Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu toplantıları kapsamında yaptığı açıklamada, Gazze’ye Mısır üzerinden giden insani yardımlar için artık İsrail’in izninin beklenmemesi gerektiğini kaydetmiş ve ilgili ülkelerin tek taraflı adım atmaları önerisini gündeme getirmişti.
Son Türkiye ziyaretini Temmuz 2023’te gerçekleştiren Abbas, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine Ankara’ya gidecek.
Ziyaretin gerçekleşeceğini ilk duyuran kişi Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına katılan Filistin Dışişleri Bakanı Riyad Maliki oldu. Maliki, hafta sonu düzenlediği basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Abbas’ın sürekli iletişimde olduklarını, Ankara’da yüz yüze görüşme fırsatı bulacaklarını söyledi. Filistinli bakan, görüşmelerde Türkiye’nin Filistin’e desteğinin ele alınacağını, özellikle Gazze’ye yapılan yardımlar konusunun ele alınacağını kaydetti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 3 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nun kapanış basın toplantısında Abbas’ın ziyaretini teyit etti ve görüşmelerde İsrail-Hamas savaşının seyrinin ele alınacağını söyledi.
Fidan, “Ayrıca Filistinliler arası diyalog konusunda da gelişmeleri Cumhurbaşkanı’mız birinci elden kendisinden duymak istiyor. Ayrıca Türkiye’nin tavsiye ve telkinlerini de iletme imkanı bulacaklar bu çerçevede” ifadeleriyle Ankara’da yapılacak görüşmelerin içeriğini de duyurmuş oldu.
Gündemde ateşkes ve insani yardım var
Bakanı Fidan aynı basın toplantısında, ateşkes konusunda genel bir anlayış bulunduğunu ve anlaşmaya yakın olunduğunu kaydetti ve asıl dikkat çekilmesi gereken durumun Gazze’de giderek kötüleşen insani koşullar olduğunu vurguladı.
Gazze’ye yardım konusunda uluslararası toplumun yerleşik uygulamaları bırakıp artık tek taraflı adım atması gerektiğini düşünen ülkeler olduğunu kaydeden Fidan, “Bizler de artık bu görüşleri destekliyoruz çünkü yani birilerinin iznini bekleyerek Gazze’ye yardım ulaştırmak, artık 2 milyondan fazla insanın yavaş ve sessiz ölümüne ortak olmak manasına geliyor” dedi.
Yardımlar İsrail’in onayı olmadan Gazze’ye geçmiyor
İsrail ve Mısır arasında yıllardır geçerli olan uygulamaya göre, Mısır’ın Refah Sınır Kapısı’nı kullanan insani yardım kamyonları İsrail’e geçiyorlar ve Kerem Şalom Sınır Kapısı’nda denetlendikten sonra Gazze’ye gönderiliyorlar. Denetleme işleminin vakit alması, İsrail’in onay vermediği insani yardım maddelerinin geri gönderilmesi gibi uygulamaların, gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçların Filistin halkına ulaşmasında kesintilere neden olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.
Filistin’e insani yardımlarını artıran ülkeler arasında olan Türkiye, son aylarda başta Mısır ve diğer önde gelen Arap ülkeleriyle yaptığı temaslarda İsrail’in izninin artık aranmaması gerektiğini, bu konudaki uygulamanın değiştirilmesi çağrısında bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen ay Kahire’ye yaptığı ziyaret sırasında konuyu Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüştüğü biliniyor. Mısır yönetiminin ilk başta öneriye mesafeli olduğu ancak İsrail’in saldırıları sonucunda insani durumun giderek çok daha kötüleşmesi üzerine pozisyonunu esnettiği kaydediliyor.
Bunun en önemli sinyallerinden biri Mısır’ın, İsrail’in Gazze’nin güneyinde sivillerin sığındığı tek kent olan Rafah kentine saldırması durumunda Camp David’de imzalanan barış anlaşmalarından çekileceği tehdidinde bulunmuş olması olarak değerlendiriliyor.
Ancak Mısır’ın henüz insani yardımlar konusunda “tek taraflı” bir süreç başlatma noktasında olmadığı, özellikle ateşkes müzakerelerinin yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir adımı atmayı değerlendirmeyeceği kaydediliyor.
Antalya Diplomasi Forumu’nda neler konuşuldu?
Gazze konusu, bu yıl 3. sü yapılan Antalya Diplomasi Forumu’nun öncelikli konuları arasında yer aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Fidan, açılış konuşmalarında İsrail’in saldırılarını sert dille eleştirirken, Batı dünyasının büyük çoğunluğunu da çifte standart uyguladıkları için kınadılar. Erdoğan, Gazze’de yaşananların mevcut uluslararası sistemin tamamen çöktüğünün bir göstergesi olduğunu belirtti ve daha adil bir sistemin mutlaka kurulması gerektiği mesajını yineledi.
Dışişleri Bakanı Fidan ise Gazze’deki durumu özel olarak işleyen ve Filistin Dışişleri Bakanı Maliki ile Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükri’nin konuşmacı olarak yer aldığı bir panele de katıldı. Temas Grubu ülkelerinden Suudi Arabistan ve Katar ise Antalya Diplomasi Forumu’na dışişleri bakanı düzeyinde katılmadı.
Fidan, forumun kapanış basın toplantısında, Antalya’da küresel sistemin adaletsizliğine ve dengesizliğine karşı oluşmakta olan uzlaşının ele alındığını belirtirken, “Bazı uluslararası aktörlerin farklı meselelerdeki çifte standartlı ve uluslararası hukuku hiçe sayan yaklaşımları, forum esnasında panelistlerce adeta ifşa edildi” dedi.
Antalya Diplomasi Forumu toplantılarına Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinden üst düzey katılım olmaması dikkat çekti. Buna karşın bu yıl da Afrika ülkelerinden yoğun bir katılım gözlendi. Toplantıya cumhurbaşkanı ve hükümet başkanı düzeyinde katılım gösteren 19 ülke çoğunlukla Afrika ve Balkan ülkeleri oldu.
]]>Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forum kapsamında gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü, Birleşmiş Milletler (BM) Teknoloji Bankası üyelerinden Taffere Tesfachew üstlendi.
Panelde Afrika’ya ilişkin konuşan Gine Bissau Dışişleri Bakanı Carlos Pinto Pereira, dünyadaki 46 en az gelişmiş ülkeden 33’ünün Afrika’da olduğunu belirtti.
BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri 2030 gündeminin hayata geçirilmesinin bu ülkeler için mümkün olamayabileceğini ifade eden Pereira, “(Söz konusu ülkeler) Korkarım ki 2030 hedeflerine ulaşamayacak.” dedi.
“Motivasyon eksikliği ve yanlış politikalara” dikkati çeken Pereira, bu durumun nedeninin yalnızca Kovid-19 salgını ya da Rusya-Ukrayna Savaşı olmadığını, problemlerin bunun öncesinde de bulunduğunu söyledi.
