Gürpınar ilçesi Değirmendüzü Mahallesi’nde tarihi yaklaşık 3 bin yıl önceye dayanan Urartular zamanında yapılan su kanalının üzerine Osmanlı döneminde bölge halkının un ihtiyacını karşılamak için yapılan ’40 Değirmenler’ adıyla bilinen değirmenler, bugüne kadar kısmen geldi. Tarihi eserler arasında yer alan ve kısmen ayakta duran değirmenlerden birini, şu an emekli öğretmen Seyfettin Üçer işletiliyor. Yaklaşık 15 yıl önce dededen kalma değirmende yenileme yapan Üçer, İzmir’den getirdiği değirmen taşını yerleştirdi. Üçer, 2 yıl önce de emekli olduktan sonra tarihi yaşatmak için bu işe giriştiğini anlatarak, “O zamanlarda demek ki o kadar insan yaşamış ki burada 40 değirmene ihtiyaç duyulmuş ve burası 40 fabrika demek. Biz çocukluğumuzda bir arada 28 değirmenin çalıştığını gördük. Gerçekten çok kıymetli bir tarih” dedi.
‘TARİHİ DOKUSU KORUNMALI’
Geçmiş yıllarda değirmenlerin çok yoğun çalıştığına belirten Üçer, “Özellikle harman mevsimi bu değirmenin bulunduğu bu cadde araçtan, insandan, hayvandan geçilmezdi. Günlerce değirmen nöbeti bekleyenler olurdu. Van’ın ilçelerinden herkes gelip ununu burada öğütürlerdi. Dedemiz, babamız bu değirmenleri işletiyorlardı. Ben de çocukluğumda hep onların yanında gelip giderdim. Emekli olduktan sonra bu kültürü, bu tarihi canlandırmak, yaşatmak adına gönüllü bir şekilde bu işe başladım. 15 yıl önce bu haline getirdim. İzmir’den değirmen taşı getirdim. İçim el vermedi, insani görev olarak, vatani görev olarak bu sorumluluğu üstlendim. Gidiyorum, başka yerden buğday buluyorum, getirip burada öğütüyorum, dostlar alıp götürüyorlar” diye konuştu.
Tarihi yerin gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini de ifade eden Üçer, “Bizim devlet büyüklerinden dileğimiz talebimiz bu tarihi yaşatmaları ve burası çok cazibeli yer olur. Düşünün bu 40 değirmenin suyu ayrı ayrı geliyor ve Şamran Kanalı’nda birleşiyor. Dünyada hiçbir yerde bunun örneği yok. Bir kaynak suyundan 40 değirmen çalışsın, birinin suyu da birine girmesin. Buranın tarihi dokusunun korunması lazım” dedi.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tarihi eser kaçakçılığına yönelik operasyon 13 Eylül’de, Fatih semtinde İstanbul Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince düzenlendi.
Çok sayıda tarihi eser ele geçirildi
Operasyon sonucu 3 kişi gözaltına alınırken; aramalarda, Osmanlı İmparatorluğu çeşitli dönemlerine ait 403 adet altın malzemeden imal edildiği düşünülen sikke grubu, Roma ve Bizans’ın çeşitli dönemlerine ait 32 adet bronz ve gümüş malzemeden imal edildiği düşünülen sikke grubu, 199 adet Hristiyanlık (Ortodoks/Katolik) inancına ait olduğu değerlendirilen farklı boyut ve ebatlarda ikona grubu, 162 adet Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet devirlerine tarihlendiği düşünülen etnografik eser olmak üzere toplam 796 adet eser/obje ele geçirildi.
Ele geçirilen eserler sergilendi
Operasyonlar sonucu ele geçirilen tarihi eserler, İstanbul Emniyet MüdürlüğüVatan Caddesi Yerleşkesi’nde sergilendi. Şüpheliler hakkında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanuna muhalefet suçundan başlatılan işlemlerin devam ettiği belirtilirken, ele geçirilen eserlerin İstanbul Ayasofya Müzesi Müdürlüğü, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdürlüğü ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’ne teslim edileceği öğrenildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tarcan, 1874’te bugünkü Yunanistan sınırlarında kalan Yenişehir’de (Larissa) miralay Yusuf Bey ile Zeynep Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya geldi.
