Tedavi – Kanal 7 Haber https://www.kanal7haber.com.tr Sun, 28 Jul 2024 21:39:19 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, çocuklarda gen tedavisini başarıyla uyguladı https://www.kanal7haber.com.tr/gazi-universitesi-tip-fakultesi-hastanesi-cocuklarda-gen-tedavisini-basariyla-uyguladi/ https://www.kanal7haber.com.tr/gazi-universitesi-tip-fakultesi-hastanesi-cocuklarda-gen-tedavisini-basariyla-uyguladi/#respond Sun, 28 Jul 2024 21:39:19 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=10618 Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi, kalıcı beyin hasarına yol açabilen fenilketonüriye karşı gen tedavisini dünyada ilk kez, çocuklarda hayati risk yaratan GM1 Gangliosidosis’te ameliyatsız beyin içi gen tedavi yöntemini de Türkiye’de ilk kez başarıyla uyguladı.

Çocuk Genetik Bilim Dalı Başkanı ve Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Ezgü, yaklaşık 1 yıl önce faaliyete geçirilen merkezde yürütülen çalışmalara ilişkin, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Merkezin özellikle yeni ve kalıcı tedavilere ihtiyaç duyulan çocukluk çağı genetik hastalıklarında, Türkiye’nin ilk ileri tedavi yöntemleri ve ilaç geliştirme çalışmalarına odaklandığını vurgulayan Ezgü, farklı tedavileri içeren 20’nin üzerinde klinik araştırmanın merkezde yürütüldüğünü anlattı.

Ezgü, bu kapsamda dünyada sadece nitelikli birkaç merkezde yapılabilen gen tedavi uygulamalarının da alınan uluslararası izinler doğrultusunda başlatıldığını belirterek, “Fenilketonüri (PKU) hastalığında yürüttüğümüz üç klinik araştırma var. Bunlardan sonuncusu hastalığın kesin, kalıcı tedavisini hedefleyen gen tedavisi.” bilgisini paylaştı.

“Dünyada tek merkez olarak başladık”

PKU’nun özel bir beslenme uygulanması gerektiren, aksi halde çocuklarda zeka geriliği ve kalıcı beyin hasarına yol açan kalıtsal bir hastalık olduğuna dikkati çeken Ezgü, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bütün genetik hastalıklar gibi fenilketonüride de kalıcı bir tedavi oluşturabilme hedefiyle dünyada gen tedavisi çalışmaları başlatıldı. Bu konuda farklı bir ülkede üretilen ilacın laboratuvar çalışmaları, hayvan denemeleri gibi aşamaları başarıyla tamamlandı. Ardından tedavinin ilk kez insanlar üzerindeki uygulamaları gündeme geldi.

Merkezimiz, yapılan araştırmalarda belirlenen kriterleri fazlasıyla karşılaması nedeniyle, gen tedavisinin fenilketonüri hastaları üzerinde dünyadaki ilk uygulamasını yapmak üzere seçildi. Bu çalışmaya, uluslararası bir merkez hüviyetinde dünyada tek merkez olarak başladık, ilerleyen aşamada 2-3 merkez katılabilir. Sadece ülkemizdeki değil, dünyadaki birçok hasta için de önem taşıyor. Gen tedavisini şu an 2 fenilketonüri hastamıza başarıyla uyguladık, yakın zamanda üçüncü hastamıza da yapılacak. İlerleyen günlerde sonuçlarını hep birlikte gözlemleyeceğiz.”

Prof. Dr. Ezgü, gen tedavisinin Faz 1 çalışmalarının, üçer hastaya farklı dozların uygulandığı üç ayrı hasta grubunu kapsadığını, sonuçlarını uluslararası bir doktor ekibinin değerlendirdiğini söyleyerek, buradan çıkacak sonuçlara göre bir sonraki aşamaya geçileceğini ifade etti.

İki hastada beyin içine ameliyatsız gen tedavisi uygulandı

Çocuklarda beyin ve farklı organlarda ciddi hasara yol açan, ölümle sonuçlanabilen bir tür enzim eksikliği bozukluğu GM1 Gangliosidozis’e ilişkin de dünyada üçüncü, Türkiye’de ise ilk olan bir tedavi yöntemini klinik çalışma kapsamında başlattıklarını bildiren Ezgü, şunları kaydetti:

“Bu hastalıkta da yabancı bir sponsor tarafından gen tedavisi geliştirildi ve dünyada bunu uygulayabilecek, bizim de içinde olduğumuz üç merkez seçildi. Bu hastalıktaki gen tedavisi uygulamasını damardan değil, doğrudan beyin içine yapıyoruz. Ameliyatsız olarak, bir iğneyle tomografi altında direkt beyne ilaç uygulamasını içeriyor.”

Dünyada çok yeni olan bu yöntemi sınırlı sayıda ekibin uygulayabildiğini, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesindeki ekibin de ABD’de bu konudaki eğitimleri aldığını aktaran Ezgü, “Hocalarımız, gen tedavisini iki hastamıza tomografi altında, ameliyatsız, kısa bir anesteziyle doğrudan beyin içine başarıyla uyguladı. Ülkemizde ilk kez yapıldı bu uygulama. Hastalarımız da tedavinin uygulandığı dünyadaki 5. ve 6. hastalar oldu.” dedi.

“Yerli gen tedavisi ilacını üretebilmek için çabalıyoruz”

Prof. Dr. Fatih Ezgü, iki klinik araştırmanın farklı genetik hastalıkların tedavisine de ışık tutabileceğinin altını çizerek, “Önümüzdeki dönem, yurt dışında geliştirilen ilaçların yanı sıra kendi laboratuvarımızda geliştirdiğimiz bir ilacın ileri süreçlerini başlatmayı planlıyoruz.” diye konuştu.

Ezgü, üre döngüsü bozuklukları ve lizozomal hastalıklara ilişkin de iki ayrı gen tedavisi çalışmaları başlatacaklarını söyleyerek, “Bunların yanında kendi laboratuvarımızda farklı bir hastalığa ilişkin yerli gen tedavisi ilacını üretebilmek için çabalıyoruz. Eğer başarı sağlanabilirse ilerleyen yıllarda ürettiğimiz ilacın klinik araştırmasını da merkezimizde yapacağız.” açıklamasında bulundu.

“Hedefimiz bu tedavilerin tüm hastaların kullanabileceği şekilde geliştirilmesi”

Faz 1 klinik araştırmaların çok kısıtlı sayıda hastayla yürütüldüğünü, ilerleyen aşamalarda daha fazla insanın çalışmaya dahil edildiğini anlatan Ezgü, gen tedavisi çalışmasına da hastaların, yaş durumunun içinde olduğu yaklaşık 20 farklı kriterin değerlendirilmesi sonucu kabul edildiğini söyledi.

Ezgü, “Hedefimiz bu araştırmaların başarıyla sonuçlanması ve tedavilerin bütün hastaların kullanabileceği bir şekilde geliştirilmesi. Şunu özellikle belirtmek isterim; tüm genetik hastalarımız geleceğe umutla bakabilir. Elbette bir miktar sabretmeleri gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı.

Yeni geliştirilen birçok ilacın yıllar içerisinde gelişme kat ettiğine dikkati çeken Ezgü, Sağlık Bakanlığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu ve TÜSEB’in bu çalışmalara ciddi destek sağladığını vurguladı.

Klinik çalışmaların çocuk beyin cerrahisi, anestezi, kulak burun boğaz, radyoloji gibi birçok bölümle işbirliğinde yürütüldüğüne işaret eden Prof. Dr. Fatih Ezgü, merkezdeki klinik araştırmaların hastaların ileride daha iyi sağlık hizmetine kavuşabilmeleri için ellerinden gelen her şeyi yapabilecek, profesyonel bir ekiple yürütüldüğünü sözlerine ekledi.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/gazi-universitesi-tip-fakultesi-hastanesi-cocuklarda-gen-tedavisini-basariyla-uyguladi/feed/ 0
Omurilik Felçlisi Erman Sevkulak, Tedavi İçin Destek Bekliyor https://www.kanal7haber.com.tr/omurilik-felclisi-erman-sevkulak-tedavi-icin-destek-bekliyor/ https://www.kanal7haber.com.tr/omurilik-felclisi-erman-sevkulak-tedavi-icin-destek-bekliyor/#respond Sun, 28 Jul 2024 21:15:18 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=10600 Eskişehirspor maçından dönüş yolunda 16 yıl önce trafik kazası geçirerek omurilik felçlisi olan Erman Sevkulak, yürümesine imkan sağlayacak tedavinin 64 bin dolarlık maliyeti için destek bekliyor.

Eskişehir’de yaşayan 38 yaşındaki Erman Sevkulak, 2008 yılında sevdalısı olduğu renkleri desteklemek için İstanbul’a, o dönem adı İnönü Stadı olan stadyumda oynan Eskişehirspor – Boluspor Play Off Final maçına gitti. Eskişehirspor’un 2-0 kazandığı maç sonrası Sevkulak, ağabeyi ve bir arkadaşlarının bulunduğu araç Eskişehir il sınırlarına girdiğinde kaza yaptı. Kazada yararlanan Erman Sevkulak, omurilik felçlisi oldu. 16 yıldır çeşitli tedaviler deneyen Sevkulak, yürüme yetisini tekrardan kazanmak için çabalıyor. Sevkulak, araştırmalar sonucunda bulduğu bir tedavi sistemi için hastaneye başvurdu. Omurilik stimülasyonu isimli işlem sayesinde gerekli evrakları gönderen Sevkulak’a, bahse konu tedavi ile olumlu sonuç alabileceği iletildi. Tedavi önündeki tek engel ise işlemin maliyeti olan 64 bin dolar. Bu parayı bir araya getirmek için girişimlere başlayan Erman Sevkulak, en büyük destek Eskişehir Taraftarlar Birliği Başkanı Murat Diri ve Eskişehirspor taraftar grubu Nefer’den geldiğini söyledi. Taraftarların çabası ile bir miktar para toplansa da halen daha meblağın büyük bir bölümünü eksik olduğunun altını çizen Erman Sevkulak, yürüyebilmek için eksik paranın tamamlanması için yardım beklediğini belirtti.

“Tedavi sayesinde doktorun yürüttüğü çok hastası varmış”

Başından geçen kaza sonrası denediği tedavilerle bir aşama kaydettiğini ama halen yürüyemediğini belirten Erman Sevkulak, “18 Mayıs 2008 yılında Eskişehirspor-Boluspor maçından dönüşte trafik kazası geçirerek omurilik felçlisi oldum. O günden bugüne kadar hiç umudumu kaybetmedim. Tedavi yöntemleri araştırdım. Şu anda da yeni bir tedavi yöntemi bulduk. Yürüyebilmek için omurilik stimülasyonu diyorlar ve ayrıca kökü hücre nakli olarak geçiyor. Onun için bir tedavi yöntemi olup bakalım şu anda onun için uğraşıyoruz. Trafik kazasında araç içinde kaldığım için omurilik parçalanması olmuş, omurilik zedelenmesi yaşadığımdan dolayı belden aşağımı hareket ettiremedim, yürüyemedim, ondan dolayı kaynaklanıyor. 2008 yılından bugüne kadar hep fizik tedaviler gördüm, farklı hastanelere gittim burada ya da diğer şehirlerde fizik tedaviler gördüm. Onun sayesinde çok büyük kademelere gelmiş oldum. Hep araştırmıştım ama şu ana kadar bir etkisi yoktu açıkçası ama şu anda hastalar üzerinde denenmiş olumlu sonuçlar almış. Hatta yürümeye başlayan hastalar var. O şekilde olunca ben de bu tedaviyi araştırdım. İstanbul’da Numune Hastanesi’nde bir doktorumuz var, o yapıyor; Aslıhan Çevik ismi. Omuriliğe bir pil yerleştirip beynin ile omurilik arasında bir iletişimle tekrar hücre nakli sağlayarak onun sayesinde çok yürüttüğü hastası varmış. Tedaviye başvurdum MR’larımı gönderdim olumlu buldular ve tedaviye uygun olduğumu söylediler” dedi.

“Biraz daha destek ihtiyacı var”

Kendine umut olarak gördüğü tedavinin maliyeti hakkında da konuşan Erman Sevkulak şöyle devam etti;

“Tabii şimdi fiyat çıkarttılar. Devlet bu ücreti karşılamıyormuş 64 bin dolarlık gibi bir ücret çıktı. Onun için de ben bir Eskişehirspor’la görüştüm. Benim için sağ olsun Murat Diri ve Nefer taraftar grubu bir kampanya başlattı. Onun için Eskişehir Valiliği’ne başvurduk, izin almak için. Belli bir miktar toplanmaya başladı tabii ki ama meblağ büyük olduğu için biraz daha destek ihtiyacı var aslında. Hani bu şekilde taraftarlar bir şekilde yardım ediyor. Sağ olsun Allah razı olsun desin ama yani benim biraz daha fazla desteğe ihtiyacım var. Bunun için de artık gerekli yerlerden başvurular yaptık, inşallah geri dönüşler olursa tedavi başlayabileceğiniz. Yardım eden herkesten teşekkür ederim, Allah razı olsun.” – ESKİŞEHİR

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/omurilik-felclisi-erman-sevkulak-tedavi-icin-destek-bekliyor/feed/ 0
Çocuklarda tedavi edilmeyen influenza böbrek tıkanmasına neden olabilir https://www.kanal7haber.com.tr/cocuklarda-tedavi-edilmeyen-influenza-bobrek-tikanmasina-neden-olabilir/ https://www.kanal7haber.com.tr/cocuklarda-tedavi-edilmeyen-influenza-bobrek-tikanmasina-neden-olabilir/#respond Mon, 08 Jul 2024 09:06:13 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=9252 Çocuklarda tedavi edilmeyen influenza böbrek tıkanmasına neden olabilir

Uzmanından uyarı: Çocuğunuzda kas ağrısı varsa böbrek tıkanmasına neden olabilir

İSTANBUL – Bahar aylarında ‘B’ tipi influenza hastaları oranında artış yaşanacağını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, çocuklu aileleri uyardı. İnfluenzanın genellikle hafif seyretmesine rağmen bazı durumlarda ağır atlatılabileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Arpaözü, “Çocuğunuzda kas ağrısı var ve yürümesinde aksaklık varsa mutlaka doktora başvurun. Çünkü kas iltihaplanması tedavi edilmezse sonucu böbrek tıkanmasına kadar gidebilir. Bu da ‘çocuğunuzun diyalize girmek zorunda kalması’ demektir” dedi.

