Toplum – Kanal 7 Haber https://www.kanal7haber.com.tr Wed, 26 Jun 2024 21:33:14 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş, Medyada Şiddetin Sıradanlaştırıldığını Söyledi https://www.kanal7haber.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-medyada-siddetin-siradanlastirildigini-soyledi/ https://www.kanal7haber.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-medyada-siddetin-siradanlastirildigini-soyledi/#respond Wed, 26 Jun 2024 21:33:14 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=8843 Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, “Bugün pek çok medya içeriğinde şiddetin sıradanlaştırıldığını görüyoruz. Kadına yönelik şiddette failin eylemini meşrulaştıran bir dil kullanıldığına şahitlik ediyoruz. Özellikle şiddet, sadece kadınları ilgilendiren bir sorun değildir. Şiddet, toplumun temellerini sarsan ciddi bir sorundur.” dedi.

Göktaş, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) işbirliğinde Şişli’de bir otelde gerçekleştirilen 4. Medya Buluşması İstişare Toplantısı’na katıldı.

Burada konuşan Göktaş, dizi ve filmlerin hayatın bir parçası olduğunu, bu anlamda çocuk, kadın ve aile konularında karşılıklı istişarelerde bulunmanın çok kıymetli ve değerli olduğunu söyledi.

Türkiye’nin dizi ve sinema sektöründe çok önemli bir yere geldiğini belirten Göktaş, bu süreçte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde, sektörün sorunlarının çözümüne dair önemli atılımların gerçekleştirildiğini dile getirdi.

Göktaş, yapılan düzenlemelerle Türk sinema ve dizi sektörünün uluslararası alanda rekabet gücünü her geçen gün daha da artırdığını kaydederek, “Bu atılımlarla Türkiye, Amerika’dan sonra dünyanın en çok dizi ihraç eden üçüncü ülkesi konumundadır. Fransa’dan Asya ve Orta Doğu’ya, Japonya’dan Latin Amerika’ya kadar dünyanın dört bir yanında Türk yapımı dizilere olan ilginin yoğunluğu bizler için bir gurur vesilesidir.” diye konuştu.

Bu konuda yapımcılar başta olmak üzere, yönetmenlerden senaristlere, oyunculardan kameramanlara kadar sektöre emek ve gönül veren çalışanların katkısının çok büyük olduğunu ifade eden Göktaş, perdeden dijitale doğru bir geçişin yaşandığı bu dönemde, Türk dizi ve sinemasının uluslararası alanda çok daha güçlü bir yere gelmesinin en büyük temennisi olduğunu ifade etti.

“Aile değerlerimizin korunması, üzerinde hassasiyetle durduğumuz konuların başında geliyor”

Bakan Göktaş, Türklerin kökleri asırlar ötesine giden bir medeniyetin mensupları olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Türkiye, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı, Doğu’nun ve Batı’nın kesiştiği emsalsiz bir ülkedir. Sadece kültürel anlamda değil, coğrafi olarak da büyük bir zenginliğe sahibiz. Anadolu birbirinden kıymetli hikayelerle dolu. Bu anlamda sahip olduğumuz bu değerlerin, zenginliklerin, geleneklerin korunması ve aktarılmasında hepimizin üzerine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki dizi ve sinema, insanları etkileyen, farklı farklı yaşam tarzları sunan, hatta toplumları birleştiren ve kültürel zenginliği arttıran önemli bir mecradır.”

Dizi ve sinemanın bir sanat formu olmanın ötesinde kültürel, politik ve toplumsal etkileri olan önemli bir iletişim aracı olduğunu vurgulayan Göktaş, “7’den 77’ye hepimiz vaktimizin önemli bir kısmını ekran karşısında geçiriyoruz. Özellikle olumsuz etkilenme faktörünü göz önünde bulunduracak olursak, sizlerin ürettiği içerikler bizim için daha da büyük bir önem arz ediyor. Bu anlamda kadın ve çocukların her alanda temsili, aile değerlerimizin korunması, üzerinde hassasiyetle durduğumuz konuların başında geliyor.” ifadesini kullandı.

Göktaş, Türk kadınının medyadaki temsilinin halen iyi bir noktaya gelmediğini kaydederek, “Bugün pek çok medya içeriğinde şiddetin sıradanlaştırıldığını görüyoruz. Kadına yönelik şiddette failin eylemini meşrulaştıran bir dil kullanıldığına şahitlik ediyoruz. Özellikle şiddet, sadece kadınları ilgilendiren bir sorun değildir. Şiddet, toplumun temellerini sarsan ciddi bir sorundur.” değerlendirmesinde bulundu.

“Medya, özellikle kadın temsilinde ciddi sorunlar barındırıyor”

Gazetecilerin yaptığı haberlere değinen Göktaş, şiddete uğrayan ve hatta şiddet nedeniyle hayatını kaybeden kadınlara dair yapılan haberlerde kullanılan magazin dilinin terk edilmesi gerektiğini söyledi.

Göktaş, haberlerin kişilik haklarına saygı ve özen gösterilerek yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Cinsel suçlar haberleştirilirken duyarlı olunmalıdır. Suçlayıcı, yargılayıcı, aşağılayıcı ve küçük düşürücü ifadelerden özellikle kaçınılması gerekmektedir. Mahremiyeti alenileştiren, şiddeti duyarsızlaştıran, olumsuz davranışları özendiren içerikler bireye ve topluma faydadan ziyade yalnızca zarar üretir. Bu hususlara dikkat edilmesi, medyada çalışan tüm arkadaşlarımızdan en büyük beklentimizdir.” görüşünü paylaştı.

