Balasurıya, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Sağlanan imkanlar dolayısıyla ADF’yi organize eden ekibi takdir ettiğini belirten Belasurıya, “Diplomasi forumlarını her zaman ilgi çekici bulmuşumdur. Özellikle de gerilimin yüksek olduğu bu gibi zamanlarda, dünya liderlerinin bir araya gelmesi, mevcut meseleleri tartışması ve ileriye dönük bir yol araması kesinlikle zorunludur.” ifadelerini kullandı.
Belasurıya, “Diplomasi başarısız olduğunda savaş başlar ve dünyanın mevcut durumu göz önüne alındığında, bu tür forumların düzenlenmesi ve dünya liderlerinin siyasi meseleler, ekonomik meseleler ve teknoloji gibi konulara bağlı olarak bir dizi konuyu geniş şekilde tartışabilmesi gerekir. Bence tüm bu alanlar ele alındı, bu nedenle ADF’yi kesinlikle ilgi çekici buldum.” dedi.
“Türkiye’den yatırımcıları, Sri Lanka’ya yatırım yapmaya teşvik ediyoruz”
Türkiye-Sri Lanka ilişkilerine de değinen Belasurıya, iki ülkenin çok iyi siyasi ilişkilere sahip olduğunu söyledi.
Belasurıya, iki millet arasındaki ilişkilerin çok köklü bir tarihe sahip olduğunu ve 11. yüzyıla kadar dayandığını kaydetti.
Türkiye’nin bağımsızlığını ilan eden Sri Lanka’yı tanıyan ilk ülkelerden olduğuna dikkati çeken Belasurıya, buna karşın mevcut ekonomik ilişkilerin köklü siyasi geçmişe uygun olmadığını ve geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Belasurıya, hem Türkiye hem de Sri Lanka’nın çok stratejik konumlarda yer aldığını, Sri Lanka’nın 2022’deki ekonomik krizin ardından mevcut yönetimin yaptığı reformlarla önemli bir virajı döndüklerini aktardı.
Ülkesi Sri Lanka’nın lojistik, yenilenebilir enerji, teknoloji, imalat ve tarım gibi alanlarda gelişme kaydettiğini vurgulayan Belasurıya, şunları söyledi:
“Ekonomi diplomasisi söz konusu olduğunda Sri Lanka ve Türkiye’nin görüşüp müzakere edebileceği pek çok potansiyel alan olduğunu düşünüyorum. Tabii ki Türkiye’nin turizm açısından Avrupa’da önemli bir nokta olduğunu biliyoruz. Sri Lanka’nın da turizm endüstrisi bu yıl hızla büyüyor ve yılın ilk iki ayı harika geçti. Türkiye’den yatırımcıları, Sri Lanka’ya yatırım yapmaya teşvik ediyoruz. Örneğin Sri Lankalı yatırımcılar Maldivler’e yatırım yaptı ve bu şirketler oldukça iyi durumda, Türkiye’deki otelciler de engin deneyimiyle Sri Lanka’ya yatırım yapabilirler ve zamanla yatırımlarından harika geri dönüşler alabilirler.”
Belasurıya, 2022’de döviz krizi yaşanan Sri Lanka’da ilaç ve yakıt gibi bazı ürünlerin alımı için uzun kuyruklar oluştuğunu, gıda güvenliğiyle ilgili sorunlar yaşandığını hatırlatarak artık her şeyin normale döndüğünü dile getirdi.
1948’de bağımsızlığını kazanmasından bu yana bazı Sri Lanka hükümetlerinin sosyalizme yaklaştığını ve sübvansiyonları teşvik ettiğini kaydeden Belasurıya, mevcut hükümetin yakıt, elektrik ve su gibi ihtiyaçlarda maliyete dayalı fiyatlandırmaya gittiğini, vergileri artırdığını ve 2022’de yaklaşık 750 milyar rupi zarar eden Kamu İktisadi Teşebbüslerinin 2023’te 313 milyar rupi kar ettiğini aktardı.
“Ne yazık ki ekonomik krize girdiğimizde almamız gereken ilaç acıdır.” diyen Belasurıya, söz konusu tedbirleri almasalar Sri Lanka’nın ekonomik istikrara kavuşamayacağını, bu süreçte başta Hindistan olmak üzere uluslararası toplumun da kendilerine yardımcı olduğunu belirtti.
“Bunu adil bir dünya olarak görmüyoruz”
Belasurıya, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak “Sri Lanka’da birbirini izleyen tüm hükümetler Filistin davasını destekledi. Hatta Filistin halkının davasına verdiği güçlü destek nedeniyle Filistin’de eski devlet başkanlarımızdan birinin adını taşıyan bir cadde bulunmaktadır.” dedi.
Bölgede kalıcı barışın sağlanması için 1967 sınırlarına dayalı iki devletli bir çözüme ihtiyaç olduğunu savunan Belasurıya sözlerini şöyle tamamladı:
“Uluslararası mimarinin değişmesinin zamanının geldiğini düşünüyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından tasarlanan uluslararası mimariye sahip olmanın adil olmadığını düşünüyoruz. Bunu adil bir dünya olarak görmüyoruz. Hindistan, Türkiye, Endonezya, Nijerya gibi bazı ülkeler muazzam bir ekonomik ilerleme kaydediyor. Birleşmiş Milletlerde veto yetkisi açısından Afrika ülkelerinin temsil edilmediği, Hindistan gibi ülkelerin temsil edilmediği, Latin Amerika ülkelerinin temsil edilmediği bir sistem var. Uluslararası mimaride hem siyasi mimaride hem de dünyanın finansal mimarisinde bir değişiklik olması gerektiğini düşünüyoruz.”
]]>Türkiye Bisiklet Federasyon Başkanı Emin Müftüoğlu:
“Bisiklet turizmi anlamında şehrimize ve ülkemize çok büyük katkılar sağladı”
ANTALYA – Bisiklet Turizmi Derneği tarafından düzenlenen “CRI Türkiye Uluslararası Bisiklet Yarış Serisi” dördüncü ayağında Uluslararası Alanya Kalesi Kriteryum yarışı yapıldı.
CRI Türkiye Uluslararası Bisiklet Yarış Serisi” dördüncü ayağının ikinci gününde 13 farklı ülkeden 150 sporcunun katılımıyla Uluslararası Alanya Kalesi Kriteryum yarışı yapıldı. Ahmet Tokuş Bulvarı’ndan başlayan Alanya Kalesi Kriteryum Yarışı 15 tur üzerinden yapıldı ve aynı bölgede sona erdi. Erkekler Elit Kategoride Alman bisikletçi Max Markl birinci, Türkiye’den Batuhan Özgür ikinci ve Savva Novikov üçüncü oldu. Kadınlar Elit Kategoride Özbekistan’dan Ekaterina Knebeleva birinci, Cezayir’den Houili Nesrine ikinci ve Özbekistan’dan Golotina Evgeniya üçüncü oldu. Erkekler Gençler Kategorisinde CNC Cyclıng Team’den Emre Kaplan birinci oldu. Kadınlar Gençler Kategorisinde ise Yaren Yaman birinci oldu.
Yarış bitiminde derece elde eden sporculara madalyalarını Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, Alanya Gençlik ve Spor Müdürü Emre Kıldırgıcı ve Bisiklet Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Tolga Gündüz takdim etti.
“Bisiklet turizmi anlamında şehrimize ve ülkemize çok büyük katkılar sağladı”
Alanya Kalesi Kriteryum yarışını takip eden Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kış sezonu bisiklet yarışlarının sonuna geldiklerini belirterek, gerçekleştirilen yarışların bisikletin tanıtımı ve turizmi anlamında Alanya’ya ve Türkiye’ye katkı sağladığını ifade etti. Önümüzdeki yıllarda yapılacak yarışlar için iyi temeller attıklarına vurgu yapan Müftüoğlu, “Burada kış turizminin, bisiklet turizminin son yarışını gerçekleştiriyoruz. Baştan beri süren bir seri vardı. Bisiklet Turizm Derneği, Turizm Bakanlığı ve Bisiklet Federasyonu, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak gerçekten güzel bir kış sezonu ve bisiklet turizmine hem katı sağlamak hem de Avrupa’da ve dünyada Türkiye’yi tanıtmak ile ilgili çok önemli organizasyonların son gününe geldik. Başarılı bir seri geçti. Dün de Uluslararası 1.2 yarışı ve Bisiklet Federasyonumuzla birlikte organize ettiği bir yarış. Çinli ve Japon sporcu kürsüyü paylaştı. Bu gerçekten tanıtım ve bisiklet turizmi anlamında da şehrimize ve ülkemize çok büyük katkılar sağladı. Gelecek için iyi temeller attık. Çin takımı, Japon takımı buraya gelip kış turizminde hem kamp hem antrenman yapması bisiklet turizmi adına çok önemli bir iş yapıldığı ortaya çıktı. Burada hem halka tanıtım hem bisiklet sporunun tabana yayılmasıyla ilgili Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak’ın sporu tabana yaymayla ilgili projesine çok önemli katkılar sağladı. Spor Bakanımıza çok teşekkür ediyoruz. Turizm Bakanımız bisiklet turizmiyle ilgili çok önemli katkılar sağlıyor. Turizm Geliştirme Ajansı çok büyük katkılar sağlıyor. Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’a da bisiklet ailesi olarak çok teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
“Yeni Yüzyıl vizyonuyla birlikte bisiklet ailesi bu vizyona ayak uyduruyor”
Türkiye’de herkesin bisiklete bindiği bisiklet ülkesi konumuna doğru gittiğine dikkat çeken Başkan Müftüoğlu, şunları söyledi:
“Bu organizasyonların hepsini yaparken bisiklet Türkiye’de farklı bir boyuta geldi. Artık herkesin bisiklete bindiği bir bisiklet ülkesi konumuna gidiyoruz. Yeni Yüzyıl vizyonuyla birlikte bisiklet ailesi bu vizyona ayak uyduruyor. Bunların yapılmasıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun ana damarı olarak her tarafa kan verdiğini görüyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsek az. Geçen yıl hem Cumhuriyetimizin hem federasyonumuzun 100. Yılını kutladık. Yüzüncü yıl turu Cumhurbaşkanlığı himayelerinde yapıldı. Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Konya’da yapılan Veledrom yarışının da ülkemizi gelecekte dünya ve Avrupa’da madalya almayla çok farklı bir vizyon ortaya koydular. Bisiklet ailesi olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerimizi iletiyoruz. Hem devlet hem sivil toplum kuruluşları olarak artık bisiklet turizminde farklı bir boyuta gitmeyle ilgili bu organizasyonlarda en büyük desteği veren, koordine eden Bisiklet Turizm Derneğine ve Başkanı Kamil Beye teşekkür etmek istiyoruz.”
“Güzel bir antrenman oldu, takım olarak bugünü ikinci bitirdik”
Alanya Kalesi Kriteryum Yarışı Erkek Elit Kategoride ikinci elde eden Beykoz Belediyespor takımından Batuhan Özgür, “Alanya’da düzenlenen bu yarış sezonun son yarışıydı. Takım olarak gerçekten iyi hazırlık dönemi geçirdik. Alanya’da yaklaşık iki aydır kamp yaptık. Bunun sonucunu yavaş yavaş almaya başladık. Bundan sonraki yarışımız Tayvan’da, hedefimiz o yarış. Onun için güzel bir antrenman oldu ve takım olarak bugünü ikinci bitirdik” dedi.
]]>CRI Türkiye Uluslararası Bisiklet Yarış Serisi” dördüncü ayağının ikinci gününde 13 farklı ülkeden 150 sporcunun katılımıyla Uluslararası Alanya Kalesi Kriteryum yarışı yapıldı. Ahmet Tokuş Bulvarı’ndan başlayan Alanya Kalesi Kriteryum Yarışı 15 tur üzerinden yapıldı ve aynı bölgede sona erdi. Erkekler Elit Kategoride Alman bisikletçi Max Markl birinci, Türkiye’den Batuhan Özgür ikinci ve Savva Novikov üçüncü oldu. Kadınlar Elit Kategoride Özbekistan’dan Ekaterina Knebeleva birinci, Cezayir’den Houili Nesrine ikinci ve Özbekistan’dan Golotina Evgeniya üçüncü oldu. Erkekler Gençler Kategorisinde CNC Cyclıng Team’den Emre Kaplan birinci oldu. Kadınlar Gençler Kategorisinde ise Yaren Yaman birinci oldu.
Yarış bitiminde derece elde eden sporculara madalyalarını Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, Alanya Gençlik ve Spor Müdürü Emre Kıldırgıcı ve Bisiklet Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Tolga Gündüz takdim etti.
“Bisiklet turizmi anlamında şehrimize ve ülkemize çok büyük katkılar sağladı”
Alanya Kalesi Kriteryum yarışını takip eden Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, kış sezonu bisiklet yarışlarının sonuna geldiklerini belirterek, gerçekleştirilen yarışların bisikletin tanıtımı ve turizmi anlamında Alanya’ya ve Türkiye’ye katkı sağladığını ifade etti. Önümüzdeki yıllarda yapılacak yarışlar için iyi temeller attıklarına vurgu yapan Müftüoğlu, “Burada kış turizminin, bisiklet turizminin son yarışını gerçekleştiriyoruz. Baştan beri süren bir seri vardı. Bisiklet Turizm Derneği, Turizm Bakanlığı ve Bisiklet Federasyonu, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak gerçekten güzel bir kış sezonu ve bisiklet turizmine hem katı sağlamak hem de Avrupa’da ve dünyada Türkiye’yi tanıtmak ile ilgili çok önemli organizasyonların son gününe geldik. Başarılı bir seri geçti. Dün de Uluslararası 1.2 yarışı ve Bisiklet Federasyonumuzla birlikte organize ettiği bir yarış. Çinli ve Japon sporcu kürsüyü paylaştı. Bu gerçekten tanıtım ve bisiklet turizmi anlamında da şehrimize ve ülkemize çok büyük katkılar sağladı. Gelecek için iyi temeller attık. Çin takımı, Japon takımı buraya gelip kış turizminde hem kamp hem antrenman yapması bisiklet turizmi adına çok önemli bir iş yapıldığı ortaya çıktı. Burada hem halka tanıtım hem bisiklet sporunun tabana yayılmasıyla ilgili Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak’ın sporu tabana yaymayla ilgili projesine çok önemli katkılar sağladı. Spor Bakanımıza çok teşekkür ediyoruz. Turizm Bakanımız bisiklet turizmiyle ilgili çok önemli katkılar sağlıyor. Turizm Geliştirme Ajansı çok büyük katkılar sağlıyor. Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’a da bisiklet ailesi olarak çok teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
“Yeni Yüzyıl vizyonuyla birlikte bisiklet ailesi bu vizyona ayak uyduruyor”
Türkiye’de herkesin bisiklete bindiği bisiklet ülkesi konumuna doğru gittiğine dikkat çeken Başkan Müftüoğlu, şunları söyledi:
“Bu organizasyonların hepsini yaparken bisiklet Türkiye’de farklı bir boyuta geldi. Artık herkesin bisiklete bindiği bir bisiklet ülkesi konumuna gidiyoruz. Yeni Yüzyıl vizyonuyla birlikte bisiklet ailesi bu vizyona ayak uyduruyor. Bunların yapılmasıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun ana damarı olarak her tarafa kan verdiğini görüyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ne kadar teşekkür etsek az. Geçen yıl hem Cumhuriyetimizin hem federasyonumuzun 100. Yılını kutladık. Yüzüncü yıl turu Cumhurbaşkanlığı himayelerinde yapıldı. Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Konya’da yapılan Veledrom yarışının da ülkemizi gelecekte dünya ve Avrupa’da madalya almayla çok farklı bir vizyon ortaya koydular. Bisiklet ailesi olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerimizi iletiyoruz. Hem devlet hem sivil toplum kuruluşları olarak artık bisiklet turizminde farklı bir boyuta gitmeyle ilgili bu organizasyonlarda en büyük desteği veren, koordine eden Bisiklet Turizm Derneğine ve Başkanı Kamil Beye teşekkür etmek istiyoruz.”
“Güzel bir antrenman oldu, takım olarak bugünü ikinci bitirdik”
Alanya Kalesi Kriteryum Yarışı Erkek Elit Kategoride ikinci elde eden Beykoz Belediyespor takımından Batuhan Özgür, “Alanya’da düzenlenen bu yarış sezonun son yarışıydı. Takım olarak gerçekten iyi hazırlık dönemi geçirdik. Alanya’da yaklaşık iki aydır kamp yaptık. Bunun sonucunu yavaş yavaş almaya başladık. Bundan sonraki yarışımız Tayvan’da, hedefimiz o yarış. Onun için güzel bir antrenman oldu ve takım olarak bugünü ikinci bitirdik” dedi. – ANTALYA
]]>Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Kepez ilçesi Turgut Özal Spor Salonu yanında düzenlenen mitingte vatandaşlara hitap etti.
Mitinge katılımın 80 bin olduğunu kaydeden Erdoğan, güzelliklerini anlatmaya, dillerin kifayetsiz kaldığı Antalya’da bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’ne 30 günün kaldığını dile getiren Erdoğan, “Antalya’nın ilçeleri gümbür gümbür geliyor. Buğulu gözlerle Akdeniz ufuklarını süzen Antalya, turizmiyle, tarımıyla, ticaretiyle hepsinden önemlisi insanıyla ülkemize değer katıyor, huzur veriyor. Antalya artık sadece turizmin ve tarımın değil, diplomasinin küresel yıldızlarından biri haline dönüşüyor. Dün başlayan ve 3’üncüsü Antalya Diplomasi Forumu bu yükselişin işaretlerinden biridir. Antalya artık sadece Türkiye’nin değil, artık dünyanın bütünleştiği bir yer. Bu tür organizasyonlar şehrimizin marka değerinin artmasına da katkı sağlıyor. Antalya Diplomasi Forumu’nda dünyanın dört bir yanından gelen katılımcılara ülkemizi ve küresel meselelere ya anlatma imkanı bulduk” diye konuştu.
