Başkan Karalar, Yumurtalık ve Ceyhan ilçelerinde Seçim Ofisi açılışlarını yaptı, mahalle toplantılarına katıldı. Karalar, Kurtkulağı ve Sağkaya köylerinde Mahalle Merkezi; Doruk Köyü’nde ise Mahalle Merkezi ile Kadın Emeği Üretim Merkezi’nin açılışını yaptı.
Yumurtalık ilçesinde Avluk, Haylazlı ve Deveciuşağı köylerinde vatandaşla bir araya gelen ve hizmetleri anlatan Başkan Karalar, ardından balıkçılara ağ ve malzeme desteğinde bulundu. Karalar, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda toplanan kalabalığa, şu sözlerle seslendi:
“Bugün de Yumurtalık’daki bu coşkuyu ve kalabalığı görünce aynı sözleri rahatlıkla söyleyebiliyorum. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Biz hizmet ederken oy hesabı, siyasi ayrım, etnik köken, mezhep ayrımı yapmıyoruz. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetimizde, Misak-ı Milli sınırlarında yaşayan her vatandaşımız birinci sınıftır ve hizmet almayı hak etmektedir. Biz de halkımıza ayrım gözetmeden hizmet etmek zorundayız. 15 ilçede 836 yerleşim biriminde dokunmadığımız yer kalmadı.”
Yumurtalık’ta yapılan hizmetlerle ilgili bilgi veren, asbestli boruları değiştirdiklerini ve ilçenin su problemini çözdüklerini kaydeden Karalar, asfalt çalışmalarını da anlattı. Başkan Karalar, Yumurtalık’ta CHP’nin Adayı Erdinç Altıok’un seçimi kazanmaya çok yakın olduğunu ve 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimin ilçenin geleceği için büyük önem taşıdığını aktardı.
Yumurtalık’ın mevcut sahilinin sorunlu olduğunu belirten Başkan Karalar, burada güzel bir sahil yapmaya hazır olduklarını, ilçede altyapı ve yol sorununun da kalmayacağını kaydetti.
Karalar, otogar projelerinin Belediye Meclisi’nde engellendiğini aktararak, şunları söyledi:
“Görevi devraldığımızda belediye işçisinin maaşını bile ödeyemez durumdaydı. İlk yıl otogar yapılması mali açıdan mümkün değildi. İkinci yıl pandemi gerçekleşti. Sonrasında uluslararası işler gerçekleştiren, oldukça başarılı bir firmaya otogar projesi yaptırdık. Bu proje belediye meclisinde AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Şimdi kendilerinin reddettikleri otogar projesini ben engellemişim gibi açıklamalar yapıyorlar. Biz ikinci dönemde otogarı aynı yerinde yapacağız. Kimse de engel olamayacak. Hizmette bizimle kimse yarışamaz. Biz artık devasa hizmetleri borçlanmadan yapabilir hale geldik. Kimseden borç istememize ihtiyaç kalmadı. Belediye’yi devraldığımızdaki şartlar düşünüldüğünde, geldiğimiz nokta adeta bir mucizedir.”
CEYHAN İLE YUMURTALIK’IN KÖYLERİNE KALİTELİ SU GELECEK
Ceyhan’daki Seçim Ofisi’nin açılışını yapan Karalar, Ceyhan’a başta sağlıklı su hizmeti olmak üzere, önemli hizmetler yapıldığının altını çizdi. Asbestli boruları söküp, sağlam ve sağlıklı su isale hatları döşediklerini, ilçenin yollarını da yaptıklarını belirten Karalar, yapılan işleri maliyetleri ile birlikte anlattı. Karalar, Yedigöze Barajı’ndan su getirme projesinin temeli attıklarını ve böylece Ceyhan ile Yumurtalık’ın köylerine Çatalan suyu kalitesinde su geleceğini açıkladı.
MAHALLE MERKEZLERİ VE KADIN EMEĞİ ÜRETİM MERKEZİ’NİN AÇILIŞI YAPILDI
Başkan Karalar daha sonra Ceyhan Kurtkulağı ve Sağkaya köylerinde mahalle merkezi, Doruk Köyü’nde ise Mahalle Merkezi ile Kadın Emeği Üretim Merkezi’nin açılışını yaptı.
Açılış yapılan noktalarda halka seslenen Karalar, şimdiye kadar yapılan hizmetleri artırarak sürdüreceklerini belirtti. Köy sakinlerinin sorunlarını dinleyen Karalar, “Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin bekçileriyiz” diye konuştu.
]]>Dededen babadan miras kalan tarlalarda çalışanların büyük çoğunluğunu 40 yaş üstündeki kadınlar oluşturuyor
Ziraat Mühendisleri Odası Trabzon Şube Başkanı Cemil Pehlevan:
“Herkes şehirde yaşamak istiyor dolayısıyla tarımsal alanlar olumsuz etkileniyor; Önerimiz, uzman eleman tedarik firmaları kurulsun”
TRABZON – Son yıllarda şehirlerde yaşamayı tercih eden yeni nesil dededen babadan kalan tarla işleri ile ilgilenmezken, tarlalarda çalışanların büyük çoğunluğunu 40 yaş üstündeki kadınlar oluşturuyor.
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde havaların sıcak gitmesi ile birlikte tarlalarda mesai bu yıl erken başladı. Yöre halkı güzel havayı da fırsat bilerek köyüne bahçesine giderken, tarla ve bahçelerde ise çalışanların büyük çoğunluğunu 40 yaşın üstündeki kadınlar oluşturuyor.
“Bizden sonra bu bahçelere kimsenin geleceğini zannetmiyorum”
Evinin sebze, meyve, mısır ve patates ihtiyacı için tarla yaptığını belirten Trabzonlu Fatma Sofuoğlu, kendilerinden sonra gençlerin bahçe ve tarlaları sahipsiz bırakacağını ve girmeyeceğini söyledi. Sofuoğlu “Gençler okuyor, okuduktan sonra iş sahibi olunca da artık köylere gelmiyorlar. Eskiden birlik beraberlik vardı, büyüklerimiz ile 8-10 kişi tarlalarda çalışıyorduk. Şimdi ise çocuklar şehirlerden köylere gelmek istemiyorlar. Biz de atalarımızın yadigarını sürdürmek için burada çalışıyoruz. Bizden sonra bu bahçelere kimsenin geleceğini zannetmiyorum, bu topraklar öylece kalacak” ifadelerini kullandı.
