Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde 26 Temmuz 1922’de başlatılan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferi ile taçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk ordusunun tarihe altın harflerle kazıdığı eşsiz bir kahramanlık destanı olarak anılmaktadır.
AA muhabirinin topladığı bilgilere göre, 1919’da Birinci Dünya Savaşı’nın ardından İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkes Antlaşması’na dayanarak Türk ordusunun silahlarını elinden aldı ve Anadolu topraklarını işgale girişti. Ancak bu işgal girişimi, milletin bağımsızlık ve özgürlük tutkusu karşısında durdurulacaktı.
İTİLAF DEVLETLERİNİN İŞGALİ VE KUVAYIMİLLİYE MÜCADELESİ
Halide Edip Adıvar’ın “Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabında anlattığı işgal günlerinde, itilaf donanması İstanbul’a, Fransızlar Adana’ya, İngilizler Urfa, Maraş, Samsun ve Merzifon’a, İtalyanlar, Antalya ve Anadolu’nun güneybatısına yerleşti.
15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletlerinin izniyle Yunan Ordusu İzmir’e çıkarma yaptı.
Bu durum karşısında Türk milleti, tarih boyunca gösterdiği “millet olma bilinci” ile işgallere karşı Kuvayımilliye hareketini başlattı. İki seçenek vardı, ya işgal güçlerine teslim olunacak ya da yıkılan yakılan bir ülke yeniden ayağa kalkacak ve küllerinden doğacaktı.
1920’de TBMM’nin açılması üzerine işgal güçleri tüm baskıcı politikalarını Atatürk ve silah arkadaşları üzerine yoğunlaştırdı, özellikle Batı Cephesi’nde hareketlilik başladı. Yunan ordusu 1921’de Polatlı’ya kadar geldi. Polatlı’da tarihin en uzun sürecek meydan muharebesinin hazırlıkları yapılıyordu.

“HATTI MÜDAFAA YOKTUR, SATHI MÜDAFAA VARDIR”
Türk ordusunun Yunan ordusu ile Sakarya boylarında yaptığı Sakarya Meydan Muharebesi 23 Ağustos’ta başladı. Bu tarihten itibaren gece gündüz aralıksız süren savaşta, Mustafa Kemal Paşa, yeni bir savaş stratejisi uygulayarak ordularına, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” emrini verdi.
Türk askeri, bu emre uyarak vatanını canla başla savundu. Bu amansız mücadele, bütün şiddetiyle 22 gün 22 gece sürdü. Bütün cephe boyunca saldırıyı sürdüren Türk ordusu, 13 Eylül 1921’de Sakarya ırmağının doğusundan Yunan kuvvetlerini temizledi.
Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini aldı.
Düşman ordusunu tamamen yurttan atmak amacıyla bir yıl kadar süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922’de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Büyük Taarruz’u başlatan harekat emrini verdi.

26 AĞUSTOS SABAHI
Başkomutan Mustafa Kemal, 26 Ağustos sabahı Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa (Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ile muharebeyi yönetmek üzere Afyonkarahisar sınırlarında kalan Kocatepe’de yerini aldı.
Topçu ateşleriyle şafak vakti başlayan harekatın devamında Türk askeri, sabahın ilk ışıklarıyla hücuma geçip Tınaztepe’yi ele geçirdi ve Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden düşmanı uzaklaştırdı.
Taarruzun ilk gününde 1. Ordu birlikleri, Büyük Kaleciktepe ile Çiğiltepe arasındaki 15 kilometrelik alanda, düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdi. 5’inci Süvari Kolordusu, düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu, 2’nci Ordu ise cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü.
Türk ordusu, 27 Ağustos sabahı bütün cephelerde yeniden taarruza geçti ve aynı gün Afyonkarahisar, 8’inci Tümen tarafından düşman işgalinden kurtarıldı. 28 ve 29 Ağustos’ta başarıyla sürdürülen taarruz, düşmanın 5’inci tümeninin etkisiz kılınmasıyla neticelendi.
29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçilip taarruzun kısa sürede sonuçlandırılmasında hemfikir oldu ve planın 30 Ağustos’ta aksamadan uygulanması için gerekli önlemler alındı.

BÜYÜK ZAFER
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk ordusunun Kurtuluş Savaşı’nda kazandığı en önemli zaferin arifesinde, 30 Ağustos sabahında şimdi belde olan Kütahya’nın Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy’de birliklere taarruz emrini verdi.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Türk ordusunun, 26 Ağustos’ta başlayan Meydan Muharebesi’nde Dumlupınar’da Yunan birliklerini Allıören, Keçiler, Kızıltaş Deresi yolunun iki yanında tamamen sarıp imha etmesiyle zafere ulaşıldı. Kızıltaş Deresi bölgesinde açık kalan alandan bazı Yunan birlikleri, General Trikopis, General Diyenis ve birçok Yunan komutanı kaçtı.
Büyük Zafer’in ertesi günü, 31 Ağustos’ta Zafertepe Çalköy’de bir evin bahçesindeki kırık kağnının üzerine muharebe alanlarının haritasını koyan Başkomutan Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa ile durum değerlendirmesi yaparak, Yunanlıların yeniden savunma düzenine geçmesini önlemek ve onları mağlup etmek için İzmir’e girme görüşünde birleşti.

“ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR, İLERİ!”
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Zafer sonrası 1 Eylül’de Dumlupınar’da, Batı Cephesi’ndeki tüm subay ve erlere okunmak üzere yayımladığı bildiride, şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları, Afyonkarahisar-Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesi’nde, zalim ve mağrur bir ordunun temel varlığını, inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve seçkin ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk ulusu, geleceğine güvenmekte haklıdır. Savaş alanlarındaki başarı ve fedakarlıklarınızı yakından görüp izliyorum.
Ulusumuzun size olan övgülerinin iletilmesine aracılık etme görevinin arkasını bırakmayacak, sürekli olarak yerine getireceğim. Ödüllendirme için Başkumandanlığa öneride bulunulmasını, Cephe Kumandanlığına buyurdum. Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri de verileceğini göz önünde bulundurarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü ve yurtseverliğinin kaynaklarını kullanarak, yarışmayı bütün gücüyle sürdürmesini talep ederim. Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
Bu emir doğrultusunda üç koldan ilerleyen Türk ordusu 1 Eylül’de Gediz ve Uşak’ı, 2 Eylül’de Eskişehir’i, 6 Eylül’de Balıkesir ve Bilecik’i, 7 Eylül’de Aydın’ı, 8 Eylül’de Manisa’yı geri aldı. 9 Eylül’de İzmir’de Yunan ordusunu denize döken Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın emrini büyük bir başarıyla yerine getirdi.

“SÖZÜMÜ YAPAMAMIŞ OLDUĞUMDAN DOLAYI YAŞAYAMAM”
Büyük Taarruz’dan akıllarda kalan en önemli olaylardan biri, 57’nci Tümen Komutanı Albay Reşat Bey’in, 27 Ağustos’ta Çiğiltepe’nin alınmasının yarım saat gecikmesi üzerine, görevini yerine getirememenin üzüntüsüyle kendisini vurarak intihar etmesiydi.
Mustafa Kemal Paşa’ya, Çiğiltepe sırtlarında çarpışan 57’nci Tümen Komutanlığını yeniden telefonla aradığında Albay Reşat Bey’in intihar ettiği söylendi ve yazdığı “Yarım saat zarfında o mevkii almaya size söz verdiğim halde, sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam.” notu okundu.
