum, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerine ilişkin görüşlerini aktarmış olacak.
Bu dava, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin soykırım suçlamasıyla İsrail hakkında açtığı ve 26 Ocak’ta kabul edilen davadan farklı.
Dava nasıl gündeme geldi?
Davanın açılmasına, 2021 – 2022 yılları arasında Filistin topraklarındaki durumu kapsamlı bir şekilde inceleyen BM İnsan Hakları Konseyi’nin hazırladığı rapor kaynak teşkil etti.
Raporda, İsrail’in politikalarının insan haklarını ve savaş yasalarını ihlal ettiği vurgulandı.
Bunun üzerine BM Genel Kurulu, “İsrail’in Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarındaki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarına” ilişkin bir kararı kabul etti.
Ardından Birleşmiş Milletler yönetimi, 2022 yılı sonunda, tavsiye amacıyla Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşünü talep etti.
BM Genel Kurulu’ndaki oylamada Rusya Çin ve Arap ülkeleri, bu talep lehine oy kullanırken İsrail, ABD, Almanya’nın da aralarında olduğu 27 ülke karşı çıktı.
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre BM’nin başvurusu, Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemleri konusunda resmi ve kapsamlı bir karar almasını öngörüyor.
BM, 1967 yılından bu yana gündemde olan İsrail işgalinin niteliği ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkı konusunda mahkemenin vereceği kararı bunun ve uluslararası toplum açısından yaratacağı hukuki sonuçları görmek istiyor.
Dava neden önem taşıyor?
Belçikalı kamu yayıncısı VRT’ye değerlendirmelerde bulunan Londra’daki Queen Mary Üniversitesi uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Dimitri Van Den Meerssche’ye göre, mahkeme, İsrail işgalinin yasa dışı olduğuna karar verirse, işgalin derhal sona erdirilmesi gerekiyor.
Van Den Meersche’ye göre, böyle bir karar yalnızca İsrail’e değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in tüm üye devletlerine de sorumluluk yükleyecek.
Belçika’daki Leuven Üniversitesi’nden uluslararası hukuk uzmanı Prof. Dr. Jan Wouters da, Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın, diğer BM üye ülkeleri açısından bağlayıcı olmasa da, güçlü bir etkiye sahip olacağının altını çiziyor.
Wouters, VRT’ye yaptığı açıklamada, Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın, üye ülkeleri harekete geçirmek ve İsrail üzerinde baskı oluşturmak için kullanılacağına işaret etti.
Uluslararası Adalet Divanı’nın vereceği kararın ne gibi bir etkisi olacak?
Uluslararası hukuk uzmanlarına göre, Lahey’deki mahkemenin kararı bir tavsiye niteliğinde ve alınacak kararının hukuki bağlayıcılığı bulunmuyor.
İsrail ve ona destek veren ülkelerin, Uluslararası Adalet Divanı kararını görmezden gelme olasılığı oldukça yüksek.
Ancak, siyasal ahlak açısından güçlü bir etkiye sahip olan bu tür kararlar, İsrail üzerindeki diplomatik baskıyı arttırması ve Filistin topraklarındaki uygulamalarının daha yakından izlenmesi açısından büyük önem taşıyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın alacağı kararın neleri içermesi bekleniyor?
Prof. Dr. Dimitri Van Den Meerssche’ye göre, BM, öncelikle Uluslararası Adalet Divanı’nın, İsrail’in Filistin topraklarındaki eylemlerinin ve işgalin yasal olup olmadığını belirlemesini istiyor.
Mahkemenin alacağı karar, eğer bu işgal Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ihlal ediyorsa, bunun ne gibi hukuki sonuçlar doğurduğunu da ortaya koyacak.
Mahkeme kararı doğrultusunda İsrail işgalinin uzun vadeli etkisi, yerleşimler, demografik değişimler, ilhaklar, işgal altındaki topraklardaki ayrımcı mevzuat ve bazı insani unsurlar gibi sonuçları da mercek altına alınacak.
Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre işgal edilen bölgelerdeki nüfusun zorla yer değiştirmesinin yasaklandığına işaret eden Van Den Meerssche, uluslararası hukuka göre, işgalin geçici olması ve işgal edilen bölgenin demografik yapısının değiştirilemeyeceğini vurguluyor.
