SAĞANAK YAĞIŞ YURDU ETKİSİ ALTINA ALACAK
Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı ve Orta Karadeniz, Güneydoğu Anadolu’nun batısı ile Gümüşhane, Malatya, Elazığ, Erzincan ve Tunceli çevrelerinin aralıklı yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sivas, Yozgat, Gümüşhane, Erzincan, Bolu ve Tunceli çevrelerinin karla karışık yağmur ve Kar, yağış alan diğer yerlerde yağmur ve sağanak, yer yer gök gürültülü sağanak şeklinde görülecek olan yağışların; Marmara, Ege, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz‘in doğusu ile Ankara, Konya, Kırıkkale, Kırşehir, Aksaray, Nevşehir, Bolu, Düzce, Zonguldak ve Bartın çevrelerinde kuvvetli, Kıyı Ege ve Antalya’nın doğusunda yer yer çok kuvvetli olması bekleniyor. Ülkemizin iç ve doğu kesimlerinde buzlanma ve don olayı ile birlikte pus ve yer yer sis bekleniyor.
KIYI EGE VE BATI AKDENİZ’DE FIRTINA BEKLENİYOR
Hava sıcaklıklarının batı kesimlerde yağışla birlikte biraz azalacağı, ülke genelinde mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın genellikle güney, kuzeydoğu kesimlerde batı ve kuzeybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Kıyı Ege ve Batı Akdeniz ile Çanakkale ve Balıkesir çevrelerinde kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (40-70 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.
KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI
Meteoroloji, yağışların; Marmara, Ege, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz’in doğusu ile Ankara, Konya, Kırıkkale, Kırşehir, Aksaray, Nevşehir, Bolu, Düzce, Zonguldak ve Bartın çevrelerinde kuvvetli, Kıyı Ege ve Antalya’nın doğusunda yer yer çok kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerektiğini bildirdi.
KUVVETLİ RÜZGAR UYARISI
Rüzgarın; Kıyı Ege, Batı Akdeniz ile Çanakkale ve Balıkesir çevrelerinde güney yönlerden kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (40-70 km/saat) şeklinde eseceğinin tahmin edildiğinin belirtildiği açıklamada ulaşımda aksamalar, çatı uçması ve kar savrulması gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerektiği aktarıldı.
BUZLANMA VE ÇIĞ UYARISI
Meteoroloji’den yapılan açıklamada, “Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yükseklerinde dik ve eğimli yamaçlarında çığ tehlikesi ile buzlanma, don ve ulaşımda meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.” denildi.

Hava Muhalefetiİç AnadoluÇanakkaleKaradenizMarmaraFırtınaAkdenizYaşamDünyaDoğakarEge
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>NATO’ya üye ülkeler tarafından sırasıyla belli periyotlarda komuta edilen SNMCMG-2 Komutanlığı görevini, Erdek’teki Mayın Filosu Komutanlığı’nda gerçekleştirilen törenle Deniz Albay Kürşat Kurnaz devraldı. SNMCMG-2’nin komutası, 5 Temmuz’a kadar 7’nci kez Türk Deniz Kuvvetleri tarafından yürütülecek.
Albay Kurnaz, SNMCMG-2 Komodoru forsunun komuta gemisi TCG Yüzbaşı Güngör Durmuş’a bando eşliğinde toka edildiği törende, devir teslim belgesini imzaladı.
“Bugün komutanlığın bir liderden diğerine geçişini kutluyoruz”
NATO Müttefik Deniz Kuvvetleri Harekat Başkanı Tuğamiral Stefan Pauly, törende yaptığı konuşmada, Türk Deniz Kuvvetlerine ve müttefiklere en içten şükranlarını sunduğunu söyledi.
Bu üsteki mevcudiyetin Türkiye’nin NATO’ya ve bu bölgenin güvenliğine yaptığı vazgeçilmez katkıların somut bir hatırlatıcısı olduğunu vurgulayan Pauly, “Bugün komutanlığın bir liderden diğerine geçişini kutluyoruz. Görevden ayrılan Komutan Albay Barote’ye ve onun liderliği altında görev yapmış olan müstesna kadın ve erkeklere en derin şükranlarımızı sunuyoruz. Ayrıca, komutayı devralan yeni Komutan Albay Kurnaz’ı da en içten dileklerimizle kutluyoruz.” dedi.
Geçen altı ay boyunca SNMCMG-2’nin tehditleri etkili bir şekilde caydırdığına dikkati çeken Pauly, “Geçtiğimiz altı ay boyunca SNMCMG-2, temizleme operasyonları gerçekleştirmiş ve üst düzey profesyonellik ve kabiliyetlerini ortaya koymuştur. Onların olağanüstü başarıları NATO İttifakı’nın gücünün ve dünya çapında barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etme kararlılığımızın bir kanıtıdır. Albay Kurnaz’ın bu mirası sürdüreceğine dair güvenle doluyum. NATO devletleri arasındaki işbirliği, bizi birbirimize bağlayan ortak amaç ve sürekli gelişen güvenlik ortamına uyum sağlama ve yanıt verme konusundaki kolektif yeteneğimiz, önümüze çıkabilecek her türlü zorluğa karşı kararlılıkla hazırlıklı olmamızı sağlayacaktır.” diye konuştu.
“Birlikte daha güçlü olacağız”
NATO Daimi Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını üstlenen Deniz Albay Kürşat Kurnaz da bugünün Türk Deniz Kuvvetleri ve kendisi için gurur verici bir an olduğunu aktardı.
Böylesine adanmış ve yetkin bir kuvvete liderlik etmenin hem bir onur hem de bir sorumluluk olduğunu belirten Kurnaz, “Ben ve personelim tüm görevlerimizi profesyonellik, kararlılık ve NATO değerlerine sarsılmaz bir bağlılıkla yerine getirmeye hazırız. Birlikte operasyonel mükemmelliği sağlamaya ve ittifakımızın kolektif güvenliğine katkıda bulunmaya devam edeceğiz. Birlikte daha güçlü olacağız. Özellikle nazik dostum Albay Sebastian Barote’ye şükranlarımı ifade etmek istiyorum. Sebastian, komutayı senden devralmak benim için bir onurdur.” açıklamasında bulundu.
“NATO’nun denizcilik kabiliyetinin ön saflarında yer alan bir gücü devralıyorsunuz”
Romanya Deniz Kuvvetleri’nden Albay Sebastian Barote ise geçen altı ay boyunca SNMCMG-2’nin kayda değer bir operasyonel yeterlilik sergilediğini hatırlattı.
Bu töreni örnek bir şekilde düzenledikleri için Türk yetkilileri takdir ettiğini dile getiren Barote, “Halefim Albay Kürşat Kurnaz, NATO’nun denizcilik kabiliyetinin ön saflarında yer alan bir gücü devralıyorsunuz. Seçkin mükemmel tecrübeleriniz ve liderlik yetenekleriniz, SNMCMG-2’nin sizin komutanız altında daha büyük sonuçlar elde edeceği konusunda beni temin etmektedir. ‘Birlikte Daha Güçlü’ sloganımızın bu kuvvetin görev süresince ortaya koyduğu operasyonel gerçekliği temsil ettiğini vurgulamak isterim. Bugün burada sadece tek tek uluslar olarak değil deniz güvenliği ve ortak savunmaya olan bağlılığımızla birleşmiş sarsılmaz bir ittifak olarak duruyoruz.” diye konuştu.
“Altı ay süreyle bu kuvvete Türk Deniz Kuvvetleri komuta edecek”
Kurnaz, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Türkiye olarak NATO Daimi Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2’nin komutasını Romanya Deniz Kuvvetleri’nden bugün itibariyle devraldıklarını söyledi.
