TBMM’de kabul edilen Kanun Teklifi içinde, deprem bölgelerinin yeniden ihyası ve inşası için çok önemli bir maddenin de olduğunu ifade eden Milletvekili Ölmeztoprak, “Deprem bölgelerinde sanayi alanı olabilecek yerler, fay hattına mesafesi, zeminin elverişliliği ve yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler gözetilerek, alanın durumuna göre ilgili kurumların görüşü alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edilmekte, malikleri tarafından depremler nedeniyle yıkılan veya kullanılamayacak kadar hasarlı durumda olan sanayi işyerlerinin borçlandırılmak suretiyle, yerinde yeniden inşası veya güçlendirilmesi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yapılmakta, yatırım programında olan veya sonradan programa dahil edilen sanayi sitelerinin altyapı ve üstyapı inşasının tamamına kadar, mimarlık-mühendislik hizmetleri dahil proje tamamlanana kadar Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca krediyle desteklenmektedir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız tarafından sanayi altyapısının güçlendirilmesine yönelik olarak verilen destek ve uygulamaların süresi bir yıl daha uzatılacak” dedi.
Kanun maddeleri arasında silahlı örgütlerle mücadele içinde de çok önemli maddeler olduğunu belirten Milletvekili Ölmeztoprak, “Gazi Meclisimizde kabul edilen Sekizinci Yargı paketi ile birlikte, silahlı örgüt adına suç işleyen kişi, hem işlediği suçtan hem de örgüt adına suç işleme cürmünden ayrı ayrı cezalandırılacak. Silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Devlet güvenliğine ve anayasal düzene karşı işlenen suçlar bakımından, silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Ayrıca, suçla daha etkin mücadele edilebilmesi ve caydırıcılığın sağlanması amacıyla bir günlük adli para cezası alt tutarı 20 liradan 100 liraya, üst tutarı ise 100 liradan 500 liraya yükseltiliyor” ifadelerini kullandı.
“Kişisel veriler etkin bir şekilde korunacak”
Kişisel veriler etkin bir şekilde korunacağını vurgulayan Ölmeztoprak, “Sekizinci Yargı paketi ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları, güncel ihtiyaçlar ve Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü nazara alınarak yeniden düzenleniyor. Söz konusu değişiklikle birlikte ilgili kişinin açık rızasının olması ve kanunlarda açıkça öngörülmesi gibi hallerde kişisel veriler işlenebilecektir” dedi.
Kişisel verilerin yurt dışına aktarılmasına ilişkin madde ile ilgili düşüncelerini ifade eden Ölmeztoprak, “Mevcut düzenlemede bulunan hükümler, ticari faaliyetlerini sürdüren şirketlerin yurt dışında bulunan bulut tabanlı yazılım ve uygulamaların hukuka uygun olarak kullanılabilmesini hemen hemen imkansız hale getirmiştir. Bu nedenlerden dolayı Türkiye’de yapılacak yatırımları da engelleyici bir hal almaktadır. Sekizinci yargı paketindeki düzenlemelerle engeller kalkacaktır. Kişisel veriler, kişisel verilerin işlenme şartları ile özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartlarından birinin varlığı ve aktarımın yapılacağı ülke, uluslararası kuruluş veya ülke içerisindeki sektörler hakkında yeterlilik kararı bulunması halinde veri sorumluları ve veri işleyenler tarafından yurt dışına aktarılabilecektir” diye konuştu. – MALATYA
]]>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, yürütülen soruşturmaların ve göz altıların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220. Maddesi kapsamındaki suçlara dahil olduğunu belirtilerek bu suçlar şöyle kaydedildi:
“Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında; 5237 Sayılı TCK’nın 220. maddesinde tanımlanan Kanunun Suç Saydığı Fiilleri İşlemek ve Haksız Ekonomik Çıkar Sağlamak Amacıyla Suç Örgütü Kurmak, Yönetmek, Örgüte Üye Olmak, Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek, Örgüt İçerisindeki Hiyerarşik Yapıya Dahil Olmamakla Birlikte Örgüte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etmek, Örgüt Faaliyeti Kapsamında; 6136 SKM, Suç Üstlenme, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti, Kullanmak için Uyuturucu veya Uyarıcı Madde Satın Almak, Kabul Etmek veya Bulundurmak ya da Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanmak, Yağma, Kasten Yaralama, Tehdit, Hakaret, Mala Zarar Verme ve Nitelikli Dolandırıcılık suçları.”
Yapılan operasyonlarda, çeşitli özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, esrar, silah ve mühimmatlara el koyulduğu belirtilerek, “El koyma işlemleri sonucu 13 adet tabanca, 17 adet şarjör, 613 adet fişek, 8 adet av tüfeği, 3 adet tüfek şarjörü, 3 adet kartuş ile 236 adet galara isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 34 adet neogaba isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 26 adet alyse simli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 150 adet gerica marka hap, 181 adet lyrıca isimli satışı özel reçeteye tabi uyuşturucu hap, 5,30 gram esrar maddesi, 0,29 gram metamfetamin isimli uyuşturucu maddeleri ile ayrıca 1 adet çelik yelek, 5 adet tabanca, 2 adet şarjör, 324 adet fişek, 10 adet kuru sıkı fişek, 4 adet av tüfeği, 1 adet tüfek şarjörü, 105 adet kartuş, 52 adet sentetik ecza, 20 gram esrar, 3 kök hint keneviri, 10 adet bıçak, 4 adet muşta, 2 adet boş kovan ve 2 adet mermi çekirdeği ele geçirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
Soruşturma kapsamında 26 şüpheli hakkında işlem yapıldığı belirtilen açıklamada, “Soruşturma kapsamında toplam 26 şüpheli hakkında işlem yapılmış olup, 11 şüpheli silah ticareti, yağma ve uyuşturucu madde ticareti suçlarından tutuklanmaları talebiyle Ankara Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine sevk edilmiş, 3 şüphelinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmaları talep edilmiş, 2 şüphelinin başka suçtan halen cezaevinde tutuklu oldukları, soruşturma dosyası kapsamında diğer şüphelilerin ise mevcut delil durumu itibariyle serbest bırakılmalarına karar verilmiştir. Şüpheliler hakkında soruşturma işlemleri titizlikle devam etmektedir” ifadelerine yer verildi. – ANKARA
]]>Çeşitli programlara katılmak için Kastamonu’ya gelen Tunç, ilk olarak Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret etti.
Valilikte açıklamada bulunan Tunç, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri insanlık suçu işlediğini söyledi.
Filistinlilere yönelik soykırım yapıldığını dile getiren Tunç, şunları kaydetti:
“Bu konuda Uluslararası Adalet Divanında İsrail’in Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçisiyle açılan bir dava da söz konusu. Bu davada mahkeme tedbir kararı verdi. Maalesef İsrail bugüne kadar, bir asırdır zaten uluslararası hukuka uymuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun ve diğer uluslararası sözleşmeler ve uluslararası kuruluşların kararlarının hiçbirine bugüne kadar uymayan bir devlet.”
İsrail’in saldırılarında 30 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini belirten Tunç, şöyle devam etti:
“Bunun yüzde 70’i kadın ve çocuklardan, masumlardan oluşuyor. Filistin’de, Gazze’de hastaneler bombalandı, okullar bombalandı, mülteci kampları bombalandı. Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, artık bir an önce soykırım, savaş suçu nedeniyle soruşturmayı tamamlayıp oradaki katliamı gerçekleştiren yöneticilerle gerçek kişilerle ilgili dava açmalı. Çok geç kalındı. Uluslararası Adalet Divanında geçtiğimiz günlerde alınan tedbir kararı maalesef uygulanmıyor. İsrail mahkeme kararını tanımıyor. Dünkü katliam da bunu gösteriyor. O nedenle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin acilen toplanması ve bu konuda gereken kararı alması gerekir.”
Türkiye’nin akan kanın durdurulması için bölgede yaptığı girişimlerin devam ettiğini kaydeden Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail bugüne kadar bir devlet olarak hareket etmedi. Adeta bir örgüt gibi hatta bir terör örgütü gibi hareket ediyor. Çocukları, kadınları açlıktan korumak için orada yardım bekleyen Filistinlilerin üzerine bomba yağdıran bir devlet olamaz. Bu ancak terör örgütü işidir. Dolayısıyla insanlık vicdanında İsrail mahkumdur. Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararının bir an önce uygulanması ve hayata geçirilmesi, orada bir an önce ateşkesin sağlanması gerekir.”
Bölgede sürekli bir çözümün sağlanması gerektiğini vurgulayan Tunç, “Artık bağımsız Filistin devletinin 1967 sınırları çerçevesinde kurulması vakti çoktan gelmiştir. Biz orada bağımsız bir Filistin devletinin kurulması, Filistinlilerin hakkının uluslararası arenada korunması çağrısını hep yinelemeye devam edeceğiz.” diye konuştu.
Tunç, 8. Yargı Paketi hakkında bilgi verdi
TBMM Genel Kurulunda görüşmeleri süren 8. Yargı Paketi olarak bilinen teklife ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tunç, 43 maddeden oluşan paketin yargı hizmetlerinde etkinliğin artırılmasını amaçladığını ifade etti.
Pakette suç ve terörle etkin mücadele noktasında önemli gördükleri maddeler olduğunu aktaran Tunç, şu bilgileri verdi:
“Yine kişisel verilerin korunması ile ilgili, vatandaşlarımızın özellikle küresel şirketler üzerinden alışveriş noktasında, internet alışverişi, tüm bunlarda tabii ki kişisel verilerin hassasiyetle korunmasını gerektiriyor. Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin yurt dışına aktarılması noktasındaki özellikle sorumlulukları belirleyen, o şirketlere veri sorumluluğu ve cezai müeyyidelerini belirleyen önemli düzenlemeler var. Türk Ceza Kanunu’nun hem adi örgütler bakımından hem suç örgütleri bakımından hem de terör örgütleri bakımından 220 ve 314’üncü maddeleri var. O maddelerde ‘Örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kişi, örgüt üyesi gibi cezalandırılır’ hükmü vardı. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bu iptal sonrasında yasal düzenlemeyi gerçekleştirmek gerekiyordu. Çünkü burada terörle mücadelede bir rehavetin olmaması lazım. O anlamda TBMM’de milletvekillerimiz de duyarlı davrandılar ve o maddenin bir an önce düzenlenmesiyle ilgili teklifi Genel Kurulun gündemine getirdiler. Orada terör örgütüne üye olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz. Terörle mücadelede kararlıyız. Terörün her türlüsüyle mücadele noktasında, suç örgütlerinin temizlenmesi noktasındaki kararlığımızı da yasal düzenleme bakımında da uygulama bakımından da sürdürmekte kararlıyız.”
Pakette Anayasa Mahkemesine gitmeden Adalet Bakanlığındaki tazminat komisyonuna başvuruları düzenleyen bir madde olduğunu dile getiren Tunç, “Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme. Seçimden sonra da 9. Yargı Paketi’ni gündeme getireceğiz. Orada da yargının hızlandırılmasına yönelik, Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya ve suçla mücadeleye yönelik önemli tekliflerimiz, düzenlememiz olacak ve milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız.” ifadelerini kullandı.
(Sürecek)
]]>Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bir dizi programa katılmak için Kastamonu’yu ziyaret etti. Bakan Tunç’un ilk durağı Kastamonu Valiliği oldu. Kastamonu Valisi Meftun Dallı’yı makamında ziyaret eden Bakan Tunç, yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Tunç, Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye devam eden 8’inci Yargı Paketi, ve seçim güvenliği ile ilgili açıklamalarda bulundu.
