
ERKEKLERİN MEME KANSERİ OLMA NEDENİ
Op. Dr. Ekinci, jinekomastinin, göğüs içinde bulunan meme dokusunun zamanla gelişerek büyümesiyle ortaya çıkan, erkeklerde ve ergenlik çağındaki erkek çocuklarında görülen, çoğu zamanda yaşlı erkekleri de etkileyebilen bir durum olduğunu belirterek, şöyle dedi: “Estetik olarak rahatsız edici bir hal alan ve erkeklerde aşırı özgüven kaybı oluşturan jinekomasti; östrojen hormonlarının fazlalığı ile meme büyümesine neden olmaktadır. Genel olarak sağlık açısından tehlikeli olarak görülmese de ilerleyen durumlarda meme kanserine yakalanma riskini artırmaktadır.” Op. Dr. Ekinci, jinekomasti belirtilerini ise şöyle sıraladı:
Memede hassasiyet
Meme ağrısı ve acı hissi
Memede akıntı
İki memede büyüklük farkı
Memede oluşan yumru hissi ve şişlik
Koltuk altı lenf düğümlerinde şişlik
Göğüs kısmında darlık hissi
Meme büyümesine bağlı özgüven kaybı ve utanma hissi.

İŞ HAYATINDA SIK GÖRÜLÜYOR
Jinekomastinin özellikle iş hayatının içinde bulunan beyaz yakalılarda sıklıkla görüldüğünün altını çizen Op. Dr. Ekinci, şunlara dikkat çekti: “Hareketsiz yaşamın ve tüketilen zararlı besin maddelerinin sonucunda oluşmaktadır. Beyaz veya açık renkli kıyafetlerle ortaya çıkan meme ucu, dar gömlek kullanımı ve göğüslerin belli olması erkekler için oldukça kötü bir durum olabilmektedir.”

ERKEKLER DE MEME KÜÇÜLTÜYOR
“Günümüzde erkeklerin yarısında bulunan bu rahatsızlık nedeniyle çoğu erkek, jinekomasti ameliyatına yönelmektedir” diyen Op. Dr. Ekinci, şunları söyledi: “Meme küçültme operasyonu için öncelikle doktor kontrolü sağlanmalıdır. Doktor önerisiyle ameliyat programına karar verilip, doğru planlama yapmak gerekmektedir. Jinekomasti ameliyatını tercih eden birçok erkek ameliyat sonrası olumlu sonuçlar almaktadır. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte saklanamayan meme büyümesi ve meme ucu görüntüsü, jinekomasti ameliyatlarına ilgiyi artırmaktadır. Çünkü, deniz ve havuza girmek isteyen erkekler toplumsal ve sosyal olarak kendini eksik ve mutsuz hissetmektedir.”
YALANCI JİNEKOMASTİYE DİKKAT!
OP. Dr. Ekinci, vücut yağlanmasının erkeklerde genel olarak karın bölgesinde ve göğüste tamamen genetik yatkınlıkla meydana geldiğini söyleyerek, “Kilo alırken göğüslerde büyüme ve sarkmalar da oluşmaktadır. Bu durum çoğu zaman jinekomasti olarak düşünülebilmektedir. Aşırı yağlanmaya bağlı olarak vücuttaki testosteronu östrojene dönüştürmektedir. Artan östrojen metabolizmayı yavaşlatabilmektedir. Kilo vermek ve kiloyu ideal düzeye indirgemek çoğu zaman bölgesel düzelmeyi sağlayabilir” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TÜBİTAK 1003 – Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı kapsamındaki destekle tamamlanan projede, ilk prototip hayata geçerken, klinik aşamanın da dahil olduğu ileriki aşamaları, beynin şifrelerinin araştırıldığı Nörobilim ve Nöroteknoloji Ortak Uygulama ve Araştırma Merkezinde (NÖROM) yürütülecek.
NÖROM Yönetim Kurulu Üyesi ve ODTÜ Enformatik Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yeşim Aydın Son, AA muhabirine, projeye ilişkin açıklamalarda bulundu.