Yaza hazırlık yaptıklarını belirten Emine Sofuoğlu ise “Çocuklar tarla ayakkabılarını giyip bahçeye girmeye tiksiniyorlar. Onları eve alıştırdık, şehre alıştırdık. Bu yüzden gelmiyorlar. Bir de çocuklar köy koşullarına alışkın değil” şeklinde konuştu.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Ziraat Mühendisleri Odası Trabzon Şube Başkanı Cemil Pehlevan, yeni neslin bahçeye inmemesinin sadece Karadeniz Bölgesi’nin değil ülkemizin her yerinde önemli bir sorun oluşturduğuna dikkat çekerek “Herkes şehirde yaşamak istiyor dolayısıyla tarımsal alanlar olumsuz etkileniyor” dedi.
Son yıllarda yeni neslin bahçeye inmemesine çözüm olarak uzman eleman tedarik firmaları kurulmasını öneren Pehlevan, “Bu büyük bir sorun. Sadece kendi bölgemiz için değil, Türkiye’nin diğer bölgeleri için çok büyük bir sorun. Bu soruna zaman geçirmeden çözüm bulunması gerekiyor. Bizim önerimiz, uzman eleman tedarik firmaları kurulsun. Budama, ayıklama, toplamada maliyetler çok yüksek. Alanlarımız çok küçük şehirdeki bir kişi köyüne gidip fındığını ilaçlayıp, toplayıp, geri döndüğünde maliyet yükseliyor. Tedarik firmalarıyla birlikte bu işi çözebiliriz” dedi.
“Ülkemizin 350 milyon nüfusu besleyecek kapasitesi var”
Herkesin şehirde yaşama tercini tarımsal alanları olumsuz etkilediğine dikkat çeken Pehlevan, “Herkes şehirde yaşamak istiyor dolayısıyla tarımsal alanlar olumsuz etkileniyor. Hayatımızda hava gıda ve su olmazsa olmazımızdır. Bizim bunun bir şekilde çözümünü ortaya koymamız gerekiyor. Ülkemiz şu an dört mevsimi bir anda yaşayan o kadar zengin bir ülke ki, biz bir şekilde bunu harekete geçirmemiz gerekiyor. Türkiye toprakları şu anda 350 milyonu besleyecek kapasitesi var. Ama baktığınız zaman ekonomik kaygılardan kaynaklı üretim alanları terk ediliyor. ya da lüks yaşamak için ya da şehirde yaşamak için müthiş bir göç var. Bunu bir şekilde durdurmamız gerekiyor. Köyde yaşayanları devlet teşvik etmeli teşviklerini artırmalı ve teşvik yöntemimizi değiştirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
]]>13 yıldır her bahar göçten geldiğinde Eskikaraağaç Leylek Köyündeki yuvasına yerleşen Yaren Leylek, yaz boyunca dostu Adem Yılmaz’la yeniden göle açılacak. 13 yıldır her bahar göçten geldiğinde Eskikaraağaç Leylek Köyü’nde Adem Yılmaz’ın kayağına konan Yaren onunla birlikte ilkbahar ve yazı geçiriyor.
Yaren Leylek geçen yıl Adem Amca ile 17 Mart’ta buluşmuştu. Bu yıl ise erken göç ederek, 29 Şubat itibariyle Adem Amca’nın kayığına konan Yaren, 13. kez onu bekleyenlerle buluşmuş oldu.
Öte yandan, Türkiye’yi Avrupa Leylek Köyleri Birliğinde temsil eden tek köy olan Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı Eskikaraağaç Leylek Köyü, her yıl göç döneminde on binlerce leyleğin geçtiği bir göç rotası üzerinde. Köy, aynı zamanda yerleşik leyleklere de ev sahipliği yapıyor.
Bundan 13 yıl önce, Uluabat Gölünde balık tutarken kayığına konan Yaren Leylek ile dostluğu başlayan Adem Yılmaz’ın tanık olduğu bu hikaye, fotoğraflanmasıyla birlikte uluslararası bir üne de kavuşmuştu. Hikaye, Yunanistan’da gölge oyunu olarak oynatılırken Avusturya ve Almanya’da ders kitaplarına konu oldu. 2019 yılında Burak Doğansoysal’ın filme aldığı ve Karacabey Belediyesi’nin katkılarıyla hazırlanan ‘Yaren’ adlı belgesel ise Prag Film Ödüllerinden en iyi belgesel ünvanlıyla dönmüştü. Geçtiğimiz yıl ise Karacabey Belediyesi, Balıkçı Adem ve Yaren Leylek’in heykelini yaptırarak, hikayenin köy meydanında ölümsüzleşmesini sağlamıştı.
Turizme de katkısı var
Yaren Leylek ve Adem Amca’nın bu masalsı hikayesi, köyde turizm hareketliliğini de beraberinde getirirken, köyde adeta Yaren Leylek turizmi başladı. Hikayeyi duyan ve leylekleri yakından görmek isteyen on binlerce doğasever, her yıl Bursa’nın Karacabey ilçesindeki Leylek Köyü Eskikarağaç’ı ziyaret ediyor. Yaren Leylek’in köyde koruyucu ailesi görevini de Beyzanur Çakıl üstleniyor.
Adem Amca ve Yaren’i görmeye gelenler arasında; Ata Demirer, Aslıhan Gürbüz, Yıldıray Şahinler gibi ünlü isimler de yer alırken, Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan da hikayeyi 7/24 canlı izlemek isteyenler için internet üzerinden Yaren Leylek yayınını açtıklarını duyurdu. Yarenleylek.com veya YouTube üzerinden kullanıcılar, 7/24 leylek yuvasını canlı olarak izleyebiliyor.
Bugün sisli bir havadaki tarihi ana bölgeyi turizm köyü haline dönüştüren Karacabey Belediye Başkanı Ali Özkan da katıldı. Özkan; Adem Yılmaz’ın sevincine ortak olurken, duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Balıkçı Adem Yılmaz da Yaren’in bu sene erken geldiğini kaydederek, “Çok şükür kavuştuk. İnşallah bu sene de güzel günler geçireceğiz” ifadelerini kullandı. – BURSA
]]>Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, “Belediye başkanlarımız kendi ilçelerinde üretimi arttıracak, istihdam sağlayacak bana bir proje getirirlerse onun gelsin temel beraber atalım. Büyükşehir belediyesi olarak ben yapacağım. Açılışını beraber yapalım. Gerekirse de siz işletin. Yeter ki o ilçelerde biraz kalkınsın. Tık yok. Belediye başkanlarının birçoğu benim odamı görmedi bile. Biz düşman mıyız kardeşim? Ankara halkının seçtiği belediye başkanıyız. Niye gelmiyorsunuz? Niye talep etmiyorsunuz? Anlaşıldı ki ‘Her şey Çubuk için her şey şu ilçe için’ derler ama bunlar partilerini ilçelerinden çok seviyorlar onu söyleyeyim” dedi.