NATO’nun ikisi fırkateynlerden, ikisi de mayın avlama gemilerinden oluşan 4 adet kuvvetinin olduğunu aktaran Kurnaz, “Bunlardan iki tanesi Akdeniz’de iki tanesi de Kuzey Denizi’nde görev yapmaktadır. Ben bugün NATO’nun Akdeniz’deki Mayın Karşı Tedbirleri Kuvveti’nin komutasını devralmış bulunmaktayım.” dedi.
SNMCMG-2’nin amaçları hakkında bilgiler veren Kurnaz, “Bu kuvvet NATO’nun liman yaklaşma sularında veya NATO gemilerinin kullanacağı denizlerde olası bir mayın tehdidi veya denizde olduğu takdirde el yapımı patlayıcı tehdidine ilk müdahale kuvvetidir. Varoluş amacı budur. Bu kuvvet kriz veya harp durumunda da olası bir mayın tehdidi karşımıza çıktığında buna müdahale etmek için sürekli barış zamanında kendini hazır tutmaya çalışır. Biz bu komutayı yedinci defa alıyoruz.” diye konuştu.
Kurnaz, SNMCMG-2’nin 1999 yılında kurulduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Ben bu kuvvetin yedinci Türk komutasını alan komutan olarak bugün itibariyle devir teslimi yapmış bulunmaktayım. Altı ay süreyle bu kuvvete Türk Deniz Kuvvetleri komuta edecektir. Komutamız süresince diğer NATO üyesi ülkelerden mayın avlama gemileri bu kuvvete iştirak edecektir. Aynı zamanda Yüzbaşı Güngör Durmuş gemimiz bu kuvvetin komuta gemisi olarak benim karargahımla beraber bu kuvvete iştirak edecektir. Görev süresince NATO’nun beş büyük tatbikatına katılacağız. İspanya’da İspanyol Mayın Tatbikatına, İtalya’da İtalyan Mayın Tatbikatına ve Yunanistan’da tatbikata katılacağız. İspanya’da NATO’nun en büyük tatbikatlarından birisi olan Dynamic Mariner Tatbikatı’na katılacağız. Yine aynı şekilde Yunanistan’da bir tatbikata daha katılacağız ve temmuz ayı başında bu komutayı İtalyanlara devredeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgilere göre kaza, Ereğli-Zonguldak karayolu Kepez Mahallesi Solak yol ayrımında meydana geldi. Berat Y. yönetimindeki 67 LY 296 plakalı otomobil, kontrolden çıkarak önce yol kenarında park halindeki H.A.’ya ait 67 AAC 980 plakalı araca, sonra da Özge U.M.’ye ait 67 ADC 37 plakalı otomobile çarptı. Kazada Özge U.M. ile 10 yaşındaki oğlu T.M. ve diğer araçta bulunan 2 kişi yaralandı. Olay yerine sevk edilen ambulanslarla hastaneye kaldırılan yaralıların hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi. Kaza nedeniyle kontrollü sağlanan trafik, araçların kaldırılmasının ardından normale döndü.
Kaza anı çevredeki iş yerlerine ait güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerde Özge U.M.’nin oğlu ile birlikte alışverişten çıkarak aracına bindiği sırada hızla gelen 67 LY 296 plakalı otomobilin çarptığı görüldü. Kazayla ilgili inceleme başlatıldı. – ZONGULDAK
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Metrekareye 165 kilogram düşen yağış nedeniyle cadde ve sokaklar suyla dolarken, bazı ev ve iş yerlerinin zemin ile bodrum katlarını su bastı.
Taşkın nedeniyle bahçesi suyla dolan Araklı Bayram Halil Devlet Hastanesi’ndeki hastalar tahliye edildi.
İlçelerin yüksek kesimlerinde heyelanlar meydana gelirken, mahsur kalan vatandaşlar ekipler tarafından kurtarıldı.
Sağanağın etkili olduğu Sürmene’de dere taşkını sonucu kaybolan 65 yaşındaki işitme engelli Ali Kemal Demir’in cansız bedenine kaybolduğu noktaya 35 kilometre uzaklıkta, 1 mil açıktaki denizde ulaşıldı.
“SEL OLAYLARI ŞİDDETİNİ ARTIRIYOR”
Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, kentte doğu ilçelerinde meydana gelen, 1 kişinin yaşamını yitirdiği, altyapı ve enerji nakil hatlarının zarar gördüğü, suyla dolan 121 iş yeri, 25 konut, 18 araç ile 175 dekar tarım arazisi ve 8 bin 420 metrekare fındık bahçesinde hasara neden olan sel ve heyelanları, jeolojik açıdan değerlendirdi. Prof. Dr. Osman Bektaş, Doğu Karadeniz’de küresel ısınmanın etkili olduğunu belirterek, “Karadeniz sürekli ısınıyor ve bu ısınan su sürekli buharlaşıyor. Buharlaşan su yükseliyor ancak bu yükselme Doğu Karadeniz dağlarını aşamıyor. Su buharıyla yüklü bulutlar, Doğu Karadeniz dağlarını aşamayınca güneye; Gümüşhane, Bayburt tarafına, ulaşamayınca, Doğu Karadeniz’in kuzey yamaçlarına doğru dökülüyor. Bunun en son örneği, Trabzon’un doğu ilçelerinde yaşanan olaylardır. Bu sel olayları daha önceden de yaşanmıştı; ama her geçen gün daha da şiddetini artırıyor” diye konuştu.
“YERLEŞİM ALANLARI DOĞRUDAN ETKİLENECEK”
Artan yağışlar sonrası bölgede heyelan riskinin ciddi şekilde arttığını belirten Prof. Dr. Bektaş, “Toprak artık suya doygun hale gelmiş durumda. Bu da gravite etkisi ile toprakların kaymaya son derece müsait hale gelmesine neden oluyor. Yamaçlarda kırık ve fay hatlarına su girince, bu faylar boşluk suyu basıncı ile harekete geçmeye hazır hale geliyor. Özellikle kara yollarının üzerindeki dik şevlerde bu durum büyük bir heyelan riski oluşturuyor. Önümüzdeki günlerde bu alanlarda önemli risklerle karşı karşıya kalacağız. Yerleşim alanları da bu risklerden doğrudan etkilenecek” dedi.
“RİSKLERİ AZALTMAK İÇİN CİDDİ BÜTÇELER AYRILMASI ŞART”
İklim değişikliğinin etkilerine karşı bölgede yeterince hazırlık yapılmadığını aktaran Bektaş, yerel yönetimlerin bu tür afet risklerini azaltmak için yeterli bütçeye sahip olmayıp, merkezi yönetimden daha fazla destek alması gerektiğini ifade etti.
Bektaş, “Küresel iklim değişikliğine uyum sağlamak adına çeşitli projeler ve yönetmelikler çıkarılıyor. Ancak bunlar ne yazık ki uygulamaya geçmiyor, sadece kağıt üzerinde kalıyor. Bu projelerin hayata geçirilmesi için ciddi bir finansman, bütçe gerekiyor. Maalesef yeterli bütçe ayrılmadığı için gerekli önlemler alınamıyor. Bu bölgelerde şehirlerin altyapısı son derece yetersiz. Kanalizasyon sistemleri yok ya da mevcut olanlar ihtiyaca cevap vermiyor. Bu yüzden sel olayları beklenenden çok daha büyük zararlar veriyor. Riskleri azaltmak ve önlem almak için ciddi bütçeler ayrılması şart. Ancak bu şekilde sel ve heyelan gibi afetlerle etkili bir şekilde mücadele edebiliriz” diye konuştu.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KARADENİZ’de etkili olan fırtına nedeniyle dalgaların boyu 5 metreyi aştı, yaklaşık 100 balıkçı teknesi, Trabzon’un Sürmene ilçesindeki limana sığındı.
