Valilik himayesinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Adana Bölge Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü arasında imzalanan “Dezenformasyonla Mücadele Kurumlar Arası İşbirliği Protokolü” kapsamında kamu görevlilerine Çukurova Kalkınma Ajansı’nda, dezenformasyona karşı daha az dirençli olan ve sosyal medyaya en fazla maruz kalan gençleri bilgilendirmek ve toplumun genelinde farkındalık uyandırmak, medya okuryazarlığını yaygınlaştırmak ve dezenformasyonla mücadele etmek amacıyla eğitim düzenlendi.
Vali Yardımcısı İbrahim Küçük, eğitimin açılışında, eksik, yanıltıcı veya asılsız bilgilerin üretilmesini ve yayılmasını engellemek, bu konuda gençleri bilinçlendirmek ve doğru bilgiye erişim kültürünü yaygınlaştırmak amacıyla eğitimin düzenlendiğini söyledi.
Bilgiye çok rahat ulaşılırken o bilgilerin gerçekliğinin araştırması sorumluluğunun ortaya çıktığına dikkati çeken Küçük, şöyle konuştu:
“Benim kişisel olarak kendi kanaatim, gördüğümün yüzde 50’sine, duyduğumun yüzde 80’nine inanamaz hale geldik çünkü yanıltıcı nitelikte bilgiler ve görsellerle beraber adeta sürekli ‘bombalanıyoruz’. Bir süre sonra bunları biz gerçekmiş gibi algılamaya başlıyoruz. İletişim çağında yaşadığımız bu dönemde olaylarla ilgili gerçeklerden uzaklaşılarak yapılan her türlü yayın ve haber, maalesef toplumda yıkıcı, incitici ve tamir edilemez bazı hasarlar vermektedir.”
Küçük, özellikle olağanüstü dönemlerde karşılarına çıkan bu tür sakıncaların toplumu son derece olumsuz etkilediğini ifade ederek, “Toplumsal algıyı yanlış yönlendiren, korkutucu, ürkütücü bazı haberlerle beraber toplumu infiale, korkuya sürükleyebilen, sindirebilen bazı haberlerin yapıldığını, insanlar arasında bazı algıların farklı şekilde sirayet ettiğini hepimiz maalesef görüyoruz ve yaşıyoruz. Dijital okuryazarlık konusunda da özellikle gençlerin çok daha iyi bir eğitim alması gerekiyor çünkü gelecekte bu tür tehlikelere maruz kalacak olan kitle özellikle gençlerimiz olacaktır.” dedi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Adana Bölge Müdürü Yalınız da eğitimlerle yeni medya kullanıcılarının dijital medya okuryazarlığının arttırılması, sorgulama yeteneklerinin geliştirilmesi, dezenformasyon konusunda farkındalık oluşturması amaçlandığını belirterek, destek veren kurum yetkililerine teşekkür etti.
Milli Eğitim Müdürü Hasan Tevke de basın, sosyal medya veya farklı şekillerde ulaşılan bilginin ne derece güvenilir olduğunun sorgulanması gerektiğini anlatarak, dezenformasyonla mücadeleyi eğitim kurumlarında bir konu olarak işlediklerini bildirdi.
Toplantıya protokol üyeleri ile eğitim alacak kamu çalışanları katıldı.
Eğitimlerin 2 gün süreceği bildirildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylamanın dördündcü turunda kullanılan 276 oyun 264’ünü alan Mehmet Akarca, 5 Aralık’ta Kamu Başdenetçiliği görevine gelecek. Diğer aday Burhanettin Sağsöz ise dördüncü turda hiç oy almadı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yılmaz, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulunun (DEİK) Genel Merkezi’nde düzenlenen “Afet Teknolojileri Rehberi” basın lansmanına katıldı.
Burada konuşan Yılmaz, DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi tarafından hazırlanan Afet Teknolojileri Raporu’nun hayırlara vesile olmasını diledi.
Türkiye’nin tarih boyunca deprem, sel, orman yangınları ve heyelanlarla defalarca sınandığını belirten Yılmaz, acı deneyimlerin, Türkiye’nin doğal afetlerle mücadelesinde güçlü ve hazırlıklı olması gerektiğini her defasında hatırlattığını söyledi.
Yılmaz, afetlere karşı daha dirençli bir Türkiye için, önlem alınması ve afet yönetiminde teknolojik yeniliklerden faydalanılmasının önemli olduğunu vurgulayarak, toplumu bilinçlendirmek ve afetlerin etkilerini en aza indirecek stratejiler geliştirmenin herkesin ortak sorumluluğu olduğunu kaydetti.
“Kamunun büyük veri yönetişim yapısını yeniden organize ediyoruz”
Cevdet Yılmaz, erken uyarı sistemlerinin, robotik ve insansız keşif araçlarının, mobil enerji tedariki teknolojileri ve yapay zeka destekli afet lojistiği gibi yenilikçi çözümlerin, afet öncesinde ve sonrasında etkili müdahale imkanı sağlayarak can kayıplarını ve maddi zararları en aza indirmeyi amaçladığını anlattı.
Bu ihtiyacı gözeterek, kamunun büyük veri yönetişim yapısını yeniden organize ettiklerini dile getiren Yılmaz, şöyle konuştu:
“Bu kapsamda en çok önem verdiğimiz projelerden biri Ulusal Yapay Zeka Strateji’mizde ve 12. Kalkınma Planı’nda yer alan Kamu Veri Alanı Projesi’dir. Bu proje, yapay zeka ve veri analitiği teknolojileriyle destekleniyor ve afet yönetimi açısından devrim niteliğinde bir yapı oluşturuyor. Bu projenin devreye girmesiyle afet öncesi alınacak önlemlerden, afet sonrası yapılacak iyileştirme çalışmalarına kadar her aşamada daha verimli ve hızlı kararlar alabileceğiz. Hedefimiz, projeyi 2025 yılına kadar tamamlayıp tüm kamu kurumlarını bu sisteme dahil etmek.”
Yılmaz, Coğrafi Bilgi Sistemleri’nin afet yönetiminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirterek, 631 katmanlı coğrafi veriyi kapsayan Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi ile depremden sele, yangından heyelana kadar her türlü afet senaryosunda, bu veriler tüm ilgili kurumlarla anlık paylaşıldığını ifade etti.
Olaylara hızlı ve koordineli bir şekilde müdahale edebildiklerine dikkati çeken Yılmaz, “Bir diğer önemli adımımız ise Coğrafi Bilgi Sistemi Tabanlı Hasar Tahmin ve Karar Destek Analizi Sistemi. Bu proje, olası bir afette nerede ne tür hasarlar meydana gelebileceğini, hangi bölgelerde risklerin daha yüksek olduğunu önceden analiz ederek bizlere önemli uyarılar sunacak.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, krizler ortaya çıkmadan risklerin iyi yönetilmesi gerektiğini vurgulayarak, “ARAS dediğimiz, Afet Risk Azaltma Sistemi ile heyelan, kaya düşmesi ve çığ gibi risklerin önceden haritalandırılması sağlanıyor ve olası tehlikelere karşı tedbirler alınıyor. Bu sistem, diğer tehlike haritalarıyla entegre edilerek, afetlerin etkilerini en aza indirmek için kullanılmaktadır.” dedi.
“Kesintisiz Güvenli Haberleşme Sistemi’ni devreye aldık”
AFAD’ın, Deprem Ön Hasar Tahmin ve Kayıp Sistemi (AFAD-RED), Deprem Parametre ve Analiz Sistemi (DEKAS), Türkiye İvme Veri Tabanı ve Analiz Sistemi (TADAS) ve Deprem Bilgi Sistemi (DEMEBİS) gibi tamamen yerli ve milli yazılımlarla deprem izleme ve değerlendirme süreçlerini geliştirmesinin önemli bir başarı olduğunu bildiren Yılmaz, akıllı şehir altyapılarını da afet yönetimine entegre ettiklerini belirtti.
Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bulut Kent Bilgi Sistemi, afet sonrası hızlı değerlendirme yapmamıza ve kentlerdeki hasar tespit çalışmalarını daha kolay koordine etmemize olanak tanıyor. AFAD’ın takibinde bulunan 1187 deprem gözlem istasyonundan alınan veriler, hem ülkemizde hem de dünya genelinde paylaşılarak afet yönetiminde kritik bir veri kaynağı oluşturuyor. Bununla birlikte, afet ve acil durum tehlike haberlerini en kısa sürede halkımıza ulaştırmak amacıyla, AFAD tarafından Haber Alma ve Yayma Sistemi (HAY) geliştirildi. Böylece mobil bildirimler, siren uyarıları, sosyal medya mesajları ve SMS bildirimleri üzerinden hızlı uyarı yapılabiliyor. Bu teknolojik altyapılarla birlikte, AFAD’ın envanterinde bulunan 98 insansız hava aracı gece görüş, haritalama ve uzaktan algılama gibi ileri teknolojilerle donatılmış durumda.”