Eğitim konusundaki sorunlardan da bahseden Pereira, şunları kaydetti:
“Okuma yazma bilmeyenlerin oranı maalesef hala yüksek ve eğitim seviyesi de oldukça düşük. İş hayatına gelince, maalesef tablo yine aynı, mesleki yeterlilikte hala çok fazla eksiklik ve boşluk var. İnsanlar üniversite diplomasına sahip olsalar bile, bilgiler sadece teorik oluyor. Laboratuvarlarımız yok, mühendislik yeteneklerimiz yok. Gerekli altyapıdan yoksunuz.”
Afrika ülkelerine yol gösterilmediğini savunan Pereira, “Enerji, ulaşım ve iletişim alanlarında altyapıya ihtiyacımız var. Bunlar da önemli yatırımlar gerektiriyor ve henüz görünür değiller.” ifadelerini kullandı.
Üretim ve işleme konusundaki sorunları da gündeme getiren Pereira, “Örneğin 250 bin ton kaju üretiyoruz. İlk olarak Hindistan ya da diğer komşu ülkelere ihraç ediliyor. Kaju orada işleniyor ve nihai ürün o ülkelerde satılıyor. Yani kendi zenginliğimizden faydalanamıyoruz ve bu kabul edilemez.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yüzleştiğimiz en önemli şeylerden biri yaptırımlar”
Güney Sudan Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı James Pitia Morgan da EAGÜ’lerin önündeki en önemli problemin dış etkenler olduğuna dikkati çekerek, “En az gelişmiş ülkeler olarak karşı karşıya olduğumuz en önemli şeylerden biri yaptırımlardır.” dedi.
Az gelişmiş ülkelerin yalnızca Kovid-19 ya da iklim değişimi gibi doğal nedenlerden etkilenmediğini dile getiren Morgan, “Yaptırımlar, Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası ve dünyanın güçlü ülkeleri tarafından en az gelişmiş ülkeleri baskı altında tutmaya devam etmek için kullanılıyor.” diye konuştu.
Yaptırımların EAGÜ’lere yardım etmek için kullanılamayacağını belirten Morgan, “Pek çok konuda acı çekiyoruz. Bu nedenle, kalkınma şansı elde edebilmemiz için en azından yaptırım denilen şeylerin kaldırılması gerektiği çağrısında bulunuyoruz.” açıklamasını yaptı.
Üretim için gereken toprak ve insan gücüne sahip olduklarını ancak sermaye konusunda sıkıntı çektiklerini bildiren Morgan, “Bunlardan sahip olmadığımız tek şey sermaye, çünkü sermaye yaklaşamadığımız bazı güçler tarafından kontrol ediliyor.” ifadesini kullandı.
“Madenlere sahip bir ülkenin yoksulluk yaşaması ikilemdir”
Ülkesinde yaşanan yoksulluğa ilişkin konuşan Orta Afrika Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sylvie Baipo-Temon ise BM’nin 2030 hedeflerini gerçekleştirmenin zorluğuna ve bunun için yeterince fon olmadığına işaret etti.
Baipo-Temon, ülkesinin kendi hedeflerini koyması gerektiğini dile getirerek, “Uzun süre sömürge bir ülke olarak yaşadık ve bugün hala modern bir sömürgeyle karşı karşıyayız. Bu da kendi ekonomik hedeflerimizi belirlememizi engelliyor.” dedi.
Ülkesinin madeni açıdan zenginliğine dikkati çeken Baipo-Temon, “Yerin altında 622 kilometrekarelik alana yayılan altın, lityum, kobalt gibi zenginliklerimiz var ve bu kadar büyük bir yer altı zenginliğine sahip ülkede yaşayan insanların büyük bir yoksullukla savaşması ikilemdir.” diye konuştu.
Teknolojinin önemine de işaret edildi
İstanbul Uluslararası Özel Sektör ve Kalkınma Merkezi (IICPSD) Türkiye Direktörü Sahba Sobhani, EAGÜ’lerin kalkınması için teknoloji konusuna önem verilmesi gerektiğini söyledi.
Sobhani, Türkiye’nin desteğiyle, BM Teknoloji Bankası ile birlikte, az gelişmiş ülkelerden gelen öğrencilerin teknolojik anlamda gelişerek veri bilimi üzerine çalışması için proje başlattıklarını kaydetti.
“Uzmanlık ve beceri aktarımı önemli”
2030 hedeflerini ele alan, BM Teknoloji Bankası üyelerinden Federica Irene Falomi de bilim, teknoloji ve inovasyonun yapısal dönüşümdeki rolüne dikkati çekti.
BM Teknoloji Bankasının bu amaçla kurulduğuna değinen Falomi, “Teknoloji Bankası, teknoloji ihtiyaç değerlendirmesi dediğimiz çalışmayı birlikte geliştirmek üzere EAGÜ’lerdeki hükümetlerle çok yakın çalışmaktadır. Bunlar, ülkelerin yatırım yapması ve teknolojik çözümlere erişmesi gereken ekonomi alanlarını ve sektörlerini belirlemeyi amaçlayan araçlar olan yol haritalarıdır.” diye konuştu.
Falomi, bu yardımın finansal olarak yapılmasının yanı sıra uzmanlık ve beceri aktarımının çok önemli olduğunu ifade etti.
]]>Sakarya’da bir dizi ziyaretler gerçekleştiren TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Sakarya Valiliği, Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ‘Darbeler ve Dersler’ programının ardından Serdivan ilçesindeki bir restoranda sivil toplu kuruluşları (STK) ve iş insanlarıyla bir araya geldi. Programda konuşma yapan Sakaya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, 28 Şubat darbesinin tarihe postmodern darbe olarak geçtiğini ve sürecin en büyük ayrımcılığı ile psikolojik şiddetin kadınlara yönelik yapıldığını söyledi. Sakarya Valisi yaşar Karadeniz ise Türkiye’de olan darbeleri hatırlatarak Türk milletinin Cumhuriyet ve demokrasiyle özleştiğini söyledi.
“28 Şubat’ta yaşananları bugün müzakere ettik”
Programda konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Bizim derdimiz, gayemiz geçmişte takılıp kalmak değil. Geçmişte yaşanan olayların şahıslar üzerinden müzakere etmekti. Geçmişi bir masal okuyup anlatmak değil, tam tersine geçmişte yaşanan yanlışlıklardan kurtulma, ders almak ve ileriye bakmak için bir daha böylesine dönemler yaşamamak ve tecrübe etmek gayesiyle 28 Şubat’ta yaşananları bugün müzakere ettik. Bunları sadece bir hatıra olarak sadece geçmişi yad etmek geçmişteki şahıslar üzerinden olayları tartışmak ve hatta o olayların bizzat kendisini tartışmak için değil oralardan ders çıkartarak, çok ağır bedellerle bu demokratik kazanımları daha iyi ileriye götürebilmek için müzakere etmemiz lazım. Bu anlamda Türkiye’nin 74 yıllık çok partili siyasi hayatındaki yaşadığı bu antidemokratik müdahaleleri de hiç unutmadan esas gayemiz olan yeniden güçlü bir Türkiye istikametinde yürüyeceksek böyle bir Türkiye’nin en temel direklerinden birisi olan demokraside güçlü hale getirilmesini de hep birlikte tesis edeceğiz. Bu çerçevede şunu çok rahat söyleyebiliriz. Dünyada bedeli en ağır ödenmiş demokrasi Türkiye’deki demokrasidir Bu demokrasiye gözümüzün içi gibi bakmak bunu kendi en ön varlığımız olarak telakki etmek daha da ileriye taşımak mecburiyetindeyiz” dedi.