Karadeniz’de etkisini gösteren şiddetli fırtına, Trabzon’un Sürmene ilçesinde hayatı olumsuz etkiledi, balıkçılara zor anlar yaşattı. Bölgede saatte 60 kilometre hıza ulaşan rüzgarın etkisiyle dalga boyu 5 metreyi aştı, dalgaların ve akıntının tehlike oluşturması nedeniyle de ava çıkan tekneler, olumsuz hava koşulları nedeniyle denizde ilerlemekte güçlük çekti. İlçede Yenay- Çamburnu açıklarında avlanmaya çıkan yaklaşık 100 teknedeki balıkçılar, fırtınanın şiddetinin artmasıyla, can güvenliği ve teknelerinin zarar görmemesi için Yeniçam Limanı’na sığındı. Balıkçılar, hava şartlarının elverişli hale gelmesiyle yeniden denize açılacak.
‘YAKLAŞIK 100 TEKNE VAR’
Şengün Gemi Sanayi yöneticilerinden Kenan Şengün, fırtınadan dolayı rıhtıma sığınan yaklaşık 100 teknenin olduğunu belirterek, “Teknelerimiz rıhtımımıza sığındı. Sürmene Limanı’ndalar, burada yaklaşık 100 tane tekne var. Kimisinin ağlarında arızaları var, kimisinin cihazları, kimisinin makinelerinde arızalar var. Teknik arızalar meydana gelmiş durumda. Onları tamir ediyorlar. Tersanemiz olarak en güzel hizmeti vermek için elimizden geleni yapıyoruz. Kendi bölge kayıklarımız olsun, Marmara’dan gelen kayıklarımıza da en güzel hizmeti vermeye çalışıyoruz. Bölgemizde rahat bir şekilde çalışmaları için elimizden geleni yapıyoruz” diye konuştu.
Limana sığınan balıkçı Erol Divan, “Hava şartlarından dolayı buraya gelmek zorunda kaldık. Açık denizde fırtına var. Sığınmak zorunda kaldık. Balık yok. Yakıt tedariki yapacağız. Hava açtığı zaman denize açılacağız, avımızın peşine gideceğiz” dedi.
Balıkçı Muharrem Fat ise “Hava raporlarına göre fırtınanın biteceğini düşünüyoruz. Akşam kısmetse balığa çıkacağız” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Trabzon’da av yasağının kalkmasının ardından “Vira bismillah” diyerek denize açılan Karadenizli balıkçı tekneleri, limana bol miktarda palamutla dönmeye devam ediyor.
Açık denizlerde avlanan palamutlar, gün ağarırken ilk olarak Trabzon Toptan Balık Hali’ne, ardından da balık pazarına götürülerek tüketicisiyle buluşturuluyor.
Doğu Karadeniz Su Ürünleri Kooperatifleri Bölge Birliği Başkanı Ahmet Mutlu, AA muhabirine, 2024-2025 sezonunun 1 Eylül itibarıyla istavrit ve palamutla başladığını söyledi.
İstavritin boyut olarak güzel olduğunu ancak avcılığının pek olmadığını dile getiren Mutlu, “Palamutta ağır bir avcılık var. Yalnız çok ilginç de bir şey var. Geçen yıl Batı Karadeniz’de olan avcılık bu sene tam tersine Doğu Karadeniz’de oldu. İlk başlarda Ordu ve Giresun arasında, şimdi ağırlıklı Rize ve Hopa üzerinde avcılık var.” dedi.
“3 tane ile 4 kişilik aile rahatlıkla doyabilir”
Mutlu, halkın ucuz balık yemesinin sevindirici olduğunu vurgulayarak, “Pazarda satılan fiyatı çok değil. En fazla gördüğüm kadarıyla 75 lira civarında. Hatta 3 tanesi 200 liraya olan balık da var. 3 tane ile 4 kişilik aile rahatlıkla doyabilir. Dediğimiz gibi bizim için tek sevindirici tarafı halkın bol bol ucuz balık yemesi.” diye konuştu.
Hamsiden beklentilerine de değinen Mutlu, şunları kaydetti:
“İnşallah havalar biraz daha serinler ve bu arada da hamsi çıkar. Balıkçının umudu hamsiyle seviniriz. Akşam burada bir teknemiz vardı. Reisimizle biraz sohbet ettik. ‘Parça parça hamsiler var’ dedi. Tabi hamsi biraz da iklime bağlı çünkü hava sıcak olursa göçünü çok çabuk tamamlıyor, hava soğuk olursa tahmin ediyorum yakın bir zamanda hamsiyle de buluşacağız gibi görünüyor.”
“Bu yıl palamut inanılmaz oldu”
Trabzon Toptancı Balık Hali’nde komisyoncu Recep Denizer de bu sene son yılların en fazla palamut avının yapıldığına dikkati çekti.
Denizer, 2005’ten bugüne kadar parçalı bir avlanma olduğunu ifade ederek, “Bu yıl palamut inanılmaz oldu. Bundan sonra da daha fazla olacağını tahmin ediyoruz. İnanılmazın üzerinde bir palamut olacak, tahminler bunu gösteriyor. Denizdeki teknelerle görüştüğümüzdeki görüntü bu. İnşallah bol olur, vatandaş yer. ” değerlendirmesini yaptı.
Fiyatların da uygun olduğuna işaret eden Denizer, “Protein olarak balık inanılmaz bir besin. İnşallah bol olur, çok fazla olur. Biz sürümden kazanırız, vatandaş da yer. Arzumuz, istediğimiz bu.” ifadelerini kullandı.
Denizer, palamut avından sonraki sürece de değinerek, “Bol palamudun olduğu yıllarda hamsi sıkıntıları çıkıyor. İnşallah bu sene hamsi sıkıntısını yaşamayız. Vatandaş artık hamsiye alışmıştı. Son belki 20 yıldan beri böyle bol palamut olmadı. Bu yıl olursa inşallah mutlu olacağız ama hamsinin de olmasını istiyoruz.” dedi.
Baba mesleği balıkçılığı küçük yaşlardan itibaren sürdüren Cem Yazıcı ise sezonun iyi gittiğini belirterek, “Geçen seneye oranla palamut on numara. Geçen sene vatandaşımız bu balığı mumla aradı. Palamut şu an çok iyi. Alıcılar da memnun. Tane 75, üç tanesi 200 lira. Bugün bir tavukla kıyasladığınız zaman haliyle daha uygun. Bir palamut neredeyse 850-900 gram, 1 kilograma yakın geliyor. Uygun yani. Vatandaşımız da memnun, biz de memnunuz.”??????? diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İddiaya göre, Müftü Mahallesi Erdemir Caddesi’nde 31 Ağustos’taki düğünde rahatsızlanan F.H, yakınlarınca özel hastaneye kaldırıldı. Acil müşahede odasına alınan F.H’nin yakınları, odanın girişinde yoğunluk oluşturunca hemşire Emine Açıkgöz, alanın boşaltılmasını isteyerek uyarılarda bulundu.
Hastayla ilgilenmediğini ileri süren kalabalık sözlü tepki gösterince sağlık çalışanları küfür ve hakaret edildiği gerekçesiyle beyaz kod çağrısı yaptı. Hastanenin güvenlik amiri Volkan Kaya acil servise gelerek duruma müdahale etmek istedi.
Acil girişine kadar çıkarılan grubun Kaya’nın üzerine yürüdüğü sırada hastaneye gelen polis duruma müdahale etti.
Şikayet üzerine emniyette ifadeleri alınan şüpheliler, işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.