Yusuf Bey’in 1876 Karadağ Muharebeleri’nde şehit düşmesi üzerine 2 yaşında babasız kalan Tarcan, ailesi ile İstanbul’da asker olan dayısının yanına yerleşti.
Bir süre sonra dayısının da II. Abdülhamit’e muhalefeti nedeniyle sürgüne gönderilmesi üzerine Selim Sırrı Tarcan, Galatasaray Lisesine yatılı öğrenci olarak yazıldı. Tarcan, lise yıllarında Ali Faik (Üstünidman) Bey’den cimnastik dersleri aldı.
Galatasaray Lisesinde 8 yıl eğitim gören Selim Sırrı Tarcan, daha sonra Askeri Mühendislik Okulunu bitirdi. Bir süre İzmir’de beden eğitimi öğretmenliği yapan Tarcan, burada tenis, halter, disk atma, boks, eskrim, güreş, yüzme, bisiklet ve futbol gibi sporlarla ilgilendi.
Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyetinin kurulması ve IOC üyeliği
Selim Sırrı Tarcan, Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyetini kuran isim olarak adını tarihe yazdırdı.
İzmir’deki öğretmenliğinin ardından İstanbul’a dönen Tarcan, Büyükada’da oturan Galatasaray Lisesi Fransızca öğretmeni Mösyö Juery ile arkadaş oldu.
Teknik üniversitede eskrim ve cimnastik öğretmenliği yapan Tarcan, Juery aracılığıyla 1907 yılı yazında Uluslararası Olimpiyat Komitesine (IOC) yeni üyeler kazandırmak için dünya turuna çıkan modern olimpiyatların kurucusu Baron Pierre de Coubertin ile tanıştı.
Tarcan, Coubertin’in Osmanlı Olimpiyat Cemiyetini kurmasını istemesine rağmen o dönem cemiyet kurmanın yasak olması nedeniyle bu talebe olumlu yanıt veremedi. Bunun üzerine Coubertin, Tarcan’ı temsilci olarak görevlendirdi.
Sultan II. Abdülhamit’in 24 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet’i ilan etmesinin ardından cemiyet kurmanın serbestleşmesiyle Selim Sırrı Tarcan, Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyetini kurmak için çalışmalara başladı. Kendisi öğretmen olduğu için cemiyet başkanlığına gazeteci Ahmet İhsan Tokgöz’ü uygun gören Tarcan, genel sekreterlik görevini üstlendi. Cemiyetin üyeliklerine Hasip Bayındırlıoğlu, Asaf ve Cevat Rüştü kardeşler getirildi.
Dönemin İçişleri Bakanlığının kayıtlarında Olimpiyat Cemiyetinin o tarihte kurulduğuna ilişkin bir belgeye rastlanmasa da Londra 1908 Oyunları’nın resmi raporunda Osmanlı adına Yunan asıllı cimnastikçi Aleko Moullos’un adının yer alması cemiyetin 1908’de kurulduğunu ortaya koyuyor.
1908 aralık ayında da IOC’ye üye kabul edilen Selim Sırrı Tarcan, Osmanlı Olimpiyat Cemiyetini IOC’de ilk kez 1909 yılında yapılan Berlin birleşiminde temsil etti. Selim Sırrı Tarcan 1910 Lüksemburg, 1911 Budapeşte, 1912 Stockholm, 1913 Lozan, 1914, 1924 Paris ve 1925 Prag birleşimlerine de katıldı. 1911 Budapeşte birleşiminde Osmanlı Devleti, IOC üyeliğine resmen kabul edildi. Böylece Osmanlı Devleti, IOC üyelik sıralamasında 13. basamakta yer aldı.
Türkiye’de voleybol faaliyetlerinin öncüsü
Selim Sırrı Tarcan, Türkiye’de voleybol sporunun öncüsü olarak kabul ediliyor. Tarcan 1919’da voleybol altyapısını okullarda kuran ilk isim olurken, boks sporunun da yaygınlaşmasında önemli katkılarda bulunmuştur.
İsveç Kraliyet Askeri Beden Eğitimi ve Cimnastik Akademisine 1909’da başlayan ve 2 yıl süren eğitimi tamamlayan Tarcan, yurda döndükten sonra yeniden beden eğitimi öğretmeni olarak çalışmaya devam etti.