“Türkiye Yüzyılı dediğimiz konu Türkiye’de bir gelecek idealidir”
Türkiye Yüzyılı’ndan bahseden Kurtulmuş, “Türkiye Yüzyılı dediğimiz konu Türkiye’de bir gelecek idealidir. Hele bizim gibi bir ülkenin hele bizim gibi bir milletin gününü gün eden ve vakit geçiren sağdan soldan esen rüzgarlara göre istikametine tayin eden bir şekilde özgür değildir. Eğer öyle yürüseydi ecdadımız, bugün bize miras olarak bırakılan bir Anadolu’dan bir vatandan bahsedemedik. Türkiye’nin bu coğrafyada kendi eksenini tahkim etmekten başka bir şansı yoktur. Türkiye ona, buna bakarak hizaya giremez. Türkiye şu tarafta ya da bu tarafta durarak ayakta durması mümkün olamaz. Onun için Türkiye kendi milli menfaatleri istikametinde her alanda daha ileri noktalara gitmek zorundadır. Mavi vatan, siber vatan, uzay vatan, yeşil vatan diyoruz ya bütün bunların resminde güçlü bir Türkiye olmak mecburiyetindeyiz. Eğer gücümüzü artırırsak gücümüzü dış politikada da hissettirebilmeniz mümkündür. Uluslararası camiada gücü olmayan bir devletin sözünün tesirli olması mümkün değil. Ama Türkiye’nin şöyle bir avantajı var. Hem bölgesel büyük bir gücümüz var Hem de çok şükür artık Türkiye her alanda daha ileri noktalara doğru gidiyor” diye konuştu.
“Türkiye ülkeler ve halklar tarafından yakinen takip ediliyor”
Dünya ülkelerinin Türkiye’yi yakından takip ettiğini aktaran Kurtulmuş, “Dolayısıyla yeni dönemde Türkiye her alandaki gücünü kullanarak sözünü çok daha etkili bir hale getirecektir. Bu istikamette yürüyoruz. Allah nasip etti bir çok ülkenin meclis başkanlarıyla uluslararası platformlarda görüşmek, ikili görüşmeler yapma imkanımız oldu. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki ister Batı Ülkeleri, ister Doğu ülkeleri olsun dünyanın her tarafındaki ülkeler ve halklar Türkiye’yi çok dikkatle izliyor. Türkiye’de bizim için sıradan bir haber maliyeti oluşturan herhangi bir sorun dünyadaki farklı ülkeler ve halklar tarafından yakinen takip ediliyor. Örneğin Türkiye’nin milli savunma sanayinde gerçekleştirdiği hamleler arka arkaya atmış olduğu hamleler, yüksek teknolojilerle kazanımları bu alanda ortaya koyduğu çabaları Türkiye’nin içten İHA’larıyla SİHA’larıyla milli muhalif gemileriyle milli muhalif uçaklarıyla inanın ki dünyanın dört bir tarafında bütün ülkeler ve halka lehine geliyor. ANKA’nın uçması ya da TCG gelişiminin denize indirilerek faaliyetlerine başlaması sadece Türkiye’de Türk kamuoyu tarafından takip edilmiyor. Dünyanın birçok yerinde ben bütün bu görüşmelerde de görüyoruz. Dostlarım Türkiye’nin güçlenmesi dolayısıyla büyük memnuniyet duyuyor, sizin öne geçmenizi ve dünya masum milletlerine öncülük yapmanızı bekliyoruz diyerek güzel temennilerini ifade ediyor, Türkiye’nin gelişmesinden hoşlanmayanlar da Türkiye’ye nasıl çelme takarız çalışmaları içerisinde oluyor. Bunu önlemenin yolu millet olarak bir, beraber bütünleşik bir şekilde hareket etmemizdir. Bütün bu alanları güçlü bir ekonomi, sağlam bir demokrasi, güçlü bir toplumsal yapı Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşabilmek için iyi bir altyapının hazırlanmasıyla önümüzdeki dönem Allah’ın izniyle Türkiye’nin yüzyılı olacaktır. Buna gayretle bu dönemi hep birlikte aşacağız” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Federal Meclis’te bugün Ukrayna’daki savaş, Batılı ülkelerle yaşanılan sorunlar ve birçok konuda açıklamalarda bulundu. Rus ordusunun modern silahlar üretme konusunda başlattığı adımların sonuçlarının günümüzde alındığını vurgulayan Putin, “2018 yılındaki konuşmamda bahsettiğim silahlanma alanındaki çalışmaların hepsi tamamlandı ya da tamamlanmak üzere. Bu operasyonla birlikte (Ukrayna’daki çatışmalar), Rus Silahlı Kuvvetleri’nin savaş kabiliyeti katbekat artmıştır. Tüm yönlerde birlikler güvenle ilerlemekte ve toprakları özgürleştirmektedir. Kinjal ve Zircon hipersonik füze sistemleri halihazırda savaşta aktif olarak kullanılmaktadır. Avangard kıtalararası balistik füze birimleri ve diğer tüm yeni ve teknolojik silahlarımız savaş görevindedir. Güvenilirliği teyit edilen bu silahlarla birlikte stratejik nükleer kuvvetler de hazır durumdadır” dedi.
“Dünyayı korkuttukları her iddia nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor”
Silahlanma anlamında büyük bir aşama kaydettiklerini ve ellerinde Batılı ülkeleri vurabilecek silahların bulunduğunu söyleyen Putin, “Yabancı ülkeler vurulması gereken ‘hedefleri’ kendileri seçiyor ve Ukrayna’ya asker göndermekten de bahsetmeye başladılar. Müdahalede bulunan ülkelerin karşılaşacakları sonuçlar çok trajik olacak. Onların topraklarındaki hedefleri vurabilecek silahlara sahibiz. Batı, Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağını söylüyor. Rusya, Avrupa’ya saldırmayacak. Bu bir saçmalık. Bayağı yalan söylüyorlar” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelerin Rusya’nın kendilerine saldıracağına yönelik sözlerini provokatif bulan Putin, “Rusya’nın Avrupa’ya saldıracağı gibi icat ettikleri ve tüm dünyayı korkuttukları her iddia gerçekten de nükleer silahların kullanılacağı bir çatışmayı tehdit ediyor. Ancak bu medeniyetin yok olması anlamına gelir” diye konuştu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Ukrayna’ya asker gönderme fikrini destekleyen sözlerine de karşılık veren Putin, “Topraklarımıza asker gönderenlerin akıbetini hatırlıyoruz. Artık müdahaleciler açısından sonuçları çok daha trajik olacak” dedi.