Çiğiltepe, Albay Reşat Bey’in ölümünün 15 dakika sonrasında düşman askerlerinden kurtarıldı.

“TÜRK CUMHURİYETİ’NİN ÖLÜMSÜZ YAŞAYIŞI BURADA TAÇLANDIRILDI”
Büyük Önder Atatürk, Büyük Zafer’den 2 yıl sonra, 30 Ağustos 1924’te, Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı’nın temel atma törenine katılmak üzere Zafertepe Çalköy’e geldi.
Törene katılanlara iki yıl öncesini hatırlatan Atatürk, Büyük Zafer’i şu cümlelerle anlattı:
“Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son parçası olan 30 Ağustos Zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, çok parlak zaferlerle doludur ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir adım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbellidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, Cumhuriyet’imizin ölümsüz koruyucularıdır. Türk ulusu burada kazandığı zaferle, açığa vurduğu gücü ve istemiyle, bu belli gerçeği bir kere daha tarihin bağrına çelik kalemle koymuş bulunuyor.”
İlk kez 1926’da Zafer Bayramı olarak kutlanmaya başlanan 30 Ağustos, her yıl yurt geneli ve KKTC’de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.



Haber Kaynağı: Anadolu Ajansı (AA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kastamonu Üniversitesi’nde “Şehadetinin 111. Yılında İşkodra Kahramanı Hasan Rıza Paşa” konulu panel, 29 Şubat 2024 tarihinde Merkez Kütüphane Cemil Meriç Salonu’nda gerçekleştirildi. Panele Vali Meftun Dallı, Rektör Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Atalan ile birlikte akademisyenler, öğrenciler ve kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Panel saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlarken panelin açılış konuşmasını Eğitim Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selahattin Kaymakçı yaptı. Prof. Dr. Kaymakçı konuşmasında, Türkiye’de yaşayan her bireyin kendi değerlerini aramakla, bulmakla, bilmekle ve öğretmekle de mükellef olduğunu dile getirerek tarihiyle barışık, medeniyetiyle, kültürüyle barışık gençlerin nasıl yetiştirebileceği sorusunun cevabını bulmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Programın moderatörlüğünü İnsan ve Toplum bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Serhat Yılmaz yaptı. Prof. Dr. Yılmaz konuşmasında Balkan Savaşları sırasında İşkodra, kalelerinin savunulmasında Türk askerinin gösterdiği kahramanlıkların övgüye değer olduğunu dile getirerek bu savunmada önemli rol oynayan Hasan Rıza Paşa hakkında kısa bilgi paylaştı. Ayrıca Yılmaz, konuşmasında panele katkıda bulunan tüm akademisyenlere ve öğrencilere katılımlarından dolayı teşekkür etti.
‘Hasan Rıza Paşa inandığı dava uğruna İşkodra’yı savundu’
Panelin açılış konuşmasından sonra sözü Eğitimci-Yazar Efendi Barutçu aldı. Barutçu panelde kahraman, kahramanlık ve kahramanlar üzerine başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Barutçu, konuşmasında, kahramanların ölümden korkmadığını aksine ölümün üzerine sakınmadan gittiklerinin altını çizdi. Kahramanlığın dini açıdan da önemli bir unsur olduğunu dile getiren Barutçu, hadisler ile kahramanlık kavramının önemini açıkladı. Barutçu, kahramanların inandıkları dava için yaşadığını ifade ederek Hasan Rıza Paşa’nın da bu davaya inanarak İşkodra’yı savunduğunu ve bunun için can verdiğini söyledi. İşkodra’da önemli başarı kazanan Hasan Rıza Paşa’nın yaptıklarının geleceğe ışık tuttuğunu söyleyen Barutçu, geçmişteki başarıları örnek almayan ahlaktan ve benliğinden uzaklaşan milletlerin akıbetlerinin iyi olmayacağına vurgu yaptı. Barutçu, Kastamonu il yönetiminin de İşkodra şehri ile bir kültür tarih kardeşliği kurmasına yönelik girişimlerde bulunmasını önerdi.
Barutçu’dan sonra söz alan Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şerif Demir’in yaptığı konuşmada Balkan Savaşları, İşkodra ve Hasan Rıza Paşa hakkında bilgiler verdi. Prof. Dr. Demir konuşmasında Balkan Savaşları’nda Osmanlı Devleti’nin zayıflığından faydalanmak isteyen ülkelerin çıkardığı sorunların Osmanlı Devleti’nin toprak kaybetmedeki süreci hızlandırdığını söyleyerek, Balkan Savaşları’nda askerlerin görevlerini en iyi şekilde yaptıklarını ifade etti. Prof. Dr. Demir, “Tarihi hadiselerin tekrarı olarak değil, belki geleceği inşa ederek etmek için geleceği daha iyi anlamak için ihtiyaç duyacağımız en önemli referans kaynağı olarak düşünmek gerekir” dedi.
Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Çelebi ise Hasan Rıza Paşa’nın hayat hikayesi isimli sunuyu dinleyicilerle paylaştı. Prof. Dr. Çelebi konuşmasında Hasan Rıza Paşa’nın doğum yerinin Arnavutluk, Bağdat ve Kastamonu olduğuna yönelik farklı görüşlerin olduğunu dile getirerek Hasan Rıza Paşa’nın kariyerinde gösterdiği başarıları dinleyicilere anlattı. Prof. Dr. Çelebi, Hasan Rıza Paşa’nın eğitimini İstanbul ve Bursa’da tamamladığını Berlin’de de Harp eğitimi aldığını Osmanlı topraklarında çeşitli yerlerde görev alarak başarılı bir asker olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çelebi başarılı bir asker olan Hasan Rıza Paşa’ya ait belgelerin olduğuna değinerek bu belgelere ait geniş çaplı sistematik bir çalışma yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Panelin sonunda konuşmacı olarak katılan katılımcılara teşekkür belgesi takdim edildi. – KASTAMONU
]]>Fatih’in kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmak için 2021’de başlatılan “Sözlü Tarih” projesinin sonuçlarını değerlendirmek üzere gerçekleştirilen sempozyumda, sözlü tarihin önemi ve etkisi tartışıldı.
Proje kapsamında 2022-2024 arasında çalışma yürütülürken, detaylı literatür taramaları, saha araştırmaları, stüdyo hazırlıkları, çekimler ve proje tanıtımı gibi bir dizi faaliyet yapıldı.
Sempozyumun açılışında konuşan Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan, sözlü kültürün hayata dair deneyim pratiklerinin şifahi olarak toplum belleğine aktarılması olduğunu söyledi.
Turan, sözlü tarihin araştırma metodu olarak son yıllarda rağbet gördüğünü belirterek, “Sözlü tarih metodunun, özellikle şehircilik ve sosyal tarih çalışmalarında tercih edildiği, sevildiği bilinmektedir. Fatih Belediyesi olarak biz de ilçemizin somut ve somut olmayan kültürel mirasına sahip çıkmak, şehrimizin derin hafızasını, insanlar ve mekanlar üzerinden belgelemek için Sözlü Tarih projesi başlattık. Zeyrek Akademi bünyesinde yürüttüğümüz sözlü tarih çalışmalarıyla ilçemizdeki toplumsal ve kültürel değişimin kaydını tutarak geleceğe aktarmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
Farklı sosyokültürel ve ekonomik özelliklere sahip 80 vatandaşın yaşamını kayıt altına aldıklarını aktaran Turan, şunları kaydetti:
“Burada Fatih’imizin tarihinden uzun uzun bahsetmemize imkan yok. Elbette bu köklü tarihin, gün yüzüne çıkmamış, kaydedilmemiş dalları, uzantıları da mevcut. Biz bu projeyle geçmişi neredeyse medeniyet tarihi kadar eski olan şehrimizin insan ve hafıza birikimini değerlendiriyoruz. Proje kapsamında akademisyenlerimiz, sanatkarlarımız, esnafımız, ev hanımlarımız yani toplumumuzun bütün kesimleri hakkında fikir verebilecek geniş bir profilde hemşehrilerimizin yaşamını, hatıralarını kayıt altına aldık.”
İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Coşkun Yılmaz, “Başkan’ımız aslında bir ilçe belediyesinin faaliyetlerini değil, bizim kadim medeniyet merkezimizin tarihini, kültürünü ve medeniyetini ortaya koymaya, geçmişin birikimini günümüze ve geleceğe taşıyarak geleceğin de temellerini attı. Bir tarihçi olarak gördüğüm budur.” değerlendirmesini yaptı.
“Sözlü tarih şu anda tarihçilikte ve diğer disiplinlerde oldukça kullanılan bir yöntem”
Programda proje danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Arzu Güldöşüren, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdülhamit Avşar, Doç. Dr. Yunus Uğur, Doç. Dr. M. Emir İlhan, Doç. Dr. Emine Çakır, Doç. Dr. Samet Çevik ve arkeolog Aslı Avcı gibi alanında uzman hocalar, “Mekan, Bellek, Gündelik Hayat ve Mekansal Dönüşümü Sözlü Tarihle Okumak”, “Kültürel Miras, Müzecilik, Belgesel Sinema ve Sözlü Tarih İlişkisi” oturum başlıklarının altında sözlü tarih ile ilgili sunumlar gerçekleştirdi.
Sözlü Tarih projesinin 2021 yılında başladığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Arzu Güldöşüren, şu bilgileri verdi:
“Biz Fatih’teki kültürel miras mekanlarının gündelik hayattaki yeri ve dönüşümü adlı projeye 2021’de başladık. Bugüne kadar 80 kişiyle sözlü tarih görüşmeleri gerçekleştirdik. Birincisi, bunun çıktılarını araştırmacılarla ve akademisyenlerle bir taraftan da aslında Fatihlilerle paylaşmak, ikincisi de sözlü tarih şu anda tarihçilikte ve diğer disiplinlerde oldukça kullanılan bir yöntem. Sözlü tarihin teorisine ve pratiğine dair bu alanın uzmanlarının yapacağı sunumlarla bire bir sempozyum düzenlemek istedik.”
]]>AK Parti Trabzon Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı ve Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Trabzon Sanatevi’ni ziyaret etti. Başkan Genç, Sanatevi Başkanı Adnan Taç ve yönetim kurulu üyeleriyle bir süre sohbet ederek Trabzon’a kültür ve sanatla ilgili yaptığı ve yapacağı projelerden bahsetti. Genç’e ziyaretinde AK Parti Ortahisar Belediye Başkan Adayı Ergin Aydın da eşlik etti.
Ziyaretlerinden dolayı Başkan Genç ile Ergin Aydın’a teşekkür eden Adnan Taç, kenti bilen, kenti tanıyan ve kentle iç içe olan herkesle istişare edilmesi gerektiğini vurguladı. Yerel yönetimlerle her zaman temas halinde olduğunu ve birçok proje yürüttüğünü ifade eden Taç, “Biz ziyaretlerimizi ve çalışmalarımızı sadece seçim döneminde değil, daha öncesinde de yapıyorduk. Her zaman temas halindeydik. Zaten Ahmet Başkanım ve Ergin Aydın Başkanım bizimle her gün temas halindeydiler. Sabah kahvaltıları, akşam buluşmalarını ve diğer etkinliklerde zaman zaman kendileriyle görüşmelerimizi yapıyorduk” dedi.
Başkan Adayı Ahmet Metin Genç ise, kültür ve sanat faaliyetlerine desteği her zaman kendisi için bir görev olarak addettiğine dikkati çekerek, “Biz görevde olduğumuz süre içerisinde sizlerle beraber şehrin en önemli alametifarikası olduğunu söylediğim kültür, sanat ve tarih yönüyle birlikte bu özelliklerimizi dolu dolu yaşamaya ve altı dolu bir şekilde devretmek için sizlerin çalışmalarına desteği bir vazife bilerek hareket ettiğimi düşünüyorum. Tam mütekamil manada bu desteği yapamamış olabiliriz ama ben hiçbir zaman bu desteği bir lütuf olarak değil, bir vazife olarak görüyorum. Çünkü bu şehir bizim. Şehrin kültür ve sanat ilgili geçmişteki misyonunu bu zaman dilimindeki misyonla nasıl buluşturabiliriz, nasıl uzlaştırabiliriz, bu kıymetlidir Bunu sizlerle yapabiliriz. Kültür insanlarımız, sanat insanlarımız özgün insanlar. Tahayyüllerini yetenekleriyle birlikte yansıtabilen insanlar, o nedenle de kıymetli insanlar” diye konuştu.
“Kültür ve sanat merkezi yapılacak”
Yeni dönemde Avni Aker Stadyumu ve Yavuz Selim Stadının olduğu bölgede bir kültür ve sanat merkezi projesi yapacağını ifade eden Genç, “Biz her zaman fiziki kapasite olarak kültür ve sanat çalışmalarıyla ilgili yetersizliği gözlemledik. Bu konuda mutabıkız. Bir şehirde Sanatevi öncülüğünde bir uluslararası etkinlik yapılabiliyorsa, bu o şehrin yönetenlerin çok çok önemsemesi gereken bir hadisedir. Çünkü şehriniz uluslararası arenaya çıkıp, bir tanıtım sağlıyor. İnşallah 14. sanat etkinliğini de yapacağız. Kültür ve sanat etkinlikleri nitelikli etkinlikler. Bir opera sahnesinin nitelikli olduğunu ben operayı Trabzon’a getirdiğimde anlayabildim. O nedenle sizlerle konuşurken her zaman dile getirdiğimiz bir kültür sanat merkezi projemizi bu dönemde inşallah hayata geçireceğiz. Yavuz Selim ve Avni Aker’in orada iki dönümlük bir alanın Çevre Bakanlığı’ndan tahsisini sağladık. İnşallah bu dönem bu projeyi yapacağız. Oradaki yeşil alanlara halel getirmeden ve fazla bir yapılaşmada bulunmadan inşa edeceğiz. Ama bunun da yeterli olduğu düşüncesinde değilim. Bütün kültür ve sanat faaliyetlerinin bir arada icra edilebileceği daha geniş bir platforma da ihtiyacımız var. Bununla ilgili düşüncemizi de önümüzdeki zaman diliminde açıklamayı düşünüyorum” şeklinde konuştu.