Mansur Yavaş, Çubuk Belediye Başkan Adayı Can Kaderoğlu ile Çubuk’ta SKM açılışına katıldı. Yavaş, şunları söyledi:
Kimseyi ayırmadık. Seçildik, söz verdiğimiz gibi rozetimizi çıkarıp Ankara’yı ilçe ilçe dolaşıp muhtarlarımızla toplantı yapıp, nerede nereye ihtiyaç var onlarla ilgilendik. 25 yıl benden önce belediye başkanları yönetti. Şimdi o zamandan beri belediye başkanları ancak gele gele seçimden seçime belki de festivale geldi. Bu kardeşiniz muhtarlarla toplantı yaptıktan sonra ayrıca pandemi dönemini fırsat bilip bayram tatilini fırsat bilip köy köy Çubuk’un hemen hemen bütün köylerini dolaştım ve yerinde tespit ettim sorunları. Hiç bakmadım nereden ne kadar oy çıkmış diye. Bir köyde açıktan akan kanalizasyon var ve etrafında çocuklar oynayıp da hasta olma tehlikesi varsa oranın kime oy verdiğinin ne önemi var? Önemli olan oradaki mağduriyeti gidertmektir. Pandemide gezdim, çubuğum birçok yerinde su yoktu. Bayram günü su yoktu tankerleri taşımak zorunda kaldık. Büyükşehire girdikten sonra kaç yıl geçti? Neden yapılmadı bunlar şimdiye kadar? Altyapılar neden yapılmadı? Hiç sormuyor musunuz? Kimden nereye oy çıktığına bakmadan geldik buradaki problemleri çözmeye başladık. Benim belediyecilik anlayışıma göre sizlerden alınan paraları proje yapıyorum diye çöp projelere yatırmak yok. Ankara halkının tümünün öncelikle ihtiyaçları nedir? Asfalt, kanalizasyon, su gibi ihtiyaçlardan başlamak üzere hepsine el attık. Bunlar çok daha acil, bunlar çok daha önemli. Yani bankadan kredi çekip de deniz kenarına gezmeye benzer çöp projeler Ankara halkının gerçek ihtiyaçlarını yapmadan. ve buraya her gelişinde muhtarların birçoğu köylülerin birçoğu gördü. Bir şoför bir de yanında bir arkadaş. Çoğu zaman korumasız. Gelirsem de beş yıldır bir minibüs bir şoför bir korumayla geziyorum. Ne konvoy ne çakarlı araç. Sizlerin parasını böyle konvoylarla falan asla harcamadım.
“ANKARA HALKI MUTLU”
Bakın neler yapmışız Çubuk’ta? Bizden önceki dönem başlayan Çubuk Aile Yaşam Merkezi’ni bitirdik. İçinde e- spor ve kreş açtık. 78 mahallede asbestli su borusunu yeniledik. 74 köy ücretsiz internet verdik. Çubuk soğuk hava deposunun ihalesi inşallah 27 Mart’ta bin 400 ton olacak şekilde açıldı. ve inşallah vişnelerinizi orada saklayıp gelir elde edeceksiniz. Yine 12 tane mahallelinin kanalizasyon sorunlarını çözdük. 5 mahallede çalışmalar devam ediyor. Akkuzulu ve Karataş’ın da kanalizasyonuna önümüzdeki hafta başlanıyor. Yine Çubuk’ta 60 dönümlük bir alanımızı da inşallah gençlerimiz ne isterse onların istediği şekilde spor alanlarını yapacağız.
Çubuk bizim en ay o en az oy aldığımız yerlerden birisiydi değil mi? Eski sistem olsa ne derlerdi? ‘Çubuk’tan bize oy çıkmıyor, boş verin orayı nasıl olsa vermiyor’ derlerdi değil mi? Bu kardeşiniz de vicdan var. Nerede eksik varsa biz oradayız. 460 bin ton asfalt sattık. Şimdi sormayacak mısınız siz? 25 yıldır oy verdiğiniz insanlar bunları neden yapmadı? Belli. Nasıl olsa oy alıyorlar. Korkutuyorlar. ‘Bunlar gelirse şöyle olur, böyle olur’ diyorlar. Ankaralı gördü. Bir değişim yaptı. Ankara halkı mutlu. Hizmetlerimizden memnun. Bizim projelerimizi taklit edip edip gerçek belediyeciliğin ne olduğunu öğreniyorlar. Betonla plastikle bu işler olmaz. Mal varlığımı açıkladım. Bütün belediye başkanlarından bekliyorum. Hepiniz neden açıklamıyorsunuz detaylarıyla? Yetmedi mi artık bu belediyeler üzerine yapışan kötü iftiralar yetmedi mi?
“BU 5 YILI İYİ DEĞERLENDİRİN”
Belediye başkanlarımız kendi ilçelerinde üretimi arttıracak, istihdam sağlayacak bana bir proje getirirlerse onun gelsin temel beraber atalım. Büyükşehir belediyesi olarak ben yapacağım. Açılışını beraber yapalım. Gerekirse de siz işletin. Yeter ki o ilçelerde biraz kalkınsın. Tık yok. Belediye başkanlarının birçoğu benim odamı görmedi bile. Biz düşman mıyız kardeşim? Ankara halkının seçtiği belediye başkanıyız. Niye gelmiyorsunuz? Niye talep etmiyorsunuz? Anlaşıldı ki ‘Her şey Çubuk için her şey şu ilçe için’ derler ama bunlar partilerini ilçelerinden çok seviyorlar onu söyleyeyim.
Beypazarı’nda ikinci ilk dönem kazandığım akşam ben bir daha aday olmayacağımı söyledim. Şimdi de belli ki anketlere göre rekor oyla seçiliyoruz. ve benim ikinci ve son dönemim olacak. Bu beş yılı iyi değerlendirin. Eğer Çubuk’a hizmet gelmesini istiyorsanız benim elimden tutacak belediye başkanlarına ihtiyacımız var. O da burada. Can Başkanım. Çubuk’un kalkınmasını istiyorsanız, tüm sorunlarını halletmesini istiyorsanız bize yol gösterecek, eksiklerini bildirecek bir belediye başkanına ihtiyacımız var. Küs gibi davranıp, Ankara halkının iradesini hiçe sayıp yok sayıp bizim yanımıza gelmeyen, bir şey talep etmeyenlerle ancak ilçeleri kaybeder.