“Uzaya nükleer silahlar yerleştireceğimiz iddiası asılsızdır”
Batılı ülkelerin Rusya’nın uzaya nükleer silah yerleştireceği iddialarına da karşılık veren Putin, “Son günlerde uzaya nükleer silah yerleştireceğimize dair asılsız iddialar daha fazla söyleniyor. Bu tür suçlamalar asılsızdır. Bu bizi müzakerelere zorlama oyunudur. Bu yalnızca ABD’nin çıkarınadır” şeklinde konuştu.
Buna karşı kendilerinin uzayda silahlanmaya karşı bir anlaşma taslağı sunduklarını ancak ABD’nin bu anlaşmayı reddettiğini hatırlatan Putin, “Aynı zamanda 15 yılı aşkındır masalarında bizim bir önerimiz var. 2008 yılında hazırladığımız uzaya silah konuşlandırılmasının önüne geçen taslak anlaşmayı da engelliyorlar. Neden bahsettikleri bile belirsiz” ifadelerini kullandı.
“İsveç ve Finlandiya’ya karşı Batı istikametindeki Rus birliklerini güçlendirmeliyiz”
İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımından sonra Rusya’nın Batı sınırlarında kendi güvenliğini arttırması gerektiğini söyleyen Putin, “NATO’nun şu anki doğuya genişleme hamlesi ve İsveç ile Finlandiya’nın İttifak’a dahil olması nedeniyle oluşan tehditleri etkisiz hale getirmek için stratejik batı istikametindeki gruplarımızı ciddi şekilde güçlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.
“Rus ekonomisi 2023’te küresel ekonomiden daha hızlı büyüdü”
Konuşmasında Batı ile yaşadıkları ekonomik savaşa da parantez açan Putin, Rus ekonomisinin güçlü olduğu vurgusunu yaparak, “Geçen yıl Rusya ekonomisi küresel ekonomiden daha hızlı bir tempoyla büyüdü. Bu göstergeye göre sadece AB’nin önde gelen ülkelerini değil, sözde G7’nin tüm ülkelerini de geride bıraktık. Batı, para birimlerini ve bankacılık sistemini kendisi itibarsızlaştırıyor, bindiği dalı kesiyor. Bu çerçevede satın alma gücü paritesine göre BRICS’in (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) dünya ekonomisindeki payı 2028 yılında yüzde 36,6’ya çıkacak, G7’nin payı ise yüzde 27’8’e düşecek” dedi.
Putin ayrıca Rus iş dünyasına ülke dışına sermayelerini taşımama çağrısında bulunurken, küresel tahıl pazarında Rusya’nın lider konuma yükseldiğini de sözlerine ekledi.
“Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris’te düzenlenen Ukrayna’ya destek konferansının ardından yaptığı konuşmada, Batılı ülkeler arasında Ukrayna’ya asker gönderilmesi konusunda fikir birliği olmadığını, ancak hiçbir şeyin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulamıştı. Macron, “Rusya’nın bu savaşı kazanmaması için her şeyi yapacağız. Amacımıza ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız. Geleceğimizin ne olacağına karar vermek için ABD seçimlerinin sonucunu bekleyemeyiz. Tehlikede olan Avrupa’nın geleceğidir, dolayısıyla karar vermek Avrupalılara kalmıştır” ifadelerini kullanmıştı.
Slovakya Başbakanı Robert Fico ise, “Ukrayna’ya kendi birliklerini göndermeye hazırlanan ülkeler olduğunu doğrulayabilirim, asla diyen ülkeler var, Slovakya da bunların arasında yer alıyor. ve bu teklifin dikkate alınması gerektiğini söyleyen ülkeler de var” demişti. – MOSKOVA
]]>Macron, Ukrayna’nın müttefiki 20 kadar ülkeye ev sahipliği yaptıktan sonra yaptığı açıklamada, “Bu aşamada asker gönderme konusunda bir fikir birliği yok” dedi.
“Hiçbir şey göz ardı edilmemeli. Rusya’nın kazanmaması için yapmamız gereken her şeyi yapacağız.”
20 kadar Avrupalı lider Pazartesi günü Ukrayna’nın yanında oldukları mesajını vermek için Paris’te toplandı.
Bir Beyaz Saray yetkilisi Reuters’a, ABD’nin ya da NATO’nun Ukrayna’ya asker gönderme planının olmadığını söyledi.
Macron, Ukrayna’ya mühimmat tedarikini hızlandırma konusunu görüşmek üzere ani bir kararla Avrupalı mevkidaşlarını Elysee Sarayı’na davet etti.
Fransa Cumhurbaşkanı’nın danışmanlarına göre, Rusya son haftalarda Ukrayna’daki askeri faaliyetlerini yeniden artırmaya başladı.
Rus ordusunu geri püskürtmedeki ilk başta başarı elde etse de Kiev, son haftalarda ülkenin doğusunda toprak kaybetti.
Ukraynalı liderler ve generaller, silah ve asker sıkıntısından şikayetçi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Pazar günü Rusya’nın Ukrayna işgalinin ikinci yıl dönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, savaşın başından beri 31.000 Ukraynalı askerin hayatını kaybettiğini söyledi.
Zelenskiy’nin açıklamasından önce, Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov, Batı’nın Ukrayna’ya yaptığı yardımların yarısını ertelediğini, bunun da can ve toprak kaybına mâl olduğunu söyledi.
Geçen hafta Ukrayna, birliklerinin kilit doğu kasabası Avdiivka’dan çekildiğini açıkladı. Bu, Moskova’nın son aylardaki en büyük galibiyeti.
Zelenskiy, Batı’dan gelecek mühimmatın gecikmesinin kısmen bunda payı olduğunu söyledi.
Ukrayna’ya askeri yardım yapılmasına karşı çıkan Slovakya Başbakanı Robert Fico, çok sayıda NATO ve AB üyesinin Ukrayna’ya ikili anlaşma kapsamında asker göndermeyi düşündüğünü söyledi.
Ülkesine geri dönmeden önce yaptığı açıklamada Robert Fico, liderler arasında üç farklı anlayış olduğunu belirtti:
“Ukrayna’ya askeri birliklerini göndermeye hazır olan ülkeler olduğunu doğrulayabilirim. Asla göndermeyeceklerini söyleyen ülkeler var, Slovakya da bunların arasında. Bu teklifin düşünülmesini isteyen ülkeler de var.”
NATO’nun bir sonraki genel sekreteri olma yolunda olan Hollanda Başbakanı Mark Rutte ise Pazartesi günkü görüşmelerin odak noktasının asker gönderme olmadığını söyledi.
?Macron “Bugün ‘Asla, asla’ diyen pek çok kişi, iki yıl önce ‘Asla tank, asla uçak, asla uzun menzilli füze’ diyenlerle aynı kişiler” dedi.
“Sık sık altı ila on iki ay arasında geciktiğimizi kabullenecek kadar alçakgönüllü olalım. Bu akşamki tartışmanın amacı buydu: Hedefimize ulaşmamıza yarayacak her şey ihtimal dahilinde.”