Prof. Dr. Jan Wouters da, Filistin sorunu konusunda 57 yıldır “savunulamaz bir durumda olduğunu” düşünen BM’nin, bu dava ile işgal altındaki toprakların durumunu uluslararası hukuk açışından yorumlamak istediğini söylüyor.
İsrail yönetiminin davaya tepkisi ne?
İsrail, bunun, Uluslararası Adalet Divanı’nın karar vermesi gereken bir konu olmadığını savunuyor. Bu nedenle duruşmalara katılmama ve Lahey’e heyet göndermeme kararı aldı.
İsrail tarafı, barış sürecinin hukuki değil, diplomatik kanallardan sürdürülmesi gereken siyasi bir süreç olduğunu öne sürüyor.
İsrail, Filistin topraklarındaki eylemlerinin de işgal olmadığını iddia ediyor.
İsrail, 1967’den önce Filistin devleti bulunmadığı için işgal altındaki yerleri, “tartışmalı bölgeler” olarak tanımlıyor.
Prof. Dr. Van Den Meerssche, “tartışmalı bölgeler” iddiasının İsrail tarafından onlarca yıldır kullanıldığını ancak yasal olarak ciddiye alınmadığını vurguluyor.
Prof. Dr. Jan Wouters de İsrail’in, 2004’te olduğu gibi, uluslararası mahkemenin tavsiyesini görmezden gelme ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ediyor.
Uluslararası mahkeme, 2004 yılında aldığı tavsiye kararında, İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği duvarın Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 49. maddesini ihlal ettiğini bildirmişti.
İsrail yönetimi, bu kararı görmezden geldi.
]]>“İşgal bitene kadar barış olamaz”
LAHEY – Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi Uluslararası Adalet Divanı’nda yaptığı konuşmada, “İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığı bir an önce sona ermelidir. Bunun sorumluları adaletle yüzleşmelidir. Hiçbir ülkenin hukukun üstünde olmasına izin verilmemelidir. İsrail, tamamen uluslararası hukuku hiçe sayarak hareket ediyor ve buna izin veriliyor. Bu devam edemez” dedi.
Uluslararası Adalet Divanı’nda “İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşü” duruşmaları devam ediyor. Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda düzenlenen duruşmaların 4’üncü gününde Ürdün Dışişleri Bakanı Ayfan Safadi ülkesinin argümanlarını sundu. Bakan Safadi, “İsrail’in Filistin işgali en kanlı ve en insanlık dışı biçimde devam ederken, bugün Ürdün Krallığı adına karşınızdayım. Mahkemenizin muhtemel soykırımın incelenmesi gerektiğini belirttiği İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısı tüm şiddetiyle devam ediyor” ifadelerini kullandı. Safadi, “Gazze’deki yarım milyon Filistinli, Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırmasının 5’inci, yani en kötü seviyesinde açlıkla karşı karşıya. Gazze’de Filistinliler İsrail’in savaşı yüzünden ölüyor. İsrail, uluslararası insani hukuku ihlal ederek ve emrettiğiniz geçici tedbirleri hiçe sayarak gıda ve ilaç dağıtımını da engellediği için açlıktan ve ilaçsızlıktan ölüyorlar. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırganlığı bir an önce sona ermelidir. Bunun sorumluları adaletle yüzleşmelidir. Hiçbir ülkenin, hukukun üstünde olmasına izin verilmemelidir. İsrail, tamamen uluslararası hukuku hiçe sayarak hareket ediyor ve buna izin veriliyor. Bu devam edemez. İşgal hukuka aykırıdır. Bu insanlık dışı, bitmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Yasa dışı olan yerleşimlerin sayısı artıyor. Yerleşimci terörü büyüyen bir kötülüktür”
Safadi, “İsrail sistematik olarak işgali pekiştiriyor, Filistinlilerin kendi geleceğini tayin hakkını açıkça reddediyor. Yasa dışı tek taraflı eylemleri, sahada barışa yönelik tüm umutları yok eden yeni gerçekler doğuruyor. Uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşimlerin sayısı artıyor ve işgal altındaki Filistin topraklarında daha da yayılıyor. Oslo Anlaşması’nın imzalandığı 1993 yılında 280 bin olan yerleşimci sayısı bugün neredeyse yüzde 150’lik bir artışla 700 binin üzerine çıktı” dedi. Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik uyguladığı şiddete değinen Safadi, “Yerleşimci terörü büyüyen bir kötülüktür. Kurbanları masum Filistinliler, onların evleri ve geçim kaynaklarıdır. İşgalci güç olarak İsrail’in sivilleri koruma, kültürel ve tarihi mirası koruma ve demografik değişiklikleri zorlamaktan kaçınma konusunda yasal yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğü sürekli ve kasıtlı olarak ihlal etmektedir” dedi. İsrail’in Filistin’in kültürel ve tarihi mirasını yok ettiğini, Filistin topraklarını ilhak ettiğini, Filistinlileri evlerinden, köylerinden ve şehirlerinden sürdüğünü vurgulayan Safadi, “İsrail, erkek ve kadın binlerce çocuğu yasa dışı bir şekilde gözaltına alıyor, onları fiziksel ve zihinsel işkenceye, istismara maruz bırakıyor” ifadelerini kullandı.