Hatta şöyle bir gazetede haber yaptılar A Haber’de. Görmüşsünüzdür. ‘Biz köy olarak tümden Mansur Yavaş’a oy verdik ama bizim asfaltımızı hala yapmadı’ diye şikayet edenleri gördünüz. Adaletli davrandık. Ama o kadar oy vermesine rağmen orasını önceliğe almadık. Sıradan gittik ve Allah’ın izniyle hepsini yaptık. Yapmaya da devam edeceğiz.”
]]>Bartın’daki Gündem Haber Ajansı isimli internet haber sitesinin sahibi ve Buğurlar Köyü Muhtar Adayı olan Mustafa Kurt, rakip bir muhtar adayı ve yakınlarının hakkında aslı olmayan yalan yanlış ifadeler kullandığını belirterek, tepki gösterdi. Basın ve medya sektöründe 13 yıllık geçmişi olduğunu hatırlatan Mustafa Kurt, “Yaklaşık 13 yıldır basın ve medya sektöründe olmam nedeniyle kentin gündemini yakın takip ediyoruz. Mesleğim nedeniyle siyasiler, kamu idarecileri başta olmak üzere sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve vatandaşlarımızla sürekli iç içe oluyoruz. Mesleği yaptığım dönemlerde de köyümden kopmadım, aksine her daim hemşehrilerimizin yanında olmaya çalıştım. Her sorunlarında, mesleki imkanlarla birlikte yanlarında durmaya çalıştım. Başta mahallemiz olmak üzere tüm yöremizdeki insanların hastanelerden kamu kurumlarındaki işlerine, su, yol ve iş gibi sorunlarının çözümünde yardımcı olmaya çalıştım. Bunları, mesleğimin yani gazeteciliğin bir kamu görevi olduğunu bilerek, vicdani ve insani görev olduğuna inanarak yaptım. Yani topluma insanlara faydalı olmaya çalıştım” dedi.
Köylüler baskı yaptı
Muhtar Adayı Kurt, kendisinin muhtarlığı düşünmediğini ve istemediğini ifade ederek, köylülerin baskısı ile aday olduğunu kaydetti. Kurt, ” Hiçbir zaman menfaat gözetmedim. Hemşehrilerim samimi, dürüst ve çalışkanlığım nedeniyle muhtar olmamı istedi. İnsanların baskısı nedeniyle muhtar adayı oldum. Eğer muhtarlık görevine layık görülürsem, görev yapacağım süre boyunca bilgi birikimim, deneyimim, samimi, dürüst ve ilkeli duruşumla köyüme hizmet edeceğim. Mesleğinde sunduğu imkanlarla tüm sorunlarımızın çözümü için elimden geleni yapacağım” ifadelerini kullandı.
Köyün sorunları
Mustafa Kurt, köyün birçok sorunu bulunduğunu belirterek, bu sorunların çözümü için yapılması gerekenlerin anlatılacağı yerde aslı olmayan söylemler, fitne, fesat ve dedikodu ile siyaset yapılmak istendiğini de kaydetti. Muhtar adayı Kurt, köyün sorunları ve yapacakları projeler hakkında şu bilgileri verdi:
“Köyümüzde, halen bu dönemde, su, alt yapı, yol, düşük voltaj gibi sorunların olması bizleri çok üzüyor. Ayrıca gençlerimiz için, orta yaşlılar için ve kadınlar için gelir oluşturacak yada istihdam açacak çalışmaların olması gerektiğini düşünüyoruz. Bir köy konağımız bile yok, düğün ve cenaze gibi merasimlerin yapılacağı bir köy konağının yapılması gerekiyor. Köy konağını da yapacak projemiz var. Bu projeyi hayata geçirecek, gücümüz ve kararlılığımız var.”
Rakip adaya çağrı
Rakip muhtar adayı ve yakınlarına yapıcı, birleştirici söylemlerde bulunması için çağrıda bulunan Kurt, “Biz, sorunları öteleyen, halının altına süpüren değil, çözüm üreten olmak, insanları fitne ve fesatla ayrıştıran, birbirine kırdıran değil aksine birleştiren, rant hırsızlık, peşinde koşan değil tam tersine köyümüze hizmet için çabalayan olmak istiyoruz. Bu güne kadar hep alnımız açık, vicdanımız rahat ve sicilimiz temiz oldu. Yine bu şekilde, dürüst ve şeffaf bir yönetim anlayışından taviz vermeyeceğiz” dedi.
İddialara sert cevap
Mustafa Kurt, hakkındaki iddialarla ilgili ise, şöyle devam etti:
“Seçim sürecinde hakkımızda aslı olmayan yalan yanlış dedikodular üretiliyor. Biz bunları üretenlerin kim olduğunu, amaçlarının da ne olduğunu biliyoruz. Tabi bu dedikodulara kimsenin de itibar etmediğini de biliyoruz. Zaten bu iddiaları duyan herkesin cevabı gülmek oluyor. Bizim böyle, basit yalan, iftira ve dedikodulara ayıracak vaktimiz yok. Göreve gelirsek de küçük hesaplar, menfaatler peşinde olmayacağız. Her zaman köylümüzün, hizmetinde ve yanında olacağız. Yalancının, rantçının, sorunların ise tam karşısında olacağız. Özetle, ‘destek sizden hizmet bizden’ diyoruz.” – BARTIN
]]>ASKİ Genel Müdürlüğü, yıllardır su sıkıntısı yaşayan Ayaş Bayram Mahallesi’ni içme suyuna kavuşturdu. Bayram Mahallesi’nin 4 kilometre uzağında tespit edilen ve yaklaşık 200 metre derininde sondaj vurularak bulunan kuyudan, saniyede yaklaşık 15 litre içme suyu çıkarılmaya başlandı. Çıkarılan içme suyu; şebeke borusu döşeme çalışmasının ardından 4 kilometre uzaklıktaki Bayram Mahallesi’ne ve 8 kilometre uzaklıktaki Ayaş merkeze ulaştırılıyor.