Macron, Avrupa’nın Ukrayna’da savaşmak için ABD’ye bağlı olmaması gerektiğini de belirtti.
Üçüncü ülkelerden mühimmat tedariğinde anlaşıldı
Çekya liderliğindeki, üçüncü ülkelerden yüz binlerce mühimmatın satın alınmasına yönelik girişimde ilerleme kaydedildi.
Fransa, Avrupa’nın kendi sanayisini geliştirmeye öncelik vermesini istediği için bu girişime ihtiyatlı yaklaşıyor.
Mühimmat tedariki Kiev’in savaşta kazananım elde etmesi için kritik.
Avrupa Birliği ise Mart ayına kadar Ukrayna’ya bir milyon top mermisi gönderme hedefine ulaşamıyor.
Çekya Başbakanı Petr Fiala yaklaşık 15 ülkenin girişime katkı sunmayı kabul ettiğini söyledi.
Macron, Paris’in de girişime katılacağını belirtti ve uzun menzilli füze teslimatını hızlandırma konusunda anlaşmaya varıldığını kaydetti.
Fiala gazetecilere, “Nispeten kısa sürede tedarik etmemiz gereken ve tedarik edebileceğimiz yüz binlerce parça mühimmattan bahsediyoruz” dedi.
Portekiz Başbakanı Antonio Costa, savunma bakanlarına gelecek 10 gün içinde bir plan hazırlama görevi verildiğini açıkladı.
Rutte, yurt dışından mühimmat satın alımı için Hollanda’nın 100 milyon euro katkı sağlayacağını söyledi.
Ayrıca mühimmat sağlayacak ülkelerin gizli kalma talebinde bulunduklarını kaydetti.
Almanya Başbaşkanı Olaf Scholz, İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron’un yanı sıra İskandinav ve Baltık ülkelerinden liderler de toplantıya katılanlar arasındaydı.
Ukrayna’ya son askeri yardım paketi Kongre’de takılı kalan ABD’yi, Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Jim O’Brien temsil etti.
]]>Rusya’nın iki yıl önce Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana NATO yeni üyeler kabul ediyor ve savunmasını güçlendiriyor.
Peki NATO nedir, hangi ülkeler üye, bundan sonraki adımları ne olabilir?
NATO nedir ve ne zaman kuruldu?
NATO, 1949 yılında aralarında ABD, İngiltere, Kanada ve Fransa’nın da bulunduğu 12 ülke tarafından kuruldu.
Hedefi Sovyetler Birliği’ne karşı bir blok oluşturmaktı.
NATO, üye ülkelerden birinin saldırıya uğraması halinde diğerlerinin ona savunması için yardım etmesi ilkesine dayanıyordu.
NATO’nun kendine ait bir ordusu bulunmuyor, ancak üye ülkeler krizlere yanıt olarak toplu askeri eylemler gerçekleştirebiliyor.
Üye ülkeler aynı zamanda askeri planlar koordine ediyor ve ortak askeri tatbikatlar düzenliyor.
NATO, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin, “müttefiklerin güvenliğine yönelik en kayda değer ve doğrudan tehdit” olduğunu söyledi.
Hangi ülkeler NATO üyesi?
NATO’nun Avrupa ve Kuzey Amerika’da 31 üyesi bulunuyor. İsveç’in de resmen katılmasıyla bu sayı 32’ye çıkacak.
Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra Doğu Avrupa’da Arnavutluk, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya, Litvanya, Letonya ve Estonya da ittifaka katıldı.
Alfabetik sıraya göre NATO üyesi ülkeler:
ABD, Almanya, Arnavutluk, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İspanya, İtalya, İzlanda, Kanada, Karadağ, Kuzey Makedonya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Yunanistan.
İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Mayıs 2022’de katılmak için başvuruda bulundu.
İki ülke bundan önce tarafsızlık politikası uyguluyordu.
Rusya ile 1340 kilometrelik kara sınırı olan Finlandiya, NATO’ya Nisan 2023’te katıldı.
İsveç’in üyeliği, Türkiye ve Macaristan’ın karşı çıkması nedeniyle ertelenmişti.
Türkiye, İsveç’in PKK ile mücadelede yeterli adım atmadığı gerekçesiyle başvurusunu onaylamamıştı. Ancak bir süre devam eden müzakerelerin ardından Ocak 2024’te başvuruyu kabul etti.
Macaristan da İsveç’in kendisine yönelik hukuk devleti eksikliklerini gerekçe göstererek gündeme getirdiği eleştirileriyle içişlerine müdahale ettiği gerekçesiyle üyeliğine onayı uzun süre geciktirdikten sonra desteklediğini açıkladı.
Şimdi İsveç’in NATO üyesi olması için resmi adımlar atılacak.
İsveç ve Finlandiya’nın katılımıyla NATO, 1990’lı yıllardan bu yana en büyük genişlemesini yaşıyor.
NATO’nun saflarına yaklaşık 300 bin aktif ve yedek asker eklenecek.
Ukrayna, Bosna Hersek ve Gürcistan da NATO’ya katılma talebinde bulundu.
Ukrayna katılacak mı?
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna’nın üye olmasının “kaçınılmaz” olduğunu, ancak bunun savaş sona erene kadar gerçekleşmeyeceğini söyledi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna’nın mümkün olan en kısa sürede kabul edilmesini istedi.
Temmuz 2023’ten bu yana NATO-Ukrayna Konseyi, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kendini savunmasına yardımcı olacak çabaları koordine ediyor.
Rusya, ittifak güçlerini kendi topraklarına çok yaklaştıracağı endişesiyle Ukrayna’nın NATO’ya katılması fikrine karşı çıkıyor.
NATO üyeleri savunma için ne kadar harcama yapıyor?
NATO, üye ülkelerden milli gelirlerinin en az yüzde 2’sini savunmaya harcamalarını talep ediyor.
ABD yaklaşık yüzde 3,5 oranında harcama yaparken, Polonya ve Baltık ülkeleri gibi Rusya’ya sınırı olan ülkeler ordularına yüzde 2’den fazla harcama yapıyor.
Ancak Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkeler 2023 yılında asgari seviyenin altında harcama yaptı.
Türkiye’nin 2023 yılında savunmaya yönelik harcaması gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 1,31 oranındaydı.
ABD’de bu yıl yapılacak başkanlık seçimlerinde yeniden aday olmak için kampanya yürüten eski başkan Donald Trump’ın, Rusya’yı GSYH’sinin yüzde 2’den fazlasını savunmaya ayırmayan NATO ülkelerine saldırmaya teşvik edeceğini söylemesi tartışma yarattı.
NATO yönetimi, 2023 yılında birçok üyenin savunma harcamalarında “benzeri görülmemiş bir artış” olduğunu ve 18 ülkenin 2024 yılında yüzde 2’lik seviyeyi karşılamasının ya da aşmasının beklendiğini söyledi.
NATO üyeleri Ukrayna’ya ne tür silahlar veriyor?
NATO ittifak örgütü olarak Ukrayna’ya silah göndermedi, ancak bazı üye ülkeler bireysel olarak bunu yaptı.