İnfluenza(Grip) A ve B tipi olarak 2 farklı grupta görülmektedir. Bunların salgın zamanları ise değişmektedir. Kış döneminde özellikle A tipi görülürken bahar başlangıcında B tipini görmeye başlarız. Şuanda hastaneye başvuran hastalarının yaklaşık yüzde 20-30’unda influenza tespit ettiklerini belirten Çakmak Erdem Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Muhsin Arpaözü, “Ama bu oran zannediyorum ki önümüzdeki birkaç hafta içinde artacaktır. ‘B’ patlaması yaşayacağız. Hasta sayımız normalinden kat kat fazla olacaktır. Bu yüzden ailelerin böyle olmadan bu konuda uyanık olup önlem alması oldukça önemli” açıklamasını yaptı.

“Bol su içilip istirahat edilirse kas hasarı iyileşir”

İnfluenzanın kendini öksürük, yüksek ateş, kusma, genel durumda bozukluk olması gibi belirtilerle gösterdiğini söyleyen Uzm. Dr. Arpaözü şunları söyledi:

“Çocukların çoğu influenzayı ayakta atlatır. Bazı çocuklarda ise çok ağır seyredebilir. Buna bağlı zatürreler görülebilir. Bazen beslenme bozuklukları nedeniyle serum tedavisi alması için yatırdığımız hastalar da olur. Aileler influenza dönemlerinde sıklıkla korku içinde ‘çocuğum yürüyemiyor’ diyerek bizlere başvurur. En sık bacak ağrıları olur. Uyluk ve baldırdaki kaslar tutulur. İnfluenza bu kaslarda yoğun şekilde iltihaplanma yapar. Çocukların kaslarında harabiyete sebep olur. Çoğunlukla iyi seyirlidir. Bu durum 1-5 gün içinde atlatılabilir. Ailelerin bu konuda dikkat etmesi gereken şey çocukların bol sıvı almasıdır. Kas hasarı olduğunda ortaya çıkan zehirli maddeler, kandan böbrek yoluyla atılır. Bu çok fazla olursa böbreklerde tıkanmaya sebep olur. Bu tıkanmanın olmaması için istirahat yani kasları kullanmaması ve bol sıvı alması çok önemlidir.”

“Böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz”

Tedavi yöntemlerini anlatan Uzm. Dr. Arpaözü, “Hastaya ağrı kesici ve ateş düşürücü veriyoruz. Gerekli çocuklarda böbrekleri hasar görmemesi için hastanede sıvı tedavisi veriyoruz. Bazen influenzaya bağlı beslenme bozuklukları da olabilir. Çocuklarda da yatarak serum tedavisi uyguluyoruz. Böbrek hasarı olmaması için olabildiğince erken dönemde çocuğun böyle bir hastalığı olduğunu tespit edip o yönde tedavisinin başlanması lazım. Böbrek hasarı gördüğümüz çocuklar genellikle doktora geç başvuranlardan çıkıyor” açıklaması yaptı.

“Lütfen çocuğunuzu ıhlamur ve bitki çayı ile tedavi etmeye çalışmayın”

Uzm. Dr. Arpaözü, “Ailelerden özellikle istediğim bir şey var; çocuklarıyla ilgili bir rahatsızlık varsa evde kendileri bunu tedavi etme yönüne gitmesinler. Çok ağır gribal enfeksiyonlar geçiren çocuklar, sadece ıhlamur, bitki çaylarıyla evde tedavi edilmeye çalışıldığı için kötü durumlar yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla ailelerin çocuklarıyla ilgili bir şikayetleri varsa doktora başvurunlar” şeklinde konuştu.

“En iyi PCR testiyle saptanıyor”

İnfluenzayı yapılan iki ayrı test ile tespit edebildiklerini belirten Uzm. Dr. Arpaözü, “Bunlardan birisi hızlı testtir. Bunun sonuçları bir saat içinde çıkar. Ancak güvenilirliği biraz daha düşüktür. Diğeri ise PCR testidir. PCR testinin sonuçlanması biraz daha uzun sürer. 6-12 saatte kesin tanıyı koyar” dedi.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/cocuklarda-tedavi-edilmeyen-influenza-bobrek-tikanmasina-neden-olabilir/feed/ 0
Lösemi Savaşını Kazanan Genç, Hastanede İşe Başladı https://www.kanal7haber.com.tr/losemi-savasini-kazanan-genc-hastanede-ise-basladi/ https://www.kanal7haber.com.tr/losemi-savasini-kazanan-genc-hastanede-ise-basladi/#respond Sun, 07 Jul 2024 21:54:17 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=9243 Adana’da yaşayan 27 yaşındaki Doğukan Demir, lösemiyle karşı verdiği savaşı kazandığı hastanede işe başladı.

Kastamonu’dan yaz tatili için Adana’ya gelen Hüda ve Gazi Demir çiftinin oğulları 9 yaşındaki Doğukan Demir’in şikayetlerinin artması üzerine başvurdukları hastanede, küçük çocuğa lösemi teşhisi konuldu. 2006 yılında Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen’in kontrolünde tedaviye başlandı.

2009 yılında Acıbadem Adana Hastanesi’nin açılması ve Bülent Antmen’in hastanede çalışmaya başlamasıyla Doğukan Demir, tedaviye bu hastanede devam etti. Yaklaşık 5 yıl tedavi gören Doğukan, zorlu tedavi sürecinin ardından kemik iliği nakline gerek kalmadan lösemiye karşı verdiği savaşı kazandı.

Kontrolleri devam etti

Lösemiye karşı verdiği mücadeleyi kazanan Doğukan, 3 ayda bir yine doktorunun yanına gelip kontrollerini yaptırdı. Bu sırada Doğukan, önce liseyi ardından da üniversitede sosyal hizmetler bölümünü başarıyla tamamladı.

Lösemili çocuklara umut oldu

Hem lise hem de üniversite döneminde Doğukan Demir, Acıbadem Adana Hastanesi’ndeki gönül bağını hiç koparmadan ve doktorların izin verdiği ölçüde lösemili çocuklarla moral etkinliklerine katıldı. Kendisi gibi hastanede tedavi gören kardeşlerini yalnız bırakmayan Doğukan, onların gönüllü ağabeyi oldu.

Lösemiyi yendiği hastanede işe başladı

Üniversiteyi tamamlayan Doğukan, lösemi savaşını kazandığı hastaneye iş başvurusunda bulundu. Gerekli yetkinliklere sahip olduğu tespit edilen Doğukan işe alındı ve hastanenin tıbbi arşiv bölümünde çalışmaya başladı. Şimdi hastanede kendisi gibi tedavi gören lösemili çocuk hastaların dosyalarının ona geldiğini, bu dosyaların onu ayrıca duygulandırdığını söyleyen Doğukan, aynı süreci yaşamış biri olarak neler yaşadıklarını çok iyi bildiğini belirtti.

“Zorlu tedaviyi atlattı”

İhlas Haber Ajansı’na konuşan ve Çocuk Hematolojisi Uzmanı ve Çocuk Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın kendisi için çok özel olduğunu söyledi. Antmen, “Doğukan ile 2006 yılında tanıştık. Tetkiklerimizden sonra Doğukan’a lösemi teşhisi koyduk. Çok yoğun tedaviye başladık. Onun ilk 1 yılı Doğukan hastanede kaldı ve çok ciddi tedaviler gördü. Toplam 6 kürü 10-11 ayda aldı. Bu kürlerden sonra oral tedavi süreci sürdü ve o süreyi de Doğukan başarıyla bitirdi. Tedavisiz olduğu dönemde de kontroller devam etti. Doğukan tedaviden sonra okuluna döndü ve üniversiteden sonra karşımıza bir delikanlı olarak çıktı. Doğukan, hastanemizde işe başladı. Onun sağlıklı büyüdüğünü görmek güzel, ama Doğukan aynı zamanda tüm çocuk hastalarımız için bir umut. Kanseri yenip, iyileşebileceklerine dair canlı örnek ve çok büyük bir umut oldu” ifadelerini kullandı.

Hastalarının büyüyüp yetişkin olduklarını görmenin, aynı hastanede çalışmanın çok güzel bir duygu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Antmen, Doğukan’ın hastanede işe girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti.

“Bülent hocam benim ikinci babam”

Doğukan Demir ise yaşadığı zorlu sürecin ardından lösemiyi kazandığı hastanede işe girdiği için mutlu olduğunu belirterek, “İlk 4 sene çok ağır olmak üzere toplamda 5 sene tedavi gördüm. Ağır kemoterapiler uygulandı. Bu süreçte çok zorluklar çektim çünkü çocuktum. 9 yaşındaki bir çocuk için gerçekten zor günlerdi. Ağır kemoterapiler alıyordum. Bazı yiyecekler kısıtlanıyordu, çorbayı bile pipetle içtiğim günler yaşadım. Dışarı çıkmak istiyordum, top oynamak istiyordum ama bana yasaktı. O zaman Bülent hocama biraz kızıyordum. Büyüdükçe anladım tabii; Bülent hocama o kadar büyük saygı ve sevgi duydum ki anlatamam. Şu anda beni hayata bağlayan doktorumla aynı hastanede çalıştığım için çok mutluyum. O benim ikinci babam. Kendisine minnettarım. Beni tedavi eden doktorumla aynı hastanede çalışmak çok güzel bir duygu. Bülent hocam benim ikinci babam, o da beni oğlu gibi görüyor, onunla aynı hastanede çalışmak çok ayrı, çok güzel bir duygu” diye konuştu. – ADANA

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/losemi-savasini-kazanan-genc-hastanede-ise-basladi/feed/ 0
Nadir hastalıklardan hemofili artık evde tedavi edilebiliyor https://www.kanal7haber.com.tr/nadir-hastaliklardan-hemofili-artik-evde-tedavi-edilebiliyor/ https://www.kanal7haber.com.tr/nadir-hastaliklardan-hemofili-artik-evde-tedavi-edilebiliyor/#respond Sun, 23 Jun 2024 21:57:56 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=8685 İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bülent Zülfikar, nadir hastalıklardan hemofilinin tedavisi için hastaların artık hastaneye gitmelerine gerek kalmadığını ve evde kullanılacak ilaçlarla normal yaşantılarına devam edebileceklerini söyledi.

Prof. Dr. Bülent Zülfikar, AA muhabirine nadir hastalıkları, hemofiliyi ve tedavilerinde katedilen aşamayı anlattı.

Dünyada her 2 bin kişiden bir veya daha azında görülen hastalıkların “nadir hastalık” olarak adlandırıldığını belirten Zülfikar, nadir hastalıkların oluşumunun altında genetik nedenler olduğunu, bu durumun bazen hastalık bazen de ortopedik, ürolojik ve nörolojik anomali olarak karşılarına çıktığını söyledi.

Bu durumun hastalık haline gelmesi için yaşamı zorlaştırması, tedaviye ihtiyaç duyulması ve sosyal hayat ilişkilerini kesmesi gerektiğine de işaret eden Zülfikar, tanısını yapabilmek ve tedavi edebilmek için konuyla ilgili enstitüler ve merkezler düzeyinde araştırmalar yaparak nadir hastalıkların tek tek ortaya çıkarılması gerektiğini kaydetti.

“Türkiye’de yaklaşık 6,5 milyon insanın nadir hastalığı bulunuyor”

Prof. Dr. Bülent Zülfikar, “Dünyada yaklaşık 7 bin civarında farklı nadir hastalık var. Bu hastalıklar kendi içlerinde de farklılaşıyor. Türkiye’de yaklaşık 6,5 milyon insanın nadir hastalığı bulunuyor.” diyerek, bu hastalıklar için en büyük sorunlarının, adını koyamadıkları, tanıyamayacakları hastalığın tedavisini verememek ve hastayı kaybetmek olduğunu dile getirdi.

Çok nadir hastalıklardaki en büyük sıkıntının, teşhis edememe olduğunu vurgulayan Zülfikar, şöyle devam etti:

“Genetik olarak farklı farklı değişiklikler var. Ölümler nadir hastalıklarda diğer hastalıklara göre daha fazladır. Ama nadir hastalıkların her biri çok az olduğu için toplamdaki ölümleri hesap edilebilecek kadar görmüyoruz. Çünkü kendisi çok az, o çok azın içerisinde yüksek oranda ölüm olsa bile kalp-damar hastalığı veya kanser ölümlerinden çok daha aşağılarda kalıyor.”

Yaklaşık 500 nadir hastalığın ilaçla tedavi edilebileceğini, bazı tedavi edilemeyen hastalıklarda ise hastaların hayatları boyunca kullanacakları ilaçlarla sorunları azaltabileceğini anlatan Zülfikar, bu hastaların ilaçlarla hayatlarını normal kişiler gibi sürdürebildiklerini, ilaçların hastaların sosyal hayata dahil olmalarına, okullarını bitirmelerine, iş-güç sahibi olmalarına ve evlenip aile kurmalarına imkan sağladığını bildirdi.

“Hemofiliyle mücadelede ülke olanakları genişledi”

Prof. Dr. Bülent Zülfikar, nadir hastalıklardan hemofiliyle ilgili de tedavide Türkiye’de çok iyi bir noktada olduklarına dikkati çekti.

Pıhtılaşma faktörlerinin eksikliğinden dolayı kanın olması gerektiği gibi pıhtılaşmadığı nadir bir hastalık olan hemofiliyle mücadelede ülke olanaklarının genişlediğini belirten Zülfikar, hastalığın erkek çocuklarda görüldüğü, kadınların ise sadece bu geni taşıdığı bilgisini verdi.

Sosyal Güvenlik Kurumunun 2007 yılından bu yana hastalığın ilaçlarını ücretsiz karşıladığını ifade eden Zülfikar, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Hemofili hastalığı doğumdan itibaren belirti verebilir. Doğumla beraber göbek kesilirken, göbek yerinden kanamalar olabilir. Üçüncü, dördüncü gününde tarama testleri için kan alınan yerin kanamasının durmaması belirti olabilir. Erken sünnet yapılan erkek çocuklarının sünnet yerinin kanamasının durmaması, yarasının iyileşmemesi bunun belirtileri olabilir. Emeklemeye başladığında morarmalar uyarıcı belirti olabilir. Altıncı aylar civarında dişler sürtmeye başlayınca dişlerin çıktığı yerlerdeki ön beceriler olabilir. Tabii çocuk büyüdükçe daha farklı beceriler, kas, eklem kanamaları olabilir. Hayati kanamalar olabilir. Yine bağırsak kanamaları, beyin kanamaları olabilir. Dönem değişmekle beraber pek çok kanama belirtisi verir.”