Kayıp arama, heyelan ve kaya düşmesi gibi riskli durumların takibinin bu İHA’larla etkin şekilde yapılabildiğini anlatan Yılmaz, “Afet anında iletişim ve koordinasyonu kesintisiz bir şekilde sürdürebilmek için 81 ilimizde Kesintisiz Güvenli Haberleşme Sistemi’ni devreye aldık. Özellikle Türksat 5A, 5B ve yakında devreye alınacak olan Türksat 6A uydusu ile afet anında kesintisiz iletişimi sağlamak için güçlü bir altyapı kuruyoruz.” diye konuştu.
Yılmaz, afet anında haberleşmenin çok kritik ve önemli olduğuna işaret ederek, “Bu uydular, hem veri aktarımında hem de televizyon ve radyo yayınlarında önemli bir rol üstlenerek afet sonrası iletişimde yaşanacak aksaklıkları ortadan kaldırmış olacak. Özellikle mobil baz istasyonları ve uydu üzerinden çalışan acil iletişim sistemleri ile afet anında iletişimin kesintisiz devam etmesi sağlanıyor.” şeklinde bilgi verdi.
Afet anında gereksiz iletişim ve trafikten kaçınılması gerektiğine dikkati çeken Yılmaz, bu tür anlarda dezenformasyonun da yanlış sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.
Yılmaz, 6 Şubat 2023’teki Kahramanmaraş merkezli depremin ardından Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman gibi illere gönderilen 36 Mobil Evrensel Römork Baz İstasyonu sayesinde, halkın kendi içindeki iletişiminin sağlandığını ve koordinasyonun daha etkili hale getirebildiğini dile getirerek, bu teknolojilerin her birinin insan hayatını koruma mücadelesinde umut olduğunu belirtti.
“Afetlere dayanıklı şehirler oluşturmak için akıllı yeni nesil altyapıların kullanımını çok önemli görüyoruz”
Afet Teknolojileri Raporu’nun önemli bir rehber niteliğinde olduğunu söyleyen Yılmaz, özellikle erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, yüksek risk taşıyan bölgelerde merkezi uyarı sistemlerinin kurulması ve bu sistemlerin yapay zeka, nesnelerin interneti (IoT) gibi ileri teknolojilerle desteklenmesi gibi önerilerin mevcut çalışmalara katkı sağlayacağını ifade etti.
Yapay zekanın doğru kullanımının ve her alanda üretken yapay zekayı değerlendirmenin önemine de dikkati çeken Yılmaz, “Afetlere dayanıklı şehirler oluşturmak için akıllı yeni nesil altyapıların kullanımını da çok önemli görüyoruz. Yenilenebilir enerji teknolojileri ve akıllı şebekeler ile afet sonrası enerji ihtiyacını karşılayacak çözüm önerilerini geliştirmek istiyoruz.” dedi.
Uydu tabanlı haberleşme sistemleri ve mobil baz istasyonlarıyla iletişim altyapısının güçlendirilmesinin raporda belirtildiği gibi hayati olduğunu kaydeden Yılmaz, ilgili kurumların da rapordan faydalanacağına inandığını söyledi.
Yılmaz, “Türkiye önümüzdeki yıl 5G konusunda ihale süreçlerini de başlatacak. İletişim altyapımızda çok daha hızlı işleyen, güçlü bir altyapıyı böylece oluşturmuş olacağız. 5G ile artan kapasite, yapay zeka veya daha büyük verilerin işlenmesiyle çalışan sistemler için de önemli bir katkı sunmuş olacak.” ifadelerini kullandı.
Kamu ve özel sektör arasındaki işbirliğinin afet yönetimi alanında etkili çözümler geliştirmede kaçınılmaz olduğunu belirten Yılmaz, özel sektörün yenilikçi teknolojilerinin, kamu kurumlarının operasyonel kapasitesiyle birleştiğinde afetlerin etkilerinin minimize edildiğini bildirdi.
DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi Başkanı Erdem Erkul’un Afet Teknolojileri Raporu’nu sunduğu toplantıya, AFAD Başkanı Okay Memiş, DEİK Başkanı Nail Olpak, DEİK yönetim kurulu üyeleri ve davetliler katıldı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Coğrafi Bilgi Sistemleri afet yönetimimizin ayrılmaz bir parçası haline geldi”
“81 ilimizde Kesintisiz Güvenli Haberleşme Sistemi’ni devreye aldık”
“Afetlere dayanıklı şehirler oluşturmak için akıllı yeni nesil altyapıların kullanılmasını önemsiyoruz”
İSTANBUL – Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Afet yönetiminde, teknolojilerin yaygın olarak kullanımı, günümüzün en önemli gelişmelerinden biridir. Erken uyarı sistemleri, robotik ve insansız keşif araçları (İHA), mobil enerji tedariği teknolojileri ve yapay zeka destekli afet lojistiği gibi yenilikçi çözümler, afet öncesinde ve sonrasında etkili müdahale imkanı sağlayarak can kayıplarını ve maddi zararları en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Bu ihtiyacı gözeterek, kamunun büyük veri yönetişim yapısını yeniden organize ediyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu Dijital Teknolojiler İş Konseyi tarafından hazırlanan Afet Teknolojileri Raporu’nun lansmanına katıldı. Yılmaz, afet yönetiminde kullanılacak teknolojilere değinirken, bu konuda yapılan çalışmalar hakkında bilgiler verdi.
Türkiye’nin, tarih boyunca deprem, sel, orman yangınları ve heyelanlarla defalarca sınandığını belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Ülkemiz, afetlerin etkilerine açık coğrafi ve jeolojik özellikle sebebiyle büyük can ve mal kayıplarına da maalesef tanıklık etmiştir. Marmara Depremi’nden geçen yıl yaşadığımız büyük deprem felaketine, Antalya, Kastamonu ve Karadeniz’de yaşanan sellere kadar, bu acı deneyimler bize Türkiye’nin doğal afetlerle mücadelesinde güçlü ve hazırlıklı olması gerektiğini her defasında hatırlatmıştır. Türkiye’nin topografik özelliklerinin yanı sıra küresel iklim değişikliği, Türkiye’deki orman yangınlarının ve ani sel baskınlarının sıklığını artırmaktadır. Bu gerçekler ışığında, afetlere karşı daha dirençli bir Türkiye için, önlem almamız ve afet yönetiminde teknolojik yeniliklerden faydalanmamız önemlidir. Doğal afetlerin kaçınılmaz olduğu bu coğrafyada, toplumu bilinçlendirmek ve afetlerin etkilerini en aza indirecek stratejiler geliştirmek, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu konuda elini taşın altına koyarak afetlerle mücadelede teknolojinin kullanımını inceleyen ve stratejiler öneren DEİK’e çabaları için teşekkür ediyorum” dedi.
“Kamunun büyük veri yönetişim yapısını yeniden organize ediyoruz”
Afet yönetiminde teknolojiye vurgu yapan Yılmaz, “Afet yönetiminde, teknolojilerin yaygın olarak kullanımı, günümüzün en önemli gelişmelerinden biridir. Erken uyarı sistemleri, robotik ve insansız keşif araçları (İHA), mobil enerji tedariği teknolojileri ve yapay zeka destekli afet lojistiği gibi yenilikçi çözümler, afet öncesinde ve sonrasında etkili müdahale imkanı sağlayarak can kayıplarını ve maddi zararları en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Bu ihtiyacı gözeterek, kamunun büyük veri yönetişim yapısını yeniden organize ediyoruz. Bu kapsamda en çok önem verdiğimiz projelerden biri Ulusal Yapay Zeka Stratejimizde ve 12. Kalkınma Planında yer alan Kamu Veri Alanı projesidir. Bu proje, yapay zeka ve veri analitiği teknolojileriyle destekleniyor ve afet yönetimi açısından devrim niteliğinde bir yapı oluşturuyor. Böylece afet öncesi alınacak önlemlerden, afet sonrası yapılacak iyileştirme çalışmalarına kadar her aşamada daha verimli ve hızlı kararlar alabileceğiz. Hedefimiz, bu projeyi 2025 yılına kadar tamamlayıp tüm kamu kurumlarını bu sisteme dahil etmek” şeklinde konuştu.
“Coğrafi Bilgi Sistemleri afet yönetimimizin ayrılmaz bir parçası haline geldi”
Yılmaz sözlerine şöyle devam etti: “Coğrafi Bilgi Sistemleri afet yönetimimizin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Tam 631 katmanlı coğrafi veriyi kapsayan Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi, depremden sele, yangından heyelana kadar her türlü afet senaryosunda, bu verileri tüm ilgili kurumlarla anlık olarak paylaşılıyor. Böylece olaylara hızlı ve koordineli bir şekilde müdahale edilebiliyoruz. Bir diğer önemli adımımız ise CBS Tabanlı Hasar Tahmin ve Karar Destek Analizi Sistemi. Bu proje, olası bir afette nerede ne tür hasarlar meydana gelebileceğini, hangi bölgelerde risklerin daha yüksek olduğunu önceden analiz ederek bizlere önemli uyarılar sunacak. ARAS – Afet Risk Azaltma Sistemi ile heyelan, kaya düşmesi ve çığ gibi risklerin önceden haritalandırılması sağlanıyor ve olası tehlikelere karşı tedbirler alınıyor. Bu sistem, diğer tehlike haritalarıyla entegre edilerek, afetlerin etkilerini en aza indirmek için kullanılmaktadır” diye konuştu.