Bayram Mahallesi’nde açılan kuyunun projelendirme çalışmaları ve bağlantı projeleri tamamlanarak 2023 yılının ikinci yarısında içme suyu ihtiyacının karşılanması amacıyla saniyede 15 litrenin 7,5 litresi Bayram Mahallesi’ne, kalan kısmı ise Ayaş Ilıca Mahallesi’ndeki ana depoya ilave olarak veriliyor. Ilıca Mahallesi’nden ise merkez mahalleler ve Oltan Mahallesi gibi suya ihtiyacı olan mahalleler de içme suyundan yararlanmaya başladı.
Sondaj ve terfi istasyonuna yaklaşık bin 200 metreden 17 adet elektrik direği ile enerji temini yapıldığını söyleyen Ayaş Bayram Mahallesi Muhtarı Cavit Can, şöyle konuştu:
“TEMİZ VE PIRIL PIRIL SUYA KAVUŞTUK”
“Köyümüzde uzun zamandır su sıkıntısı çekiyorduk. Bayram ziyaretinde Mansur Başkan köyümüzü ziyaret etti. Köyde yaşadığımız sıkıntıları kendisine ilettik. Buraya kısa zamanda makineler geldi. Büyükşehir sondajını yaptı ve çalışmayı tamamladı. Yaptıkları çalışmalarda bol miktarda su çıktı. Bir kısmını bizim köye verdiler bir kısmını da Ayaş merkeze verdiler. Suyumuz bollaştı, köyümüz rahat etti. Yaklaşık 200 metre derinliğinde sondaj yapıldı. Kışın 100 hane, yazın 200 hane var köyde. Suyun kalitesi memba kalitesinde, temiz ve pırıl pırıl suya kavuştuk.”
Köy sakinlerinden çiftçi Mustafa Uluışık da şunları söyledi:
“Bayram köyünde 50 senedir yaşıyorum. Hayvancılık ve çiftçilik yapıyorum. 2 sene önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş köyümüze geldi. Muhtarımızın su talebi oldu. Başkan ‘Su kaynağınız varsa ölçtürelim suyunuz varsa işe girelim’ dedi. 10 gün içerisinde ekip geldi suyu tespit ettiler. Arkasından sondaj çalışmalarına başladılar. 4 kilometre şebekeyi döşediler. 6 ay içerisinde suyumuz köye basıldı. Eskiden günde 2 saat suyumuz akardı 10 saat akmazdı şimdi 24 saat suyumuz akmaya başladı hiçbir su sıkıntımız kalmadı. Eskiden tarladan eve gelirken duş bile alamıyorduk. Aynı zamanda yolumuz yenilendi, kanalizasyona ek yapıldı, mazot, tohum, nohut ve gübre gibi tarımsal desteklerde aldık Büyükşehir’den. Bunu bize babamız yapmadı ama sağ olsun Mansur Başkan yaptı.”
SU, SONDAJIN YANINDA BULUNAN TOPLAMALI TERFİ İSTASYONUNA AKTARILIYOR
Ilıca tarafı dahil 6 milyon 243 bin 285 TL ve Ilıca tarafı hariç 4 milyon 701 bin 779 TL toplam maliyeti olan sondajdan çıkan suyun verimli kullanılabilmesi amacıyla grup köy projesi tasarlanarak öncelikle sondajın yanında bulunan toplamalı terfi istasyonuna aktarılıyor. Bu terfi merkezi 2 artı 2 pompa sistemi ile planlanmış 2 pompa aktif halde çalışırken kesintisiz bir hizmet sunabilmek için 2 adet de yedek pompa bulunuyor. Aynı zamanda terfi merkezinin uzaktan kontrolünü sağlayan scada sistemi de tamamlanarak faaliyet gösteriyor.
]]>Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi 11 gündür göçük altında. Maden şirketi faaliyetlerinin köylerin merasında sürdürüyor. Madenin 500 metre ilerisindeki Bahçecik köylüleri mera alanlarının tel örgülerle çevrildiğini hayvancılığın yok olduğunu söylüyor. ANKA’ya konuşan Doğan Yıldırım, “Hayvancılık öldü, otlak yok, alan yok. Tarlalarımız gitti… Benim için siyanür ha olmuş ha olmamış ama gelecekte torunlarımıza kötü bir itibar bırakacağız. Bize diyecekler ki ‘dede ne biçim toprak bıraktın gittin…” derken hayvancılık yapan Çetin Özmen ise, “Hayvanlarımızın en fazla merasının olduğu yer hafriyat döktükleri alandı” dedi.
Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat’ta madende kimyasal madde karışımlı liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Toprak kayması riskiyle çalışmalar durduruldu, 11 gün geçti.
İliç’in geçmişte en önemli geçim kaynaklarından hayvancılık. Bölgeye maden geldikten sonra hayvancılığa göre daha iyi ücretler kazandırdığı gerekçesiyle bölgede cazip bir meslek haline gelmiş durumda. Maden şirketi bugüne kadar tam 4 defa kapasite artışına giderek sahasını genişletti.
7 KÖY MADEN SAHASI İÇİNDE
Maden sahasının her kapasite artışıyla köylerin meraları yok olmaya başladı. Sabırlı köyü, Yakuplu, Ortatepe, Dostal, Doğanköy, Çaltı köyü ve mezrası Yeşilyurt… Çöpler, Bağıştaş ve mezrası Bahçeçik köylerinin meraları maden alanının içerisinde kaldı. Kiminde sondaj çalışmaları devam ederken Çöpler köyü ise tamamen Fırat’ın kenarına taşındı.
Bahçecik köylülerinin mera alanları 6 ay önce maden şirketi tarafından tel örgülerle çevrildi. Maden alanına 500 metre uzaklığındaki Bahçecik köylüleri başından geçenleri ANKA Haber Ajansı’na anlattı.
“TEL ÖRGÜLERLE ÇEVİRDİLER”
Doğan Yıldırım, maden alanın harfiyat yeri olan meralarını göstererek, şunları söyledi:
“Bizim burada tarlalarımız vardı, etrafı da meraydı. 150 dönüm arazimiz vardı burada. Köyümüz de 500 metre aşağıda çevirdiler tel örgüyle, girişleri yasakladılar. Biz tarlalarımız için mahkemeye gittik hiçbir şey çıkmadı. Biz bir defa geldik buaraya tel örgü çekiyorlardı 5-6 kişi geldik kepçeleri durdurduk, bırakmadık. Özel güvenlik geldi, jandarma geldi. Bize ‘sizin yaptığınız uygunsuz’ geçin gidin dediler. Biz de geçtik gittik, bir şey yapamadık.