“Antalya sözünde duracak”
Seçimlerin siyasetçiler için hesap verebilme dönemlerinin olduğunun altını çizen Erdoğan, “Biz zaten yıllardır hesap verdik. Hesap veriyoruz. Ama hesaptan kaçanlara da 31 Mart’ta hesap sormaya hazır mıyız? Gümbür gümbür 31 Mart’a hazırlanıyor muyuz? Hükümeti veya belediyeleri yönetmek için sandıkta yetki alan siyasetçiler, seçim meydanlarında yaptıklarının muhasebesini yapan, yapacaklarının sözünü verirler. Milletimiz bu süreçte gördüklerini, duyduklarını kendi iç dünyasında değerlendirip verdiği kararı da sandıkta ilan eder. Antalya şimdi geçtiğimiz 5 yılda büyükşehir ve ilçeleriyle belediyelerini yönetenlere notlarını veriyor önümüzdeki 5 yıl için aday olanları da ölçüp tartıyor. Cumhur İttifakı olarak büyükşehir ve ilçe adaylarımızla Antalya’ya hizmete talibiz. Geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanlığında bu kardeşimize yüzde 43, milletvekilliğinde yüzde 41 oy oranıyla bize destek verdiniz. Bu oy Antalya’yla aramızdaki muhabbeti yansıtmaktan uzak dur. İnşallah hep birlikte 31 Mart’ta sandıkları, Cumhur İttifakı oylarıyla patlatarak bunu telafi edeceğimize inanıyorum. Şu mitingimizin 31 Mayıs’taki zaferimizin müjdecisi olduğuna inanıyorum. Antalya’nın sözünde duracağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“Akla bakar mısınız?”
“Cumhurbaşkanı olarak bu ülkenin başında mı? Başında. Ayrıca Cumhur İttifakı olarak kabine, inşallah bizde mi?” diye soran Erdoğan, “Cumhur İttifakı ve şu anda da hükümet olarak iş başında olduğumuza göre yerel yönetimine 31 Mart’ta bize teslim ettiğiniz de Evelallah ülkeyi biz uçurmaya devam edecek miyiz? Öyleyse bu ülkeyi maalesef çöpten, çukurdan, çamurdan çıkarmayanlara bir daha teslim edemeyiz. Antalya’nın, dünya şehri vasfını her alanda güçlendirmesini yerine getireceğiz. Siyasi hayatımız boyunca hep ne aldanan olacağız, ne aldatan olacağız anlayışına, sıkı sıkıya bağlı kaldık. Milletimize asla yalan söylemedim. Bizi aldatmaya kalkanlarda, eninde sonunda kendi kazdıkları kuyulara düştüler. Ama ülkemizde Türk sermayesi yalan ve aldatma üzerine kurulu bir zihniyet var ki bir türlü ıslah olmuyor. Bir türlü milletin safına katılamıyor. Bu faşist zihniyet tercihini ya vesayetçilerden ya darbecilerden ya emperyalistlerden son dönemde de terör örgütlerinden yana kullanıyor. Geçtiğimiz günlerde CHP’nin yeni genel başkanı, parti teşkilatının yöneticilerine seçim dönemine özel öğütler veriyor. Ne diyor? ‘Gerçek niyetinizi saklayın’ diyor. Konuşmayın ki tepki almayın diyor. Polemiğe girmeyin ki zararlı çıkmayalım diyor. Susun ki yüreğinizdekilerden vatandaş, haberdar olmasın diyor. Yani şu seçim geçene kadar sahte olun, gerçek yüzünüzü saklayın milleti kandırın. Kim bu? CHP’nin Genel Başkanı. Akla bakar mısınız? Parti yöneticilerine, millete saygılı olun demiyor da riyakarlık yaparak millet kandırın diyor. Teşkilatlarına dürüst davranın demiyor da seçime kadar maskelerinizi takın ve sakın çıkarmayın diyor. Tabii ne yapsalar boş. Ne yapsalar beyhude. Hangi maskeyi takarsa taksınlar milletimiz bunların ne olduğunu artık gayet iyi biliyor. Ama niyetlerini ve taktiklerini kendi ağızlarıyla ikrar etmelerinden açıkçası biz memnuniyet duyuyoruz” ifadelerine yer verdi.
“DEM ile demlendi”
“Görüldüğü gibi sandıkta hesap verecekleri günler yaklaştıkça bunların ayakları titremeye başladı” diyen Erdoğan, ” Hangi kılığa gireceklerini, hangi yalana sarılacaklarını, hangi istikamete koşturacaklarını şaşırdılar. CHP’nin Genel Başkanı, önce İstanbul’da, Mersin’de ve kimi başka yerlerde DEM ile demlendi. İttifak yaptık. Bu iki parti aralarında yaptıkları gizli kapaklı anlaşmalarla belediye başkan adaylıklarını, meclis üyeliklerini, belediye yönetimlerini paylaştılar. Sonra da CHP Genel Başkanı çıkıp utanmadan bizim DEM’le ittifakımız yok diye demeç veriyor. Yalan bunların ağzına yuva yapmış, riyakarlık bunların karakteri haline gelmiş. Herkesi kör, alemi sersem sanıyorlar. Milletin feraset şamarı yüzlerine defalarca indiği halde bu aymazlıklarından bir türlü vazgeçmiyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, nafile. Milletimiz sadece maskelerin arkasına sakladıkları gerçek yüzlerini değil, onların ciğerlerini biliyor. Bukalemun gibi renkten renge girseler de bu millet onları gördüğü her yerde tanır ve layık olduğu cevabı verir. Biz milletimize sözümüz olan eser ve hizmet siyasetine devam ediyoruz. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma eksiklerini telafi ettiğimiz gibi bugünkü sıkıntılarını da yine biz çözeceğiz. Ülkemizi, siyasetiyle, diplomasiyle, sanayisiyle, teknolojisiyle, tarımıyla, turizmiyle dünyanın en sıralarına nasıl taşıdıysak Türkiye Yüzyılıyla zirveye de öyle çıkaracağız. Gerisinde on yıllık zorlu bir mücadelenin bölgesel ve küresel krizin olduğu ekonomik sıkıntılarımızın çözümünde Önemli mesafe aldık Büyüme rakamları açıklandı. Türkiye geçtiğimiz yıl yüzde 4.5 oranında büyürken, milli gelirimiz ne oldu? 1,1 trilyonu ve kişi başına milli gelirimiz ne oldu, 13 bin doları aştı. Nereden nereye teşhis ettiğimiz kesintisiz büyüme ekibi sayesinde istihdamda, üretimde, ihracatta turizmde her yıl yeni rekorlar kırarak yolumuza devam ediyoruz. Tüm bunları söylerken çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere vatandaşlarımızın yaşadıkları zorlukları asla görmezden gelmiyoruz” açıklamasını yaptı.
“Zübük siyasetçi oyunu”
“Antalya her yıl milyonlarca turisti ağırlamazsa, bereketli topraklarında yaz, kış üretim yapmazsa sahip olduğu refah seviyesini nasıl koruyacak” diye soran Erdoğan, ” Aynı durum 81 vilayetimizin tamamı içinde geçerlidir. Her kim karşımıza çıkıp da hesapsız, kitapsız atıp tutuyorsa bilin ki size hiçbir şey vermeyeceği gibi elinizdekinden olmanıza yol açacaktır. Antalya böyle zübük siyasetçi oyunlarına gelmez. Şimdi Antalya’dan öyle bir ses verin ki Akdeniz’in karşı kıyısından bile duyulsun. Hazır mıyız Antalya 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız? 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlı mıyız? Antalya’yla birlikte Türkiye haritasının tamamını Cumhur İttifakı’nın renkleriyle boyamaya var mıyız? Antalya’nın Altın Çağını başlatmaya var mıyız? Maşallah siz bu işi bitirdiniz, Antalya ‘evet’ diyorsa tamam. Bu iş bitmiştir. Ramazan Bayramı gelmeden 31 Mart’ta milli irade bayramının beraberce ilan edeceğimize ben inanıyorum. Cumhuriyetimizin en büyük demokratik ve kalkınma hamlesini yeni bir safhasını inşallah ‘yeniden Antalya’ diyerek başlatacağız” diye konuştu.
“Antalya’ya yapılanlar”
Antalya’ya son 21 yılda 304 milyar lira yatırım yaptıklarını vurgulayan Erdoğan, ” CHP’nin burada bir yatır var mı yani? Yok. Yaparsa yine biz yapacağız. Eğitimde 10 bin 450 derslik inşa ettik, şehirdeki şehrimizdeki üniversite sayımızı 5’e yükseldik. 21 bin 593 yükseköğretim yurt binaları açtık. Antalya Belediyesi’nin kaç tane yurt binası var? 33 bin seyirci kapasiteli bir stadyum dahil olmak üzere toplam 116 adet spor tesisi inşa ettik. 9 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Şehir Hastanemizi açıyoruz. 66 sağlık tesisi yaptık. 1050 yataklı 9 sağlık tesisinin yapımı sürüyor. 5 bin 570 konutun yapımı tamamlandı, bin 449 konutun yapımına devam ediyoruz. Antalya’mızda riskli yapı olarak tespit edilen 26 bin 15 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. 6 millet baki projemizden dördünü tamamladık. Bugün 36 adet atık su arıtma tesisi yapıldı. Normalde Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğunda olan hizmetleri bile Antalyalı kardeşlerimizin en önemli gelir kapısı olan turizm yara almasın diye biz yapıyoruz. Kemer ve Çamyuva bölgelerinin arıtma tesislerini bir yıldan kısa süre içinde biz bitirdik. Yakında açılışını gerçekleştiriyoruz. Antalya’da orman yangınlarının ardından yaraları biz sardık” diye konuştu.
“Antalya Havalimanı kapasitesini 80 milyona çıkıyor””
Erdoğan Antalya-Alanya otoyol projesinin inşasına yakında başlanacağını ifade ederek, ” Antalya Havalimanı’nın kapasitesini önümüzdeki yıl 80 milyona çıkarıyoruz. Antalya’da toplam 92 bin dekar alan arazinin sulaması için 12 barajın yapımı devam ediyoruz. 544 bin dekar zirai araziyi sulamaya açtık. Antalyalı çiftçilerimize 50 milyar lira tutarında tarımsal hibe verdik. Önümüzdeki dönemde Alanya, Finike, Gazipaşa, Kemer, Kumluca ve Manavgat’a doğal gaz arzı sağlamayı planladık. Antalya’yı daha nice güzel yatırımlarla, eserlerle, hizmetlerle buluşturmayı sürdüreceğiz. Şehrimizi gerçek belediyecilikle buluşturmak için, Cumhur İttifakı belediye başkan adaylarımızın arkasındayım. Siz de arkasında mısınız? Elbette her parti, her aday kendine göre ideal sahibidir. Ama belediyeciliğin bizim işimiz olduğu hususunda bizimle yarışacak, kimseyi tanımıyoruz. Antalya’yı Türkiye Yüzyılına hazırlamak için 31 Mart’ta sandıkta daha güçlü desteğinizi istiyoruz” açıklamalarında bulundu.
Erdoğan, konuşmasının ardından Cumhur İttifakı adaylarıyla katılımcıları selamladı.
“Antalya’nın yanında olduk”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, geçen Mayıs ayında tarihi bir seçim yaptıklarını hatırlatarak, ” Cumhurbaşkanımızı çok büyük bir destek verdiniz. 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerden de zaferle çıkacağız. Hazır mıyız, kararlı mıyız? Çok iyi ehil adaylar belirledik. Hakan Tütüncü, çekirdekten yetişmiş bir kardeşimiz. Ülkemizin en tecrübeli belediye başkanlarından biridir. Gerçek belediyeciliği lafla değil icraatla ortaya koymuştur. Büyükşehir Belediye Başkanı olarak hizmetlerini katlayarak devam edecektir. Tütüncü, dersine iyi çalışmış. Her alanda belediye olarak neler yapacak hangi adımları ortaya atacak bunu belirlemiş. Belediye reklam yeri, algı yeri, belediye hizmet edilecek yerdir. Tütüncü, bunu yapacak. Her kesimi kucaklayan kimseyi ötekileştiremeyen ötelemeyen bir anlayışa sahip. Toplumun tamamını kucaklıyorlar. 2002’den bu yana hep Antalya’nın yanında olduk. Uğun 1500 yataklı bir Şehir Hastanesi’ni Cumhurbaşkanımız açacak. Bu hastane ile Antalya sınıf atlayacak. Ulaşımda da Antalya-Alanya otobanı ihale edildi. 3 gidiş, 3 geliş, Antalya Alanya arasını modern bir yol kavuşturuyoruz. Antalya turizmin başkenti geçen sene rekor kırdınız, 16 milyondan fazla turist ağırladınız. Bu sene 60 milyon turist, 60 milyar dolar gelir bekliyoruz. Burada öncü ilimiz Antalya olacaktır. 400 milyondan fazla destek verdik, bu sene de destekleyeceğiz. Tarımın hiçbir zaman modası geçmez stratejiktir. Tarımı çok daha ileriye taşıyacağız. Planlı tarım kavramı çerçevesinde sistemli ve etkili şekle getirmek için çalışıyoruz. Genç çiftçilerimizi destekleyeceğiz. Antalya’yı Türkiye Yüzyılı’nın öncü şehirlerinden biri yapmaya hazırız. Antalya hizmet bekliyor” ifadelerine yer verdi.
“Siyasi istikrar, güçlü lider”
Sadece sosyal medya ile işlerin yürümeyeceğini dile getiren Yılmaz, “Bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Dünya zor bir dönemde, ekonomik krizler, savaşlar, tarihin en büyük afetini yaşadık. Terörle mücadeleyi devam ettiriyoruz. Büyün bunlar siyasi istikrar ve güçlü liderlikle oluyor” diye konuştu.
“Altın Çağ başlayacak”
Cumhur İttifakı Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hakan Tütüncü, Antalya için kutlu bir yolculuğa çıktıklarının altını çizerek, ” Biz Antalya’da ne zaman AK Parti olarak belediyede iktidara geldiysek büyün ilçeleriyle bir atılım dönemi şahlanış dönemi bekliyordu. O yıllar Antalya’nın güzel ve hizmet yıllarıydı. Son 5 yıl Antalya’nın kayıp yılları oldu, şimdi o geçmişi yıllarını Antalya’ya hep birlikte iade etmeye hazır mıyız? 1 Nisan 2024’den itibaren Antalya’da yepyeni bir dönem başlayacak o dönem ‘Antalya’nın Altın Çağı’ olacak. Biz eser ve projeler Antalya’nın Altın Çağı’nı başlatmaya hazırız” dedi.
“Birinci parti çıkacağız”
AK Parti Antalya İl Başkanı Ali Çetin, bu meydanlardan çok büyük destan yazdıklarını hatırlatarak, “Bugün buradan bir mesaj veriyoruz. Kepez ‘tamam’ inşallah, Antalya tamam inşallah. Cumhurbaşkanımızın arkasındayız. Antalya liderinin ve davasının yanında. Antalya’nın ve ilçelerinin altığın çağının yaşanacağı günlerin arifesindeyiz. Bu seçimlerden de birinci parti olarak çıkacağız. Hem Antalya Büyükşehir’de hem de ilçelerinde altın çağını başlatacağız” dedi.
“Çözemeyeceğimiz sorunu yok”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya’da 22 yılda tarihinin en büyük yatırımlarının hayata geçirildiğini kaydetti.
22 yılda yeni bir Antalya inşa edildiğini dile getiren Ersoy,” Hükümetimiz kentin sorunlarının çözümü için her türlü desteği sağladı. Antalya bugün Türkiye’nin değil dünyanın en önemli turizm merkezi haline geldi. Antalya 2023 yılında 16 milyon turist ağırlayarak rekor kırdı. Antalya’nın biriken bir çok sorunu var ama çözmeyeceğimiz sorunu yok” ifadelerine yer verdi. – ANTALYA
]]>ANKARA – Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “2023’te çeşitli nedenlerle yaralanan 11 bin 284 yaban hayvanını tedavi edip tekrar doğal yaşam alanlarına bıraktık. İlki 2010 yılında tesis edilen Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi sayımızın artırılması için var gücümüzle çalışıyoruz” dedi.
Bakan Yumaklı, 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen yaban hayatı geliştirme faaliyetleri hakkında bilgi veren Yumaklı, tür koruma eylem planlarının yanı sıra yaban hayvanı üretim, doğaya yerleştirme ve izleme çalışmaları konularına da değindi.
Türkiye’nin Avrupa’dan orman, Asya’dan step ve Afrika’dan çöl türlerini bir arada barındırdığına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti:
“Dünyadaki 8 ana gen merkezinden biri olan Anadolu toprakları çok sayıda yabani bitki türüne de ev sahipliği yapıyor. Önemli coğrafi konumu dolayısıyla ülkemiz kuş göç yolları konusunda da kilit pozisyona sahip. Bu da ülkemizin biyolojik çeşitlilik açısından önemini bir kat daha artırıyor. Biz de bu zenginliğimizi ve yaban hayatımızı korumak için canla başla çalışıyoruz. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğümüz gerekli çalışmaları aralıksız yürütüyor.”
Yaban hayatı geliştirme sahalarının DKMP Genel Müdürlüğünün en önemli faaliyet alanlarından biri olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Ülkemizde 154 memeli, 490 kuş, 140 sürüngen türünün yaşadığını biliyoruz. Ayrıca 19 bine yakın omurgasız hayvan ile 11 bine yakın bitki türünün de yaşadığını tespit ettik. Yaban hayatı geliştirme sahaları ile bu türlerin korunup geliştirilmesini sağlıyoruz. Bu bağlamda, ülkemizde 1 milyon 165 bin 447 hektar alana sahip 85 yaban hayatı geliştirme sahası bulunuyor. Farklı türler için ilan edilen bu sahalarda yaban keçisi, Anadolu yaban koyunu, geyik, karaca, alageyik, kelaynak, karaakbaba ve ceylan gibi türlerimiz koruma altına alınmış durumda” ifadelerini kullandı.
Nesli tehlike altındaki türlerin korunup geleceğe taşınması için tür koruma eylem planlarının hazırlanmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini bildiren Yumaklı, “Ülkemizde doğal ortamlarında korunan alanlar veya tür eylem planları aracılığıyla korunmakta olan yaban hayvanlarını desteklemek amacıyla bazı türler için yaban hayvanı üretme istasyonları kuruyoruz. Bu alanlarda kızıl geyik, alageyik, ceylan, Anadolu yaban koyunu, Hatay dağ ceylanı, kelaynak gibi türlerin üretimini yapıyoruz. Halihazırda toplam 12 memeli yaban hayvanı, 9 kanatlı yaban hayvanı, 3 adet de alabalık üretme istasyonumuzda bu çalışmalarımız sürüyor” ifadelerine yer verdi.