Aslen tıp doktoru olan ve ABD’de biyoenformatik alanında doktora eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Aydın Son, ODTÜ’de açılan bu alandaki ilk lisansüstü programının eğitime başlamasına katkı vermesinin üzerinden 14 yıl geçtiğini ve son 10 yıldır tıp ve yapay zekayı birleştiren araştırmalar yaptığını anlattı.
ODTÜ Enformatik Enstitüsünün bu alanda çalışan diğer üniversitelerden farklılığına işaret eden Son, bu kapsamda, laboratuvar ortamında veri üretimi, analizi ile yapay zeka modellerinin moleküler testler ile doğrulamasını yapabildiklerini söyledi.
Sağlık bilişimi alanında MR, PET gibi radyolojik görüntülerin bilgisayar ortamında modellemesine dayalı tanı sistemleri geliştirmeye dönük çalışmaların ilerlediğini ifade eden Son, “Böylece klinikte, doktorların hastalığın ayırıcı tanısına destek olabilecek ön araştırmalar yapılıyor.” diye konuştu
Biyoinformatik bölümünde ise son 10 yıldır Alzheimer hastalığı üzerine yoğunlaştığını dile getiren Son, bu hastalığa karşı klinikte “erken tanı” için özelleşmiş testlerin bulunmadığını vurguladı.
Genom araştırmalarının son yıllarda pek çok hastalığın teşhisindeki önemine işaret eden Son, çalışmalarında genom araştırmaları ile makine öğrenmesini birleştirdiklerini belirterek, şu bilgileri verdi:
“Uluslararası çalışma grupları tarafında oluşturulmuş 3 büyük veri seti alt yapısını yapay zeka kullanarak analizi ile erken evrede risk göstergesi olabilecek genetik profilleri tespit ediyoruz.
Bu genetik profilleri doğrulamak için geliştirdiğimiz teknikte, katılımcıların yanak içinden tükürük örneklerini alıyoruz ve DNA’larını izole ediyoruz. Hastalık riskini 1,5-2 kat artıran genetik değişiklikler tespit ettik, ayrıca koruyucu olabilecek çeşitlilikler gözledik. TÜBİTAK projemiz kapsamında, tüm bunları yapabilen bir moleküler tanı kiti prototipi geliştirdik. Bu analizler ile hastalığın en erken aşamasında, sadece yanak içinden alınan bu örneğin yapay zeka modeline dayanarak kişilerin riskli olup olmadığını veya Alzheimer’a karşı koruyucu bir genetik yapı taşıyıp taşamadığını doktorlarımıza bilgi olarak sunmayı hedefliyoruz.”
“Hedef test kiti geliştirmek”
Yöntemin doğrulamasını Hacettepe Üniversitesi Geriatri Bölümünün ortaklığıyla 100 kişilik Alzheimer hasta grubu üzerinde yaptıklarını aktaran Aydın Son, “Projemiz, prototip aşamasına geldi. Projenin ikinci fazını da büyük ihtimalle bir TÜBİTAK projesiyle, klinik araştırma projesiyle desteklemek istiyoruz. Tüm bu çalışmalarda temel hedefimiz bir tanı kiti veya bir test geliştirmek. Bu testlerin temelini oluşturmuş durumdayız.” dedi.
NÖROM’da klinik araştırmalar başlatılacak
Elde ettikleri sonuçların optimize edilmesi için geniş çaplı bir klinik çalışmayı NÖROM merkezinde gerçekleştireceklerini ifade eden Son, şunları kaydetti:
“Doktorların tanılarına destek olmayı hedefliyoruz. Klinik araştırmalarımız başladığında, örneğin 65 yaş üstünde ‘hatırlayamama’ gibi semptomlar gösteren kişiler bize yönlendirilecek. Biz de bu genetik analizlerini yaparak hastanızda ‘risk arttıran ya da koruyuculuk sağlayan faktörlere dayalı değerlendirmesi buradadır, klinikte gördüğünüz tablo ile bunu birleştirerek karar verebilirsiniz’ diyeceğiz. Aynı zamanda klinikten hasta gönderen doktorlara tanıda yardımcı olurken bu hastaları uzun süreli yani 2-3 sene sonra takip edeceğiz. Böylece geriye dönük testimizin güvenirliği de daha iyi test edebileceğiz.”