” TORUNLARIM ‘DEDE NE BİÇİM TOPRAK BIRAKTIN, GİTTİN’ DİYECEK”
Hayvancılık öldü, otlak yok, alan yok. Tarlalarımız gitti. Herkesin tarlası vardı hala mahkeme süreci devam ediyor. Ben bu yaştan sonra bir şey yaptığım yok da gelecek nesiller için çok kötü. Benim için siyanür ha olmuş ha olmamış ama gelecekte torunlarımıza kötü bir itibar bırakacağız. Bize diyecekler ki ‘dede ne biçim toprak bıraktın gittin…’ Bu sözüm bütün çevre köyler için geçerlidir. Alan kalmadı. Buralar hep otlaktı hep delik deşik oldu. 10 kuruş getirdiyse 20 kuruş götürdü. Mahvoldu…”
“SÖZÜMÜZ PARA ETMEDİ, İKTİDAR HEP ARKALARINDA…”
Hayvancılıkla geçimini sağlayan Bağıştaş köyünden 73 yaşındaki Çetin Özmen ise meralarında çalışma başladığında iş makinalarını durdurmaya çalıştıklarını söylüyor. Özmen, “Durdurduktan sonra madendeki yetkili telefon etti. OHAL üstü var ‘makinaları niye durdurdunuz diye bizi tehdit etti. İkinci kez muhtarla gittik yine makinaları durdurduk. Yetkili muhtara, ‘Unutma sen buranın elemanısın’ dedi. Fakat sözümüz para etmedi. İktidar kuvvetli, iktidar hep arkalarında… Bizimki gevezelik oldu” dedi.
“HAYVANLARIMIZIN MERALARINI, OTLAK ALANLARINI BİTİRDİLER”
Özmen, madenden çıkan toz nedeniyle hayvanlarda düşük riskinin arttığını belirterek, ANKA’ya şöyle konuştu:
“Bütün meramızı mahvettiler, hayvanlarımızın otlaklarını bitirdiler. Tozdan, topraktan hayvanlarımız yayılamaz oldu. Otlara elinizi vurduğunuz zaman toz kalkıyor… Hayvancılığı da bitirdiler. Şimdi bir de maden işçilere yüksek para veriyor. Biz de çoban bulamıyoruz, hayvanlarımızı satma aşamasına geldik. Hayvanlarımızın en fazla merasının olduğu yer hafriyat döktükleri alandı. Orayı da bitirdiler, tellediler hayvanlarımız oraya gittiği zaman ‘Bizim sahamıza girmeyin’ diye geri çeviriyorlar. Hayvanların mahsulünü bu yöreye satamıyoruz ‘siyanür var’ diye. Dışarıdan kimse almıyor. Kesime yetiştirdiğimiz hayvanın etini bile almıyorlar…”
]]>Erzincan İliç’te Anagold Madencilik’in işlettiği maden ocağında meydana gelen facianın üzerinden 7 gün geçti. Göçük altındaki 9 işçinin çıkarılması için bekleyiş sürerken; bölgede “siyanür sızıntısı” iddiaları madenin yakınındaki köylüleri tedirgin etmeye devam ediyor. Maden alanına 11 km uzaklıkta hayvancılıkla geçinen Bağıştaş köylüleri, “siyanür tehlikesi” nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakındı. Kemal Yıldırım, “Ben süt satmayla geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor” dedi. Kayacık köyünden Ahmet Temel ise, ” Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz” diye konuştu.
Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat saat 14.28’de madende kimyasal madde karışımlı liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Olayın üzerinden 7 gün geçti. Ailelerin toprak altında kalan yakınlarının çıkarılması için bekleyişi sürüyor.
Maden sahasına 9 km uzaklıktaki Bağıştaş köyü de madenden olumsuz etkilendi. Geçimini hayvancılıkla sağlayan köylüler, “siyanür tehlikesi” nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakınıyor. “Siyanür tehlikesi” iddiasıyla içme suyunu kullanamayan Bahçecik köyü de Bağıştaş köyünün mezrası, iki köy karşı karşıya. Bahçecik ve Bağıştaş köyleri meraları ortak kullanıyor. Maden şirketinin meraları madene açmasının ardından Bağıştaş’taki hayvancılık da etkileniyor.
“BU PATLAMADAN SONRA BENDEN SÜT İSTEYEN YOK”
Bir köylü, “Mera mı kaldı, her yeri çepeçevre sardılar. Dağı taşı gördün. Madenden gelirimiz, torpilimiz yok. Millet parayı düşünüyor. ‘Para gelsin ne olursa olsun’ diyor. Orada 9 kişi yatıyor ne oldu? Para… para…” diye konuşurken Bağıştaş’ın mezrası olan Bahçecik köyünde yaşayan Kemal Yıldırım (60) ise, içme sularındaki siyanür tehlikesine karşı yetkililere ulaştıklarını belirterek, şunları söyledi:
“Şirketin insan kaynaklarıyla konuştum. ‘Bugün sizin depodan tahlil alınacak. Gerekirse İliç Belediyesi ile görüşülüp sizin depoya su pompalayacağız’ dediler. Suyumuzun yöreden geldiğini bize söylediler. Ben geçimimi büyükbaş hayvancılıktan sağlıyorum. Merayı gördünüz, bizim hayvanlarımız orada otluyordu. Gittik çevirdik durdurduk. Jandarma geldi muhtarla beni aldı gitti. Ben de muhtardan sonra birinci azayım burada. Bize dediler ki, ‘Bir daha engellerseniz tutuklarız’ Dava açmadık sadece gittik durdurduk ‘burada çalışma’ yapamazsınız diye. Orada tapulu arazilerimiz var. Kadastro geldikten sonra orayı Çöpler köyünün içine geçirmişler. Özel kadastro getirmişler. Ondan sonra sahayı genişlettiler yani. Ben süt satarak geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor.
“BÜTÜN BU ÇEVRE KÖYLER PEYNİRİNİ, HAYVANINI SATAMAYACAK”
Bağıştaşlı Soner Özmen ise, meralarının maden şirketine “peşkeş” çekildiğini belirterek ANKA’ya şunları söyledi:
“Bizim merayı peşkeş çekip Çöpler köyüne verdiler. Biz avukat tuttuk, davacı olduk ama kaybettik. Tapulu arazilerimiz var. Kadastro getirmişler kendi kendine onaylamışlar. Maden sahası dediler, Çöplerin yeri dediler elimizden aldılar. Bütün bu çevre köyler hayvancılık yapanlar, şu anda öyle bir şey ki bundan sonraki dönemlerde kimse peynirini, koyununu satamayacak. Hep diyorlar ki, ‘Maden sahasında otluyor, zehirleneceğiz. Maden sahasında otluyor peynirini satamayacağız.’ Millete büyük bir sıkıntı var şu anda.”