42 milyon Alabalık, 1,4 milyon Keklik ve Sülün doğaya bırakıldı
Bakan Yumaklı, 2023 sonu itibarıyla Bakanlığın üretme istasyonlarında 185 alageyik, 690 yaban koyunu, 142 kızıl geyik, 298 ceylan ve 301 de kelaynak bulunduğunu belirtti. Bu istasyonlarda üretilip doğaya salınan yaban hayvanları ile ilgili de bilgi veren Yumaklı, 2002-2023 yıllarında 4 bin 477 memeli yaban hayvanı üretildiğini bunların 2 bin 41’inin doğaya bırakıldığını söyledi.
Aynı çalışmalar kapsamında, 2002- 2023 yıllarında 42 milyon alabalık ile 1,4 milyon keklik ve sülünün doğal ortamlarına salındığını aktaran Yumaklı, “Yaban hayvanlarını izleme çalışmaları çerçevesinde yaban hayvanı türlerinin ve popülasyon büyüklüklerinin tespit edilmesi amacıyla 54 yaban hayatı geliştirme sahasında her yılın eylül-şubat ayları arasında envanter çalışmaları yürütüyoruz” ifadesini kullandı.
Sulak alanların korunmasına yönelik de kış ortası su kuşu sayımları yaptıklarını anımsatan Yumaklı, 2023’te 145 alanda, 110 kuş türünden 2 milyon 66 bin 758 su kuşu sayıldığını aktardı.
3 binden fazla fotokapan ile izleniyor
Bakan Yumaklı, doğadaki büyük memeli hayvanların takibinin ise fotokapanlar ile yapıldığına işaret ederek DKMP Genel Müdürlüğünce ülke genelinde 3 binden fazla fotokapanla izleme yapıldığını dile getirdi.
“11 bin 284 yaban hayvanını tedavi edip doğal yaşam alanlarına bıraktık”
Çeşitli nedenlerle yaralanan yaban hayvanlarının DKMP Genel Müdürlüğüne ait Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezlerimizde tedavi ve rehabilite edilerek tekrar doğal yaşam alanlarına bırakıldığını hatırlatan Yumaklı, şunları kaydetti:
“2023’te çeşitli nedenlerle yaralanan 11 bin 284 yaban hayvanını tedavi edip tekrar doğal yaşam alanlarına bıraktık. İlki 2010 yılında tesis edilen Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi sayımızın artırılması için var gücümüzle çalışıyoruz. Unutmayalım ki güzel ülkemizin yaban hayatının ve zengin biyoçeşitliliğinin korunması; havamızın, suyumuzun, toprağımızın korunması ve tarımsal üretimimizin devamı için büyük önem taşıyor. Tüm vatandaşlarımızdan biyoçeşitliliğimizin korunması ve geliştirilmesi yönünde gece gündüz demeden çalışan tüm görevlilerimize destek olmalarını rica ediyorum.
]]>Yumaklı, 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.
Bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yürütülen yaban hayatı geliştirme faaliyetleri hakkında bilgi veren Yumaklı, tür koruma eylem planlarının yanı sıra yaban hayvanı üretim, doğaya yerleştirme ve izleme çalışmaları konularına da değindi.
Türkiye’nin Avrupa’dan orman, Asya’dan step ve Afrika’dan çöl türlerini bir arada barındırdığına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti:
“Dünyadaki 8 ana gen merkezinden biri olan Anadolu toprakları çok sayıda yabani bitki türüne de ev sahipliği yapıyor. Önemli coğrafi konumu dolayısıyla ülkemiz kuş göç yolları konusunda da kilit pozisyona sahip. Bu da ülkemizin biyolojik çeşitlilik açısından önemini bir kat daha artırıyor. Biz de bu zenginliğimizi ve yaban hayatımızı korumak için canla başla çalışıyoruz. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğümüz gerekli çalışmaları aralıksız yürütüyor.”
Yaban hayatı geliştirme sahalarının DKMP Genel Müdürlüğünün en önemli faaliyet alanlarından biri olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Ülkemizde 154 memeli, 490 kuş, 140 sürüngen türünün yaşadığını biliyoruz. Ayrıca 19 bine yakın omurgasız hayvan ile 11 bine yakın bitki türünün de yaşadığını tespit ettik. Yaban hayatı geliştirme sahaları ile bu türlerin korunup geliştirilmesini sağlıyoruz. Bu bağlamda, ülkemizde 1 milyon 165 bin 447 hektar alana sahip 85 yaban hayatı geliştirme sahası bulunuyor. Farklı türler için ilan edilen bu sahalarda yaban keçisi, Anadolu yaban koyunu, geyik, karaca, alageyik, kelaynak, kara akbaba ve ceylan gibi türlerimiz koruma altına alınmış durumda.” ifadelerini kullandı.
Nesli tehlike altındaki türlerin korunup geleceğe taşınması için tür koruma eylem planlarının hazırlanmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini bildiren Yumaklı, yaban hayvanlarını desteklemek amacıyla bazı türler için yaban hayvanı üretme istasyonları kurduklarını kaydetti.
Yumaklı, bu alanlarda kızıl geyik, alageyik, ceylan, Anadolu yaban koyunu, Hatay dağ ceylanı, kelaynak gibi türlerin üretimini yaptıklarının bilgisini vererek, halihazırda toplam 12 memeli yaban hayvanı, 9 kanatlı yaban hayvanı, 3 alabalık üretme istasyonunda bu çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
42 milyon alabalık, 1,4 milyon keklik ve sülün doğaya bırakıldı
Bakan Yumaklı, 2023 sonu itibarıyla bakanlığın üretme istasyonlarında 185 alageyik, 690 yaban koyunu, 142 kızıl geyik, 298 ceylan ve 301 de kelaynak bulunduğunu belirtti. Bu istasyonlarda üretilip doğaya salınan yaban hayvanları ile ilgili de bilgi veren Yumaklı, 2002-2023 yıllarında 4 bin 477 memeli yaban hayvanı üretildiğini, bunların 2 bin 41’inin doğaya bırakıldığını ifade etti.
Yumaklı, aynı çalışmalar kapsamında, 2002- 2023 yıllarında 42 milyon alabalık ile 1,4 milyon keklik ve sülünün doğal ortamlarına salındığını belirterek, “Yaban hayvanlarını izleme çalışmaları çerçevesinde yaban hayvanı türlerinin ve popülasyon büyüklüklerinin tespit edilmesi amacıyla 54 yaban hayatı geliştirme sahasında her yılın eylül-şubat ayları arasında envanter çalışmaları yürütüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Sulak alanların korunmasına yönelik de kış ortası su kuşu sayımları yaptıklarını anımsatan Yumaklı, 2023’te 145 alanda, 110 kuş türünden 2 milyon 66 bin 758 su kuşu sayıldığını aktardı.
3 binden fazla fotokapan ile izleniyor
Yumaklı, doğadaki büyük memeli hayvanların takibinin ise fotokapanlar ile yapıldığına işaret ederek DKMP Genel Müdürlüğünce ülke genelinde 3 binden fazla fotokapanla izleme yapıldığını bildirdi.
Çeşitli nedenlerle yaralanan yaban hayvanlarının DKMP Genel Müdürlüğüne ait Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezlerinde tedavi ve rehabilite edilerek tekrar doğal yaşam alanlarına bırakıldığını hatırlatan Yumaklı, şöyle devam etti:
“2023’te çeşitli nedenlerle yaralanan 11 bin 284 yaban hayvanını tedavi edip tekrar doğal yaşam alanlarına bıraktık. İlki 2010 yılında tesis edilen Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi sayımızın artırılması için var gücümüzle çalışıyoruz. Unutmayalım ki güzel ülkemizin yaban hayatının ve zengin biyoçeşitliliğinin korunması; havamızın, suyumuzun, toprağımızın korunması ve tarımsal üretimimizin devamı için büyük önem taşıyor. Tüm vatandaşlarımızdan biyoçeşitliliğimizin korunması ve geliştirilmesi yönünde gece gündüz demeden çalışan tüm görevlilerimize destek olmalarını rica ediyorum.”
]]>Bakan Yumaklı, 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yürütülen yaban hayatı geliştirme faaliyetleri hakkında bilgi veren Yumaklı, tür koruma eylem planlarının yanı sıra yaban hayvanı üretim, doğaya yerleştirme ve izleme çalışmaları konularına da değindi.
Türkiye’nin Avrupa’dan orman, Asya’dan step ve Afrika’dan çöl türlerini bir arada barındırdığına dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti:
“Dünyadaki 8 ana gen merkezinden biri olan Anadolu toprakları çok sayıda yabani bitki türüne de ev sahipliği yapıyor. Önemli coğrafi konumu dolayısıyla ülkemiz kuş göç yolları konusunda da kilit pozisyona sahip. Bu da ülkemizin biyolojik çeşitlilik açısından önemini bir kat daha artırıyor. Biz de bu zenginliğimizi ve yaban hayatımızı korumak için canla başla çalışıyoruz. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğümüz gerekli çalışmaları aralıksız yürütüyor.”
Yaban hayatı geliştirme sahalarının DKMP Genel Müdürlüğünün en önemli faaliyet alanlarından biri olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Ülkemizde 154 memeli, 490 kuş, 140 sürüngen türünün yaşadığını biliyoruz. Ayrıca 19 bine yakın omurgasız hayvan ile 11 bine yakın bitki türünün de yaşadığını tespit ettik. Yaban hayatı geliştirme sahaları ile bu türlerin korunup geliştirilmesini sağlıyoruz. Bu bağlamda, ülkemizde 1 milyon 165 bin 447 hektar alana sahip 85 yaban hayatı geliştirme sahası bulunuyor. Farklı türler için ilan edilen bu sahalarda yaban keçisi, Anadolu yaban koyunu, geyik, karaca, alageyik, kelaynak, karaakbaba ve ceylan gibi türlerimiz koruma altına alınmış durumda” ifadelerini kullandı.
Nesli tehlike altındaki türlerin korunup geleceğe taşınması için tür koruma eylem planlarının hazırlanmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini bildiren Yumaklı, “Ülkemizde doğal ortamlarında korunan alanlar veya tür eylem planları aracılığıyla korunmakta olan yaban hayvanlarını desteklemek amacıyla bazı türler için yaban hayvanı üretme istasyonları kuruyoruz. Bu alanlarda kızıl geyik, alageyik, ceylan, Anadolu yaban koyunu, Hatay dağ ceylanı, kelaynak gibi türlerin üretimini yapıyoruz. Halihazırda toplam 12 memeli yaban hayvanı, 9 kanatlı yaban hayvanı, 3 adet de alabalık üretme istasyonumuzda bu çalışmalarımız sürüyor” ifadelerine yer verdi.
42 milyon Alabalık, 1,4 milyon Keklik ve Sülün doğaya bırakıldı
Bakan Yumaklı, 2023 sonu itibarıyla Bakanlığın üretme istasyonlarında 185 alageyik, 690 yaban koyunu, 142 kızıl geyik, 298 ceylan ve 301 de kelaynak bulunduğunu belirtti. Bu istasyonlarda üretilip doğaya salınan yaban hayvanları ile ilgili de bilgi veren Yumaklı, 2002-2023 yıllarında 4 bin 477 memeli yaban hayvanı üretildiğini bunların 2 bin 41’inin doğaya bırakıldığını söyledi.
Aynı çalışmalar kapsamında, 2002- 2023 yıllarında 42 milyon alabalık ile 1,4 milyon keklik ve sülünün doğal ortamlarına salındığını aktaran Yumaklı, “Yaban hayvanlarını izleme çalışmaları çerçevesinde yaban hayvanı türlerinin ve popülasyon büyüklüklerinin tespit edilmesi amacıyla 54 yaban hayatı geliştirme sahasında her yılın eylül-şubat ayları arasında envanter çalışmaları yürütüyoruz” ifadesini kullandı.
Sulak alanların korunmasına yönelik de kış ortası su kuşu sayımları yaptıklarını hatırlatan Yumaklı, 2023’te 145 alanda, 110 kuş türünden 2 milyon 66 bin 758 su kuşu sayıldığını aktardı.
3 binden fazla fotokapan ile izleniyor
Bakan Yumaklı, doğadaki büyük memeli hayvanların takibinin ise fotokapanlar ile yapıldığına işaret ederek DKMP Genel Müdürlüğünce ülke genelinde 3 binden fazla fotokapanla izleme yapıldığını dile getirdi.
“11 bin 284 yaban hayvanını tedavi edip doğal yaşam alanlarına bıraktık”
Çeşitli nedenlerle yaralanan yaban hayvanlarının DKMP Genel Müdürlüğüne ait Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezlerimizde tedavi ve rehabilite edilerek tekrar doğal yaşam alanlarına bırakıldığını hatırlatan Yumaklı, şunları kaydetti:
“2023’te çeşitli nedenlerle yaralanan 11 bin 284 yaban hayvanını tedavi edip tekrar doğal yaşam alanlarına bıraktık. İlki 2010 yılında tesis edilen Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi sayımızın artırılması için var gücümüzle çalışıyoruz. Unutmayalım ki güzel ülkemizin yaban hayatının ve zengin biyoçeşitliliğinin korunması; havamızın, suyumuzun, toprağımızın korunması ve tarımsal üretimimizin devamı için büyük önem taşıyor. Tüm vatandaşlarımızdan biyoçeşitliliğimizin korunması ve geliştirilmesi yönünde gece gündüz demeden çalışan tüm görevlilerimize destek olmalarını rica ediyorum.” – ANKARA
]]>Erdoğan, konuşmasında şunları kaydetti;
“Antalya Diplomasi Forumu’nun 3’üncü buluşması münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bilindiği gibi 6 Şubat 2023’te yaşadığımız asrın felaketi nedeniyle forumumuzu geçtiğimiz yıl iptal etmek durumunda kalmıştık. Ülkemizin 11 ilini ve 14 milyon vatandaşımızı etkileyen 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz deprem felaketinin yaralarını hızla sarıyoruz. Bu zorlu süreçte dost ve kardeş ülkelerden gördüğümüz maddi manevi desteği burada özellikle ifade etmek isterim. Dünyanın neresinde olursa olsun acımızı yürekten paylaşan dayanışma ve desteklerini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
Anadolu’nun manevi mimarlarından Hz. Mevlana’nın çağları aşan şu sözünün hikmetine bir kez daha şahitlik ettik; Ümitsizliğin ardında nice ümitler vardır. Karanlığın ardında nice güneşler vardır. Millet olarak destekleriyle, dualarıyla, katkılarıyla en zor günümüzde bizlere umut aşılayan dostlarımızın kadirşinaslığını asla unutmayacağız. Rabbim ülkemiz ve milletimizle birlikte tüm insanlığı bu tür tabii afetlerden korusun diyorum. Depremlerde vefat eden kardeşlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum.

İŞ İNSANLARINDAN AKADEMİSYENLERE YAKLAŞIK 4 BİN KATILIMCI AYNI ÇATI ALTINDA OLACAK
Turizmin başkenti Antalya’mız forum ile birlikte küresel diplomasinin kalbinin attığı merkezlerden biri haline geliyor. Bugünkü toplantımızın etkileyici katılım düzeyi bu tespitimizin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Üç gün boyunca, günümüz liderlerinden geleceğin liderlerine, iş insanlarından akademisyenlere yaklaşık 4 bin civarında katılımcı, burada aynı çatı altında bir araya gelecek. Yapılacak fikir teatilerinin ve tartışmaların bizleri doğruya, iyiye, adalete ve gerçekliğe bir adım daha yaklaştıracağına inanıyorum. Forumumuzun bu yılki temasını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik durumuna şöyle bir göz attığımızda, Forumun temasının ne kadar isabetli seçildiği anlaşılacaktır.
İnsanlık olarak gerçekten sancılı, sıkıntılı ve biteviye krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil; üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki; bu değişim insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin; açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz.

“21. YÜZYIL GİDEREK ‘BUHRANLAR ÇAĞI’NA DÖNÜŞMEKTE”
Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor. Savaşlar, eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçiyor. Sömürgecilik, yeni yöntemlerle, ne yazık ki, devam ettiriliyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şudur: Refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olmasını umduğumuz 21’inci yüzyıl; beklentilerin tam aksine giderek bir “buhranlar çağına” dönüşmektedir. Herkesin diline pelesenk ettiği “kural temelli uluslararası düzen”, anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir. Dayanışma, adalet ve güven gibi temel kavramlardan yoksun olan cari uluslararası sistem ise asgari mesuliyetlerini bile yerine getiremiyor.
“DEAŞ İLE GÖĞÜS GÖĞÜSE MÜCADELE EDEN YEGANE NATO ÜLKESİYİZ”
Tüm bunları, olayların uzağında bir ülkenin lideri olarak söylemiyorum. Türkiye, gerek coğrafi konumu, gerek beşeri ve kültürel bağları, gerekse beynelmilel ilişkileri itibarıyla krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. İnsanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların, risklerin kahir ekseriyeti bizim yakın coğrafyamızda yaşanıyor. Örneğin, pek çok ülkenin son 5-10 yılda yüzleştiği terör tehdidiyle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. DEAŞ’la sahada göğüs göğüse mücadele edip bu örgütü bozguna uğratan yegâne NATO müttefikiyiz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında bizim yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor. Son dönemde protesto eylemi kılıfı altında Avrupa’da mukaddes kitabımız Kur’an’ı Kerim’e yönelik yapılan saldırıların çoğu, Türk Büyükelçiliklerinin önünde gerçekleştirildi. Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi.

Düzensiz göç meselesinde zaten 12 yıldır ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durum farklı değildir. Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür.
“TÜRKİYE’NİN HİÇBİR HADİSEYİ UZAKTAN SEYRETME LÜKSÜ YOKTUR”
Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretme veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak; doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek, hem kendi insanımıza, hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız. Ama buna rağmen acı da olsa, birileri için rahatsız edici de olsa, gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin, bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum.

Karşı karşıya olduğumuz jeopolitik riskleri yönetmek için her zamankinden daha aktif, çok yönlü, dikkatli ve soğukkanlı bir politika izliyoruz. Girişimci, insanı ve diplomasiyi öne çıkaran dış politikamızın temelinde kadim değerlerimizle çıkarlarımızın uyumlu birlikteliği vardır. Prensiplerimizden taviz vermeden, ülkemizin menfaatlerini her alanda güçlü bir şekilde savunmanın gayretindeyiz.