“Değirmendere’deki sanayi siteleri taşınacak”
Değirmendere’de sanayi sitelerinin bulunduğu alanda kentsel dönüşüm çalışması yaparak sanayi sitelerini buradan taşıyacağını ifade eden Genç, “Değirmendere’de 5 tane küçük ölçekli sanayi sitemiz şehrin merkezinde kaldı. Burada bin 700 esnafımız faaliyet yürütüyor. İstiyoruz ki, orayı nakledelim. Orayı yeniden bir yaşam alanına çevirelim. Havalimanından çıktığınız zaman Değirmendere’de şehrin siluetiyle bağdaşmayan çok çarpık bir görsel sizi karşılıyor. Orayı dönüştürerek orada da güzel bir sanat merkezi yapmayı planlıyoruz. Bu daha büyük ölçekli bir iş. Bir taraftan da kötü yapılaşmayla beraber örttüğümüz koca bir tarih var. Trabzon farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan bir şehir. Yukarı Hisar’da arkeolojik kazı çalışmaları yapılıyor. Yeni dönemde inşallah bu işi hızlandırarak müze konseptiyle bir arkeo-park yapacağız. Bu konuda da sizlerden istifade edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Örttüğümüz tarihi dokuyu ortaya çıkarmamız lazım”
Kültür ve sanat değerlerini kurumsal bir hafızada geleceğe taşınması gerektiğini dile getiren Başkan Genç, “Trabzon bir tiyatro kültürü olan bir şehir aynı zamanda. Buna sahip çıkmak lazım. 12-13 tane amatör tiyatro grubumuz var. Bunlardan 8 tanesi aktif. Önce merkezde başlattığımız bu tiyatro festivalini genişlettik. Ordu, Bulancak, Merzifon ve Amasya’ya kadar gittik. Bunları da ulusala taşıyabilen bir anlayışı ortaya koymamız lazım. Çünkü bu konuda da nitelikli sanatçılarımız var. Bütün bunlar bizim gücümüz. Şehri bilmek, tanımak önemli. Şehrin sadece güzelliklerini değil, özelliklerini de öne çıkarmak gerek. Trabzon’un gerçek anlamda değerleri var. Bunları yaşamak ve yaşatmak önemli. Biz gelir gelmez işe müzeyle başladık. Tarih Müzesi, Basın Müzesi kurduk. Sizin de çok katkılarınız oldu. Sanat değerlerimizi kurumsal bir hafızaya alıp geleceğe taşıyabilmemiz lazım. Dünyada dört tane olan matbaanın birisi Trabzon’da. Türkiye’de de üç Basın Müzesi’nden biri Trabzon’da var. Onu açtık. Saray Atik Sokağı kültür sanat merkezi haline getireceğiz. Zeminini yaptık. Tarih Müzemiz burada. Bütün bunlar şehrimizin beklentileri aslında. Daha erken yapmamız gereken konulardı. Şehrimiz daha fazlasını hak ediyor. O örttüğümüz tarihi de ortaya çıkarmamız lazım. Kadınlar Pazarı’nın bulunduğu bölgeden çıkan 1. yüzyıla ait kalıntılar hakikaten değerli. Bunlara sahip çıkmamız ve öne çıkarmamız lazım. İnşallah bu çalışmaları sizlerin de elbirliğiyle yapmaya devam edeceğiz. Yazarlarımız, kültür adamlarımız, sanatçılarımız var. Biz belediye olarak bugüne kadar 35 kitabın basımını üstlendik” dedi.
“Trabzon’da güzel hizmetler yapıldı”
AK Parti Ortahisar Belediye Başkan Adayı Ergin Aydın ise, Trabzon’da atılan her adımda tarihi dokunun hissedildiğine vurgu yaparak, bunun geleceğe taşınması gerektiğini kaydetti. Tarihin gençlere iyi öğretilmesi gerektiğini belirten Aydın, “Tarihte bir söz vardır. Eğer, bir devletin tarihi ve kültürü yoksa ona devlet demiyoruz. Trabzon işte böyle bir şehir. Geçmişi olan, geçmişiyle övünen bir şehir olduğundan dolayı her attığınız adımda bir tarih dokusu hissediyorsunuz. Ahmet Başkanımız Trabzon’da çok güzel hizmetler yaptı. Bizim de bunu devam ettirmemiz lazım. Devam eden projeleri de bitirmek lazım. Bunun için aynı aşkla, aynı çalışma azmiyle birlikte bunları halkımızla buluşturmak bizlerin görevidir. Biz tarihimizle hep övünüyoruz. Trabzon öyle bir şehir ki diyoruz, metrekaresine en az 10 sanatçı düşen bir şehir diyoruz. Tarihimizi gençlerimize öğretebilirsek ve böyle eserler bırakabilirsek ne mutlu bize. Burada en çok görev yerel yöneticilere düşüyor. Sizlerle birlikte şehrimizi kültürel anlamda yönetmekten onur duyacağımı da belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Kentte raylı sistem serüveni, o dönemlerde 1 milyona yaklaşan nüfus yoğunluğu ve toplu ulaşım ihtiyacı nedeniyle Osmanlı Padişahı Abdülaziz’in izni ve imtiyazıyla 30 Ağustos 1869 tarihinde “Dersaadet Tramvay Şirketi”nin kurulmasıyla başladı.
Bu, aynı zamanda kentteki ulaşımın ilk işletmecisi olan İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmelerinin (İETT) kurulduğu tarih olarak da kabul ediliyor.
Şehirde atlı tramvayların kullanılması için daha rahat ray döşenmesi amacıyla Tophane- Beşiktaş güzergahındaki Arnavut kaldırım taşları kaldırıldı. Yerlerine parke taşlarıyla beraber raylar konuldu.
Atlı tramvay, deneme seferlerinin ardından Tophane Meydanı’nda 31 Temmuz 1871’deki açılışla Azatkapı-Beşiktaş arasında hizmet vermeye başladı.
Halkın yoğun talep göstermesi sebebiyle Eminönü-Sirkeci-Beyazıt-Aksaray ile Aksaray- Yedikule arasında da yeni hatlar kuruldu.
Hızla yaygınlaştırılan hatlarda 430 at ve 45 tramvayla toplu ulaşım hizmeti verildi.
Balkan Savaşı’nın 1912 yılında başlamasıyla atlı tramvay hizmeti veren şirketin bütün atları, devlet tarafından satın alınıp ordu hizmetinde kullanıldı.
Kısa bir aranın ardından 1913 yılında Silahtarağa’da elektrik fabrikasının kurulması üzerine elektrikli tramvaylara geçiş süreci başladı.
Kentte 11 Şubat 1914’de tramvaylara ilk elektrik verilirken 20 Şubat 1914 tarihinde ise Karaköy Meydanı’nda İstanbul Şehremini Vekili (Günümüzde İBB Başkanvekili) Bedri Bey’in açılışını yaptığı törenle elektrikli tramvay Karaköy-Ortaköy hattında ilk seferini yaptı.
İstanbul’da toplu ulaşımda dönüm noktası olan elektrikli tramvay, daha sonra Galata Köprüsü’nden geçti.
Süreç içerisinde, Üsküdar- Kısıklı, Bağlarbaşı- Haydarpaşa, Üsküdar-Haydarpaşa, Fenerbahçe-Bostancı- Moda hattı, Fatih- Edirnekapı ile Bağlarbaşı- Karacaahmet tramvay hatları kuruldu.
Elektrikli tramvayların, özellikle 1930’dan itibaren kentte toplu ulaşım için taksilerin, otobüslerin ve dolmuşların kullanılmaya başlamasıyla, hızlı gitmediği ve trafiği aksattığı yönündeki gerekçeler öne sürüldü. Bu nedenle Avrupa Yakası’nda 12 Ağustos 1961, Anadolu Yakası’nda ise 3 Ekim 1966 tarihinde son seferini yaptı.