“İşgal bitene kadar barış olamaz”
Safadi, “İsrail, Müslümanların ve Hıristiyanların ibadet özgürlüğünü ihlal ediyor. İsrail hükümeti, Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme haklarını ciddi biçimde kısıtlıyor ve Hıristiyan rahipleri fanatik Yahudilerin aşağılaması ve tacizinden korumak için gerçek adım atmıyor. Onlarca yıldır süren işgal boyunca İsrail, işgal altındaki Kudüs’teki kutsal mekanların Arap, Müslüman ve Hıristiyan kimliğini değiştirmeye çalışıyor. Barış, tüm bölge halklarının hakkıdır. Ama işgal bitene kadar barış olamaz. Filistin halkının kendi geleceğini tayin hakkı gerçekleşene kadar barış olamaz” şeklinde konuştu. Ürdün’ün barış için durmadan çalıştığını aktaran Safadi, “Barışın Ürdün, bölge ve dünya için değerini biliyoruz. İki devletli çözüm hayata geçirilmeli, Filistin devleti Birleşmiş Milletlerin tam üyesi olarak tanınmalı ve kabul edilmelidir” dedi. Safadi, Ürdün’ün Kudüs’teki kutsal mekanları savunma çabalarından vazgeçmeyeceğini belirtti.
“İsrail işgalinin sona ermesi gerektiğine hükmedin”
Safadi, konuşmasını şöyle tamamladı: “İsrail işlediği savaş suçlarından ve uluslararası hukuku ihlal etmekten sorumlu tutulmadığı için Gazze’de ve Batı Şeria’da her gün yüzlerce Filistinli öldürülüyor. Gazze’de çocuklar anestezisiz ameliyat ediliyor. 6 yaşındaki Hind, İsrail’in öldürdüğü yakınlarının çürüyen cesetlerinin yanında günlerce arabada kaldı. Sağlık görevlileri onu kurtarmak için geldiğinde İsrail işgal ordusu sağlık ekibini ve Hind’i öldürdü. Bu vahşet, İsrail işgali altındaki yaşamın değişmez bir gerçeğidir. Bu vahşetin artık devam edemeyeceğine hükmedin. Adaletin sağlanmasına yardımcı olun. Bütün kötülüklerin kaynağı olan İsrail işgalinin sona ermesi gerektiğine hükmedin.”
]]>Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD), “İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşü” duruşmaları devam ediyor. Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda düzenlenen duruşmaların 3’üncü gününde Mısır Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Jasmine Moussa ülkesinin argümanlarını sundu. Orta Doğu’nun barış ve istikrar hasreti çektiğini belirten Moussa, Filistin-İsrail çatışmasına 1967 öncesi sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasıyla kapsamlı ve kalıcı bir çözümün olabileceğini söyledi.
Devam eden uluslararası hukuk ihlallerinin, Filistinlilerin topraklarının elinden alınmasını amaçlayan geniş bir politikanın parçası olduğunu ifade eden Moussa, bununla işgalin bir bütün olarak hukuka aykırı hale geldiğini vurguladı.
Filistin’in modern tarihin en uzun süreli işgaline maruz kaldığını belirten Moussa, “Bazı devletlerin mahkemenin hukuki görüşünü belirtmesini istememesi şok edici. Bu, onların uluslararası adalete ve hukukun üstünlüğüne saygıları konusunda nasıl bir mesaj veriyor” dedi.