Yakın dönemde yaşadığımız hadiseler ve tecrübeler bize şunu öğretti: Diplomasi, krizlerin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır. Yeter ki; diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Yeter ki, maksimalist hedefler peşinde koşmayalım. Her zaman söylediğimiz gibi; sıkılı yumruklarla musafaha olmaz. Hüsnüniyet, irade ve kararlılığın olduğu her yerde, diplomasi ve diyalogla mesafe almak pekâlâ mümkündür. Elbette tüm bunları dillendirirken, gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de, jeopolitik rekabetin kıran kırana geçtiği bir coğrafyada yer aldığımızı asla unutmuyoruz.

“SAHADA VARLIK GÖSTERMEDEN MASADA KAZANIM ELDE EDİLEMEZ”
İçeride güçlü olmadan, dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini de çok iyi biliyoruz. Nitekim bu hakikatleri göz önüne alarak, son 21 yılda ekonomiden ticarete, savunmadan ihracata her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Diklenmeden dik durabilmek için, milli onurumuzu, bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık.
Ekonomide ülkemizi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttük. Milli gelirimizi 238 milyar dolardan, tam 5 kat artışla, 1 trilyon 118 milyar dolara yükselttik. Ülkemizi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11’inci sıraya çıkarttık. İhracatı 36 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayiinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı-Silahsız İnsansız Hava Araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikâyesi herkesin malumudur.

“KAAN İLE FARKLI BİR LİGE YÜKSELDİK”
Geçtiğimiz hafta 5’inci nesil savaş uçağımız KAAN’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla, artık bu alanda farklı bir lige yükseldik. Dışişlerinde 163 olan temsilcilik sayımız, bugün itibarıyla 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomasi ağına sahip üçüncü ülkesiyiz. Böylece ülkemizi her alanda yakından takip edilen; sözü, duruşu ve tavrı dikkate alınan, krizlerin ve çatışmaların çözümünde anahtar rol üstlenen bir konuma getirmeyi başardık. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim ki Türkiye; Hem Batı’yla, hem Doğu’yla kazan-kazan temelinde ilişkiler kurabilen… Ukrayna-Rusya arasındaki savaşta hakkaniyetli bir tutum benimseyen… Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliği içinde olup, dünyanın dört bir yanıyla güçlü ticari ilişkiler geliştirebilen… Hiçbir ayrım yapmadan mazluma, mağdura ve ihtiyaç sahibine el uzatan… Bekası tehlikeye girdiğinde sahada her türlü tedbiri süratle alabilen… Velhasıl her alanda güçlü, dirayetli, vicdanlı “müessir bir aktör” olarak öne çıkmaktadır. İnşallah önümüzdeki dönemde de hakkı haykırmaya, adaleti savunmaya, tüm dünyada dostlarımızın sayısını artırmaya devam edeceğiz.
“KURAL TEMELLİ ULUSLARARASI DÜZENİN İFLAS BAYRAĞINI ASIL ÇEKTİĞİ YER GAZZE”
Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmalar, bize mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini göstermiştir. Ülkemizin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, uluslararası kurum ve kuruluşlar; kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadılar. Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde, Antalya’daki buluşmayla başlayan, İstanbul Süreci’yle bir üst seviyeye çıkan barış umutları, maalesef, gerekli destek verilmediği için âkim kaldı. On binlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının, yıkımın önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi, daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer, Gazze olmuştur.

7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı ve katliamları, hepimiz içimiz kanayarak takip ediyoruz. İsrail’in, sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeli şehit edildi, 70 binden fazla Filistinli yaralandı ve 1,9 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim: Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi… Aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı da yok edildi. Söz konusu İsrail olunca; İnsan hakları evrensel beyannamesinin… Görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi’nin… Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının… Tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın-yayın organlarının… Hâsılı yıllardır bize örnek gösterilen, güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.
Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değildir; bir soykırım girişimidir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlâkı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkûm eden; hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan bir barbarlıktan bahsediyoruz.

“İNSANLIK OLARAK 6 YAŞINDAKİ BİR KIZ ÇOCUĞUNUN HAYATINI KURTARMAYI BAŞARAMADIK”
Ailesiyle güvenli bir yer ararken araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki Hind Receb’in trajik hikâyesi, aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikâyesidir. İnsanlık olarak “Beni almaya gelecek misiniz? Korkuyorum” diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını, 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef, Hind’le birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı tam manâsıyla yerine getiremedik. Saldırıların ilk gününden itibaren ortaya koyduğumuz çabalara…
Bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan insani yardımlara… Küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara… Refakatçileri dâhil 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen, bunun mahcubiyetini iç dünyamızda halen yaşıyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in soykırımı önlemesi yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararı apaçık ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri koşulsuz destek veren Batılı güçler ise “tazıya tut, tavşana kaç” diyen ikiyüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oluyor. Sözler eylemle desteklenmedikçe, ne Filistin’deki zulmü durdurmak, ne de uluslararası sisteme güveni yeniden inşa etmek mümkündür.

“GARANTÖRLÜĞÜ DE İÇERECEK ŞEKİLDE SORUMLULUK ALMAYA HAZIRIZ”
Uluslararası toplum, Filistin halkına olan borcunu, ancak Filistin devletinin kurulmasıyla ödeyebilir. Bunun için 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin teşekkülü şarttır. Bu maksatla, garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya hazır olduğumuzu belirttik. Gelecekte de Filistinli kardeşlerimize gereken desteği verecek, Gazze’nin yeniden toparlanmasına da elimizden gelen katkıyı sağlayacağız.
Buradan bir kez daha uluslararası toplumu Gazze’ye ve Filistin davasına sahip çıkmaya davet ediyorum. Dünyanın bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen, tüm baskılara rağmen gerçekleri cesaretle dile getiren Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum. Forumumuzun, bir daha benzer katliamların yaşanmaması için neler yapabileceğimiz noktasında verimli tartışmalara vesile olmasını diliyorum.

“TÜRK DÜNYASI’NIN BİRLİKTE GÜÇLÜ KILINMASINA YÖNELİK ÇALIŞMALARIMIZ SÜRÜYOR”
Dünya genelinde etkili olan olumsuzluklara rağmen, Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Balkanları bölgesel sahiplenme ve işbirliği temelinde, barış, istikrar ve refahın hâkim olduğu bir coğrafya olarak görüyoruz. Kıbrıs Türk Halkı’nın müktesep hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescili için çabalarımızı yoğunlaştırdık. Orta Asya’daki kardeşlerimizle ekonomiden enerjiye, eğitimden kültüre, ulaşımdan savunma sanayiine işbirliğimiz güçleniyor. Türk Devletleri Teşkilatımız aracılığıyla Türk Dünyası’nın birlikte daha güçlü kılınmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Karabağ’ın 30 yıllık işgalinin sona ermesiyle Ermenistan’la başlattığımız normalleşme sürecini, Azerbaycan’la yakın eşgüdüm içerisinde yürütmeye devam edeceğiz.
Köklü bağlarımızın olduğu Afrika kıtasıyla ve Latin Amerika ülkeleriyle işbirliğimizi karşılıklı saygı temelinde inşallah daha da ilerleteceğiz. “Dünya beşten büyüktür” ve “Daha adil bir dünya mümkün” şiarlarıyla çalışmaktan geri durmayacağız. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken Antalya Diplomasi Forumu’nu teşrifiniz için bir kez daha sizlere teşekkür ediyorum. Dışişleri Bakanımızın şahsında tüm Bakanlık mensuplarımızı ve Forumun başarıyla icra edilmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Bizlere yeniden ev sahipliği yapan güzel ilimiz Antalya’nın tüm sakinlerine teşekkür ediyorum.”
]]>***
“Taraflar Avrupa veya Kuzey Amerika’da içlerinden birine veya birkaçına karşı yapılacak silahlı bir saldırının hepsine karşı yapılmış bir saldırı sayılacağı ve dolayısıyla böyle bir silahlı saldırının vuku bulması halinde her birinin Birleşmiş Milletler (BM) şartının 51. maddesi ile tanınan bireysel veya toplu meşru müdafaa hakkını kullanarak silahlı kuvvet kullanılması da dahil olmak üzere gerekli gördüğü her türlü tedbiri bireysel olarak ve diğer taraflarla birlikte derhal almak suretiyle saldırıya uğrayan taraf veya taraflara yardım edeceği hususunda mutabık kalmışlardır.”[1]
“Türkiye’nin, NATO Müttefiklerinin tam rızası ve anlayışı olmadan Sovyet müdahalesine yol açacak bir adım atması durumunda, NATO müttefiklerinizin Türkiye’yi Sovyetler Birliği’ne karşı koruma yükümlülükleri olup olmadığını değerlendirme şansına sahip olmadıklarını umarım anlayacaksınız.”[2] Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya yönelik son tehditlerinin yarattığı şok [3] ve panik [4] halini izlemek eğlenceli olmakla birlikte son derece trajik tonlar içeriyordu. Günün teması şaşkınlıktı. Bu nedenle ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris sinirleri yatıştırmakla görevlendirildi. Ancak tarihi anın farkındalığını ifade etmek ve dikkatli davranmak yerine, kendisi ya da konuşma yazarları son derece sönük bir söylemi tercih etti; “Uluslararası kural ve normları savunmalıyız.”[5] Bunu tam da ABD’nin Gazze’de ateşkes çağrısı yapan bir dizi Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararını veto ederken ve İsrail’in bu “uluslararası kural ve normları” en kanlı ve iğrenç şekilde ihlal etmesini engellemekten tamamen aciz olduğunu kanıtladığı bir zamanda söyledi. Washington’daki yetkililer sözde ideallerini yerine getirmezken ya da getiremezken bu tür basmakalıp sözlere kim inanır?
Türkiye’nin NATO gerçeği
Türkiye-ABD ilişkilerinin 25 yıllık bir gözlemcisi olarak, Trump’ın savunma harcamalarında payına düşeni yapmayan NATO üyelerini Rusya’yla tehdit etmesinin ardından aklıma tek bir özlü söz geldi; “Peki, nasıl bir hismiş?” Açıkçası, Trump’ın tehdidinin NATO başkentlerinin çoğunda yol açtığı telaş ve endişeye hiç sempati duyamadım. Türkiye, Haziran 1964’ten bu yana NATO Anlaşması’nın tüm üyeleri eşit derecede bağlayan bir karşılıklı savunma sözleşmesi olmadığı gerçeğiyle yaşadı. 5. madde sadece Washington’ın karar vermesi halinde uygulanabilirdi. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un iddia ettiğinin aksine, Türkiye NATO’nun tam olarak “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için”[6] olmadığını uzun zamandır biliyordu. Scholz da hiçbir tarihsel farkındalık göstermeden ve anın aciliyetine yenik düşerek, “NATO’nun yardım garantisinin herhangi bir şekilde göreceli hale getirilmesi sorumsuzca ve tehlikelidir ve yalnızca Rusya’nın çıkarınadır”[7] ifadelerini kullandı. Buna yürekten katılıyorum. Ancak eski ABD Başkanı Lyndon Baines Johnson’ın Ankara’ya gönderdiği kötü şöhretli mektup kamuoyuna yansıdığında, diğer NATO üyeleri Başkan’ın tutumunun NATO Anlaşması’nın ihlali anlamına gelebileceği veya ABD’nin kararlılığına duyulan genel güvenin bu tür duygular nedeniyle zayıflayabileceği yönünde özel bir endişe ifade etmemişlerdi. Tam tersine, Türkiye “güvenilmez” aktör olarak yaftalanmıştı ve ABD, Türkiye’nin 1974 Kıbrıs müdahalesinden sonra Ankara’ya silah ambargosu uygulayacak kadar ileri gitti.[8]
Washington’ın bu tutumu Türkiye’yi son 40 yılda kendi yerli savunma sanayisini geliştirmeye zorladı.[9] Türkiye ayrıca İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımını diğer NATO üyelerinden taviz koparmak için bir levye olarak kullanmak zorunda kaldı çünkü NATO’da Türkiye’ye eşit meşruiyet tanınmadı. Bu tavizlerin ilgili olduğu konular – F-16 modernizasyon kitleri, İsveç ve Kanada’nın uyguladığı silah ve teknoloji ambargoları, NATO’nun hem Suriye’de hem de Avrupa’da terör örgütü PKK/SDF’ye yönelik samimiyetsiz tutumu – asla böyle bir siyasi zorlamaya ihtiyaç duyan konular olmamalıydı. Aslında bu konulardaki politikalar Washington ya da Brüksel’deki yetkililerin aklına geldiği andan itibaren hatalıydı. Eğer Washington ve diğer NATO başkentleri bu konulara mantıklı, tarafsız ve dürüst bir şekilde yaklaşsalardı, Ankara ile NATO’nun geri kalanı arasındaki ilişkiler son 10 yılda herkesin yararına olacak şekilde çok daha sorunsuz olurdu.
ABD’siz NATO mu?
Trump’ın ABD’yi NATO’dan çıkarma tehdidi de bir o kadar çılgıncaydı ve görebildiğim kadarıyla açıkça dile getirilmeyen sonuçları Brüksel’de tüyleri diken diken etti. Zira Washington’ın olmadığı bir NATO, Türkiye’yi İngiltere’yle birlikte ittifakın iki baskın askeri gücünden biri haline getirecektir. Türkiye büyük bir farkla NATO’nun en büyük 2’nci konvansiyonel ordusuna sahip ve önde gelen bir insansız hava aracı gücü olarak ortaya çıktı. Ankara önemli yerli savunma üretim kapasitelerine sahip ve son 10 yıldır Suriye, Libya ve Kafkas Dağları gibi çeşitli yerlerde Rus kuvvetleriyle karşı karşıya geldi. İlginçtir ki Trump’ın tehditleri ve Avrupa’nın askeri kapasite eksikliği hakkındaki son analizler, Türkiye hakkında kayda değer bir şey söylemekten özenle kaçınıyor. [10]
ABD’nin NATO’dan çıkmasıyla birlikte, yıllardır Türkiye’yi 2’nci sınıf bir üye olarak gören bazı NATO başkentlerinin Ankara’nın ittifak içindeki liderlik rolünün artmasını kabul etmekten başka çareleri kalmayacak. Daha önce Türkiye’nin NATO’nun Doğu Akdeniz güvenlik düzenlemelerinin lideri haline getirilmesi gerektiğini savunmuştum.[11] Ancak ABD’nin NATO’dan çıkması bir adım daha ileri giderek Türkiye’yi Orta ve Batı Avrupa’nın tüm güvenlik düzenlemelerinin lideri haline getirecektir.
Türkiye-ABD işbirliği yenileniyor mu?
Türk parlamentosunun İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının, diğer NATO üyelerinin Türkiye için önemli konularda attıkları telafi edici adımların ve Ankara ile Washington arasındaki son görüşmelerin ardından, birçok analist ilişkilerin yenilenmesinden bahsetmeye başladı.[12] New Jersey Senatörü Bob Menendez’in ayrılması Türkiye için Kongre atmosferini iyileştirmiş gibi görünüyor. Geçmişte Menendez’in agresif Türkiye karşıtı söylemini yineleyen New Hampshire Senatörü Jeanne Shaheen bile geçtiğimiz hafta Ankara’da olmaktan gerçekten memnun görünüyordu.[13]
Öte yandan, ABD’li yetkililerin son 10 yılda Türkiye’ye karşı attığı pek çok üzücü adım ve ABD’nin PKK’nın Suriye kolunu desteklemeye devam etmesi, ilişkilerin yenilenmesine yönelik umutların yeni gelişmelere kadar beklemesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Sonuç olarak, kasım ayındaki ABD seçimleri yaklaşır, Rusya Ukrayna’daki konumunu iyileştirirken ve Gazze’deki çatışma azalma belirtisi göstermezken, ABD ve NATO yetkililerinin Ankara ile ilişkileri yeniden inşa etmeleri için bir fırsat penceresi açılmış olabilir. Trump odaklı kıyamet senaryolarının hiçbiri gerçekleşmese bile, aynı ABD ve NATO yetkilileri Türkiye hakkındaki önyargılarını daha rasyonel ve dengeli bir şekilde değerlendirebilirlerse daha kalıcı bir ilerleme sağlanabilir.
[1] Kuzey Atlantik Anlaşması’nın 5. maddesi.
[2] U.S. President Lyndon Baines Johnson (LBJ) to Türkiye’s President İsmet İnönü, 5 June 1964. Referans için bakınız: The Middle East Journal, Summer 1966, s. 387.
[3] https://www.nytimes.com/2024/02/15/us/politics/trump-nato-threat.html#: ~: text=News%20Analysis-,Trump’s%20NATO%20Threat%20Reflects%20a%20Wider%20Shift%20on%20America’s%20Place,segment%20of%20the%20American%20public.
[4] https://www.nytimes.com/2024/02/16/world/europe/biden-putin-navalny.html
[5] Ibid.
[6] https://www.nytimes.com/2024/02/14/world/europe/europe-nato-trump-ukraine.html
[7] Ibid.
[8] The official U.S. documents from the era make clear that Washington saw Greece as the primary impediment to a solution in Cyprus, but Türkiye was treated as the malcontent. See: https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1964-68v16
[9] Örneğin, bakınız: Füsun Türkmen, Türkiye-ABD İlişkileri, s. 98-105; Nasuh Uslu, Türk-Amerikan İlişkileri, s. 177-179; Suha Bölükbaşı, “The Johnson Letter Revisited,” Middle Eastern Studies, Temmuz 1993, s. 505-506.
[10] https://www.nytimes.com/2024/02/14/world/europe/europe-nato-trump-ukraine.html; https://www.nytimes.com/2024/02/18/world/europe/europe-russia-munich-conference.html
[11] https://www.aa.com.tr/en/analysis-news/-turkey-s-new-regional-security-role-70-years-late/1350816
[12] https://www.aa.com.tr/en/turkiye/turkish-president-erdogan-receives-us-senators-in-ankara/3143313; https://www.reuters.com/world/us-turkey-ties-now-have-significant-momentum-senator-murphy-says-2024-02-21/; https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-abd-li-senatorler-jeanne-shaheen-ve-chris-murphy-yi-kabulu–20-subat-2024–ankara.en.mfa; https://carnegieendowment.org/2024/02/12/can-f-16-deal-revive-turkish-american-partnership-pub-91606
[13] https://www.aa.com.tr/en/world/interview-us-senator-lauds-positive-relations-with-very-important-ally-turkiye/3144760
[Dr. Adam McConnel, 9 yıl boyunca Türk Tarihi dersleri verdiği Sabancı Üniversitesinde Tarih alanında yüksek lisans ve doktora derecesine sahiptir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Almanya’daki laboratuvarda akvaryumdan gelen esrarengiz sesler üzerine araştırmaya başlandığında, Danionella cerebrum adlı balığın güçlü bir ses çıkardığı görüldü.
