İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile Teknik Elemanlar Derneği (TEKDER) İstanbul Şubesi işbirliğinde düzenlenen “Mühendis Erbakan” konferansı üniversitenin Gümüşsuyu Kampüsü’nde yapıldı.
Program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.
İTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu, yaptığı konuşmada, üniversitenin 100 yılı geride bırakan Cumhuriyet’in bugünlere gelmesinde büyük bir pay sahibi olduğunu söyledi.
Üniversitenin 2,5 asırlık süreçte oluşturduğu ve bugün ‘İTÜ ekolü’ diye anılan nitelikli eğitimi sayesinde birçok mühendis ve mimar yetiştirdiğini belirten Koyuncu, “Bu okuldan mezun olan mühendis ve mimarlar, ürettikleri ve dahil oldukları projelerle Türkiye’nin kalkınmasında önemli rol oynadı. Ayrıca İTÜ mezunları çok iyi bir mühendis ve mimar olmasının yanında aynı zamanda iyi bir bürokrat, bilim insanı, akademisyen, girişimci, iş insanı ve sanatçıdır da. 2,5 asırlık yolculuğumuzda Anadolu’nun farklı farklı şehirlerinden gelen öğrenciler bu mekanda yetişti ve mezun oldu. Emek ve çabalarıyla İstanbul Teknik Üniversitesini bugünlere taşıyan akademisyenlerimiz, bilim insanlarımız ve öğrencilerimiz memlekete, bilime ve insanlığa eşsiz katkıda bulunmuşlardır.” diye konuştu.
Türkiye’nin mühendislik, mimarlık, bilim, sanat ve siyaset tarihine damgasını vuran birçok ismin İTÜ ailesinin birer ferdi olarak kendilerine ilham kaynağı olmaya devam ettiğini aktaran Koyuncu, “İstanbul Teknik Üniversitesinde eğitim gören ve eğitim veren bu ilham verici isimlerden bir de kuşkusuz bugün kendisini andığımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mızdır. Daha çok yaşadığı dönemin politik ikliminde üstlendiği başbakanlık ve başbakan yardımcılığı gibi görevlerle geniş kitlelerce tanınsa da aslında Necmettin Erbakan Hoca’mız aynı zamanda çok değerli bir bilim insanı ve öncü bir mühendistir.” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Erbakan’ın akademik hayatına dikkati çeken Koyuncu, sözlerine şöyle devam etti:
“Bütün akademi serüveni boyunca yerli ve milli motor üretimi Erbakan Hoca’mızın uğrunda çabaladığı ve sayısız emek verdiği büyük bir hayaliydi. Onun planladığı bu hamleyi gerçekleştirme konusundaki istikrarlı tavrı ve hedef odaklı düşünme, tasarıyı sonuca ulaştırma meziyetleri bu hayalini gerçekleştirmesine zemin hazırlamıştır. 1953-1955 yılları arasında motorlar enstitümüz bünyesinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mız ve ekibi, Türkiye’nin ilk dizel motorunu üretmişlerdir. Mühendislik tarihimizde yerini alan ve AR-GE faaliyetlerinde büyük rol üstlenen bu kıymetli motor prototipi bugün kurumsal hafızamızın bir diğer sembol objeleriyle birlikte İstanbul Teknik Üniversitesindeki rektörlük binamızdaki müzemizde sergilenmiştir.”
Koyuncu, Erbakan’ın öncülüğünde ilk dizel motor prototipinden devrim otomobiline uzanan süreci aktararak, “Hocamızın bu başarı hikayesi mühendislikte azim, istikrar ve ısrarın önemini ortaya koymaktadır. Aynı şekilde ilk yerli motor üretiminden ilk yerli otomobil üretimine giden süreçteki teknik atılımlar arasındaki birikim devamlılığını bizlere göstermektedir.” açıklamasında bulundu.