Mahkemenin BM Genel Kurulu’nun rolünü yerine getirmesinde ek ve temel bir unsur olarak hizmet verdiğini aktaran Moussa, “Barışçıl bir çözüme yönelik gerçek bir umudun var olmadığı göz önüne alındığında bu kritik önem taşıyor” ifadesini kullandı.
“Süresiz işgal, Filistinlilerin siyasi statülerini belirleme hakkını ihlal ediyor”
İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarının demografik yapısını kalıcı olarak değiştirmeyi ve egemenliğini bu topraklar üzerinde genişletmeyi hedeflediğine ilişkin çok güçlü kanıtlar bulunduğunu söyleyen Moussa, “Buna, İsrail’in yasa dışı tahliye emirleri ve ayrım gözetmeyen güç kullanımı yoluyla Gazze’deki Filistinlileri toplu olarak zorla yerinden etmesi eşlik ediyor” diye konuştu.
Uluslararası mahkemelerin 1967’deki işgalin meşru müdafaa amacıyla yapılmadığını, bunu saldırgan bir savaş olarak kabul ettiğini belirten Moussa, “Kendi geleceğini tayin etme hakkı uluslararası hukukun temel ilkesidir. Tüm devletlerin bu hakka saygı duyma ve bu hakkı koruma görevi vardır. Süresiz işgal, Filistinlilerin siyasi statülerini belirleme, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimlerini sürdürme haklarını ihlal ediyor” şeklinde konuştu.
“Adalet ve hukukun üstünlüğü olmadan Orta Doğu’da barış sağlanamaz”
“Filistin halkının uluslararası hukuk kapsamındaki meşru haklarından faydalanabilmesi için daha ne kadar beklemesi gerekiyor” diyen Moussa, “Tarih bizi bugünkü tepkimize göre yargılayacak” ifadesine yer verdi. Mahkemeye, İsrail’in tazminat ödemesi, işgale ve yerleşimler de dahil olmak üzere hukuka aykırı uygulamalarına derhal son vermesi gerektiğine yönelik karar alması için çağrıda bulunan Moussa, “Adalet ve hukukun üstünlüğü olmadan Orta Doğu’da refah, güvenlik, istikrar ve barış sağlanamaz” dedi.
“Herkesin gözleri önünde yaşananlar soykırımı doğruluyor”
Küba adına sözlü beyanda bulunan diplomat Anayansi Rodriguez Camejo ise yaptığı açıklamada, uluslararası hukuku ihlal eden İsrail ve müttefiklerinin yaptıklarının hukuki sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini belirtti. “Herkesin gözü önünde yaşanan durum, devam eden soykırımı doğruluyor” ifadesini kullanan Camejo, “Mahkemenin konu hakkında karar vermek için bütün bir ulusun tamamen yok edilmesini beklememesi gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu. – LAHEY
]]>Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) “İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarına ilişkin danışma görüşü” duruşmaları devam ediyor. Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda düzenlenen duruşmaların ikinci gününde Hollanda adına söz alan Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı ve Amsterdam Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Rene Lefeber, argümanlarını sundu. Lefeber, “Mahkemenin tavsiye niteliğinde görüş verme yetkisi bulunmaktadır. BM Şartı uyarınca herkesin kendi geleceğini tayin hakkı vardır. Herkesin bu hakka aykırı eylemlerden kaçınma yükümlülüğü vardır. Kendi geleceğini tayin etme hakkı, bağımsız devletlerde yaşayanların yanı sıra işgal ve sömürge egemenliği altındaki insanlar için de geçerlidir. Uzun süreli bir işgal, kendi geleceğini tayin etme ilkesini ihlal ediyor. Gereklilik ve orantılılık ilkelerine uyulması şartıyla silahlı bir saldırıya cevap olarak yabancı toprakların işgali meşru olabilir. Bu gereklilikleri yerine getirmeyen taraf, hukuki dayanağını kaybedebilir ve dolayısıyla güç kullanma yasağını ihlal edebilir. İşgalci güç, işgal ettiği topraklardaki nüfusun bir kısmını sınır dışı etmeyecek veya sürmeyecektir. Bu, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü uyarınca savaş suçu teşkil etmektedir” ifadelerini kullandı. Lefeber, işgal sırasında işgalci gücün sivillere saygı duyma ve onları koruma görevi bulunduğunu vurguladı.