“Artık hemofiliden korkmaya gerek yok”

İlaçların bu kadar gelişmediği dönemde insanların kanaması olduğunda sürekli hastaneye gittiklerini, hastaya kanamayı durdurmak için plazma verildiğini ve bu durumun hastanın sosyal hayatını etkilediğini hatırlatan Zülfikar, gelişen teknolojiyle plazmanın genetik kodlarının belirlenerek laboratuvar ortamında üretilmeye başlandığına vurgu yaptı.

Zülfikar, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hemofili geçmişte sadece plazma verilerek tedavi edilirdi. Şimdi bunlar özel şişelenmiş olarak evlere taşınabiliyor. Hastaların hastaneye gitmelerine gerek yok. Kendilerini koruma amacıyla bu enjeksiyonları yapıyorlar. Bir kanama şüphesi olduğunda hemen ilacı uyguluyor ve bu sorunun önünü alabiliyorlar. Hemofili hastalarımızın kanamaları olmadan haftada 1-2 hatta yeni ilaçlarla 10 günde bir, 2 ayda bir ilaç kullanarak normal hayatlarını sürdürme fırsatları var. Artık hemofiliden korkmaya gerek yok. İstanbul Üniversitesinde nadir hastalıklar üzerine geniş çalışmalar yapılıyor. Bununla ilgili merkezler var ve üniversite olarak konuyu sahada da çalışıyoruz.”

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/nadir-hastaliklardan-hemofili-artik-evde-tedavi-edilebiliyor/feed/ 0
Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Aslı öğretmen, protez bacağıyla yeniden yürümeye başladı https://www.kanal7haber.com.tr/kahramanmaras-merkezli-depremlerden-etkilenen-asli-ogretmen-protez-bacagiyla-yeniden-yurumeye-basladi/ https://www.kanal7haber.com.tr/kahramanmaras-merkezli-depremlerden-etkilenen-asli-ogretmen-protez-bacagiyla-yeniden-yurumeye-basladi/#respond Tue, 26 Mar 2024 21:54:40 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=5657 Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Antakya’da yıkılan binanın enkazından 25 saat sonra kurtarılan, zorlu tedavi sürecinde bacağına takılan protezle yeniden yürümeye başlayan Aslı öğretmen, öğrencilerle buluşmayı iple çekiyor.

Aslı Serçemeli Öcal ve Gökhan Öcal çifti, 6 Şubat’taki depreme çocukları Efe (12) ve Mete (15) ile Antakya’daki evlerinde yakalandı. Öcal ailesinin de bulunduğu 6 katlı bina büyük sarsıntı sonrası yıkıldı.

Apartmanın son katındaki dairede yaşayan aileden Gökhan Öcal, kendi imkanıyla enkazdan çıkmayı başardı. Efe ve Mete, depremden 10, anneleri ise 25 saat sonra enkazdan çıkarıldı. Hızlıca hastaneye götürülen anne ve çocukları tedavi altına alındı. Kontrollerinin ardından sağlık durumlarının iyi olduğu anlaşılan Mete ve Efe, taburcu edildi. Beton yığınlarının altında kalan Aslı öğretmen ise Hatay’daki tedavi sürecinin ardından Adana’ya gönderildi.

Daha sonra Ankara’daki Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Öcal’ın sol bacağı diz altından ampute edildi.

Aslı Serçemeli Öcal’ın tedavisi, isteği üzerine memleketi İzmir’deki Dokuz Eylül Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde sürdü. Bir süre fizik tedavi uygulanan Aslı öğretmenin bacağına protez takıldı.

Depremden sonra ailesiyle İzmir’e taşınan Aslı Serçemeli Öcal, yeni eğitim döneminde mesleğine dönmek istiyor.

“Hayat yürüyünce çok daha başka”

Aslı Serçemeli Öcal, AA muhabirine, üzerinden geçen bir yılda deprem anını unutamadığını söyledi.

Eşinin kendi başına enkazdan çıktığını belirten Öcal, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Maalesef bina sakinlerinin çoğu kurtarılamadı. Sarsıntı durduğunda boşluktaydım. O anı çok iyi hatırlıyorum. 30 saniye sonra toparlanayım derken yukarıdan ağır bir cismin üzerime indiğini hissettim. Çocuklarımla sürekli konuştum. ‘İyi misiniz, herhangi bir uzvunuz sıkışmış durumda mı, bilinciniz açık mı’ diye sordum. Mete ve Efe’nin iyi olduklarını duyduktan sonra ‘Evet tutunmalıyım hayata’ dedim. Saatler geçtikçe seslenmekte zorluk çektim. Enerjim biraz düşmeye başladı. Ama onların çıktığını görünce ‘Hayatta kalmalıyım’ dedim. Bir süre sonra kurtarma ekipleri bana da ulaştı. Enkazdan çıkarıldığımda ayaklarımı hissetmiyordum, ona rağmen gökyüzünü görüp rahat nefes aldığım için mutluydum.”

Sağlık görevlilerinin kendisine çok destek olduğunu ifade eden Öcal, “Ben 2 bacağımı kaybedeceğimi düşünüyordum ama biri ampute edildi. Hocalarım bunu zor söyledi ama ben mutlu olduğumu ifade ettim çünkü 2 bacağımın birden yok olacağını düşünüyordum.” diye konuştu.

Protez ile yeniden adım attığını aktaran Öcal, işlerinin büyük bölümünü tek başına yapmaya da başladığını kaydetti.

Zorlu bir süreci geride bıraktığını belirten Öcal, şöyle devam etti:

“Şimdi tek başıma çok daha özgürüm. Hayat yürüyünce çok daha başka, çok daha mutluyum. Bu dönemde benim için en büyük ilaç umut oldu. Bilinçli ellerde olmak, pes etmemek. Kötüyle teselli olunmaz belki ama ben hep ‘Daha kötü olabilirdim, her iki ayağımı kaybedebilirdim’… Bu duygularla kendimi biraz daha motive etmeye çalışıyorum. 23 yıllık Türkçe öğretmeniyim. Bazen oturduğum yerde zihnimi yokluyorum. Bilgilerim tazecik duruyor. Ama biraz bana yük olmaya başladı o bilgiler. Artık diyorum onların çocuklarla buluşması lazım bu bilgileri aktarmam lazım. Öğrencilerim ve velilerim bu süreçte hep benim yanımda oldular. Yeni motivasyonum da herhalde mesleğe başlamak. Eylül’de görevimin başında olmak istiyorum.”

“Günlük yaşamına dönmüş, yürümesi gayet iyi”

DEÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi Protez ve Ortez Bölüm Başkanı Doç. Dr. Seher Özyürek ise Öcal’ın fizik tedavi ve rehabilitasyonunu tamamladıktan sonra ampute edilen bacağı için protezini hazırladıklarını anlattı.

Öcal’ın proteziyle uyum sağladığını anlatan Özyürek, “Umarız dediği gibi eylülde iş hayatına dönebilir. Zaten sosyal hayatında günlük yaşamına dönmüş, yürümesi gayet iyi. Kasları kuvvetli. Hedefimiz daha kuvvetli egzersiz yaptırmak. İlk hedefimiz yavaş yavaş yürüteci bırakmak. Belki bir koltuk değneğine geçmek.” diye konuştu.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/kahramanmaras-merkezli-depremlerden-etkilenen-asli-ogretmen-protez-bacagiyla-yeniden-yurumeye-basladi/feed/ 0
Giresun’da Sağlık Projesi Vatandaşlardan Büyük Beğeni Topladı https://www.kanal7haber.com.tr/giresunda-saglik-projesi-vatandaslardan-buyuk-begeni-topladi/ https://www.kanal7haber.com.tr/giresunda-saglik-projesi-vatandaslardan-buyuk-begeni-topladi/#respond Mon, 18 Mar 2024 21:24:14 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=5365 Örnek sağlık projesi vatandaşlardan büyük beğeni topladı

GİRESUN – Giresun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sürdürülen “Her Ay Bir İlçedeyiz” adlı örnek sağlık projesi kapsamında Giresun merkeze yaklaşık 90 km uzaklıktaki Doğankent ilçesinde aynı gün içerisinde 9 ayrı branşta 816 hastaya muayene, tetkik ve tedavi uygulaması gerçekleştirildi.

Giresun İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Muhammet Bulut başkanlığında, alanında uzman hekimlerden oluşan ekiple; çocuk sağlığı ve hastalıklarında 40, çocuk ve ergen ruh sağlığı hastalıklarında 27, kadın doğumda 63, kulak, burun, boğazda 110, kardiyolojide 127, gastroenterolojide 58, fizik tedavi ve rehabilitasyonda 90, göz hastalıklarında 165 ve dahiliyede 136 olmak üzere toplam 9 branşta 816 hasta muayene edilerek tedavileri yapıldı.

Giresun’daki çeşitli hastanelerde görev yapan uzman hekimlerin, gönüllülük esasıyla hayata geçirdikleri “Her Ay Bir İlçedeyiz” adlı örnek sağlık projesi vatandaşlar tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanırken Giresun İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Muhammet Bulut yaptığı açıklamada projenin temel amacının merkeze uzak ilçelerde uzman hekim bulunmayan branşlardaki ihtiyacın karşılanması olduğunu belirterek, “Her Ay Bir İlçedeyiz adlı örnek sağlık projemizi ilk olarak Çamoluk ilçemizde, ardından Alucra ve üçüncüsünü de Doğankent ilçemizde yapıyoruz. Özellikle merkeze uzak ilçelerde branş eksikliği olan, daha küçük, güçlendirilmiş hastane olmayan ilçelerimizde vatandaşlarımıza nitelikli sağlık hizmetini ulaştıralım diye başlattık. Bugün Doğankent ilçemizdeyiz. Gün içerisinde yaklaşık bine yakın hasta muayene ettik. Buradaki temel amacımız; merkezi hastanelerimize ulaşamayan, sağlık hizmetlerine ya da rapora ihtiyacı olan hastalarımıza, kronik hastalık takibi olan ve bir hastaneye gitme imkanı olmayan hastalarımıza yerinde ulaşmak. Tabii çok çeşitli hastalar geliyor. Kulak, burun, boğaz, birkaç kanser hastası, göz hastalıklarında özellikle katarak, fizik tedavide kemik erimeleri, çocuklarda yine kronik hastalıklar, çocuk psikiyatri hastaları ve daha bir sürü hastanın burada yerinde tetkiklerini ve tedavilerini yapıyoruz. Ultrason ve eko gibi görüntüleme, tetkik ve tedavi hizmetlerini yine burada Doğankent ilçemizde bugün vatandaşlarımıza sunduk” ifadelerini kullandı.

Bulut, sunulan hizmetin ardından vatandaşlardan çok olumlu geri dönüşler aldıklarını vurgulayarak; “Önümüzdeki aylarda yine merkeze uzak olan Çanakçı ve Yağlıdere gibi biraz daha iç kesimlerdeki ilçelerimizde bu hizmeti vatandaşlarımıza sunmaya devam edeceğiz. Tabii vatandaşlarımızdan çok olumlu geri dönüşler oluyor. Özellikle daha önceden hastalığı olan takibi olmayan, sağlık raporu çıkaramayan, ilaç raporu alamayan hastaların yerinde tedavilerini ve tetkiklerini yapmış olduk. Bunlar bizim için aynı zamanda tedavi öncesinde, hastalık oluşmadan önceki aşamalarda bir halk sağlığı taraması gibi oluyor. Her ne kadar bir poliklinik hizmeti olsa da, daha çok bir halk sağlığı organizasyonu da oluyor. Çünkü birçok hastamız tarama amaçlı da geliyor. Biz burada gelen her hastanın rahatsızlığı olsun olmasın tetkiklerini yapıyoruz” dedi.

Uyguladıkları projenin ülkemizde ilk olma niteliği taşıdığını sözlerine ekleyen Bulut, “Başhekimlerimiz ve bazı branşlardaki hekim arkadaşlarımızla bunu istişare edip, güzel bir uygulama olacağını düşünerek başladık. Güzel sonuçlar aldık. İnşallah diğer illerimiz için de özendirici olur ve oralarda da başlar. Açıkçası hem hekimlerimiz, hem bizler vatandaşlarımızla buluştuğumuz için çok mutluyuz. Çünkü gerçekten gönüllü hizmet için bir araya geliyoruz. Sabah bir bölgede bir araya gelip toplanıp, kendi araçlarımızla ilçemize geliyoruz. Vatandaşlarımız mutlu oluyorlar, bizlerde onların hayır duasını alıyoruz” şeklinde konuştu.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/giresunda-saglik-projesi-vatandaslardan-buyuk-begeni-topladi/feed/ 0
Mersin’de saplandığı demirden kurtarılan kedi sağlığına kavuştu https://www.kanal7haber.com.tr/mersinde-saplandigi-demirden-kurtarilan-kedi-sagligina-kavustu/ https://www.kanal7haber.com.tr/mersinde-saplandigi-demirden-kurtarilan-kedi-sagligina-kavustu/#respond Wed, 21 Feb 2024 21:27:16 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=4342 Mersin’de saplandığı demirden kurtarılan kedi sağlığına kavuştu

MERSİN – Mersin’de bir apartmanın demir korkuluklarına bacağı saplanan ve itfaiye ekipleri tarafından kurtarılan kendi, tedavisinin ardından sağlığına kavuştu.

Alınan bilgiye göre, demir korkuluklara saplanmış bir kedi olduğuna dair ihbar alan Mersin Büyükşehir Belediyesi, ilk olarak itfaiye ekipleri ile bölgeye ulaştı. Mezitli’deki bir apartmanın demir korkuluklarına bacağı saplanan kediyi korkulukları keserek kurtaran ekipler, Mersin Büyükşehir Belediyesi veterinerlerine teslim etti. Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevi’nde tedavisi yapılan sağlıklı bir şekilde yürümeye başlayan kedi, alışkın olduğu ve beslendiği doğal ortamına bırakıldı. Zamanında müdahale ile kedinin bacağının ampute edilmeye gerek kalmadan kurtarıldığı ifade edildi.