Aile değerlerini gözü gibi korumuş, kadını her daim baş tacı etmiş, çocukları medeniyetin temsilcileri olarak görmüş bir milletin ferdi olduğunu belirten Göktaş, şöyle devam etti:

“Biz, kadınlarıyla var olmuş güçlü bir devletiz. Gençleriyle büyüyen bir ülkeyiz. Fakat ne yazık ki medya, özellikle kadın temsilinde ciddi sorunlar barındırıyor. Öyle olmadığı halde, kadınlar daha çok bakıma muhtaç, mağdur, çaresiz bireyler olarak sunuluyor. Aile içi ilişkilerden çocuk yetiştirme tarzlarına kadar pek çok konuda önemli değişikliklere sebep olan yapımlar, aile değerlerimizi doğrudan etkiliyor. Özellikle çocukların ve gençlerin izledikleri içeriklerin, aile değerleri ile uyumlu olup olmadığı konusu her geçen gün büyük önem kazanıyor.”

Göktaş, iyi seçilmiş yayınların çocukların öğrenme süreçlerine katkısı olurken, şiddet içerikli yayınların çocukları olumsuz şekilde etkilediğini herkesin gördüğüne işaret ederek, şunları kaydetti:

“Bu anlamda, tüm çocukların, ihmal, istismar ve şiddet başta olmak üzere her türlü riskten korunmaları, çocukların üstün yararı ilkesi gözetilerek yayınların yapılması büyük önem arz ediyor. Bunun yanı sıra yapacağınız her bir yayınla engelli ve yaşlıların sesini duyururken, toplumda farkındalığın artmasına, davranış kalıplarının dönüşmesine destek olacak sosyal mesajlara yer verilmelidir. Saydığım tüm bu hususlarda yapımcılarımızın üstleneceği sorumluluğun toplumda çok kıymetli yansımaları olacaktır. Bu anlamda her bir yapımcımızın, toplumun farklı dinamiklerini de göz önünde bulundurarak içerik üretmeleri en büyük beklentimizdir.”

“Toplumu bir ve bütün kılan yapımların ekranlarda daha çok yer almasını istiyoruz”

Mahinur Özdemir Göktaş, medya ve toplum ilişkisinin karmaşık ve etkileşimli bir yapıya sahip olduğunu, her geçen gün medyanın toplumu değiştirme ve dönüştürme gücünün daha da arttığını anlattı.

Bu karmaşık yapının ve etkileme gücünün üstesinden gelmenin, sorunlara çözüm üretmenin, etkili bir işbirliğiyle gerçekleştirilebileceğini aktaran Göktaş, “Biz artık kadın ile ayrımcılık kelimesini yan yana kullanmak istemiyoruz. Kadın bedeninin metalaştırıldığı yapımları ve programları izlemek istemiyoruz. Kadınları daha çok başarı hikayeleriyle görmek istiyoruz. Biz her zaman ‘güçlü birey, güçlü kadın, güçlü aile, güçlü Türkiye’ diyoruz.” dedi.

Ekranlarda rol model olacak güçlü ve başarılı kadınlar görmek istediklerini kaydeden Göktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aile, bizim en hassas olduğumuz konu. Toplumun sağlam bir temel üzerinde inşası aile kurumunun istikrarına bağlıdır. Bu anlamda aile bütünlüğüne öncelik veren, toplumu bir ve bütün kılan yapımların ekranlarda daha çok yer almasını istiyoruz. Ailelerimizle birlikte gönül rahatlığıyla izleyebileceğimiz yapımların artmasını arzu ediyoruz. Entrika, şiddet ve manipülasyon üzerine kurulmuş aile içi ilişkileri değil, eşler arası sadakatin ve olumlu ebeveyn rol modellerinin yer aldığı içerikler izlemek istiyoruz. Aile içi iletişim, eşler arası ilişki, ebeveyn tutumları, okul, aile ve bağımlılık gibi konularda rehberlik edici program ve yapımları daha çok görmek istiyoruz. Medeniyetimizi yansıtan, aile kültürümüzü aktaran yapımlara öncelik vermenizi diliyoruz.”

RTÜK ve medya kuruluşlarının bu zamana kadar yaptığı çalışmaların çok değerli ve kıymetli olduğunu belirten Göktaş, yıllardır süregelen bu olumsuz tablonun değişmesinin güçlü bir işbirliğiyle mümkün olduğunu kaydetti.

Göktaş, burada bulunan bütün yapımcılara da açık bir işbirliği teklifinde bulunduğunu vurgulayarak, “Gelin hep birlikte medyada kullanılan olumsuz dili ve görüntüyü el birliğiyle ortadan kaldıralım. Bu konuda hepimizin ortak bir sorumluluğu var. Reyting, çok tıklanma gibi önceliklerden ziyade önceliğimizin kadınlar, çocuklar, gençler, velhasıl toplumumuzun her bir ferdi olması gerekiyor.” ifadesini kullandı.