“BİR BALİK TUTUP DA YİYEMİYORUZ, GEÇENLERDE BİNLERCE BALIK ÖLDÜ”
87 yaşındaki Ahmet Temel ise, Kayacık köyünde yaşıyor. Temel köylerinin Fırat’a 50 metre mesafede olduğunu belirterek, geçtiğimiz günlerde nehirde toplu balık ölümleri olduğunu söyledi. Temel, “Önceden bizde meyve de ceviz de olurdu. Bitkilerin bile menfaatini alamıyoruz. Madenden sonra biz mağdur duruma düştük. Zararı çok. Bir balık tutup da yiyemiyoruz. Neden? Tehlikeli diye. Korkuyoruz. Bu nedir nereye kadar gidecek bu iş. Tedbir de almıyorlar asla. Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Doğru dürüst suyumuzu içemiyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz. 50 sene gurbette kaldım buraya geldim huzurum kaçtı” dedi.
]]>
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından “Çalışan ve Üreten Gençler Programı” kapsamında finanse edilen ve Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı desteğiyle Ortahisar Belediyesince yürütülen proje kapsamında, Geçit Mahallesi’ndeki 11 bin 500 metrekarelik alana “En Mutlu Köy” kuruldu.
Özel gereksinimli bireylerin hem doğanın içinde köy hayatını deneyimleyebilmesi hem de günlerini keyifli uğraşılarla geçirmesi hedeflenen proje çerçevesinde seralar, üretim atölyeleri, kümes ve kafe yaptırılan “En Mutlu Köy”, 26 Ekim 2023’te faaliyete geçti.
Proje kapsamında istihdam edilen 20 özel gereksinimli birey, seralarda sebze, fide ve süs bitkisi yetiştiriciliğini, kümeste yumurta tavukçuluğunu, atölyelerde dokuma, pasta yapımı, tekstil ile ahşap işlemeciliğini öğreniyor.
Ortahisar Belediyesine ait servislerle geldikleri köyde el becerilerine göre branşlara ayrılan özel bireyler, mesai bitimine kadar ziraat mühendisleri ve usta öğreticiler eşliğinde çalışıyor.
Ortahisar Belediyesi Tarımsal Hizmetler Müdürü Sıddık Yılmaz, AA muhabirine, ilk olarak çeri domates ürettikleri köydeki 4 serada şu anda marul çeşitleri yetiştirdiklerini söyledi.
Süs bitkisi, sebze fidesi ve istiridye mantarı da yetiştirmeyi planladıklarını belirten Yılmaz, “Tavuk kümesimiz ve üretim atölyelerimiz var. Burası çok fonksiyonlu ama ilerleyen aşamalarda daha da çeşitlendirmeyi planlıyoruz. Özel gereksinimli bireylerin burada engelsiz bireyler gibi çalışabileceğini göstermek açısından önemli bir proje.” dedi.
“Projede doğa ve üretim faktörü öne çıkıyor”
Yılmaz, proje kapsamında istihdam sağladıkları özel gereksinimli bireylere sosyal ve psikolojik anlamda destek de verdiklerine dikkati çekerek, “Projede doğa ve üretim faktörü öne çıkıyor. Çalışanlarımız hem doğal ortamda çalışıyor hem de para kazanıyor. Domates ve marul üretim ve hasat dönemleri onların rehabilitasyonuna katkı sağlıyor. Çalışanlarımız gerçekten mutlu, onların iyi olmalarına ne oranda katkı sunduğumuz çok önemli.” diye konuştu.
Projenin akademik çalışmalara da örnek olabileceğine işaret eden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“En mutlu insanların En Mutlu Köy’de daha da mutlu olmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Ziraat mühendisleri, sera görevlimiz, usta öğreticilerimiz, özel eğitim hocalarımız, güvenliğimiz olmak üzere toplamda 35 personelin 20’si, otizmli, zihinsel, görme ve işitme engelli özel gereksinimli bireylerden oluşuyor. Özel gereksinimli bireyler saat 08.00’de belediye önünde toplanıp 09.00’da işbaşı yapıyor. Görev tanımı yaptıklarımızın bir kısmı tarımsal üretimle ilgileniyor, kümeste günlük kontroller, yemleme, yumurta toplama gibi işlemler yapılıyor.”
Sıddık Yılmaz, üretim atölyelerinde ise günlük eğitim gördüklerini kaydederek, ilerleyen zamanlarda oluşturulacak satış reyonlarında ürünlerin alıcıyla buluşturulacağını sözlerine ekledi.
Çalışmaktan mutlular
Yöresel dokuma tezgahında çalışan 20 yaşındaki Rafet Kalfa, çalışmayı çok sevdiğini söyledi.
Sera ve kümeste çalışan 27 yaşındaki Yusuf Yavuz ise kıvırcık, düz ve yağlı marul yetiştirerek bakımlarını yaptığını, çalışmaktan mutlu olduğunu dile getirdi.
Ahşap atölyesinde görevli 29 yaşındaki Alperen Ergin de “Bizim arkadaş grubuyla çalışıyoruz. 4 öğrenci, 1 öğretmen var. Güzel vakit geçiriyoruz, çalışmak güzel ve zevkli bir şey, hepimiz mutluyuz.” dedi.
]]>Bayburt’a 42 kilometre uzaklıkta bulunan Başçımağıl köyü sakinleri asırlık gelenek için toplandı. Dondurucu soğuğa aldırış etmeyen köy sakinleri, yöresel lezzet için bir araya gelerek keyifli vakit geçirdi. Yıllardır tel helvası için köyde organizasyon yapan köy sakinlerinden Tunay Mutlu, geleneği unutturmamak için elinden geleni yapıyor. Mutlu, yöresel lezzetin tescillenmesi için de yetkililere seslendi.
Un, yağ, şeker ve limon suyundan elde edilen tel helvası yapımında ilk önce su ve şeker saatlerce soba üzerinde kaynatılıyor. Daha sonra limon suyu kaynayan şekere katılıyor, kıvam alması sağlanıyor. İşin inceliği ise burada başlıyor. İyice yağlanan tepsinin üzerine dökülen şeker, kar üzerinde soğutulup, çıkarılarak elde bir güzel yoğuruluyor, top haline getiriliyor. Top halindeki şeker ardından sini üzerine alınarak, kavrulmuş un üzerinde köy sakinleri tarafından dört bir elden çekiliyor. Bu aşamada hep bir ağızdan türküler söyleyen köy sakinleri ise günün yorgunluğunu bu şekilde atıyor.