Bangladeş: “İşgal geçici olmalıdır, ilhak yasa dışıdır”
Bangladeş’in Hollanda Büyükelçisi Riaz Hamidullah ise “meşru müdafaa” ilkesinin uzun süreli işgal için “yasal dayanak sağlamadığına” dikkat çekti. Hamidullah, İsrail’in işgalinin kendi geleceğini tayin hakkı, ilhak ve ırk ayrımcılığı olmak üzere uluslararası hukukun üç temel ilkesine aykırı olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası hukukun gerektirdiği gibi herhangi bir işgal geçici olmalıdır, ilhak yasa dışıdır. İsrail’in uzun süreli işgali, ilhak ile birleştiğinde uluslararası hukuku ihlal ediyor. Meşru müdafaa hakkı, kendi geleceğini tayin hakkı da dahil olmak üzere uluslararası hukukun ihlalini gerektirmez. İsrail, eylemlerini haklı çıkarmak için meşru müdafaaya güvenemez. İsrail’in, Filistin halkının kendi geleceğini tayin hakkını reddederek uluslararası hukukun emredici normlarını ihlal ettiği, aynı zamanda adil ve kalıcı bir barış umutlarını da engellediği konusunda geniş bir fikir birliği var” şeklinde konuştu.
“İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamak için iş birliği şarttır”
İsrail’in Filistin halkının kendi geleceğini tayin hakkının kullanılmasını engelleyen tüm eylemlere son vermesi, aynı zamanda askeri güçlerini geri çekmesi ve yasa dışı yerleşimlerini ortadan kaldırması yönünde çağrıda bulunan Büyükelçi Hamidullah, “İsrail, verilen zararın tazminini sağlamalı ve bir daha yaşanmayacağını garanti etmelidir. Devletler, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere İsrail’in haksız eylemlerinden kaynaklanan hukuka aykırı durumu tanımamalı ve yardım sağlamamalıdır. İsrail’in uluslararası hukuka uymasını sağlamak için iş birliği şarttır. BM Güvenlik Konseyi işgali sona erdirmek için daha fazla önlem almalı. Apartheid sistemine son vermek için derhal harekete geçilmesi gerekiyor” dedi.
Belçika: “İsrail, yasa dışı yerleşimlerle Filistin’in demografik yapısını değiştirmeyi amaçlıyor”
Duruşmada Belçika adına söz alan Brüksel Özgür Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Vaios Koutroulis ise İsrail’in yerleşim politikasına ve hukuki sonuçlarına odaklandı. Koutroulis, “Belçika, Filistin halkına karşı şiddet kullanılmasını kınıyor, İsrail’in şiddete son verme ve failleri adalet önüne çıkarma yönündeki yükümlülüklerini vurguluyor. İsrail, yasa dışı yerleşim politikasıyla Filistin topraklarının demografik yapısını ve bizzat Filistin topraklarının statüsünü kalıcı bir şekilde değiştirmeyi amaçlıyor. Bu politika, toprakların zorla ele geçirilmesinin yasak olduğu ve kendi geleceğini tayin etme ilkeleri gibi uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal etmektedir. İsrail tüm yerleşim faaliyetlerine son vermeli ve el konulan tüm mülkleri geri vermelidir. Üçüncü devletler durumu hukuki olarak kabul etmemeli, yardım yapmamalı ve ihlallerin sona erdirilmesi için iş birliği yapmalıdır” ifadelerini kullandı. – LAHEY
]]>Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini yürüten Uluslararası Adalet Divanında İsrail’in, işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar başladı. Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki’nin başkanlık ettiği Filistin heyetinde BM Daimi Temsilcisi Mansur da yer aldı. Maliki ve Filistin’in avukatlarının konuşmalarının ardından söz alan Mansur, Filistin halkı, hukuk ve barış tehlikede olduğu gerekçesiyle BM Genel Kurulunun, UAD’ye Filistin’le ilgili sorular yönelttiğini anımsattı.