Bakan Göktaş, konuşmaların ardından toplantının basına kapalı gerçekleştirilen bölümünde, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ile birlikte katılımcılarla fikir alışverişinde bulundu.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/aile-ve-sosyal-hizmetler-bakani-goktas-medyada-siddetin-siradanlastirildigini-soyledi/feed/ 0
AK Parti İnsan Hakları Başkanı: Milletin Sandıkta Seçtiği Partiler Gerçek İktidarlar Olacak https://www.kanal7haber.com.tr/ak-parti-insan-haklari-baskani-milletin-sandikta-sectigi-partiler-gercek-iktidarlar-olacak/ https://www.kanal7haber.com.tr/ak-parti-insan-haklari-baskani-milletin-sandikta-sectigi-partiler-gercek-iktidarlar-olacak/#respond Mon, 17 Jun 2024 09:12:16 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=8297 AK Parti İnsan Hakları Başkanı Hasan Basri Yalçın, “Artık milletin sandıkta seçtiği partilerin ve isimlerin gerçek iktidarlar olacağı bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu büyük devrim Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde milli irade ruhuyla toplumun ve AK Parti teşkilatlarının eseri olarak kalacaktır.” dedi.

AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca 28 Şubat’ın yıl dönümü dolayısıyla parti genel merkezinde “28 Şubat: Vesayetin Son Perdesi” programı düzenlendi.

Yalçın, 28 Şubat’ın, insan hakları ve demokrasi adına kara bir gün olarak hafızalardaki yerini aldığını ve başörtüsü zulmü, katsayı adaletsizliği, fişlemeler, brifingler, bildiriler, Batı Çalışma Grubu, algı operasyonları gibi utanç simgeleriyle hatırlandığını söyledi.

Binlerce üniversite öğrencisinin sırf başörtüsü nedeniyle üniversite kapılarından geri çevrildiğini, ikna odalarında faşist bir psikolojik işkence metoduna tabii tutulduğunu, katsayı adaletsizliği nedeniyle yüzbinlerce öğrencinin eğitim hakkının elinden alındığını anımsatan Yalçın, gencecik insanların geleceklerine ambargo koyulduğunu kaydetti.

AK Parti’li Yalçın, iş yerlerinde, devletin çeşitli kurumlarında namaz kılanların, abdest alanların fişlendiğini, kovuşturma ve soruşturmaya uğradığını, işinden, ekmeğinden edildiğini belirtti.

Sırf dindar bir yaşam tarzına sahip olduğu için insanlara “mürteci” damgası vurulduğunu ifade eden Yalçın, dindarlığın bir ulusal güvenlik tehdidi gibi algılatılmaya çalışıldığına işaret etti.

MGK kararlarında, “dindarların ve dindarlığın PKK teröründen bile daha tehlikeli olduğunun” iddia edildiğine dikkati çeken Yalçın, “Hakimlere, savcılara, gazetecilere kümeler halinde Genelkurmay’da brifingler verildi. Nasıl yayın yapmaları gerektiği öğretildi. Nasıl karar vermeleri gerektiği ezberletildi.” dedi.

Brifing alan gazetecilerin her türlü algı operasyonunun aparatı haline dönüştüğünü, “camiye gidenler sanki bir suç işliyormuş” gibi haberler yapıldığını, manşetlerle, köşe yazılarıyla ayrımcılığın en açık örneklerinin sergilendiğini belirten Yalçın, şöyle devam etti:

“Bu bakımdan 28 Şubat herhangi bir cuntanın bir silahlı darbesinden ibaret değildir. 28 Şubat devasa bir vesayet mekanizmasının toplumun içerisindeki tüm uzantılarıyla örgütlü ve sistemli biçimde toplumun koca bir bölümünü ezip yok etmek için kurgulanmış bir plandı. Klasik darbelerde darbeciler devleti ele geçirip kendi çıkarları çerçevesinde bir siyaset dayatmaya çalışır. Klasik darbelerde topluma müdahaleler genelde sonradan gelir. Ancak 28 Şubat toplumu ezerek, sindirerek dönüştürmeyi ta ilk baştan kafaya koymuş hain ve faşist bir zihniyetti. O nedenle darbeciler 1000 yıl süreceğini düşünüyordu. Dindar insanların oy verdiği partiler kapatılarak dindar insanların siyaset yapmasının önü kapanacaktı. Gençliğin üniversitelere girişi engellenerek bir nesil kırılacak, eğitimsiz kalacak, devlet kademelerinde, bürokraside rol alamayacaktı. Toplumun geri kalanı da medyada yapılan algı operasyonlarıyla baskı altına alınacak Müslüman olduğunu bile söyleyemez hale getirilecekti. İnsanları camiye bile gitmekten çekinecek hale getirmek için uğraşıyorlardı.”

“Ülkeyi vesayetçiler yönetmeye devam edecekti”

Dinin kamu alanından uzaklaşmasından kastın dinin toplumda baskı altına alınması olduğunu ve bu sayede vesayetin kendi diktasını sürdüreceğini vurgulayan Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasetçiler seçim kazanacak ama ülkeyi vesayetçiler yönetmeye devam edecekti. Bütçeden neye ne kadar kaynak aktarılacağı bile onların tercihlerine bağlı olacaktı. Bankalar kolayca hortumlanacaktı. Seçmene hesabı sandıkta siyasetçiler verse bile vesayetçiler siyasetçiler üzerindeki hegemonyalarını sorunsuz sürdüreceklerdi. Dindar insanlar devletten dışlanacak toplumsal olarak baskı altına alınacak ve sistemin dışında tutulacaktı. Plan buydu. İşte bütün bunların hepsine kısaca ‘vesayet düzeni’ diyoruz. ve 1000 yıl süreceği iddia ediliyordu. Sürmedi. Bu milletin bağrından çıkan bir yiğit yine milletiyle beraber planları da bozdu, vesayeti yıktı. 28 Şubat bir darbeci/muhtıracı grubun demokrasimiz üzerindeki son hamlesi olarak kaldı. Vesayetle topyekun bir mücadelenin miladı haline geldi. Bir toplum, bir siyasi hareket ve hepsine öncülük eden bir siyasi lider o günden itibaren bıkmadan usanmadan yılmadan yorulmadan bu vesayetle mücadeleye başladı.”