“Hastalıkta erken tanı çok önemli”
Yeşim Aydın Son, Alzheimer’da ayırıcı tanının yanında erken tanının da önemine işaret ederek, “Beyinde oluşan dejeneratif olguları engelleyemesek bile yavaşlatmak için bazı yöntemler literatüre girmiş durumda. Bu noktada erken tanıda bizim araştırmamız büyük önem taşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Yapılan incelemelerin ardından Erdoğdu'ya ait villa, Çeşme Belediyesi tarafından mühürlendi ve inşaatı durduruldu. Site sakinleri konuyla ilgili açıklama yapmazken, yönetim tarafından alınan karar ile 'Site sınırları içerisine konuyla ilgili bilgi alacak kimsenin giriş yapamayacağı' bildirildi. Öte yandan villanın eklenti bölümlerinin önümüzdeki süreçte yıkılacağı öğrenildi.
Tadilata bağlı mühürlemenin bölgede sıklıkla gerçekleştiğini söyleyen Ildır Mahallesi Muhtarı Erdem Yavuz, "Bahçeli evlerin ve site alanlarının yoğun olduğu bir bölgedeyiz. Site içinden ev satın alan vatandaşlarımız özellikle bu ev eskiyse tadilat yaptırmak istiyorlar. Bölgede bu tarz durumlarla sıklıkla karşılaşıyoruz. Site yönetimiyle bir anlaşmazlık olduğunda gerekli incelemeler yapılıyor ve gerekirse tadilat durduruluyor" dedi.
Ildır bölgesindeki villa değerlerinin 500 bin ila 1,5 milyon lira arasında değiştiğini söyleyen gayrimenkul danışmanı Özgür Avşaroğlu ise "Her sitenin kuruluşunda alınmış olan kararlar vardır. O kararlarda site içerisindeki durumlar çerçevelenmiştir. O çerçevenin dışına çıkıldığı zaman site yönetimi ile mülk sahibi problem yaşayabilir. Site içerisinde bir eviniz varsa site yönetimine danışmadan, yönetimin almış olduğu kararları bilmeden herhangi bir şeye girişilmemesinde fayda vardır" diye konuştu.
ERDOĞDU: KOMŞULARIM NE YAPMIŞSA BENZER TADİLAT
İddialarla ilgili açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu ise "Diğer komşularım ne yapmışsa benzer tadilatların yaptırılmasını rica ettim" dedi.
]]>Geçtiğimiz yıl pandemi sonrası olduğu için daha erken görülmeye başlayan mevsimsel griplerin, bu yıl Aralık ayı başlarında yaygınlaşmaya başladığını söyleyen Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, şu an dolaşımda yüzlerce virüs ve bazı bakterilerin olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yavuz, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve 2 yaş altı çocuklar gibi riskli gruplar açısından ise özellikle influenza virüslerinden olan H1N1 ile koronavirüsün halen hastane ve yoğun bakıma yatışlar açısından tehlike arz ettiğini kaydetti. KLİMİK çalışma gruplarının sahadan verdiği bilgiler ve kendi merkezlerinin test sonuçlarını değerlendirdiğinde, Türkiye’de de dünyadakine benzer şekilde halk arasında domuz gribi olarak bilinen H1N1’in şu anda baskın göründüğünü vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, ‘Çok fazla sayıda virüs ve bir miktar bakteri aktivasyonu var şu anda. Ama 2008’de pandemi yapmış olan H1N1’in aslında daha baskın olduğunu görüyoruz. Bu mevsim için beklenen bir süreç. Aralık-Ocak gibi başladıktan sonra Şubat-Mart gibi sonlanır, genelde Nisan’da yeni vaka çok da görmeyiz. Sayılar geçen yıla göre ne kadar fazla, bunu bilebilmemiz için Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün verilerine ihtiyacımız var” dedi.