Bırakılan son iki hat Üsküdar- Kadıköy ile Kadıköy- Hasanpaşa seferleri de 14 Kasım 1966’da kaldırıldı.
24 yıllık aradan sonra elektrikli tramvaya dönüş
Daha sonra 1966 yılı öncesi işletmede hizmet veren tramvay araçlarından kullanılabilir durumda olan üçü yenilenip 24 yıllık aradan sonra “Nostaljik Tramvay” adıyla 29 Ocak 1990’da Taksim-Tünel güzergahında yolcu taşımaya başladı.
T1 Kabataş- Bağcılar Tramvay Hattı’nda Aksaray-Beyazıt 13 Haziran 1992, Sirkeci-Beyazıt 10 Temmuz 1992, Aksaray-Topkapı 29 Aralık 1992, Topkapı- Zeytinburnu kısmı 10 Mart 1994, Sirkeci-Eminönü kısmı 20 Nisan 1996, Eminönü-Fındıklı kısmı 30 Ocak 2005, Fındıklı-Kabataş kısmı 29 Haziran 2006, T2 hattı olarak Zeytinburnu-Bağcılar kısmı 16 Eylül 2006’da hizmet vermeye başladı. T1 ve T2 hattı da 3 Şubat 2011’de birleşti.
İstanbul’da günümüzde Kabataş-Bağcılar başta olmak üzere T3 Kadıköy-Moda Tramvay Hattı, T4 Topkapı-Mescid-i Selam Tramvay Hattı ve T5 Eminönü-Alibeyköy Tramvay Hattı İstanbullulara hizmet veriyor.
Elektrikli tramvaylar, bugün raydan çıkma, arıza, sefer iptalleri ve yoğunluk şikayetleriyle de zaman zaman gündeme geliyor.
Elektrikli tramvay haricinde raylı sistem olarak 10 metro hattı ile Karaköy- Beyoğlu Tarihi Tünel Füniküler Hattı dahil olmak üzere 3 füniküler hattı daha kente hizmet veriyor.
]]>Romanya’nın başkenti Bükreş’te gerçekleştirilen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda kadınlar kategorisinde müsabakalar sona erdi. Şampiyonada Kadın Milli Takımı, Avrupa ikincisi oldu. Kadın Güreş Milli takım; 3 altın, 1 gümüş, 1 bronz madalyayla organizasyonu 107 puanla ikinci sırada tamamladı.
Türkiye’ye 68 kiloda Buse Tosun Çavuşoğlu, 72 kiloda Nesrin Baş ve 76 kiloda Yasemin Adar Yiğit altın, 50 kiloda Evin Demirhan Yavuz gümüş, 53 kiloda ise Zeynep Yetgil bronz madalya kazandırdı.
Milliler, THY’ye ait TK1044 sefer sayılı uçakla öğle saatlerinde İstanbul’a geldi.
Efrahim Kahraman: “Tarih yazan bir takımız”
İstanbul Havalimanı’nda basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Kadın Güreş Milli Takımı Teknik Direktörü Efrahim Kahraman, “Müsabakalar beklediğimiz gibi oldu. Olimpiyat öncesi zor bir Avrupa Şampiyonası geçirdik. Biz tarih yazan bir takımız. Gerçekten burada kızlarımız adeta savaştı. Terlerinin son damlasına kadar mücadele eden tüm sporcularımızı tebrik ediyorum. Buraya kolay gelinmiyor şuan bizim Olimpiyatlara iki kotamız var. Şimdi başlıyoruz daha devam edecek. İnşallah olimpiyatlara tak takım gitmek istiyoruz” diye konuştu.
Yasemin Adar Yiğit: “2024 yılı kadın güreşinin tarih yazacağı bir yıl olacak”
Kadın güreşinde başarılarının yükselmeye devam ettiğini belirten Yasemin Adar Yiğit, “Takımın parçası olduğum için çok gururluyum. Benden başka üç tane daha altın madalya alan sporcumuz var. Gümüş madalya alan ve bronz madalya alan sporcular da var. Takım halinde de Avrupa ikincisi olduk. 2024 yılı kadın güreşinin tarih yazacağı bir yıl olacak diyebilirim. Bu sebepten dolayı da bütün takım arkadaşlarıma ve bize destek olan bakanlığımız ve federasyonumuza çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. Sporcu olmak isteyen genç kuşaklara da çağrıda bulunan milli gürelçi, “Güreş branşı zor bir branş, bana ilk zamanlar bu sporu yapamayacağımı söyleyenler çok olmuştu ama ben bunlara hiçbir zaman inanmadım ve kendi bildiğim doğrultuda hayallerim için mücadeleye devam ettim. Onlar da hayalleri için mücadele etmeye devam etsinler ve ülkelerinin en iyi şekilde temsil edip bayrağımızı dalgalandırsınlar” dedi.
Buse Tosun Çavuşoğlu: “Tarihi bir başarıya imza atarak dönüyoruz”
Kadın güreşinin sürekli zirvede olan bir branş olduğunu aktaran Buse Tosun Çavuşoğlu ise, “Bizler 2022 yılında Avrupa şampiyonu olmuştuk. Bu sene ülkemize ikinci olarak dönüyoruz ama tarihi bir başarıya imza atarak dönüyoruz. 3 altın madalyayla gerçekten çok zorlu bir müsabaka atlattık diyebiliriz” açıklamasında bulundu.
Nesrin Baş: “Çok mutlu ve gururluyum”
Nesrin Baş da, şampiyonaya çok iyi hazırlandıkları ifade ederek, “Çok iyi emek verdik, çok çalıştık ve sonunda güzel dereceler elde ettik. Takımımız gerçekten çok iyi tarih yazmış bir takımız. Avrupa ikincisi olduk. Ülkeme altın madalyamı kazandırdım. Çok mutluyum ve çok gururluyum” değerlendirmesinde bulundu. – İSTANBUL
]]>BAYBURT – Bayburt’ta İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümünde öğrenci olan 73 yaşındaki Veysel Gider bir yandan derslerine çalışıyor, bir yandan vize ve finallerine hazırlanıyor, bir yandan da derslerini aksatmayacak şekilde kitap yazıyor. Okuduğu bölümden hareketle ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ isimli kitap kaleme alan Gider, kitabını yüksek maliyetlerden dolayı bastıramamaktan dert yandı.
Uzun yıllardır gazetecilikle ilgilenen, araştırmacı yazar olarak bilinen ve Bayburt tarihi üzerine araştırmaları ile tanınan Gider, 71 yaşında hayalini kurduğu Tarih Bölümünü kazanarak, gençlere örnek olmuştu. 24 yaşındaki oğlu Mürsel Yusuf Gider ile birlikte Tarih Bölümünde aynı sıraları paylaşan Gider, derslerine çok çalıştığını, notlarının da iyi olduğunu söyledi.
Okumayı çok sevdiğini ve hayatı boyunca sayısızca kitap okuduğunu vurgulayan Gider, okuduğu bölümle alakalı ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ isimli kitap yazdı. Üniversite 2’nci sınıf öğrencisi olan Gider, hayallerini bir bir gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını belirtti.