“Terör örgütü üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz”
Terörle mücadele ve suç örgütlerinin temizlenmesi noktasındaki kararlılıklarını yasal düzenleme ve uygulama bakımından sürdürmeye kararlı olduklarını ifade eden Bakan Tunç, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşmeleri devam eden 8’inci Yargı Paketinin 16 maddesi gece yarısı, milletvekillerimizin yoğun çabası ile kabul edildi. 43 maddeden oluşuyor, devam eden maddeleri var. Buradaki amaç yargı hizmetlerinin etkinliğinin arttırılması, vatandaşlarımızın adalet hizmetlerinden memnuniyetinin en üst seviyeye çıkartmak, yargının hızlandırılmasına yönelik usuli düzenlemeleri hayata geçirmek. Yine Anayasa Mahkemesinin süreç içerisinde iptal ettiği usule ilişkin maddeler vardı, onların düzenlenmesine yönelik maddeler var. Suçla etkin mücadele, terörle etkin mücadele bakımından önemli gördüğümüz hususlar var. Kişisel verilerin korunması hassasiyetle korunması gerekiyor. Vatandaşlarımızın kişisel verilerinin yurtdışına aktarılması hususunda sorumlulukları belirleyen, o şirketlere veri sorumlusu ve onların cezai mahiyelerini belirleyen önemli düzenlemeler var. Türk Ceza Kanunu’nun hem suç örgütleri bakımından hem de terör örgütleri bakımından 220 ve 314. maddeleri var. O maddelerde örgüt üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyen kişi örgüt üyesi gibi cezalandırılır maddesi vardı. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bunu ağır bir yaptırım olarak gördü, orantılı bir ceza değil şeklinde bir gerekçe ile iptal söz konusu oldu. Bu iptal neticesinde yasal düzenlemeyi gerçekleştirmek gerekiyor. Terörle mücadelede bir zafiyetin olmaması gerekiyor. Şu anda milletvekillerimiz duyarlı davrandılar ve bir an önce o maddenin düzenlemesi ile ilgili teklifi genel kurulun önüne getirdiler. Genel kurulda görüşülüyor. Orada terör örgütü üyesi olmamakla beraber, örgüt adına suç işleyenlerin cezasını yeniden belirliyoruz” dedi.
“Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme”
Hak ihlalleri ile ilgili önemli bir maddenin de görüşüldüğünü kaydeden Tunç, “Uzun yargılamalardan dolayı hak ihlali nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurular vardı. Biz şimdi bir düzenleme yaparak bütün yargılamalardan dolayı ve koruma tedbirleri, ceza mahkemeleri çerçevesinde haksız tutuklama, haksız yakalama, beraat ettikten sonra gözaltına alınmaları talepleri nedeniyle Anayasa Mahkemesine tazminat talepleri vardı. Anayasa Mahkemesine gitmeden Adalet Bakanlığındaki Tazminat Komisyonuna başvurularını düzenleyen bir madde var. Anayasa Mahkemesinde uzun süren tazminat talepleri yerine, daha kısa yoldan hakkına kavuşması noktasında önemli bir düzenleme” diye konuştu.
“Seçimden sonra da 9. Yargı Paketini gündeme getireceğiz”
9. Yargı Paketi’nin yerel seçimlerden sonra gündeme getirileceğini kaydeden Bakan Tunç, “Yargılamaların uzun sürmemesi noktasındaki çalışmalarımız da devam ediyor. Yargının hızlandırılması hem bu teklifte var hem de 9. Yargı Paketi hazırlıklarını neredeyse tamamladık. Seçimden sonra da 9. Yargı Paketini gündeme getireceğiz. Orada da yargının hızlandırılmasına yönelik, Ceza Mahkemesi Kanunundan cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya ve suçla mücadeleye yönelik önemli tekliflerimiz, düzenlememiz olacak ve milletvekillerimizin takdirlerine sunacağız” şeklinde konuştu.
“Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu”
“Suçla etkin mücadele bakımından, para cezasına çevrilen suçlar bakımından, para cezasından hapis cezasına dönüşen suçlarla ilgili caydırıcılığı arttıracak yeni güncelleme yapmamız gerekiyor” ifadelerine yer veren Bakan Tunç, “Adli para cezalarında da bir artırım söz konusu. Usule ilişkin birçok düzenleme var. Kanun yolları, istinaf, itiraz, temyiz yollarında süreler çok karışık. 7-8 günlük, 15 günlük süreler var. Bunda da vatandaşlarımız, avukatlarımız için bir hak kaybına neden olabiliyor. Dolayısıyla burada düzenleme yapıyoruz. Tüm itirazlar, istinaf, temyize başvuruda süre tebliğden itibaren 2 hafta şeklinde düzenleme yapıyoruz. Bazı davalarda tefhim yüze karşı okumayla başlıyordu, onu da kaldırıyoruz. Artık bütün kanun yollarında süreler tebliğden 2 haftadır” ifadelerini kullandı.
“İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır”
Basit yaralamalara yönelik yapılacak düzenlemeyle ilgili de konuşan Bakan Tunç, “Basit yargılama usulüne ilişkin Anayasa Mahkemesinin iptalleri söz konusuydu. Orada da itiraz yollarında, özellikle hak arama yolunu genişleten, hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına ilişkin itirazların İstinaf Mahkemesine yapılması ile ilgili ve diğer usul konularında da önemli düzenlemeler var. Suç örgütleri ve terör örgütleri, teröre finansman sağlayan önemli bir düzenleme var. O da TMSF’nin kayyum tayin edilmesi. Terör örgütleri açısından bu mümkün, ancak süresini uzatıyoruz. Suç örgütleri bakımından da TMSF’nin, terör örgütlerine, suç örgütlerine, çetelere, finansman sağlayan şirketler bakımından ya da mal varlığı bakımından kayyum tayin edilmesi ile ilgili önemli bir düzenlememiz var. Milletvekillerimiz seçim öncesi yorucu bir çalışma ile yargı paketi ile karşı karşıya kaldılar. Onlara da kolaylık diliyorum. İnşallah bu gece yargı paketimiz sonuçlanır, TBMM’deki çalışmalar neticesinde Cumhurbaşkanımızın onayı ve Resmi Gazete’de yayımlanması ile yürürlüğe girecektir” şeklinde konuştu.
“Dünyada bu kadar şeffaf seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur”
Seçim güvenliği ile ilgili alınan tedbirlerle ilgili de konuşan Bakan Tunç, “Türkiye’de seçim güvenliğine ilişkin hiçbir endişe yoktur. Türkiye’de seçimler dünyaya örnek şekilde gerçekleşir. Sandıklar, ilçe seçim kurulları, il seçim kurulları ve YSK vardır. Hem partilerin hem de yargının gözetim ve denetimindedir. Tarafsız ve bağımsız yargı gözetiminde gerçekleşiyor. Kimin nerede oy kullanacağı internette yayınlanır, herkes komşularının sandığında oy kullanacağını görür. Seçim tutanakları YSK’nın resmi sitelerinde yayınlanır. Dünyada bu kadar şeffaf seçim yapan belki ikinci bir ülke yoktur. O nedenle Türkiye’nin seçimleri örnek seçimdir. Dolayısıyla seçim güvenliği bakımından gerek güvenlik güçlerimizin aldığı tedbirler, yargımızın, YSK’nın aldığı tedbirler vardır. Aylar öncesinde bu tedbirler alınmıştır. Hiçbir sorun olmadan bu sürecin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Adaylıklarla ilgili itirazlar söz konusu. Bu itirazlarla ilgili ilçe seçim kurullarının vermiş olduğu kararlar il seçim kurulları tarafından denetlenir. Orada da bir hata varsa YSK’ya gider, onun da vereceği karar kesin olur. Hak ihlali olmadan süreç devam eder” dedi. – KASTAMONU
]]>Sevda SARIKAYA-İSTANBUL, (DHA)-BAYRAMPAŞA Cezaevi’nde 21 yıl önce ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nda 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin de yaralanmasına ilişkin dönemin jandarma personellerinin de aralarında bulunduğu 194 sanığın yargılandığı davada dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tanık olarak ifade verdi.
Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan ara celsede tanık olarak dinlenen dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, katılanların avukatının dosyaya sunduğu 37 sorunun bir kısmını yanıtladı.
21 yıl önce Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ ile ilgili aralarında dönemin jandarma personellerinin de yer aldığı 194 kişinin yargılandığı davada, dönemin İşişleri Bakanı Sadettin Tantan tanık olarak ifade verdi. Operasyon öncesi, Marmara bölgesindeki cezaevlerinin gezilerek tutukluların olası bir operasyona karşı çıkıp çıkmayacağına ilişkin keşif yapıldığına yönelik iddialara ilişkin Tantan, “O zamanlarda pankart asmak, duvarlara yazı yazmak gibi basit suçlarla yatan gençlerin tahliye şartı gerçekleşmiş olmasına rağmen, örgüt mensuplarınca cezaevlerinde tutuluyorlardı. Buna ilişkin aileler tarafından ve mahkemeler tarafından çokça şikayet vardı. Amaçları örgütün kontrolünü sağlayabilmek ve örgüt mensubu kişiler yetiştirebilmekti. Bunlar arşiv kayıtlarında da vardır. O zaman tam anlamıyla cezaevlerinin kontrolü devletten çıkmış, örgüt liderlerinin kontrolüne girmişti. Örgüt liderleri cezaevlerindeki örgüt mensuplarına da bu şekilde devam etmeleri yönünde talimatlar veriyordu. Aynı zamanda cezaevlerinin mimarisi örgüt mensuplarınca değiştirilmişti. Biz de o zamanlar bu duruma bizzat şahit olmuştuk. Operasyonun gerçekleşmesinin gerçek nedeni budur” dedi.
“ASIL AMAÇ KİMSENİN CANINA ZARAR GELMEDEN OPERASYONU TAMAMLAMAKTI”
Tantan, dava dosyasında bulunan “gizli” ibareli, başlığında “Cezaevleri Müdahale Harekat Emri No:1” yazan belgenin altındaki imzanın kendisine ait olduğunu ifade ederek, “Hükümet kararı icra edilmiştir. Benim tek başıma böyle bir emir düzenlemem mümkün değildir. Zaten emrin altında başka imzalar da vardır. O zaman yetkim gereği bu emre imza atmam gerekiyordu. Buradaki asıl amaç kimsenin canına zarar gelmeden operasyonu tamamlamaktı. Kesin emir bu şekildeydi” ifadelerini kullandı.
“HEP BİRLİKTE ÖN ÇALIŞMA YAPARAK BU OPERASYONUN İÇİNDE YER ALDIK”
Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’un ifadesindeki, “Hayata Dönüş Operasyonu’nun yetkisi ve operasyonun planlamasını İçişleri Bakanlığı yaptı. Operasyonu da İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı yaptı, operasyonel güç de bunlardaydı” sözlerinin hatırlatılması üzerine Tantan, “Milli Güvenlik Kurulu ve hükümetin aldığı kararlar doğrultusunda Adalet Bakanlığının cezaevlerinde bu operasyonu gerçekleştirmesi gerekiyordu ve bu operasyon için ilgili kurumların yardımı gerekiyordu. Bu yüzden İçişleri Bakanlığı olarak yetkili olan bizler ve yetkili cezaevi savcılığı ve jandarma komutanlıkları hep birlikte ön çalışma yaparak bu operasyonun içinde yer aldık. Operasyonu gerçekleştirirken bütün ceza infaz kurumlarının mimari planını da göz önünde bulundurarak hiçbir cana zarar gelmemesi adına hassasiyetle hareket ettik” şeklinde ifade verdi.