ABD, İngiltere, Almanya ve Türkiye Ukrayna’ya tanksavar silahlar, füze savunma sistemleri, topçu silahlar, tanklar ve askeri insansız hava araçları (SİHA) gönderdi.
ABD ve İngiltere ayrıca uzun menzilli füzeler de tedarik etti.
ABD, NATO ülkelerinin F-16 gibi savaş uçaklarını Ukrayna’ya vermesine ve pilotları eğitmesine izin verdi.
Hollanda yakında 18 adet F-16 jeti gönderebileceğini duyurdu.
Ancak NATO ülkeleri, Rusya ile doğrudan bir çatışmaya neden olabileceği için Ukrayna’ya asker göndermiyor ya da bölge üzerinde uçuşa yasak bölge uygulamak için hava kuvvetlerini kullanmıyor.
NATO, Rusya’ya karşı savunmasını nasıl artırıyor?
NATO komutanları 2023 yılında Kuzey Kutbu ve Kuzey Atlantik’te, Orta Avrupa’da ya da Akdeniz bölgesinde olası Rus saldırılarına karşı ayrıntılı planlar üzerinde anlaştı.
NATO ayrıca Avrupa’da yüksek alarmda bulunan birliklerinin sayısını 40 binden 300 binin üzerine çıkarmayı planladığını duyurdu.
Buna ek olarak, Rusya sınırındaki doğu kanadındaki savunmasını sekiz muharebe grubuyla güçlendirdi.
Mayıs ayı sonuna kadar NATO, 31 ülkenin yanı sıra İsveç’ten 90 bin personelin katılımıyla bugüne kadarki en büyük askeri tatbikatlarından biri olan Steadfast Defender’ı düzenliyor.
]]>Kurtulmuş, Asya Parlamenter Asamblesi (APA) 14. Genel Kurulu’na katılmak üzere gittiği Azerbaycan’dan dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
“Bakü’deki APA Genel Kurulu’nda konuşmanızın önemli bir kısmını Gazze meselesine ayırdınız. İkili görüşmelerde mevkidaşlarınızdan nasıl tepkiler geliyor, diğer ülkeler bu meseleye nasıl bakıyor?” sorusu üzerine Kurtulmuş, “Şunu çok net gözlemledim. 7 Ekim’de sonra yaptığımız birçok uluslararası toplantıda maalesef ülkelerin bir kısmı İsrail’e hak veriyorlardı. Özellikle Batı ülkelerinin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrailci olarak hareket ediyorlardı. Zaman içinde bizim ilk günden itibaren söylediğimiz konularda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. İsrail’in bütün uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, insani en ufak bir özelliği bile olmayan böylesine vahim, böylesine gaddar, böylesine soykırım boyutlarına varmış olan katliamları artık dünyanın bütün ülkeleri tarafından görülüyor.” diye konuştu.
İsrail’e destek olmak isteyen ülkelerin bile artık sözlerini eskisi kadar güçlü şekilde dile getiremediklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Ben şahsen Güney Afrika’nın Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusu ve orada ara kararın müspet şekilde açıklanmasıyla Filistin davası bakımından yeni bir dönemin başladığına inanıyorum.” dedi.
“Tehditleri Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktu”
Gazze’de 5 ayda, yüzde 75’i kadın ve çocuk olan 30 bini aşkın sivil kaybın ortaya çıktığını, Netanyahu ve çetesinin yolda yürüyen koyunlara bile ateş ederek öldürdüğü gaddarca bir katliamın, hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldiğini ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hele hele Gazze’de Refah Sınır Kapısı’na sığınan, o bölgeye sığınanlara karşı, ‘Onları da öldüreceğiz, onları da canlı bırakmayacağız’ tehdidinin Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktuğu aşikardır. Artık onun da geri dönüşü yoktur. Ümit ederiz ki Uluslararası Adalet Divanındaki bu yargılamalardan sonra uluslararası savaş suçları mahkemesinde de Karadzic gibi, Ratko Mladic gibi Netanyahu ve savaş suçlusu üst düzey yöneticilerin hesap vermesi ve ceza alması mukadderdir. Burada bizim İsrail’e şimdiye kadar destek veren ülkelerden beklediğimiz, artık bu desteği vermemeleri. Çünkü yıkılan Netanyahu ve rejiminin altında kalacak olan sadece o rejim değildir, ona destek veren bazı batılı ülkeler de olacaktır.”
“Milyarlarca kişinin dayanışması sadece Filistin için değil insanlık için ümit”
Bir de işin insani tarafı olduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in katliama kalkıştığının açıkça belli olduğu 10 Ekim 2023’ten bu yana dünyanın dört bir tarafında sürekli bir şekilde artan kitlelerin Filistin davasına destek verdiğini, açık bir şekilde İsrail’in bu insanlık suçlarına ortak olmamak için kendi ülkelerinin meydanlarına çıkıp gösteriler yaptığını söyledi. Dünyanın birçok yerinde İsrail’e destek verenlerin protesto edildiğini hatta konuşma yaptıkları salonda bile insanlar tarafından köşeye sıkıştırıldığını, yaptıkları bu ikiyüzlülüklere karşı insanların şamar gibi cevaplar hazırladığını gördüklerini anlatan Kurtulmuş, “Dini, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun yüreğinde insanlıktan bir nebze nasibi olan hemen hemen herkesin, milyarlarca insanın, insanlık cephesinin tabii bir üyesi olarak bir dayanışma içine girdiğini görüyoruz. Bu sadece Filistin halkının kurtuluşu için bir ümit değil aynı zamanda insanlık için de bir ümittir. Yeni bir dünyanın kurulabilmesini ortaya koyan bir arzudur. Bunu takip etmek lazım.” ifadelerini kullandı.
Yaptığı görüşmelerde özellikle üç temel noktayı ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, bunlardan birincisinin, Netanyahu ve ekibinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Uluslararası Adalet Divanındaki yargılamanın buna hizmet eden bir imkan olduğunu dile getirdi. İkincisinin, insanlık cephesi dediği sivil toplumun, vicdanlı kalabalıkların daha büyük ve uzun soluklu bir dayanışma içinde olmasının temin edilmesi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Üçüncüsü de ne yazık ki bu sürecin başından itibaren büyük bir zafiyet, büyük bir çaresizlik, inisiyatifsizlik içinde olan İslam ülkelerinin artık uyanması, ne oluyoruz diyerek silkelenmesi, birlik ve beraberlik içinde safları sıkı tutması gerektiği. Filistin davasında İslam dünyasına yeni bir ruh, yeni bir ortak bilinç kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu üç alanda çalışmalarımızı yoğunlaştırarak önümüzdeki dönemde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Eninde sonunda kazanan Filistin halkı olacaktır, mazlum milletler olacaktır.” diye konuştu.
“Mısır’la karşılıklı ziyaretler olabilir”
“Türkiye-Mısır ilişkilerinde atılan normalleşme adımları kapsamında Mısırlı muhataplarınızla bir araya gelmeniz söz konusu mu, karşılıklı ziyaretler planlanıyor mu?” sorusuna Kurtulmuş, “Önümüzdeki dönemde olabilir, gerçekleştiririz.” karşılığını verdi.