“İnandığım bir konuyu gerçekleştirmek için 70 yaşından sonra üniversiteye başladım”
Üniversite okuma hayalini 70 yaşından sonra gerçekleştirdiğini aktaran Gider, “70 yaşından sonra üniversite okumaya başladım, Tarih Bölümü 2’nci sınıf öğrencisiyim. En küçük oğlum Mürsel Yusuf’ta aynı bölümde benimle birlikte öğrenim görüyor. İnandığım bir konuyu gerçekleştirmek adına 70 yaşından sonra üniversiteye başlamış oldum. Bu konu şuydu; bir şeyler yazıyoruz, adımız araştırmacı yazara çıkmış ama akademik bir terbiye var mıdır diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım, daha sonra bu işe bismillah diyerek adım attım ve 70 yaşından sonra üniversite kazanarak bu bölüme girmiş oldum” dedi.
“Tarih konularında hep yabancı tarihçilerin fikirlerine başvurulmuş bu konu beni rahatsız etti”
Akademik terbiyeyle kitap yazmak için işe koyulan Gider, bir konuya dikkat çekti. Tarih konularında ağırlıklı olarak yabancı tarihçilerin fikirlerine başvurulduğunu, kaynak olarak gösterildiğini iddia eden Gider, bu durumun kendisini rahatsız ettiğini belirterek, “Akademik bir terbiyeyle bir şeyler yazayım diye düşündüm ve özellikle aklıma tarih metodolojisi konusu takıldı. Tarih metodolojisinde dikkat ettim, genellikle yabancıların bilgilerine başvurulmuş, onların ortaya koyduklarını biz gerçek olarak almışız. Peki yabancılar bu işi doğru yapmamış mı diye soracaksınız, mutlaka yabancıların bu konularda haklı oldukları çalışmalar vardır ancak bazı yabancı tarihçilerin Türkler için, Müslümanlar için iyi çok iyi şeyler düşünmediği herkesçe biliniyor, tabii doğrusunu yazan tarihçiler de yok değil. Genellikle batılı yazarların, tarihçiler dahil olmak üzere Türkler üzerindeki olumsuz düşünceleri herkes tarafından bilinmektedir. O nedenle yabancı yazarlardan alıntılar, bir süre sonra kafama takılmaya başladı. Müslüman Türk tarihçisi olarak nasıl bir yol izleyebiliriz diye düşündüm ve işe koyuldum. Birinci sınıfın sonlarına doğru ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ adlı bir kitap kaleme aldım. Kırıntı ve kırpıntılar üzerine tarih yazılabilir mi düşüncesiyle böyle bir çalışmayı ortaya koydum ama bastırma imkanım olmadı. Osmanlıcam iyidir, tarihle ilgili diğer konularda bilgi sahibiyim, Allah nasip ederse ileride bazı çalışmaları da gerçekleştirmek istiyorum, inşallah bunu başarabilirim. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, üniversitemizde çok değerli tarihçi hocalarımız bulunuyor, onların akademik bilgilerinden de yararlanıyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Uzun yıllardır gazetecilikle ilgilenen, araştırmacı yazar olarak bilinen ve Bayburt tarihi üzerine araştırmaları ile tanınan Gider, 71 yaşında hayalini kurduğu Tarih Bölümünü kazanarak, gençlere örnek olmuştu. 24 yaşındaki oğlu Mürsel Yusuf Gider ile birlikte Tarih Bölümünde aynı sıraları paylaşan Gider, derslerine çok çalıştığını, notlarının da iyi olduğunu söyledi.
Okumayı çok sevdiğini ve hayatı boyunca sayısızca kitap okuduğunu vurgulayan Gider, okuduğu bölümle alakalı ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ isimli kitap yazdı. Üniversite 2’nci sınıf öğrencisi olan Gider, hayallerini bir bir gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını belirtti.
“İnandığım bir konuyu gerçekleştirmek için 70 yaşından sonra üniversiteye başladım”
Üniversite okuma hayalini 70 yaşından sonra gerçekleştirdiğini aktaran Gider, “70 yaşından sonra üniversite okumaya başladım, Tarih Bölümü 2’nci sınıf öğrencisiyim. En küçük oğlum Mürsel Yusuf’ta aynı bölümde benimle birlikte öğrenim görüyor. İnandığım bir konuyu gerçekleştirmek adına 70 yaşından sonra üniversiteye başlamış oldum. Bu konu şuydu; bir şeyler yazıyoruz, adımız araştırmacı yazara çıkmış ama akademik bir terbiye var mıdır diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım, daha sonra bu işe bismillah diyerek adım attım ve 70 yaşından sonra üniversite kazanarak bu bölüme girmiş oldum” dedi.
“Tarih konularında hep yabancı tarihçilerin fikirlerine başvurulmuş bu konu beni rahatsız etti”
Akademik terbiyeyle kitap yazmak için işe koyulan Gider, bir konuya dikkat çekti. Tarih konularında ağırlıklı olarak yabancı tarihçilerin fikirlerine başvurulduğunu, kaynak olarak gösterildiğini iddia eden Gider, bu durumun kendisini rahatsız ettiğini belirterek, “Akademik bir terbiyeyle bir şeyler yazayım diye düşündüm ve özellikle aklıma tarih metodolojisi konusu takıldı. Tarih metodolojisinde dikkat ettim, genellikle yabancıların bilgilerine başvurulmuş, onların ortaya koyduklarını biz gerçek olarak almışız. Peki yabancılar bu işi doğru yapmamış mı diye soracaksınız, mutlaka yabancıların bu konularda haklı oldukları çalışmalar vardır ancak bazı yabancı tarihçilerin Türkler için, müslümanlar için iyi çok iyi şeyler düşünmediği herkesçe biliniyor, tabii doğrusunu yazan tarihçiler de yok değil. Genellikle batılı yazarların, tarihçiler dahil olmak üzere Türkler üzerindeki olumsuz düşünceleri herkes tarafından bilinmektedir. O nedenle yabancı yazarlardan alıntılar, bir süre sonra kafama takılmaya başladı. Müslüman Türk tarihçisi olarak nasıl bir yol izleyebiliriz diye düşündüm ve işe koyuldum. Birinci sınıfın sonlarına doğru ‘Tarih Yazımında Kısa Bir Yöntem’ adlı bir kitap kaleme aldım. Kırıntı ve kırpıntılar üzerine tarih yazılabilir mi düşüncesiyle böyle bir çalışmayı ortaya koydum ama bastırma imkanım olmadı. Osmanlıcam iyidir, tarihle ilgili diğer konularda bilgi sahibiyim, Allah nasip ederse ileride bazı çalışmaları da gerçekleştirmek istiyorum, inşallah bunu başarabilirim. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, üniversitemizde çok değerli tarihçi hocalarımız bulunuyor, onların akademik bilgilerinden de yararlanıyorum” ifadelerini kullandı. – BAYBURT
]]>MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, bugün yaptığı yazılı açıklamada; “MHP’nin 31 Mart 2024 tarihli Yerel Seçimlere hazırlık mahiyetindeki açık hava toplantılarının ilki, 28 Ocak’ta Mersin’de yapılacak ve milli söz birliğimiz dünyaya bir kez daha ilan edilecektir. Cumhur İttifakı anlayışı ile bu güzide ilimizde ‘Mersin Bizim, Türkiye Hepimizin’ diyeceğiz. Partimizin ‘Manisa Bizim, Türkiye Hepimizin’ temalı ikinci açık hava toplantısı ise 4 Şubat’ta Manisa’da gerçekleştirilecektir” dedi.