“ULUSLARARASI HUKUK, NE O ÇOCUKLARI NE DE AİLELERİNİ KORUMADI”
Mansur, “Bu sorularla ilgili olarak hukukun açıklığı, İsrail tarafından devam eden ihlalin kanıtlarıyla eşleşmektedir, bu ihlal en insanlık dışı seviyelere ulaşmıştır.” dedi. Filistin halkının, 75 yıldır bulunduğu coğrafyanın ve hatta tarihin dışına itilme girişimleriyle karşı karşıya kaldığına işaret eden Mansur, “Hukuk kesinlikle açık olmasına rağmen hesap verilebilirlik olmadan ayaklar altına alınıyor, adalet yok ve adalet olmadan barış olamaz.” diye konuştu.
İsrail’in 75 yıl sonra yasa dışı davranışlarının sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılması gerektiğini vurgulayan Mansur, sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrailli liderler, artık niyetlerini gizleme ihtiyacı hissetmiyor. Filistin halkından öyle ya da böyle kurtulacaklarını açıkça söylüyorlar. Onlar, yasalara meydan okuyor ve yasalar da zar zor karşılık veriyor. Filistin için hukuk, eylem ve hesap verebilirlik için katalizör olmaktan ziyade ihlallerin ciddiyetinin bir ölçüsü olmaya devam ediyor. Bugün Gazze’deki Filistinli çocuklar için uluslararası hukuk ne anlama geliyor? Uluslararası hukuk ne o çocukları ne ailelerini ne de topluluklarını korumadı. Biz, payına düşenden çok daha fazla acıya katlanmış gururlu ve dirençli bir halkız. Bugün Filistinli olmak çok acı verici. Nasıl böyle bir kayba ve adaletsizliğe maruz kalabildik? Böyle bir hukuksuzluk ve aşağılanma tekrar tekrar yaşanır mı?”

“ADALET ARAYIŞIMIZ BİZİ UAD’A GETİRDİ”
Mansur, İsrail’in hukuka aykırı ilhakını yasallaştırmaya ve yüz binlerce yasa dışı yerleşimciye alan açmaya çalıştığına dikkati çekerek, Filistinlilerin varlığını inkar eden İsrail’in ihlallerini sonlandırmak yerine artırdığını kaydetti.
Filistinlilerin adalet arayışının kendilerini UAD’ye getirdiğini belirten Mansur, Divanı İsrail’in işgal altındaki topraklardaki varlığının yasa dışı olduğunu teyit etmeye çağırdı. Mansur, “(UAD’den) İşgalin derhal, tamamen ve koşulsuz şekilde sonlandırılması gerektiği görüşüne hükmetmenizi istiyoruz.” dedi.

KONUŞMASININ SONUNDA GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Konuşmasının sonunda Filistinli çocuklardan söz ederken gözyaşlarına hakim olamayan Mansur, şu ifadeleri kullandı: “Filistin Devleti, bu mahkemeye uluslararası hukukun korunması, adaletsizliğin sona erdirilmesi, adil ve kalıcı barışın sağlanması için uluslararası topluma rehberlik etmesi, Filistinli çocukların demografik bir tehdit olarak değil çocuk olarak muamele gördüğü, ait olduğumuz grubun kimliğinin hepimizin sahip olduğu insan haklarını azaltmadığı, hiçbir Filistinlinin ve hiçbir İsraillinin öldürülmediği, iki devletin barış ve güvenlik içinde yan yana yaşadığı bir geleceğe doğru bize yol göstermesi için çağrıda bulunmaktadır.
Filistin halkı, sadece kendi haklarına saygı gösterilmesini talep etmektedir. Daha fazlasını istemiyorlar. Daha azını ve başka hiçbir şeyi kabul edemezler. Özgürlük, adalet ve barışın geleceği burada ve şimdi başlayabilir. Yasanın ne olduğu, neyi gerektirdiği ve uygulamada ne anlama geldiği konusunda mümkün olan en net açıklamayı yapmak sizin elinizdedir. BM’nin tüm üyeleri olarak bilgeliğinize, adilliğinize, adalete ve hukukun üstünlüğüne olan bağlılığınıza güveniyoruz.”