İslam ülkelerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesini sağlamak için ilk başta yapılması gereken şeylerden birinin de siyasi farklılıkları bir tarafa bırakarak karşılıklı ilişkilerin çoğaltılmasını temin etmek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, üç hafta önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ziyaretleri yaptığını, bundan sonra hem Körfez ülkelerine hem diğer ülkelere ziyaretler yapacağını belirtti. Gelecek hafta Fildişi Sahilleri’nde İslam İşbirliği Teşkilatının Meclis Başkanları toplantısı olduğunu kaydeden Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Hem bu çok taraflı toplantılarda ortak konuların üzerinde yoğunlaşmak hem de Körfez ülkeleri, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkileri her alanda en üst seviyeye çıkarmamız gerekir. Burada hükümetler arasında çalışmalar çok belirleyici ve yön verici bir perspektif oluşturuyor ama parlamenter diplomasinin de imkanlarından istifade etmemiz lazım. Parlamento başkanları, parlamentolar arası dostluk grupları, ihtisas grupları üzerinden de sadece Mısır’la değil, bütün bölge ülkeleriyle çok yakın teması artırmak mecburiyetindeyiz. Başka yolumuz yok. Yoksa bölge ülkeleri, başkalarının siyasi hesaplarının bir parçası haline gelir. Bunu geçmişte yaşadık. Müşterek taraflarımızın bütün bölge ülkeleri bakımından anahtar iki kelimesi güven ve istikrardır. Bölgenin istikrara ihtiyacı var, her bakımdan bu ülkelerin güvene, güvenliğe ihtiyacı var. Bunun yolu da karşılıklı temaslardan geçiyor.”
“Çalışma saatlerinin belli olduğu bir tempoya ihtiyaç var”
Kurtulmuş, içtüzük değişikliği çalışmalarının ne zaman başlayacağı ve acil değişmesi gereken başlıkların hangileri olduğu sorusu üzerine, “Nasıl bir Meclis İçtüzüğü olsun diye özel olarak, grubu bulunan siyasi partilerin yönetimlerine ya da milletvekillerine verseniz, üç aşağı beş yukarı herkes benzer şeyleri söyler.” dedi.
Öncelikle çok uzun saatler süren, büyük tartışmalara, sinir harplerine, çok gergin oturumlara vesile olan Meclis oturumları meselesinden kurtulmak gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunun için komisyonların çok iyi çalıştırılması lazım. İhtisas komisyonlarında hükümetle birlikte bu tartışmalar yapılmalı. Genel Kurula yasa teklifi geldiği zaman komisyonlarda olduğu gibi en başından başlayarak değil belki geneli üzerinde bir görüşme açılarak, belki bir iki ufak tefek değişiklik önergesi varsa onların Meclis’te konuşulmasını temin ederek… Mesela Genel Kurul’un bir günü, gelen tekliflerin yasalaşmasıyla ilgili tartışmalara ayrılır, bir günü oylamalara ayrılabilir, bir gün gündem dışı konuşmalarla ilgili bir oturum olabilir ya da grubu bulunmayan partiler ve bağımsız milletvekillerinin söz almasının zemini sağlanabilir. Dolayısıyla daha net, daha açık, çalışma saatlerinin belli olduğu, her yasayla ya da Meclis Genel Kuruluna gelen her konuyla ilgili tartışmaların mükemmel bir şekilde öncesinden bitirildiği bir çalışma temposuna ihtiyaç var. Ben bunun düzenlenebileceğine inanıyorum.”
“Seçimden sonra içtüzük meselesini gündeme getireceğiz”
Temel meselenin, herkesin söz hakkının korunması hatta artırılması olduğunu belirten Kurtulmuş, “Yani muhalefet-iktidar herkesin söz hakkının korunması ama lüzumsuz ve insan sabrını taşıracak tartışma ortamlarından uzaklaşılması lazım. Yasama yapma kalitesinin artırılması, bunun için belki teklifler gelmeden önce Meclisin geniş bürokrat kadrosundan da destek alarak bu işlerin yapılması mümkün. İçtüzükte, anayasaya göre çok daha rahat bir uzlaşı sağlanabileceğini düşünüyorum. Seçimlerden sonra süratle Meclis’te grubu bulunan partilerle konuşarak bu içtüzük meselesini gündeme getireceğiz.” dedi.
“Milletvekilleri camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamalı”
“Milletvekillerinin itibar ve saygınlığı her zaman tartışılıyor, bir konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna Kurtulmuş, şu karşılığı verdi:
“Milletvekillerinin itibarını zedelemek için kenarda durup ‘Elimize bir fırsat geçsin’ diye bekleyen bazı çevreler olduğunu üzüntüyle görüyorum. Bunun yanında milletvekillerinin itibarının korunması öncelikli olarak milletvekillerinin görevidir. Her milletvekili arkadaşımız herhangi bir sözü en aykırı şekilde söyleyebilir, bunda hiçbir problem yok. Ama milletvekilleri de özellikle siyasi tartışma ortamlarını nezih bir şekilde tutmak, deruhte etmek ve sürdürmek durumundadır. Ağzından çıkan sözler, karşısındakine karşı yaralayıcı sözler, zaman zaman kabul edilemeyecek, hakaret içeren sözler, bunlar da milletvekillerimizin dikkat etmesi gereken hususlardır. Sadece Meclis görüşmeleri çerçevesinde değil, milletvekillerimizin, ‘Biri Bizi Gözetliyor’ diye bir program vardı ya, öyle bir şeyin içinde olduğunu, şeffaf, camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamaları lazım. Bu, milletvekillerimizin çok daha disiplinli bir şekilde davranmalarını sağlar.”
“Ailenizden bir kişinin Kafkas İslam Ordusu’nda görev yapması dolayısıyla Azerbaycan’la duygusal anlamda özel bir bağınız var. Bu konuda bilgi verir misiniz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Rahmetli dedem Numan Kurtulmuş, ismini taşımaktan büyük şeref duyduğum, kendisini görmedim, ben doğmadan 7 sene evvel vefat etmiş, altı cephede mücadele etmiş bir kahraman, bir asker. 39 yaşında, Sakarya Meydan Muharebesi’nde kalça kemiğinden aldığı bir kurşun yarasıyla ağır yaralanıyor. Hatta öldü diye bırakıyorlar, arkadan gelen bir sıhhiye yaşadığını anlıyor. Çubuk asker hastanesinde tedavi görüyor. Ayağı da o günün şartlarında ameliyat imkanları olmadığı için 15 santim kısaymış. Bulunduğu cephelerden biri de Kafkas Cephesi. Nuri Paşa komutasında Kafkas Cephesi’nde önce Bakü’ye geliyor ardından da Zengezur’da bulunan ahaliyi teşkilatlandırmak ve Ermeni çetelere karşı oradaki halkı korumak için mücadele ediyor. Zengezur’la ilgili dedemin böyle bir hatırası var. Onu da bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi de rahmetle anıyoruz.”