Semih Yalçın’ın açıklaması şöyle:
“Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bugüne kadar büyük badirelerden geçmiş, milletimiz ciddi imtihanlarla sınanmıştır. Kuruluş yıllarından sonra yaşanan toplumsal çalkantılara, askeri darbelere, vesayet rejimi kurma çabalarına, ülkemizi Batı’nın uydusu konumunda tutma gayretlerine, azgın bölücü eylemlere rağmen; devletimiz bağımsızlığını, milletimiz bütünlüğünü korumayı bilmiştir. Aziz milletimiz; şanlı geçmişinden, sahip olduğu binlerce yıllık tarihi birikimden, köklü bir yönetim ve insan anlayışından beslenen tecrübesini toplum hayatına yansıtarak devletimizi ayakta tutmuştur. Türk milleti; mevcudiyetini hedef alan her türlü iç ve dış tehdidi, sarsılmaz bir azim ve aşınmaz bir dirençle savuşturmuştur. Milletimizin gösterdiği bu yüksek direnç ve varlık refleksi; daima ilham kaynağımız olmuş, yolumuzu aydınlatmıştır. Milletimizi tarih sahnesinden silmek ve yaşadığımız coğrafyayı parçalara ayırmak üzere emperyalist ülkelerin Birinci Dünya Savaşı öncesinde yaptığı gizli ve açık anlaşmaların kapısı hala açık tutulmaktadır. Varlığımıza ve topraklarımıza yönelik kirli planlar, bölgede sahneye konulan yeni oyunlar ve vekalet savaşları yoluyla yeniden hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bölücü tehdit azalmamış, bilakis şiddetini arttırmıştır. Düşman pusuda, içerideki iş birlikçileri de fesat ve tezgah peşindedir. Ancak hem birlik ve bütünlüğümüzü muhafaza etme, hem de Cumhuriyet’imizi ayakta tutma azim ve kararlığı; Milli Mücadele dönemindeki kadar azametli ve caydırıcı surette maşeri vicdanda yaşamaktadır.
MHP, siyasi faaliyetlerini daima bu bilinci diri tutma anlayışıyla sürdürmektedir. Bugün; bekasına yönelik bölücü tehdide karşı Türkiye’nin uluslararası hukuka dayanan, meşru askeri operasyonlarını bile sorgulama aymazlığını gösteren, bu uğurda verdiğimiz şehitleri politika malzemesi yapmaya cüret eden siyasi partiler varken bize düşen, kararlılıkla milletimizin yanında olmaktır. Bilindiği üzere, son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde 28 Ocak 1920 tarihinde kabul edilen Misak-ı Milli ile hayat sürdüğümüz topraklardaki egemenlik haklarımızın ve bağımsızlığımızın yılmadan savunulacağı dünyaya ilan edilmiştir. 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Birinci TBMM’de ise Misak-ı Milli’yi hayata geçirme kararı alınmıştır. Bu tarihi beyannamede yer alan esaslar, Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi rehberi olmuştur.
Türkiye’de siyaset yapan herkes ve her siyasi parti için Misak-ı Milli kararlarına sadakat bir vecibedir. Misak-ı Milli’ye bağlılık, namus borcudur. Bu gerçekten hareketle denilebilir ki Cumhur İttifakını var eden siyasi ilkeler, Misak-ı Milli’nin günümüzdeki sürümüdür. Partimizin mitinglerimizde kullanacağımız seçim sloganlarından biriside, aynı anlayışa paralel olarak ‘Cumhur Bizim, Türkiye Hepimizin’ şeklinde belirlenmiştir. MHP’nin 31 Mart 2024 tarihli Yerel Seçimlere hazırlık mahiyetindeki açık hava toplantılarının ilki, 28 Ocak’ta Mersin’de yapılacak ve milli söz birliğimiz dünyaya bir kez daha ilan edilecektir. Cumhur İttifakı anlayışı ile bu güzide ilimizde ‘Mersin Bizim, Türkiye Hepimizin’ diyeceğiz. Partimizin ‘Manisa Bizim, Türkiye Hepimizin’ temalı ikinci açık hava toplantısı ise 4 Şubat’ta Manisa’da gerçekleştirilecektir.”
]]>“Işık” adıyla 1918’de kurulan gazete, 6 Haziran 1925’ten itibaren Yeşilgiresun adını aldı.
Sahibi, sorumlu müdürü ve başyazarı Nuri Ahmet Çimşit tarafından, 1928’e kadar Osmanlı Türkçesi ve Türkiye Türkçesi ile karma olarak haftalık basılan gazete, bu tarihten sonra Türkiye Türkçesi ile yayın hayatını sürdürdü.
Sanattan spora birçok yazı ve haberi sayfalarına taşıyan gazete, 14 Mayıs 1974’te Hasan Öğütçü tarafından satın alınmasından bir yıl sonra faaliyetine günlük devam etti.
Yaklaşık bir asırdır okuyucularla buluşan gazete, haber içeriğinin yanı sıra günümüzde tarih meraklılarınca da ilgi görüyor.
Kent tarihiyle ilgili çalışma yapan kurumlar, akademisyenler ve öğrencilerin ilk başvurduğu yerler arasında olan Yeşilgiresun gazetesinin arşivi, dijital ortama aktarılmaya başlandı.
Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Egemen Öğütçü, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü münasebetiyle AA muhabirine yaptığı açıklamada, milli mücadeleye katkı vermek için yayınlar yapan Işık gazetesinin, Cumhuriyet’in kurulmasıyla Yeşilgiresun adını aldığını söyledi.
Dedesi Hasan Öğütçü’nün gazeteyi satın almasıyla çocukluktan itibaren kurduğu gazetecilik hayalini gerçekleştirdiğini anlatan Öğütçü, gazetenin hiçbir zaman kapanmadığını, bazı yıllarda matbaa ve işçi gibi sorunlar dolayısıyla aksaklıklar yaşandığını kaydetti.
Öğütçü, “Dedem satın aldıktan sonra burayı güncelliyor, o zaman çevre illerde bile olmayan yeni bir dizgi makinesiyle baskıya başlıyorlar. Şu an neredeyse 50 yıl olacak, Öğütçü ailesinde gazete basılmaya devam ediyor.” dedi.
Gelecek yıl gazetenin 100. yaşını kutlayacaklarını dile getiren Öğütçü, Işık gazetesi de baz alındığında bu tarihin daha da geriye gittiğini belirtti.
“Bu hafıza bizim ve Giresun için çok önemli”
Öğütçü, Yeşilgiresun gazetesinin Giresun’un hafızası olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Giresun’da birçok kurumun elinde olmayan, unuttuğu bilgiler Yeşilgiresun’da var. Bu hafıza bizim ve Giresun için çok önemli. Biz de elimizden geldiği kadar koruyoruz. Dijitalleştirme anlamında çalışmalara devam ediyoruz. 1925 ve 1950 arasındaki arşivi tamamen taradık, hatta birinci sayfalarını da internet sitemizden de isteyenler bulabilir. Tabii diğer yılları da dijitale aktarma anlamında kendi çabalarımızla devam ediyoruz.”
Tarihçilerin ve akademisyenlerin yoğun ilgisiyle karşılaştıklarını ifade eden Öğütçü, “Biz bazen akademisyenleri geri çevirmek zorunda kalıyoruz çünkü eski, özellikle Osmanlıca olan arşiv yıpranmış durumda, o nedenle dijitalleşmeyi hızlı yapmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.