‘KOVİD HALEN MEVSİMSEL BİR HASTALIK DEĞİL”
Kovid’in ise halen mevsimsel bir viral enfeksiyona dönüşmediğini ve 2-3 ayda bir yeni dalgalar şeklinde seyrettiğini belirten Prof. Dr. Yavuz, ‘Şu anda da tahminimiz, dünyadaki gidişatla doğru orantılı olarak Pirola’nın bir alt varyantı olan JN1 mutasyonunun Türkiye’de aktif olduğunu düşünüyoruz. JN1 de çok ciddi şekilde bağışıklıktan kaçtığı için, eskisi kadar yüksek pikler yaratmasa da yine de geçtiğimiz aylara göre (Kovid vakalarında) artış olduğunu söyleyebiliriz. İnfluenza da yavaş yavaş hem ölümler hem de hastane veya yoğun bakımlara yatışlara neden olmaya başlamış durumda dünyada. Türkiye de tahminimiz bu şekilde bir trend içinde” diye konuştu.
‘GRİP VE KOVİD RİSKLİ GRUPLAR İÇİN HALEN TEHLİKELİ”
Yüzlerce viral enfeksiyon içinde en önem verilmesi gerekenin, halen riskli gruplarda yoğun bakım yatışları veya ölüme neden olabilen Kovid ve grip olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Şu anda bile grip açısından riskli olan gruplar henüz aşılarını olmamışsa grip aşısı yaptırabilir. Çünkü çok fazla artmış durumda grip aktivasyonu. Henüz hastalanmamış olanlar açısından aşı olmanın yanı sıra maske takmak için de en iyi zamanlar. Yine yılbaşı kutlamaları olacağı için özellikle riskli gruptakilerin bulunduğu ortamlara gelen kişilerin hasta olmaması gerekiyor. Kovid için de aynı şekilde. Çünkü risk gruplarında her ikisinin de ağır sonuçları olabiliyor. Yaşlılar, 2 yaş altı çocuklar, obez insanlar, sigara içenler, ek hastalığı bulunanlar ve gebeler, korunmak için maksimum çabayı göstermek zorunda ve kalabalık yerlerde mutlaka maske takmaları lazım.” Hastalık belirtileri taşıyanların riskli gruplara bulaştırmamak için çaba göstermesi gerektiğine de değinen Prof. Dr. Yavuz, ‘Önemli olan hasta kişilerin özellikle ateşleri düşene kadar ya da en yoğun semptomları azalana kadar evde kalmaları. Bunu yapamıyorlarsa mutlaka maske takarak diğer insanları korumaları” diye konuştu.
‘GRİP AŞISI GRİBE NEDEN OLAMAZ”
Grip aşısı olanların da ‘Aşı olduktan sonra grip oldum” şeklindeki yaklaşımlarının aslında hatalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, aşının gribe neden olmasının imkansız olduğunu söyledi ve şu bilgileri verdi: ‘Böyle bir şey mümkün değil. Bir kere grip aşısı tam ölü virüs aşısıdır. Yani aşının kendisi hastalık yapamaz. Hastalığı da tamamen yüzde yüz engellemese bile ağır sonuçlarını engellemek üzere belirgin olarak azaltıyor. Hastaneye yatış, yoğun bakıma yatış gibi’ İnsanlar griple nezleyi karıştırıyorlar. Grip ayrı bir hastalık, influenza virüsün yaptığı bir hastalık. Yüzlerce başka virüsün neden olabileceği nezle ise başka bir hastalık. Nefes darlığı, ateş yoksa, uzamış öksürük de genellikle kendi kendine geçiyor, virüslerin huyudur akut bronşit dediğimiz duruma yol açabiliyorlar, buna grip diyemeyiz. Yaygın eklem ağrısı, kırıklık, yüksek ateş, öksürük, baş ağrısı genellikle sadece influenza’da görüyoruz.”