“CEZAEVİ SAVCISI VE JANDARMA KOMUTANLIĞI HER TÜRLÜ KARARI ALMAKTA YETKİLİYDİ”
“Kapalı alanda kullanılamayacak silahların hangi amaç ve nedenle hapishanenin içinde kullanıldığı” yönündeki soruya ise Tantan, “Bu operasyonu yürüten kolluk personelinin, çalışanların ve içeride bulunan tüm mahkûmların can güvenliğinin sağlanması için ne yapılması gerekiyorsa cezaevi savcısı ve jandarma komutanlığı her türlü kararı almakta yetkiliydi. Benim ne tür silahlar kullanıldığına dair bilgimin olması mümkün değildir. Böyle bir talimatımız da yoktur” şeklinde yanıt verdi. Dava, 1 Nisan’da görülmeye devam edecek.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2010 yılında hazırlanan iddianamede, 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen operasyonda Bayrampaşa Cezaevi’nde 12 kişinin öldüğü 29 kişinin de yaralandığı anlatılıyor. İddianamede, 196 şüphelinin “Görev sınırını aşarak gayrimuayyen şekilde birden çok adamı öldürmek” ve “29 kişiyi de yaralamak” iddiasıyla çeşitli oranlarda hapis cezalarına çarptırılmaları talep ediliyor.
]]>İçişleri Bakanı Yerlikaya sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Bursa’da eş zamanlı olarak düzenlenen “Kafes-46” operasyonlarında; elebaşılığını Bülent Çetkin’in yaptığı Organize Suç Örgütü, elebaşılığını Osman Deliçay’ın yaptığı Organize Suç Örgütü ve elebaşılığını Muhammet Tayyar Türkeş’in (Yurtdışı firar) yaptığı 3 ayrı Organize Suç Örgütü çökertildiğini kaydetti.
Operasyonlarda 2 örgüt elebaşının da içerisinde bulunduğu 47 şüpheli yakalandığını da belirten Bakan Yerlikaya şu ayrıntıları paylaştı:
“Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki; hangi büyüklükte olursa olsun, ailelerimizin huzurunu kaçıran organize suç örgütlerine, çetelere milletimizin duası ve desteğiyle nefes aldırmayacağız. Organize Suç Örgütlerine karşı şafak sökerken de gün batarken de operasyonlarımız aralıksız devam edecek.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Başkanlığı koordinesinde; Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu Organize Suç Örgütlerinin; resmi yollardan işletmelere ortak oldukları, ilerleyen süreçte işletmenin diğer ortaklarını tehdit ederek işletmeden el çektirdikleri, sözde mahkeme kurarak anlaşmazlıkları olan şahıslar hakkında karar verdikleri ve bunun karşılığında para talep ettikleri, şahıslar arasındaki alacak verecek meselesine taraf olarak, şiddet ve cebir yolu ile alacakları temin ettikleri, silah ile kasten yaralama eylemlerini gerçekleştirdikleri ve şahıslardan tehdit yoluyla haraç alarak haksız menfaat elde ettikleri tespit edildi.
Operasyonlar sonucu; 15 adet ruhsatsız tabanca, 2 adet otomatik tüfek ve 1 adet suikast kalem tabanca ile çok sayıda çelik yeleğe el konuldu.
Operasyonları düzenleyen Kahraman Polislerimizi tebrik ediyorum. Milletimizin duası sizlerle.”
Öte yandan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı da operasyonlara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şöyle denildi: “
Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından ‘Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma ve Yönetme, TCK’nın 220. Maddesi ve Nitelikli Yağma’ suçlarından
yürütülen soruşturmalar kapsamında; Cumhuriyet Başsavcılığımızın talimatı Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce 3 ayrı suç örgütüne mensup 55 şüpheliye yönelik Bursa Merkez ve Gemlik ilçemizde 24.02.2024 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda; Suç örgütü elebaşları B.Ç.,O.D. olmak üzere 47 şüpheli yakalanmış olup, Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde adli işlemleri halen devam etmektedir. Diğer suç örgütü lideri M.T.T. dahil olmak üzere 8 şüpheliyi yakalama
çalışmaları devam etmektedir. Soruşturma kapsamında yapılan aramalarda; 10 adet ruhsatsız tabanca, 1 adet kalem tabanca, 4 adet kurusıkı olduğu değerlendirilen tabanca olmak üzere toplam 15 adet tabanca, 13 adet av tüfeği, 1 adet çelik yelek, çok sayıda fişek ve
bir miktar para ele geçirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturmanın titizlikle yürütüldüğü, soruşturmanın safahatı ve sonucu hakkında bilgi verilecektir” – BURSA
]]>ÇGD’nin 46. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yapılan açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
“ÖRGÜTÜMÜZ 46 YILI GERİDE BIRAKTI”
“Gazetecilerin gerçek bir örgüte olan ihtiyacını karşılamak için yola çıkanların kurduğu, dönemin toplumsal koşulları içinde şekillenen, bugüne gelirken büyük ve onurlu bir mücadele deneyimi biriktiren örgütümüz Çağdaş Gazeteciler Derneği, 46 yılı geride bıraktı.
Kurulduğu günlerde kastlaşmış yapılar haline gelen dernek ve sendikalardan dışlanan fakat alanın gerçek emektarları olan genç gazetecilerin, ‘Rüzgarlı’nın Barbarları’ olarak gösterdikleri irade, 1978 yılında yeni ve gerçek bir gazeteci örgütü ortaya çıkardı. Çağdaş, gazetecilerin emek ve meslek haklarının korunması, toplumsal yaşamın demokratikleştirilmesi ve örgütsel dağınıklığın son bulması için 46 yıl önce bugün harekete geçti.
Yargısız infazların, hak ihlallerinin, milliyetçiliğin, yoksulluğun, faşizmin giderek yükseldiği günlerde ‘laf olsun diye değil, ihtiyaçtan’ kurulan ÇGD’nin amacı tüzüğünde şu şekilde ifade edildi: ‘Demokrasinin en temel kurumu olan, bütün öteki özgürlüklere kaynaklık eden düşünceyi ifade ve basın özgürlüğünün Türkiye’de tam olarak gerçekleşmesi, haber alma hakkının hiçbir baskı ve sınırlama olmaksızın kullanılabilmesi, gazetecilerin mesleki hak ve çıkarlarının korunup geliştirilmesi ve bu yönde sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi için çalışmak; üyelerinin kültürel gelişmesine, ekonomik ve sosyal refah düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunmak.’ Bu amaç ve ilkeler doğrultusunda Alaattin Orhan, Mehmet Genç, Osman Z. Yüksel, Mehmet Öztoprak, Necmiye Aba, Alaattin Sevim, Cengiz Kuşçuoğlu tarafından kurulan Çağdaş, kısa sürede oldukça güçlü ve etkili bir meslek örgütü haline geldi.
“ÇAĞDAŞ, GAZETECİLİK MÜCADELESİNİN EN ÖNÜNDE OLMAYI HEP SÜRDÜRDÜ”
Türkiye’nin en çalkantılı günlerinde kurultaylar düzenleyen, demokratik haklarla ilgili raporlar hazırlayan, geniş bir gazetecilik külliyatı oluşturan ve alanın mesleki-politik perspektifini geliştiren Çağdaş, geride bıraktığı yıllar boyunca binlerce üyesi, yüzlerce yöneticisi ile gazetecilik mücadelesinin en önünde olmayı hep sürdürdü. Çağdaş, 46 yıllık birikimi ve deneyimi ile bugün de kurucu iradesinin belirlediği çizgide, Kuruluş Bildirgesi’nin ışığında gazetecilerin özlük haklarının iyileştirilmesi, ifade özgürlüğünün savunulması, sendikal örgütlenmenin genişletilmesi için çalışmaya devam etmekte; demokratik meslek mücadelesini basın emekçilerinin hakları mücadelesiyle bir tutarak kendi öz-gücüne dayanan bir örgüt olarak varlığını inatla sürdürmektedir. Çağdaş her zaman olduğu gibi bugün de örgütsel yapısını günün koşullarına göre yenileyerek, genç gazetecilerin varlığını önceleyerek, mücadele alanındaki dağınıklığa ve ideolojik savrulmalara karşı tutum alarak yoluna devam etmektedir.
“ÇGD’Yİ BUGÜNLERE ULAŞTIRAN HERKESE SAYGILARIMIZI VE ŞÜKRANLARIMIZI SUNUYORUZ”
Çağdaş, cezaevleriyle, davalarla, şiddetle, tehditle, sömürüyle her geçen gün daha fazla karşı karşıya bırakılan gazetecilerin emek ve meslek haklarını savunmaktan, demokratik hakların geliştirilmesi için çaba göstermekten, barışa ve bağımsızlığa inanmaktan dün olduğu gibi yarın da vazgeçmeyecektir. Bu düşünceler doğrultusunda bütün meslektaşlarımızı gazeteciliğin ve gazetecilerin savunulması için tek mümkün yol olan örgütlü mücadeleyi daha etkin şekilde sürdürmek için Çağdaş çatısı altında buluşmaya ve bugünlere ulaşan onurlu geçmişi çoğaltarak geleceğe bırakmaya çağırıyoruz. Geride bıraktığımız 46 yılda kaybettiğimiz tüm ustalarımızı saygıyla anıyor, ÇGD’yi bugünlere ulaştıran herkese saygılarımızı ve şükranlarımızı sunuyoruz. Gazeteciliğin ve gazetecilerin özgür olacağı nice 46 yıllara. Yaşasın basın özgürlüğü, yaşasın örgütlü mücadelemiz, yaşasın ÇGD.”
]]>ANKARA – İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Aydın, Kastamonu ve Balıkesir merkezli 12 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen “KAFES-45” Operasyonlarında 3 organize suç örgütünün çökertildiğini ve 63 şüphelinin yakalandığını açıkladı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya X hesabından yaptığı paylaşımda Aydın, Kastamonu ve Balıkesir merkezli 12 ilde eş zamanlı olarak düzenlenen “KAFES-45” Operasyonlarında 3 organize suç örgütünün çökertildiğini ve 63 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Yerlikaya paylaşımında “Aydın’da Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın, Kastamonu’da Ömer Çınar’ın, Balıkesir’de Salih Babayiğit’in elebaşılığını yaptığı 3 organize suç örgütü çökertildi. Operasyonlarda örgüt elebaşların da içerisinde bulunduğu suç örgütü üyesi 63 şüpheli yakalandı. Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki; Suçta kibirlenenlere, halkımızın huzurunu kaçıranlara, organize suç örgütlerine ve çetelere göz açtırmayacağız. Hangi büyüklükte olursa olsun organize suç örgütlerini çökertip, adalete teslim edeceğiz” ifadelerine yer verdi.
Yerlikaya paylaşımının devamında Aydın, Kastamonu ve Balıkesir’de düzenlenen operasyonlara ilişkin şu bilgileri verdi:
“Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Aydın İl Jandarma Komutanlığınca yapılan 5 aylık takip neticesinde; Aydın merkezli Ankara, İzmir ve Muğla’da düzenlenen operasyonlarda araç satış işlemlerinde hileli eylemler yapıp, vatandaşlarımızı zarara uğratarak ‘Nitelikli Dolandırıcılık’ suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen Örgüt elebaşları Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın da içerisinde bulunduğu 35 şüpheli yakalandı. MASAK ile koordineli olarak yapılan analizler sonucu şüphelilere ait banka hesaplarında toplam 46 milyon TL para hareketliliğinin olduğu tespit edildi.
Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; Kastamonu İl Jandarma Komutanlığınca yürütülen 4 aylık takip neticesinde Kastamonu merkezli İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Samsun, Karabük ve Zonguldak’ta düzenlenen operasyonlarda organize suç örgütü üyelerinin; Sözde kuyumculuk adı altında faaliyet gösterdikleri, kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve nakit para talebi olan mağdurlardan belirli bir komisyon karşılığı, farklı şirketlere ait POS cihazlarını da kullanarak halk arasında ‘kredi kartına takla attırmak’ tabiri ile bilinen yöntemle ödemelerini sağladıkları, paravan şirketler kurarak bankalardan POS cihazları temin ettikleri ve suç örgütü elebaşı ile örgüt üyeleri arasında, suçta kullanılan POS cihazlarını karşılıklı kargo ile gönderdikleri tespit edilen örgüt elebaşı Ömer Çınar’ın da içerisinde olduğu 21 şüpheli yakalandı. MASAK ve Gelir İdaresi Başkanlığı ile yapılan ortak analizler sonucu 14 paravan şirkete ait banka hesaplarında 980 milyon TL’lik işlem hacmi ve 105 Milyon TL’lik haksız kazanç elde edildiği tespit edildi.
Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığınca Gömeç, Burhaniye ve Ayvalık ilçelerinde yapılan 4 aylık takipli KOM Faaliyeti kapsamında MASAK ile yürütülen teknik ve fiziki takip neticesinde; Maddi açıdan zor durumdaki şahıslara boş senet imzalatarak yüksek faizle borç para verdikleri, Vadesi geldiği halde borçlarını ödemek isteyen şahısların faizlerini arttırarak borçlarının bitirilmesini engelledikleri sistematik şekilde daha fazla borçlandırdıkları, Borcunu ödeyemeyen şahısları tehdit ve şiddet yoluyla baskı altına aldıkları, Mağdurların, borçlarını ödemek amacıyla traktör ve arsalarını, düşük fiyata satışa çıkardıkları ve satışa çıkarılan mal varlıklarını şüphelilerin yakınları tarafından satın alınmasını sağladıkları tespit edilen örgüt elebaşı Salih Babayiğit’in de içinde bulunduğu 7 şüpheli yakalandı. Örgüt tarafından, Çanakkale ve Balıkesir illerinde ikamet eden yaklaşık 37 vatandaşımızın mağdur edilerek 45 milyon TL haksız kazanç elde edildiği tespit edildi.
,
Yerlikaya paylaşımında operasyonlar sonucu 132 adet kredi kartı, 12 adet pos cihazı, 121 adet araç satış sözleşmesi, 2 milyon 685 bin TL tutarlı düzenlenmiş çek, senet ve dekont, tabanca, av tüfekleri, 14 adet açık çek, çok miktarda Türk lirası ile çok sayıda dijital materyal ve dokümana ele konulduğunu belirtti.
]]>Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Aydın’da Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın, Kastamonu’da Ömer Çınar’ın, Balıkesir’de ise Salih Babayiğit’in elebaşılığını yaptığı 3 organize suç örgütünün çökertildiğini, buna yönelik operasyonlarda örgüt elebaşlarının da bulunduğu 63 şüphelinin yakalandığını belirtti.
Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Aydın Jandarma Komutanlığınca yapılan 5 aylık takip neticesinde, Aydın merkezli Ankara, İzmir ve Muğla’da düzenlenen operasyonlarda araç satış işlemlerinde hileli yöntemlerle “nitelikli dolandırıcılık” suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen örgüt elebaşları Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın da içerisinde bulunduğu 35 şüphelinin yakalandığını aktaran Bakan Yerlikaya, MASAK ile koordineli olarak yapılan analizler sonucunda şüphelilere ait banka hesaplarında 46 milyon lira para hareketliliğinin olduğunun tespit edildiği bilgisini verdi.
Kastamonu merkezli operasyonlar
Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Kastamonu Jandarma Komutanlığınca yürütülen operasyonda 4 aylık takip neticesinde Kastamonu merkezli İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Samsun, Karabük ve Zonguldak’ta operasyonlar düzenlendiğini kaydeden Yerlikaya, organize suç örgütü üyelerinin, sözde kuyumculuk adı altında faaliyet gösterdikleri, kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve nakit para talebi olan mağdurlardan belirli bir komisyon karşılığı, farklı şirketlere ait pos cihazlarını da kullanarak halk arasında “kredi kartına takla attırmak” tabiri ile bilinen yöntemle ödemelerini sağladıkları, paravan şirketler kurarak bankalardan pos cihazları temin ettikleri ve suç örgütü elebaşı ile örgüt üyeleri arasında, suçta kullanılan pos cihazlarını karşılıklı kargo ile gönderdiklerinin tespit edildiğini ifade etti.
Örgüt elebaşı Ömer Çınar’ın da içerisinde olduğu 21 şüpheli yakalandığını ifade eden Yerlikaya, MASAK ve Gelir İdaresi Başkanlığı ile yapılan ortak analizler sonucu 14 paravan şirkete ait banka hesaplarında 980 milyon liralık işlem hacmi ve 105 milyon liralık haksız kazanç elde edildiğinin tespit edildiğini duyurdu.
Balıkesir merkezli operasyonlar
Bakan Yerlikaya, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Balıkesir Jandarma Komutanlığınca Gömeç, Burhaniye ve Ayvalık ilçelerinde de operasyonlar düzenlendiğini bildirdi.
Yerlikaya, yapılan 4 aylık takipli KOM faaliyeti kapsamında MASAK ile yürütülen operasyonlar neticesinde örgüt üyelerinin, maddi açıdan zor durumdaki kişilere boş senet imzalatarak yüksek faizle borç para verdikleri, vadesi geldiği halde borçlarını ödemek isteyen kişilerin faizlerini arttırarak borçlarının bitirilmesini engelleyerek sistematik şekilde daha fazla borçlandırdıkları, borcunu ödeyemeyenleri tehdit ve şiddet yoluyla baskı altına aldıkları, mağdurların, borçlarını ödemek amacıyla traktör ve arsalarını düşük fiyata satışa çıkardıkları ve satışa çıkarılan mal varlıklarını şüphelilerin yakınları tarafından satın alınmasını sağladıklarının belirlendiğini açıkladı.
Örgüt elebaşı Salih Babayiğit’in de içinde bulunduğu 7 şüphelinin yakalandığını bildiren Yerlikaya, örgüt tarafından, Çanakkale ve Balıkesir’de ikamet eden yaklaşık 37 vatandaşın mağdur edilerek 45 milyon liralık haksız kazanç elde edildiğinin tespit edildiğini duyurdu.
Yerlikaya, operasyonlar sonucunda, 132 kredi kartı, 12 pos cihazı, 121 araç satış sözleşmesi, 2 milyon 685 bin lira tutarlı düzenlenmiş çek, senet ve dekont, tabanca, av tüfekleri, 14 açık çek, çok miktarda para ile çok sayıda dijital materyal ve dokümana ele konulduğu bilgisini verdi.
Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Aziz milletimizin bilmesini isterim ki, suçta kibirlenenlere, halkımızın huzurunu kaçıranlara, organize suç örgütlerine ve çetelere göz açtırmayacağız. Hangi büyüklükte olursa olsun organize suç örgütlerini çökertip, adalete teslim edeceğiz. Cumhuriyet başsavcılıklarımızı, operasyonları gerçekleştiren kahraman jandarmamız ile MASAK’ı ve Gelir İdaresi Başkanlığımızı tebrik ediyorum. Milletimizin duası sizinle.”
]]>Bakan Özhaseki, Adana’da AK Parti Seyhan Belediye Başkan Adayının seçim koordinasyon merkezinin açılışına katıldı.
“Bizim mücadelemiz teröristlerle, ülkeyi bölmek isteyenler ve katillerle”
Burada konuşan Bakan Özhaseki, Türkiye’nin birçok örgüt ile mücadele ettiğini söyledi. Özhaseki, “Allah hiçbirimizi hizmetten geri koymasın. Bugün sabah burada depremde evleri yıkılan kardeşlerimizin kura törenini gerçekleştirdik. İnşallah kardeşlerimiz huzurla evlerinde oturacaklar. İnşaatların başındayız, onları evine oturtacağız. Vatandaşlarımız haklarını bize helal edene kadar buradan gitmeyeceğiz. Cennet gibi bir vatanda yaşıyoruz. Burada birçok kavim ve medeniyet kurulmuş. Zor bir coğrafya olduğunu biliyoruz. Etrafımız ateş çemberi gibi ve her bir ülkede savaş var. Allah’a şükür bizler ülkemizde huzur içinde yaşıyoruz. Problemleri biliyoruz ve çözecek irademiz var. Allah’ın izniyle bu problemleri yine biz çözeriz. 2 tane zorluğumuz var ve ikisi de yerin altında. Fitne odakları bitmek bilmiyor. PKK gibi lanet bir örgüt, FETÖ gibi başka örgütler vardı. Dolu örgüt vardı ama bunların hepsi dışarıdan aynı ülkeden destekli. Bu dışarıdan ülkeler bunları yönetiyor ve ülkemizi bölmek istiyorlar. Bize tarihimizden dolayı karşılar. Bizi masanın başında masaya elini koymasın istiyorlar. Ülkemiz büyümesin istiyorlar. Bizim mücadelemiz teröristlerle, ülkeyi bölmek isteyenler ve katillerle. Siz her seçimde reise destek vermezseniz biz ne yapabiliriz. Allah sizlerden razı olsun” ifadelerini kullandı.
“Deprem bölgesinde 110 binden fazla insanla çalışıyoruz”
Türkiye’nin deprem bölgesi olduğunu bir kez daha hatırlatan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Yer altında biriken enerji belirli yerlerden dışarı vurmaya devam ediyor. Fay hatlarının nereden geçtiği belli. Son depremde 18 il etkilendi. 14 milyon insanımız zarar gördü, 850 bin bağımsız bölüm yıkıldı. Maddi hasarı 100 milyar doların üzerinde. 390 bin hak sahibi vardı 307 bininin inşaatına başladık. Bundan sonra her ay 15-20 bin konut teslim edeceğiz. O büyük felaketten dayanışma içerisinde çıktık. Gece gündüz deprem bölgesinde uğraştık ve şuanda ayağa kaldırıyoruz. Deprem bölgesinde 110 binden fazla insanla çalışıyoruz. İnşallah bir kaç yıl sonra o deprem bölgelerinde hayatın normalleştiğini göreceksiniz” dedi.
“Kimse rantsal dönüşüm peşinde değil”
Kentsel dönüşümün öneminden bahseden Bakan Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Deprem meselesini eskiden insanlar düşürmeden yapmış olabilirler. Şimdi bize düşen bir iş var. Artık biz konutlarımızı dönüştürmek zorundayız. Eğer bunu yaparsak geleceğe hazırlanmış oluruz. Deprem olursa dizimize vurup ağlamak akıl karı değil. Belediye başkanı arkadaşlarımızın birinci işi depreme dayanıksız konutları tespit etmek ve bakanlığa gelip o konutları dönüştürelim demeli. Muhalefet çıktı rantsal değil, kentsel dönüşüm istiyoruz dedi. Kimse rantsal dönüşüm peşinde değil. Siz kentsel dönüşümün peşine düşün. Belediyelerinize söyleyin kentsel dönüşüm için eşinden geleni yapsınlar diyorum ama yok yapmıyorlar.”
“O binaların hiçbiri ayakta değil”
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 2017 yılında Antakya’ya giderek vatandaşları kentsel dönüşüm için ikna etmeye çalıştığını ancak ikna edemediğini belirterek, “Bir önceki bakanlık döneminde Antakya’dan bizi davet ettiler. Gittim alanda buz gibi hava var. Örgütler ellerinde sloganlarla her türlü hakareti yaptılar. Kentsel dönüşüm istemiyoruz dediler. Ama bir sakin olun dedim. Rızasız lokma haram, yapmayacağım dedim. Sonra o gün fay hatlarının oradan geçtiğini anlattım. Yakında burada bir deprem olacak evleriniz yıkılacak ve sevdikleriniz hep gidecek dedim. Belediye başkanı yanlış yapmışsa düzelteceğim dedim. Burada kentsel dönüşüm yapalım diye yalvardım. Sonrada oturdum büroya onları saatlerce dinledim ama örgütler galip geldi. Bana kentsel dönüşüm yaptırmadılar. Depremden sonra Antakya Emek Mahallesi’ne gittim ve bir tek bina ayakta değil. Maalesef o kardeşlerimiz hep hayatını kaybetti” dedi.