“AFAD’ın takibinde bulunan 1187 deprem gözlem istasyonundan alınan veriler, hem ülkemizde hem de dünya genelinde paylaşılarak afet yönetiminde kritik bir veri kaynağı oluşturuyor”
AFAD’ın kullandığı teknolojiler hakkında bilgi veren Yılmaz, “AFAD’ın, Deprem Ön Hasar Tahmin ve Kayıp Sistemi (AFAD-RED), Deprem Parametre ve Analiz Sistemi (DEKAS), Türkiye İvme Veri Tabanı ve Analiz Sistemi ve Deprem Bilgi Sistemi gibi tamamen yerli ve milli yazılımlarla deprem izleme ve değerlendirme süreçlerini geliştirmesi ise önemli bir başarıdır. Bunların yanında, akıllı şehir altyapılarını da afet yönetimimize entegre ediyoruz. Bulut Kent Bilgi Sistemi, afet sonrası hızlı değerlendirme yapmamıza ve kentlerdeki hasar tespit çalışmalarını daha kolay koordine etmemize olanak tanıyor. AFAD’ın takibinde bulunan 1187 deprem gözlem istasyonundan alınan veriler, hem ülkemizde hem de dünya genelinde paylaşılarak afet yönetiminde kritik bir veri kaynağı oluşturuyor. Bununla birlikte, afet ve acil durum tehlike haberlerini en kısa sürede halkımıza ulaştırmak amacıyla, AFAD tarafından Haber Alma ve Yayma Sistemi geliştirildi. Böylece mobil bildirimler, siren uyarıları, sosyal medya mesajları ve SMS bildirimleri üzerinden hızlı uyarı yapılabiliyor. Bu teknolojik altyapılarla birlikte, AFAD’ın envanterinde bulunan 98 insansız hava aracı gece görüş, haritalama ve uzaktan algılama gibi ileri teknolojilerle donatılmış durumda. Kayıp arama, heyelan ve kaya düşmesi gibi riskli durumların takibi bu İHA’larla etkin bir şekilde yapılabiliyor” ifadelerini kullandı.
“81 ilimizde Kesintisiz Güvenli Haberleşme Sistemi’ni devreye aldık”
“Afet anında iletişim ve koordinasyonu kesintisiz bir şekilde sürdürebilmek için 81 ilimizde Kesintisiz Güvenli Haberleşme Sistemi’ni devreye aldık” diyen Yılmaz, “Özellikle Türksat 5A, 5B ve yakında devreye alınacak olan Türksat 6A uydusu ile afet anında kesintisiz iletişimi sağlamak için güçlü bir altyapı kuruyoruz. Bu uydular, hem veri aktarımında hem de televizyon ve radyo yayınlarında önemli bir rol üstlenerek afet sonrası iletişimde yaşanacak aksaklıkları ortadan kaldıracak. Özellikle mobil baz istasyonları ve uydu üzerinden çalışan acil iletişim sistemleri ile afet anında iletişimin kesintisiz devam etmesi sağlanıyor. Örneğin, 6 Şubat’taki Kahramanmaraş merkezli depremin ardından Hatay, Kahramanmaraş ve Adıyaman gibi illerimize gönderilen 36 adet Mobil Evrensel Römork Baz İstasyonu sayesinde, halkımızın iletişimi sağlandı ve koordinasyon çok daha etkin hale getirildi. Bu teknolojilerin her biri, insan hayatını koruma mücadelesinde zamanla yarıştığımız anlarda umut ışığı olur” açıklamasında bulundu.
Yılmaz, “DEİK Dijital Teknolojiler İş Konseyi tarafından hazırlanan ‘Afet Teknolojileri Raporu’, önemli bir rehber niteliğindedir. Özellikle erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, yüksek risk taşıyan bölgelerde merkezi uyarı sistemlerinin kurulması ve bu sistemlerin yapay zeka, nesnelerin interneti (IoT) gibi ileri teknolojilerle desteklenmesi gibi öneriler mevcut çalışmalara katkı sağlayabilir” dedi.
“Afetlere dayanıklı şehirler oluşturmak için akıllı yeni nesil altyapıların kullanılmasını önemsiyoruz”
Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Yenilenebilir enerji teknolojileri ve akıllı şebekeler ile afet sonrası enerji ihtiyacını karşılayacak çözüm önerilerini önemli bulduğumu ifade etmek isterim. Ayrıca, uydu tabanlı haberleşme sistemleri ve mobil baz istasyonlarıyla iletişim altyapısının güçlendirilmesi raporda belirtildiği gibi hayatidir. İlgili kurumlarımızın rapordan faydalanacağına inanıyorum. Kamu ve özel sektör arasındaki işbirliği, afet yönetimi alanında etkili çözümler geliştirmek için kaçınılmazdır. Teknoloji transferi, kaynak paylaşımı ve bilgi birikimi, afet anında daha hızlı ve verimli müdahaleyi mümkün kılar. Özel sektörün yenilikçi teknolojileri, kamu kurumlarının operasyonel kapasitesi ile birleştiğinde afetlerin etkileri minimize edilir. Bu anlamda özel sektörümüzü afet öncesi ve sonrası süreçlerde kritik fayda sağlayacak teknolojilere yatırım yapmaya davet ediyorum.”

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin birçok yerinden gelerek Ulus meydanında bir araya gelen ÜNİPERSEN üyeleri ve Bizim Yerel Yönetim Çalışanları Sendikası (BİZİMSEN) üniversitelerde görev yapan idari personelin başta tayin sorunu olmak üzere yaşadığı problemlerin çözülmesi talebinde bulundu. Ellerindeki pankartlarla sloganlar atan grup adına açıklama yapan ÜNİPERSEN Genel Başkanı İbrahim Güzel, sendika olarak üniversite idari personelinin ve yerel yönetim personelinin özelindeki sorunlara çözüm üretmek için mücadele ettiklerini belirtti. Başkan Güzel şöyle konuştu:
“Son zamanlarda kamu sendikalarının büyük bir kısmının siyasete angaje olması, 2021 yılından bu yana da toplu sözleşme ikramiyesi, şu sendika üyelerine verilsin, bu sendika üyelerine verilmesin şeklinde, toplu sözleşmelerde, TBMM’de ve diğer alanlarda çalışmalar yapıldığı için, adeta kamu sendikacılığı bugünün rakamı ile 641 liraya indirgenmiştir. En son, TBMM’de, yine bir ayrımcılık peşinde koşanlara taviz verilmeden çıkarılan ikramiye yasası ile artık gerçekten hak arama noktasına gelinmiş oldu.”
“4 mesleğe 3600 ek gösterge verilerek büyük bir adaletsizlik yaşanmıştır”
3600 ek göstergenin sadece 4 mesleğe verilerek adaletsizlik yaşandığından bahseden Güzel, “3600 ek gösterge çalışmasında gerçek mücadele yapılmadı, bunun en büyük göstergesi 4 mesleğe 3600 ek gösterge verilerek büyük bir adaletsizlik yaşanmış, bir sonraki toplu sözleşmede de yeni karar alınmak zorunda kalınmıştı. 2023 yılında yapılan ‘7. Dönem Toplu Sözleşme’de, 1. dereceye gelen tüm memurlara 3600 ek gösterge verilmesi kararı, siyasetin de verdiği söz olduğu halde, aradan geçen 1 yılı aşkın süreçte tek bir adım bile atılmamıştır” dedi.
“Kamuda mülakatların tümden kaldırılacağı sözü verilmesine rağmen hala bu konuda bir işlem tesis edilmemiştir”
Kamuda mülakatların kaldırılacağının sözünün verildiğini ancak bu sözün tutulmadığını söyleyen Güzel, “Yardımcı hizmetler sınıfının kaldırılması, 20 yıldır siyaseten de söz verildiği için seçim öncesi çok rahat kaldırılabilecekken, kaldırılmadı ve hala önümüzde sorun olarak durmaktadır. 2023 yılı Mayıs seçimleri öncesinde kamuda mülakatların tümden kaldırılacağı sözü verilmesine rağmen hala bu konuda da bir işlem tesis edilmemiştir. TÜİK’in piyasa gerçeklerinden uzak açıkladığı enflasyon oranları ile memur sefalete sürüklenirken, kamu sendikacılığının sesi çok cılız çıkmış, Mayıs 2023 seçimleri öncesi memurun bireysel olarak ses yükselmesi ile seyyanen zam sözü zor alınmıştı. Temmuz 2023’de memurlara uygulanan 8 bin 77 liralık seyyanen zammın emekliliğe de yansıtılacağı sözü verildiği halde, emeklilerimize yansıtılmamış, emekli olan kişi çalışırken aldığı maaşın yüzde 40’ını almak zorunda kalmıştır” diye konuştu.