“Hasta trafiğimiz aksadı, insanlar mağdur oldu”
Hemşire Emine Açıkgöz, gazetecilere, acil serviste yoğunluğun yaşandığı olay akşamı 21.30 sıralarında gelen hastaya müdahale ettiklerini anlattı.
Kalabalık grup halinde içeriye giren hasta yakınlarının aralarından bağrışmaya başladığını aktaran Açıkgöz, “Benim de o sırada çok yoğun hasta trafiğim olduğu, aynı zamanda bekleyen hastalarımız olduğu için dışarıda konuşmalarını ve biraz daha sessiz olmalarını, hem onların hastaları hem de diğer hastalarımızla ilgileneceğimizi söyledim.” diye konuştu.
Açıkgöz, bunun üzerine küfür ve hakaret eden kişileri iki kez sakin olmaları konusunda uyardığını belirterek, “Beni dinlemediler. Gece amirimize haber verdim. Gece amirimiz ve güvenlik şefimiz geldi. Onlar gelene kadar şahıslar bana küfürler, tehditler ettiler. Beni bulacaklarını, burayı dağıtacaklarını söylediler. Sakinliğimizi koruduk, hasta alımına devam ettik. Onların hastasıyla ilişiği kesmedik bakmaya devam ettik.” şeklinde konuştu.
Beyaz kod geçmelerinin ardından polislerin de acil servise geldiğine değinen Açıkgöz, “Polisler ve güvenlik amirleri geldi zanlıları aldılar, biz zaten beyaz kod geçmiştik. Kendilerinden şikayetçi olduk. Benim haricimde bütün hemşire arkadaşlarımız ve sağlık personeli şikayetçi oldu. Hasta trafiğimiz aksadı, insanlar mağdur oldu. Aynı zamanda ağza bile alınmayacak küfürler ve tehditler duyduğumuz için çok fazla tedirgin olduk.” dedi.
Bu arada hasta yakınları ile sağlık çalışanları ve hastane güvenliği arasında yaşanan gergin anlar güvenlik kameralarınca kaydedildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CHP OrduMilletvekiliMustafa Adıgüzel, Ordu ve Karadeniz bölgesindeki fındık tarımı yapılan alanlarındaki kokarca tehlikesine dikkat çekmek amacıyla yürüyüş başlattı. Gürgentepe ilçesinden 50 kilometre yürüyüp, Fatsa ilçesinde yolu yarılayan Adıgüzel, “Fındık da bizim, toprak da bizim. Karadan denize özgür Karadeniz, tam bağımsız Türkiye. Fındığın yolundan yürüyoruz. Yoldaki herkesi de bize katılmaya çağırıyoruz” dedi.
CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Karadeniz Bölgesi’nde son iki senede artan kahverengi kokarca popülasyonuna karşı farkındalık oluşturmak amacıyla yürüyüş başlattı. 27 Ağustos’ta memleketi Ordu’nun Gürgentepe ilçesinden yola çıkan Adıgüzel, yürüyüşte 50 kilometreyi geride bıraktı. Yürüyüşün üçüncü gününde Adıgüzel’e partililer ve vatandaşlar da eşlik etti.
YOLU YARILADI
Yürüyüşün üçüncü gününde Fatsa- Bolaman yolunda DHA’ya konuşan Milletvekili Adıgüzel, “Gürgentepe’den başladık. Gürgentepe ve Çamaş arasındaki 23 kilometreyi ilk gün yürüdük. Dün Çamaş’tan başlayıp Fatsa’ya kadar olan 22 kilometreyi yürüdük. Dün akşam Fatsa’dan denize ulaştık. Şu an Fatsa’dan buraya kadar yürüdük, 5’inci kilometredeyiz. Bugün şu ana kadar 50 kilometre yürümüş olduk. Önümüzde 50 kilometre daha var. Çaytepe civarına kadar gideceğiz. Yarın Perşembe ilçesine ulaşacağız. Son gün ise Ordu merkeze yürüyeceğiz” ifadelerini kullandı.
‘FINDIĞIN YOLUNDAN YÜRÜYORUZ’
Fındık coğrafyasında kahverengi kokarca zararlısı nedeniyle hasarın ciddi boyutta olduğunu belirten Adıgüzel, “Biz fındığın yolundan yürüyoruz. Bu kitlesel bir şey değil, bu özellikle hasat zamanı üreticinin yanında olma, derdini dinleme yürüyüşüdür. Fındığın yolundan hareket ediyoruz. Kaç kişiyle yürüdüğümüz değil, kaç kişi için yürüdüğümüz önemli, diyoruz. Biz 450 bin fındık işçisi ve 8 milyon bu işten ekmek yiyen insanlar için yürüyoruz. Her geçen gün sesimiz yükseliyor. Hatta Tarım Bakanlığı ve hükümetten çeşitli açıklamalar geliyor fakat bunlar hala olumlu açıklamalar değil, hala olayı görmezden gelmeye çalışıyorlar” diye konuştu.
‘KARADAN DENİZE ÖZGÜR KARADENİZ, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’
Gürgentepe ilçesinden başlayan yürüyüşün Ordu’nun merkez ilçesi Altınordu’da son bulacağını söyleyen Mustafa Adıgüzel, “Yürüyüşümüzün tam amacı; bölgedeki kokarca felaketini, işçilerin ve üreticilerin isyanını dile getirmek ve özellikle vahşi madencilikle bölgenin maden alanlarına çevrilmesine karşı itirazımızı belirtmektir. Diyoruz ki, ‘Fındık da bizim, toprak da bizim. Karadan denize özgür Karadeniz, tam bağımsız Türkiye.’ Fındığın yolundan yürüyoruz. Yoldaki herkesi de bize katılmaya çağırıyoruz” dedi.
Haber-Kamera: Ordu,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde devam eden forum kapsamında moderatörlüğünü gazeteci Maria Ramos’un üstlendiği panele Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy ile Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu katıldı.
Panelde konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Başkanı Bozay, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin önemine işaret ederek, “Karadeniz, tarihten beri İpek Yolu’nun parçasıydı biliyorsunuz.” dedi.
Bozay, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlaması nedeniyle Afrika ülkelerinde ekmek üretiminde ciddi sorunların yaşandığını belirterek, “Savaş başladıktan sonra 7 dolarlık bir ürün (tahıl), 12 dolara kadar çıktı ve Mısır’da, Afrika’da ekmek üretiminde ciddi sorunlar ortaya çıktı.” ifadesini kullandı.
Karadeniz’in, dünya genelindeki tahıl ürünleri taşımacılığı alanında büyük öneme sahip olduğuna dikkati çeken Bozay, bölgenin güvenliği açısından Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin öneminin altını çizdi.
Bozay, Karadeniz bölgesinde güvenliğin sağlanması ve güçlendirilmesi yönünde Türkiye olarak adil diplomasi yürüttüklerine dikkati çekti.
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne önem verdiklerini vurgulayan Bozay, zamanında Kırım’ın ilhak edilmesine de en büyük tepki veren ülkelerden birisinin Türkiye olduğunu, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için çözüm yollarının bulunması gerektiğini kaydetti.
Bozay, Karadeniz’de iklim değişikliği ve gıda güvenliği gibi diğer sorunların çözümünün de ele alınması gerektiğini dile getirerek, “Bütün bu (Karadeniz’deki) sorunların ortasında Türkiye oluyor yani Karadeniz’de olan her şeyin doğrudan bize (Türkiye) etkisi oluyor. Bizler, en iyisini yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Ukrayna’da devam eden savaşın Karadeniz’deki ticaret akışını engellediğine dikkati çeken Bozay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ticaret çok önemlidir. Elbette savaş (Rusya-Ukrayna Savaşı) ticaretin yapılması önünde bir engel ama bu bölgede daha çok iyi bir işbirliğine sahip olunması gerekiyor. Bölge, elbette tarihten bu yana birtakım sorunlarla karşı karşıya kaldı ama iyi bir operasyon yürüterek bunu daha iyi hale getirebiliriz. Tüm bakış açımızı yenilememiz gerekiyor. Bu savaşı bitirmek adına birçok şey yapmamız ve emin olmamız gerekiyor. Türkiye’nin pozisyonu zaten belli, güvenliğin ne pahasına olursa olsun sağlanması gerekir.”