“Hepsini çökertmeyi başardık”

Yalçın, okuduğu bir şiir bahane edilerek hapse atılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın toplumda organik bir biçimde doğan bu mücadele ruhunun doğal lideri haline geldiğini, bu ruhla milletin kalbinde kendine ayrıcalıklı bir yer edindiğini, bir toplumsal sözleşmeyi arkasına alarak AK Parti teşkilatlarıyla beraber her türlü tehdide karşı dik durduğunu ve eğilmediğini dile getirdi.

Vesayet dağlarını sırasıyla teker teker aştıklarını belirten Yalçın, “Vesayet mekanizmasının bir engelini aşınca karşımıza yepyeni bir engel çıkardı. ‘Ne kadar da çok aktörü, aparatı varmış’ demekten kendimizi alamadık. Ama bir kardeşlik türküsü söyler gibi birlik ve beraberlik duygusuyla sabırla, inatla, dirençle, dirayetle, o sıra dağları sadece geçmekle kalmadık. Hepsini çökertmeyi da başardık.” değerlendirmesinde bulundu.

Yalçın, bugün kimsenin kılık kıyafeti nedeniyle eğitim hakkından mahrum edilmediğini, iş hayatından uzaklaştırılmadığını, başı kapalı ve açık memurun aynı ofiste çalışabildiğini, başörtülü başörtüsüz hakimlerin, savcıların, kaymakam ve valilerin bulunduğunu, milletin vekillerinin milletin meclisinde başörtülü başörtüsüz beraberce görev yapabildiğini anımsattı. Yalçın, “Siyaset ve toplum 28 Şubat’tan sonra bir liderin etrafında toplanarak yıllar içerisinde bu vesayet düzenini yerle bir etti. Bu güçlü bir siyasi liderliğin, davasına inanmış bir teşkilatçılığın, iradesine sahip çıkan bir milletin zaferidir.” diye konuştu.

“Geleceğe güvenle bakıyoruz”

Birçok başarıya imza atan AK Parti iktidarlarının en köklü ve kalıcı başarılarından birinin ülkedeki vesayeti sona erdirmesi olduğunun altını çizen Yalçın, milli iradenin önündeki vesayet dağları çökertildikten sonra devlet toplum kucaklaşması yaşandığını söyledi.

Siyasi iktidarın muktedir hale geldiğini vurgulayan Yalçın, şunları kaydetti:

“O vesayet düzeni devam etseydi bugün yerli ve milli bir savunma sanayisi de bu başarıları gösteremezdi. Vesayetçiler dışarıdaki patronlarını mutlu etmek uğruna milletin iradesini hiçe saydığı gibi milli serveti de yabancı ülke ve şirketlere peşkeş çekmeye devam edebilirdi. 28 Şubat’tan sonra da darbe deneyenler yeni vesayet heveslileri oldu. Bundan sonra da bu tür darbe heveslileri çıkabilir. Fakat hem 28 Şubat sonrasında hem de 15 Temmuz’da milli iradenin her türlü vesayetçiye kararlılık dersi verdiğini düşünmeden edemiyoruz. Bu bakımdan geleceğe güvenle bakıyoruz. Bundan sonra iktidarlar gelir iktidarlar gider hatta nesiller gelir nesiller geçer ancak her ne olursa olsun artık milletin sandıkta seçtiği partilerin ve isimlerin gerçek iktidarlar olacağı bir ülkede yaşıyoruz. İşte bu büyük devrim Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde milli irade ruhuyla toplumun ve AK Parti teşkilatlarının eseri olarak kalacaktır. Tarihe düşülmüş en mühim not işte bu milli irade imzasıdır. Vesayetin kovulması, milli irade ve demokrasinin bu ülkedeki en büyük zaferidir.”

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/ak-parti-insan-haklari-baskani-milletin-sandikta-sectigi-partiler-gercek-iktidarlar-olacak/feed/ 0
GÖRÜŞ- Postmodern değil gerçek bir darbe: 28 Şubat https://www.kanal7haber.com.tr/gorus-postmodern-degil-gercek-bir-darbe-28-subat/ https://www.kanal7haber.com.tr/gorus-postmodern-degil-gercek-bir-darbe-28-subat/#respond Sun, 16 Jun 2024 21:33:42 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=8259 Gazeteci Meryem İlayda Atlas, “28 Şubat darbesi”nin Türk demokrasisini ve toplum dinamiklerini nasıl etkilediğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Türk siyasi hayatında önemli bir kırılma noktası olarak 28 Şubat darbesi, başörtüsü yasağının, katsayı uygulamasının, muhafazakar iş insanlarına yönelik baskıların, neredeyse toplumun her kesimine verilen askeri brifinglerin bin yıl sürecek söyleminin miladıydı. 28 Şubat süreci, gönüllü işbirlikçiler ve medya eliyle demokrasimize önemli hasarlar veren kutuplaşmalar ve nefret söylemlerini zerk etti. 28 Şubat’ta derinleşen laik-şeriatçı tartışması zaman zaman hala ülkenin gündemini işgal ediyor. Kimi çevrelerce hala başörtüsü-türban ayrımı yapılıyor. Hatta 28 Şubat bir darbe olarak sadece muhafazakarları ilgilendiren bir konu olmalıymış gibi, bazı çevreler bu darbenin anlatılmasından, konuşulmasından dahi rahatsız oluyor. 28 Şubat gündem olduğunda “Yine mi mağduriyet?”, “Sorunlar çözülmedi mi?” tarzında yaklaşımlarla toplumsal muhasebenin de önüne geçilmek isteniyor.