Güzel, açıklamalarına şöyle devam etti:
“Üniversite idari personelinin tayin sorununa ilişkin 6. ve 7. dönem toplu sözleşmelerde karar alınmasına rağmen, uygulamaya konan bir çalışma olmamıştır. Kamu şeflerinin Adalet Bakanlığında görevli şeflere ödenen 120 puan özel hizmet tazminatının, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan şeflere uygulanması talebinde de bir çalışma yapılmamıştır. 2014 yılında Yükseköğretim kurumlarında çalışmanın karşılığı olarak getirilen yükseköğretim tazminatı, akademik personele ödenirken idari personel dışta tutulmuş, güçlü çalışma yapması beklenen sözüm ona kamu sendikaları bu konuda da sınıfta kalmıştır. 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı yasa ile mağdur olan, 5510 sonrası diye tanımlanan memurların mağduriyetini ortadan kaldıracak çalışmalar yapılamamış, 2023 yılı itibariyle de bu gruptan memurların emekli olmaya başlaması ile mağduriyet bordrolara da yansımaya başlamıştır. 2023 Mayıs seçimleri öncesinde kamu çalışanlarına kira yardımı sözü verildi. Ev ve kira fiyatlarının maaş artışlarına oranla çok daha yüksek artmasına rağmen bu konuda da elle tutulur bir çalışma yapılmamıştır.”
Memurlara haklarının verilene kadar mücadelelerinin devam edeceğini söyleyen Başkan Güzel, “1 Ekim’de Meclis açılacağı için buradan sorunları tekrar hatırlatıp, 2024 yılı bitmeden çözümü için torba yasa taslağımızı hazırladık. Bu taslağı, buradan TBMM’ye ve tüm siyasi partilere gönderiyoruz” dedi. – ANKARA
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı olarak hizmet veren Bozüyük Aile ve Sosyal Hizmet Merkezinde görev değişimi gerçekleşti. Bozüyük Aile ve Sosyal Hizmetler Merkezine Bakanlık tarafından kuruluş müdürü olarak atama yapıldı. Kurucu Müdür olarak görev yapan ve açıldığı günden bugüne ilçede ve hizmet bölgesindeki vatandaşlara hizmet etmekte olan Murat Akcan bayrağı, daha önce Osmaniye’de görev yapan Abdulkadir Taşletimur’a teslim etti. – BİLECİK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Uşak Belediye Başkanı Mehmet Çakın bugün düzenlenen programla S.S. Uşak Bireylül Karma Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi Yönetimi’ne tapu devrini gerçekleştirdi. Programda konuşan Başkan Çakın, 3. Sanayi Sitesi tamamlandığında kentin ticari hacminin büyük oranda artacağını söyledi.
Kamulaştırmalarda Sona Gelindi
S.S. Uşak BireylülKarma Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi ile daha önce bir protokol imzalayan Uşak Belediyesi, kamu yararı kararı alarak kamulaştırma işlemlerini başlatmıştı. Başkan Çakın’ın itinalı çalışmaları sonucu alanın yüzde 95’inin kamulaştırılmasıyla bir adım daha atan belediye, kamulaştırılan alanların imar uygulamasını gerçekleştirerek süreci hızlandırmış oldu. Bir yandan kamulaştırma işlemlerine devam ederken bir yandan da imar planında gerekli revizeleri yapan Uşak Belediyesi; meslek lisesi, açık spor tesisleri, market ve ticari alanlar, cami ve kreş gibi sosyal donatıları da alanın içerisine ekleyerek bölgeye değer kattı. Bu sayede projeyle istihdama katkı sağlamayı planlayan Uşak Belediyesi, ekonomik kazanımların yanı sıra bölgenin sosyal anlamda da gelişmesini hedefledi.
Başkan Çakın Zorlu Süreci Başarıyla Atlattı
Zemin etüdü ve projelendirme aşamalarının ardından yolların da açılmasıyla inşaatların başlamasına imkan sağlanan çalışmalar kapsamında şimdi de yapılaşmaya uygun parsellerin devri gerçekleştirildi.
Tapu devirprogramında konuşan Başkan Çakın, “Bundan 5 sene önce göreve başladığımızda neredeyse durma noktasına gelmiş olan 3. Sanayi Sitemizi, şu anda inşaata başlama noktasına getirmiş olmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Öncelikle bu süre içerisinde buradaki parsellerin kamulaştırılmasında bizlere destek olan mülk sahiplerine teşekkür ediyorum. Sanayi sitemiz sayesinde, Uşak’ımıza kazandıracağımız katma değer konusunda mülk sahiplerimizle gerçekleştirdiğimiz görüşmeler nihayetinde alanın %100’e yakın bir bölümünü belediye mülkiyetine almış olduk. Ardından da çeşitli kurumlarla olan görüşmelerimizi yapmak adına zaman zaman İzmir’e zaman zaman da Ankara’ya gittik. Sonuç olarak yaşadığımız problemlerin tamamını yaptığımız görüşmeler ile çözüme kavuşturduk. Bir taraftan da bölgenin sanayi sitesi olarak imar planlarına işlenmesi için gerekli çalışmaları gerçekleştirdik ve bunların yanı sıra Fen İşleri Müdürlüğü’müz aracılığıyla bölgedeki yolların açılması ve altyapılarının hazırlanması konusunda da çalışmalarımızı gerçekleştirdik. Geçtiğimiz ay ise belediye meclisimiz ile belediyemiz üzerinde bulunan bu mülklerin kooperatife devri konusunda karar aldık ve geçen hafta içerisinde gerekli işlemleri tamamladık. Sonrasındaysa tapularımızı S.S. Uşak Bireylül Karma Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi Yönetimi’ne devrettik. Böylelikle hak sahibi olan kooperatif üyeleri, burada tapusunu aldığı alanın ortağı oldu. Bunun yanı sıra, kooperatif yönetiminin yapacağı çalışmalar doğrultusunda başlayacak olan inşaatlar için belediyemizce imar durum belgesinin verilmesinin önündeki engelleri de kaldırmış olduk. İnşallah çok kısa süre içerisinde buradaki inşaatların başladığını ve yüzlerce kooperatif üyemizin dükkan sahibi olduğunu ve binlerce insanımıza istihdam sağlandığını göreceğiz. Geçirdiğimiz zorlu beş senelik sürecin bu noktaya gelerek böyle güzel sonuçlanmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ediyor, kooperatif üyelerimize ve şehrimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.” dedi.
Tüm işlemler tamamlandığında 3. Sanayi Sitesi’nde mobilya, tekstil, otomotiv, pvc- demir doğrama, gıda, geri dönüşüm gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösterecek toplam 849 adet dükkan bulunacak. – UŞAK
]]>Kurtulmuş, Kızılcahamam’da bir otelde düzenlenen “Memur-Sen 8. Türkiye Buluşması” programında yaptığı konuşmada, Türkiye ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğine dikkati çekerek, Türkiye’nin özellikle bu dönemde önüne büyük hedefler koyarak yoluna devam etmesinin şart olduğunu söyledi.
Özellikle bürokrasinin milli hedeflere uygun bir şekilde hareket etmesinin en temel beklentilerden biri olduğuna vurgu yapan Kurtulmuş, “Kamu görevlileri olarak devlet memurlarının ülkenin hedeflerinin gerçekleşmesi konusunda çok değerli ve hayati katkıları olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.” diye konuştu.
Bürokraside aranması gereken temel hususlara dikkati çeken Kurtulmuş, “Öncelikle her bir kamu görevlisi arkadaşımızın kendi kişisel kariyeri kadar ve hatta ondan çok daha fazla önemsemesi gereken şey ülkenin milli hedeflerinin gerçekleştirilmesidir. Bunun için hiç şüphesiz kamu görevlilerimizin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket etmesi şarttır. Liyakatli ve ehliyetli kadroların kendi mesleki birikimlerinin yanı sıra dünyaya bakışlarını güncellemesi, Türkiye’yle ilgili hedef ve niyetlerini güncellemesi de aslında kendi kariyerlerini inşa etmenin bir parçası olarak görülmelidir.” şeklinde konuştu.
“Kamu görevlisinin sadakati bizatihi milletin kendisine olmalıdır”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, kamu bürokrasinde yer alan memurların olmazsa olmaz en temel özelliklerinden birinin millete sadakat olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati filanca gruba değil, filanca güç merkezine değil, bizatihi milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa, ne kadar nitelikli olurlarsa olsunlar o kamu görevlilerinin milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sadakatlerini sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana gösteriyorlardı.”