Balık bu sesi, yüzme kesesi adı verilen organından çıkarıyor ve balığa yakın sularda, bir silah sesi kadar yüksek olan ses ölçüm cihazında 140 desibeli gösteriyor.
Araştırmacılar 12 mm uzunluğundaki bu türün, boyutuna göre şimdiye kadar bulunan en gürültülü balık olduğuna inanıyor.
Bu ritmin bir sosyal iletişim biçimi olabileceği tahmin ediliyor.
Doğada genellikle hayvan ne kadar büyükse sesi de o kadar yüksek olur.
Suyun altında ise durum farklı – bu minik deniz canlısı şimdiye kadar keşfedilen en gürültülü türlerden biri.
Bilim insanları, tabanca karidesi gibi canlıların diğer türleri avlarken yaklaşık 200 desibele kadar yüksek sesler çıkarabildiğini biliyordu.
Danionella, şeffaflığı sayesinde beyni çalışırken görülebildiği ve bu sayede araştırmacıların davranışlarını yakından inceleyebildiği için araştırmalarda ilgi görüyor.
Berlin Charité Üniversitesi’nde araştırmacılar laboratuvarlarında bu balıklarla çalışırken ilginç bir şey fark ettiler.
Araştırmanın başyazarı ve doktora öğrencisi Verity Cook, “İnsanlar balık tanklarının yanından geçerken bu sesleri duyuyor ve nereden geldiğini merak ediyorlardı” diyor
“Seslerin balığın kendisinden geldiği ortaya çıktı. Bu olağanüstü bir şey, çünkü çok küçük ama çok gürültülüler.”
Araştırma ekibi bir dizi mikrofon ve video kamera kullanarak sesin ne kadar yüksek olduğunu tespit etti.
Cook, sesin genliğinin balık yakınında yaklaşık 140 desibel olduğunu belirtiyor ve diğer balıklar tarafından ne kadar yüksek algılandığına işaret ettiğini söylüyor.
“Ses mesafeyle birlikte zayıflıyor, bu nedenle bir metre uzaklıkta genlik yaklaşık 108 desibel.”
Bu kabaca bir buldozerin çıkardığı gürültüye eşdeğer.
Ancak bu sesin büyük bir kısmı suya geri yansıyor, dolayısıyla insanlar balık tanklarının yanında durduklarında bunu sürekli bir vızıltı olarak duyuyor.
Daha gürültülü başka balıklar olsa da hepsi Danionella’dan çok daha büyük.
Cook, “İletişim sinyalleri açısından, bu boyutta bu kadar yüksek ses çıkaran başka bir hayvan bulamadım” diye ekliyor.
Araştırmacılar, balıkların kullandığı ses mekanizmasının çok gelişkin bir enstrüman olduğunu savunuyor.
Tüm kemikli balıklarda, suyun altında kalmalarına yardımcı olan gaz dolu bir yüzme kesesi bulunuyor.
Birçok balık türü ses çıkarmak için kaslarını kullanarak bu keseye vuruyor ancak Danionella daha ileri gidiyor.
Kasları kasıldığında, bunlar bir kaburgayı çekiyor, bu da kasın içinde bulunan bir kıkırdak parçası ile gerginlik yaratıyor ve kıkırdak serbest kaldığında yüzme kesesine çarpıyor.
Bu sesi sadece türün erkekleri bir aradayken çıkarıyor. Bazılarının sesi diğerlerinden daha yüksek çıkabiliyor.
“Büyük bir tankta sekiz erkek bir arada olduğunda, üçünün ses üretimine hakim olacağını ve diğerlerinin sessiz kalacağını biliyoruz. Dolayısıyla bir tür hiyerarşi olduğunu düşünüyoruz” diyor Cook.
Araştırmacılar, Myanmar’daki bulanık sularda evrimleşmenin, iletişim kurmalarına yardımcı olmak için büyük bir ses çıkarma yeteneğinin geliştirilmesinde rol oynadığına inanıyor.
Cook’a göre, “Evrim birçok ilginç sorunu çözmek için ilginç yollar buluyor. Diğer türlerde işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğimizde, hepsi için aynı şeyi varsaymamak gerekiyor.”
Araştırma, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yarın bir dizi açılış ve miting için Adana’ya gelecek. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin il binasına gelerek hazırlıklar hakkında bilgi aldı. Daha sonra gazetecilere konuşan Çelik, herkesi yarın 12.00’da İstasyon Meydanı’nda düzenlenecek mitinge davet etti.
Türkiye’de yapılan seçimleri, ‘Türkiye’nin en büyük gücü ve zenginliği’ olarak niteleyen Çelik, “Seçime 1 ay kalacak evreye girmiş bulunuyoruz. Türkiye’nin en büyük gücü ve zenginliği iktidar ve yerel yönetimlerin seçimler yoluyla belirlenebilmesidir. Etrafımızda ülkelere baktığımızda sandığın ne kadar uzakta olduğunu görmek mümkün. Bununla birlikte Türkiye’nin ne kadar sağlıklı seçimler yapabilen, sandık yoluyla iktidarı, yerel yönetimleri ve bütün yöneticileri seçebilecek bir kapasiteye, tarihe sahip olmasının cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlanması bakımından ülkemizin en büyük zenginliği olduğunu ifade etmek isteriz” diye konuştu.
“Milletimiz sandıkta cevabını verdi”
28 Şubat süreci hakkında konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “28 Şubat’a az bir süre kaldı. O zaman buna postmodern darbe demişlerdi. Yönetimi bir tür kuşatmayla yönetimi ele geçirmek üzere ortaya koyduğu bir teşebbüstü. Hem silahlı kuvvetler hem de yargı içerisinde ki bir takım vesayet odaklarının ülkemize çektirdiği sıkıntılar ülkemize bedeller ödetmiştir. Yapılan tartışmalara bakarsanız bunların aslında ülkemizin geleceğine yön vermek isteyen dış güçlerle bağlantılı olduğu net bir şekilde görülmüştür. O zaman ki ifadelerde seçilmiş hükumeti devirmek üzere ortaya koyulan aktivizm hem silahlı kuvvetler hem de yargı içerisinde ki vesayet odaklarında yerine getiriliyordu ama bunların dış bağlantılı olduğu açıktı. Milletimiz bütün bu süreçlere ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ ilkesine bağlı kalarak sandıkta tecelli ederek devam etti. Bütün bu süreçlere cevabını sandıkta verdi” ifadelerini kullandı.
“Türkiye büyümekte ve güçlenmektedir”
Türkiye’de seçimlere müdahale edilmediği için her geçen gün ülkenin büyüdüğünü aktaran Çelik, “Demokratik mekanizmalar ne zaman iyi çalışmışsa, Türkiye’nin zenginleşmesi, refahı ve güvenliği garanti altında olmuştur. Sandığın iyi işlemesi sayesinde Türkiye’de seçimlere içeriden ve dışarıdan müdahalelerin engellenmesi sayesinde sandık iradesi tam olarak ortaya çıktığı için Türkiye büyümekte ve güçlenmektedir” dedi.
“Muhalefet siyasetin kalitesini düşürüyor”
Muhalefetteki gelişmeler nedeniyle siyasetin kalitesinin düştüğünü kaydeden Ömer Çelik, “Muhalefetteki gelişmelere baktığımızda siyasetin kalitesini tehdit eden ve demokrasiye zarar veren yaklaşımların her geçen gün başka bir safhada üretildiği görüyoruz. Genel seçimler sürecinde 6’lı ve 7’li masa vardı. Biz o zaman bu 6’lı ve 7’li masanın ülkenin başına büyük sıkıntılar getireceğini ifade etmiştik. Ülkemiz bu çağrılara olumlu cevap verdi ve cumhurbaşkanımızı yeniden seçerek 6’lı ve 7’li masanın Türkiye’ye bir bedel ödetmek şeklinde sonucu olacak çerçevesini siyasi gündemin dışına çıkardı” şeklinde konuştu.
“Yapay zeka formülü siyasi akıldan uzaktır”
6’lı masayı oluşturan siyasi partilerin genel başkanlarının milletten özür dilemesi gerektiğini ifade eden Ömer Çelik, daha sonra şunları söyledi:
“6’lı ve 7’li masayı oluşturan bütün genel başkanların önce çıkıp yerel seçimler için oy istemekten önce milletten özür dilemesi ve bu özrünü de içtenlikle açıklamayla ortaya koyması gerekir. Milletin aklına güvenmek demokrasinin gereğidir. Milletin aklına en yüksek değer olarak bakmak siyasette ve demokraside temel ilke olmalıdır. O gün 6’lı ve 7’li masa çerçevesinde çıkanların her biri diğerine saldırıyor. Aynı zaman da her birinin partisindeki bir grup hizipler diğerine saldırıyor. Bunların millete güçlü bir özür borcu vardır. Buradan çıkmak için buldukları formülün yapay zeka olması da siyasi akla ve zekaya teveccüh konusunda ne kadar uzak bir yerde durduklarını göstermektedir.” – ADANA
]]>AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, TÜBİTAK’ın “KUTUP-1001” isimli çağrısı kapsamında desteklemeye karar verdiği projeler arasında “Horseshoe Adası’ndan İzole Edilen Yeni Bakteri Türlerinden Soğuk-Aktif Lipaz Enzimi Üretimi, Karakterizasyonu ve Heterolog Ekspresyonu” çalışması da yer alıyor.
YTÜ yürütücülüğündeki projede Bursa Uludağ Üniversitesinden araştırmacılar da yer alıyor. Mikrobiyolojik analizler, genomik, gen klonlama, kromatografik saflaştırma konularında çok sayıda çalışmaları olan proje ekibi, disiplinler arası özellik taşıyan projede mikrobiyoloji, moleküler biyoloji ve kimya uzmanlarının işbirliğiyle genomik ve rekombinant DNA teknolojisi gibi yöntemler kullanacak.
Projede, ekip tarafından Antarktika’dan ilk kez izole edilmiş olan yeni bakteri türleri, soğuk-aktif lipaz üretimi için çalışılacak. Elde edilmesi planlanan soğuk-aktif lipazın patent ve/veya ticari bir ürüne dönüşme potansiyelinin yüksek olduğu değerlendiriliyor.
Proje sonunda elde edilecek soğuk-aktif lipazın ticari bir ürüne dönüştürülmesine yönelik sanayi işbirlikli TÜBİTAK TEYDEB projesi hazırlanması planlanıyor.
Sonuç olarak, projeyle elde edilmesi hedeflenen “soğuk-aktif lipaz” enziminin uzun vadede Türkiye ekonomisi için katma değeri yüksek biyoteknolojik bir ürüne dönüşebileceği öngörülüyor.
Enerji tasarrufu sağlayacak
YTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hilal Ay, “psikrofil” ve “psikrotolerant” mikroorganizmalar tarafından üretilen soğuk-aktif enzimlerin endüstriyel ve biyoteknolojik uygulamalar için büyük önem taşıdığını söyledi.
Bu tür enzimlerin düşük sıcaklıklarda daha yüksek aktiviteye sahip olmaları nedeniyle endüstriyel süreçlerde çok iyi performans gösterdiğini belirten Ay, şöyle devam etti:
“Söz konusu enzimler deterjan, gıda, tarım, ilaç ve çevre gibi çeşitli sektörler için büyük bir ticari potansiyele sahip. Soğuk-aktif enzimlerle gıda işleme, kimyasal sentezi, biyoyakıt üretimi ve deterjan üretimine yüksek katkı sağlanabilecek. Bu sayede mesela deterjan kullanırken sıcak su elde etmeye gerek kalmayacak. Bunu Türkiye geneline vurduğumuzda ise başta hem temiz enerji olması hem de tasarruf sağlaması nedeniyle dünya, ekonomik anlamda da ülkemiz kazançlı çıkacak.”
Ay, dünya enzim piyasasının 3’te 1’ini oluşturan lipazların büyük ölçekli üretimi için kullanılabilecek en uygun kaynakların, mikroorganizmalar olduğunun altını çizdi.
Bu projede ilgili lipazı kodlayan genin heterolog, yani başka bir mikroorganizma üzerinden daha kolay elde edilmesinin amaçlandığını da dile getiren Ay, “Bu projeyle Horseshoe Adası’ndan izole ettiğimiz ve birçoğu aktinobakteri olan yeni bakterilerin biyoteknolojik bir ürün olarak soğuk-aktif lipaz üretebilmeleri araştırılacak. Projemizin genelinde öncelikle bu lipazları saflaştıracağız. Daha sonra heterolog ekspresyon dediğimiz çalışmayı gerçekleştireceğiz. Daha sonra gerekli pH ve sıcaklık koşullarında organik çözücülerin ve deterjanların, saflaştırdığımız soğuk-aktif lipazın aktivitesine etkilerini test edeceğiz.” diye konuştu.
Patenti alınabilir
Ay, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayınlanan Ulusal Kutup Bilimleri Programı’nda, Türk bilim insanlarının kutuplarla ilgili özgün bilimsel çalışmalar yaparak dünyada bu konuda öncü olan ülkeler arasında yer alması gerektiğinin vurgulandığını belirtti.
Bu bağlamda kutup bilimleriyle ilgili öncelikli tematik çalışma alanlarının belirlendiğini söyleyen Ay, şunları kaydetti:
“Canlı bilimleri alanında özellikle kutup biyoçeşitliliği, biyokimya ve biyojeokimyasal döngüler, biyoteknoloji, ekoloji ve kirlilik alanlarında çalışmalar yapılmalı. Literatürde soğuk-aktif lipaz enzimleriyle ilgili bazı çalışmalar bulunmasına rağmen bu alanda yapılan çalışmalar hala oldukça sınırlı. Ayrıca, soğuk-aktif lipaz enzimi üretimi için kullanılacak olan izolatların ilk kez ekibimiz tarafından izole edilen yeni bakteri türlerinden oluşması, bu proje sonuçlarının patent ve/veya yeni ticari ürün geliştirilmesine konu olabilecek düzeyde özgünlük taşıdığını gösteriyor.”
]]>Hem biyolojik çeşitlilik hem de ekonomik açıdan çok değerli olan mersin balığı, nesli tükenme tehlikesindeki türler arasında yer alıyor.
Mersin balığı, popülasyonunun artırılması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığına ait istasyonlarda üretilerek Yeşilırmak, Kızılırmak ve Sakarya nehirlerine salınıyor.
Mersin Balıklarını Koruma ve Yaşatma Derneği de özellikle sosyal medya üzerinden yaptığı yayınlarla hem toplumu hem de balıkçıları bilinçlendirmeye çalışıyor.
Dernek yöneticileri, tesadüfen ağlara takılan mersin balıklarının tekrar denize salındığı görüntüleri paylaşarak farkındalık oluşturmaya çalışıyor.
Mersin Balıklarını Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı da olan Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Ustaoğlu Tırıl, AA muhabirine, yaklaşık 20 yıldır mersin balıklarının durumunu takip ettiklerini söyledi.
Gerek bilimsel çalışmalarla gerekse izleme faaliyetleriyle mersin balıklarının durumunun takip edildiğini anlatan Tırıl, balıkçıların bu çalışmalarda kendilerine çok yardımcı olduğunu vurguladı.
Mersin balıklarının varoluş mücadelesi verdiğine işaret eden Tırıl, “Mersin balıkları, 200 milyon yıllık geçmişe sahip. Dinozorlarla aynı dönemlerde yaşamışlar. Dinozorların yaklaşık 60 milyon yıl önce yok olduğu biliniyor ama mersin balıkları günümüze kadar ulaşmış.” dedi.
Karadeniz’deki beş türden ikisinin neslinin tükendiği düşünülüyor
Tırıl, dünyada 27 farklı türü bulunan mersin balığının beş türünün Karadeniz’de yaşadığını dile getirerek, şu bilgileri verdi:
“Gerek 20 yılı aşkın zamandır yürüttüğümüz çalışmalar gerekse balıkçılarımızın tesadüfen yakaladıkları mersin balıklarının görüntülerini incelediğimizde, 5 türden ikisine şimdiye kadar rastlayamadık. Bu türlerden biri ‘kolan balığı’, diğeri ‘şip balığı’ diye bilinir. Bu iki türün sularımızda maalesef tamamen tükenmiş olabileceğini düşünüyoruz. Yaptığımız çalışmalara göre mersin morinası, karaca mersin ve sivriburun mersin adı verilen diğer üç tür ise sayıları azalmış olsa da halen Karadeniz’de bulunmakta.”
Nesli tükenme tehlikesinde olmasından dolayı Türkiye’de 1997’de alınan kararla mersin balığının avlanmasının tamamen yasaklandığını belirten Tırıl, “Elbette çeşitli balıklar yakalanırken, mersin balıkları da ağlara takılıyor. Mesela hamsiyi çok sever mersin balığı, bu yüzden hamsi avı sırasında yakalanabilirler. Gırgır ve trol ağlarında rastlandığını biliyoruz. Balıkçılarımız tesadüfen yakaladıkları küçük balıkları geri salıyorlar ve çektikleri görüntüleri bize gönderiyorlar. Bu duyarlılığı gösteren balıkçılarımıza çok teşekkür ediyoruz. Aynı duyarlılığı büyük balıklar için de göstermelerini rica ediyoruz. Yeşilırmak, Kızılırmak ve Sakarya nehirlerimizin denize döküldüğü bölgelerde büyük bireylerin de yakalandığı ve tekrar salındığına dair haberler alıyoruz. Büyük balıkların geri salınması özellikle çok önemli çünkü ancak bu balıklar neslin devamını sağlayabilirler.” diye konuştu.