‘ERKEN TANI VE TEDAVİ AÇISINDAN TESTLERDE YETERLİ DEĞİLİZ”
Kovid ya da grip açısından riskli gruptakileri hastaneye yatış veya ölümlerden korumanın bir yolunun da ‘çok erken evrede’ hastalığın kesin tanısının koyulup gerekli antiviral tedavilere başlanması olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, bunun için de test yapılması gerektiğini ancak ne yazık ki testlere ulaşımda sorunlar olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Gripte başka, Kovid için başka bir antiviral ilaç var elimizde. Ama her ikisinde de çok erken dönemde başlarsak etkili oluyor. O nedenle de hastalığın ağır seyretme riski olan kişilerde erkenden tanı alarak bu ilaçlara başlanması gerekiyor. Bizim Kovid’de elde ettiğimiz PCR testlerini hızlıca yapabilme kapasitesini maalesef çok geliştiremedik. Aslında onu, bütün viral enfeksiyonlar için kullanabilirdik. Testlere ulaşım sorunu var, bunu kabul edelim. Özellikle birinci basamakta (aile hekimlikleri) bu çok bariz. Sonuçta bu insanlar belirtileri başladığında aile hekimliğine gidecekler ama orada da Kovid döneminde olduğu gibi rahatça test yapmanın imkanı maalesef yok. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Üçüncü basamak hastanelerde bu testlerin yapılabildiğini biliyoruz ama oralarda da özellikle ‘ayaktan’ hastalara yapılmasında sıkıntı var. Henüz hastalık hafifken tanı koymamız gerekiyor oysa ki.”
Eczanelerden alınan antijen testlerinin özellikle negatiflik durumunda doğru sonuç vermeyebildiğini de vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, ‘Antijen testleri ancak pozitifse sonucu doğru diyebiliyoruz. Negatif ise PCR testleri ile doğrulamasının yapılması gerekiyor” dedi.
‘ÇOCUKLARDA BETA MEVSİMİ DE BAŞLIYOR”
Prof. Dr. Yavuz, viral enfeksiyonlar dışında çocuklar açısından da Beta mikrobunun artış göstermeye başladığına değinerek sözlerini şöyle noktaladı: ‘Çocuklar açısından özellikle Beta denen bir bakteri var, bu virüs değil. O da bu mevsimlerde biraz daha fazla artış gösteriyor. Dünyada da pandemiden sonra Beta dediğimiz bakterinin yani A grubu hemolitik streptokok’un neden olduğu enfeksiyonlarda bir artış vardı. Bu biraz daha sıkıntılı bir bakteri, bademcik iltihabı yapabiliyor, kızıl yapabiliyor ve ilk başta bulantı, kusma ile şok tablosu gibi bir tablo ile başlayabiliyor. Burada tabii ki hekime başvurmakta fayda var. Sadece semptomlara bakarak şudur diyebilme şansımız yok.”
]]>TÜRK Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, şu an Kovid dahil onlarca virüsün dolaşımda olduğunu ancak 2008’de büyük bir salgın yapan ve halk arasında Domuz gribi olarak bilinen H1N1’in baskın göründüğünü söyledi. Maske kullanmanın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, “Şu anda bile grip açısından riskli olan gruplar henüz aşılarını olmamışsa grip aşısı yaptırabilir. Henüz hastalanmamış olanlar açısından aşı olmanın yanı sıra maske takmak için de en iyi zaman. Yılbaşı kutlamaları toplanmalarında da hastalık belirtisi taşıyanların riskli gruptaki kişilerle aynı ortama girmemesi gerekli” dedi.