“Can dostlarımıza gerekli tüm ilgiyi gösteriyoruz”

Yaralı kedinin bacağını eski sağlığına kavuşturduklarını anlatan Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesinde Veteriner Hekim olarak görev yapan Yusuf İncir, “Yapılan ilk tespitler sonucunda, balkon demirinin bacağından yaklaşık 10-15 cm civarında geçtiği görülmüştür. Yapılan dezenfeksiyon ve temizlik işlemlerinin ardından, balkon demiri anestezi altındaki kedinin bacağından çıkarıldı. Çıkarılırken dokuya mümkün olduğu kadar zarar vermemeye dikkat ettik. Yaptığımız tespitlerde kaslardan bir tanesinin kopmuş olduğu, yalnız sinir dokusunda herhangi bir hasar oluşmadığı tespit edilmiştir. Yapılan yara temizliği ve dezenfeksiyonun ardından, kopan kas kısmı dikişle tekrar eski haline getirildi. Dezenfeksiyonun ardından, yırtılan ve hasar gören dokuların dikiş işlemini gerçekleştirdikten sonra, deri dikişi ile işlemimizi tamamladık. 12 gün zarfında kedimiz sağlığına kavuştu” ifadelerine yer verdi.

Sahipsiz sokak hayvanlarını tedavi ettikten sonra doğal ortamlarına bıraktıklarını ifade eden İncir, “Büyükşehir Belediyesi çalışanları olarak, can dostlarımıza gerekli ilgiyi gösteriyoruz. Elimizden geldiği kadar onları tedavi etmeye ve işlemlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Sadece sokak hayvanlarına hizmet ediyoruz. Burada gerek kısırlaştırdığımız, gerekse de tedavisini yaptığımız hayvanları, süreç sonunda doğal ortamlarına geri bırakıyoruz” dedi.

“Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım”

İkamet ettiği Mezitli’de yaklaşık 60 kediye bakan Yerel Hayvan Koruma Gönüllüsü Canan Keven, bir sabah sitesindeki bir kedinin sesine uyandığını ve demir korkuluklara saplandığını söyledi.

Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’ni aradığını, ardından da Alo 185’i arayarak ihbar oluşturduğunu anlatan Keven, “Yarım saat içerisinde geldiler. Onlardan tek bir ricam vardı. ‘Kediyi arka tarafa bırakmayın’ dedim. Çünkü saplandığı demir kesildi. Yanlarında tutmalarını rica ettim, onlar da bu isteğimi yerine getirdiler. Başta başkanımıza, barınak müdürümüze ve görevli arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Benim canım, tamamlanan tedavisi sonrasında sapasağlam geldi. O kadar çok mutluyum ki, sanki bana dünyalar bağışlanmış gibi” şeklinde konuştu.

Bakımını üstlendiği can dostların belediyenin bakımevinde kısırlaştırıldığını da sözlerine ekleyen Keven, “Bütün vatandaşlardan tek bir talebim var. Mersin Büyükşehir Belediyesine Alo 185’i arayarak başvurabilirler. Bütün hayvanseverler bilirler ki onlar bizim için bir hayvan değil, bir can. Allah’ın sessiz kulları. Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım” ifadelerine yer verdi.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/mersinde-saplandigi-demirden-kurtarilan-kedi-sagligina-kavustu/feed/ 0
Lösemi Hastası Çocuk, Babasından Aldığı Kök Hücreyle Hayata Tutundu https://www.kanal7haber.com.tr/losemi-hastasi-cocuk-babasindan-aldigi-kok-hucreyle-hayata-tutundu/ https://www.kanal7haber.com.tr/losemi-hastasi-cocuk-babasindan-aldigi-kok-hucreyle-hayata-tutundu/#respond Tue, 20 Feb 2024 21:36:14 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=4310 Bilecik’in Söğüt ilçesinde, geçen yıl yakalandığı lösemi hastalığını, babasından alınan kök hücreyle yenerek hayata tutunan 10 yaşındaki Emir Eymen Dönmez, okuluna ve arkadaşlarına kavuşacağını günün hayalini kuruyor.

Hesna ve Hikmet Dönmez çiftinin 18 yaşındaki Gülsüm’den sonraki ikinci çocukları Emir Eymen’e, Şubat 2023’te öksürük ve burun kanaması şikayetiyle başvurdukları Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesinde lösemi teşhisi konuldu.

Hastanenin Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Servisine yatırılan, kemoterapi görmeye başlayan Emir Eymen’in doktorları, tedaviden olumlu sonuç alınamaması nedeniyle kök hücre nakli yapılmasına karar verdi.

Geçen yıl haziranda baba Hikmet Dönmez’den alınan kök hücrenin vücuduna uyum sağlamasıyla kontrol aşamasına giren, tedavisine evinde devam edilen Emir Eymen, gözetim sürecinde evden sadece hastaneye gitmek için ayrılıyor.

Orhangazi İmam Hatip Ortaokulunun 5’inci sınıfına kayıtlı Emir Eymen, gözetim sürecinin haziranda tamamlanmasının ardından okuluna ve arkadaşlarına yeniden kavuşacağı, yaşıtlarıyla özgürce oynayacağı günleri sabırsızlıkla bekliyor.

Emir Eymen Dönmez, AA muhabirine, bir yıl önce başlanan tedavisinin ilk döneminde hareket güçlüğü çektiğini söyledi.

Yürümekte bile zorlandığını belirten Dönmez, şöyle konuştu:

“İlk ameliyat olacağım zaman bayağı korkuyordum ama ilerleyen zamanlarda hiçbir şey kalmıyor. En çok saçım döküldüğünde üzülmüştüm. Mesela hasta olduğunuzda spor yapamıyorsunuz ama iyileştikten sonra yapabiliyorsunuz. Koşamıyorsunuz ama ilerleyen zamanlarda daha çok koşabiliyorsunuz. Sabahları kahvaltı ettikten sonra ilaçlarımı içiyorum. İyileştikçe ilaçlar azalıyor. Arkadaşlarımla en çok saklambaç ve ebelemece oynamayı özledim.”

Dönmez, lösemi hastası çocukların güçlü olmaları halinde bu hastalığı yenebileceklerini dile getirdi.

“Hiçbir anne bu durumu yaşamasın”

Anne Hesna Dönmez de daha önce kırtasiye dükkanı işlettiğini ancak tedavi sürecinde oğluyla ilgilenebilmek için çalışmaya ara verdiğini anlattı.

Dükkanı, iş makinesi operatörlüğünü bırakan eşinin işlettiğini kaydeden Dönmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Oğlumun rahatsızlığı yoğun burun kanamasıyla başladı. Kanaması 30-40 dakika sürüyordu. 20 gün kadar teşhis konulması sürecini geçirdik. Zaten en kötü dönem bu. Kabullenme süreci bunun bir tık daha ağırı oluyor. İster istemez ‘Neden’ diyorsunuz. Bir anne, baba en çok evladına kıyamıyor. ‘Ne yapabilirim’ aşamasına geçtiğinizde biraz daha rahatlamaya başlıyorsunuz. Çocuktan kemik iliği alınıyor. Orada diğer annelerle çok güzel bir dayanışma var. Bu süreçte onlardan Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfını (LÖSEV) öğrendim. O dönemde beyaz ve kırmızı kana çok ihtiyaç oluyor. LÖSEV’i ilk bunun için aramıştım.”

Dönmez, başta panik halinde olduklarını ancak eşinden alınan kök hücrenin kendilerine umut olduğunu vurguladı.

Nakilden sonra zaman zaman hastanede kaldıklarını aktaran Dönmez, “Şimdi 15 günde bir kontrole gidiyoruz. Bir senenin tamamlanmasının ardından yasaklar kalkacak. Gerçekten çok mutluyum. Geriye dönüp baktığımızda ‘Ne kadar çok şey yaşamışız’ diyorum. İnşallah oradaki herkes bu aşamaya gelir. Hiçbir anne bu durumu yaşamasın.” ifadesini kullandı.

Dönmez, oğlunun tedavisinde LÖSEV’in her alanda yanlarında olduğunu ifade ederek, desteklerinden dolayı vakıf yetkililerine teşekkür etti.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/losemi-hastasi-cocuk-babasindan-aldigi-kok-hucreyle-hayata-tutundu/feed/ 0
Mersin’de Demir Korkuluklara Saplanan Kedi Kurtarıldı https://www.kanal7haber.com.tr/mersinde-demir-korkuluklara-saplanan-kedi-kurtarildi/ https://www.kanal7haber.com.tr/mersinde-demir-korkuluklara-saplanan-kedi-kurtarildi/#respond Tue, 20 Feb 2024 21:03:18 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=4286 Mersin’de bir apartmanın demir korkuluklarına bacağı saplanan ve itfaiye ekipleri tarafından kurtarılan kendi, tedavisinin ardından sağlığına kavuştu.

Alınan bilgiye göre, demir korkuluklara saplanmış bir kedi olduğuna dair ihbar alan Mersin Büyükşehir Belediyesi, ilk olarak itfaiye ekipleri ile bölgeye ulaştı. Mezitli’deki bir apartmanın demir korkuluklarına bacağı saplanan kediyi korkulukları keserek kurtaran ekipler, Mersin Büyükşehir Belediyesi veterinerlerine teslim etti. Kaşlı Geçici Hayvan Bakımevi’nde tedavisi yapılan sağlıklı bir şekilde yürümeye başlayan kedi, alışkın olduğu ve beslendiği doğal ortamına bırakıldı. Zamanında müdahale ile kedinin bacağının ampute edilmeye gerek kalmadan kurtarıldığı ifade edildi.

“Can dostlarımıza gerekli tüm ilgiyi gösteriyoruz”

Yaralı kedinin bacağını eski sağlığına kavuşturduklarını anlatan Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesinde Veteriner Hekim olarak görev yapan Yusuf İncir, “Yapılan ilk tespitler sonucunda, balkon demirinin bacağından yaklaşık 10-15 santimetre civarında geçtiği görülmüştür. Yapılan dezenfeksiyon ve temizlik işlemlerinin ardından, balkon demiri anestezi altındaki kedinin bacağından çıkarıldı. Çıkarılırken dokuya mümkün olduğu kadar zarar vermemeye dikkat ettik. Yaptığımız tespitlerde kaslardan bir tanesinin kopmuş olduğu, yalnız sinir dokusunda herhangi bir hasar oluşmadığı tespit edilmiştir. Yapılan yara temizliği ve dezenfeksiyonun ardından, kopan kas kısmı dikişle tekrar eski haline getirildi. Dezenfeksiyonun ardından, yırtılan ve hasar gören dokuların dikiş işlemini gerçekleştirdikten sonra, deri dikişi ile işlemimizi tamamladık. 12 gün zarfında kedimiz sağlığına kavuştu” ifadelerine yer verdi.

Sahipsiz sokak hayvanlarını tedavi ettikten sonra doğal ortamlarına bıraktıklarını ifade eden İncir, “Büyükşehir Belediyesi çalışanları olarak, can dostlarımıza gerekli ilgiyi gösteriyoruz. Elimizden geldiği kadar onları tedavi etmeye ve işlemlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Sadece sokak hayvanlarına hizmet ediyoruz. Burada gerek kısırlaştırdığımız, gerekse de tedavisini yaptığımız hayvanları, süreç sonunda doğal ortamlarına geri bırakıyoruz” dedi.

“Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım”

İkamet ettiği Mezitli’de yaklaşık 60 kediye bakan Yerel Hayvan Koruma Gönüllüsü Canan Keven, bir sabah sitesindeki bir kedinin sesine uyandığını ve demir korkuluklara saplandığını söyledi.

Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi’ni aradığını, ardından da Alo 185’i arayarak ihbar oluşturduğunu anlatan Keven, “Yarım saat içerisinde geldiler. Onlardan tek bir ricam vardı. ‘Kediyi arka tarafa bırakmayın’ dedim. Çünkü saplandığı demir kesildi. Yanlarında tutmalarını rica ettim, onlar da bu isteğimi yerine getirdiler. Başta başkanımıza, barınak müdürümüze ve görevli arkadaşlara sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Benim canım, tamamlanan tedavisi sonrasında sapasağlam geldi. O kadar çok mutluyum ki, sanki bana dünyalar bağışlanmış gibi” şeklinde konuştu.

Bakımını üstlendiği can dostların belediyenin bakımevinde kısırlaştırıldığını da sözlerine ekleyen Keven, “Bütün vatandaşlardan tek bir talebim var. Mersin Büyükşehir Belediyesine Alo 185’i arayarak başvurabilirler. Bütün hayvanseverler bilirler ki onlar bizim için bir hayvan değil, bir can. Allah’ın sessiz kulları. Hepimizin hayvanlar konusunda elimizi taşın altına koymamız lazım” ifadelerine yer verdi. – MERSİN

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/mersinde-demir-korkuluklara-saplanan-kedi-kurtarildi/feed/ 0
Çocukluk Çağı Kanserlerinde Erken Teşhis Önemli https://www.kanal7haber.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-erken-teshis-onemli/ https://www.kanal7haber.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-erken-teshis-onemli/#respond Tue, 20 Feb 2024 21:00:15 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=4283 Dünyada her yıl 300 bin, Türkiye’de ise yaklaşık 3 bin 500-4 bin çocuğa kanser tanısı konulduğu, hastalığın görülme sıklığı açısından löseminin birinci, beyin tümörlerinin ikinci, lenfomanın ise üçüncü sırada yer aldığı belirtildi.

Ankara Etlik Şehir Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Şule Yeşil, 15 Şubat Çocukluk Çağı Kanser Günü dolayısıyla, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hücrelerin anormal şekilde kontrolsüz çoğalmasının kanser olarak isimlendirildiğini söyledi.

Kanserlerin, erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda görüldüğünü belirten Yeşil, dünyada her yıl 300 bin, Türkiye’de ise yaklaşık 3 bin 500 ila 4 bin çocuğa kanser tanısı konulduğunu bildirdi.

Yeşil, “Dünyada ve Türkiye’de çocuklarda en sık görülen kanserler arasında birinci sırada lösemi görülürken, beyin tümörleri ikinci ve lenfoma üçüncü sıradadır. Lösemi, çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturuyor.” bilgisini verdi.

Son yıllarda tanı ve tedavide kaydedilen gelişmeler sayesinde çocuklarda kanserin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu belirten Yeşil, özellikle gelişmiş ülkelerde tedavide başarı oranının yüzde 80’in üzerinde gerçekleştiğini söyledi.

Türkiye’de ise tedavi başarı oranının yüzde 70’leri bulduğunu aktaran Yeşil, “Tedavide başarıyı etkileyen en önemli etkenlerden biri erken teşhistir. Erken teşhis edilerek tedavisi başlanan hastalarda tedavi başarı oranları daha da artmaktadır.” diye konuştu.