“Deprem değil, kötü bina öldürür”
‘Deprem değil, kötü bina öldürür’ diyen Bakan Özhaseki, belediyelere çok iş düştüğünü aktararak, “Bu evleri sağlam yapıp içinde oturmalıyız. Emin olun deprem değil, kötü binalar öldürüyor. Japonya’da deprem oluyor ancak kimse ölmüyorsa burada binlerce kişi ölüyorsa kafamızı kullanmamız lazım. Burada inşallah Fatih bey ve Erdal bey kentsel dönüşümü hazırlayıp getirdiklerinde elimden geleni yapacağım söz veriyorum” diye konuştu.
Konuşmanın ardından Bakan Özhaseki vatandaşlardan gelen talep üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı cep telefonuyla aradı ancak Erdoğan bir programda olduğu için telefona cevap veremedi. – ADANA
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca, Adnan Oktar’ın da aralarında bulunduğu 4’ü tutuklu, 42’si firari 72 sanık hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.
Oktar’ın bir numaralı sanık olduğu 1017 sayfalık iddianamede, 72 kişi “şüpheli”, 21 kişi “mağdur”, 9 banka ise “suçtan zarar gören” sıfatıyla yer aldı.
Örgütün kuruluş amacı ve faaliyetleri anlatılan iddianamede, haklarında dava açılan sanıkların eylemleri detaylı olarak ele alındı.
İddianamede tutuklu sanık Ali Sadun Engin’in örgüt içinde “Sado” lakabını kullandığı, özellikle ABD ve İsrail ile örgüt arasında köprü vazifesi gördüğü, örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın talimatıyla İsrail’de düzenlenen ve örgüt tarafından organize edilen konferanslarda konuşmacı olarak yer aldığı belirtildi.
Sanığın yurt dışından gelen bürokrat ve yabancı siyasetçilerin rehberliğini üstlendiği, ayrıca Oktar’ın A9 TV’deki yayınlarında konuşulacak konuları belirleyip, kanalın para transferini organize ettiği kaydedildi.
Örgütün Yehuda Glick ile görüşmesini anlattı
İddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen Altuğ Revnak Eti’nin, sanık Engin’in İsrail’in eski Likud Partisi Milletvekili radikal haham Yehuda Glick ile bağlantılarını anlatması dikkati çekti.
Eti, ifadesinde, tutuklu sanık Ali Sadun Engin ile örgütsel konferans verdiklerini, bu konferansta “tapınakçılar”dan olan Timothy Hogan başkanlığındaki 9 kişilik ekiple tanıştıklarını söyledi.
Ekibin sanık Sinem Tezyapar tarafından Türkiye’ye getirtildiğini ve yol parası dahil tüm masraflarını örgütün karşıladığını anlatan Eti, “Ali Sadun Engin ve ben bu misafirlere İstanbul’da tarihi mekanları gezdirdik. Gelen Mason ekip, tapınakçıların kuruluş yeri olan Küçük Ayasofya’da bize tapınakçılık hikayesini anlattı.” ifadelerini kullandı.
Sanık Engin’in, Adnan Oktar ve mason ekiple birebir yaptığı görüşmelere katıldığını, İsrail ve dünyada dini anlamda en güçlü haham organizasyonu olan Sanhedrin Meclisi ile Oktar’ın talimatı üzerine “Bacılar Grubu” aracılığıyla bağlantıya geçtiklerini aktaran Eti, yine masrafları örgütçe karşılanan ve aralarında Ben Abrahamsın ile Yesheyahu Hollander’in de bulunduğu 8 kişilik ekibe İstanbul’da tarihi ve kendileri için kutsal olan yerleri gezdirdiklerini kaydetti.
BM toplantısına katıldılar
Oktar’ın bu ekiple toplantılar yaptığı ve sonrasındaki süreçte sanık Engin’in davetli olarak örgütten birkaç kişiyle İsrail’e gittiği bilgisini veren Eti, ifadesine şöyle devam etti:
“Orada önce Sanhedrin ekibi aracılığıyla siyasette söz sahibi olan Likud Partisi Milletvekili Yehuda Glick ile tanıştırdılar. Yehuda Glick de siyasiler ile tanıştırdı. Sanhedrin ekibi ise dindar olan Shas Partisine yakındı. Likud Partisi İsrail’de o dönem ana muhalefet partisiydi. Shas Partisi ise her zaman yüzde 10 oy oranına sahip dindar bir partiydi.”
Eti, Sanhedrin ekibinin daha sonra örgüt elemanlarını ABD’deki Ortodoks Yahudiler ile bağlantıya geçirdiğini ve bu sayede kendisinin ve Engin’in New York’taki Birleşmiş Milletler Merkezi’nde toplantılara katılma imkanı bulduğunu belirtti.
Örgütün sözde Ankara sorumlusu olduğu bildirilen sanık Ayfer Gökmenli’nin bazı milletvekilleri, siyasiler ve yazarlarla Adnan Oktar’ın vekili olarak görüşmelere katılıp lobi faaliyetleri yürüttüğü bilgisi de iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanığın ayrıca şahsi evini örgüt evi olarak kullandırdığı ve eşinin ölümünden sonra mal varlığını örgüte devrederek örgütü fonlamayı amaçladığı tespitinde bulunuldu.
Örgütten ayrılan kişi “şüpheli” oldu
İddianamede, örgütten 2017’de ayrılan ancak soruşturmaya konu olaylarla ilgili dönemde örgütte yer aldığı gerekçesiyle soruşturulan Ceylan Özgül’e de “şüpheli” olarak yer verildi.
Aynı örgütten ayrılan Ümit Kurucu ile evli olan Özgül’ün, soruşturma safhasında pişmanlığını dile getirip kendi iradesiyle teslim olması, örgüt içindeki kişiler ve örgüt yapılanmasıyla ilgili bilgiler vermesi, verdiği bilgilerin örgütteki konum ve faaliyetlerine uygun nitelikte faydalı bilgiler olması nedeniyle, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandırılması talep edildi.
İddianamede, firari sanıklardan Emre Çalıkoğlu’nun ailesiyle yaşadığı için evinde kasa bulundurduğu, örgüte ait paraların bir kısmını bu kasada tuttuğu, maddi durumunun iyi olmasından dolayı örgütte güven sağladığı anlatıldı.
Örgüt yöneticisi Adnan Oktar tarafından örgüte gelen paraları saklamakla görevlendirilen Çalıkoğlu’nun örgütte “İmam Kardeşler” olarak adlandırılan grupta yer aldığı kaydedilen iddianamede, sanığın, Oktar’ın talimatı doğrultusunda, askerlik yapmak istemeyen örgüt üyelerinin durumlarıyla alakalı çözüm bulunması konusuyla ilgilendiği aktarıldı.
AİHM’den kazandığı tazminatı örgüte aktardı
İddianamede sanığın, Oktar’ın da aralarında bulunduğu bir grup örgüt üyesinin 1999’da gözaltına alındıklarında işkence gördükleri iddialarıyla ilgili dönemin emniyet görevlileri hakkında açılan dava kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) şikayette bulunduğu ve kazandığı tazminatı “infak” adı altında örgüte aktardığı kaydedildi.
Tutuklu sanıklardan Erol Şimşek’in, kendisine yüklü miktarda miras kalan örgüt üyelerinin mal varlıklarının örgüte aktarılması noktasında faaliyet gösterdiği belirtilen iddianamede, sanığın özellikle Kazakistan’da olmak üzere yurt dışında örgüte finans sağlayan şirketler kurup, örgüt içi para transferini yönettiği ifade edildi.
İddianamede “Adliye İmamı” olarak anılan sanıklardan Fatih Kılıç’ın, örgütün hukuki işlerini takip eden ve ana dosyada yargılanan Gülcan Karakaş’a ait avukatlık bürosunda faaliyet gösterdiği, ayrıca örgütle ilgili dosyalarda görevli yargı ve emniyet mensuplarını araştırmakla görevli olduğu, sanığın verdiği bilgiler itibarıyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması gerektiği bildirildi.
Askere gitmek istemeyenler Rusya ve Cezayir’deki şirketlere gönderildi
Firari sanıklardan Harun Özyaşar’ın örgüt adına Rusya’da faaliyet gösterdiği kaydedilen iddianamede, örgüt içerisinde vakti gelmesine rağmen askere gitmek istemeyen kişilerin Rusya’ya gönderildiğinde sanığın şirketinde çalıştıklarına işaret edildi.
Firari sanık Tufan Gürlek’in ise örgüt içerisinde “Yasin” olarak bilindiği ve “evrim” konferanslarında konuşmacı olarak bulunduğu iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanığın örgüt adına Cezayir’de faaliyet gösterdiği, vakti gelen ancak askere gitmek istemeyen örgüt üyelerinin Cezayir’e gönderildiklerinde bu sanığın şirketinde çalıştıkları belirtildi.
Sanığın örgüte yönelik gerçekleştirilen operasyon tarihinden itibaren firari konumda olduğu ve Cezayir’de güncel faaliyetlerine devam ettiğinin değerlendirildiği kaydedildi.
İddianamede, firari sanık Hasan Basri Güner’in, örgüt üyelerine farklı basın yayın organlarında görev aldırarak, örgütten ayrılan ya da örgüte karşı olan kişilere karşı karalama faaliyetleri gerçekleştiren grup imamı olduğu bildirildi.
Örgütün 1990’da giriştiği yapılanmada ilk imamlarından biri olan sanığın, örgüt faaliyetinden tutuklu kişilerin itirafçı olmalarını engelleme, dışarıdaki örgüt sempatizanlarının motivasyonunu koruma ve örgütün çözülmesini önleme çalışmaları yaptığı kaydedilen iddianamede, sanığın bir adreste örgüt ideolojisini aktarmak amacıyla dersler verdiği anlatıldı.
İddianamede, Oktar ile özel diyalog kuran sanığın örgüte finans sağlaması için Oktar tarafından Çin’e gönderildiği, örgütsel talimat kapsamında kıyılan imam nikahlarını organize ettiği ve örgüte ait “Tedbir Evi”nin liderliğini yaptığı bilgisi verildi.
Firari sanıklardan Hüseyin Cenk Yavaş’ın, Oktar’a düzenlenen ilk operasyon sonrası gazeteciler, politikacılar, yazarlar, bürokratlar, vakıf ve derneklerle görüşen ve kamuoyu oluşturmaya çalışan ekipte yer aldığı ve örgüt adına Dubai’de faaliyet gösterdiği iddianamede yer aldı.
İddianamede, örgüt üyelerinden Oktar Babuna tarafından kanser hastalığı sebebiyle başlatılan ve sonraki dönemde amacı dışında kullanıldığı tespit edilen kan kampanyasında yurt dışına çıkarıldığı tespit edilen kanların sanığın refakatinde götürüldüğü belirtildi.
Firari sanık İbrahim Özçelik’in örgüt adına lobi faaliyetleri kapsamında tarikat ve cemaatlerle görüşmeler yaptığı bilgisine yer verilen iddianamede, sanığın örgütte “Çelikçi İbrahim” olarak anıldığı aktarıldı.
İddianamede, sanığın, devlet tarafından el konulmasına karar verilen Maye Grup Çelik Sanayi Şirketi’nin dolandırıcılık suçu kapsamında kalan eylemlerine katıldığı anlatıldı.