Bozay, Karadeniz’deki sorunların çözülmesi için gerekli çalışmaları yapmaya devam ettiklerinin altını çizdi.
Karadeniz’in güvenliği ön plana çıktı
Romanya Dışişleri Bakanı Luminita Odobescu, Karadeniz bölgesinin güvenliğinin, Ukrayna’daki savaşın başlamasından sonra özelikle ön plana çıktığını belirterek, “Çünkü Karadeniz, korozyon mekanı olmaya başladı.” dedi.
Karadeniz bölgesinin güvenliğini güçlendirmek için bölge ülkelerini ortak çaba sarf etmeye çağıran Odobescu, “Bölgedeki tüm ülkelerin işbirliği içinde olmaları ve net projelerin üzerinde çalışmaları gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Odobescu, Rusya’nın 2008’de Gürcistan, 2014 ve 2022’de Ukrayna’ya düzenlediği saldırıların ardından bölge güvenliğinin artırılmasının daha büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, NATO ülkeleri Türkiye, Romanya ve Bulgaristan olarak bu yönde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ortak çalışılması gerektiğini vurguladı.
Rusya-Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Karadeniz’deki mayın tehlikesinin bugüne kadar devam ettiğini, bu yönde Türkiye ve diğer ortaklarla çalışmaları sürdürdüklerini kaydeden Odobescu, “Öncelikle bu mayınları tespit etmemiz, sonra da Karadeniz’i mayınlardan temizlememiz gerekiyor.” dedi.
Odobescu, Rusya’yı bölgedeki ülkelere saldırı politikası uygulamakla suçlayarak, “Çok açık olmamız lazım, dürüst olalım. Biz, Rusya’nın davranışını caydırıcı kılmak konusunda başarısız kaldık.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu”
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikola Toçitskiy, forumda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Antalya Diplomasi Forumu 2024’ün gerçekleştirilmesinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini iletti.
Toçitskiy, yıllar öncesine kadar Karadeniz’in Ukrayna için serbest dolaşımın ve ticaretin yapıldığı bir yer olduğunu belirterek, artık bunların hepsinin imkansız hale geldiğini söyledi.
Rusya’nın 2014’te yasa dışı olarak Kırım’ı ilhak etmesinden ötürü bölgede krizin ortaya çıktığına dikkati çeken Toçitskiy, “Kırım meselesi (Karadeniz’de), böyle bir krizin başlangıcı oldu. Eskiden bu bölgede barış içinde yaşayan insanlar aniden siyasi, silahlı, nükleer tehditlerin olduğu bir döneme girdi.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’yı geçen yıl Ukrayna’daki Kahovka Barajı’na saldırı düzenlemekle suçlayarak, barajın yıkılmasının Karadeniz için ekolojik sorunlara yol açtığını dile getirdi.
Karadeniz’de hem güvenliğin güçlendirilmesi hem de ekolojik sorunların önlenmesi yönünde bölgedeki ülkelerin işbirliği içinde olması gerektiğinin altını çizen Toçitskiy, “Son 10 yıldır müzakereler veya başka konular olsun, Türkiye ile her zaman işbirliğimiz oldu. Özelikle de Türkiye, Karadeniz’de (Ukrayna için) en önemli ihracat ülkesidir.” diye konuştu.
Toçitskiy, Ukrayna’da savaşın devam ettiğini, ülkesinin ordusunun demokrasi, küresel güvenlik ve toprak bütünlüğü için mücadele verdiğini kaydetti ve “Savaş devam ediyor. Emin olun ki hiçbir ülke, Ukrayna kadar barış isteyemez.” dedi.
Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Toçitskiy, ülkesine gönderilen insani yardımlar, Karadeniz’in mayınlardan temizlemesi gibi desteklerden dolayı başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelere teşekkürlerini iletti.
“Savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil”
ABD’nin silah yardımı konusundaki soru üzerine Toçitskiy, bu ülkede düzenlenecek başkanlık seçimlerinden çıkan herhangi bir sonuca rağmen Ukrayna’ya desteğin ortadan kalkmasını beklemediklerini ve seçim sonuçlarını destekleyeceklerini belirterek, “Çünkü bu savaş, sadece Ukrayna’yı ilgilendiren bir husus değil. Bu konu (savaş) demokrasinin geleceğini belirleyecektir.” dedi.
Toçitskiy, Rusya’nın Ukrayna topraklarından tüm askeri birliklerini geri çekmesi ve Ukrayna genelinde savaş nedeniyle meydana gelen yıkımın maddi olarak karşılanması gerektiğini söyledi.
“Bizim için en önemli konulardan biri, Karadeniz bölgesi için güvenliktir”
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Büyükelçi Lazar Comanescu, forumun önemine işaret ederek, “Elbette birçok foruma katıldım ama 3. Antalya Diplomasi Forumu’nun, katılım ve içerik açısından birçok foruma göre daha geniş kapsamlı olduğunu biliyorum.” ifadesini kullandı.
Ukrayna’da devam eden savaşın, Karadeniz bölgesinin önemini daha net şekilde ortaya çıkardığını savunan Comanescu, “Bizim için en önemli konulardan biri, tabii ki Karadeniz bölgesi için güvenliktir. Burada ciddi bir güvenlikten bahsetmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Comanescu, savaş nedeniyle bölgedeki krizden çıkış yolu bulunmasının şart olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu savaşın (Rusya-Ukrayna Savaşı) sona erdirilmesi, bu krizin sona erdirilmesi için tam bir uyumluluk içerisinde bulunulması gerekiyor. Bunun uluslararası kurallar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Bu güvenlik orta ve uzun vadeli olmalıdır.”
]]>Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aslen Artvin Kemalpaşalı olduğunu belirterek, “İlkokuldan liseye kadar Rize’deydim. Üniversiteyi de Eskişehir’de okudum. Ardından İstanbul serüveni başladı. Babam Çaykur fabrikasında çalıştığı için Rize’de doğdum, büyüdüm.” diye konuştu.
Şarkı söylemeye ilkokulda öğretmeninin ısrarıyla başladığını, okul yolunda şarkı ve türküler söylediğini aktaran Yılmaz, müziğe başlama hikayesini şu sözlerle aktardı:
“Liseye geçince komşumuzdan ödünç bir gitar aldım. Onunla çalıştım biraz, kendimi geliştirdim. Sonra bir gitar aldım ve serüven başladı. Aslında hikaye biraz yayla kısmında kopuyor. Bizde bir yayla kültürü var. İlkokuldan itibaren 15 yaşıma kadar yazları yaylada olurdum. Kesinlikle elektrik yok. Hiçbir zaman okulun ilk günü okula gidememişimdir. Hep bir hafta geç gelmişizdir yayladan. Okulun ilk gününü o yüzden hiç hatırlamam. Bu benim zamanla karakterimin oluşumunda büyük etki yapmıştır. Ben müzikteki bütün farklılıkları bir dereden karşıya geçmeye benzetiyorum. O dönem Karadeniz müziğinde İsmail Türüt, Birol Topaloğlu, Volkan Konak, Fuat Saka ve Kazım Koyuncu gibi isimler vardı.”
