Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde ikinci gününde devam eden forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı (UCLG) Genel Sekreteri Emilia Saiz üstlendi.
Panelde konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı ve UCLG Başkanı Uğur İbrahim Altay, ADF’nin Türkiye’nin yükselen marka değerlerinden olduğunu belirterek, “Diplomasinin yerelleşmesi çok önemli ve kıymetli. Bu yüzden UCLG ve Konya Büyükşehir Belediyesi olarak burada bulunmaktan mutluluk duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yerel yöneticilerin söz sahibi olmasının, yerel gündemin küresele taşınması açısından önem taşıdığını vurgulayan Altay, yerel yönetim konusunun, ilerleyen yıllarda forumun önemli bir parçası olması gerektiğini belirtti.
Türkiye’de 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremleri hatırlatan Altay, “dirençli şehirler oluşturmanın” yerel yöneticilerin en önemli gündemi olması gerektiğini kaydederek, “Bu şehirlerde yaşayan insanların bütün sorumluluğunu biz taşıyoruz. Bu yüzden her türlü afete karşı öncelikle şehirlerimizi dirençli hale getirmeliyiz.” dedi.
Dirençli şehirler konusunun, afet öncesi ve afet sonrası olarak iki bağlamda ele alınması gerektiğine dikkati çeken Altay, “Afet öncesi yapılması gerekenler, her şehrin kendine göre risk haritalarını oluşturarak, en sorunlu alanlardan başlayarak çözümler üretmemiz gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Şehirlerin afetlere hazır olması için ulaşılması gereken şeyin finans kaynağı olduğunu söyleyen Altay, “Hepimizin yapması gereken şey, şehirlerin bu finansa ulaşmasını kolaylaştıracak çözümler ve yollar bulmak.” değerlendirmesinde bulundu.
Afet sırasında dünyada yaşanan dayanışmanın önemine değinen Altay, “Türkiye’de yaşanan depremde dünyanın birçok ülkesinden ve birçok şehirden arama kurtarma başta olmak üzere çok sayıda yardım aldık. Bir problem yaşadığınızda dostlarınızı yanınızda hissetmek çok önemli.” ifadelerini kullandı.
Yerel yöneticilerin dünyada oluşan krizlerin karar vericileri olmadığına ancak bu durumların sonuçlarının şehirlerde yaşayan insanları doğrudan etkilediğine dikkati çeken Altay, “İklim değişikliğinden sonra bazı ada şehirlerin tamamen yok olması gündemde ancak o şehirlerde yaşayan insanların iklim değişikliğine neredeyse hiçbir etkileri yok. Ancak bunun sonucundan acımasız bir şekilde zarar görüyorlar.” değerlendirmesini yaptı.
Altay, bu nedenle yerel yönetimlerin diplomaside yer almasının çok önemli olduğunu söyledi.
Johannesburg Büyükşehir Belediye Başkanı Kabelo Gwamanda ise kardeş belediyeciliğin, başka kentlerle kardeşlik ilişkisi kurma ve dayanışmayı gösterme yoluyla Johannesburg tarafından teşvik edildiğini söyledi.
Gwamanda, “Her ne kadar dış ilişkiler ulusal hükümetin yetkisinde de olsa, yerel yönetimlerin, farklı ülkelerden gelen yerel halkın bir koruyucusu olarak, ortaya çıkabilecek herhangi bir trajedi durumunda, bu kişilerin ülkeleriyle sağlıklı bir iletişim hattına sahip olması çok önemlidir.” dedi.
Bu bağlamda farklı şehirlerle “kardeşlik” ilişkisi kurulmasının Johannesburg için çok önemli olduğunu vurgulayan Gwamanda, bu doğrultuda çabalarının olduğunu belirtti.
“Medeni bir şekilde direnmeye devam ediyoruz”
Filistin’de adalet için hayatını kaybedenler anısına konuşmasına 10 saniyelik sessizlikle başlayan Ramallah Belediye Başkanı Issa Kassis de “Ramallah, bir belediye ve UCLG’nin bir parçası olarak tüm zorlukları aşmayı ve Filistinlilerin neler yapabileceğini dünyaya göstermeyi başarıyor.” ifadelerini kullandı.
Kassis, “Medeni bir şekilde direnmeye devam ediyoruz. Adalet, umut ve barışa inanıyoruz. Yerel yönetim olarak yapmaya çalıştığımız şey bu.” dedi.