Sahte taşıma evrakıyla ülkeye sokulan çelik boruların gümrükten çıkarılarak sanığa ait depoya götürüldüğü ve buradan piyasaya sürülerek düşük bedelle satılıp elde edilen kaynağın örgüte aktarıldığına dikkat çekildi.
İddianamede, elebaşı Adnan Oktar’ın, A9 TV’nin RTÜK’e bağlı olmadan yayın yapılabilmesinin sağlanması amacıyla “Reji İsmail” olarak anılan firari sanık İsmail Gülsunar’a talimat verdiği, sanığın çözüm olarak Kosova’da kanal açma fikrini sunduğu, bunun için Kosova’ya gönderildiği fakat daha sonra kanal açma fikrinden vazgeçildiği belirtildi.
Firari sanık Muhammet Cihat Gündoğdu ile ilgili bölümde, bir kişinin sanık hakkında “Örgütün şu andaki sosyal medya üzerinden yürüttüğü karalama faaliyetlerinin başında firari yönetici İbrahim Seral Köprülü ve Cihat Gündoğdu bulunmaktadır. Bu kişilere Mehmet Akın yardım etmektedir.” şeklinde ifade verdiği kaydedildi.
İddianamede, Adnan Oktar’ın özellikle Suriye Mason Locasıyla yaptığı görüşmelere diğer örgüt üyeleriyle birlikte sanığın katılım sağladığı, Mason locasına mensup kişileri Türkiye’de ağırlama görevini üstlendiği ifade edildi.
Firari sanık Mustafa Üstün’ün örgüt yöneticisi ve üyelerinin tutuklanması sonrası özellikle duruşma günlerinde örgüt üyelerinin duruşmaya katılabilmeleri için araç temin ettiği, yiyecek, içecek, kıyafet gibi ihtiyaçların taşınmasında rol aldığı, sosyal medya üzerinden de örgütü övücü paylaşımlarda bulunduğu iddianamede yer aldı.
Miras örgüte aktarılsın diye sahte evlilik
İddianamede, firari konumda bulunan Neşe Tuncer’e babasının ölümünden sonra yüklü miktarda miras kaldığı, bu mirasın örgüt içine aktarımını sağlamak amacıyla örgüt yöneticisi İbrahim Tuncer ile sahte evlilik yaptığı tespitinde bulunuldu.
Sanığın bu şekilde örgütü finanse ettiği, 30 yıla yakın süredir örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın yanında bulunduğu ve günlük şahsi işlerini de yaptığı belirtildi.
İddianamede, firari sanık Oben Karatepe’nin örgüt içerisindeki para transferinde etkin rol aldığı ve her ay düzenli olarak, örgüt adına kurulan ve örgütün finans kaynağını oluşturan şirketler aracılığıyla örgüte para aktardığı, Adnan Oktar’ın emriyle İstanbul’da “yaratılış” konulu “Yaşamın ve Evrenin Gerçek Kökeni” isimli üç konferans düzenlediği bildirildi.
Yurt dışındaki paraları, şirketler üzerinden Türkiye’ye aktardı
İddianamede, sanık Orkun Şimşek’in kendisine yüklü miktarda miras kalan örgüt üyelerinin mal varlıklarının örgüte aktarılması noktasında faaliyet gösterdiği, özellikle Dubai’de olmak üzere yurt dışında örgüte finans sağlayan şirketler kurup örgüt içi para transferini yönettiği ve Kazakistan’daki şirketlerden elde edilen geliri Dubai’deki şirketi aracılığıyla Türkiye’ye aktardığı bilgisine yer verildi.
Sanık Şimşek’in “turnike” sistemine girecek kadınları tespit ettiği değerlendirmesine yer verilen iddianamede, kadınların kimlerle görüşeceklerine karar verdiği, özellikle örgüt yöneticisi Adnan Oktar ile tanıştırdığı, dönem dönem kadınların kaldığı evlerden sorumlu olduğu, örgüt içi deşifrenin önlenmesi amacıyla özellikle turnike sistemine giren kadınlara örgütsel yemin ettirdiği belirtildi.
İddianamede, firari sanık Tahsin Akkaş’ın “Aslan” kod adını kullandığı, kendisine ait silahları bulunduğu, örgüt içerisindeki diğer üyelerle arasında silah devri yaptığı kaydedildi.
Akkaş’ın yurt dışı işlerden sorumlu “imam” olduğu değerlendirilen iddianamede, ayrıca Oktar’ın kişisel ihtiyaçlarını karşıladığı, yurt dışından A9 TV’ye gelen mankenlerden sorumlu grupta yer aldığı, Kazakistan, Suudi Arabistan ve Rusya’da örgüte finans sağlamak amacıyla bulunduğu belirtildi.
İddianamede, sanığın her ne kadar firari olsa da avukatlar vasıtasıyla örgütten ve yargılama safahatından bilgi aldığı ve güncel olarak eylemlerine devam ettiği aktarıldı.
Sanık Tuğba Yılmaz’ın reklam ajansı görünümündeki şirket vasıtasıyla örgüte uygun olduğunu düşündüğü kadınlarla iletişim kurduğu ve belli bir dönem güvenlerini kazanınca örgüt üyesi erkeklerle buluşmalarını sağladığı anlatıldı.
Sanığın, örgütün siyasilerle olan görüşmelerinde ve siyasi lobi kapsamındaki faaliyetlerinde yer aldığına işaret edilen iddianamede, bulunduğu “Kız Kardeşler” grubunun finans sorumlusu olduğu, örgüt evlerinde örgüte üye kadınların kaldığı, örgüt tarafından ihtiyaçlarının karşılandığı ve örgüt içerisinde “Türkan” lakabını kullandığı ifade edildi.
İddianamede, sanık Yılmaz’ın örgütteki kadınlar dışarı çıkacağı zaman örgütsel teamül gereği “şahit” adı altında onlara eşlik ettiği ve örgütün ana çatı dosyasında ismi geçen şüphelilerle operasyon anına dek, olağan akışa uymayan çok sayıda görüşme trafiği olduğu belirtildi.
Firari durumdaki Uğur Örmen’le ilgili değerlendirmelere yer verilen iddianamede, sanığın “yabancı kızlar imamı” olarak görev yaptığı, örgüte ait evlerde kalan kadınlarla ilgilendiği ve bu evlerin ihtiyacını giderdiği bildirildi.
İddianamede Örmen’in örgütsel saikle ve Oktar’ın talimatıyla Aylin Örmen ile örgüt içi evlilik yaptığı, evli çiftlerin konutunda örgütsel toplantıların daha rahat yapıldığı, olası polis baskınında evdeki kişilerin misafir olarak lanse edildiği kaydedildi.
Sanığın konsolosluklarla lobi faaliyeti yürüttüğü belirtilen iddianamede, Oktar’ın kitabını konsolosluklara hediye ettiği ve bir dönem örgütün karargahı olarak kullanılan villanın kira sözleşmesinin üzerine yapıldığı, dolayısıyla şüphelinin örgüt içerisinde güven veren örgüt üyelerinden olduğu anlatıldı.
Ceza istemi
İddianamede, Adnan Oktar, Ulviye Didem Ürer, Tarkan Yavaş ve Alev Babuna’nın aralarında bulunduğu 13 sanığın, diğer 59 sanığın eylemlerini örgüt kapsamında gerçekleştirmesi ve yöneticilerin bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu olması gerektiğinden çok sayıda kişiye karşı birden fazla kez “nitelikli cinsel saldırı”, “çocuğun cinsel istismarı”, “cinsel taciz”, “basit cinsel saldırı”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak”tan 1938 yıl 5’er aydan 2 bin 758 yıl 6’şar aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.
59 sanığın “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”tan 2,5 yıldan 6’şar yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, ayrıca bu sanıklardan 27’sinin “nitelikli cinsel saldırı”, 8’inin ise “cinsel taciz” suçundan değişen oranlarda hapisle cezalandırılması talep edildi.
İddianamede, sanıklardan İbrahim Özçelik’in ayrıca “nitelikli dolandırıcılık” ile “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından da 12 yıldan 34 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.
Bazı sanıklar hakkında “kaçakçılık” ile “evrakta sahtecilik” suçlarından ayrı bir soruşturma başlatıldığı, bu soruşturmanın devam ettiği kaydedildi.
İddianamede, örgüte yönelik operasyonda ele geçirilen paraların, oluşturulan fon kapsamında ilgili yöneticiler tarafından örgüt amaçları ve ihtiyaçları doğrultusunda örgüt yöneticileri ve üyelerine paylaştırılmak üzere kullanıldığı ve şüphelilerin firari oldukları dönemde herhangi bir iş yapmadığı, gelir getirici herhangi bir faaliyetleri bulunmadığı belirtilerek, 261 bin 991 lira ile 310 avro ve 10 bin 465 doların müsadere altında tutulması istendi.
Firari sanıklar hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, bu karardan itibaren kanun gereği infaz için 5 yıl beklendiği aktarılan iddianamede, sanıklar yakalanmadığından haklarında dava açıldığı belirtildi.
İddianame, gönderildiği İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Sanıklar ileriki günlerde hakim karşısına çıkacak.
]]>RENKLENDİRME YÖNTEMİ NEDİR?
FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından örgütün mahrem yapılanmasında yer alan “Garson” isimli gizli tanık, savcılığa bir SD kart verdi. Polis ekipleri SD karttan elde ettiği bilgileri “FETÖ Silahlı Terör O¨rgütü Emniyet Mahrem Yapılanması” başlığıyla raporlaştırdı.
Rapora göre, deşifre edilen FETÖ üyeleri, örgüt elebaşı Fetullah Gülen’in talimatlarıyla kamufle olup tarikat ve bazı partilere sızdı.

Örgütün bu yöntemi, “kamufle olarak kuvvet kazanmak, yeniden devlet kurumlarına sızmak ve sosyal medyada provokasyonlar üreterek hükümete karşı halk ayaklanması gibi huzursuzluklar yaratmak” için geliştirdiği tespit edildi.
Renklendirmenin örgüt stratejisinin “namusu” olarak gösterildiği dosyada, siyaset ve cemaat boyutları için ayrı planlamalar yapılacağı ve görevli örgüt mensuplarının renklenerek katıldığı grubun basın-yayın organlarını ve sosyal medya hesaplarını bilmesi gerektiği anlatıldı.
“BAĞLANTILARI SAYESİNDE KORUNUYOR” İDDİASI
Bahadır İnanç’ın, kendisi ile ilgili İstanbul 11. Sulh Ceza Mahkemesinin ‘arama’ kararından sonra ortadan kaybolduğu iddialar arasında yer alıyor. Aydınlık’ın haberine göre, Ankara’da yargı kulislerinde Bahadır İnanç’ın, ağabeyi Seyfettin İnanç’ın AK Parti içindeki bağlantıları sayesinde korunduğu konuşuluyor.

AĞABEYİ, İSMAİLAĞA VAKFI’NIN KURUCULARI ARASINDA
İsmailağa cemaatine bağlı İsmailağa Vakfı’nın kuruluş senedi Resmi Gazete’de 4 Aralık 2020 tarihinde yayımlanmıştı. Vakfın kuruluş senedinde FETÖ soruşturmasından dolayı aranan Bahadır İnanç’ın ağabeyi Seyfettin İnanç’ın ismi de yer alıyor.
VAKFIN KASASI SEYFETTİN İNANÇ
Seyfettin İnanç’ın vakfın tüm para organizasyonunu yönettiği de iddialar arasında yerini koruyor. Seyfettin İnanç’ın ismi 2008 yılında Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi’nin aldığı kararla telefonunun dinlenmesi sonucu oluşturulan iletişim tespit tutanaklarından duymuştu. Mehmet Faruk Bürüngüz isimli kişiyle konuşan İnanç, erkek ve kız çocuklarının birlikte okumasından şikayet ediyordu.

“MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI MEDRESELERE BASKINA GELİYOR”
İnanç, iletişim tespit tutanaklarına da geçen bir başka konuşmasında da kendisine ‘Genelkurmay’da gece yarılarına kadar toplantıdaydım’ diyen Mehmet isimli şahsa ‘Milli Eğitim Bakanlığı medreselere baskına geliyor, çok sıkıştırıyor.’ diye yakınıyordu.
İsmailağa cemaati son olarak cemaate bağlı Hiranur Vakfı’na ait Kur’an kursunda 11 yaşındaki erkek çocuğun 15 yaşındaki bir erkek çocuk tarafından cinsel tacize uğramasıyla gündeme gelmişti.
İSMAİLAĞA CEMAATİ KİMDİR?
İsmailağa Cemaati, Mahmut Ustaosmanoğlu’nun İstanbul Fatih’te Çarşamba semtindeki İsmailağa Camii merkez olmak üzere oluşturduğu, Nakşibendiliğin Halidî koluna bağlı bir cemaattir. Ehl-i Sünnet İslam anlayışını benimsediğini iddia eden cemaatte tasavvufî söylemler ağırlıklıdır.

Manevi olarak cemaatin lideri, 2022 yılındaki ölümüne kadar cemaat üyeleri tarafından Efendi Hazretleri olarak anılan, 1954 yılından emekli olduğu 1996 yılına kadar İsmail Ağa Camii’nin imamlığını yapmış olan Mahmut Ustaosmanoğlu’ydu.

Mahmut Ustaosmanoğlu’nun ölümünün ardından yerine vekil olarak Hasan Kılıç seçildi. Cemaat, kendini Sünni Müslümanların bir ilim ve kardeşlik cemiyeti olarak tanımlamaktadır.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
‘ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, ‘Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
‘BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, ‘Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a ‘Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise ‘Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
“ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, “Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
“BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, “Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu. Duruşmada, savcı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıklardan Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in terör örgütü üyeliği için zorunlu olan hiyerarşik bağ ve süreklilik unsurlarının tam olarak tespit edilemediğine yer verilirken Fevzi Yazıcı’nın 2024 Eylül ayında özel bir bankadan 15 bin lira kredi çekerek bir gün sonra Bank Asya’daki hesabına yatırarak katılım hesabı açtığı, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi’nde görsel yönetmen-Grafik Tasarım sorumlusu olarak çalışması, terör örgütüyle iltisaklı olduğundan bahisle, örgüt talimatlarından haberdar olduğu belirtildi. Savcı, farklı bankadan kredi çekip Bank Asya’ya yatırmasının olağan bankacılık işlemi olmadığını ifade etti. Savcı, Yargıtay kararları ve içtihatları dikkate alınarak Yazıcı’nın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı. Sanıklardan Ahmet Hüsrev Altan’ın ise darbe girişiminden sonra kapatılan bir gazetede yayın yönetmenliği, yine örgüt lehine bir internet sitesinde ise yazarlık yaptığı, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibatı bulunduğu belirtildi. Yine bir televizyon kanalında yaptığı konuşmalarda örgütün amacına hizmet eder nitelikte olduğu ifade edilerek silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğunu aktardı.
NAZLI ILICAK’IN EVİNDEN BULUNAN DEFTERDE ÖRGÜT ÜYELERİYLE İLGİLİ NOTLAR ÇIKMIŞ
Mütalaada sanık Nazlı Ilıcak hakkında ise, örgüte ait yayın organlarında uzun süre yazarlık yaptığı, 2012 yılında yazdığı kitabın örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazdığı, tanık ifadeleri ile HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileriyle irtibat kurduğu, evinde ele geçirilen not defterinde örgüt mensuplarıyla ilgili notlar çıktığı ifade edildi. Yaptığı bir televizyon programında yaptığı konuşmalar nedeniyle de silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu işlediği anlatıldı.
NAZLI ILICAK VE 2 SANIĞA 7 YIL’A KADAR HAPİS İSTEMİ
Savcı mütalaasında sanıklar Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Ahmet Hüsrev Altan’ın “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2’şer yıl 9’ar aydan 5’er yıl 7’şer aya kadar hapislerini talep etti. Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatı istendi.
“ÖRGÜT TALİMAT VERMİŞ DİYE BİR ŞEY DUYMADIM, TALİMAT ALMADIMö
Fevzi Yazıcı savunmasında, “Mütalaayı okudum. Bank Asya ile ilgili suçlamada başka gir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorumö dedi.
“BEN MENSUBU OLMADIĞIM ÖRGÜTÜN PEŞİNE NEDEN DÜŞEYİMö
Nazlı Ilıcak savunmasında, “Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederimö ifadelerini kullandı.
3 SANIĞA CEZA BİR SANIĞA BERAAT
Sanıklar son sözlerinde de beraatlarını talep etti. Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında indirim uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeö suçundan cezasında indirim uygulanarak 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Gazeteciler Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ile akademisyen Mehmet Altan’ın arasında bulunduğu 6 sanık, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya yapılanmasına ilişkin “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçundan yargılandıkları davada, 16 Şubat 2018’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmışlardı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise sanıkların eylemlerinin “Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştu. Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatına karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
]]>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunca hazırlanan ve Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, son olarak Yargıtay tetkik hakimi olarak görev yapan Özmen’in FETÖ’nün yargı yapılanması içerisinde yer aldığı gerekçesiyle 7 yıldır arandığı belirtildi.
ByLock kullanıcısı olan sanığın örgüt içerisinde “Necip Bey” kod adını kullandığı bildirilen iddianamede, Özmen’in 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi öncesi yüksek yargı seçimleri, hakimlik ve savcılık yükselmelerinde örgüt mensuplarının önerilmesi ve seçilmesi için çalıştığı, FETÖ tarafından “yüksek yargı sorumlusu” olarak görevlendirildiği kaydedildi.
Tablet ve telefonunda özel şifrelendirme
Özmen yakalandığında üzerinde başkasına ait kimliğin yanı sıra elindeki poşet ve bel çantasında 18 bin 240 dolar, 34 bin 870 avro, 500 İsviçre frangı ile 20 bin lira bulunduğu bilgisi paylaşılan iddianamede, paraların yanında bazı isimler ve tablolar bulunan notlar ele geçirildiği, sanığın bu paraları örgüt adına topladığı ve dağıttığı anlatıldı.
Sanığın dijital materyallerine ilişkin inceleme raporuna da yer verilen iddianamede, “Özmen’in cep telefonun IP bloğunun değiştirilerek VPN üzerinden bağlantı kurduğu, mezkur tabletin de aynı şekilde şifreli olduğu, yine tabletin hafıza birimi olan ve verilerin depolandığı bellek alanının tamamen şifrelendiği tespit edilmiştir. Bu durumun, sanık hakkındaki ifadeler nazara alındığında örgütsel gizlilik amacıyla yapıldığı değerlendirilmiştir.” ifadeleri kullanıldı.
Yargıtayda FETÖ’nün fişleme biriminin başında
Ayrıca Özmen’in yargı içerisindeki hakim savcıların örgüte yaklaşımlarını takip ettiği ve fişlemeler yaptığı tanık beyanlarına yansıdı.
İddianamede ifadesine yer verilen tanık S.N.B, Özmen’in tetkik hakimliği döneminde Yargıtayın her dairesinde örgütün bir çalışma grubu olduğunu, örgüt üyesi hakimlerin haftada bir toplandığını, bu grupların sorumlularından birinin de Özmen olduğunu belirtti.
S.N.B, “Bu toplantılarda Yargıtay bünyesinde çalışan yargı mensuplarıyla ilgili fişlemeler yapılırdı. Bunlarla ilgili bilgi alışverişinde bulunulurdu. Bunun dışında örgütün yargı yapılanması kapsamında bir birim oluşturulmuştu. Bu birimin tüm yargıdaki örgüt aleyhine hareket eden yargı mensuplarını fişleme görevi vardı. Necmeddin Özmen de bu birimin başındaydı.” şeklinde bilgi verdi.
Tanık M.Ö. de Özmen’in askeri hakimlik yaptığı dönemde FETÖ’nün Isparta ve Antalya bölgesindeki hakim-savcı sorumlusu olduğunu, daha sonra Yargıtayda çalıştığı dönemde de örgüt adına toplantılar düzenlediğini ifade etti.
32 yıl 3 aya kadar hapis istemi
İddianamede, Özmen’in “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla, “başkalarına ait kimlik belgelerinin kullanılması” suçundan 1 yıldan 4 yıla ve “terörizmin finansmanı” suçundan da 6 yıl 6 aydan 13 yıl 3 ay kadar hapisle cezalandırılması istendi.
]]>Zonguldak’ta, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince geçtiğimiz yıl 5 Mayıs’ta 4 ilçede uyuşturucu tacirlerine yönelik ‘kökünü kurutma’ operasyonu düzenlendi. 7 aylık teknik ve fiziki takip sonucu yapılan operasyonda, Emircan İleri’nin (43) lideri olduğu öne sürülen uyuşturucu satmak amacıyla kurulmuş örgüte üye olduğu iddia edilen 32 kişi eş zamanlı baskınlarla yakalanıp, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Mahkemece örgüt lideri olduğu iddia edilen Emircan İleri (43) ile birlikte çete üyesi olduğu öne sürülen Yüksel Kocasoy (59), Batuhan Yıldırım (21), Bircan İleri (72), Ejder İleri (49), Emre Köse (27), Erçin Taşçıoğlu (43), Gökhan Türkmen (34), Mehmed Çakır (29), Mert Dikici (28), Ogün Akbulut (32), Ömer Etçioğlu (47), Selahattin Köse (31), Serdar Kuyucu (40), Ufuk Sarıkaya (37) ve Yıldırım Üçer (47) isimli 16 kişi tutuklandı, 16 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest kaldı. Tutuksuz sanıklardan 2’si ise işledikleri başka suçlardan dolayı tutuklandı.
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı;16’sı tutuklu 32 kişi hakkında iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı, iddianamede sanıklar hakkında, ‘Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma,’ ‘örgüte bilerek isteyerek yardım etme? ve ‘uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama?, suçlarından toplam 1036 yıla kadar hapis cezası istedi.
Zonguldak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 32 sanığın yargılanması bugün başladı. Tutuklu 14 sanık farklı illerden mahkemeye getirildi, 4 kişi SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılırken 14 kişi ve avukatlar salonda hazır bulundu. Emircan İleri’den satın aldığı uyuşturucuyu sattığını anlatan başka suçtan tutuklu Sedat Saraç, eşinin intihara kalkıştığını daha sonra da kendisine çete tarafından cinsel saldırı olduğunu söylediğini anlattı. Saraç daha sonra eşiyle birlikte karakola giderek yaşananları anlattığını söyledi. Saraç’ın sanık olarak yargılanan eşi Gülcan Saraç da, şehir dışından Emircan İleri için uyuşturucu alıp getirdiklerini anlattı.
‘MASA KURACAKLARMIŞ’
Suçlamaları reddeden tutuksuz sanık T.G. ise Serdar Kuyucu bana ‘bir masa kurulacak’ dedi. Bu masada olacak kişileri anlatırken ben konuşmasına izin vermeden konuyu kapattım. Bir süre sonra Hüseyin Pirecioğlu yanıma geldi. Uyuşturucu satılacakmış, başında da Emircan’ın olacağını söyledi. Kendisi ne derse onu yapacağını söyledi. Bu işleri Emircan adına yapılacağını söyledi? dedi.