Kamu bürokrasisinin hedefine ulaşabilmesi için en önemli olgunun millete sadakat prensibi olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Vatanseverlik söz konusu olduğu zaman herkes üst perdeden bir vatanseverlik dersi ortaya koyabilir. Ama gerçekten vatansever olmanın ölçücülerinden birisi de millete sadakatin ortaya konulmasıdır. Bunun için elimizdeki bütün imkanlarla ehliyet, liyakat ve sadakat prensipleri içerisinde gayret ve çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” diye konuştu.
Kamu bürokrasisinden beklenen önemli özelliklerden birinin de “millete hizmetkar olma anlayışı” olduğuna değinen Kurtulmuş, “Biz millete efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geldik. Hiçbir bürokrat hangi makamda olursa olsun hizmet ettiği milletin üstünde asla değildir, milletin hizmetkarıdır.” ifadesini kullandı.
“Memur-Sen’in geldiği seviyeyi takdir ediyoruz”
Kurtulmuş, Memur-Sen’in geldiği seviyeyi takdir ettiğini, sendikanın verdiği mücadelede Uluslararası Emek Örgütü kurulmasıyla yeni bir dönemin kapısının açıldığını dile getirdi.
Türkiye Yüzyılı olarak önlerine koydukları hedeflerin gerçekleştirilmesi için belli alanlarda güçlü ve büyük Türkiye hedeflerine odaklanarak çalışmak zorunda olduklarını vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Her şeyden evvel Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini fevkalade güçlü bir hale getirmesi gerekir. Demokratik kurum ve kuruluşların mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarını Anayasa’dan aldığı güçle yerine getirdiği bir Türkiye’nin oluşması gerekir. Herkesin fikrini en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasbettiği noktada bittiğinin de gayet iyi kavrandığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir.”
Kurtulmuş, Türkiye’nin toplumsal gelişiminin önündeki en büyük ödevlerden birinin yeni bir Anayasa yapma mecburiyeti olduğunu belirterek, “Artık Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci asrında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa’ya bir ihtiyaç olduğu ayan beyan ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi grubun söylediği, dile getirdiği bir hedef değil, 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır.” değerlendirmesini yaptı.
“Niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var?” söylemlerine atıfta bulunan Kurtulmuş, konuşmasına şu sözlerle devam etti:
“Çok açık söylüyorum, mevcut Anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen üzerinde hala 1960 darbesinin izleri olan 1961 Anayasasının kurgusu mevcuttur. Hala bu Anayasanın ruhu 1981 darbesinin ortaya koyduğu 1982 Anayasasının ruhunu taşımaktadır. Bunun için bunu siyasi bir tartışma meselesi yapmadan, siyasi partiler arasında bir ayrışma meselesi haline getirmeden, yeni, demokratik, katılımcı bir Anayasa’nın yapılabilmesi önümüzdeki dönemdeki en önemli ödevlerimizden birisidir.
Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane mercii, yegane yeri, ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır. Ümit ederiz ki orada yeterli çoğunluk bulunarak, referanduma bile gitme ihtiyacı olmaksızın bir Anayasa yapabilelim. Ama bu mümkün olmazsa en azından referanduma götürülebilecek bir çoğunluğu elde edilebilmesi için bendeniz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak sonuna kadar gayret ve mücadele edeceğim.”
Kurtulmuş, ekonomik gelişmelerimizin itici gücünün milli savunma sanayisi başta olmak üzere yüksek teknoloji üretimi olduğuna dikkati çekerek, “En son Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN’ın uçurulmasıyla Türkiye’nin bu alanda yeni merhale açtığını ve dünya milletleriyle yarışında çok önemli bir mesafe aldığını iftiharla takip ettik ve bundan da büyük bir memnuniyet duyduk.” dedi.
“Dünya barışının kapısı Orta Doğu barışıdır”
Gazze’de bir soykırım ve büyük bir insanlık suçu işlendiğini belirten Kurtulmuş, şunları anlattı:
“Dünya barışının kapısı Orta Doğu barışıdır. Orta Doğu barışında o kapıyı açan anahtar ise Filistin davasıdır. Filistin davasında barış, esenlik ve selamet olmadan dünya barışının sağlanması mümkün değildir. Ne yazık ki İsrail hükümetinin insanlık dışı saldırılarına, bazı Batılı ülkelerin hem siyasi hem askeri alanda güç verdiklerini görüyoruz. Ancak şunu çok açık söyleyeceğim. Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmasıyla birlikte bundan sonra Filistin davası bakımından yeni bir dönem başlamıştır.”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Filistin davasına ilişkin mücadelede üç temel konuda çalışmalarını yoğunlaştıracaklarını belirterek, bunlardan birinin İsrail’deki Siyonist rejimin, Netanyahu ve çetesinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması; ikincisinin de insanlık cephesinin kurulması olduğunu söyledi.
Filistin-İsrail meselesindeki tek çözüm noktasının iki devletli çözüm olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Başkenti Kudüs olan, egemen, toprak bütünlüğü sağlanmış bir Filistin devleti yakında mutlaka ve mutlaka kurulacak.” dedi.
Konuşmaların ardından Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, TBMM Başkanı Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
Kurtulmuş, daha sonra Memur-Sen üyeleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi.
]]>Memur-Sen yönetim kurulu üyelerini, bağlı sendikaların genel başkanlarını ve yönetim kurulu üyelerini, İl temsilcileri ve şube başkanlarını, Genç, Emekli, Kadın ve Engelli Komisyonlarının yöneticilerini bir araya getiren Memur-Sen 8’inci Büyük Türkiye Buluşması Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde gerçekleştirildi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un katılımıyla düzenlenen programda, Memur-Sen’in çalışma hayatında yaptığı çalışmalar ve geleceği dair hedefleri ele alındı.
Burada bir açılış konuşması gerçekleştiren Kurtulmuş, Memur-Sen’in 8’inci Büyük Türkiye Buluşması’nın hayırlara vesile olmasını dileyerek, Uluslararası Emek Örgütü’nün 1’inci Olağan genel Kurulu’nu gerçekleştirdikleri için de Memur-Sen Konfederasyonu’nu tebrik etti.
Kurtulmuş, Türkiye’nin ve dünyanın çok önemli bir dönemden geçtiğini vurgulayarak, bu çerçevede Türkiye’nin önüne çok büyük hedefler koyması ve bunun için de gücünü azami derecede artırmasının şart olduğunu dile getirdi. Bu anlamda bürokrasinin ve kamu görevlilerinin ülkenin hedeflerini yerine getirmesi için hayati katkıları olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Bu hedeflere ulaşabilmek hiç şüphesiz ki kamu organizasyonu içerisinde alın teliyle mücadele eden siz ve diğer bu konfederasyonun üyesi olmasa da mücadele eden değerli kamu görevlilerinin vazifesidir” diye konuştu.
Kurtulmuş, ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi için memurlarda bulunması gereken niteliklerin olduğunu belirterek, bunlardan en önemlisinin liyakat ve ehliyet prensipleri içerisinde hareket edilmesi olduğunu aktardı.
“Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır”
Kamu bürokrasisinde yer alan memur ve bürokratların en temel özelliklerinden birisinin de millete sadakat olduğunu sözlerine ekleyen Kurtulmuş, “Ehliyet ve liyakat önemlidir, gereklidir ama ehliyet ve liyakatin milletin hayrına olmasının temin edilmesi için mutlaka millete sadakatin gerçekleşmesi gerekir. Yani kamu görevlisinin sadakati herhangi bir kuruma veya kişiye değil, bizzat milletin kendisine olmalıdır. Eğer sadakat başka merkezlerde olursa ne kadar nitelikli olursa olsunlar o kamu görevlisi milletin başına nasıl bela olduğunu biz FETÖ uygulamasıyla, FETÖ’nün devletin içine sızmasıyla gördük. Onların bir kısmı da liyakatli insanlardı. Onların da güzel güzel diplomaları, onların da iyi kariyerleri vardı. Ama sadakatleri millete değil, sözde bir örgüt liderine, kendisini bir şekilde o örgütün öncüsü zanneden o şarlatana sadakat gösteriyorlardı” açıklamasında bulundu.
Kurtulmuş, milli hedefler etrafında hareket eden kamu bürokrasisinin oluşabilmesi için her bir memurun ‘Ehliyet, liyakat, millete sadakat ve millete hizmetkar olmak’ olarak tanımladığı dört temel prensibe sahip olmasının gerektiğini ifade etti.
“Kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlemesi lazım”
Türkiye’nin ikinci yüzyılında hedeflerinin yüksek olması gerektiğini söyleyerek, bu hedeflere bürokrasinin, kamu görevlilerinin, iş insanlarının ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere hep beraber kenetlenerek ulaşabileceklerini aktardı. Türkiye’nin güçlü bir Türkiye olabilmesi için kendi içerisinde demokrasisini güçlü bir hale getirmesi gerektiğini dile getiren Kurtulmuş, “Demokratik kurum ve kuruluşlarının mükemmel manada işlediği, kamudaki görev yapan bütün devlet kurumlarının bir ahenk içerisinde hareket ettiği, herkesin yetki ve sorumluluklarının anayasadan aldığı güçle yerine getirildiği bir Türkiye’nin oluşması gerekiyor. Herkesin fikrine en açık bir şekilde söylediği ama fikrinin sınırlarının başkasının özgürlük alanlarını gasp ettiği noktada diktiğini de gayet iyi kavradığı çok güçlü bir sivil toplum kesiminin olması gerekir” diye konuştu.
“Katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa ihtiyacı olduğu ortadadır”
Türkiye’nin toplumsal gelişmesinin önündeki engellerden birisinin de Anayasa’sının yeterli olmaması olduğunu belirten Kurtulmuş, yeni bir Anayasa yapmanın mecburiyet olduğunu söyledi. Kurtulmuş, “Artık Türkiye’nin ikinci aslında yeni, çağdaş, katılımcı, demokratik, kapsayıcı, milli bir Anayasa bir ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu sadece siyasi bir talep değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Bu sadece şu ya da bu siyasi durumun söylediği bir hedef değil, bu 85 milyonun ortak hedefi olarak görülmesi gereken bir alandır. Bu çerçevede niye böyle bir demokratik anayasa çalışmasına ihtiyaç var? Çok açık söylüyorum. Mevcut anayasamız defalarca değiştirilmiş olmasına rağmen anayasanın üzerinde hala 1960 altmış darbesinin izleri olan altmış bir anayasasının kurgusu mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
“Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır”
Anayasa değişikliğinin bir siyasi tartışma yapılmadan demokratik yollarla çözülmesi gerektiği vurgusunu da yapan Kurtulmuş, “Tabii ki işin doğru zeminde ve doğru yöntemlerle yönetilmesi ve yürütülmesini sağlayacak olan siyasettir. Bu anlamda Anayasa yapım sürecinin yegane ortamı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısıdır” dedi.
Kurtulmuş, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, araştırma merkezlerin, ve toplumda yeni bir Anayasa ilişkin sözüm var diyen herkesin harekete geçmesini ve herkesin fikirlerini paylaşması gerektiğini söyleyerek, bu çerçevede Memur-Sen’in de yeni Anayasa çalışmalarında çok kuvvetli bir destek vereceğinden emin olduğunu söyledi. – ANKARA
]]>Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat günü yaşanan olayda, yaklaşık 10 milyon metreküplük ve dağ görünümündeki yığma toprak kaymış, siyanürlü solüsyon ile toprağın madenin çevresine yayıldığı bildirilmişti. Toprağın altında kalan 9 işçiye ise arama kurtarma çalışmalarına rağmen hala ulaşılamadı.
TİP, İliç’te yaşanan faciaya ilişkin, eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da dahil olmak üzere olayda sorumluluğu bulunan çok sayıda şirket ve kamu yetkilisi hakkında kamu davası açılması talebiyle suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusunda şu ifadeler yer aldı:
“Basında yer alan tüm haberlerde görüleceği üzere meydana gelen bu toprak kayması milyonlarca metreküplük dağ görünümü veren yığma toprak kütlesinin adeta nehir gibi akmasıyla gerçekleşmiştir. İşbu olay ‘münferit’ bir kazadan ibaret olmayıp maden işletmesinin faaliyete girdiği günden bugüne dek pek çok kusur ve ihmal işbu kazanın gerçekleşeceğini önceden göstermekteydi. Buna rağmen bahsi geçen tüm şüpheliler maden işletmesinin faaliyetinin durdurulması, gerekli tedbirlerin alınması yönünde görevini yerine getirmemiş ve hiçbir eylem gerçekleştirmemiştir.
13.02.2024 tarihinde gerçekleşen işbu facia nedeniyle toprak altında kalan 9 işçi henüz kesin şekilde bilinmemekle birlikte hayatını kaybetmiş veya yaralanmıştır. İnsan hayatı dışında ilgili bölge doğası telafisi imkansız zarara uğramıştır. İzah edildiği üzere bu facianın yaşanacak olması yetkililer için açıkça bilinebilir bir durum olup buna rağmen maden işletmesinin faaliyeti durdurulmamış, gerekli işlemler ve önlemler gerçekleştirilmemiştir. Sorumlular nedeniyle bugün halen 9 işçi toprak altından sağ veya ölü şekilde çıkarılmamıştır.
“ESKİ BAKAN MURAT KURUM VE YETKİLER HAKKINDA KAMU DAVASI AÇILMASINI TALEP EDERİZ”
Yukarıda izah edilen tüm nedenlerle, facianın meydana geldiği madeni işleten Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. yönetici ve yetkililerinin, yine tüm risklere rağmen görevini kötüye kullanarak ve izin ruhsat süreçlerini devam ettirerek onaylayan önceki dönem ve mevcut Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve Bakanlık yetkilileri, Erzincan Valisi ve Valilik yetkililerinin, ÇŞİB Erzincan İl Müdürü ve Müdürlük yetkililerinin, projeye ilişkin ÇED, izin ve denetim süreçlerini yürüten önceki dönem ve mevcut Erzincan Valisi ve sorumlu valilik yetkililerinin, Projeye ilişkin ÇED Olumlu kararı veren eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve bu süreci yürüten diğer sorumlu yetkililerin tespit edilerek, birden fazla işçinin hayatını kaybetmiş ve yaralanmış olması sebebiyle TCK 81 ve TCK 86 Maddeleri uyarınca, siyanür nedeniyle çevrenin kirletilmesi sebebiyle TCK Madde 181 uyarınca, bahsi geçen kamu görevlerinin görevlerini kötüye kullanması sebebiyle TCK 257 Maddesi uyarınca haklarında soruşturma başlatılmasını ve cezalandırılmalarının sağlanması için haklarında kamu davası açılmasını talep ederiz.”
]]>Deprem bölgesinde kamuya iş yapan yüklenici firma temsilcileri ile buluşan KAMİAD Genel Başkanı Ali Adıgüzel, yürütülen çalışmaları yerinde gördü. Bölgede bir dizi temaslarda bulunan Adıgüzel, “50 binden fazla insanımızı yitirdiğimiz, yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazla binanın ise ağır hasar aldığı 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden tam olarak 1 yıl geçti. Ülke tarihine bakıldığında yaşanmış en büyük doğal afet olan 6 Şubat depremi sonrasında binlerce vatandaşımız yaşamını yitirirken, binlerce vatandaşımız da maalesef yaralanarak, fiziksel ve zihinsel sorunlar ile psikolojik travmalara maruz kaldı. Bu nedenle yaşadığımız kayıplar, önleyici tedbirler kapsamında güvenli binalara sahip olmamızın ne denli önem arz ettiğini, önceliğimizin can ve mal güvenliği olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmıştır” dedi.
Herkesin depreme hazırlıklı olması gerektiğini hatırlatan KAMİAD Başkanı Ali Adıgüzel, “Deprem kuşağı üzerinde yer alan ülkemizde her zaman deprem beklenir. Bu noktada önemli olan ülke olarak bizlerin depremlere ne kadar hazırlıklı olduğumuzdur. Bunun için sağlam yapılaşma ve deprem bilincini zihnimize kazıma gerekliliği muhakkaktır” şeklinde konuştu.
Adıgüzel, bölgede en öncelikli konunun deprem konutlarının tamamlanması olduğunu kaydederek, “Günümüzün en önemli konusu, deprem bölgesindeki konut inşaatlarının en kısa sürede tamamlanmasıdır. Afet bölgesinin ihtiyacı olan 650 bin konut inşaatı bir an önce tamamlanarak, vatandaşlarımızın konteyner ve çadır kentlerden kurtulmasıdır. Devletimiz ilk günden beri çok doğru pozisyon alarak bu inşaatların teslimini yapmaya başlamıştır. Elbette devamında bu yapılaşma planlı olarak devam etmelidir. Bu boyuttaki bir afetin ekonomimize büyük bir yük getirdiği tüm milletimizin malumudur. Ancak bilim insanlarımızın bizleri sürekli uyardığı en önemli konulardan biri de deprem için zamanımızın çok kısa olması ve biran önce tedbir alınması gerektiği yönündedir. Bu beklentilere karşı yapılacak hazırlıklar artık zaruret halini almıştır” ifadelerini kullandı.