“Amasya’daki üretim istasyonunda yaklaşık 90 bin mersin balığı üretildi”
Sinop Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi olarak Türkiye ve Karadeniz için çok büyük önem taşıyan mersin balığının yok olmaması için çalıştıklarını ifade eden Tırıl, şunları kaydetti:
“Geçmişte Tarım ve Orman Bakanlığı ile ortak projeler yürüttük. 2008-2011 yıllarında Tarım ve Orman Bakanlığı yürütücülüğünde Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından desteklenen projede çalıştık. Bu projede mersin balıklarının yaşama ve üreme alanları incelendi, üretim çalışmaları gerçekleştirildi. Proje kapsamında Amasya’daki üretim istasyonunda yaklaşık 90 bin mersin balığı üretildi. Bu balıklardan 30 bin kadarı ülkemizde mersin balığı yetiştiriciliğinin gelişmesi için balık yetiştiricilerine verildi. Yaklaşık 15 bin yavru mersin balığı ise 5 Mayıs 2011’de Yeşilırmak, Kızılırmak ve Sakarya nehirlerine salındı. Aradan geçen 12-13 yılda Amasya’daki tesiste balıklar üreme olgunluğuna ulaştı, iki yıldır üretiliyorlar. Yeşilırmak, Kızılırmak ve Sakarya nehirlerine salınan balıklar da üreme olgunluğuna ulaşmış. Üremek için bu nehirlere geliyor olabilirler. Bu konuda henüz yapılmış bilimsel çalışma olmamakla birlikte tesadüfen avlanan bireyleri izleyerek durumu takip ediyoruz. Bu konuda mutlaka bilimsel çalışmalar yapılmalı ve bu çalışmalar desteklenmeli. Çünkü bu durumun bilimsel olarak değerlendirilmesi ve kayıt altına alınması gerekiyor. 12-13 yıllık süreçte gelinen noktanın tespit edilmesi ve bundan sonraki süreç için planlama yapılması önem taşıyor.”
]]>Ankara’nın Yenimahalle Belediyesince ilçede Pir Sultan Abdal Kültür ve Cemevi açıldı. Açılışa, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı (ABB) Mansur Yavaş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Etimesgut Belediyesi Başkan adayı Erdal Beşikçioğlu katıldı.
ABB Başkanı Yavaş, yaptığı konuşmasında, yönetimi boyunca herkese eşit bir şekilde hizmet ettiklerini söyledi. “Savaş düşmana benzediğinizde kaybedilir” diyen Yavaş, şunları kaydetti:
“Zaman zaman bu tür eleştirilere muhatap oluyoruz. Onlar bize şunu yaptı. Siz neden yapmıyorsunuz gibi sözleri maalesef söyleyenler var. Onlar diyorum ‘bu ayrımcılığı yaptılar iyi mi oldu? Hayır diyorlar’ O zaman aynı şeyi bizim yapmamızı neden istiyorsunuz? İşte bizim farkımız bu. Ankara’da yaşayan Altı milyon insanın hiçbirisini ayırmadan, hepsini kucaklamak hizmet etmeye söz vermiştik. Yine aynı şekilde hizmet etmeye söz veriyoruz.”
Özel ise açılışta yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi:
“Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında Alevilerin inançlarını bir ibadet değil de bir kültürel faaliyet olarak gören. Onların bir zamanlar dediği gibi ‘Cemevi Cümbüşevi’ mantığıyla kültürün, sanatın bir parçası ilan edenlere karşı günün birinde bu ülke Sünnilere hangi imkanları tanıyorsa Alevilere de o imkanları tanıyana, onların bu haklarını görene kadar sizinle birlikte mücadele edeceğiz.”
Özel’den İYİ Parti lideri Akşener’e ve DEM’e gönderme
Özel, 31 Mart Mahalli İdareler seçimlerinde Cumhur İttifakına karşı kuvvetli bir ittifak kurmak istediklerini fakat olumlu sonuçlanmadığını belirterek, “Karşısında ittifak olsun diye resmi iş birlikleri olsun diye samimi gayret gösterdik. Maalesef, eleştirmeyeceğim, saygı duyacağım gerekçelerle birlikte olma taleplerimiz reddedildi ve maalesef pek çok yerde karşımıza pek çok geçmiş dönemlerle birlikte oldu siyasi partiler rakipler çıkardılar” diye konuştu.
Özel, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu seçim ya Recep Tayyip Erdoğan’ın adayları ya da mevcut belediye başkanlarımız ya da iddialı adaylarımız tarafından kazanılabilir. Bu durum bize kaybettirirse Türkiye’ye kaybettirir. Çünkü Cumhur İttifakı’nın hedefi bellidir. Bunun karşısında bir çare var mı? Evet var. Bunun karşısında ikinci bir ittifak. Çok güçlü bir ittifak. Aslında kendine inandığında, güvendiğinde Cumhur İttifakı’nın canından bile geçemeyeceği bir ittifak var. O ittifakın adı Türkiye ittifakıdır. Türkiye ittifakı. Türkiye ittifakında Alevin olsun, Sünni olsun, eşitliği savunan Herkes var. Türkiye ittifakında Kürt olsun, Türk olsun, kardeşliğe inanan herkes var. Türkiye ittifakında sağcı olsun, solcu olsun, belediyeler namuslu yönetilsin, israf olmasın, dayanışma olsun garibi fukaraya sahip çıkanlar olsun. Rantçıların yerine halkçılar olsun diyen herkes var.”
Öte yandan programın tamamlanmasının ardından gazeteciler, CHP lideri Özel’e soru sormak için hazırlandı. Mikrofonlarını uzatan gazeteciler, Özel’in korumalarının sert tepkisiyle karşı karşıya kaldı. Özel’in korumasının bir gazeteciyi omuz atması ve itmesi tepkiyle karşılandı. Özel, olayı görmesinin ardından gazeteciden iki defa “Kusura bakma, kusura bakma” diyerek özür diledi. – ANKARA
]]>Dünya Su Konseyi 86. Guvernörler Toplantısı, Tarım ve Orman Bakanlığı ev sahipliğinde, Bakan İbrahim Yumaklı, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon ve çeşitli ülkelerden temsilcilerin katılımıyla yapıldı.
Yumaklı, buradaki konuşmasında, insanlığın siyasi zorluklar ve insani krizler, iklim değişikliği, su kıtlığı, gıda krizleri, artan enerji ihtiyacı, çevre kirliliği ve salgın hastalıklar yaşadığına işaret etti.
Geçen yıl şubat ayında Türkiye’de büyük bir deprem felaketi yaşandığını anımsatan Yumaklı, “14 milyon nüfusun yaşadığı 11 şehrimiz bundan etkilendi. Bu tahribatları hızlıca onararak, halkımızın en kısa sürede temiz suya erişimini sağladık. Bu gibi doğal afetler de dahil olmak üzere ortak refahımızı tehdit eden pek çok zorlukla karşı karşıyayız. Bu tür zorluklar ve felaketler bizlere, afetleri önlemek ve acil durumlara hazırlıklı olmak için hem ulusal hem de uluslararası yüksek düzeyde koordinasyon ve işbirliği sağlanmasının önemini hatırlatıyor.” dedi.
“Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için önemli yatırımlar yapıyoruz”
Bakan Yumaklı, Türkiye olarak, ülkede ve dünyada herkesin temiz suya erişiminin sağlanması için her zamankinden daha kararlı yol aldıklarını ifade etti.
Suyun tüm dünyada farklı platformlarda sıklıkla ele alınan, öncelikli bir konu haline geldiğini belirten Yumaklı, Konseyin faaliyetlerini her zaman yakından takip ettiklerini ve bu faaliyetlere aktif katkı sağladıklarını söyledi.
Türkiye’de küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerinin günden güne daha çok hissedilmeye başlandığını dile getiren Yumaklı, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, Akdeniz Havzası’nda yer alması nedeniyle küresel iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler içinde yer alıyor. Ayrıca, kişi başına düşen 1313 metreküp kullanılabilir su miktarıyla su stresi altında bir ülkeyiz. Bu nedenle şunun bilincindeyiz; Türkiye su zengini bir ülke değildir. Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için önemli yatırımlar yapıyoruz.
21 yılda bugünün fiyatlarıyla 2,4 milyar lira, yani 80 milyar dolar kaynak aktararak 10 binden fazla projeye imza attık. İçme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamak için içme suyu tesisleri ve özellikle son dönemde iklim değişikliğinin diğer etkisi olan taşkınlardan korunmak için taşkın tesisleri ve atık su arıtma tesisleri kurmuş olduk. Ayrıca yer altı barajları inşa etmekle ilgili çalışmalarımız devam ediyor.”
“Su Verimliliği Seferberliği’ni başlattık”
Bakan Yumaklı, çiftçilerin sulama sularını verimli kullanmaları için bireysel basınçlı sulama sistemlerini koruma durumunda maliyetin yarısını karşıladıklarına dikkati çekerek, “Eğer bu yatırımları yapmazsak 2030 yılına kadar su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alma tehdidiyle karşı karşıya kalacağız.” diye konuştu.
Yumaklı, bu tehditle mücadele etmek için somut adımlar atılmasının son derece önemli olduğunu, su kaynaklarını iyi yönetmenin geçmiştekinden daha önemli hale geldiğini vurguladı.
Türkiye’nin, suyun hakça, makul, etkin kullanılması ve korunması konusunda üzerine düşen küresel ve bölgesel sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini söyleyen Yumaklı, son çeyrek asırda su kaynaklarını daha iyi yönetmek için yasal reformlar ve altyapı yatırımları yaptıklarını dile getirdi.
Yumaklı, bu kapsamda Su Verimliliği Seferberliği’ni başlattıklarına dikkati çekerek şunları ifade etti:
“Bu seferberlikte 4 temel amaç belirledik. Birincisi, su kayıplarının azaltılması için yağmur suyu hasadı, gri su kullanımı, arıtılmış atık suların yeniden kullanımı gibi yöntemlerle alternatif su kaynaklarının kullanımı. İkincisi, tarımda, sanayide, bireysel su kullanımlarında verimli teknolojilerin kullanımı ve bilinçli üretimin yaygınlaştırılması. Üçüncüsü, bireysel su kullanım alışkanlıklarının iyileştirilmesi ki bunların içine toplumun her kesiminden insanların katılımını sağlamak amacıyla okullarımızı dahil ederek devam ettik. Dördüncüsü, ‘Suyumuza Sahip Çıkalım’ temasıyla her bir paydaşımızı ve bütün su kullanıcılarını, çalıştaylar, eğitimler, farkındalığı artırıcı yayınlar gibi etkinliklerle bu konunun farkında olmaya davet ediyoruz.”
“Türkiye, dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında”
Bakan Yumaklı, ülkedeki ölçümler veya istatistiklere göre, tarım kesiminin suyun yüzde 77’sini kullandığını belirterek, Tarım Kanunu’nda değişikliğe giderek tarımsal üretim planlamasını suyu merkeze alarak yapma konusunu milli bir pozisyon haline getirdiklerini söyledi.
Türkiye’nin, suyun ülkeleri ve insanları ayırdığına değil birleştirdiğine inandığını dile getiren Yumaklı, “Bu anlayışla, su alanındaki çalışmalarımızı sınırlarımız ötesinde de sürdürüyoruz. Su sorunları ve krizler karşısında ortak bir sorumluluğu paylaştığımızın ve beraber harekete geçmemiz gerektiğinin altını bir kez daha çizmek isterim. Türkiye, dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında geliyor. Bu yardımlar içinde su alanında gerçekleştirilen yardım faaliyetleri de var.” dedi.
Yumaklı, küresel olarak 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşılması hedefiyle Afrika ülkeleri başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerindeki çok sayıda ülkeye su sektöründe eğitim, mali ve teknik yardım sağladıklarını vurguladı.
“Komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılmasına büyük önem veriyoruz”
Bakan Yumaklı, suyun sınırları aştığına işaret ederek, Türkiye’nin 5 sınır aşan nehir havzasına sahip olduğunu ve bu havzadaki su kaynaklarının ülkedeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu söyledi.
Yumaklı, “Hem yukarı hem de aşağı kıyıdaş ülke konumundaki bir ülke olarak komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılması esasıyla diyaloğumuzu ve işbirliğimizi sürdürmeye büyük önem veriyoruz. Sınır aşan sular alanında işbirliği, her bir nehir havzası için bilimsel gerçekler, havzanın kendine özgü özellikleri ve ihtiyaçlar dikkate alınarak kıyıdaş ülkeler arasında özel çözümler üretilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir.” diye konuştu.
Sınır aşan su kaynaklarının tüm havza ülkeleri tarafından adil kullanımının büyük önem taşıdığını belirten Yumaklı, sınır aşan havzalardaki su kaynaklarının korunması ve kullanılması için karşılıklı fayda esasına dayanılarak bilgi, deneyim ve teknoloji transferiyle işbirliği yapıldığını ve ortak teknik projeler geliştirildiğini kaydetti.
Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon da Türkiye’yi ve İstanbul’u çok sevdiklerini dile getirerek, burada olmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Konuşmaların ardından Yumaklı ile Fauchon tarafından işbirliği mutabakat zaptı imzalandı.
]]>Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır ziyaretleri sonrası Türkiye’ye dönüşte uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iki yıl aradan sonra ilk defa Batılı bir gazeteciye verdiği röportajda, Türkiye’nin arabuluculuğunda Ukrayna ile yaşananları anlatırken “Tam anlaşmaya varıyorduk İngiltere Başbakanı Boris Johnson girdi devreye. Ukrayna’yı yanlış yönlendirdi ve barış olmadı.” sözleri hatırlatılan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Sayın Putin’in bu açıklamalarında açık söylemem gerekirse samimiyet var. İstanbul süreci diye değerlendireceğimiz bu görüşmelerde bizler, her türlü samimi adımları attık. Bu konuda ilgili Bakan arkadaşlarım Rusya tarafıyla görüşmelerini yaptılar. Biz sonuç odaklı çalıştık ancak barış bir şekilde tesis edilemedi. Fakat biz, buradan netice alamadık diye bırakıp gidemeyiz. Barış arayışının peşini bırakmayacağız.”
“Barışa hizmet eden somut sonuçları biz sağladık”
Barışın sağlanması için ellerinden ne geliyorsa yapmaya devam edeceklerini belirten Erdoğan, “İngiltere’nin eski Başbakanı Boris Johnson barış çabalarından elini çekmeden önce beraber çalışmalar yaptık, çabalarımıza devam ettik, olmadı. Geçenlerde İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron ziyaretimize geldi, onunla da bu meseleleri ele aldık. Sayın Putin’in bu süreç içerisinde bizimle birebir görüş alışverişi olur veya Rusya’nın ilgili bakanları burada ayrıca devreye girerlerse onlarla da bu süreci takip eder, netice almaya çalışırız.” ifadelerini kullandı.
“Şu ana kadar Ukrayna-Rusya savaşında barışa hizmet eden somut sonuçları biz sağladık.” diyen Erdoğan, esir takasından tahıl koridoruna kadar birçok önemli gelişme yaşandığına dikkati çekti.
Tarafları Türkiye’de birden fazla kez buluşturduklarına işaret eden Erdoğan, “Bunu yine yapabilir ve dış etkilerden arındırılmış, çözüm odaklı bir süreç yönetimi ile barışın kapısını aralayabiliriz.” çağrısında bulundu.
Rusya Devlet Başkanı Putin ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’le yaptıkları görüşmelerde bu arayışlarını sürdürdüklerini bildiren Erdoğan, “Biz en başından itibaren adil barışın savaştan daha iyi olduğunu savunuyor ve bütün adımlarımızı bu anlayışla atmaya gayret ediyoruz. Yeter ki barışı isteyelim, oraya ulaşan bir yolu muhakkak buluruz.” diye konuştu.
Türkiye-ABD ilişkileri
“Türkiye’nin, İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesinin ardından Ankara-Washington arasında olumlu bir atmosferden söz edebilir miyiz? Eğer öyleyse bu olumlu havanın FETÖ, PKK/YPG, S-400, F-35 gibi ihtilaflı meselelere de pozitif bir yansıması olur mu?” sorusuna ise Erdoğan, “ABD ile aramızda bu son attığımız adımlar neticesinde olumlu bazı gelişmelerden söz edebiliriz.” yanıtını verdi.
Şu anda Kongre’deki havanın olumlu olduğunu, aynı şekilde Senato’dan da olumlu sesler geldiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
“ABD ile benzer düşündüğümüz ya da üzerinde uzlaştığımız konuların sayısı artıyor diyebiliriz. Şu anda olumsuz bir gidiş yok, tam aksine olumlu bir gelişme var. Bu konuyla ilgili olarak ilgili bakanlar da bizdeki muhataplarına olumlu gelişmelerin olduğunu söylüyorlar. Gerek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a, gerek MİT Başkanı İbrahim Kalın’a, gerek Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanımız Akif Çağatay Kılıç’a bu konularda bu bilgileri veriyorlar. ‘Biz elimizden geleni yapıyoruz. Sayın Biden’ın ıslak imzalı mektubunu burada gördünüz.’ diyorlar. Biz de ‘Bizim de ıslak imzalı onay belgesini gördünüz. Hepsinden öte parlamentomuzdan çıkan kararı duydunuz ve bize de teşekkür üstüne teşekkürler ettiniz. Biz bundan sonrasını sizden bekliyoruz.’ dedik ve yola devam ediyoruz. Aynı şekilde İsveç Başbakanının bizi arayarak bu konudaki teşekkürü, attığımız adımın olumlu istikamette gittiğinin işaretidir.”
Deprem bölgesindeki çalışmalar
Üzerinden bir yıl geçen 6 Şubat depremlerinin ardından yaraların sarılması, konutların, şehirlerin yeniden inşa ve ihyası anlamında gelinen noktaya ilişkin değerlendirmeleri sorulan Erdoğan, deprem bölgesine yaptıkları ziyaretlerde vatandaşların, iktidarın kendilerini dışarıda bırakmadığını, sözünde durduğunu ifade ettiklerini anlattı.
Bölgede yapımı devam eden konutları tamamlamaya çalıştıklarını, yapımı tamamlanan konutları da sahiplerine teslim ettiklerini anımsatan Erdoğan, sözlerini tutarak, benzeri görülmemiş bir inşaat seferberliği başlattıklarını ortaya koyduklarını ifade etti.
Bunu muhalefetin de çok iyi bildiğini ifade eden Erdoğan, “Hatay’da geçen gün muhalefetin belediye başkanlarını, genel başkanlarını halk orada yuhaladı. Meydana bile sokmadı. ‘Biz size inanmıyoruz. Siz bizi aldattınız. Şimdi utanmadan yine karşımıza çıkıyorsunuz.’ dediler. Bölgede konutları, köy evlerini, ahırları peyderpey yapmaya devam ediyoruz. İnşallah bitirdikçe de bunları vatandaşlarımıza teslim ediyoruz.” diye konuştu.