İFADESİNİ DEĞİŞTİRDİ
Örgüt yöneticiliği ile suçlanan, polis ve savcılık ifadelerinde örgüt şemasını tarif ederek etkin pişmanlıktan yararlanan Hüseyin Pirecioğlu mahkemede ifadesini değiştirdi. Bazı noktaları kontrol altında tutmak için uyuşturucuyu ihbar ettiklerini ya da maddeye sahip olan kişilerin malına çöktüklerini anlatan Hüseyin Pirecioğlu, ‘Buradaki herkes uyuşturucu kullanıcısıdır. Her kullanıcı da satıcısıdır. Almaya gücü yetmeyince satacaktır. Biz Emircan ile samimi arkadaşız ortada bir örgüt olduğunu düşünmüyorum’ diye konuştu.
PARAYI ‘KİRA, BORÇ’ DİYE GÖNDERİRMİŞ
Polisteki ifadesinde ayrıntılı olarak tarif ettiği çetenin farklı grupları sorulan Pirecioğlu, ‘Bu kişiler uyuşturucularını genellikle nerede ucuzsa oradan alırlar. Bahsettiğim bu gruplar Emircan’ın hiyerarşisi altında emirlerini yerine getiren kişiler değildir. Emircan al şu uyuşturucuyu sat demez. Ben satın almış olduğum uyuşturucunun parasını Batuhan Yıldırım’ın hesabına ‘kira, borç’ gibi açıklamalarla yatırırdım. Emircan’ın yanına gittiğimde elden de verirdim. Batuhan’ın hesap kartları Emircan’daydı? ifadelerini kıllandı.
‘POLİSTEKİ İFADEM YANLIŞ YAZILMIŞ’
Polisteki ifadesinin yanlış yazıldığını ve suç örgütü olmadığını öne süren Pirecioğlu, ‘Ben emniyette ifade verirken herkesin konuştuğu şeyi anlattım. Ben böyle bir yapılanma içinde yer almadım. Poliste adını söylediğim grup sorumlularıyla uyuşturucu almaya Emircan’a gittiğimde, gelmişlerse görüyordum. Bunun dışında bir araya gelip örgüt kurmadık. Ben emniyette kendi bilip gördüklerimden ziyade sokakta duyduklarımı anlattım’ dedi.
TUTUKLANDI
Duruşmada savcı, Pirecioğlu’nun mahkemede ifadesinden dönmesi sebebiyle sanığa baskı yapıldığı fikrinin oluştuğunu söyledi. Duruşmaların 3 gün boyunca devam edeceğine ve daha dinlenilmeyen sanık ve tanıkların olduğunu belirten savcı, Pirecioğlu’nun delilleri karartma şüphesi nedeniyle tutuklanmasını talep etti.
Mahkeme heyeti ise Pirecioğlu’nun dinlenilecek diğer kişileri baskı altına alma şüphesi olduğunu atılı suçun ceza sınırını göz önünde bulundurarak tutuklanmasına karar verdi. Diğer sanıkların tutukluluk hali devam ederken duruşmaya yarına kadar ara verildi. (DHA)
]]>Zonguldak Emniyet Müdürlüğü, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından geçen Mayıs düzenlenen operasyonda 32 şüpheliden 16’sı tutuklanarak cezaevine gönderildi. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ve 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme”, “2313 sayılı kanuna aykırılık”, “uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama” suçlarından 32 şüpheli hakkında 4 yıldan 38 yıla kadar çeşitli yıllarla hapis cezası istendi.
32 sanıklı davanın ilk duruşması bugün 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkemede sanıklardan S.S., G.S., H.P. ve T.G.’nin ifadeleri alındı. Mahkemede tutuksuz sanık T.G., tutuklu sanıklardan S.K.’nin S.S.’yi telefonla arayarak, “Zonguldak’a yüklü miktarda uyuşturucu gelecek. Bu uyuşturucuyu satacaksınız. Eşlerinizden ayrılacaksınız’ dedi” diye konuştu. T.G. bu sözleri duyunca araçtan indiğini söyleyerek, “Bu konuşmalar sonrasında şok oldum. Arabadan indim. Bu uyuşturucuları İstanbul’dan R.K. denen şahıs S.K. ile beraber getirecekmiş” dedi.
İstanbul’a uyuşturucu almaya gitmişler
Örgütün işleyişi hakkındaki soru sorulan sanık T.G., “İşleyişini, uyuşturucunun nasıl satılacağını bilmiyorum. Benim tahminim bu yapılanmanın lideri S.K.’dir. Bir gün S.K. bana, ‘Bu örgütün sokak kabadayısı benim’ dedi. Liderin kim olduğunu ise söylemedi” dedi.
İfadesi alınan tutuksuz sanık G.S. de, “2021 yılında Ş.U. ile İstanbul’a gitmiştik. Orada Ş.U. binaya girdi, para aldı. Buranın kumarhane olduğunu, buranın E.İ’ye ait olduğunu söyledi. Ş.U. ile İstanbul’a gittiğimizde dönüşte bilmediğim bir yerden pakette sarılı uyuşturucu maddeyi aldı. Getirmiş olduğu uyuşturucuyu Kozlu’da birine sattı. Sonra E.İ’ye uyuşturucuyu teslim etmeye gitti. Karabük’te bir otel sahibinden 2 kere uyuşturucu aldım. Bunları getirdim. E.İ’ye kime verip sattırıyor bilmiyorum. E.İ. torbacılara uyuşturucuyu veriyor sonra bu torbacılar parasını E.İ’ye veriyorlar. Benim dışında E.İ. için uyuşturucu getirenler vardı” dedi.
Tutuksuz sanık H.P. de, 12 yıldır tanıdığın E.İ.’nin; tutuksuz sanıklardan S.S.’ye giden uyuşturucu kanallarını kesmeleri yönündeki diyaloğunu anlattı. H.P., “S.S’ye ulaşmadan uyuşturucuları biz alacaktık. Bu uyuşturucuları ya emniyete şikayet ederek S.S’ye ulaşmasını engelleyecektik ya da S.S’ye uyuşturucu getiren kişilere zor kullanarak bu kişilerden uyuşturucularını almaktı. Her kullanıcı mutlaka satıcıdır. Almayı gücü yetmediğinde satacaktır. E.İ. ile samimi arkadaşız. Ortada bir örgüt yoktu. Ben de bu uyuşturucuyu kullandım ve parasını vermem gerektiği için benden isteyenlere para karşılığı verdim. Çünkü aldığım uyuşturucunun parasını vermem gerekiyordu. Verdiğim kişiler bu uyuşturucuyu ne yaptılar bilmiyorum” dedi.
H.P., “Başkalarından almış olduğun uyuşturucuların E.İ. iye bağlantısı yoktur. Ben nerede ucuz bulursam oradan alırım. Çarşı, acılık, Mithatpaşa, Kozlu, üniversite grubu gibi gruplardaki kişiler genel olarak uyuşturucuyu nerede ucuzsa oradan alırlar. Bahsettiğim bu gruplar E.İ’nin talimatını yerine getiren kişiler değildir. Kendileri oluşmuş gruplardır. Bu grupları E.İ. oluşturmamıştır. E.İ, ‘Şu uyuşturucuyu al, sat,’ demez. Ben satın aldığım uyuşturucunun parasını B.Y’ye kira, borç açıklamasıyla yatırırdım. Bazen de E.İ’nin yanına gittiğimde elden verirdim. B.Y. yatan paraların nereden yattığını bilmezdi. E.İ’nin başkalarına bahis oynattırdığını hiç görmedim” dedi.
“Amca ile mi buluşacağız”
Mahkeme heyetinin telefon kayıtlarındaki “Amca ile mi buluşacağız” şeklindeki diyaloğu hatırlatılan H.P., “Metamfetamine amca diyoruz. Ama ben ona o gün uyuşturucu vermedim” dedi.
Duruşmada Cumhuriyet Savcısı, H.P.’nin önceki ifadelerine göre mahkemede verdiği ifadelerin birbiriyle çeliştiğini ve delillerin karartılabileceği iddiasıyla tutuklanmasını talep etti.
Mahkeme heyeti de sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair telefon kayıtları, fiziki takip kayıtları, suçu işlediğine dair somut delillerin bulunması, dosyadaki diğer sanık ve tanıkların dinlenmemiş olması, sanığın savunması çerçevesinde tanıkları etkileyecek şekilde baskı kurulabilecek olması ile tutuklama sebebinin bulunduğuna kanaat getirdi. Mahkeme, bu çerçevede herhangi bir adli kontrol tedbirinin yeterli olmadığı gerekçesiyle H.P.’nin tutuklanmasına karar verdi.
Mahkeme diğer sanıkların dinlenmesi için yarın devam edecek. – ZONGULDAK
]]>İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Selman ve Nur Gülen tutuklu bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Tutuksuz sanıklar Bekir Öztürk ve Mine Öztürk de duruşmaya SEGBİS’le bağlandı.
Kimlik tespiti sonrası savunma yapan sanık Selman Gülen, örgütsel iletişim ve faaliyeti olmadığını savunarak, evinde ele geçirilen paraların kayınpederi olan sanık Bekir Öztürk’e ait olduğunu öne sürdü.
Yaşadıkları evin cezaevinden tahliye olmadan önce ailesinin yaşadığı ev olduğunu belirten Gülen, ele geçirilen dijital materyalin 2016’dan öncesine ait olduğunu savundu.
Sanık Gülen, FETÖ ile bir irtibatının olmadığını iddia ederek, hakkındaki suçlamaları reddetti.
Sanık Nur Gülen de eşi olan sanık Selman Gülen hakkında yakalama kararı olduğunu bilmediğini öne sürerek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Selman Gülen’in dosyasının ayrılarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi.
Sanıkların tutukluluk halinin devamına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, haklarında “FETÖ silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan yakalama kararı bulunan sanıklar Nur Gülen, Bekir Öztürk ve Mine Öztürk’ün, adres kayıtlarının İzmir’de bulunmasına rağmen Sancaktepe’deki “gaybubet evi”nde saklandıkları anlatılıyor.
Sanıklardan Selman Gülen’in 2018 yılında İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucu “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan hapse mahkum edildiği aktarılarak, cezasının infaz edilmesinin ardından sanığın 7 Haziran 2022’de de cezaevinden tahliye edildiği belirtiliyor.
Tahliyesinden bu zamana kadar herhangi bir adres kaydı bulunmayan Selman Gülen’in, Sancaktepe’deki adreste saklandığının belirlendiği aktarılan iddianamede, sanığın tahliyesinin ardından topluma karışmadığı, örgüt yöneticilerinin talimatları doğrultusunda “gaybubet evi”nde kalmaya devam ettiği, yaşamsal faaliyetlerini karşılayacak ekonomik gelirleri sağlayıcı bir işte çalışmadığı aktarılıyor.
Sanık Nur Gülen’in örgütün sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptığı kaydedilen iddianamede, sanığın örgüt yöneticilerinin talimatları ile bankacılık finansal işlemleri gerçekleştirdiği, örgüte ait basın yayın organlarına düzenli abonelik ödemeleri yaptığı, hakkında yakalama emri olduğunu bilmesine rağmen ifade vermeyi tercih etmediği belirtiliyor.
Sanık Bekir Öztürk’ün Bank Asya’da hesabının bulunduğu aktarılan iddianamede, FETÖ ile iltisaklı yayınlar yapan bir firmaya 2015-2016 yıllarında düzenli ödemeler yaptığı, Kimse Yok mu isimli kuruluşa para gönderdiği, kullandığı GSM hattı ile örgütün tepe yöneticileri ile çok sayıda görüşmesinin tespit edildiği anlatılıyor.
Sanık Mine Öztürk’ün ise tanık beyanına göre örgütün mütevelli olarak adlandırdığı yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüğü, örgütün sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptığı bilgisi veriliyor.
İddianamede sanıklar Selman Gülen ve Nur Gülen, Bekir Öztürk ve Mine Öztürk’ün “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6’şar aydan 15’er yıla kadar hapsi talep ediliyor.
]]>