“Bir döneme damgasını vurmuş Erbakan Hoca’mızı anlamak üzere buradayız”
TEKDER İstanbul Şubesi Başkanı Selim Kaya, mühendisliğin dünyayı imar etmedeki teknik bilgiye sahip olmak olduğunu belirterek, “Her imar faaliyetinin altında büyük matematiksel hesaplar, yoğun bilimsel çalışmalar ve tecrübenin getirmiş olduğu büyük bir ufuk var. Teknik elemanlık ve mühendislik insanlığın hizmeti için çalışan en önemli meslek dallarının başında gelmektedir.” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın mühendis yönüne dikkati çeken Kaya, “Şimdi burada kendi üniversitesinde, kendi isminin verildiği yerleşkede, kendi fakültesinde fikirleriyle bir döneme damgasını vurmuş, yüz binlerce genci inşa etmiş, son nefesine kadar idealleri için koşmuş, mücadele etmiş ve bedel ödemiş bir bilim adamını, bir akademisyenin her şeyden öte son asrın, en dirayetli devlet adamlarından birisi olan rahmetli Erbakan Hoca’mızı anmak ve anlamak üzere buradayız.” diye konuştu.
Kaya, Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın öne çıkan her yönünün ayrı bir çalışma konusu olduğunu dile getirerek, programda onun aslında çok da konuşulmayan, göz ardı edilen mühendis yani teknik eleman yönüyle ele alacaklarını kaydetti.
]]>Edirne Meriç Nehri üzerinde yapılan “Arşimet Burgu Türbinli Hidroelektrik Santrali”nde yaşanan beton çökmeden dolayı büyük kamu zararı yaşandı. Edirne’de şehir merkezinden geçen Meriç Nehri üzerinde elektrik üretmek için yapılan santralde yaşanan çökmeden dolayı milyon liralık beton, demir, lastik savak ve aylarca yapılan işçilik masrafları da çöp oldu.
İddiaya göre, 625 beton mikserinin doldurduğu ve yaklaşık 70 bin 500 metreküp olan beton inşaat zemini çöktü. 12 milyon Türk lirası değerinde ve 625 beton mikser kamyonlarıyla taşınan lastik savak tablesinin çökmesi nedeniyle yaşanan büyük hasar onarılmaya çalışılıyor. İşlerine son verilen mühendislerin yerine Çevre Koruma Vakfı personeli ile yapılacak Meriç Nehri zeminine Fore Kazık Sistemi ile sıkılaştırma çalışmaları ile hasar onarılmaya çalışılıyor.
Lastik Savaklı Arşimet Burgulu Hidroelektrik Santrali tesisinde test için su tutulurken ve elektrik üretimi çalışmaları başlatılırken çökmenin yaşandığı öğrenildi.
Ayrıca, ilk inşaat aşamasında ihaleyi alan firmanın yaptığı projenin yarıda kalan kısmını bıraktığı ve işin devamının Edirne Valiliği bünyesinde Çevre Koruma Vakfı imkanlarıyla sürdürüldüğü biliniyor.
Yanlış proje iddiası
Konuyla ilgili açıklama yapan Devlet Su İşleri (DSİ) Emekli Bölge Müdür Yardımcısı, Yüksek Mühendis Hüseyin Erkin, projenin konuşlanmış yeri Meriç Nehri hidroliği yönünden ve bölgenin kendi jeolojik yapısı açısı itibariyle yanlış olduğunu belirtti.
Trakya Üniversitesi Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ ise Lastik Savaklı Arşimet Burgulu Hidroelektrik Santrali’nin akarsu üzerindeki dinamiklere uygun olmadığını dile getrdi.
“Bu Edirne için bir kabus durumunda”
27 yıl boyunca DSİ’de bölge müdür yardımcılığı yapan Yüksek Mühendis Hüseyin Erkin, “Bu bir yıl içinde bitirilebilecek bir projeyi. Projenin şu an konuşlanmış yeri Meriç Nehri hidroliği yönünden ve bölgenin kendi jeolojik yapısı açısı itibariyle çok büyük bir yanlışlık var. Nehir’in yasal su yönetimi, su hukuku, işletilmesi ve hükmü kanun gereği DSİ teşkilatına aittir. Su işleri teşkilatının bu konuya hiç dahil olduğunu ve herhangi bir açıklama yada tasarım kullandığını göremiyoruz. Edirne Valiliği İl Özel İdare bünyesinde Çevre Koruma Vakfı adıyla bir kurum içerisinde ihale ettirildiği ve onun ödemelerinin finans kaynağının sağladığını biliyoruz. Meriç Nehri’nin genişliği 350 metre dolayısıyla nehrin genel rutubeti ve kumu en fazla toplanması uygun olan yerde burası ve buraya bu düşünülmüş maalesef. Bunun nehrin yatağından bertaraf edilmesi lazım. Bu sistem burada birikecek kirlilikten dolayı 1-2 yıl içerisinde çalışamaz hale gelir yada verimi son derece düşer. Rastgele bir şekilde düzensiz rejimi olan Meriç Nehri gibi bir yerde böyle bir santrali yapmak pek akıl işi değil. Bu Edirne için bir kabus durumunda” dedi.