“O kültürle büyüyünce o bağlardan kurtulamıyorsun”
Salih Yılmaz, müziğin hisle alakalı olduğuna dikkati çekerek, yapılan her işe aşkla bağlanmak gerektiğini söyledi.
Geleneksel Karadeniz müziğini çok sevdiğini ve bu müziği yapma arzusunun Karadenizli olmaktan kaynaklandığını vurgulayan Yılmaz, şu bilgileri verdi:
“Bunun nedenini ben iklim olarak görüyorum. Çok basit düşünüyorum. Bir hava düşünün yarım saat içinde yağmur yağar, 5 dakika sonra güneş vurur, yakar, sonra bir rüzgar eser. Bu senin psikolojini, söylemlerini, hayatını, kurduğun işini, her şeyini etkiliyor. Bütün Karadenizlilerin göç ettiği yerler istisnasız olarak Karadeniz’e benzeyen yerlerdir. Bunu İstanbul’da test edebilirsin. Ben tamamen buna bağlıyorum. Hemşinlilikten kaynaklı sosyal yönlerimiz güçlüdür. Şenlikli bir bölgedeyiz. O kültürle büyüyünce o bağlardan kurtulamıyorsun.”
Yılmaz, ilk albümün heyecanını hala yaşadığını, “Yaylanın Çimeni” albümünden sonra fiziki olarak tanınmasa da insanların bildiği bir sese dönüştüğünü kaydederek, “İlk albümde öyle bir başarı elde edince güzel bir özgüven geldi. İlk albümdeki o tecrübe ikinci albümü getirdi. ‘Şelale’ o çıtayı biraz daha yukarı taşıdı. Ben de artık bir müzik yapımcısı oldum.” değerlendirmesinde bulundu.
“Halkın zekasını ve hafızasını hafife almamak lazım”
Sanatçı Yılmaz, çocukluğundaki Karadeniz müziğiyle bugünün müziğini kıyasladığında sound değişse de duygunun aynı şekilde devam ettiğine işaret ederek, “Kazım Koyuncu belgeseli benim hayatımı ciddi anlamda etkilemiştir. Orada, ‘Herkesle iyi olan adam şüphelidir.’ diyor. İnsan herkesle iyi olamaz. Ben bunu biraz sonra anladım. O yüzden kötü olman gereken insanlarla kötü olmalısın.” diye konuştu.
Değişen teknolojiyle müzik üretim formunun da değiştiğini vurgulayan Yılmaz, “Ben bu dönemi ilk 45’liklerin çıktığı döneme benzetiyorum. Türkiye’nin müzikle ilk tanıştığı plaklarda da böyle olmuş. Halkın zekasını ve hafızasını hafife almamak lazım. Bir sanatçı olarak insanlara tepeden bakmazsan onlar seni sever, bağrına basar, yol gösterir. Ben bütün kliplerimi Karadeniz’de çekerim. Karadenizliyim. Beni dinleyen de memleketimi görsün isterim.” ifadelerini kullandı.
Salih Yılmaz, hayatı kaçırmamayı hedeflediğini ve keyif aldığı biçimde müzik üretimine devam etmeyi arzuladığını söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düğündür, festivaldir, gidiyorum, geliyorum. Öncelikle her zaman hissettiğim şeyi yapmaya çalışacağım. Kariyer olarak hedeflerime şu an tam ulaşamadım. İnşallah güzel şarkılarla hissettiklerimi yapmaya devam edeceğim. Karadeniz iklimi bize yol gösteriyor, bütün duygularımızı şekillendiriyor. Ben Karadeniz insanının siyasetinde de sanatında da kesinlikle iklimin rolünün olduğunu düşünüyorum. Yerel müzik yapıyoruz neticede. Karadeniz müziği bence bu anlamda muhafazakar. Bu müziği yapanlara değer veriliyor. Köyde benim albümümü almış veya şu anda dinleyen adam hala daha fazla. Bizde çünkü kültür yaşatma arzusu daha fazla. O yüzden ben Karadeniz müziğinin geleceğini de parlak görüyorum. Karadenizlilerin müziğini bırakacağını asla düşünmüyorum.”
Karadeniz müziğinde zaman içinde enstrüman çeşitliğinin de arttığına değinen Yılmaz, kemençe ve tulumun yanı sıra dilli kaval, davul ve zurnanın da eklendiğini, horon tepme kültürünün de ilçeden ilçeye değişiklik gösterebildiğini dile getirdi.
]]>Şahin, kemençe icracılığından türkü bestelemeye nasıl başladığını, iki üniversite bitirmesine rağmen neden sanatçılığa devam ettiğini ve Karadeniz müziğinin geleceğini AA muhabirine anlattı.
Trabzon’da 1981’de dünyaya gelen sanatçı, 10 aylık olarak doğduğu için doktorların kendisine “Onay” adını verdiğini belirterek, “Babam bir banka memuruydu. Çeşitli yerlere tayin edildi. Biz de Karadeniz’de çeşitli ilçeler ve şehirlerde babamın peşinde koşturduk. Sürekli okul değiştirdim, her okul değiştirmede yeni arkadaşlar yeni çevre edindim.” diye konuştu.
“İki diplomayı duvara astım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim”
Şahin, 7 yaşına kadar babaannesiyle büyüdüğünü ve yayla kültürünü öğrenmesinde babaannesinin etkisinin çok fazla olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bugün yaptığım işte o kültürden çok feyz alıyorum. Bir türküyü ‘Babaannem nasıl söyler?’ diye düşünerek yazıyorum. Biz orijinal Karadeniz uşağı nasıl yetişiyorsa öyle yetiştik. Çocuk yaşlarımda müzikle sadece dinleyici olarak ilgileniyordum. 13 yaşımdayken babam bir kemençe hediye etti. Müzik hayatım o kemençe ile başladı. 1999’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazandım. Tabii İstanbul’da bir üst kültür vardı. Hele basın-yayın sektöründe Anadolu’dan gelmiş, şivesi olan bir adamın başarılı olması zordu. Okumaya geldiğimde kemençe de yanımdaydı. Eğitim hayatım devam ederken küçük çaplı çalıp söylüyordum. Mezun oldum ama annemin memur olma ısrarından dolayı tekrar üniversite sınavlarına girdim. Bu sefer sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünü kazandım. Kemençe ve müzik daha çok profesyonel hayatıma girmeye başladı. İlk albümümü 2008’de yaptım. İkinci üniversiteyi de başarılıyla bitirdim. İki diplomayı duvara astım, sevdiğim işi yapmaya devam ettim.”
Aile ortamında Karadeniz müziğinin çokça sevildiğini İsmail Türüt, Erkan Ocaklı, İbrahim Can kasetlerini hemen alıp dinlediklerini ifade eden Onay Şahin, babasının hediye ettiği kemençenin müzisyen olmasındaki en etkili unsurlardan biri olduğunu söyledi.
Şahin, yıllarca İstanbul’da solistlerin arkasında kemençe icrası yaptığını aktararak, “Üniversite okurken yazları Uzungöl’de turistlere yönelik program yapardık. Seyfettin Çakıral solistimdi. Bir akşam Seyfettin Ağabey işe gelmedi. ‘Becerebildiğim kadar söyleyeyim’ dedim. Çıktım söyledim.” şeklinde konuştu.
Karadeniz müziğinde çok değerli usta isimlerin yer aldığına dikkati çeken Şahin, Bahattin Çamurali, Picoğlu Osman Gökçe, Katip Şadi, Hüseyin Dilaver, Rizeli Sadık gibi çok önemli saz ve söz ustaları olduğunu ifade etti.