28 Şubat’ın aktörleri

Bu muhasebenin asıl muhatabı, elbette 4 Şubat 1997’de Sincan’da tankların yürütülmesi ile başlayan süreçten sorumlu ve o dönemde siyasetin üzerinde önemli bir vesayet kurumu olan ordu mensuplarıdır. Diğer sorumlular arasında başta üniversite rektörleri, savcılar, yüksek mahkeme mensupları, bürokratlar, üniversite hocaları gibi 28 Şubat döneminde topluma karşı hizmet görevini belli bir kesime zorbalık etmek üzerinden icra eden devlet memurları geliyor. Bu aktörlerin elini rahatlatan, onlara adeta yol açıp algıyı yöneten 28 Şubat medyası da darbeci zihniyetle beraber anılıyor. Bütün bu aktörlerin yanında devletçi-seçkinci refleksleri ve indirgemeci tavırları ile her konuda mutlak bir Batıcılığı benimsemiş, kendisini Türk halkından üstün ve ayrıcalıklı kabul eden bir zümre de onlara eşlik ediyor. Toplumun geniş bir kesimini kutuplaştıran 28 Şubat darbesine gönülden destek veren bu zümrenin en belirgin muhatabı ise maalesef sokakta ve medyada genellikle daha kolay hedef olabilen başörtülülerdi. Bazı örnekleri hatırlamak gerekirse, İstanbul Üniversitesinde uygulanan, başörtülü öğrencilere karşı psikolojik bir işkence metodu olan ikna odaları, Nur Serter’in projesi olarak hayata geçmişti. Nur Serter, daha sonra ana muhalefet partisi CHP’den iki dönem milletvekilliği yaptı ve kutuplaştırıcı söylemlerine Meclis çatısı altında devam etti. O dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başörtülülerin Suudi Arabistan’a gitmesi gerektiğini söylerken, Siyaset Meydanı, A Takımı gibi o dönemin önemli tartışma programlarına çıkan konuşmacılar sık sık başörtülüleri hedef alıyor ve belli menfaatler çerçevesinde başörtüsü taktıklarını dile getirip “İrancılıkla” ve “tarikatçılıkla” suçluyorlardı. CHP’li Canan Arıtman ise Sümerlerde “fahişe” rahiplerin örtündüğünü söylemişti ve bu argüman uzun süre başörtüsü takan bireylere karşı bir suçlama halini aldı. O yıllarda başörtüsü ve türban ayrımı ortaya atılarak, Anadolu’nun başı yazmalı kadınlarının “başörtülü”, üniversitedeki kadınların ise siyasal bir simge olan “türbanlı” olduğu iddia edildi. “Türban siyasal simgedir.” argümanı uzun yıllar Türkiye’nin gündemini meşgul etti.

Gerçekten de postmodern bir darbe mi?

On yıllardır 28 Şubat üzerine yorumlar, çerçevelendirmeler, tanımlamalar içeren bir düşünce pratiği içindeyiz. 28 Şubat neden meydana geldi, sebepleri, sonuçları nelerdi, hangi uluslararası bağlamda ortaya çıktı? Bu tanımlamalardan en yaygın kabul göreni ise 28 Şubat’ın postmodern bir darbe olduğudur. Bu tanım literatüre de geçmiş ve epey kabul görmüştür. Baudrillard, Foucault, Derrida, Lacan gibi düşünürlerin öncülüğünde bir modernizm-modernite-modernlik tartışması ve bir anlamda eleştirisi olan postmodernizm, 20. yüzyılın düşünce akımları içinde kendine has bir yere ve olumlu bir algıya sahiptir. 28 Şubat’ın ise postmodern bir darbe olmasının bu bağlamda bir karşılığı yoktur. Bu, seçilmiş hükümetlere karşı onları destekleyenlerin bastırılması ve cezalandırılması yoluyla anayasal düzene müdahaledir. 28 Şubat darbe gibi bir darbedir. 1980 darbesinin yıkıcılığına sahip olmamasının sebebi, 28 Şubat’ın muhatabı olan kitlelerin 80 darbesinin muhatabı olan kitlelerden “şiddetin kullanımı açısından” farklılığı olabilir. 28 Şubat’ın faaliyet alanı olan “engellemek, yasaklamak, kamusal görünürlüğü yok etmek” gibi fiiller “postmodern” falan değildir. Tam tersine 28 Şubat’ın yaptığı uygulamalara bakılırsa rijit modernleşmeci, aşırı pozitivist, patriarkal ve indirgemeci olduğu apaçıktır. Bu uygulamalar devlet söylemi üzerinden büyük bir seçkinci anlatı kurar ve bu hali ile büyük anlatılara karşı çıkan postmodernite ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Postmodern darbe, kelimenin teori içindeki yerini ve anlamını bilmeyenler için bir hoşluk barındırırken, aslında bağlam itibarıyla da bir relativite barındırarak bizleri “sana göre, bana göre” gibi muğlak bir tanıma da sevk ediyor. Meseleyi olduğundan hafife indirgiyor. Halbuki 28 Şubat da tıpkı kendinden önceki darbeler gibi Türk demokrasisine büyük bir hasar vererek birkaç kuşak devam edebilecek önemli bir kırılmaya sebep oldu. Üstüne üstlük yasaklar ve engellemeler kaldırılmış olsa da o dönemde kullanılan itibarsızlaştırıcı ve kutuplaştırıcı dil bugünlere miras kaldı. Bu kutuplaştırıcı dil ise toplumsal birlikteliğin önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor.