Tel helvasının yöresel lezzet olarak tescillenmesi için çağrıda bulunan Tunay Mutlu, “Bugün öğlenden bu yana köyümüzde büyük emekle komşularımızın, büyüklerimizin destekleriyle ortaya sanat eseri çıkardık. Yöresel tel helvamız, soğuk kış akşamlarımızın vazgeçilmez bir lezzetidir. Toplulukla yapıldığında daha güzel oluyor. Büyüklerimizden bir ricam olacak, bu yöresel lezzetimizin yöresel ürün olarak tescillenmesi istiyorum. Hepsini elimizden alıyorlar, geriye kala kala bir tel helvamız kaldı” dedi.
Köy muhtarı Selami Kaban, keyifli vakit geçirdiklerini söyleyerek, “Burada bir toplantı yaptık, ortalama 20 kişi varız. Kış günü bu insanlar bir araya geldiler, çok güzel oldu. Sobamız yanıyor, patatesimiz fırında pişiyor, helvamızı çektik. Bu helvayı çekmek basit bir iş değil ama Başçımağıl köyü için basit” ifadelerini kullandı.
Kışın köy odalarında toplanarak, tel helvası çekme geleneğini yaşattıklarını belirten köy sakinlerinden Selami Alak, “Kışın köy odalarında toplanıyoruz, tel helvası çekiyoruz. Yemesi bana, yapması komşulara ait. Yemeyi çok iyi yapıyorum. Kışın arkadaşlarla birlikte tel helvası çekiyoruz, patates közlüyoruz, börek yapıyoruz. Kışı güzel sohbetle, muhabbetle bir şekilde geçiriyoruz” diyerek konuştu.
Soğuk kış günlerinde tel helvası çekmenin Başçımağıl köyünde adet olduğunu söyleyen bir diğer köy sakini Fikri Telli ise, “Köyümüzde adettir, her kış tel helvası çekeriz. Kış gecelerimizin vazgeçilmez eğlencesidir. Gece yarılarına kadar otururuz. Önce namazımızı kılarız, Kur’an okuruz sonrasında da bu işlerimize bakarız. Oturur helvamızı yapar, saygı sevgi çerçevesinde sohbetimizi ederiz” sözlerini kullandı. – BAYBURT
]]>BAYBURT – Bayburt’a özgü, soğuk kış günlerinin vazgeçilmez lezzeti olan tel helvası için vatandaşlar havaların soğumasını, karın yağmasını dört gözle bekliyor. Yöresel lezzet için kar, kış, boran demeden bir araya gelen köy sakinleri; türküler ve maniler eşliğinde asırlık gelenek olan tel helvası çekimini yapıyor. Eksi 25 dereceyi bulan havada, bin bir zahmetle saatlerce yapılan tel helvası dakikalar içinde tüketiliyor.
Bayburt’a 42 kilometre uzaklıkta bulunan Başçımağıl köyü sakinleri asırlık gelenek için toplandı. Dondurucu soğuğa aldırış etmeyen köy sakinleri, yöresel lezzet için bir araya gelerek keyifli vakit geçirdi. Yıllardır tel helvası için köyde organizasyon yapan köy sakinlerinden Tunay Mutlu, geleneği unutturmamak için elinden geleni yapıyor. Mutlu, yöresel lezzetin tescillenmesi için de yetkililere seslendi.
Un, yağ, şeker ve limon suyundan elde edilen tel helvası yapımında ilk önce su ve şeker saatlerce soba üzerinde kaynatılıyor. Daha sonra limon suyu kaynayan şekere katılıyor, kıvam alması sağlanıyor. İşin inceliği ise burada başlıyor. İyice yağlanan tepsinin üzerine dökülen şeker, kar üzerinde soğutulup, çıkarılarak elde bir güzel yoğuruluyor, top haline getiriliyor. Top halindeki şeker ardından sini üzerine alınarak, kavrulmuş un üzerinde köy sakinleri tarafından dört bir elden çekiliyor. Bu aşamada hep bir ağızdan türküler söyleyen köy sakinleri ise günün yorgunluğunu bu şekilde atıyor.
Tel helvasının yöresel lezzet olarak tescillenmesi için çağrıda bulunan Tunay Mutlu, “Bugün öğlenden bu yana köyümüzde büyük emekle komşularımızın, büyüklerimizin destekleriyle ortaya sanat eseri çıkardık. Yöresel tel helvamız, soğuk kış akşamlarımızın vazgeçilmez bir lezzetidir. Toplulukla yapıldığında daha güzel oluyor. Büyüklerimizden bir ricam olacak, bu yöresel lezzetimizin yöresel ürün olarak tescillenmesi istiyorum. Hepsini elimizden alıyorlar, geriye kala kala bir tel helvamız kaldı” dedi.
Köy muhtarı Selami Kaban, keyifli vakit geçirdiklerini söyleyerek, “Burada bir toplantı yaptık, ortalama 20 kişi varız. Kış günü bu insanlar bir araya geldiler, çok güzel oldu. Sobamız yanıyor, patatesimiz fırında pişiyor, helvamızı çektik. Bu helvayı çekmek basit bir iş değil ama Başçımağıl köyü için basit” ifadelerini kullandı.
Kışın köy odalarında toplanarak, tel helvası çekme geleneğini yaşattıklarını belirten köy sakinlerinden Selami Alak, “Kışın köy odalarında toplanıyoruz, tel helvası çekiyoruz. Yemesi bana, yapması komşulara ait. Yemeyi çok iyi yapıyorum. Kışın arkadaşlarla birlikte tel helvası çekiyoruz, patates közlüyoruz, börek yapıyoruz. Kışı güzel sohbetle, muhabbetle bir şekilde geçiriyoruz” diyerek konuştu.
Soğuk kış günlerinde tel helvası çekmenin Başçımağıl köyünde adet olduğunu söyleyen bir diğer köy sakini Fikri Telli ise, “Köyümüzde adettir, her kış tel helvası çekeriz. Kış gecelerimizin vazgeçilmez eğlencesidir. Gece yarılarına kadar otururuz. Önce namazımızı kılarız, Kur’an okuruz sonrasında da bu işlerimize bakarız. Oturur helvamızı yapar, saygı sevgi çerçevesinde sohbetimizi ederiz” sözlerini kullandı.
]]>