Kolay morarma, karın şişliği, kansızlık gibi belirtilere dikkat

Doç. Dr. Şule Yeşil, erken teşhis için bazı belirtiler açısından ebeveynlerin dikkatli olmaları ve doktora başvurmaları gerektiğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çocukluk çağı kanserlerinde bu belirtiler, açıklanamayan kilo kaybı, kemik ağrısı, yürümeye başlamış olan çocuğun yürümeyi reddetmesi, halsizlik, yorgunluk, kansızlık, son dönemde sık enfeksiyon ve iyileşmeyen enfeksiyonun görülmesi, kolay morarma, karın şişliği, vücudun herhangi bir yerinde ele gelen şişlik şeklinde olabilir. Bu belirtilere karşı duyarlı olunmalıdır.

Bunun yanı sıra boyunda, koltuk altında, kasık bölgesinde ele gelen bezeler, özellikle sabahları olan şiddetli baş ağrısı ve eşlik eden fışkırır tarzda kusma, son dönemde olan kişilik değişiklikleri ve okul başarısında düşme, yürüme bozukluğu, denge problemleri, göz bebeğinde parlaklık, gözde kayma ve çift görme de çocukluk çağı kanserlerinin belirtileri arasındadır.”

Bilimsel çalışmaların, çocukluk çağı kanserlerinin görülme sıklığının erkeklerde kızlara oranla bir miktar daha fazla olduğunu ortaya koyduğunu anlatan Yeşil, farklı yaş gruplarında ise farklı kanser türlerinin görüldüğünü dile getirdi.

Yeşil, “İlk 5 yaşta embriyonel tümörlerle (karın içi ve beyin tümörleri sık karşılaşılıyor. Özellikle ilk bir yaşta karında şişlik halinde dikkatli olunmalı ve hastaneye başvurulmalı. Bunun dışında 1-4 yaş arasında lösemiler öne çıkıyor. Bu durumda çocuklarda aşırı yorgunluk, kemik ve bacaklarda ağrı olduğunda hekime başvurulmalı. Yine 0-20 yaş arasında lösemiler ve lenfoma görülme sıklığı artıyor. Bu yaş grubunda lenfoma bulguları açısından lenf bezindeki büyümeler de hekim tarafından takip edilmeli.” dedi.

Bu hastalıkların tedavilerinde ise kemoterapi, radyoterapi, cerrahi, kök hücre nakilleri veya bunların kombinasyonunun kullanıldığını belirten Yeşil, son yıllarda birçok kanser tedavisinde kullanılmaya başlanan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi esasına dayanan immünoterapinin de tedavi seçenekleri arasında yer aldığını kaydetti.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinde-erken-teshis-onemli/feed/ 0
Boyut, şekil ve renk değiştiren cilt lekelerine dikkat: Basit bir leke olmayabilir https://www.kanal7haber.com.tr/boyut-sekil-ve-renk-degistiren-cilt-lekelerine-dikkat-basit-bir-leke-olmayabilir/ https://www.kanal7haber.com.tr/boyut-sekil-ve-renk-degistiren-cilt-lekelerine-dikkat-basit-bir-leke-olmayabilir/#respond Mon, 12 Feb 2024 09:15:12 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=3725 Cilt lekelerinin farklı faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabileceğini ve bazı tip lekelerin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, boyut, şekil ve renk değiştiren cilt lekelerine karşı uyardı. Bazı lekelerin cilt kanserinin habercisi olabileceğini ifade eden Dr. Aliye Sevdem Gülcan, ‘Eğer cildinizdeki basit bir güneş lekesi boyut, şekil ve renk değiştiriyorsa mutlaka dermatoloji uzmanı bir doktora gitmeniz gerekiyor. Her leke basit bir leke olmayabilir ve cilt kanserinin bir işareti olabilir. Bazen kişiler, bu tip ciddi lekeleri güzellik merkezlerinde tedavi ettirmeye çalışıyorlar ve iş işten geçmiş oluyor’ uyarısında bulundu.

Güneş maruziyeti, genetik faktörler, hormonal dengesizlikler ve cilde uygulanan kontrolsüz işlemlerin cilt lekelerine sebebiyet verebileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, uzman olmayan ellerde yapılan işlemlere karşı uyarılarda bulundu. Hekimler dışında uzman olmayan kişiler tarafından yapılan işlemlerin çok daha kötü sonuçlara yol açabileceğine işaret eden Dr. Gülcan, risk faktörleri ve leke tedavisinde kişiye özel uygulanan işlemler hakkında bilgi verdi.

‘YÜZ BÖLGESİNE YAPILAN AĞDA VE KİMYASAL PEELİNG CİLT LEKELERİNE SEBEP OLABİLİYOR’

Cilde rengini veren melanin pigmentinin kontrolsüz şekilde çoğalması sonucunda cilt lekelerinin oluştuğunu söyleyen Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, ‘Cilt lekelerinin oluşmasında tetikleyici birkaç risk faktörü bulunuyor. En önemli risk faktörlerinden biri güneş maruziyeti, yani ultraviyole ışık. Bunun dışında cilde verdiğimiz kontrolsüz hasarlar da lekelere sebebiyet veriyor. Yüz bölgesine yapılan ağda, güzellik merkezlerinde yapılan dermapen, kimyasal peeling gibi işlemlerin kontrolsüz yapılması da cilt lekelerine neden olabiliyor. Bunun dışında doğum kontrol hapları gibi bazı ilaçların kullanımı ile gebeliğin sebep olduğu bazı hormonal durumlar da cilt lekelerine oluşmasında etken olabiliyor’ dedi.

‘UZMAN OLMAYAN ELLERDE YAPILAN İŞLEMLER GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN SONUÇLARA YOL AÇABİLİR’

‘Düşük bütçeler nedeniyle işlem yaptırılmasındansa hiç yapılmamasını öneririm’ diyen Dr. Aliye Sevdem Gülcan, sözlerine şöyle devam etti:

‘Bunun yerine cildinizi güneşten korumanız çok daha faydalı olacaktır. Cilt lekelerine karşı yapılan işlemlerin alanında uzman hekimler tarafından yapılmasını tavsiye ediyorum. Çünkü uzman olmayan hekimler dışında yapılan işlemler çok daha kötü sonuçlara yol açabiliyor. Örneğin geçtiğimiz gün bize bir hasta geldi. Güzellik merkezinde kimyasal peeling yaptırmış ve güzellik merkezindeki kişiler üç gün boyuncu yüzünü yıkamaması gerektiğini söylemiş. Bunun sonucunda da yüzünde inanılmaz bir leke oluşmuştu. Bu şekilde daha az maliyetli diye yaptırılan işlemler sonrasında maliyetli çok daha yüksek olan bir sürece neden oluyor. En önemlisi de bilinçsiz işlemler sonrasında bazen ciltte geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlar yaşanabilmesi.’

‘SİGARA VE KÖTÜ BESLENME CİLT LEKELERİNE MEYİLLİ HALE GETİRİYOR’

Beslenme faktörünün cilt lekeleriyle doğrudan bir ilişkisi olmadığını belirten Gülcan, ‘Kötü ve sağlıksız beslenme sonucunda vücudumuzdaki iltihap ve oksidasyon bizi cilt lekelerine daha meyilli bir hale getiriyor. Sigara da çok önemli bir faktör. Sigara vücutta inflamasyonu artırıyor ve cilt lekelerine karşı yatkınlığı tetikliyor. Diğer yandan su tüketimi her şeyde olduğu gibi cildimiz için de son derece önemli. Bu nedenle bol bol su tüketilmesini öneriyorum’ diye konuştu.

‘HER LEKE BASİT BİR LEKE OLMAYABİLİR’

Ciltteki bazı lekeleri ciddiye almak gerektiğini ifade eden Dr. Aliye Sevdem Gülcan, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı: ‘Lekeden lekeye çok fark var. Bazı lekeler cilt kanserinin belirtisi olabiliyor. Eğer cildinizdeki basit bir güneş lekesi boyut, şekil ve renk değiştiriyorsa mutlaka dermatoloji uzmanına başvurmak gerekiyor. Yapılan ilk inceleme sonrasında eğer ciddi ve tehlikeli bir problem tespit edilirse patolojik inceleme gerekebiliyor. Kısaca her leke basit bir leke olmayabilir ve cilt kanserinin bir işareti olabilir.’

‘LEKE, KRONİK BİR HASTALIKTIR; TEKRARLAYABİLİR’

Hamilelik döneminde melazma denilen cilt lekelerine rastladıklarını anlatan Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, ‘Bu lekeler, hormonal faktörler sonucu ortaya çıkan lekelerdir. Doğum kontrol haplarının kullanımı da bu lekeleri tetikliyor. Hamilelik döneminde güneşten korunma dışında cilt lekelerine karşı tedavi önermiyoruz. Hamilelik sonrası tedaviye başlayabiliyoruz. Leke tedavisinde elimiz güçlü. Fakat şunu iyi bilmek gerekiyor. Leke tıpkı şeker hastalığı gibi kronik bir hastalıktır. Bu nedenle tedavinin düzenli bir şekilde uygulanması son derece önem arz ediyor. Çünkü melazma, genellikle tekrarlıyor. Hamilelikte görülen melazmadan tek bir seferde yapılan işlemle kurtulmak mümkün değil. Sosyal medyada bu yönde de yanlış bir algı var’ diye konuştu.

‘ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ DERİN SİVİLCELER TEDAVİ EDİLMEZSE LEKE BIRAKABİLİR’

Ergenlik dönemindeki sivilcelerin de ciltte leke oluşumuna neden olabileceğini belirten Dr. Aliye Sevdem Gülcan, ‘Ergenlik döneminde görülen sivilceler konusunda ailelerin tedaviye gerek olmadığı yönünde genel bir yanılgısı oluyor. Ancak tedaviye mutlaka erken dönemde başlanması gerekiyor. Eğer tedaviye geç kalınırsa nodülokistik dediğimiz derin sivilceler ciltte leke bırakabilir. Ergenlik döneminde görülen sivilcelerle kesinlikle oynanmamalı ve güneş maruziyetine karşı önlem alınmalıdır’ şeklinde konuştu.

‘LEKEYE VE KİŞİYE GÖRE TEDAVİ PLANLANMALIDIR’

Leke tedavisinin kişiye özel olduğunu ve lekenin tipine göre değişkenlik gösterdiğini de sözlerine ekleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Aliye Sevdem Gülcan, şu bilgileri paylaştı:

‘Lekenin tipine göre tedavi yöntemi de değişiyor. Lentigo dediğimiz güneş lekelerinde broad band light (BBL) dediğimiz lazerden çok ciddi fayda görüyoruz. Ortalama 3 hafta ara ile yapılan 3 seansla güneş lekelerinde belirgin azalma görebiliyoruz. Bunun dışında hamilelik döneminde rastlanan melazma dediğimiz lekelerde daha çok mezoterapilerden (cilt içine yapılan vitamin enjeksiyonları), enzimatik peeling tedavilerinden fayda görüyoruz. Aynı zamanda deri bariyerini kuvvetlendirmek ve deride kolajen üretimini arttırıp melanin sentezini baskılamak amacıyla fraksiyonel lazer ve mikroiğneli radyofrekans diğer bilinen adıyla altın iğne de sıklıkla kullandığımız tedavi yöntemleri arasında yer alıyor. Leke tedavisi kişiye özel yapılan bir uygulamadır. Tedavinin uzunluğu ve seans sıklığı lekenin tipine göre farklılık gösteriyor. Her tedavi her lekeye iyi gelmez. Hastaların bir uzmana danışmadan rastgele bir krem kullanarak evde tedavi uygulamasını kesinlikle önermiyoruz. Leke bir hastalık ve bunun tedavisinin uzmanlar tarafından yapılması gerekiyor. Sosyal medya fenomenlerinin ürün önerileriyle hareket edilmesi de bu anlamda doğru değil.’

‘CİLT LEKELERİNDE GENETİK ÖNEMLİ BİR FAKTÖR’

Özellikle melazma olarak adlandırılan cilt lekelerinde genetiğin son derece önemli bir faktör olduğunu söyleyen Gülcan, ‘Şu an bu konuda gen tedavisine yönelik çalışmalar da yapılıyor. Bu işin kesin çözümü de bu çalışmalar sonucunda bulunacak’ dedi.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/boyut-sekil-ve-renk-degistiren-cilt-lekelerine-dikkat-basit-bir-leke-olmayabilir/feed/ 0
Opr. Dr. Koparan: Her yürüme bozukluğu demans veya normal basınçlı hidrosefali değildir https://www.kanal7haber.com.tr/opr-dr-koparan-her-yurume-bozuklugu-demans-veya-normal-basincli-hidrosefali-degildir/ https://www.kanal7haber.com.tr/opr-dr-koparan-her-yurume-bozuklugu-demans-veya-normal-basincli-hidrosefali-degildir/#respond Sun, 11 Feb 2024 09:03:15 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=3640 Opr. Dr. Koparan: “Her yürüme bozukluğu demans veya normal basınçlı hidrosefali değildir”

ELAZIĞ – Her yürüme bozukluğu ve idrar kaçırma olayının demans veya normal basınçlı hidrosefali (beyinde sıvı birikmesi) olmadığını belirten Op. Dr. Mehmet Koparan, “Bunların hepsinin içerisinde ayrıcı tanılarının çok net olarak yapılması gerekiyor. Tedavinin de ona göre planlanması gerekiyor” dedi.

Elazığ Medilines Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanı Op. Dr. Mehmet Koparan, demans, hidrosefali, alzheimer ve parkinson hakkında önemli bilgiler verdi.

Demansın nörolojiyi ilgilendiren bir olay olduğunu aktaran Op. Dr. Koparan, “Beyin cerrahisini ilgilendiren kısmı ise demans yapan nedenlerden bir tanesinin yüzde 20 bir oranda normal basınçlı hidrosefali tablosu ortaya çıkıyor. Vakanın serüvenine bakıldığı zaman yüzde 21.9’luk bir oran söz konusu. Beyne genel olarak bakıldığı zaman total vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 2’si, kan akımının yüzde 15’ini ve oksijenin ise yaklaşık olarak yüzde 20’sini kullanıyor. Kuru ağırlığı 1400 gram. Fakat beyin günde 3 kez olmak üzere her seansta 150 cc ve toplam yarım litre kadar su üretimi söz konusudur. Bu sular ventrikül dediğimiz yapıların içerisinde toplanıyor. 3 tane ventriküler yapıdan geçiyor. Beyin içerisinde dolaşan bu su sayesinde 1400 gram olan ağırlık yaklaşık 50 gramlara kadar düşüyor. Eğer bu suyun yapımında artma veya emiliminde bir azalma gibi durum olursa beyinde su toplanma başlanıyor. Bu tablo özellikle çocuklarda çok daha belirgin oluyor. Fakat yaşlanmaya birlikte beyinde küçülmelerle ventiküler yapılarda genişlemeler ortaya çıkıyor” dedi.