“Sonuçta herkes bir şekilde bu sofraya bir şey koydu”
Şahin, halk müziğinin yerelden evrensele doğru yolculuğuna işaret ederek, “Benim ilk albümümü çıkardığım yıllarda Kazım Koyuncu rüzgarı esiyordu. O yerel müziği doğru aranjelerle ulusala ve evrensele taşımıştı. Bunu Fuat Saka, Resul Dindar, Volkan Konak da yapar. Müzikte evrenseli kazandıkça yöreyi de kaybedersin. Ben o konuda genelde yaptığım aranjede annemin, babamın hoşuna gidip gitmeyeceğine göre hareket ederim.” açıklamasını yaptı.
Karadeniz müziğinin başlarda sadece kemençe ve tulumun üzerine söylenen otantik icralarla başladığını, 1980-1990’lı yıllarda arabesk müziğin etkisinde kaldığını, 2000’li yıllarda ise ulusallaştığını aktaran Onay Şahin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sonuçta herkes bir şekilde bu sofraya bir şey koydu. Herkes elinden geleni yapmış. Zaman zaman da müzik, sağa sola evrilmiş ve devam da edecek. Çünkü bu akan bir deredir, sabit bir şey değildir. Hepimizin artık YouTube kanalları var. Benim ayda 1 tane klip prensibim var, yılda 12 yapar. Bazen yaşadığımız sıkıntılar, savaşlar, depremler hızımızı kesebiliyor. Ben dinleyicisine göre şekillenen bir adam değilim. Benim Karadeniz müziğinden anladığım şekil, form budur. Bu şekilde yoluma devam edeceğim. Şu ana kadar 120’nin üzerinde şarkı yaptım, bunların 100’e yakını kendime aittir. Sanatçılar insanları eğlendirmek pahasına ahiretlerini riske atan adamlardır. İnşallah ben onlardan olmam. Türkücü de olsak imansız adam olmaz. Allah herkesin imanını kuvvetlendirsin.”
Şahin, halihazırda Karadeniz müziğinde başarılı olan isimler arasında Ekin Uzunlar, Ali Tetik ve Ali Alkurt gibi sanatçılar olduğunu dile getirerek, sosyal medyanın etkisiyle yöresel müziklerin artık sadece kendi yöreleriyle sınırlı kalmadığını ve diğer yöreler tarafından da çok sevildiği bilgisini paylaştı.
]]>NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Stoltenberg, NATO savunma bakanlarının temmuz ayındaki Washington Zirvesi’ne hazırlanmak üzere bugün bir araya geldiğini ifade ederek, “Yeni savunma planlarımıza kaynak sağlama ve transatlantik savunma sanayi tabanımızı güçlendirme çalışmalarına hız verdik” dedi.
Bu yıl 18 NATO üyesinin GSYİH’lerinin yüzde 2’sini savunmaya harcamasını beklediğini ifade eden Stoltenberg, “2024 yılında Avrupa’daki NATO müttefikleri savunmaya toplam 380 milyar dolar yatırım yapacaklar” dedi.
Toplantıda mühimmat üretiminin arttırılması konusunu ele aldıklarını belirten Stoltenberg, “Stoklarımızı doldurmak ve Ukrayna’yı desteklemeye devam etmek için barış zamanının yavaş temposundan çatışmanın gerektirdiği yüksek tempolu üretime geçmemiz gerekiyor” dedi.
Kötüleşen güvenlik ortamını da ele aldıklarını ifade eden Stoltenberg, “İttifak’a karşı yakın bir askeri tehdit görmüyoruz” dedi.
Bugün ayrıca NATO-Ukrayna Konseyi’nde Ukrayna ile bir araya geldiklerini aktaran Stoltenberg, “Savunma Bakanı Umerov sahadaki son gelişmeler hakkında müttefiklere bilgi verdi” dedi.
Polonya’nın Bydgoszcz kentinde yeni bir NATO-Ukrayna Ortak Analiz, Eğitim ve Öğretim Merkezi kurmaya karar verdiklerini aktaran Stoltenberg, “Bu merkez Ukrayna’nın Rusya ile olan savaşında çıkardığı derslerin paylaşılmasına imkan tanıyacak. Ayrıca Ukrayna kuvvetlerinin müttefiklerle birlikte öğrenip eğitim alabilecekleri bir yapı oluşturacak. Ukrayna’nın ve bizim güvenliğimiz için Ukrayna’nın yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.,
“İttifak var olduğu sürece NATO Müttefikleri arasında da NATO hakkında farklı görüşler ve tartışmalar olmuştur”
ABD tarafından NATO’ya yapılan eleştiriler hakkında bir soruya cevap veren Stoltenberg, “İttifak var olduğu sürece NATO Müttefikleri arasında da NATO hakkında farklı görüşler ve tartışmalar olmuştur. Kamuoyu yoklamalarına baktığımızda, hem Kuzey Amerika’da, ABD’de, Kanada’da hem de Avrupa’da NATO’ya rekor düzeyde destek olduğunu görüyoruz. NATO’nun tarihteki en güçlü ve en başarılı İttifak olmaya devam edeceğinden eminim. En az üç nedenden ötürü ABD’nin sadık bir müttefik olmaya devam etmesini bekliyorum. Birincisi, güçlü bir NATO’ya sahip olmak ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarına uygundur. İkincisi, ABD’de NATO’ya iki partiden de geniş bir destek var. Üçüncüsü, ABD’deki eleştiriler öncelikle NATO’ya karşı değildir. NATO müttefiklerinin NATO için yeterince para harcamamasına karşıdır” dedi.
“Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum”
Türkiye’nin bazı müttefikler tarafından Ukrayna’ya hibe edilen gemilerin Karadeniz’e girmesine izin vermediğine dair gelen soruya cevap veren Stoltenberg, “Montrö Anlaşması, Karadeniz’e açılan boğazların artık donanma gemilerine kapalı olduğu anlamına geliyor. Bu aynı zamanda Rusya’nın Karadeniz’e daha fazla donanma gemisi sokamayacağı anlamına geliyor. Ukrayna aslında Romanya, Bulgaristan ve Türkiye ile birlikte bir rota, bir deniz yolu açmayı başardı. Bu sayede Karadeniz üzerinden önemli miktarda tahıl ve diğer ürünleri ihraç edebildiler. Dolayısıyla NATO Müttefikleri arasındaki yakın işbirliğini sürdürmemiz, Ukrayna’nın Rus Karadeniz Filosunu geri püskürtme çabalarını desteklemeye ve Montrö Anlaşmasına saygı göstermeye devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi. – BRÜKSEL
]]>KOÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Karadeniz ile Teknoloji Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Mutlu tarafından 2 yıllık AR-GE çalışması sonucu geliştirilen “İntrapleural Basınç Ayar Cihazı”nın teknik altyapısını Dr. Umut Mayetin yaptı.
Koronavirüs tedavisinde ciğerlerdeki suyun vücuttan atılmasına, yoğun bakımdaki hastaların uyutulmadan solunum desteği almasına ve göğüs kafesi içinden kalp masajı yapılmasına imkan sağlayacak cihaz, laboratuvar deneylerini başarıyla geçti. Hayvan ve klinik çalışmalarda test edilecek cihaza uluslararası patent alınması için başvuru yapıldı.
Doç. Dr. Emre Karadeniz, AA muhabirine, omurga cerrahının akciğerle ilgili komplikasyonları yönetme sorumluluğunun bulunduğunu söyledi.
Koronavirüse yakalanan hastaların su dolan akciğerlerindeki durumu yönetmede bulunan çözümlerin başarılı olmadığına dikkati çeken Karadeniz, buna ilişkin KOÜ’den akademisyenlerle fikir alışverişi yaptığını anlattı.