[Meryem İlayda Atlas, gazetecidir.]

Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/gorus-postmodern-degil-gercek-bir-darbe-28-subat/feed/ 0
Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, BM Genel Merkezi’nde konuştu https://www.kanal7haber.com.tr/gedik-holding-yonetim-kurulu-baskani-hulya-gedik-bm-genel-merkezinde-konustu/ https://www.kanal7haber.com.tr/gedik-holding-yonetim-kurulu-baskani-hulya-gedik-bm-genel-merkezinde-konustu/#respond Tue, 13 Feb 2024 21:09:37 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=3847 Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’nde düzenlenen 9. Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Zirvesi’nde konuştu.

Holdingden yapılan açıklamaya göre, 8-9 Şubat’ta The Royal Academy of Science International Trust (RASIT) ve Birleşmiş Milletler işbirliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte, “Bilimde Kadın Liderliği ve Yeni Dönem için Sürdürülebilirlik” başlığı altında dünyanın çeşitli ülkelerinden bilim ve iş insanları, sivil toplum kuruluşları liderleri ve kanaat önderleri bir araya geldi.

Zirvede tek Türk iş kadını olarak yer alan Hülya Gedik, sanayi, üretim, eğitim, AR-GE, teknoloji ile ilgili sürdürülebilir kalkınma amaçları ve sürdürülebilir kalkınmada kadınların rolü üzerine konuşma yaptı.

Gedik; eğitim, yoksulluk, sağlık ve çevre gibi küresel olarak öne çıkan kritik konuları içine alarak sürdürülebilir kalkınma için çalışan uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan RASIT’te Danışma Kurulu Üyesi olarak da görev yapıyor.

“Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok yaygın bir sorun olarak karşımıza çıkıyor”

Açıklamada, BM Genel Merkezi’nde yaptığı konuşmaya yer verilen Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının birçok maddesinin kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesi ile ilgili olduğunu, dolayısıyla birçok amaçtan kadınların etkilendiğini belirtti.

“Kadın yapamaz” görüşünün tümüyle yıkılması gerektiğini belirterek hem Gedik Holding’de hem de İstanbul Gedik Üniversitesi’nde kadınların hayatın her alanında yer alması ve erkek egemen olarak bilinen farklı iş kollarına kadınların yönlendirilmesi konusunda yaptıkları çalışmalardan bahseden Gedik, Türkiye’nin kalkınmasına ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına hizmet ettiklerini anlattı.

Gedik, kadınların ve kız çocuklarının dünya nüfusunun yüzde 50’sini oluşturduğunu kaydederek, küresel potansiyelin yarısının kadınlar ve kız çocuklarının elinde olduğunu, fakat bugün toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok yaygın bir sorun olarak karşılarına çıktığını, bu nedenle kadınların ve kız çocuklarının potansiyelini tam olarak ortaya koyamadıklarını vurguladı.

Hülya Gedik, “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının 5’incisi olan ‘toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak ve tüm kadınlar ile kız çocuklarını güçlendirmek’ için çalışmaların artırılması büyük önem arz ediyor.” ifadelerini kullandı.

“Birçok sektörde kadınlar tüm kademelerde arzu edilen seviyede yer alamıyor”

Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Gedik, faaliyet gösterdikleri metal sektöründe kadınlar için kısıtlı imkanların bulunduğunu belirterek, tüm dünyada metal sektöründe faaliyet gösteren şirketlerde çalışan kadınların oranının yüzde 3 ile yüzde 29 arasında değiştiğini, yönetici kademelerinde bu oranın ortalama yüzde 20 olduğunu anlattı.

Birçok sektörde kadınların tüm kademelerde arzu edilen seviyede yer alamadığını kaydeden Gedik, üretim, sanayi, girişimcilik, AR-GE, yüksek teknoloji, inovasyon, yazılım, yapay zeka ve dijital alanlarda kadınların daha çok yer alması gerektiğini vurguladı.

Gedik, bu amaçla yönettiği tüm kuruluşlarda geniş kapsamlı ve sonuç odaklı çalışmalar yaptıklarını, kuruluşların 5 yıllık stratejik planlarında da bu yönde amaç ve hedefler belirlediklerini kaydederek, BM’nin 2016’da yürürlüğe koyduğu Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını, Gedik Holding ve İstanbul Gedik Üniversitesinin tüm süreçlerinde benimsediklerini vurguladı.

Mühendislik alanında çalışan ve eğitim gören kadın ve kız çocuklarının sektörde daha fazla imkan bulabilmesi için daha çok çalışmaları gerektiğinin altını çizen Gedik, “Herkes her işi yapabilir yeter ki isteği, kabiliyeti ve bilgisi olsun.” ifadesini kullandı.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/gedik-holding-yonetim-kurulu-baskani-hulya-gedik-bm-genel-merkezinde-konustu/feed/ 0
Çorum’da Kadının Sosyo-Ekonomik Durumunun Güçlendirilmesi Çalıştayı Düzenlendi https://www.kanal7haber.com.tr/corumda-kadinin-sosyo-ekonomik-durumunun-guclendirilmesi-calistayi-duzenlendi/ https://www.kanal7haber.com.tr/corumda-kadinin-sosyo-ekonomik-durumunun-guclendirilmesi-calistayi-duzenlendi/#respond Tue, 13 Feb 2024 09:39:14 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=3827 Hitit Üniversitesi Kadın ve Aile Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKAM) ev sahipliğinde “Çorum’da Kadının Sosyo-Ekonomik Durumunun Güçlendirilmesi Çalıştayı” düzenlendi.