Çocuklarda su toplamasının yüksek basınca neden olurken erişkinlerde böyle bir durum gözükmediğini dile getiren Koparan, “Çünkü beyin yapı olarak daha küçülmüş olduğu için çok belirgin fark edilmiyor. Bu hastalara alzheimer, demans veya Parkinson tanısı konuluyor. Bu hastalar demans tedavisi altına alınıyor. Halbuki bu hastanın normal basınçlı hidrosefali olduğu anlaşılsa uygulanacak bir şant ile su, karın içerisine verilebilecek. Böylece hastalar normal yaşantılarına dönebilirler. Normal basınçlı hidrosefali hastalarında genellikle ilk bulgu yürüme bozukluğu ile ortaya çıkıyor. Daha sonra demans tablosu ortaya çıkıyor. Diğer alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklardan en önemli ayırıcı tanısı budur. Nörolojik olarak demansın önce çıkıp yürüme bozukluğu sonra çıkıyorsa biz bunlarda alzheimer ve Parkinson gurubu hastalıkları düşünürüz. Hastalığın ileri safhalarında idrar tutamama gibi şikayetler orta çıkıyor. Bunlar yaşlı hastalar olduğu için erkeklerde prostatla ve kadınlarda rahim sarkması gibi nedenlerle bağdaştırılıp ona yönelik işlemler yapılıyor. Halbuki bu hastalar normal basınçlı hidrosefalidir. Tedavi yaklaşımları da normal basınçlı hidrosefaliye göre yapılırsa tedaviden fayda görürler. Her yürüme bozukluğu, idrar kaçırma ve demans, normal basınçlı hidrosefali veya demans gurubu değildir. Bunların hepsinin içerisinde ayrıcı tanılarının çok net olarak yapılması gerekiyor. Tedavinin de ona göre planlanması gerekiyor” diye konuştu.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/opr-dr-koparan-her-yurume-bozuklugu-demans-veya-normal-basincli-hidrosefali-degildir/feed/ 0
Erzurum’da Karlı Araziye Yem Bırakma Çalışmaları https://www.kanal7haber.com.tr/erzurumda-karli-araziye-yem-birakma-calismalari/ https://www.kanal7haber.com.tr/erzurumda-karli-araziye-yem-birakma-calismalari/#respond Wed, 07 Feb 2024 09:36:12 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=3354 Kış mevsiminin çetin geçtiği Erzurum’da görev yapan Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Şube Müdürlüğü ekipleri, karlı arazide yem bulmakta güçlük çeken yaban hayvanlarını besliyor.

Hava sıcaklığının gündüz sıfırın altında 15 dereceye kadar düştüğü kentte yaban hayatını korumak için çalışan DKMP ekipleri, sabahın ilk ışıklarında arazi araçlarıyla av faaliyetlerinin yapıldığı bölgelere ve avlaklara gidiyor.

Ekipler, ormanlık alanlarda ve kırsalda kış şartlarından dolayı yiyecek bulmakta güçlük çeken yaban hayvanları için doğada yemleme ve besleme çalışması yapıyor.

Kar kalınlığının yer yer bir metreyi bulduğu arazilerde dolaşan ekipler, bitkin ve yaralı buldukları hayvanları da korumaya alıyor.

Yaban hayvanlarının dondurucu soğuklarda aç kalmaması ve yaşamlarını sürdürmesi amacıyla ekiplerin karlı arazilerdeki yolculuğu ve yemleme çalışması Anadolu Ajansı (AA) ekiplerince dronla görüntülendi.

“Sebze hallerinde çöpe gidecek yiyecekleri yemlemede kullanıyoruz”

DKMP Şube Müdürü Nebi Doğan, AA muhabirine, kış şartları ağır geçen Erzurum’da yabani hayvanların aç kalmaması için yoğun şekilde çalıştıklarını söyledi.

Her yıl kendilerine verilen bütçe ve vatandaşların da kendilerine hibe ettiği yemlerle çalışmalarını yürüttüklerini anlatan Doğan, “Geçen yıl 63 bin kilogram yemleme faaliyetini gerçekleştirdik. Bu yıl 2 bin kilogram kadar buğday, 600 kilogram da çayır otu ve yonca tarzı yemleme faaliyeti gerçekleştirdik. Bunun dışında sebze hallerinde de çöpe gidecek ve insanların kullanamayacağı yiyecekleri değerlendiriyoruz.” dedi.

Yabani keçilerin olduğu kuzey bölgelere ot, kuşların olduğu bölgelere ise daha çok buğday bıraktıklarını ifade eden Doğan, şöyle devam etti:

“Yemleme faaliyetlerinde çayır otu, buğday ve pazar atığı dediğimiz ve insanlar tarafından kullanılamayan yeşillikleri kullanıyoruz. Bunların içerisinde meyveler, sebzeler, lahana ve ıspanak var. Pazar atıklarının çöp değil, yabani hayvanlar için yem olmasını istiyoruz. Bu yemleri yabani keçiler ve tavşanlar için kullanıyoruz. Pazar ve hallerden yılda 2 ton civarında sebze ve meyve atığı toplayıp doğaya bırakıyoruz. Doğada yem bırakırken bizi gören vatandaşlar da bize ot ve buğdayda destek oluyor.”

Ulaşımın sağlanamadığı bölgelerde yabani hayvanların aç kalmaması için o bölgede yaşayan duyarlı vatandaşlara yem bıraktıklarını belirten Doğan, vatandaşların, yemleme faaliyetini gerçekleştirip görüntülerini kendilerine gönderdiğini dile getirdi.

Son 1 yılda 293 yabani hayvan tedavi altına alındı

Yaralı yaban hayvanlarını da tedavi ettiklerini vurgulayan Doğan, şunları kaydetti:

“Yaralı yaban hayvanlarını 112 üzerinden vatandaşlar bize bildiriyor. Veterinerimiz olay yerine gidip yaralı hayvanı uygun şekilde alıp getiriyor. Erzurum Şubesi olarak ilk müdahaleyi yapıyoruz. Eğer ağır bir vaka değilse ve veterinerimiz müdahale yapabiliyorsa, müdahalesini yapıp tekrar doğaya bırakıyoruz. Ameliyat içerikli ağır vakalar olduğu zaman Kars Kafkas Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’ne gönderiyoruz. Orada iyileşen hayvanlar tekrar Erzurum’a gönderiliyor ve alındıkları bölgeye bırakıyoruz.”

Son 1 yılda 293 yaralı yabani hayvanı tedavi altına aldıklarını ve 72’sini Erzurum’da tedavi edip doğaya bıraktıklarını aktaran Doğan, memeli hayvanların yanı sıra daha çok kuş türünü tedavi ettiklerini ifade etti.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/erzurumda-karli-araziye-yem-birakma-calismalari/feed/ 0
Adana ve Mersin Şehir Hastaneleri Depremzedelere Tedavi İmkanı Sundu https://www.kanal7haber.com.tr/adana-ve-mersin-sehir-hastaneleri-depremzedelere-tedavi-imkani-sundu/ https://www.kanal7haber.com.tr/adana-ve-mersin-sehir-hastaneleri-depremzedelere-tedavi-imkani-sundu/#respond Tue, 06 Feb 2024 21:12:08 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=3295 Adana ve Mersin’deki şehir hastaneleri, imkanları ve ulaşım kolaylığı sayesinde 6 Şubat 2023’teki depremlerinin ardından 13 bin 741 afetzedeye tedavi imkanı sundu.

Adana ve Mersin’deki şehir hastanesi, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ilk anından itibaren “Hastane Afet ve Acil Durum Planı”nı devreye aldı.

Teknolojik altyapısı dolayısıyla kapasitesini 1,5 kat artırabilme yeteneğine sahip Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk etapta 780 yaralı depremzede helikopterle getirilerek tedavilerine başlandı.

Hastane yoğun bakım kapasitesi bir günde 237’den 380’e çıkarıldı. Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’taki depremlerin ardından toplam 5 bin 37 yaralının tedavi edildiği hastanede 2 bin 154 ameliyat gerçekleştirildi.

Başhekim Mehmet Volkan Harput, AA muhabirine, Kovid-19 sürecinde olduğu gibi 6 Şubat depremlerinde de Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde büyük rol üstlendiklerini söyledi.

Tüm sağlık çalışanlarıyla deprem bölgesinden getirilen hastalara üst düzey sağlık hizmeti sağladıklarını belirten Harput, “Depremin ilk saatlerinde helikopterlerle getirilen 780 hasta depremzede ve akabinde toplamda 5 bini geçen depremzedeye sağlık hizmeti verildi. Burada sadece sayıların çokluğu değil verilen sağlık hizmetinin niteliği de çok önemli. Bu depremzedelerimiz sağlıklarına kavuşturularak buradan taburcu edildi.” diye konuştu.

Harput, bölgedeki tek kamu hiperbarik ünitesine sahip olduklarını belirterek, ünitede 100’den fazla depremzede hastaya uygulanan tedaviyle uzuv kayıplarının önlendiğini dile getirdi.

Hastanenin 1300’den fazla deprem izolatörü üzerinde kurulmuş 5 bloktan oluştuğunu vurgulayan Harput, şöyle devam etti:

“Depremin ilk saatlerinden başlamak üzere tüm sağlık çalışanlarımız, doktorlarımız hiçbir talimat beklemeden hastanede görev başındaydılar. Berberinde bütün Türkiye’den sağlık çalışanları, doktorlar gönüllü olarak gelerek burada bize destek oldu.”

Mersin

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ilk anından itibaren “Hastane Afet ve Acil Durum Planı”nı devreye alan, yatak kapasitesini artıran Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi de helikopter pistinin bulunması ve Tarsus-Adana-Gaziantep Otoyolu’na bağlantısı sayesinde afetzede yaralıların ilk ulaştırıldığı hastanelerden biri oldu.

Hastane, Mersin Uluslararası Limanı’na 10 kilometre uzaklıkta olmasının avantajıyla Hatay’dan gemiyle gelen yaralılara da hızlı tedavi imkanı sundu.

Afetin ardından 8 bin 704 depremzedenin tedavi gördüğü Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2 bin 181 ameliyat yapıldı.

Başhekim Bahar Aydınlı, afetten en çok etkilenen 11 kente en yakın konumlardan birinin Mersin olduğunu söyledi.

Hastanenin ulaşım konusundaki avantajının önemine değinen Aydınlı, “Hastanemizin üzerinde helikopter pistinin bulunması, kara yolu ulaşımının sağlanabilmesi, İskenderun Limanı’ndan hareket eden geminin yanaşabileceği ilk limanın burada olması dolayısıyla 8 binden fazla depremzedeye sağlık hizmeti sunduk.” dedi.

Aydınlı, daha önce tatbikatlarını yaptıkları “Hastane Afet ve Acil Durum Planı”nı ilk kez uygulamaya koyduklarını vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Şehir hastanesi olmanın getirdiği artıları hemen kullandık. Hastanemizin açılışındaki yatak kapasitesi 1294. Tescilimizi 2 yıl önce 1340’a çıkardık. Depremin ikinci günü 1789 hastayı ağırladığımızı duyurmuştum. Biz 2 gün içerisinde yatak kapasitesini 500 esnetebildik. Bu durum, hastanenin fiziksel koşullarının sağladığı bir konfor aslında. Bakanlığımızın şehir hastaneleri projesi bunun için yapılmış.”

Büyük özveriyle çalışan sağlık personelini kutlayan Aydınlı, çalışanların ailelerini evde bırakıp hastalara bakmayı sürdürdüğünü anlattı.

“Depremde test ettik, şehir hastaneleri iyi ki varmış”

Aydınlı, depremzedelere hizmet etmeye devam ettiklerini belirterek, şöyle devam etti:

“O dönemde amputasyon yaptığımız hastalarımızın artık ortez ve protezlerini yapıyoruz. O pilot hastanelerden biriyiz. Onları tekrar hayata kazandırmaya çalışıyoruz. Psikiyatri hekimlerimizin oluşturduğu gruplarla onlara psikoterapi desteği veriyoruz. Allah bir daha göstermesin ama Mersin Şehir Hastanesi olarak pandemi ve depremde test ettik, şehir hastaneleri iyi ki varmış. Biz, vatandaşımızın tedaviye ulaşabilmesini sağlamışız. Teknik altyapı, çalışılabilir alan ve fiziki yeterlilik çok önemli. Kimseyi dışarıda koymadık, herkesi bağrımıza bastık ve tedavi etmeye çalıştık.”

Bünyelerindeki hiperbarik ünitesi sayesinde enkazdan çıkarılan yaralıların uzuv kayıplarının önlenmesine katkı sağladıklarının altını çizen Aydınlı, deprem döneminde hiperbarik tedavisini 24 saat aralıksız verdiklerini kaydetti.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/adana-ve-mersin-sehir-hastaneleri-depremzedelere-tedavi-imkani-sundu/feed/ 0
Türkiye’de yılda 250 bin yeni kanser tanısı konuluyor https://www.kanal7haber.com.tr/turkiyede-yilda-250-bin-yeni-kanser-tanisi-konuluyor/ https://www.kanal7haber.com.tr/turkiyede-yilda-250-bin-yeni-kanser-tanisi-konuluyor/#respond Sun, 04 Feb 2024 21:09:27 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=3226 Türkiye’de yılda 250 bin yeni kanser tanısı konulduğunu ve bunun günde 600’den fazla kişiye denk geldiğini söyleyen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Uzm. Dr. Yıldıray Tanrıver, ‘2030 yılında 13 milyondan fazla kişiyi maalesef kanserden kaybediyor olacağız. 22 milyon kişiye ise yeni kanser tanısı konuyor olacak. Dünyada her 5 kişiden 1’i ne yazık ki kansere yakalanıyor. Her 8 erkekten 1’i ve her 11 kadından 1’i kanserden hayatını kaybediyor. Bunların önlenmesi mümkün. Lütfen erken tanıya önem verelim. Sağlıklı ve uzun yaşamın formüllerini birlikte arayalım’ diye konuştu.

4 Şubat Dünya Kanser Günü’ne yönelik konuşan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve Infinity Regenerative Clinic Medikal Direktörü Yıldıray Tanrıver, ‘Kanserden korunabiliriz. Kanser aslında bizim kaderimiz değil. Birçok genetik faktör tabii ki rol oynuyor ama epigenetik faktör dediğimiz çevresel faktörleri etkileyerek kanserden korunmamız mümkün. Daha da önemli olan konu erken tanı. Kansere ne kadar erken tanı koyarsak o kadar hızlı hareket edebilir ve tedavisine hızlıca ulaşabiliriz’ dedi.