Karadeniz, “İntrapleural Basınç Ayar Cihazı”nı ekip arkadaşlarıyla ortaya çıkardıklarını belirterek, şöyle devam etti:
“Cihazla ilgili iddialı olduğumuz hastalık koronavirüs tedavisi. Koronavirüste akciğerde keseciklerin içinde su var. Bu su insanın oksijen alışverişine engel oluyor. Şu anda kullanılan tedavi yöntemlerinde içeriye daha basınçlı oksijenli hava basmaya çalışıp, orayı daha fazla şişirmeye çalışıyoruz. Bu cihaz, akciğerlerin içindeki sıvıyı önce vücuttan atıp, sonrasında akciğerlerin gaz değişimine izin verir hale getiriyor. Bu, cihazın birinci iddialı olduğu dal.”
Cihazın ikinci fonksiyonuna ilişkin, yoğun bakımda solunum fonksiyonunu kaybeden hastaların tedavisinde ağzından ve burundan giriş yapıldığını anımsatan Karadeniz, bu durumda kişinin uyutulması gerektiğine değindi.
Karadeniz, uyutulan kişinin konuşamadığını, yemek yiyemediğini, hareket edemediğini dolayısıyla yatalak hale geldiğini vurgulayarak, “Dolayısıyla yatalak olmasına ilişkin ve yeme, içmeye ilişkin komplikasyonlarla mücadele edecek. Bu cihazın solunumu destekleme özelliğiyle kişi uyutulmadan konuşurken, yemek yerken, yatalak hale gelmeden tıbbi olarak solunum desteği verecek.” şeklinde konuştu.
Kalp masajında geleneksel tekniklerde, göğüs kafesinin dışından basınç uygulanarak kalbin alanının azaltılmaya çalışıldığını anlatan Karadeniz, “Bu cihazın perspektifi sayesinde, içeriye ani basınçlı hava vererek kalp masajını dışarıdan yapacak. Bir şey görmüyorsunuz, hasta yatıyor gibi gözüküyor ama solunum desteği ve kalp masajını alabilecek.” dedi.
“ABD, AB, Hindistan, Çin’e patent başvuruları yapıldı”
Cihazın, testlerde tanımlanan verilere uyum sağlama yeteneğini geliştirmek istediklerini dile getiren Karadeniz, gerekli elektronik devrelerin üretilmesinin ardından insan fizyolojisini taklit ettiklerinden bahsetti.
Karadeniz, cihazın verilerinin bağımsız kaynak üzerinden bilimsel olarak test edildiğini, laboratuvar deneylerinden başarıyla geçtiğini, bundan sonra hayvan deneyleri aşamasına gelindiğini bildirdi.
Patent çalışması kapsamında uluslararası patent (PCT) müracaatını yaptıklarını belirten Karadeniz, şunları kaydetti:
“PCT raporu olumlu geldi. Dünyada böyle bir ürün tanımlaması şimdiye kadar yapılmamış, yani ticari tekel yaratma şansımız var. Bu çerçevede ABD, AB, Hindistan ve Çin’e patent başvuruları yapıldı. Süreç devam ediyor. Burada başarılı olursak ki PCT raporu bizi olumlu düşünmeye itiyor, dünya nüfusunun üçte ikisinde tekel olma şansını elde ediyoruz. Bu ürünü yüksek katma değerle AR-GE, ülke kalkınma maliyetiyle ücretlendirme ve insanlığın hizmete sunma şansına sahip olacağız.”
Karadeniz, hayvan deneylerinin çok zaman almayacağına işaret ederek, “Hayvan deneyini yapıyorsunuz aynı gün sonucu alıyorsunuz. Bunu yayınladıktan sonra Helsinki kriterleri çerçevesinde uzun bir yolumuz var. En erken 2 yıl içerisinde insanlığın hizmetine ticari olarak sunma şansımız olur. Tabii ki maddi ve politik güç olursa bu süreç hızlanabilir, çok daha etkin kullanılabilir bu tekelleşme süreci.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>KÜRESEL ısınma kaynaklı yağış rejimindeki ani değişkenlikle son dönemlerde doğal afetlerin arttığı Doğu Karadeniz’de, özellikle yüksek rakımlı alanlara bırakılan atıklar, derelerle sürüklenip, ulaştığı Karadeniz’de kirliliğe neden oluyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, ani ve kararsız yağış artışının, Karadeniz için tehlike olduğunu belirterek, “Karadeniz’e taşınan atık miktarı fazlalaşınca, Karadeniz’deki kirlilik yükü artıyor, daha da artacak” dedi.
Doğu Karadeniz’de, küresel iklim değişikliğinin etkileriyle görülen ani, lokal ve şiddetli yağışlar, sel, taşkın ve heyelanlara neden oluyor. Yağış rejiminin değişmesiyle ani sel ve heyelan riski artan bölgede, son dönemde doğal afetler yaşanıyor. Alt ve üst yapıda hasara yol açan, can ve mal kayıplarına neden olan sellerde, özellikle deniz seviyesinden yüksek kesimlere atılan çöp ve atıklar, debisi artan derelere sürüklenip, ulaştığı Karadeniz kıyılarında birikiyor. Evsel, plastik, metal ve hafriyat gibi atıklar, oluşturduğu kirliliğin yanı sıra deniz ekosistemini de tehdit ediyor.
‘KARARSIZ YAĞIŞLAR KARADENİZ İÇİN TEHLİKE’
KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, küresel ısınmanın neden olduğu ani, aşırı ve şiddetli yağışların, katı atık kirliliğini Karadeniz’e taşıdığını belirterek, “Küresel ısınma tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de bir gerçek. Artık her yerde doğal ya da antropojenik değişim söz konusu. Karadeniz’e baktığımız zaman küresel ısınmanın son 20-30 yıl dahil, yaklaşık yarım ile 1 bir derece arasında bir sıcaklık değişimine sebep olduğuna dair veriler var. Bu neye neden oluyor? Örneğin küresel ısınmayla ısınan Karadeniz’de daha çok buharlaşma ve yağışlarda da artış şekline kendini gösterme ihtimali var. Bununla birlikte küresel ısınmanın özellikle ani ve kararsız yağışları artırma özelliği de var. Bu da Karadeniz için çok ciddi bir tehlike. Bu da ‘ani ve şiddetli yağışlara bağlı olarak sel olayların daha sık, daha kararsız şekilde görünmesi’ demek” diye konuştu.
‘KİRLENEN DENİZDE CANLILARIN ZARAR GÖRMESİ KAÇINILMAZ’
Karadeniz’e taşınan atık miktarının artmasının deniz ekosistem üzerinde olumsuz etkiler yarattığını kaydeden Prof. Dr. Erüz “Hemen hemen kıyıdan başlayıp, dağların tepesine kadar her yerde yoğun bir katı atık kirliliği görüyoruz. Şiddetli yağışlar sonrasında bu karalarda birikmiş olan katı atıklar; daha yoğun bir şekilde, daha şiddetli ve fazla miktarda denize taşımaya başlıyor. Bu da Karadeniz’in özellikle deniz turizmi yapılan plajlarında, yılın tamamında atık kirliliğinin oluşmasına, artı denizin içerisinde de balık avcılığı yapılan sahalarda daha çok miktarda plastik atık ve diğer atıkların görülmesine sebep oluyor. Karadeniz’e taşınan atık miktarı fazlalaşınca, Karadeniz’deki kirlilik yükü artıyor, daha da artacak. Kıyılarda en çok plastik ağırlıklı atıklar yer alıyor. Küresel ısınmanın artışıyla daha çok kirlenen denizde, balık ve diğer organizmaların etkilenerek zarar görmesi kaçınılmaz hale geliyor” dedi.
]]>