İsveç’te yöresel kültürlerin topluma kazandırılmasıyla ilgili folklor çalışmalarının nasıl yapıldığını gören Tarcan, Osmanlı Devleti’nde folklor çalışmalarını başlatan ilk kişi oldu. Ege Bölgesi’nden zeybek oyunları derleyen Selim Sırrı Tarcan, oyunları İstanbul şehir toplumuna tanıtmaya çalıştı.
Tarcan, yaşamı boyunca 58 kitap, 2 bin 500 makale yazarken, bin 520 konferansta deneyimlerini katılımcılarla paylaştı.
TMOK’ta 4 yıl başkanlık yaptı
Selim Sırrı Tarcan, kurucusu olduğu Türkiye Milli Olimpiyat Komitesinde (TMOK) 1923-1927 yıllarında başkanlık görevini yürüttü.
I. Dünya Savaşı sonrası 1919’da “savaşa neden oldukları” gerekçesiyle Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan, IOC’den ihraç edildi. Bu devletler savaş sonrasının ilk olimpiyatı olan 1920 Antwerp Oyunları’na katılamadı.
1921’de Selim Sırrı Tarcan’ın Türkiye, Jul Murssa’nın Macaristan, Stanciov’un Bulgaristan IOC temsilciliği unvanları, Belçika, Çekoslovakya ve Lüksemburg delegelerinin karşı çıkmalarına rağmen Baron Pierre de Coubertin’in ısrarı üzerine geri verildi.
Bunun üzerine çalışmalara başlayan Tarcan, Kurtuluş Savaşı nedeniyle bir yıl sonra hazırlıklarını tamamladı. 25 Haziran 1922’de Milli Olimpiyat Cemiyeti yerine Kaim Cihan Müsabakalarına İştirak Cemiyeti adıyla kurulan II. Osmanlı Olimpiyat Cemiyetinin başkanlığına Hasip Bayındırlıoğlu getirildi.
31 Temmuz 1922’de ise İstanbul’da Ali Sami Yen başkanlığında Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (TİCİ) kuruldu. TİCİ’de Burhan Felek ikinci başkan, Selim Sırrı Tarcan başdanışman olarak görev aldı. Bu gelişmeden sonra Selim Sırrı Tarcan, kurulalı ancak iki ay olan Kaim Cihan Müsabakalarına İştirak Cemiyetini feshetti. 28 Ağustos 1922’de geçici olarak oluşturulan III. Osmanlı Olimpiyat Cemiyetinde başkanlığı yine Hasip Bayındırlıoğlu üstlenirken, Selim Sırrı Tarcan genel sekreter oldu ve IOC tüzüğüne uygun cemiyet tüzüğünün hazırlanmasına başlandı.
Bu gelişme sonrasında Olimpiyat Komitesinin yeniden oluşturulması için TİCİ yöneticileriyle birlikte çalışan Tarcan, 29 Ekim 1923 Çarşamba günü Cumhuriyet’in ilan edilmesinin hemen ardından yeni komiteyi belirledi ve 2 Kasım 1923 Pazar günü Türkiye Milli Olimpiyat Cemiyeti olarak ilk toplantısını gerçekleştirdi. Böylece, zaman içinde birkaç kez değişime uğrayan Osmanlı Milli Olimpiyat Komitesinin nihai adı 1923 yılında günümüze de ulaştığı şekilde “Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK)” olarak resmiyet kazandı.
Tarcan, İzmir’de verdiği bir konferansta, yöneticileri sporculardaki amatörlük ruhunu öldürmek, sporcuları da kendilerini profesyonelliğe kaptırmakla eleştirince büyük tepki gördü. Açıklamaları TİCİ tarafından kınanınca Selim Sırrı Tarcan, kurucusu olduğu TMOK’un toplantılarına katılmamaya başladı ve tüzük gereği 1927 yılı başından itibaren izinli sayıldı. Daha sonra Tarcan’ın yerine Ali Sami Yen başkanlığa seçildi.
Bir dönem bürokratlık yapan Selim Sırrı Tarcan, daha sonra siyasete atıldı ve milletvekili seçildi. Tarcan, 2 Mart 1957’de İstanbul’da vefat etti.
]]>