“Tarihteki en önemli gündemler fındık fiyatı, hastane ve yol”
Egemen Öğütçü, arşivlere bakıldığında Giresun’un en önemli gündeminin günümüzdekine benzediğini belirterek, “Gündemler fındık fiyatı, hastane ve yol. 1920’lerden devam ederek hep aynı.” ifadelerini kullandı.
Yeşilgiresun gazetesinin, 1930’da “Şehir hastanesi istiyoruz” kampanyası başlattığını kaydeden Öğütçü, “Ciddi de bir kamuoyu oluşmuş. Bunun yanında fındık bayramları var. Üretici birliklerimiz günümüzde ‘fındığı pazara erken indirmeyin’ gibi söylemler kullanıyor, bu 1930’da da aynıymış.” dedi.
Öğütçü, Yeşilgiresun’un önemli bir marka olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Gazete denilince akla gelen ilk Yeşilgiresun oluyor. Sosyal medyada da bu şekilde. Basılı gazete için gelecekte çok da güzel günler görünmüyor. İnsanlar birçok haberi sosyal medya üzerinden alıyorlar, orada haber ihtiyacını insanlar anlık karşılıyor, tabii ki bu sefer gazetelerde özel haberler yapmanız lazım. Biz de hemen hemen her gün özel haberlerle okuyucularımızı bilgilendirmeye çalışıyoruz. Her gün en az bir köşe yazarımız var, bu şekilde devam etmeye çalışıyoruz.”
]]>Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Buruk, sözlerine Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde şehit olan askerler için başsağlığı dileğinde bulunarak başlayarak, “Aldığımız şehit haberleriyle ülke olarak hepimiz çok üzüldük. Birçok aile bundan yandı. Ülke olarak bizim için zor ve kötü bir gün. Bunun son bulmasını diliyorum.” dedi.
Okan Buruk, maçta rakiplerinin baskı yapmayacağını bildiklerini dile getirerek, “Çünkü çok sert baskılar yapan bir takım değil. Daha çok alanında bekleyip, rakibin hata yapmasını bekleyen bir takım. Maçta bugün ekstra bekleyen bir takım vardı karşımızda. Özellikle ilk yarıda topa sahip olma yüzdemiz, oyun içindeki üretkenliğimiz rakibimize göre daha iyiydi. Rakibimizin çok fazla geride bekledi, topu bize bıraktı. Oyun kurmakta çok rahat ettik ama iki ve üçüncü bölgeye geçmede çok iyi işler yapmadık. Bu da bizim üretkenliğimizi etkiledi. Rakibimize ilk yarıda bir şut fırsatı verdik.” diye konuştu.
Tecrübeli teknik adam, Fenerbahçe ceza sahasında ilk yarıda Mauro Icardi’ye yapılan müdahalenin penaltı olduğunu savunarak, şunları kaydetti:
“VAR odasından verilmeyen net bir penaltı vardı. Boks ringlerinde atılan cinsten bir yumruktu belki de. Maalesef bu gözükmedi. Yayıncı kuruluşun da bunu net göstermediğini öğrendik. Bütün dünyanın seyrettiği bir derbi. Birçok ülkede bu maç yayımlandı. Biz burada gol ve pozisyon olmadığı için kendimizi eleştiriyoruz ama yayıncının da kameralarını fazlalaştırmasını, ceza sahasındaki net pozisyonla ilgili görüntüleri vermesini insanlar da talep ediyor. Türk futbolunu eleştiriyoruz ama Türk futbolu içerisindeki diğer paydaşların da yaptığını eleştirelim diye söylüyorum. Maçın geneline baktığımızda iki takım da net pozisyon üretmedi. Seyir zevki olan bir maç olmadı. Herkes sonuca odaklandı. Kazanabileceğimiz bir maçtı.”
Okan Buruk, müsabakada rakiplerine isabetli şut izni vermediklerini anlatarak, “Hücum hamleleri de yaptık. Rakibimizin de hamleleri oldu. Bu maçlar önemli ve değerli. Herkesin kazanmak istediği maçlar. Bugün deplasmanda bir oyun oynamadık aslında. Rakibimizden baskı yemedik. Pozisyon ve isabetli şut yemedik. Baskı altında bir deplasman olarak geçirmedik. Bunu da takımın disiplin ve konsantrasyonuyla yaptık. Eksik olan taraf, kendi üretkenliğimizin altında kaldık.” ifadelerini kullandı.
Topun oyunda kalma süresinin çok düşük olduğu belirtilerek yöneltilen bir soru üzerine Buruk, “Çok fazla faul oldu. Çok fazla itiraz oldu. İtirazlar da zaman zaman çok uzadı. Hakem bir pozisyonla ilgili gelip, kenarda pozisyonu anlattı. Oyunculara da her şeyi anlatacak bir şey yok. İki takım da zaman zaman fazla itiraz etti. Hakem orada belki oyuncuları etrafından gönderebilirdi. Ama derbi maçlar biraz böyle oluyor. İki takım da oyunun hızlanmasına izin vermedi. Beklentilerin altında kalan bir derbi oldu. Kazanmak için gelmiştik. Maçın sonuna kadar kazanma hamleleri yaptık. Deplasmanda oynanan bir maç. İkinci maçı sahamızda oynayacağımız için bu sonuç bizim için bir avantaj.” değerlendirmesinde bulundu.
Oyun planları ve son maçtaki iyi performansından dolayı Kerem Demirbay’ı derbide tercih ettiğini aktaran Buruk, Davinson Sanchez’in TFF Süper Kupa’daki maçta oynayıp oynamayacağına 2-3 gün içinde yapacakları değerlendirmeyle karar vereceklerini dile getirdi.
“Tarih olarak kötü bir tarih”
Okan Buruk, Fenerbahçe ile 29 Aralık Cuma günü Suudi Arabistan’da oynayacakları TFF Süper Kupa maçının tarihini doğru bulmadığını vurgulayarak, “Tarih olarak iki derbinin üst üste gelmesi Süper Kupa’nın anlamını azaltıyor. Bu maçın golsüz bitmesi belki orada gol beklentisini yükseltme anlamında olumlu olacak. Tarih olarak kötü bir tarih. Hem iki maçın arka arkaya gelmesi hem ligde en çok yorulan iki takımın dinleneceği haftada derbi koyulması… Oyuncuların da dinlemesi gerekiyor. Tek dinleneceğimiz tarih olduğu için doğru bulmuyorum. Tabii ki kupayı kazanmak istiyoruz. Müzemize bir kupa daha götürmek istiyoruz.” açıklamasında bulundu.
Karşılaşmada sol bekte görev verdiği Barış Alper Yılmaz’ın iyi mücadele ettiğini anlatan Buruk, milli futbolcunun bu bölgedeki performansından memnun olduklarını ifade etti.
Tecrübeli teknik adam, Fenerbahçe’nin Brezilyalı futbolcusu Fred’in TFF Süper Kupa maçında oynayacak olmasıyla ilgili soruya, “Fred önemli bir oyuncu. Fenerbahçe için de oyun içerisinde önemli rolü olan bir oyuncu. Bizim için değişmiyor. Her maç her takıma karşı aynı oyunu oynuyoruz. Planımız belli. Galatasaray’ın oyun planı içerisinde dominant olmak, daha önde oynamak var. Bizim için çok fazla bir şey değişmeyecek. Fenerbahçe için oynadığı zaman çok şey değişiyor. Burada ona dikkat etmemiz gerekecek.” cevabını verdi.
]]>