Kentsel dönüşüm çağrısı
Adıgüzel, İstanbul başta olmak üzere tüm büyük şehirlerde kentsel dönüşüm çalışmalarının acilen tamamlanması gerektiğini ifade ederek, “İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerimizdeki kentsel dönüşüm çalışmaları, afet odaklı bir şekilde ele alınarak acilen tamamlanmalıdır. Bu hayati sürecin, vatandaşın tercihine bırakılmadan başlatılıp, sonuçlandırılması ve güvensiz yapıların hızla tahliye edilerek kentsel dönüşümün yeniden oluşturulacak imar planlarında sosyal ve kamu kullanım alanlarını yeniden oluşturup, modern ve güvenilir yapıların özellikle devlet eliyle yapılması sağlanmalıdır. Kamu yatırımı dışında kalan projelerdeki denetim ve kontrolün kamu işlerindeki kadar yapılamadığını 6 Şubat depreminde bir kez daha görmüş olduk” dedi.
“İhalelerde en düşük teklifi verene iş verilmesi kuralı değiştirilmeli”
İşin ihalelerdeki en düşük fiyatı verene değil en avantajlı teklifi sunana verilmesi gerektiğini vurgulayan Adıgüzel, şöyle devam etti:
“Deprem döneminde milletçe müşahede ettiğimiz bir gerçek vardır ki oda kamu binalarının bu afeti çok daha az hasarlar ile atlatmış olduğu gerçeğidir. Kamuya ait binaların yapımı öncesi kamu müteahhitleri 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olarak ihalelere girmekte ve aldıkları işleri kamu denetiminde yapıp teslim etmektedirler. Temel esası ekonomik açıdan en avantajlı teklifin bulunması olan bu sistemde maalesef bazı müteahhit firmalar çok düşük tekliflerle iş almaktadırlar. Peki, riskin bu denli yüksek olduğu ve zamanın bu kadar kısa olduğu bir dönemde insan hayatını ilgilendiren bu en önemli meselede ülkemizde yürürlükte olan 4734 sayılı İhale Kanunu ve mevzuatı ile bunlar sağlanabilir mi? Elbette, hayır.”
En düşük teklifi verenin ihale aldığı bir sistemde hızlı, kaliteli ve nitelikli bir yapılaşmadan söz edebilmenin çok mümkün olmadığını söyleyen Adıgüzel, “Deprem gerçeğini konuşurken ihale kanunu gerçeğine değinmeden çözüm üretmekten bahsetmek çok doğru olmaz. İnsan hayatı için bu kadar önemli olan bir mesleğin, en ucuz teklifi verenin iş aldığı bir ihale sistemiyle düzeltilmesi beklenmemelidir. Bu konuda yetkililere çağrımızdır. Lütfen en kısa sürede bu kanunun eksikliklerini tamamlayarak, müteahhitlik mesleğini daha nitelikli yapıların oluşmasına imkan sağlayacak bir yapıya kavuşturalım. Yapı müteahhitlerinin ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterliklerine göre sınıflandırılması için 2019 yılında çıkarılan ‘Yapı Müteahhitlerinin Sınıflandırılması ve Kayıtlarının Tutulması Hakkında Yönetmelik’ uyarınca bu mesleğin denetimini taviz vermeden uygulayalım” ifadelerine yer verdi.
“Afet bölgelerinde pozitif ayrımcılık yapılmalı”
Adıgüzel, afet bölgesindeki firmaların teminat sıkıntısı yaşadığını belirterek, bölgedeki firmalara ayrıcalık tanınması gerektiğini kaydetti. Adıgüzel, “KAMİAD olarak afet bölgesinde meslektaşlarımız ile yaptığımız görüşmelerde sektörde yaşanan sıkıntıları dinleme imkanı bulduk. Deprem nedeniyle bankalara evini, iş yerini ipotek göstererek teminat mektubu limitleri açmış yüklenici firmalarımız, yıkılmış binalar ve kaybettikleri gayrimenkulleri nedeniyle mesleklerini devam ettirememektedir. Teminat sıkıntısı yaşayan bu taahhüt firmalarına bölgesel olarak pozitif yönde ayrımcılık yapılarak, kendi bölgesinde iş alması kolaylaştırılmalı, ihalelerin daha küçük miktarlara bölünmüş şekilde onların iş alması sağlanmalı ve de yerinde dönüşüm projelerinde bu firmalara öncelik tanınmalıdır” şeklinde konuştu.
“İmar çalışmaları şeffaf, katılımcı ve tekniğe uygun olmalıdır”
Yeni alanlar üzerinde yapılan çalışmalar, mevcut planlar üzerindeki yapılan tadilatlar gibi her türlü imar çalışmasının şeffaf, katılımcı ve tekniğine uygun olmasını isteyen Adıgüzel, “Tarımsal ve riskli alanların yapılaşmaya açılması sınırlandırılmalı, sorunlu, zayıf zeminlerde yüksek katlı konut ve benzeri yapılar için yapı izni verilmemelidir. İstisnai durumlarda kural ve kriterler titizlikle belirlenmeli ve denetlenmelidir. Özellikle çok katlı konut yapılarında yapısal düzensizliğe neden olan uygulamalara son verilmelidir. Unutulmamalıdır ki, sağlıklı yapılaşma, bilimsel teknik kurallar, nitelikli eğitim, nitelikli mesleki hizmetler, nitelikli müteahhitlik ve nitelikli kamusal denetim ile mümkündür” diye konuştu. – HATAY
]]>Antalya’nın en önemli sembollerinden Helenistik döneme tarihlenen burçlar üzerinde yer alan, kule kısmı Bizans döneminde yapılan ve 1900’lü yılların başında 2’nci Abdülhamid döneminde Saat Kulesi olarak inşa edilen yapıda restorasyon çalışmalarında sona gelindi. Yapının orta bölümündeki bir blok üzerinde Roma Döneminde işlendiği tahmin edilen Yunanca TÜ harfleri bulundu. Bu blokun Kaleiçi bölgesindeki bir kamuya ait binadan getirip Saat Kulesi’nin inşasında kullanıldığı belirlendi. Blok olduğu gibi yerinde korunurken, Saat Kulesi’nin açılışına engel olmayacağı bildirildi.
“Başka yerden getirilmiş”
Akdeniz Üniversitesi Eski Çağ Diller ve Kültür Bölümü Yunan Dili Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Nuray Gökalp Özdil, Saat Kulesi’nde Roma İmparatorluğu Döneminde devşirme olarak kullanılan bazı mimari bloklar varlıklarını bildiklerini hatırlattı.
Restorasyon çalışmaları sırasında Saat Kulesi’nin orta bölümünde ve tam köşede yeni bir blokun gün yüzüne çıkarıldığını söyleyen Özdil, “Bloğun ebatları, üzerinde kazınmış harflerin yükseklikleri daha ziyade bunun devşirme olarak, Kesik Minare çevresindeki bir yapılaşmadan, buraya getirildiğini düşünüyoruz. Her bir harf yüksekliği 16 santimetre, bu büyük harfler yapının bize kamu binası olduğunu belirtiyor. Ama Yunanca’da iki harf yanyana geldiğinde TÜ şeklinde okunur. Blokun sağı ve solunda kırıklar var. İki büyük harf olması bir binanın binanın karşıdan daha iyi görülmesini sağlayan kamuya ait bina olarak değerlendiriyoruz” dedi.
“Kamu binasına ait”
Harflerin karakterinin muntazam işlendiğinin altını çizen Özdil, “Bu özenli işleyiş kamu binası olduğunu gösteriyor. İsa’dan sonra 2. Yüzyıl Roma İmparatorluğu dönemine ait bir blok. Kamu binalarına yazılan bu harflerin başka kentlerde de görebiliyoruz. Perge’de büyük harflerin bulunduğu kamu yapılarını görebiliyoruz” diye konuştu.
“Harcın altından çıktı”
Antalya Valiliği Kültür Varlıkları Birim Yetkilisi Koruma ve Restorasyon Uzmanı Cemil Karabayram, 2020 yılından bu yana Saat Kulesi’nde çalışmaların devam ettiğini belirterek, yapının Roma’dan, Selçukluya, oradan Osmanlıya ve günümüze kadar geldiğini ifade etti.
Saat Kulesi’nde bir yıl önce çift başlı kartal figürünün bulunduğunu hatırlatan Karabayram, “Bir taraftan çalışmalarımız devam ederken yeni bir süreçte de önümüze hemen üst katmanda Roma dönemine ait olduğunu düşündüğümüz 2 harf bulundu. Roma Dönemi yazıt tiplerinden bir örnek. Bunun Kaleiçi’nde bir mimari yapıya ait olabileceği düşüncesi ifade edildi. Bu yazılı blok önümüze bir çimentolu harcın altından çıktı. Çok itinalı bir şekilde söküldü ve kaldırıldı. En önemli konulardan biri burada. Mevcut şu anki bloğun yerinde korunması olayıydı. Çünkü bu bir dönem eki. Bunun nereye ait olduğunu bilmiyorsunuz ve bilmediğiniz bir malzemenin geldiği yeri bilmediğiniz bir yeri tekrar götürebilme imkan yoktur, yerinde korunacak” dedi.