Yaklaşık 40 “kardeş şehirle” her kıtada varlık gösterdiklerinin altını çizen Kassis, Türkiye’de olmaktan onur duyduklarını belirtti.
Söz konusu ilişkinin belediyeler arasında değil toplumlar arasında olduğuna işaret eden Kassis, şu ifadeleri kullandı:
“İnsanlarla ilişki kuruyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde bize karşı oy kullanan ülkelere karşı, vatandaşların Johannesburg, Barselona, Londra, Washington ve Paris’te sokağa çıkarak ‘Özgür Filistin’ sloganları attıklarını ve adaletsizliğe direnen Amerikalı pilotu gördünüz.”
“Diplomasi kriz zamanlarında kesinlikle kilit öneme sahip”
Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi (CEMR) Genel Sekreteri Fabrizio Rossi, Antalya’nın Avrupa için tanıdık bir şehir olduğundan bahsederek, ADF ile birlikte her sene daha da önemli hale geldiğini belirtti.
Global krizlerin etkilerinin yerel olduğunu söyleyen Rossi, “Etki yerel olduğunda, hiç kimse krizin etkilerini, sonuçlarını ve bölge halkının ihtiyaçlarını belediye başkanından daha iyi bilemez. Bu nedenle belediye başkanlarının krizin ele alınmasında kilit bir rol oynaması gerektiğine inanıyoruz.” dedi.
CEMR olarak ülkelere verdikleri desteklere değinen Rossi, Ukrayna’daki savaşın başlamasından yaklaşık bir hafta sonra belediyelere destek vermeye başladıklarının altını çizerek, “Başlangıçta gıda dahil çok temel ihtiyaçlar sağlandı ve daha sonra bölgedeki ihtiyaçlar büyüdükçe yardımlar da gelişti.” diye konuştu.
Kısa zamanda böyle bir yardımın yapılabilmesinin sebebinin kriz öncesi kurulan bağlar olduğuna dikkati çeken Rossi, “İnsanların, sınırların ötesinde köprüler kurmak için eşsiz bir kapasitesi var. Bu nedenle diplomasi kriz zamanlarında kesinlikle kilit öneme sahip.” dedi.
“Ülkelerin kalkınması ülkede yaşayan kişilere bağlı”
Güney Afrika Eyalet Yerel Yönetimler Derneği (Salga) Başkanı Bheke Stofile ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılış konuşmasındaki sözlerini hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Dün Türkiye Cumhurbaşkanı çok derin bir açıklama yaptı. Umarım toplantıya katılanların çoğu bu açıklamayı anlamıştır. Türkiye Cumhurbaşkanı, dostluk, ilişki, işbirliği ve yardımlaşma niyetiyle elinizi açmanın önemli olduğunu söyledi ve ardından da dünyada insanların işbirliği yapmadan yaşamasının mümkün olmadığını ifade etti. Bu açıklama, Güney Afrika’daki siyasi sistemimizi tam olarak ifade ediyor.”
Ülkelerin kalkınması ve gelişmesinin o ülkede yaşayan kişilere bağlı olduğunu dile getiren Stofile, “İşte bu nedenle liderler olarak bize hangi fırsat verilirse verilsin, ilk olarak onlara, insanlara saygı duymalı ve nihai hedeflerine ulaşmak için onlarla birlikte çalışmalıyız.” ifadelerini kullandı.
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı’nı değerlendirdi.Taşcıer, “Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur. Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır” dedi.
Gamze Taşcıer, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan ve beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılacak sabit euro kurunun 2024 yılı içerisinde artırılmayacağına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Taşcıer, şu görüşleri dile getirdi:
“İKTİDAR VATANDAŞIN DERDİYLE DERTLENMEDİĞİ VE UMURSAMADIĞI İÇİN DUYMAK İSTEMİYOR”
“Resmi Gazete’de yayımlanan kararla birlikte ilaçlar için belirlenen euro kurunda 2024 yılı boyunca bir güncellemeye gidilmeyeceği ilan edilmiş oldu. İktidarın ülkemizi içerisine sürüklediği ekonomik kriz ve Türk lirasının aralıksız değer kaybı nedeniyle sabit kur belirlemesi Aralık ayında gerçekleştirilmişti ve bir euro değeri yüzde 25 artırılarak 17.54 lira olarak belirlenmişti. Bugün bir euro 33,64 lirayken belirlenen sabit kur bunun ancak yüzde 52’sine denk geliyor. Halbuki daha Aralık ayında belirlendiğinde bu oran yüzde 55’ti. 2024 yılı boyunca hiç artırmayacağız diye karar açıklamak demek, enflasyonun dolu dizgin arttığı, Türk lirasındaki değer kaybının durmadığı bir ortamda yıl içerisinde bu oranın çok daha düşmesi anlamına geliyor. Bu oranın aşırı düzeyde farklılaşmasındaki sorunu ise yıllardır anlatıyoruz ancak iktidar vatandaşın derdiyle dertlenmediği ve umursamadığı için duymak istemiyor.