Konutların alt yapısıyla, üst yapısıyla güven verdiğini dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:
“Depremzede kardeşlerimizi en kısa sürede güvenli, huzurlu ve dayanıklı yuvalarına kavuşturmak için gece-gündüz koşturuyoruz. Sadece ziyaret ettiğimiz 5 ilimizde, kuralarını çekerek hak sahiplerine teslim ettiğimiz konut ve köy evi sayısı 31 binin üzerindedir. İnşallah 2 ay içinde deprem bölgesi genelinde 75 bin konutun teslimini gerçekleştireceğiz. Takip eden dönemde de her ay 15-20 bin civarında konut ve köy evini hak sahipleriyle buluşturacağız. Böylece temel atmanın üzerinden bir sene geçmeden inşaatları bitirme sözümüzü önemli ölçüde yerine getirmiş olacağız. Yıl sonuna kadar hedefimiz, 200 bin evi vatandaşlarımıza teslim etmektir. Ardından bu sayıyı süratle 390 bine ulaştıracağız. Yola devam ediyoruz. Hedefimiz, halkımıza hizmetlerimizi daha etkin bir biçimde ulaştırabilmek için yerel yönetimlerde halkımızın desteğiyle çok ciddi bir başarı kazanmak. Buralarda da çalışmalarımızı en güzel şekilde sürdürüyoruz.”
Erzincan’da maden ocağındaki toprak kayması
Erzincan’daki altın madeninde meydana gelen toprak kaymasına ilişkin değerlendirmeleri sorulan Erdoğan, madende büyük boyutta bir heyelan yaşandığını, 600 civarında madencinin çalıştığı bu yerde 9 vatandaşın şu anda toprak altında olduğunu hatırlatarak, arama kurtarma çalışmalarının devam ettiğini söyledi.
İlk andan itibaren Erzincan Valisi’nin bölgede bulunduğunu, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın bizzat AFAD’la birlikte olaya müdahil olduğunu belirten Erdoğan, kendileriyle BAE’ye gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ı da olay yerine geçmesinin faydalı olacağını düşünerek hızlıca bölgeye gönderdiklerini anlattı.
Bugün itibarıyla İçişleri ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlarının olayları yakından takip ederek çalışmaların koordinesini üstlendiğini bildiren Erdoğan, “Bu heyelanın teknik incelemeleri, soruşturmaları başladı. Soruşturmaların neticesine göre adımlar mutlaka atılacaktır. Bu aşamada önceliğimiz madencilerimize ulaşabilmek.” dedi.
“Öyle veya böyle ne yaparlarsa yapsınlar, her şey olacağına varacak”
Seçimler yaklaşırken farklı yapıdaki terör örgütlerinin saldırılar gerçekleştirdiğini söyleyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bunlar her dönem, her seçim öncesi maalesef yaşadığımız olaylar. Öyle veya böyle ne yaparlarsa yapsınlar, her şey olacağına varacak. Şurada seçimlere 2 ay bile yok. Artık geri sayım başladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında çok açık, net bazı hususları ortaya koydu. Aynı kanaatleri ben de paylaşıyorum. Muhalefet, özellikle mülteci meselesini gündeme getiriyor. Bunların hiçbirinden onlara ekmek çıkmaz, boşuna uğraşıyorlar. 31 Mart kesinlikle bazılarının siyaset sahnesinden tamamen silindiğini göreceğimiz gün olacaktır. Nasıl ki 28 Mayıs’ta bazıları silindiyse, bazıları şu anda yarım yamalak ayakta durmaya çalışıyorsa, bunların neticesi de benzer olacak.”
Teşkilatlarıyla yoğun bir şekilde gerek büyükşehirlerde gerek illerde, ilçelerde Cumhur İttifakı olarak çalışmalarını yaptıklarını kaydeden Erdoğan, şimdi de meclis üyeleriyle ilgili çalışmaların da Ankara’da genel başkan vekilleriyle yürütüldüğünü bildirdi.
“İnşallah biz de kendilerine katılacağız.” diyen Erdoğan, “Malum benim Samsun mitingim var. Samsun bizim için çok çok önemli. Ondan sonra Giresun, Ordu mitinglerimizi yapacağız. Böylece Karadeniz’i şöyle bir toparlayalım istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
“FETÖ bataklığını kuruttuk, sinekleri temizleme işimiz devam ediyor”
FETÖ’yle irtibatlı olduğu gerekçesiyle ihraç edilen 450 hakim ve savcının Danıştay 5. Dairesince göreve iade edildiği sürece ilişkin düşünceleri sorulan Erdoğan, “FETÖ denen bu şer şebekesinin, terör yapılanmasının belini kırdık. FETÖ bataklığını kuruttuk ancak sinekleri temizleme işimiz daha devam ediyor.” dedi.
FETÖ’nün iç yüzünü anlatmaya, onlarla her alanda mücadele etmeye devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
“Mücadelemiz bitmiş değil. Son kukla da Türkiye’ye zarar veremez hale getirilene kadar devam edeceğiz. Yüzlerindeki değişik maskeleri yırtıp atıyoruz ve bunlar böylece meydana çıkıyor. Her kılığa giren bu iradesiz şarlatanların ensesinde olacağız. Fakat Danıştay’ın aldığı bu karara da sessiz kalmamız mümkün değil. Nasıl ki Anayasa Mahkemesi’nin aldığı bazı garip kararlarda Cumhur İttifakı olarak tepkisiz kalmıyorsak, bunda da sessiz kalamayız. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu kararları hazmedemiyorum. Danıştay zaman zaman yapıyor, bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama Anayasa Mahkemesi’nin sık sık bu tür kararları alması bizi ciddi manada rahatsız ediyor. Mesela Anayasa Mahkemesi bir de BTK’yla ilgili bir karar almış. Hani bunun neresinden gireceksin? Nasıl böyle bir karar alınır? Biz de bu işin üzerine üzerine gidiyoruz, gideceğiz. Danıştay’da da bu işin yine aynı şekilde takipçisi olacağız.”
(Bitti)
]]>DÜNYANIN en prestijli robot savaşları liglerinden olan ‘NHRL’de (National Havoc Robot League), Türkiye’den ilk kez liseli 2 genç ‘Hilal’ adını verdikleri robotla yarıştı. Bahçeşehir Koleji öğrencileri Alper Saraç ve Tuna Erhanoğlu, yarışmada Türkiye’yi temsil etti. ‘İstanbul Combat Robotics’ takımı, ABD’de düzenlenen ve 70 ülkeden katılımcının yer aldığı yarışmaya ‘en genç ekip’ ünvanıyla adını yazdırdı.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Norwalk şehrinde 2018 yılından itibaren düzenlenen ve dünyanın en büyük, en prestijli robot savaşları ligi olarak görülen NHRL hem 150’den fazla ülkede izleyici kitlesiyle sosyal medya platformlarında 1 milyon kişi tarafından takip ediliyor. Bahçeşehir Koleji öğrencileri Alper Saraç ve Tuna Erhanoğlu, hayranı oldukları yarışmada hayal ettikleri robotu hazırlayarak Türkiye’yi temsil etti. Saraç ve Erhanoğlu, ‘İstanbul Combat Robotics’ takımıyla uluslararası arenada yer aldı. Amerika, İngiltere ve Hindistan gibi 70 farklı ülkeden katılımın olduğu ‘NHRL’ yarışmasında, Türkiye’yi ilk kez ‘Hilal’ adını verdikleri robotlarıyla liseli gençler temsil etti.
‘ULUSLARARASI ARENADA TEMSİL ETMEK İÇİN ÇALIŞMAYA BAŞLADIM’
Bahçeşehir Koleji Nakkaştepe 50. Yıl Kampüsü Fentek 11’inci sınıf öğrencisi Alper Saraç, robot savaşlarını ilk izlediği andan itibaren katılmayı istediğini ancak yeterince robotik bilgiye sahip olmadığı için sadece hayal olarak kaldığını söyledi. Saraç, hayallerini gerçekleştirme serüvenini ise şöyle anlattı:
“Robot yapımı hakkında donanımlı değildim. 9. ve 10. sınıfta okulumuzun FRC (First Robotics Competition) takımında çalışarak kendimi geliştirdim. Kendi robotumu geliştirebilecek düzeye geldiğimde ilk işim ülkemizde bu tür bir yarışma düzenlenip düzenlenmediğini araştırmak oldu. Ancak robot savaşlarının ülkemizde yapılmadığını öğrendim. Bu nedenle çocukluğumdan beri takip ettiğim NHRL robot savaşlarına katılmaya karar verdim. Türkiye’yi uluslararası arenada temsil etmek için çalışmaya başladım.”
GÜNDE 15 SAAT ÇALIŞARAK KENDİ ROBOTLARINI YAPTILAR
Aynı kampüste eğitim gören 12’nci sınıf öğrencisi Tuna Erhanoğlu ile ‘İstanbul Combat Robotics’ takımını kuran Alper Saraç, yaklaşık üç ay çalışmalarına sponsor aradı. Projelerine sponsor bulmalarının ardından bir yıllık çalışmanın sonunda ‘Hilal’ adını verdikleri robotlarını hazırladılar. Okulun FRC takımına katılımıyla robotlara olan ilgisinin daha da artığını ve bu sayede mühendislik konusunda birçok şey öğrendiğini söyleyen Tuna Erhanoğlu, “Robot savaşlarına ilgim vardı. Ama bir gün kendi savaş robotumu yapmayı düşünmüyordum. Alper ile bir robot yapmaya ve yarışmaya katılmaya karar verdik. Hangi ağırlık sınıfında ve türde robot yapacağımızı kararlaştırdıktan sonra okulumuzun da desteğiyle çalışmalarımıza başladık. Son haftalarda 15 saat aralıksız çalışarak bütün hazırlıkları tamamladık. 20 Ocak’ta Amerika’da National Havoc Robot League (NHRL) yarışmasına katıldığımızda her şey rüya gibiydi. Hayallerimizi gerçekleştirmenin yanı sıra Türkiye’den katılan ilk takım olmak gurur vericiydi” ifadelerini kullandı.
‘İLK SAVAŞ ROBOTUMUZ, LİGİN EN İYİ ROBOTLARIYLA BENZER SEVİYEDEYDİ’
Güçlü rakiplerle karşı karşıya kaldıklarını ancak uluslararası arenada en genç takım olarak 5.4 kiloluk savaş robotlarıyla sergiledikleri performansla yarışmacıların ve seyircilerin takdirini kazandıklarını söyleyen Alper Saraç, “Daha önce de ünlü ‘Battle Bots’ şovuna katılmış olan Glenn Boxell ve 12 yıllık deneyime sahip NHRL liginin önde gelen ismi Zack Knight ile yarıştık. Maalesef, sporun en iyileriyle karşılaşmamız finale gitmemizi engelledi. Ama yaş sınırının olmadığı bu yarışmada Türk gençlerinin ilk savaş robotuyla ligin en iyi robotlarıyla benzer seviyede olmasına da bir hayli şaşırdılar. Bir derece elde edemediğimiz için üzgünüz ancak hayran olduğumuz bir yarışın içinde olabildiğimiz için, en önemlisi de ülkemizi ilk temsil eden takım olduğumuz için son derece gururluyuz. İleriki yarışlarda yeniden yarışmayı planlıyoruz” diye konuştu.
]]>Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamada bulunan Buruk, Türkiye Kupası’na önem verdiklerini belirterek, “Kupayı en çok kazanan takımız. Hedefimiz tekrar bu kupayı kazanmak. Bu maçta erken ve şanssız bir gol yedik. Devamlı reaksiyon gösterdik. Attığımız goller var. Çok fazla pozisyona girdik. Attığımız şut ile golün oranı biraz düşük ama güzel bir galibiyet oldu. Karşımızda futbol oynamaya çalışan iyi bir takım vardı. Bu anlamda Ümraniyespor’u kutlamak istiyorum.” dedi.
Okan Buruk, müsabakada planlarını uygulamaya koyduklarını anlatarak, “Dakikaları doğru dağıttık. Oyuna giren genç oyuncularımız oldu. Farklı mevkilerde oynayan oyuncularımız oldu. Baktığımızda hem turu geçmek hem oyunu istediğimiz gibi götürmek hem de sakatlıksız bir maç olması bizim için önemliydi. O anlamda mutluyuz. Sanchez, uzun aradan sonra döndü. Icardi de döndü. O da sabah ilk antrenmanına çıktı. Sadece Oliveira sakat. Onun yanında milli takımlarda bulunan iki oyuncumuz eksik. Bu süreçte genç oyuncularımız bize olumlu sinyaller verdi.” diye konuştu.
Davinson Sanchez için hazırladıkları programa uyduklarını anlatan Buruk, “Aslında onunla ilgili çok fazla bilgi kirliliği vardı. Davinson’un programı zaten böyleydi. Artık oynayabilecek durumda.” ifadelerini kullandı.
Bu sezon ilk kez 11’de görev verdikleri Eyüp Aydın’ın performansından memnun kaldığını aktaran Buruk, ağrıları nedeniyle Kaan Ayhan’ı maçta görevlendiremediklerini dile getirdi.
Okan Buruk, savunma oyuncuları Victor Nelsson ve Abdülkerim Bardakcı’ya yönelik basında yer alan transfer haberlerinin sorulması üzerine, “Nelsson’a teklif gelip gelmediği konusunda bilgim yok. Bu tür haberler çıkabiliyor. Abdülkerim’in Milan haberi çıktı. Nelsson’un Napoli haberi çıktı. Bunlar iyi oyuncular, iyi oynuyorlar. Avrupa’da pazarı, piyasası olan oyuncular. Bu tür istekler olabilir. Bana ulaşan bir şey yok.” değerlendirmesinde bulundu.
“Barış konusunda şanslıyım”
Tecrübeli teknik adam, bugün sağ bekte görev verdiği Barış Alper Yılmaz’ın iyi mücadele ettiğini vurgulayarak, “Barış konusunda şanslıyım. ‘Kaleye geç’ desek, ‘Tamam hocam yaparım.’ deyip kaleye geçecek. Oynadığı her mevkide de en iyisini yapmaya çalışıyor. İyi işler de yapıyor. Bugün iki kaleye de gol attı. Gerçekten ofansif anlamda da takıma çok şey kattı. Barış’ın oynadığı mevkilerden değerinin ne kadar arttığını daha net görebilirsiniz.” diye konuştu.
Okan Buruk, Mauro Icardi’nin Trabzonspor maçında oynayıp oynamayacağına yönelik soruya, “Icardi ilk antrenmanına çıktı. Cuma ve cumartesiye bakacağız. Onunla ilgili net kararımızı vereceğiz. Yine orada birçok seçeneğimiz var. Icardi de onlardan biri olacak. İleri uçtaki oyuncumuza cumartesi günü son antrenmanda karar vereceğiz.” cevabını verdi.
“Eksikliğimiz sol bek”
Okan Buruk, transfer çalışmalarıyla ilgili bir soru üzerine, şunları kaydetti:
“Sol beke bir oyuncu takviyesi yapacağız. Bu yerli de yabancı da olabilir. Sona yaklaştığımız bir şey yok ama belirlediğimiz, istediğimiz, görüştüğümüz oyuncular var. Diğer bölgeler konusunda ise şu an elimizde oyuncular var. Şu anda ilk düşüncemiz maçlarımızı elimizdeki oyuncularla oynayabilmek. Eksikliğimiz sol bek. Bu sezon 9 yeni oyuncu geldi. Hepsinden verim almaya çalışıyoruz. İyi oyunculara sahibiz. Bazılarından daha az, bazılarından daha fazla verim aldık. Elimizdeki oyunculardan en iyi verimi almaya çalışacağız ama değişim her zaman olabilir.”
Tecrübeli teknik adam, geniş bir kadroya sahip olmalarına rağmen sakatlıklar nedeniyle son dönemde sorun yaşadıklarını anlatarak, “O yüzden bizim gibi üç kulvarda oynayan takımlar için geniş kadro çok önemli. Burada oyuncuların hazır gelip gelmemesi de önem taşıyor. Kaliteli oyuncular aldık. Herkes ‘Galatasaray, Premier Lig’e yakın bir kadro kurdu.’ diye övgüler yağdırdı. Bu kadroyu en iyi şekilde yarıştırmaya çalışıyoruz. Avrupa’da devam ediyoruz. Ligdeki şampiyonluk yarışımız devam ediyor. Türkiye Kupası’nda bu maçta kazandık. O yüzden geniş bir kadroya bundan sonra da ihtiyacımız olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Esrarengiz türlerin çoğu, bir yanardağın tepesi ya da Antarktika’daki kayalar gibi beklenmedik yerlerde bulundu.
Bilim insanları, yeni türlerin acilen korunması gerektiğini ve en az birinin muhtemelen neslinin tükenmiş olabileceğini söylüyor.
Tanımlanmamış bitkilerin yaklaşık dörtte üçü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Araştırmacılar, 2023 yılında yeni keşfedilen ilk 10 türün, doğal dünyanın güzelliğini ve mucizesini yansıttığını ve biyoçeşitliliğin kayba uğraması ve iklim değişikliğinin tehlikelerine dair kesin bir uyarı olduğunu söylüyor.
Araştırmanın lideri Dr. Martin Cheek, bir türe bilimsel bir isim verilmesinin, koruma önlemlerinin alınması ve insanlık için potansiyel kullanım alanlarının araştırılması yolunda ilk adım olduğunu söyledi.
Cheek, “Kimsenin bilmediği yeni bir tür bulduğunuzu fark ettiğinizde yaşadığınız şaşkınlık duygusu, hayatı yaşamaya değer kılan bir şey ve çok heyecan verici” dedi.
Kew Botanik Bahçeleri’nin 2023’te keşfettiği 10 yeni bitki türü şunlar:
Üç yeni Antarktika mantarı
Antarktika çiçekli bitkilerden hemen hemen yoksun bir kıta; ama likenler çıplak kayalıkların olduğu küçük alanlarda tutunabiliyor.
Mevcut tüm mantar türlerinin sadece yüzde 5-10’u biliniyor. Bu türler yalnızca keşfedilmemiş uzak bölgelerde değil, gezegenin her yerinde bulunuyor.
Kew’de mantar uzmanı Dr. Raquel Pino-Bodas, bu inanılmaz çeşitlilik arasında “bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunlardan bazılarına doğal çözümler bulmamıza yardımcı olabilecek yeni gıda kaynakları, ilaçlar ve diğer yararlı aktif bileşikler keşfetmemiz kaçınılmaz” dedi.