UAD’DE İSRAİL’İN FİLİSTİN’İ İŞGALİNİN HUKUKİ SONUÇLARINA İLİŞKİN DURUŞMALAR BAŞLADI
Duruşmalar kapsamında aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 52 devletin yanı sıra Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği, 19-26 Şubat tarihlerinde, İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgali altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki neticelerine ilişkin beyanlarda bulunacak.
Başta İsrail olmak üzere, işgalin devletler ve BM açısından sonuçlarının da ele alınacağı 6 gün sürecek duruşmalarda her bir devlet ve kuruluş, otuzar dakika sunum yapacak.

TÜRKİYE’NİN SUNUMU 26 ŞUBAT’TA
Filistin tarafının sunumuyla başlayan duruşmalarda Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığının sunumu, son gün olan 26 Şubat’ta TSİ 12.00’de gerçekleştirilecek.
Hollanda’nın idari başkenti Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyetlerini yürüten UAD’de halka açık duruşmalar canlı yayımlanıyor.
Sözlü sunumlarda sadece Filistin’e 3 saat süre tanınıyor. Sözlü beyanda bulunacak devletlerin arasında ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Almanya, İran, Kanada, Mısır, Güney Afrika, Japonya, İspanya, Suudi Arabistan, Malezya, Pakistan, Hollanda’nın yanı sıra AB, Orta Doğu ve Asya-Pasifik bölgesinden çok sayıda ülke yer alıyor.
Divan önünde danışma görüşünde ilk defa bu kadar çok sayıda devletin yazılı ve sözlü beyanda bulunduğu görülürken yazılı beyanda bulunan İsrail’in sözlü duruşmalarda yer almaması dikkati çekiyor.
Aralarında Türkiye’nin de olduğu 57 ülke ve uluslararası kurum, danışma görüşü verilecek sorular hakkındaki kendi tutumlarını içeren yazılı beyanlarını UAD’ye sunmuştu.

BM GENEL KURULU UAD’DAN GÖRÜŞ İSTEMİŞTİ
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihli kararında UAD’ye, Divan Statüsü’nün 65. maddesine dayanarak 1967’deki savaştan bu yana İsrail’in Filistin’deki işgalinin hukuki neticelerine ilişkin iki soru yöneltti.
BM Genel Kurulunun Divandan cevaplarını talep ettiği sorular şu şekilde:
Danışma görüşü talebi, 17 Ocak 2023’te BM Genel Sekreteri tarafından UAD’ye ulaştırılırken Divan, BM üyesi devletlere ve Filistin’e danışma görüşü istenen sorular hakkında yazılı ve sözlü beyanda bulunma haklarına ilişkin bildirim yaptı.

DANIŞMA GÖRÜŞÜNÜN ETKİSİ
UAD’nin verdiği danışma görüşleri, her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği belirtiliyor.
Divanın, İsrail’in Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004’te verdiği danışma görüşünde duvarın hukuka aykırı olduğunu tespitinin ardından birçok devlet ve şirketin, söz konusu duvarın inşasına katkı sunmaktan imtina etmesi, İsrail’e sattıkları inşaat malzemelerinin duvarın yapımında kullanılmaması şartını koyması dikkati çekiyor.
Yine UAD’nin 22 Temmuz 2010’da uluslararası hukukta bir devletin tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinin yasaklanmadığı yönünde verdiği danışma görüşünün ardından, Kosova’nın bağımsızlığının meşruiyeti arttı ve bağımsızlığını tanıyan devlet sayısı çoğaldı.
UAD’nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırılığı yönünde olması durumunda, bunun İsrail ve diğer ülkeler açısından getirdiği sonuçları da tespit etmesiyle, İsrail üzerindeki baskının artması ve ona açıkça destek veren ülkelerin uluslararası toplum tarafından tutumlarını gözden geçirmeye zorlanmaları muhtemel.

İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

GAZZE’DE 12 BİNİ ÇOCUK 29 BİN KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 92 Filistinli öldürüldü, 69 bin 28 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 235’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 572 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 395 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 205 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 41 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>Bugünkü duruşma Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad el Maliki’nin konuşmasıyla başladı. El Maliki, “Gazze’de soykırım yaşanıyor” dedi, İsrail işgalinin koşulsuz sona ermesi gerektiğini ekledi.