“BUGÜNLERİ BİLE ARAYACAK HALE GELECEĞİMİZİ GÖRMÜŞ OLUYORUZ”
Belirlenen sabit kur ile güncel kurun arasındaki makasın aşırı derecede büyümesi, ilaç firmalarının son derece hayati ilaçları Türkiye’ye göndermemesine neden oluyor. Yıllardır belli dönemlerde doruğa ulaşan ama hiç bitmeyen ilaç bulamama krizinin sebebi işte budur.
Seçimden sonra maalesef bu iktidarın olağanüstü boyutlarda bir yoksullaşma yaratacağını, israf düzenini bitirmek yerine vatandaşın zaten sıkılı kemerini daha da sıkacağını, enflasyonun düşmeyip artışına devam edeceğini söylüyorduk. İktidarın bu kararıyla birlikte, ilaç ve dolayısıyla da halk sağlığı anlamında da derin bir krize doğru ilerlediğimizi, bugünleri bile arayacak hale geleceğimizi görmüş oluyoruz.
“PİYASADA İLAÇ BULUNAMIYOR. BUNUN SEBEBİ İKTİDARIN KENDİSİ”
Bugün ellerinde reçete eczane eczane gezerek ilaçlarını bulmaya çalışan vatandaşlarımız, üzülerek ifade ediyorum bu ilaçlara hiç ulaşamaz hale gelecek. Bunun sorumlusu elbette eczacılar değil, ekonomiyi bu hale getiren, akıl ve bilim dışı politikalarla bile isteye kriz yaratan iktidardır.
Daha geçtiğimiz gün Meclis’ten geçirdikleri kanunla, ilaçlar için ruhsatlandırma sürecini ‘hızlandırma’ adı altında vatandaşı denek olarak kullanacaklarını ilan ettiler. Bundan böyle ilaçlar piyasaya çıkmadan önce değil, çıktıktan sonra gerekli incelemelere tabi tutulacak. Bu süreçte olası sağlık riskleri olması ihtimali ise göz ardı ediliyor. Yani vatandaşın sağlığı ikinci plana atılıyor. Sonuç olarak, ortada yaratılan bir kriz hali var. Piyasada ilaç bulunamıyor. Bunun sebebi iktidarın ta kendisi. Yarattıkları soruna çare için getirdikleri düzenleme ise başka bir krize yol açacak. Dolayısıyla bir kriz döngüsünün içerisinde ülkece kalmış durumdayız. Her attıkları adımla sorunları daha da büyüten bu aklın yönetimi sürdükçe gerçek çözümlere ulaşmak da mümkün değil. Bu iktidarın değişimi hem vatandaşın cebi için, hem de halk sağlığı için bir zorunluluktur.”