“HERHANGİ BİR ORGANDAKİ DEĞİŞİKLİK KANSERE GİDEN YOLDA ALARM VERİYOR OLABİLİR”

Kanserin birçok belirtisi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Vücutta herhangi bir organdaki değişiklik kansere giden yolda alarm veriyor olabilir. Örneğin; ben, bendeki kanamalar, üstündeki dokunun değişmesi veya renginin değişmesi bizim için önemlidir. Çok fazla öksürük, balgam, kanlı balgam, ağrı, vücuttaki şişme de aynı şekilde çok önemlidir. Hepsi kanserin belirtisi olabilir. Bu belirtilerin mutlaka uzman hekim tarafından kontrol edilmesi gerekiyor’ şeklinde konuştu.

‘İYİ BİR UYKU ÇOK ÖNEMLİ’

Tanı yöntemlerinde genetik testlerin önemli olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Yapay zekayı da kullanarak genetik testlerde aslında risk faktörlerimizi belirleyebiliyoruz. Bu risk faktörlerini belirledikten sonra yaşam tarzımız bizim için çok önemli oluyor. İyi bir uyku çok önemli. Egzersiz yapmak, hareketli olmak, bol su içmek de çok önemlidir. İşlenmiş gıdalardan uzak durmamız gerekiyor ki günümüzdeki en büyük sorunlardan bir tanesi bu. Uzun ve sağlıklı yaşayarak kanserden korunmak mümkün olabiliyor. Kanserin hem tanısında hem de tedavisinde yapay zekayı kullanıyoruz. Örneğin ultrasonda yapay zekayla üç boyutlu olarak biyopsi alarak birçok damarı, arteri, dokuyu, karaciğeri, safra kesesini, pankreası ve şah damarını incelemek mümkün olabiliyor. Covid-19’dan sonra damarlardaki değişiklikleri bu tip ultrason cihazlarıyla bulmamız ve önceden saptamamızda mümkün’ diye konuştu.

‘HİDROJEN TEDAVİSİNİN HEM KANSERİ KÜÇÜLTÜCÜ ETKİSİ VAR HEM DE KANSERDEN KORUNMADA ÇOK ÖNEMLİ’

Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedavilerin yanı sıra yeni tedavi yollarının olduğunu aktaran Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Şu an immünoterapiler, akıllı ilaçlar ve hedefe yönelik tedaviler ön plana çıkıyor. Hidrojen tedavisi ise daha da farklı bir yöntemdir. Bu çok yeni yöntemlerden bir tanesi olarak gündeme gelmiş durumda. Birçok literatüre, çalışmaya baktığımız zaman hidrojenin medikal hidrojenden alınmasıyla kanser tedavisinde rol oynadığını görebiliyoruz. Hem kanseri küçültücü etkisi var hem de kanserden korunmada çok önemli. Çünkü serbest radikalleri ve oksidatif stresi yok ediyor. Yani paslanmayı engelliyor. Hücrelerde paslanma, dokularda kansere giden yolda önemli adımlardan bir tanesi. Hidrojen inhalasyonu tedavisiyle birlikte bu paslanmayı yok edersek kanserin yolaklarından bir tanesini engellemiş olabiliriz. Bu yeni bir yöntem. Kemoterapi ve kanserin diğer tedavi yöntemleriyle beraber ortaya çıkan hidrojen tedavisi, korunma yollarından bir tanesi olarak gündeme gelmiş durumda. Hidrojen inhalasyonu, tedavisinin bir diğer etkisi diyabette çok etkili olmasıdır. Diyabette şekeri düşürdüğüne dair birçok çalışma var. Birçok diyabet hastasında aslında kanser riskinin daha fazla arttığını, daha büyük oranda görüldüğünü fark ediyoruz. Bu bilgiler ışığında eğer tip 2 diyabet hastalarında hidrojen tedavisini kullanabilirsek şeker seviyesini düşürerek ve insülin direncini azaltarak kanser tedavisinde ve korunma yöntemlerinde yeni çığır açmış olabiliriz’ şeklinde konuştu.

EPİGENETİK FAKTÖRLER ARTIK ÇOK DAHA ÖN PLANDA

Çevresel faktörlerin genetiği de değiştirebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Kanserde genetik önemlidir. Ama zannedilen kadar değil. Epigenetik faktörler artık çok daha ön planda. Epigenetik faktörler dediğimiz çevresel faktörlerdir. Örneğin, soluduğumuz havanın oksijeni azsa genetiği değiştirebiliyor. Yine aynı şekilde işlenmiş gıdaları çok fazla yersek, genetiği değiştirebiliyor. Bağışıklık sistemimizi korumak için çok önemli. Sindirim sistemimiz de artık ön planda. Birçok kişiye mikrobiyom testi yani bağırsaktaki bakterilerin oranına bakarak tedaviler uyguluyoruz. Çünkü bağışıklık sisteminin yaklaşık yüzde 80- 85’i sindirim sisteminden kaynaklanıyor. Bu nedenle işlenmiş gıdalardan uzak duralım. Uzun ve sağlıklı yaşamın ön koşullarından biri olarak iyi beslenelim’ ifadelerini kullandı.

‘TÜRKİYE’DE KANSERİN GÖRÜLME SIKLIĞI DÜNYANIN BİRÇOK ÜLKESİNE GÖRE DAHA AZ’

Türkiye’de kanserin görülme sıklığının nispeten dünyanın birçok ülkesine göre daha az olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Tanrıver, ‘Burada sanırım şanslı genlere sahibiz diyebiliriz. Toplum geliştikçe kanser riski de artıyor. Bu durumda beslenme, uykusuz kalma ve hareketsiz kalmanın da rolü var. Tanıyla beraber kanser görülme sıklığı daha fazla artıyor. Ülkemizde, akciğer kanseri, meme kanseri, bağırsak kanseri, prostat ve tiroid kanserleri çok sık görülüyor” diye konuştu.

HEKİME DANIŞMADAN VİTAMİN KULLANILMAMALI

Kanserden korunmak için tütün ve türevlerinden mutlaka uzak durulması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Tanrıver, erken tanının önemine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:

‘Alkolden, işlenmiş gıdalardan da uzak duracağız. Hareketsiz bir yaşam sürmeyeceğiz ve beslenmemize çok dikkat edeceğiz. Bunları yaparsak kanserden büyük ölçüde korunuyor olacağız. Bir önemli nokta daha var. Çok fazla vitaminler, mineraller kullanılmaya başlandı. Özellikle bitkisel olanlar çok fazla kullanılıyor. Bunlar kanserden korunmada ve tedavisinde etkili olabilir. Fakat bunları kullanmadan önce hekiminize danışınız. Çünkü vücudunuza aldığınız her şeyin bir yan etkisi olabilir. Özellikle kanserden korunmak için ve kanser tedavisinde bu durum olabilir. Bunu vurgulamak istiyorum. Hekiminize danışmadan bu tür uygulamaları yaptırmayın. Gerek bitkisel gerek farklı şekilde üretilmiş olan maddeleri hekiminizden habersiz almayın.’

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/turkiyede-yilda-250-bin-yeni-kanser-tanisi-konuluyor/feed/ 0
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde solunum yolu enfeksiyonu vakaları arttı https://www.kanal7haber.com.tr/akdeniz-universitesi-hastanesinde-solunum-yolu-enfeksiyonu-vakalari-artti/ https://www.kanal7haber.com.tr/akdeniz-universitesi-hastanesinde-solunum-yolu-enfeksiyonu-vakalari-artti/#respond Tue, 23 Jan 2024 09:15:15 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=2715

AKDENİZ Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’ne solunum yolu enfeksiyonu şikayetiyle başvuran günlük ortalama hasta sayısı, son 1 ayda yüzde 80 arttı. Yoğun bakım ünitesindeki yoğunluğun kış aylarında arttığını söyleyen Prof. Dr. Melike Cengiz, “Covid farklı varyantlarla halen devam ediyor. Hangi virüsle enfekte olursa olsun burada genel zatürre tedavisi yapıyoruz” dedi.

Türkiye’de kış aylarının gelmesiyle birlikte solunum yolları enfeksiyonlarında artış yaşanıyor. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’nde erişkin bölümüne son 1 ayda solunum yolu enfeksiyonu şikayetiyle gelen günlük ortalama hasta sayısı yüzde 70-80 oranında arttı. Çocuk Acil Servisi’ne üst solunum yolu enfeksiyonu şikayetiyle gelen hasta sayısındaki artış yüzde 50’ye, alt solunum yolu enfeksiyonu şikayeti ise yüzde 30’a dayandı. Acil servise başvuran günlük yaklaşık 140 hastanın, örnek alınan yüzde 7-8’inin Covid test sonucu pozitif çıktı. Üst solunum yolu enfeksiyonu ilerleyen hastaların alt solunum yolu hastalıklarına çevrilmesiyle birlikte yoğun bakım ünitelerinde yoğunluk yaşanmaya başladı. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’ne giren DHA ekibi, buradaki hasta yoğunluğunu kayıt altına aldı.

YOĞUN BAKIMDA 65 YAŞ ÜZERİ KRONİK HASTALAR

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melike Cengiz, yılın 12 ayı boyunca yoğun bakım ünitelerinin dolu olduğunu belirterek, kış aylarında yoğunluğun arttığını anlattı. Yoğun bakım ünitesine genellikle solunum yetmezliği şikayeti ilerleyen hastaları aldıklarını söyleyen Prof. Dr. Melike Cengiz, “İnfluenza, Covid veya Rinovirüs gibi tipi ne olursa olsun çok sık bulunan virüsler şu an izole ediliyor. Bunlar genellikle basit enfeksiyon olarak atlatılabiliyor. Hastalar tedavilerle evlerine gönderiliyor ama özellikle bağışıklık sistemiyle ilgili sorunu olanlarda, diyabet ve kanser hastalarında, 1 yaşının altındaki çocuklarda, 65 yaş üzeri bireylerde ya da bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçları kullanan kişilerde gribal enfeksiyonlar hafif atlatılamayabiliyor. Bu kişilerde alt solunum yollarını virüsün etkilemesi nedeniyle solunum yetmezliği ya da halk arasında bilinen zatürre meydana gelebiliyor. Eğer kandaki oksijen basıncı çok düşecek olursa, bu hastalara ek oksijen tedavileri ve daha da olmazsa solunum cihazında kullanılan tedavileri uygulamamız gerekiyor. Bunları da yoğun bakımlarda yapıyoruz. Nadiren gençlerde de görülüyor fakat genellikle 65 yaş üzeri bireylerde ya da sahip oldukları hastalıklar veya kullandıkları ilaçlara bağlı risk grubunu oluşturan kişilerde yoğun bakım ihtiyacı daha fazla” dedi.

MASKE KULLANIMI VE HİJYENE DİKKAT

Bu dönemde maske takmanın çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Melike Cengiz, “Özellikle zatürreler için şu dönemde maske takmak çok önemli. Hem kendimizi korumak için hem de gripsek etrafımızdaki insanları koruyabilmek için çok önemli. Kapalı alanlarda çok fazla durmamaya özen göstermeliyiz. Kapalı alanda duruyorsak, bu alanların sık sık havalandırılması önemli. Tabii ki el hijyeni yine önemli. Grip olma ihtimali olan kişilerde mesafeyi korumamız gerekiyor. Bunun dışında genel vücut izi hijyeni de önem taşıyor” diye konuştu.

‘GENEL ZATÜRRE TEDAVİSİ YAPIYORUZ’

Yoğun bakımda sadece Covid hastalarının olmadığını belirten Prof. Dr. Melike Cengiz, “Covid dışında farklı virüsler de izole edilebiliyor. Sonuçta Covid farklı varyantlarla halen devam ediyor. Rutin olarak her hastaya virüs tipiyle enfekte olduğuyla ilgili eskisi gibi test yapılamıyor. Dolayısıyla bize yatan hastalara bir test yapıldıysa bununla ilgili olup olmadığını öğrenebiliyoruz. Yapılmadıysa da zaten tedavisinde çok büyük değişiklik yok. Hangi virüsle enfekte olursa olsun burada genel zatürre tedavisi yapıyoruz. Solunum yetmezliğinin ağırlığına göre de hastalığı tedavi ediyoruz” dedi.

‘HASTA YAKINLARININ RİSKLİ GRUBA YAKLAŞMAMALARI GEREKİYOR’

Risk grubunda olanların muhakkak kendisini korumaya çalışması gerektiğini belirten Prof. Dr. Cengiz, “Yaşlılarımıza dikkat etmemiz lazım. Diyabet hastaları, kanser hastalarının mümkün olduğunca toplu alanlara çıkmaması ya da bu kişilerin hasta olan yakınlarının bu riskli grupların yanına hasta oldukları süre içerisinde yaklaşmamaları lazım. Çünkü sonuçta hayatı tehdit eden bir hale gelebiliyor ve hastaları kaybedebiliyoruz. Özellikle bu kış dönemi geçene kadar bu konuda dikkatli olunmasını rica ediyoruz. Riskli grubun evinden sürekli maskeyle çıkmasını tavsiye ediyoruz. Riskli gruba sahip olan yakınları olan kişilerin de yakınlarının yanına maskeyle girmesini tavsiye ediyoruz” ifadelerini kullandı.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/akdeniz-universitesi-hastanesinde-solunum-yolu-enfeksiyonu-vakalari-artti/feed/ 0
Siirt Üniversitesi Hayvan Sağlığı Hastanesi’nde 969 Hayvan Tedavi Edildi https://www.kanal7haber.com.tr/siirt-universitesi-hayvan-sagligi-hastanesinde-969-hayvan-tedavi-edildi/ https://www.kanal7haber.com.tr/siirt-universitesi-hayvan-sagligi-hastanesinde-969-hayvan-tedavi-edildi/#respond Sat, 20 Jan 2024 21:18:36 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=2597 Teknolojiyle donatılan Siirt Üniversitesi (SİÜ) Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete başladığı Haziran 2023’ten bu yana 969 hayvan tedavi edildi.

Üniversitenin Kezer Yerleşkesi’nde geçen yıl 8 bin 300 metrekarelik alanda kurulan ve kentin yanı sıra çevre illere de cerrahi, iç hastalıkları, doğum ve jinekoloji, suni tohumlama ve döllenme klinikleriyle hizmet sunulan hastanede, inek, koyun, keçi, at gibi çiftlik hayvanlarının yanı sıra sahipli ve sahipsiz kedi, köpek ve egzotik hayvanların da tedavileri yapılıyor.