“Edirne için çok önemli bir proje konumunda şu anda”
Emekli DSİ Bölge Müdür Yardımcısı Yüksek Mühendis Erkin, “Bu proje güme gider diye düşünüyorum. Burayı kim kontrol ediyor bilmemiz gerekiyor. Çünkü projenin detayını da henüz bilmiyoruz. Burayı hangi mühendislik firması kontrol ediyor, DSİ mi kontrol ediyor, kim kontrol ediyor bilmiyoruz. Edirne için çok önemli bir proje konumunda şu anda. Bir taraftan da üzülüyorum yani DSİ kurumumuzun bu şekilde böyle pasif şekilde görünmesi mutlaka bir sebebi vardır. Bunun DSİ veya ilgililer tarafından açıklanması lazım. En azından bizim yetkimiz yok ama biz yetkimizi valiliğe, belediyeye veya başka bir kuruma verdik diyebilirler. Bundan sonra olabilecek birtakım iyi veya kötü olaylar DSİ’ye fatura edilir. İlgili kurum tarafından bir an önce buraya çekin düzen verilip, eğer bir yanlışlık varsa bunun revize edilip ya da vazgeçilmesi gerekiyor” diye konuştu.
“Lisansız elektrik üretimine de aykırı şu anda gözüküyor bu proje”
Erkin, “Zararın neresinden dönersen kardır. Bunun ivedilikle DSİ tarafından yeniden düzenlenmesi varsa bir yanlışlık açıklanması gerekiyor. Mutlaka ve mutlaka bu zararın DSİ tarafından açıklanması gerek. Projenin lisanlı veya lisansız olarak mutlaka DSİ izni ile yapılması gerekiyor. Ayrıca, burada üretilecek elektrik Çevre Koruma Vakfı bünyesinde mi bir yerlere verilecek yoksa valilik bünyesinde mi bir yerlere verilecek bunun da açıklanması gerekiyor. Eğer hangi kurum bünyesinde üretilecekse Valilik mi, İl Özel İdare mi, belediye mi şimdi bunları da bilmiyoruz. Belki de vardır açıklanmıyor. Lisansız elektrik üretimine de aykırı şu anda gözüküyor bu proje. Bu proje 7 buçuk milyon Euro değerinde ihale ettirilmiş. Burada biz dua ediyoruz ki herhangi bir taşkın yaşanmasın. Eğer bir taşkın yaşanırsa o zaman her şey daha güzel bir şekilde ortaya çıkacaktır” şeklinde konuştu.
“Bu Arşimet burgusu bu dinamiklere uygun değil”
Trakya Üniversitesi Doğal Afet Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Musa Uludağ, “Arşimet burgusu diye tanımladığımız nehir içerisinde elektrik üretimi tesisine gelmeden önce bir konuyu iyi vurgulamak lazım. Edirne ilinin Enez ilçesine olan Meriç Nehri kısmının tamamı taşkın ovasında yer alıyor. Bunun en güzel örneğini de Lastik Savaklı Arşimet Burgulu Hidroelektrik Santrali’nde daha hizmette açılmadan bir ayağının çökmesiyle gördük. Çünkü akarsu yatak içerisinde akarken yatağın içerisini temizlediğiniz zaman burgu sistemiyle dibini oyar. Oyduğu zamanda bu yapıyı kullanılamaz hale getirdi. Bir akarsu üstüne yaptığınız bir mühendislik çalışması yaptığınız yerin değil de daha yukarı havzasında veya daha aşağı havzasında farklı problemleri beraberinde getirir. Nehir üzerinde özellikle taşkın ovalarında yapılacak mühendislik çalışmaları çok hassas ve akarsuların dinamiklerine uygun şekilde planlanması gerekiyor. Bu Arşimet burgusunun bu dinamiklere uygun olduğunu açıkçası ben düşünmüyorum” ifadelerine yer verdi.
Vatandaşlardan Hüseyin Tekin, “İnşaatı görüyorum ama ne olduğunu bilmiyorum. Biz de anlamadık neden yıkıldığını” dedi. – EDİRNE
]]>