]]>TBMM Genel Kurulu’mda 2024 bütçe görüşmeleri devam ediyor. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, şehitlere Allah’tan rahmet ve millete başsağlığı dileyerek başladığı konuşmasında. hükümetin bütçe müzakerelerinde mali ve iktisadi kıyaslamaları yaparken 2002 yılı verilerini baz aldıklarını belirterek, “2002 yılı öncesinde 28 Şubat darbesi, 1999’da başlayan 2001’e kadar süren 1 tanesi ulusal 1 tanesi de küresel 2 tane ekonomik kriz, bununla beraber Anayasa kitapçıklarının fırlatılması, devalüasyonun gerçekleşmesi ve çok büyük bir felaket olarak Marmara depreminin yaşanmış olduğunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir dönemle, böyle bir kriz dönemiyle bugüne ait verileri kıyaslamanız halinde başarılı görünmeniz son derece doğaldır. Örneğin Sayın Cevdet Yılmaz tarafından 11 Aralıkta bu kürsüden yüzde 50,4 olarak açıklanan Avrupa Birliği tanımlı borç yükü yani kamunun brüt borç yükü yüzde 50,4 olarak açıklanmıştı. Bunu 2002 yılının kriz ortamındaki yüzde 71,5’la kıyaslarsanız başarılı görünürsünüz ancak bu oranın 1992-2000 yılları arasında yüzde 33,7 ila yüzde 53,5 arasında olduğunu dikkate almak gerekir. Bu veriler 90’lı yıllardaki kısa süreli koalisyon hükümetlerinin kamu brüt borç stoku bakımından şu andaki hükümetten daha başarılı olduğunu göstermektedir. 53’üncü hükümet döneminde yüzde 44,1 olan kamu brüt borç stoku, 54’üncü hükümet döneminde uygulanan icraatlar ve atılan temeller sayesinde iki senede 3,5 puan birden düşerek yüzde 40,6’ya gerilemiştir. Yani bugünkü kamu borç yükü oranının 10 puan altındadır. Yine milli görüşün ekonomi modelinin uygulandığı 54’üncü hükümette işsizlik oranı yüzde 6,8’di; şu anda ise işsizlik oranı yüzde 8’5’tir. Oysa kendinizi kriz dönemi olan 2002 yılındaki yüzde 10,5’lik işsizlikle kıyaslarsanız başarılı görünmeniz gayet normaldir. Ayrıca, bugün yüzde 5,9 olan büyüme, 1996 yılında yüzde 7, 1997 yılında yüzde 7,5 seviyesindedir yani büyüme bakımından da mevcut hükümet 54’üncü hükümetin gerisindedir. Yine, kişi başı milli gelirin 54’üncü hükümetin icraatları sayesinde 1996-1998 yılları arasında iki senede yüzde 52 oranında artış gösterdiğini de hatırlamamız gereklidir. Cari dengenin o dönemde yüzde eksi 1 olduğunu ve şu anda cari dengenin yüzde eksi 5 seviyesinde olduğunu da hatırlamamız gereklidir” ifadelerini kullandı.
Erbakan şöyle konuştu:
“Kıymetli milletvekillerimizin ve aziz milletimizin bildiği üzere 54’üncü hükümet dönemi refahın tabana yayıldığı bir bolluk ve bereket dönemi, dar gelirlinin alım gücünün, refah seviyesinin arttığı bir dönem olmuştur. 54’üncü hükümet 11 ay gibi kısa bir sürede dar gelirlinin alım gücünün artırılması noktasında dünya şampiyonu olmuştur. Aradan geçen 26 sene ve 13 hükümete rağmen, hiçbir hükümet 54’üncü hükümetin ekonomi alanındaki başarılarını gösterememiştir. Buradan sesleniyorum: Gerçekçi bir kıyaslama yapılmak isteniyorsa 54’üncü hükümetin 11 ayda ortaya koyduğu başarılı ekonomi icraatlarıyla kıyaslama yapılmalıdır, 2002 yılının kriz verileriyle yapılan kıyaslamaların yanıltıcı olacağı ortadadır. Buradan dostane bir şekilde çağrımızı yineliyoruz: Bu borçlanma politikası bizleri darboğaza sürüklemektedir. 2024 yılında 2,65 trilyon lira net borçlanma ve 1,25 trilyon lirayla en büyük harcama kaleminin faiz ödemeleri olduğunu görüyoruz. 20 senede 500 milyar doların üzerinde faiz ödedik ve önümüzdeki 3 senede 125 milyar dolar daha faiz ödeyeceğiz. Sürekli borçlanarak, bu borcun faizini zamlarla ve vergilerle millete, esnafa ve üreticiye yükleyerek bir yere varamayız. İktisadi kalkınma olmadan, reel üretim artırılmadan, katma değerli üretimin payı artırılmadan, 110 milyar dolarlık dış ticaret açığından kurtulmadan, başta mesleki ve teknik eğitim olmak üzere milli eğitimde ve üniversitede köklü değişimleri ortaya koymadan, AR-GE ve inovasyonu geliştirmeden, hukukun üstünlüğü ilkesi piyasalara hissettirilmeden ekonominin düze çıkması mümkün değildir. Bu amaçla hükümeti borçlanmadan denk bütçe yapmaya davet ediyorum.” – ANKARA
]]>