Geçtiğimiz yıl pandemi sonrası olduğu için daha erken görülmeye başlayan mevsimsel griplerin, bu yıl Aralık ayı başlarında yaygınlaşmaya başladığını söyleyen Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, şu an dolaşımda yüzlerce virüs ve bazı bakterilerin olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yavuz, yaşlılar, kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve 2 yaş altı çocuklar gibi riskli gruplar açısından ise özellikle influenza virüslerinden olan H1N1 ile koronavirüsün halen hastane ve yoğun bakıma yatışlar açısından tehlike arz ettiğini kaydetti. KLİMİK çalışma gruplarının sahadan verdiği bilgiler ve kendi merkezlerinin test sonuçlarını değerlendirdiğinde, Türkiye’de de dünyadakine benzer şekilde halk arasında domuz gribi olarak bilinen H1N1’in şu anda baskın göründüğünü vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, “Çok fazla sayıda virüs ve bir miktar bakteri aktivasyonu var şu anda. Ama 2008’de pandemi yapmış olan H1N1’in aslında daha baskın olduğunu görüyoruz. Bu mevsim için beklenen bir süreç. Aralık-Ocak gibi başladıktan sonra Şubat-Mart gibi sonlanır, genelde Nisan’da yeni vaka çok da görmeyiz. Sayılar geçen yıla göre ne kadar fazla, bunu bilebilmemiz için Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün verilerine ihtiyacımız var” dedi.
“KOVİD HALEN MEVSİMSEL BİR HASTALIK DEĞİL”
Kovid’in ise halen mevsimsel bir viral enfeksiyona dönüşmediğini ve 2-3 ayda bir yeni dalgalar şeklinde seyrettiğini belirten Prof. Dr. Yavuz, “Şu anda da tahminimiz, dünyadaki gidişatla doğru orantılı olarak Pirola’nın bir alt varyantı olan JN1 mutasyonunun Türkiye’de aktif olduğunu düşünüyoruz. JN1 de çok ciddi şekilde bağışıklıktan kaçtığı için, eskisi kadar yüksek pikler yaratmasa da yine de geçtiğimiz aylara göre (Kovid vakalarında) artış olduğunu söyleyebiliriz. İnfluenza da yavaş yavaş hem ölümler hem de hastane veya yoğun bakımlara yatışlara neden olmaya başlamış durumda dünyada. Türkiye de tahminimiz bu şekilde bir trend içinde” diye konuştu.
“GRİP VE KOVİD RİSKLİ GRUPLAR İÇİN HALEN TEHLİKELİ”
Yüzlerce viral enfeksiyon içinde en önem verilmesi gerekenin, halen riskli gruplarda yoğun bakım yatışları veya ölüme neden olabilen Kovid ve grip olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şu anda bile grip açısından riskli olan gruplar henüz aşılarını olmamışsa grip aşısı yaptırabilir. Çünkü çok fazla artmış durumda grip aktivasyonu. Henüz hastalanmamış olanlar açısından aşı olmanın yanı sıra maske takmak için de en iyi zamanlar. Yine yılbaşı kutlamaları olacağı için özellikle riskli gruptakilerin bulunduğu ortamlara gelen kişilerin hasta olmaması gerekiyor. Kovid için de aynı şekilde. Çünkü risk gruplarında her ikisinin de ağır sonuçları olabiliyor. Yaşlılar, 2 yaş altı çocuklar, obez insanlar, sigara içenler, ek hastalığı bulunanlar ve gebeler, korunmak için maksimum çabayı göstermek zorunda ve kalabalık yerlerde mutlaka maske takmaları lazım.” Hastalık belirtileri taşıyanların riskli gruplara bulaştırmamak için çaba göstermesi gerektiğine de değinen Prof. Dr. Yavuz, “Önemli olan hasta kişilerin özellikle ateşleri düşene kadar ya da en yoğun semptomları azalana kadar evde kalmaları. Bunu yapamıyorlarsa mutlaka maske takarak diğer insanları korumaları” diye konuştu.