Çorum Valiliği, Çorum Belediyesi ve Çorum Ticaret ve Sanayi Odası iş birliğinde bu yıl ikincisi düzenlenen çalıştayda kadınların yaşadığı sosyal ve ekonomik sorunlar ve bu alanda yapılması gerekenler analiz edilerek raporlanacak. Hazırlanacak rapor 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kamuoyuyla paylaşılacak.

Çalıştay açılışında konuşan Kadın ve Aile Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜKAM) Müdürü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nurcan Baykam, çalıştayın amacının toplumların kalkınmasında önemli bir rolü olan kadının sosyo-ekonomik durumunun güçlendirmeye yönelik Çorum özelinde kalkınmanın paydaşları olan üniversite, kamu kurum kurumları, belediye ve tüm paydaşlarla kadının sosyoekonomik sorunlarını, ihtiyaçlarını, beklentilerini analiz etmek ve bunlara yönelik hedeflerler belirleyerek uygulamalar başlatmak olduğunu söyledi.

İlk çalıştayın somut verilerini almaya başladıklarını dile getiren Prof. Dr. Nurcan Baykam, “Hitit Üniversitesi olarak kadınlarımıza yönelik Anne Üniversitesi projesini hayata geçirdik. Buradan mezun olan kadınlarımızdan altı tanesi de üniversitemizi kazanarak eğitim görmeye başladı. Birçoğu farklı sektörlerde istihdam edildi” dedi.

“Kadınlar, sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörü”

Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörünün kadınlar olduğunu vurgulayarak, “Sürdülebilir kalkınma Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Kalkınma Planı’nın anahtar kelimelerinden birisi. Yerel düzeyde, kent düzeyde de baktığınızda sürdürülebilir plan, hedef ve uygulamaların sonuç verecek şekilde bir şekliyle kalkınma ile ilişkilendirilmesi konusu 21. Yüzyılda dünyanın anahtar kelimelerinden birisi. Sürdürülebilir kalkınmanın ana aktörü kadınlarımız. Kalkınmayı sürdürülebilir kılmak için kadınlarımızı her zaman baş tacı yaptığımız gibi sürdürülebilir kalkınmanın da öncüsü, önderi yapmalıyız. Ulusal düzeyde bu alanda Cumhurbaşkanımızın riyasetinde merkezi yönetimler tarafından adımlar atılmakta ve 21. yüzyılda emin adımlarla kadınlarımızla birlikte yürümek için çeşitli vesilelerle birçok politika hayata geçirilmekte. Yerel düzeyde yapılacak çalışmalarla ilgili olarak da sayın valimizin riyasetinde belediyeler, kamu, sivil toplum kuruluşları çalışmalar yapıyor” ifadelerini kullandı.

“Kadınlar toplumun her alanında olacak”

Vali Doç. Dr. Zülkif Dağlı, kadınların toplumun her alanında olacağını açıkladı. Çalıştayın ilkinin 2017 yılında yapıldığını hatırlatan Vali Doç. Dr. Dağlı, “Üç ilçemizde Hitit Üniversitemiz tarafından hayata geçirilen Anne Üniversitesi’nin yeniden oluşturulması için çalışmalara başladık. Bayat, Boğazkale ve Laçin kaymakamlarımızı görevlendirdik. Bu kaymakamlarımızda bayan kaymakamlarımız. Çalışmalara başladılar. Alaca MYO müdürümüz de bayan olduğu için çalışmaya Alaca ilçemizi de ilave ettik. Çalışmalar meyvesini vermeye başladı” diye konuştu.

Üniversitedeki bayan öğrenci oranının erkek öğrenci oranının üzerinde olduğunu dile getiren Vali Dağlı, “Bu çok güzel. Ülkemiz, geleceğimiz ve çocuklarımız için çok güzel gelişme. Bayanların okutulmadığı, erken yaşta evlendirildiği, toplumun dışında tutulduğu günlerden, dönemlerden bugünlere geldik. Bu toplumumuzun ilerleme seviyesinin bir göstergesi. Çalışmaya devam edeceğiz. Kadınlarımız toplumun her alanında olacak. İş dünyasının her alanında olmalı. Eğitimde olacaklar. Akademi de olacaklar. Tüm sektörlerde olacaklar. Kadınlarımızın her alanda olması bizim içinde gurur verici. Çünkü kadınlarımız olmadan toplumu ileriye götürmemiz mümkün değil. Onun için hep beraber çalışmaya devam edeceğiz. Yerel yönetimlerimiz, üniversitemiz, kamu kurumlarıyla ve halkımızla bu anlamda hem bilinçlendirme ve farkındalık oluşturmaya hem de reel ve somut adımlar atmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Programa İl Jandarma Komutan Yardımcısı Hasan Taner Özbey, İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Bektaş, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. – ÇORUM