Duruşmalara katılması planlanan ülkeler arasında İsrail’in müttefiki ABD’nin yanı sıra Çin, Rusya, Güney Afrika ve Mısır gibi ülkeler de yer alıyor. Sunum yapmayı reddeden İsrail, yazılı gözlemlerini gönderdi.
Türkiye, İspanya, Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Afrika Birliği duruşmaların son günü olan 26 Şubat’ta beyanda bulunacak.
Bu, ICJ’in kurulduğu 1945’ten bu yana en çok katılımcının olduğu dava olacak.
Duruşmaların ardından hakimlerin, tavsiye niteliğindeki görüşlerini bildirmeden önce birkaç ay müzakere etmesi bekleniyor.
İsrail geçmişte bu tür görüşleri görmezden gelmişti.
Ancak Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre 7 Ekim’den bu yana yaklaşık 29 bin Filistinlinin öldürüldüğü savaş, üzerindeki siyasi baskıyı artırabilir.
Duruşmalar, İsrail’in, saldırılardan kaçan bir milyondan fazla Filistinlinin bulunduğu Gazze’nin güneyindeki Refah şehrine bir kara saldırısı düzenlemesiyle ilgili endişelerin arttığı günlerde yapılıyor.
ICJ geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, davayla ilgili sözlü beyanların yaklaşık bir hafta süreceğini ve bu süre zarfında tüm ülkelerin ve üç uluslararası örgütün İsrail’in tedbirlerini neden desteklediklerini veya karşı çıktıklarını açıklamalarının beklendiğini söyledi.
Adalet Divanı’na kim başvurdu?
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 2022’de de mahkemeden işgalle ilgili tavsiye niteliğinde, bağlayıcı olmayan bir görüş istemişti.
Duruşmalar bunun üzerine başladı.
BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022’de ICJ’den İsrail’in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin’deki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarıyla ilgili tavsiye niteliğinde görüş vermesini talep etti.
Genel Kurul’da yapılan oylamada Arap ülkeleri, Rusya ve Çin bu talep lehine oy verirken İsrail, ABD, Almanya ve diğer 24 üye ülke karşı oy kullamıştı.
ardından İsrail, Mısır’dan Gazze Şeridi’ni Ürdün’den Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü aldı ve bu toprakları işgal etti. Çok sayıda Filistinli topraklarından sürüldü, kaçmak zorunda kaldı ya da öldürüldü. Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te süren İsrail işgali bazı devletlere göre uluslararası hukuka aykırı.
BM Genel Kurulu, ICJ’e bir mektup göndererek Filistinlilerin haklarının işgal ve devam eden yerinden edilme girişimlerinden nasıl etkilendiği; BM ve üye devletlerin bu ihlallere karşı sorumluluklarının neler olduğu hakkındaki soruları iletti.
Uluslararası hukuk kurallarını dikkate alarak bu soruları yanıtlamasını istedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki politikaları, insanlığa karşı suç olan apartheid ve zulme varıyor.
Lahey merkezli ICJ, daha önce de 2004 yılında, İsrail’in birçok Filistinli aileyi ayıran Batı Şeria duvarının yasa dışı olduğuna ve yıkılması gerektiğine karar vermişti.
Ancak İsrail kararı reddetti ve o zamandan beri duvarı genişletti.
Güney Afrika’nın ICJ davasından farkı ne?
Bu dava, İsrail’in Gazze’de soykırım suçu işlediği iddiasıyla 29 Aralık’ta Güney Afrika tarafından açılan davadan farklı.
Bu davaya ilişkin ön kararda mahkeme, İsrail’in 26 Şubat’a kadar Gazze’de soykırım eylemlerini önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermişti.
Bugün başlayan duruşmalar ise, Gazze’de devam eden mevcut savaşla doğrudan bağlantılı değil. İsrail’in tüm Filistin topraklarına yaklaşımını bağlayan uluslararası hukuk ihlali endişeleriyle ilgili.
Şimdi ne olacak?
ICJ, dünyanın farklı yerlerinden BM Genel Kurulu tarafından dokuz yıllık dönemler için seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.
Lübnanlı Yargıç Nawaf Salam şu anda mahkeme başkanı olarak görev yapıyor.
Jüri üyeleri, duruşmalar boyunca kapsamlı sunumları dinleyecek ve ardından yazılı görüşlerini yayımlayacak. Bu yıl sonunu bulabilir.
]]>