Hastanede ultrasonografi, radyoloji ve ekokardiyografi gibi teknolojilerle tanı konuluyor, gelişmiş laboratuvarlarda mikrobiyolojik, patolojik ve parazitolojik analizler gerçekleştiriliyor.

SİÜ Rektörü Prof. Dr. Nihat Şındak, AA muhabirine, geçen yıl kurulan ve 8 ay önce hasta kabulüne başlayan hastanede her türlü hizmetin verilebildiğini söyledi.

Hastanede ameliyat sonrası hasta bakım, karantina ve izolasyon ünitelerinin yer aldığını bildiren Şındak, son teknoloji cihazlarla donatılan hastanede iç hastalıklar, cerrahi ve doğum alanlarındaki kliniklerde tedavilerin yapıldığını belirtti.

“Türkiye’de sayılı hayvan hastaneleri arasında yer almaktadır”

Hastanede 7 gün 24 saat esasına göre hizmet verildiğini dile getiren Şındak, şöyle konuştu:

“Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi, bütün hayvan türlerinin tedavi edilmesi için uygun koşullar taşımakta. Burada muayene, hasta tanısı için laboratuvar tetkikleri, ameliyatlar gerçekleştiriliyor. Türkiye’de sayılı hayvan hastaneleri arasında yer almaktadır. En yüksek teknolojik donanıma sahip ülkemizin en iyi hayvan hastanelerinden biridir.”

“Sahipli ve sahipsiz hayvanlara elimizden geldiğince hizmet veriyoruz”

Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Dr. Öğretim Üyesi Ali Gülaydın, hastanede 5’i idari, 3’ü tekniker olmak üzere 9 destek personeli ve 30 öğretim üyesinin görev yaptığını bildirdi.

Hastanenin acil servisinde her türlü hayvana hizmet verildiğini ifade eden Gülaydın, bölgedeki illerden de hayvanların getirildiğini, klinik muayene, tedavi, teşhis ve hospitalizasyon hizmeti verildiğini söyledi.

Hastanenin bölgede tek, ülkede sayılı hastaneler arasında yerini aldığını kaydeden Gülaydın, şöyle devam etti:

“Hastane tam teşekküllü ve personel açısından tedavi hizmeti veren ekipmanlardan oluşmaktadır. Hastanede Pet Polikliniği, Büyükbaş ve Küçükbaş Poliklinikleri, Egzotik Hayvan ve Acil Polikliniği mevcut. Polikliniklerimizde Cerrahi Ana Bilim Dalı, Doğum ve Jinekoloji Ana Bilim Dalı, İç Hastalıklar Ana Bilim Dalı ile Suni Tohumlama ve Döllenme Ana Bilim Dalı olarak hizmeti vermektedir. Radyoloji ünitemizde, son teknolojiye sahip röntgen cihazı, ultrasonografi cihazı, endoskopi cihazlarımız mevcuttur. Bu şekilde sahipli ve sahipsiz hayvanlara elimizden geldiğince hizmet veriyoruz. Son 8 ayda 969 hayvan tedavi edildi.”

Gülaydın, Siirt Belediyesinin yanı sıra Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğüyle yapılan protokol ile ortak çalışmalar da gerçekleştirildiğini aktardı.

Özellikle nesli tükenmekte olan hayvanların tedavi rehabilitasyonunun hastanede gerçekleştirildiğini aktaran Gülaydın, “Tedavinin ardından bu hayvanlar, doğal yaşam alanlarına bırakılıyor. Bakımları ve detaylı ameliyatları hastanede sürdürülmekte.” dedi.

Hayvan hastalıklarına yönelik bilimsel araştırma yapılıyor

Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özgül Gülaydın, hastanede hayvan hastalıklarına yönelik bilimsel araştırma da yapıldığını anlattı.

Gülaydın, “Mikrobiyoloji laboratuvarında hayvanlarda hastalıklara neden olan bakteriyel etkenlerin konvansiyonel ve moleküller yöntemleri kullanarak laboratuvar teşhisini gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda antimikrobiyal duyarlılık testlerini yaparak bu bakteriyel etkenlere karşı hangi antibiyotiklerin kullanılması gerektiğine yönelik önerilerde bulunuyoruz.” ifadelerini kullandı.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/siirt-universitesi-hayvan-sagligi-hastanesinde-969-hayvan-tedavi-edildi/feed/ 0
Diyalizle komadan çıkan Şevket, onlarca bebeği de kurtardı https://www.kanal7haber.com.tr/diyalizle-komadan-cikan-sevket-onlarca-bebegi-de-kurtardi/ https://www.kanal7haber.com.tr/diyalizle-komadan-cikan-sevket-onlarca-bebegi-de-kurtardi/#respond Sun, 14 Jan 2024 21:21:42 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=2372

Diyalizle komadan çıkan Şevket, onlarca bebeği de kurtardı

ANKARA’da Şevket Balbay (9), 8 günlük bebekken yakalandığı 200 bin kişide bir görülen ‘Akçaağaç şurubu’ hastalığı nedeniyle girdiği komadan, o dönem sadece çocuk ve yetişkin hastalara uygulanan diyaliz (kanın vücut dışında bir makine aracılığıyla temizlenmesinin ardından tekrar dolaşım sistemine verilmesi yöntemi) tedavisi ile çıktı. Şevket Balbay, 2 yaşından beri 6 ayda bir hastanede uygulanan diyaliz ile sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ederken, o tarihten bu yana hastanede benzer metabolik hastalığı bulunan onlarca bebek aynı tedaviyle sağlığına kavuştu.

Eskişehir’de 9 yıl önce dünyaya gelen ve doğduktan hemen sonra belirlenemeyen rahatsızlığı sebebiyle yoğun bakıma alınan özel eğitim öğrencisi Şevket Balbay, durumunun ağırlaşması üzerine 8 günlükken Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi’ne sevk edildi. Koma halinde olan Şevket Balbay’a, ‘Akçaağaç şurubu’ tanısı konuldu. Balbay, tedavinin ardından gözlerini açtı ve hayata tutundu. Şevket Balbay, 2 yaşından bu yana aynı hastanede 6 ayda bir uygulanan diyalizle sağlıklı bir şekilde yaşamına devam ediyor. Hastanede, o tarihten sonra benzer metabolik hastalığı bulunan onlarca bebek de aynı tedavi uygulanarak, sağlığına kavuştu.

‘ÇOK AZ MERKEZDE YAPILAN BİR TEDAVİ’

Şevket Balbay’ın doktorlarından Prof. Dr. Begüm Atasay, şu anda 9 yaşında olan Şevket Balbay’ın 9 yıl önce bir cuma günü Eskişehir’den hastanelerine geldiğini söyleyerek, “Eskişehir Devlet Hastanesi’nden arandık. Hastanın genel durumu kötü, bilinci kapalı, 8 günlük bir bebek olduğu söylendi. Biz bu hastayı kabul ettik. ve hasta bize entübe bir şekilde, bilinci kapalı bir şekilde komada geldi. Çok hızlı bir şekilde ekip olarak yeni doğan yoğun bakım ve metabolizma ekibi bir arada hastayı yönettik. 8 saat içinde hasta teşhis aldı. Aslında burada teşhis dışında o komada olduğu dönemi yönetmek çok önemliydi. Bu yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde yapılmayan bir şey. Daha çok çocuklarda yapılır. Bu işlem metabolik hastalıkta kanda biriken ve bebekte bilincin kapalı olmasına, koma tablosuna neden olan maddenin kandan uzaklaştırılabilmesi için bir tür diyaliz metodudur. Bu uygulama dünyada yeni doğan yoğun bakım ünitesinde çok az merkezde yapılabilecek bir uygulamadır. Ama biz hızla karar vererek kandaki o toksik maddeyi hemodiyaliz yöntemlerinden biri olan bir uygulama ile başarıldı. ve sabah saatlerinde o toksik madde hastanın kanından uzaklaştırılarak bilinci açıldı” dedi.

‘DÜNYADA 200 BİNDE BİR GÖRÜLÜYOR’

Şevket Balbay’ın diğer doktoru Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Hastanesi Çocuk Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuba Eminoğlu ise bu hastalığın 200 binde bir canlı doğumda gözlemlendiğini belirtti. Prof. Dr. Eminoğlu, “Ülkemiz gibi akraba evliliği oranlarının yüksek olduğu ülkelerde bu ve benzeri kalıtsal hastalıkları daha sık görmekteyiz. Hastamız bebeklik döneminden itibaren özel diyet aldı ve büyümenin çok hızlı olduğu ilk 3 ayda haftalık, 6-12 aylıkken 2 haftada bir, sonrasında 2 yaşına kadar 3 ay, 2 yaşından sonra da 6 ayda bir aralıklarla polikliniğimize geliyor. Bu hastalıklarda kalıtsal olarak vücutta proteinleri parçalayan enzim eksikliği olmakta, bu nedenle de bu hastalar et, süt, tavuk, balık gibi hayvansal ürünleri, yine baklagiller gibi protein içeriği yüksek besinleri ve tahılları tüketememekte. Fakat gelişimlerini sağlamak için özel mamalarla ve meyve sebze gibi düşük proteinli besinlerle beslenebilmekteler. Ayrıca sürekli takip ve tedavileri olması gereken bir hastalık grubu. Eğer hastalar protein içeriği yüksek besin gruplarını tüketirse ya da enfeksiyon dönemlerinde tekrar atakla geliyorlar” dedi.

?Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tanıl Kendirli de Türkiye’de bu tedaviyi bebeklerde ilk yapan merkezlerden biri olduklarını, daha sonra da aynı tedaviyi onlarca bebeğe uygulayarak, onların da sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürmesini sağladıklarını söyledi.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/diyalizle-komadan-cikan-sevket-onlarca-bebegi-de-kurtardi/feed/ 0
Diyabetik yaralarda uzuv kayıpları, kronik yara üniteleriyle engelleniyor https://www.kanal7haber.com.tr/diyabetik-yaralarda-uzuv-kayiplari-kronik-yara-uniteleriyle-engelleniyor/ https://www.kanal7haber.com.tr/diyabetik-yaralarda-uzuv-kayiplari-kronik-yara-uniteleriyle-engelleniyor/#respond Mon, 01 Jan 2024 21:33:35 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=1844

Diyabetik yaralarda uzuv kayıpları, kronik yara üniteleriyle engelleniyor

PROF. Dr. Mevlüt Recep Pekcici, Türkiye’de yaklaşık 9 milyon civarında diyabet hastası olduğunu ve uluslararası yayınlara göre bunların yüzde 30’unda diyabetik yara gelişme ihtimali olduğunu belirterek, “Diyabetik yaralar, kronik yaralardan olduğu için bu yaralara yakın zamana kadar ampütasyon öneriliyordu. Fakat Bakanlığımız 2021 ve 2022 yıllarında kronik yara ünitelerinin kurulmasıyla ilgili 2 tane genelge çıkardı. Artık multidisipliner bir yaklaşımla yaraları mümkün olduğunca ampütasyona götürmeden iyileştiriyoruz” dedi.

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Mevlüt Recep Pekcici, Türkiye’de diyabetin çok yaygın bir hastalık olduğunu ve ülkede yaklaşık 9 milyon civarında diyabet hastası olduğunu söyledi. Diyabet hastalığının kontrolsüz olmasından dolayı da diyabetik yaraların ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Pekcici, bu yaraların vücudun herhangi bir yerinde oluşabileceğini ancak en çok ayakta meydana geldiğini ifade etti. Diyabetin tek başına şeker metabolizmasına bağlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Pekcici, “Toplumda bilinenin aksine diyabet hastalığı atardamarı tutan bir damar hastalığı. Bu nedenle de özellikle beslenmesi bozuk olan organların hepsinde diyabete bağlı komplikasyonlar gelişebiliyor. Gözde, böbreklerde gelişebiliyor. Bunun yanında ayakta da gelişebiliyor. Çünkü bu hastalıkta ayağın beslenmesi bozulabiliyor, amboliler atabiliyor. Bu da ayağın ve parmakların kaybına kadar gidebilen çok problemli yaralara yol açabiliyor” dedi.

‘BİRÇOK HASTANADE KRONİK YARA BAKIM ÜNİTELERİ KURULDU’

Uluslararası yayınlara göre diyabet hastalarının yüzde 30’unda diyabetik yara gelişme ihtimali olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Pekcici, “Bu da Türkiye için kaba bir hesapla potansiyel 3 milyon adayımızın olduğunu gösteriyor. Kronik yaralar, uğraşması zor yaralar. Diyabetik yaralar da kronik yaralardan olduğu için ve çoğunlukla tedavisi müşkül olduğu için bu yaralara yakın zamana kadar ampütasyon öneriliyordu. Fakat bakanlığımız 2021 ve 2022 yıllarında kronik yara ünitelerinin kurulmasıyla ilgili 2 tane genelge çıkardı. ve bu noktadan sonra da ülkemizdeki birçok hastanede kronik yara bakım üniteleri ya da merkezleri kurulmaya başladı. Bizim de küçük bir ünitemiz mevcut. Artık multidisipliner bir yaklaşımla yaraları mümkün olduğunca ampütasyona götürmeden iyileştiriyoruz” diye konuştu.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Kronik yara ünitelerindeki tedavi yöntemlerine ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Pekcici, “Yaptığımız yeni uygulamalar var; örnek vermem gerekirse halk arasında ‘negatif basınç yara tedavisi’ olarak bilinen ya da ‘VAC tedavisi’ olarak bilinen bir tedavi var. Ayağa bazı özel cihazlar uyguluyoruz ve bu cihazlarda ayakta iyileşmeler üzerine çalışıyoruz. Onun dışında geçmişte çok az ünitede olup şimdi Bakanlığımızın hastanemize kurmuş olduğu hiperbarik tıp üniteleri var ve bu ünitelerde yüksek oksijen basıncı altında hastaların tedavi edilmesine çalışılıyor ve bu tüm Türkiye sathında yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Yine bunun dışında geçmişte çok yaygın olmayan ama pek çok merkeze kurulan girişimsel radyoloji üniteleri var. Girişimsel radyoloji ünitelerinde de diyabete bağlı olarak tıkalı olan damarlar, girişimsel radyoloji uzmanları tarafından açılıyor ve böylelikle o uzva tekrar kan gitmesi sağlanıyor. Bu da tabii yara iyileşmesini hızlandıran bir faktör. Bütün bunları hastanemizde uygulamaya çalışıyoruz” dedi.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/diyabetik-yaralarda-uzuv-kayiplari-kronik-yara-uniteleriyle-engelleniyor/feed/ 0