Bu bulgunun çıkmasının Saat Kulesi’nin açılışına engel bir durum teşkil etmediğini dile getiren Karabayram, “Saat Kulesi’nde son rötuşlar yapılıyor, 10-15 Şubat tarihi arasında açılışı yapılacak” açıklamasında bulundu. – ANTALYA
]]>Alemdar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda yaşanan yüksek enflasyonun çalışanların ücretlerini erittiğini ve alım gücünü düşürdüğünü söyledi.
TÜRK-İŞ olarak sendikalı, sendikasız ayrımı yapmadan tüm çalışanların haklarını korumak ve ileriye taşımak için çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Alemdar, bu kapsamda 2023’te geçici işçilerin çalışma sürelerinin uzatılması, kamu işçilerinin toplu iş sözleşmesinin imzalanması ve asgari ücrete ara zam yapılmasının da aralarında olduğu önemli çalışmalar yürüttüklerini anımsattı.
“Kadro bekleyen işçiler için mücadelemiz sürüyor”
Çalışma hayatındaki birçok kazanımın altında TÜRK-İŞ’in imzasının bulunduğunu ifade eden Alemdar, şöyle konuştu:
“Kamudaki taşeron işçilik önemli bir sorundu. Bu sorunun çözümü için sendikalar olarak büyük mücadele yürüttük. Bu sayede kamuda 700 binden fazla taşeron işçi kadroya alındı. Kadroya geçen işçilere yönelik yoğun bir emeklilik baskısı söz konusuydu, girişimlerimizle zorunlu emeklilik uygulamasının kaldırılmasını sağladık. Bununla birlikte, büyük bölümü Milli Eğitim Bakanlığında olmak üzere kamuda bir yılda 10 ay çalıştırılıp 2 ay boşta kalan geçici statüde 50 bine yakın işçi vardı. Yoğun ve yorucu uğraşlarımız sonucu, bu işçilerimizin çalışma süresi 11 ay 29 güne çıkarıldı.”
“Adaletsiz vergi düzeni kazanımları alıp götürüyor”
TÜRK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı Eyüp Alemdar, tüm çalışma ve kazanımlara rağmen çalışma hayatının çözüm bekleyen önemli sorunlarının olduğunu, kendilerini 2024’te yoğun bir gündemin beklediğini dile getirdi.
Yeni yılda çözüme kavuşturulması gereken öncelikli sorunun çalışanların maruz kaldığı yüksek gelir vergisi kesintileri olduğuna dikkati çeken Alemdar, şöyle devam etti:
“Milyonlarca çalışan büyük bir gelir vergisi adaletsizliğinin mağduru. Biz toplu iş sözleşmelerinde ne kadar yüksek oranda artış sağlarsak sağlayalım, adaletsiz vergi düzeni kazanımlarımızı alıp götürüyor. 2003’te vergi matrahı asgari ücretin 16,34 katıyken, bugün bu oran 4,95’e düşmüş durumda. Bu durum, çalışanların ağır bir vergi yükü altında ezilmesine neden oluyor. TÜRK-İŞ olarak, 2024 yılında birinci gündem maddemiz vergide adaletin sağlanması olacak. İşçiler, kıdem tazminatı konusunda bir bütün olarak nasıl kararlı duruş sergileyerek sonuç aldıysa, vergi adaleti konusunda da aynı kararlı duruşu sergilemeli ve mutlaka adil bir sonuca ulaşmalıdır.”
“2024’te ek protokol için girişimlerimiz olacak”
Eyüp Alemdar, yeni yılda önemli diğer bir gündemlerinin kamuda kadro bekleyen taşeron işçiler olduğunu, 2018’de 700 bin kişinin kadroya alınmasına rağmen kamuda taşeron işçilik sorununun sürdüğünü aktardı.
Kamuda kadro düzenlemesinin dışında kalan farklı kurum ve kuruluşlarda 90 bine yakın taşeron işçi bulunduğuna işaret eden Alemdar, çalışanların da kadroya kavuşması için mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.
Alemdar, 700 bin kamu işçisini kapsayan Kamu Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Anlaşma Protokolü gereği imzalanan ancak yürürlük tarihleri farklı olan toplu iş sözleşmelerindeki enflasyon farkından doğan ücret dengesizliklerinin giderilmesi için 2024’te ek protokol yapılması için girişimlerinin olacağını da bildirdi.
“AVM’lerdeki örgütlenme atılımı devam edecek”
Eyüp Alemdar, sendika olarak günün şartlarına uygun olarak değişim ve dönüşümü sağlayıp örgütlenme çalışmalarına hız verdiklerinin altını çizerek şunları kaydetti:
“İş kolunda birçok ilkin altında imzası olan Koop-İş Sendikamız, yeni dönemde de başarılarını sürdürecek. Sendikamızın geçtiğimiz yıllarda AVM’lerde başlattığı örgütlenme atılımı yeni yılda da devam edecek. IKEA, H&M, Metro Gross, Adidas, Nike, Puma gibi dünya devi şirketlerin yanı sıra Yalı Spor ve Expedia’da çalışanları sendika güvencesine kavuşturup başarılı sözleşmelere imza atan sendikamız, 2024’te yeni hedeflerle büyümesini sürdürecek.”
]]>Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı Buğra Gökce, “İzmir’de yaşayanların yüzde 95’inin konut sahibi olma şansı bulunmuyor. Konut Fiyat Endeksi’nin verilerine göre kentte 100 metrekare bir konut fiyatının 3 milyon 477 bin TL ve bir vatandaşın kamu bankalarından 10 yıl vadeli 2,5 milyon TL konut kredisi çekmesi halinde ödeyeceği aylık taksit tutarının en az 98 bin liradır. Her ay 98 bin lira konut kredisi ödeyebilecek gelire sahip olanların toplumun sadece yüzde 5’ini oluşturuyor. Bu şartlarda İzmir’de yaşayan her 100 kişiden sadece 5’i konut sahibi olabilir. Biz çeşitli tiplerde sosyal konut üreterek halka arz edeceğiz” dedi.
TÜİK verilerine göre konut inşaat ruhsatlarında özel sektörün payına dikkat çeken Gökce, “2022 yılına ait TÜİK verileri incelendiğinde konut inşaat ruhsatlarında özel sektörün payı yüzde 92,3, kamu sektörünün payı yüzde 6,3, kooperatiflerin payı ise sadece yüzde 1,4. Türkiye’de inşaat maliyet endeksi ile dolar kuru arasındaki korelasyon düzeyi +0,99. Uygulanan enflasyonist makroekonomik politikalar nedeniyle 2020 Ocak ayında 202,16 olan bina inşaat maliyet endeksi 2023 yılı Ekim ayında 1145,19’a çıktı. Kamu konut hakkını korumak için gereken adımı atmıyor. Sosyal konut üretmiyor. Özel sektör sosyal konut üretmek yerine daha çok kazanç sağlayacağı lüks konut üretimine odaklanıyor. Enflasyonist politikalar nedeniyle yoksul daha da yoksullaşırken, varsıl olanlar konut yatırımına yöneliyor, ikinci, üçüncü konut alarak varlıklarını büyütüyor” ifadelerini kullandı.
İzmir’den yeni bir bayrak yükselteceklerini söyleyen Gökce, konut hakkını korumanın kamunun görevi olduğunun altını çizerek “İzmir Büyükşehir Belediyesi çeşitli tiplerde sosyal konut üreterek halka arz edecek. Kentsel dönüşümün amacı lüks konut üretmek, buradan rant sağlamak ve kent sürgünü yaratmak değil, vatandaşların konut hakkını koruyarak, afetlere karşı kentin direncini arttırmak, şehri güçlendirmektir. Kentsel dönüşümü İzmir’in dokusuna uygun olarak, vatandaşlarımızın haklarını koruyarak ve halkımıza sağlıklı, nitelikli, güvenli konut arz edecek bir anlayışla ele alıp, uygulayacağız. Ülkemizde ilk kez önerdiğimiz ve birçok defa ifade ettiğimiz kademeli emlak vergisi uygulamasını gündeme getiren Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in uygulayacağı modelin sosyal konut üretecek şekilde kamuya geri dönmesinin takipçisi olacağız. Yabancılara konut satışı uygulamasının demokratik başka ülkelerde olduğu gibi konut piyasası denge bulana kadar askıya alınması için İzmir’in sesini her alanda duyuracağız. Kentlerimiz pazarlanacak bir vazo değildir. Konut politikamızın temelinde İzmir’i kimlikli/ kişilikli bir kent olarak tanımlamak, İzmir kimlik ve kişiliğini oluşturan, tarihi, kültürel, sosyolojik tüm unsurları korumak temel odak olacak. Biliyoruz ki öncü olmak, ileride olmak, Türkiye’ye örnek olmak İzmir’e yakışır. Genel Başkanımız Özgür Özel liderliğinde değişim ruhunu kökleştirmek, yerelde ve genelde iktidar olmak için atacağımız çok adım, yapacağımız çok iş var” dedi.
]]>