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/corumda-kadinin-sosyo-ekonomik-durumunun-guclendirilmesi-calistayi-duzenlendi/feed/ 0
İLKE Vakfı Yeni Yönetim Kurulunu Atadı https://www.kanal7haber.com.tr/ilke-vakfi-yeni-yonetim-kurulunu-atadi/ https://www.kanal7haber.com.tr/ilke-vakfi-yeni-yonetim-kurulunu-atadi/#respond Wed, 17 Jan 2024 21:21:41 +0000 https://www.kanal7haber.com.tr/?p=2452

Eğitim, sivil toplum, iktisat ve toplum alanlarında araştırma ve yayın faaliyetleri yürüten İLKE Vakfı’nda Mütevelli Heyet yeni yönetim kurulunu atadı. Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten Prof. Dr. Lütfi Sunar, görevini Başkan Yardımcısı Ahmet Sait Öner’e devretti. Fatih Neslişah Kültür Merkezi’nde düzenlenen devir teslim töreniyle Öner ve yeni yönetim kurulu da görevine başladı. Yeni yönetim kurulunda akademi, sivil toplum, hukuk ve iş dünyasından önemli çalışmalara imza atmış isimlerin bulunduğu aktarıldı.

Mütevelli Heyet Başkanı Nihat Erdoğmuş konuşmasında sivil bir bakışla ve sivil alanda kalarak daha müreffeh bir dünyanın inşası için çalışmaya devam edeceklerini söyleyerek “Yapıcı katkıya siyasetin, toplumun, ekonominin, ailenin, kısaca hepimizin ihtiyacı var. Gelir dağılımı adaletsizliğini giderme gibi pek çok meselede çözümler gerekiyor. İLKE Vakfı bir yandan içerik üretirken bir yandan güçlü kurumsal yapılarla organize ve verimli çabalar sunma gayretinde. Çalışmalarımızda sürekli yenilenmeye çalışıyoruz. Görevi devreden bütün üyelerimiz çok değerli ancak Lütfi hocamıza ayrı bir başlık açmak gerekiyor. Bir nefer gibi çalıştı ve yoğun bir emek ve mesai harcadı. Kendisine sizlerin huzurunda çok teşekkür ederim” dedi.

KURUMLARDA YENİ İNSANLARA YER AÇMAK GEREKİYOR

Törende bir konuşma gerçekleştiren Lütfi Sunar ise “İLKE Vakfı’nı kurarken isim bulmakta zorlandık. Böyle kuruluşlara anlamlı bir isim bulmak zordur. En sonunda İLKE üzerinde mutabık kaldık. İLKE bizim için sadece süslü bir kelime değil. Her durumda her farklı yerde farklı davranmamak, ilkeli olmak için kullandığımız bir kelime anlamına geliyor. Bendeniz dokuz yıldan fazla bir zamandır yönetim kurulu başkanlığı yapıyorum. Bu biraz bayrak yarışı gibi ancak aynı zamanda hep birlikte yapılacak bir iş. İLKE’de eşgüdümlü, organize ve birlikte çalışma kültürünü yakaladık.  Yeni insanlara yer açmak, yer vermek gerekiyor. Ahmet Sait Öner benden bayrağı devraldı. Yeni yönetim kurulunun hayırlara vesile olmasını niyaz ederim” diye konuştu.

BAYRAĞI DAHA YUKARI TAŞIYACAĞIZ

Yeni Başkan Av. Ahmet Sait Öner de yaptığı konuşmada Lütfi Sunar ve yönetimine teşekkür ederek İLKE’de bugüne kadar yapılan çalışmaların üstüne koyarak aldıkları bayrağı daha yukarı taşıyacaklarını ifade etti ve şöyle konuştu:

“Lütfi Hoca dokuz yıldır devam ettiği görevi devrettiğini söyledi ancak biz onun fikirlerinden ve tecrübesinden yararlanmaya devam edeceğiz. Kendisine bugüne kadarki emeklerinden dolayı çok teşekkür ederim. İLKE’de bir düşünce kuruluşu olarak düşünce ve strateji üretiyoruz.  2024 itibariyle sadeleş ve derinleş mottosunu belirledik. Değişim ve dönüşümü yakalayabilmek bir strateji gerektirir. Nasıl şirketlerimizin nitelikli büyüme hedefleri varsa vakıfların da bu modele uygun hareket etme gerekliliğinin farkındayım. Dinamik ancak suhuletle iş yapmaya devam edeceğiz. Heyecanlı olduğumu belirtmek istiyorum. Yapacağımız işlerin ümmete faydalı olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederim.”

Av. Ahmet Sait Öner başkanlığındaki yeni yönetim kurulunda, Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ümit Güneş, üyeler, Dr. Elyesa Koytak, Erol Erdoğan, Dr. Fatih Gündoğan, Ömer Burak Tek ve Şükrü Alkan yer alıyor.

AHMET SAİT ÖNER KİMDİR?

2003 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamlayarak mezun oldu. Serbest avukatlık mesleğinin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik görevlerinde bulundu. 2014 yılında kurduğu Adalet ve İlim Akademisi’nin (ADİL) yöneticiliğini yapmaktadır. Hukuk ve edebiyat alanlarında çeşitli dergilerde yayımlanmış araştırma ve yazıları bulunmaktadır. Halen özellikle hukuk alanında araştırma ve yazım faaliyetlerine devam etmektedir. Ekim 2023’ten beri ise İLKE Vakfı Mütevelli Heyet Üyeliğini yürütmektedir.

]]>
https://www.kanal7haber.com.tr/ilke-vakfi-yeni-yonetim-kurulunu-atadi/feed/ 0