Bir volkanın zirvesinde bulunan orkide
Muhteşem parlak kırmızı çiçeklere sahip bitki, Endonezya’nın Waigeo adasında sönmüş bir volkan olan Nok Dağı’nın zirvesinde bulundu.
Yeraltında yetişen palmiye
Pinanga subterranea olarak adlandırılan palmiye, Güney Doğu Asya’daki Borneo adasında bulundu.
Palmiyenin parlak kırmızı meyveleri ve çiçeklerinin büyük kısmı yeraltına gömülü.
Mozambik’te etobur bitki
Nane ailesinden olan bu ilginç bitki (Crepidorhopalon droseroides), yapışkan tüylerini kullanarak böcekleri çekip yakalıyor vesindirebiliyor, ancak diğer etobur bitkilerle ilgisi yok.
Dr. Cheek, “Önümüzdeki birkaç yıl içinde bilimsel olarak etçil olduğunun kanıtlanacağına bahse girerim ve bu doğrulanırsa, etobur bitkilerin evriminin kaydedildiği yeni bir durum olacak” dedi.
Yeraltında yaşayan iki ağaç türü
Orta Afrika’daki Angola’nın güneyinde, Kalahari Çölü uzantısında kum altında yetişen ağaçlar keşfedildi.
Yüzeyde ise sadece çiçekler ve birkaç yaprak görülebiliyor.
Baphia arenicola ya da “kum üzerinde büyüyen” olarak bilinen ağaçlardan biri fasulye ailesine ait ve beyaz çiçekleri var. İkincisi Cochlospermum adjanyae ise parlak sarı çiçeklere sahip.
Dr. Cheek, “Bu bilim insanları için büyük bir merak konusu ve işte bu çok küçük ama çok ilginç yeraltı ormanlarının iki yeni türü” dedi.
Madagaskar adasında yeni bir orkide
Bu yeni orkidenin, ziyaretçilerin ilgisini çeken ve miğfer vanga olarak bilinen mavi gagalı garip ve güzel bir kuş sayesinde hayatta kaldığı düşünülüyor.
Köylüler kuşun yaşadığı ormanlık alanları koruyarak, soluk yarı saydam çiçekleri olan orkidelerin yaşam alanlarını korumuşlar.
Diğer keşifler arasında şu bitkiler var:
– Güney Kore’de gıda atıkları üzerinde büyüyen mantarlar
– Tayland’da menekşe benzeri bir çiçek
– Güney Afrika’da indigo taşıyan bir bitki
Bilim insanları her yıl ortalama 2.500 yeni bitki türü ve 2.500 yeni mantar türü keşfedip isim veriyor. Henüz resmi olarak tanımlanmamış 100.000 kadar bitki olduğu tahmin ediliyor.
Mantarlar için bu rakam çok daha yüksek.
]]>Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliğince kırmızı listeye alınarak neslinin tükendiğine inanılan, SHOAL adlı Doğa Koruma Örgütünce dünyanın en çok aranan 10 balık türü arasında yer alan leopar sazanının tespiti için Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Cüneyt Kaya ve Dr. Öğr. Üyesi Münevver Oral, 3 ay önce çalışma başlattı.
Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü ile Şırnak Tarım ve Orman Müdürlüğü işbirliğiyle yapılan arama çalışmaları sonucunda, balıkçı Mehmet Ülkü’nün de desteği ile 50 santimetrelik 2 kilogram ağırlığında siyah benekli balık yakalandı. Yapılan inceleme sonucu, yakalanan balığın leopar sazanı olduğu tespit edildi.
Doç. Dr. Kaya, AA muhabirine, proje kapsamında öncelikle leopar sazanını arayacakları noktaları tespit ettiklerini söyledi.
Leopar sazanını Ilısu Barajı’nın aşağı kesimlerinde aradıklarını belirten Kaya, “Hasankeyf civarlarında aşağı kesimlerinde aramaya başladık. Cizre dolaylarında mümkün mertebe aşağı, hatta sınıra gittik. Irak sınırı, Suriye sınırı civarında aramalarda bulunduk. Bizim için en ideal nokta olduğuna kanaat getirdik. Bölgeden ayrıldıktan sonra irtibat halinde olduğumuz, gerçekten bu olayı bilinçli bir şekilde hedefine koyan balıkçımız Mehmet Ülkü’nün desteğiyle balığı bulmuş olduk.” dedi.
Kaya, aynı gün ikinci balığın da bulunduğunu, bu gelişmenin popülasyon adına sevindirici olduğunu vurgulayarak, “Yıllardır aranan ve bulunamayan balık, aynı gün ikinci balığı da buluyorsunuz. Gerçekten çok şaşırtıcı bir şeydi bizim için. Her iki bireyden biri 20 santim, biri 50 santim Dicle Nehri’ne, kendi ana yurtlarına salmış olduk.” diye konuştu.
Nesli tükenen balıkların yer aldığı kırmızı listede şu an için Türkiye’den tür bulunmadığını ifade eden Kaya, şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye dosyası şu aşamada kapandı mevcut listeye göre. Listeden iki tür azaldığı için bunun yerine iki tür daha koyacaklardır. Türkiye’den tercih yaparlar mı bilemiyorum ama bizim tavsiyelerimiz var. Türkiye’den halen kayıp olan bazı türlerimiz var. Bunların da önemini biz vurguladık. Eğer Türkiye’den yeni türler listeye alınırsa gönüllü olup arama çalışmalarına devam edeceğiz.”
Kaya, listede yer alan “Batman bantlı çöpçü balığı”nı, 2021’in sonlarında Sason Çayı’nda bulduklarını da anımsattı.
Dr. Öğr. Üyesi Münevver Oral ise her iki türü de bulmanın sevincini yaşadıklarını dile getirdi.
Üç ay süren yoğun arazi çalışmalarına bölge halkının da destek verdiğini anlatan Oral, şunları kaydetti:
“İngiltere ve Amerika’daki iki doğa koruma örgütü ile ortaklaşa çalışma yürüttük. Amacımız balık refahına zarar vermeden mümkün mertebe doğadan balığı çıkarmadan, nehirden örneklerimizi almak. Morfolojik ölçümlerimiz adını verdiğimiz balığın dış eksenler, gerek boy ve ağırlık ölçülerini aldıktan sonra küçük de bir doku aldık. Balığın yüzmesini en az etkileyeceğini bildiğimiz karın yüzgecinden küçük bir parça aldık ve bunu DNA örnekleri ekstrakte etmek üzere kullanacağız. Çünkü balığa ait gen bankasında kaynak var, ama parçalı var. Dolayısıyla kullanılabilir ölçüde değil. Bizim yükleyeceğimiz örneklerden, yapacağımız analizlerden sonra bu türü de gen bankasına ve uluslararası literatüre kazandırmış olacağız.”
]]>Partisinin İl Başkanlığınca, Kocaeli Kongre Merkezi’nde düzenlenen İl Divan Toplantısı’nda konuşan Aydal, Kocaeli’ye büyük bir inançla geldiğini belirterek, belediye başkanı adaylığının son 3-5 günlük karar olmadığını aktardı.
Necmettin Erbakan’ın “Türkiye’yi sanayileştirme” arzusu bulunduğuna, kendisinin de Türkiye’de sanayinin en çok bulunduğu bölgeye hizmet etme düşüncesi olduğuna değinen Aydal, Kocaeli’nin geçmiş yirmi yılında her sektördeki değişimlerini zaten bildiğini, kurdukları heyetle tüm ilçelerin sorunlarını ele aldıklarını kaydetti.
Seçilmesi halinde halkın önceliklerine göre hareket edeceğini dile getiren Aydal, büyük kitleleri, gençleri etkileyen projelerle toplumun yararına olan noktalardan işe başlayacaklarını vurguladı.
“Para varken herkes bir türlü harcar. Önemli olan para yokken bu kaynaklara nasıl ulaşacaksınız? Kocaeli’de çok adil bir düzen kuracağımızı, var olan imkanları halkın genelinin faydasına sıralamayla yapacağımızdan emin olunuz. Eğer ki bize verilen yetki ve imkanlarda adil olamıyorsak buraya çıkıp adil bir düzenden, adil bir idareden söz etmemeliyiz.” diyen Aydal, kamu ve özel sektörde edindiği tecrübeyi aktarmaya geldiğini söyledi.
Aydal, şöyle konuştu:
“Tüm ilçelerde ortaya çıkan yüzlerce sorun vardır ama en çok yirmi beş şikayet edilen şeylerin listesini çıkardık. Hangi ilçede, halk en çok neden şikayet etmiş? Bunlar hazır. Eğer siz bu tür hazırlıkları yapmamışsanız bir çözüm de bulamazsınız. Aylardır, halen İstanbul Belediyesi’nde çalışan ve kent bilgi sistemiyle uğraşan beş arkadaşla çalışıyorum, buradaki problemlerin nasıl çözülebileceğine dair fikir yürütüyoruz. Yani siz sanmayın ki işte bir karar verdi Sayın Genel Başkanımız. Dün karar verdi. Bugün de ben aday oldum. Hayır. Biz hazırlıklı geliyoruz. Beklentimiz çok basit. Bu adam deniz kıyısında oturabilir, gezebilirdi. Dünyada görmediği yer kalmamış. Rahatına bakabilirdi. Hizmet için buradayım, var olma sebebimiz bu… ‘Bu adamın burada ne işi var? Kocaelili olsaydı iyi olurdu.’ diyenler var. ya Allah aşkına Kocaeli’de gerçekten Kocaelili var mı? Yok. Burada doğmuşların bile atasına baktığında ya Rizeli ya Giresunlu ya Trabzonlu bir yerlerden bağlantısı var. Kaldı ki ben devlete hizmet ederken ‘sadece Malatyalıya hizmet etmeliyim’ dedim mi? ya da isteseydim Malatya Belediye Başkan adayı olamaz mıydım? Biz devletin çıkarını düşündük. Biz Türkiye’de can damarlarından biri olan Kocaeli’yi düşündük. Rahmetli hocamın tavsiyesi üzerinedir ‘Sanayiyi kalkındırmaya mecburuz’. Ama bunun bir diğer anlamı ‘sanayi ne yaparsa yapsın yol vereceğiz’ anlamına değildir. Havayı kirletecek, ‘susacağız’ anlamında değildir. Biz sanayinin bütün ihtiyaçları için önünü açmaya mecburuz. Onlara eleman yetiştirmek için elimizden gelen her gayreti ve her tekniği kullanmaya mecburuz. Ama onların da o hepimizin yaşadığı Kocaeli’de havayı, toprağı kirletmeye hakları yok. Çünkü biz yarınları çocuklarımızdan borç aldık. Bu tertemiz iklimi biz mutlaka temiz bir biçimde gelecekteki kuşaklarımıza vermeliyiz.”
Depreme yönelik projeleri olduğuna, can kaybını önleyecek sistem geliştireceklerine, deprem öncesi jeotermal sıcaklık artışından, gaz çıkışlarını kontrol altında tutarak deprem erken uyarı sistemi kuracaklarına da değinen Aydal, “Bedeli ne olursa olsun Kocaeli Belediyesi olarak ödeyeceğiz. Çünkü neden? Kocaeli, Bursa ve İstanbul, Türkiye ekonomisinin yüzde yetmişidir. Burada olan bir şey Türkiye’yi etkiler. Biz önce insanlarımızı kurtaracağız. Denenmiş bir teknikten bahsediyorum. ‘Olay sadece para, aman para kazandıracağım, cebinize para girecek’ değil, önce sizi yaşatacağız inşallah.” diye konuştu.
]]>Teklifin maddeleri üzerinde söz alan Saadet Partisi Ankara Milletvekili Mustafa Nedim Yamalı, devletlerin borç alabileceğini ancak Türkiye’de alınan borçların vadesi gelmiş borçların ve vadesi gelmiş faizlerin finansmanı için kullanıldığını savundu. Yamalı, “Borçlanma adeta vergi gelirlerinin yerini tutan finansal kaynak gibi düşünülmeye başlamıştır. Bu kötü bir finansal tercihtir.” dedi.
“Bu bütçe bir borç ve faiz bütçesidir.”diyen CHP Gaziantep Milletvekili Melih Meriç ise Türkiye’nin borcunun her geçen gün arttığını belirtti. Kasım 2023 itibarıyla Hazine’nin toplam borcunun 6,4 trilyon olduğunu anlatan Meriç, bireysel krediler ve kredi kartları dolayısıyla vatandaşın bankalara olan toplam borcunun da 2,6 trilyon liraya yükseldiğini kaydetti.
Vatandaşın zamanında ödeyememesi dolayısıyla icra takibi başlatılan borç tutarının 43,7 milyar liraya ulaştığını söyleyen Meriç, 1 milyon 90 bin kişiye banka borcu nedeniyle icra takibine başlandığını ileri sürdü. Meriç,”Türkiye’de 25 milyon aile var. Bu, ülkemizde her 25 aileden biri, bu yıl icralık oldu demektir.” diye konuştu.
AK Parti Bursa Milletvekili Şebnem Bursalı, terörle mücadelenin kararlılıkla devam edeceğini vurgulayarak, “Dostlarımız müsterih olsun, düşmanlarımızın yüreği korku dolsun. Bu vesileyle terörü, teröristi, her tür terör örgütleri ile bunlara destek veren kişi ve kuruluşları lanetliyorum.” ifadelerini kullandı.
2024 yılı bütçesiyle gençlerin daha aydınlık yarınlara ulaşmasını sağlayacaklarını anlatan Bursalı, güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum hedefine daha da yaklaşacaklarını; ülkenin birliğine beraberliğine, kardeşliğine uzanan ellere cevap vermeye ve gerekirse de o elleri kırmaya devam edeceklerini söyledi.
Şebnem Bursalı, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde kurulan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin, işi sadece hükümeti ve AK Parti’yi eleştirmek, hatta iftira atmak olan bir grubun kabusu olduğunu ve tüm yalanları belgeleriyle ortaya koyduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadınların iş gücüne katılım oranını yirmi bir yılda yüzde 27,9’dan yüzde 35,7’ye çıkaran AK Parti ama siz kadınların toplumsal hayattaki rolünün AK Parti döneminde azaldığını söylüyorsunuz; işte budur dezenformasyon. Türk Silahlı Kuvvetleri vatandaşlarımızın daha huzurlu bir ülkede yaşaması için terör örgütüne operasyon üzerine operasyon yapıyor ama siz kimyasal silah kullanıldığını iddia ediyorsunuz; Devrim arabasıyla başlayan 60 yıllık yerli ve milli otomobil hayali Togg’un üretimiyle gerçeğe dönüşüyor ama siz ‘Togg’lar İtalya’dan geliyor.’ diyorsunuz; milli muharip uçağımız KAAN’ın prototipi tamamlandı, vatandaşımızla buluştu, dosta güven, düşmana korkusu saldı ama siz ‘Yerli ve milli denilen uçağın kokpit kapağı temizlik sopasıyla destekleniyor.’ diyorsunuz; İstanbul Havalimanı açıldı, açıldığı günden beri de rekor üzerine rekor kırıyor, günlük ortalama uçuş sayısı 1500’ü geçiyor ama siz bu havalimanına ‘Milletin sırtında bir kambur, bütçede bir kara delik.’ diyorsunuz; işte budur dezenformasyon. Sözün özü, dezenformasyon kötüdür, iftira daha da kötüdür.”
“Devletin kurumları çöktü”
İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş, iktidarın politikalarını eleştirerek, başta hukuk olmak üzere devletin tüm kurumlarının çöktüğünü iddia etti. Karakaş, milletin enflasyon canavarı karşısında açlık içinde kaldığını ve Türkiye’de tam bir ekonomik afetin yaşandığını ileri sürdü. Karakaş, “Devletin tüm kurumlarının çivisi çıkmış durumda.” dedi.
Özelleştirmeleri de eleştiren Karakaş, hükümetin cumhuriyetin tüm kazanımlarını satarak iktidarın keyfini sürdürdüğünü ileri sürdü.
MHP Giresun Milletvekili Ertuğrul Gazi Konal, Türkiye’nin daha önce bir çok badireyi atlattığını, aynı şekilde ekonomi başta olmak üzere yaşanan diğer sorunları da aşacağına inandığını kaydetti.
Ulaşım sektöründe çalışan şoförlerin sorunlarını anlatan Konal, salgın sürecinde bir çok şoförün kontak kapatmak zorunda kaldığını söyledi.
Bu dönemde şoförlerin en çok etkilenen meslek gruplarından birisi olduğunu dile getiren Konal, yapılan araştırmalara göre gelecek dönemde şoför krizinin yaşanacağını, bu nedenle etkili ve kapsamlı politikalarının geliştirilmesi gerektiğini belirtti.
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Şahin, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına değinerek, şunları kaydetti:
“Gazze’de soykırım ve katliam yapılıyor. Birileri bu katliamı yapan İsrail’i ve destekçilerini bıraktı, katliama ve soykırıma en yüksek seviyede ve her alanda karşı çıkan Sayın Erdoğan’a karşı bir kampanya başlattı. Birleşmiş Milletler kürsüsü dahil olmak üzere, her alanda Filistin davasına sahip çıkan Recep Tayyip Erdoğan, nedense birileri tarafından hedefe konuldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın Filistin konusundaki yaptıklarından ve tavırlarından Gazzeliler memnun, Hamas memnun, Filistinliler memnun, dünya Müslümanları memnun, mazlumlar memnun, vicdanı olanlar memnun, Türk milleti memnun ama gel gelelim; İsrail memnun değil, destekçileri memnun değil, bu kampanyanın içinde yer alanlar memnun değil.”
Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sonrası katile “katil” dediği için birilerinin oyununu bozduğunu, birilerinin sözde Filistin tavırlarını ifşa ettiğini vurguladı.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, hükümetin vatandaşların acılarını kullanarak iktidar olduğunu iddia etti.
İktidarın her türlü hukuksuzluğu yaptığını ileri süren Baş, “Halk direnmeye devam ettikçe ayaklarınız titredi, çok korktunuz ama şimdi görüyorum ki sadece yüzde 2,5 oy fazla aldınız diye Kaf dağının tepesinde sanıyorsunuz.” dedi.
TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin maddeleri üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından birleşimi yarın saat 12.00’de toplanmak üzere kapattı.
2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’nin tümü üzerindeki siyasi parti grupları ve hükümet adına son konuşmalar ve oylamalar yarın yapılacak.
]]>