“GRİP AŞISI GRİBE NEDEN OLAMAZ”
Grip aşısı olanların da “Aşı olduktan sonra grip oldum” şeklindeki yaklaşımlarının aslında hatalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, aşının gribe neden olmasının imkansız olduğunu söyledi ve şu bilgileri verdi: “Böyle bir şey mümkün değil. Bir kere grip aşısı tam ölü virüs aşısıdır. Yani aşının kendisi hastalık yapamaz. Hastalığı da tamamen yüzde yüz engellemese bile ağır sonuçlarını engellemek üzere belirgin olarak azaltıyor. Hastaneye yatış, yoğun bakıma yatış gibi… İnsanlar griple nezleyi karıştırıyorlar. Grip ayrı bir hastalık, influenza virüsün yaptığı bir hastalık. Yüzlerce başka virüsün neden olabileceği nezle ise başka bir hastalık. Nefes darlığı, ateş yoksa, uzamış öksürük de genellikle kendi kendine geçiyor, virüslerin huyudur akut bronşit dediğimiz duruma yol açabiliyorlar, buna grip diyemeyiz. Yaygın eklem ağrısı, kırıklık, yüksek ateş, öksürük, baş ağrısı genellikle sadece influenza’da görüyoruz.”
“ERKEN TANI VE TEDAVİ AÇISINDAN TESTLERDE YETERLİ DEĞİLİZ”
Kovid ya da grip açısından riskli gruptakileri hastaneye yatış veya ölümlerden korumanın bir yolunun da ‘çok erken evrede’ hastalığın kesin tanısının koyulup gerekli antiviral tedavilere başlanması olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Yavuz, bunun için de test yapılması gerektiğini ancak ne yazık ki testlere ulaşımda sorunlar olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Gripte başka, Kovid için başka bir antiviral ilaç var elimizde. Ama her ikisinde de çok erken dönemde başlarsak etkili oluyor. O nedenle de hastalığın ağır seyretme riski olan kişilerde erkenden tanı alarak bu ilaçlara başlanması gerekiyor. Bizim Kovid’de elde ettiğimiz PCR testlerini hızlıca yapabilme kapasitesini maalesef çok geliştiremedik. Aslında onu, bütün viral enfeksiyonlar için kullanabilirdik. Testlere ulaşım sorunu var, bunu kabul edelim. Özellikle birinci basamakta (aile hekimlikleri) bu çok bariz. Sonuçta bu insanlar belirtileri başladığında aile hekimliğine gidecekler ama orada da Kovid döneminde olduğu gibi rahatça test yapmanın imkanı maalesef yok. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Üçüncü basamak hastanelerde bu testlerin yapılabildiğini biliyoruz ama oralarda da özellikle ‘ayaktan’ hastalara yapılmasında sıkıntı var. Henüz hastalık hafifken tanı koymamız gerekiyor oysa ki.”
Eczanelerden alınan antijen testlerinin özellikle negatiflik durumunda doğru sonuç vermeyebildiğini de vurgulayan Prof. Dr. Yavuz, “Antijen testleri ancak pozitifse sonucu doğru diyebiliyoruz. Negatif ise PCR testleri ile doğrulamasının yapılması gerekiyor” dedi.
“ÇOCUKLARDA BETA MEVSİMİ DE BAŞLIYOR”
Prof. Dr. Yavuz, viral enfeksiyonlar dışında çocuklar açısından da Beta mikrobunun artış göstermeye başladığına değinerek sözlerini şöyle noktaladı: “Çocuklar açısından özellikle Beta denen bir bakteri var, bu virüs değil. O da bu mevsimlerde biraz daha fazla artış gösteriyor. Dünyada da pandemiden sonra Beta dediğimiz bakterinin yani A grubu hemolitik streptokok’un neden olduğu enfeksiyonlarda bir artış vardı. Bu biraz daha sıkıntılı bir bakteri, bademcik iltihabı yapabiliyor, kızıl yapabiliyor ve ilk başta bulantı, kusma ile şok tablosu gibi bir tablo ile başlayabiliyor. Burada tabii ki hekime başvurmakta fayda var. Sadece semptomlara bakarak şudur diyebilme şansımız yok.”
]]>