“Ermenistan’ın Azerbaycan’la sulh içinde yaşamaktan başka şansı yok”
Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri ve ilişkilerin normalleşmesi konusunda Ermenistan’ın tutumuna ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Kurtulmuş, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin, Azerbaycan tarafının da istediği bir şey olduğunu kaydetti. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunun, Ermenistan’daki Ermeniler değil tam tersine başta Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diasporası olmak üzere o bölgede barış istemeyen çevreler olduğunu belirten Kurtulmuş, “30 yılı aşkın bir süre Ermenilerin işgal ettiği Karabağ bölgesi 44 gün süren bir mücadeleyle geri alındı. Paşinyan’ın söylediği ‘Biz de artık bunu kabul edeceğiz’ manasına gelen sözler, öncelikle diasporadaki Ermenilerden çok büyük bir tepki gördü. Ermenistan’ın bu bölgede Azerbaycan’la sulh ve selamet içinde yaşamasından başka bir şansı yok.” dedi.
Kafkasya’nın bir barış bölgesi haline gelmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in aldıkları inisiyatifin, altı ülkenin içinde bulunduğu bir çalışmayı yürütmek olduğuna işaret eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Önce Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizma… Bunu daha sıkı bir şekilde çalıştıracağız. Geçen hafta Gürcistan Dışişleri Bakanı Ankara’daydı. Israrla bizden talep ettikleri şey budur. Hem dışişleri bakanları hem meclis başkanları seviyesinde üçlü mekanizmayı daha da kuvvetlendirmek, devlet başkanları düzeyinde bunu ileriye götürmek, ardından da Ermenistan, Rusya ve İran’ın bu çalışmaya dahil olmasıyla altılı bir mekanizma oluşturmak. Biz bu bölgedeki sorunları bölge ülkeleri olarak çözebilme kabiliyetine sahip olursak bu bölgenin dışardan gelecek bazı güçler tarafından istikrarsızlaştırılmasının da önüne geçmiş oluruz.
Zengezur projesi başarılı bir şekilde bitirilebilirse sadece Azerbaycan’ı değil Ermenistan’ı da İran’ı da Türkiye’yi de Gürcistan’ı da Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya bağlayacak çok hayati bir koridor olacaktır. Kazan-kazan prensibi çerçevesinde Ermenilere de büyük faydası olacaktır. Bunları anlatarak ve Ermenistan’ı Ermeni diasporasının gölgesinden kurtararak yolumuza devam etmemiz lazım.”
“Meclis’teki yer darlığını aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz”
Kurtulmuş, Meclis’te fiziki olarak yaşanan yer sorununu gidermeye dönük yeni bir çalışmanın gündemde olup olmadığı sorusuna, “Bir kere muazzam bir yer darlığı var. Hem Meclis çalışanı arkadaşlarımızın kullanacakları mekan anlamında hem siyasi partilerin ve komisyonların kullandıkları mekan anlamında çok ciddi bir darlık var. Bu darlığı aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz. Belki bu çalışmalar bittikten sonra ilave fiziki imkanların oluşturulması için adım atılabilir.” yanıtını verdi.
(Bitti)
]]>Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük depremler sonrasında bölgeye gönderdiği binlerce prefabrik çelik bağımsız yapı ile bölgedeki yaraların sarılmasında önemli pay sahibi olan şirketlerden Karmod, yurt dışındaki çalışmalarıyla da pazar payını büyütmeyi hedefliyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Karmod Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Çankaya, yaşanan depremler nedeniyle geçen yıl odaklarını bölgenin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelttiklerini, bu sene ise yurt dışı çalışmalarına daha fazla hız vereceklerini vurguladı.
Özellikle Avrupa pazarındaki paylarını artırmaya yönelik çalışmaları ön planda tuttuklarını kaydeden Çankaya, “Yapı standartlarımız, Avrupa ve ABD’nin taleplerine uygun özellikte. Ancak buralarda temel sorun, bu ülkelerin yapı mevzuatlarına çok iyi hakim olabilmek. Teknik ofisimize ve dış ticaret ekibimize, bu yönde takviyeler yaptık. Gelen talepleri daha iyi analiz edebilmek adına Avrupa’nın farklı ülkelerindeki yapı statiği, yalıtım gibi öne çıkan detayları çözümleyen bir ekip oluşturduk.” ifadelerini kullandı.
“Almanya, Fransa ve İngiltere’de doğrudan satış ofislerimiz var”
Çankaya, yurt dışı satış hedeflerinde ağırlıklı olarak bayi ağlarını geliştirme ve genişletme yönünde çalışmalarının devam ettiğine işaret ederek, “Yurt dışı satış hedeflerimizde ağırlıklı olarak bayi ağımızı geliştirme ve genişletme yönünde çalışmalarımız bulunuyor. Afrika’da Nijerya, Kenya, Gana ve Cibuti, bayi ağını geliştirdiğimiz ülkeler arasında. Yine ABD’de satış ofisimiz var. Avrupa’da Almanya, Fransa ve İngiltere’de doğrudan satış ofislerimiz var. Çekya, Portekiz ve İspanya’da bayilik sistemiyle çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.
Yurt dışı hedeflerinde Avrupa’nın ayrı bir öneme sahip olduğunun altını çizen Çankaya, “Deprem nedeniyle sektöre getirilen üç aylık yurt dışı satış yasağı, 2023 ihracat artış hızını azalma yönünde etkiledi. Avrupa pazarı yurt dışı satışlarımızın yüzde 35’ini oluşturuyor. Bu rakamı, 5 yıllık süreçte yüzde 60’a yükseltme yönünde hedefimiz var.” değerlendirmesinde bulundu.
Mehmet Çankaya, Karmod’un yurt dışı büyüme hedefine ulaşmak için birçok projeyi sürdürdüğünü bildirerek, şunları kaydetti:
“Özellikle Avrupa ülkeleri ve ABD’ye yönelik nitelikli villa çelik konut satışını artırmaya yönelik çalışmalarımız bulunuyor. Bu ülkelerde, okul ve yönetim ofisi gibi projelerimizde son yıllarda artış var. Bu artışta, Avrupa’daki satış ofislerimizin katkısı oldukça büyük. Avrupa ülkelerinin yapı mevzuatlarını araştırıyoruz ve bu mevzuatlara göre yapılar üretiyoruz. Teknik detay talepleri anlaşıldığında, bu ülkelere satış yapmak çok daha kolaylaşıyor. Afrika’daki projelerimizde sosyal konut projeleri öne çıkıyor. Yine petrol, doğalgaz ve altın madeni şantiye yapı grubu, Afrika’da gerçekleştirdiğimiz projeler arasında önemli paya sahip.”
“Ülkenin her yerinde çelik evlere yönelik ciddi talep artışları var”
Son bir yılda Türkiye’deki yapı taleplerinin değişmeye başladığını dile getiren Çankaya, “Depremler sonrası, acil konaklama ihtiyacı kaynaklı 3×7 deprem konteyner talepleri geldi. Ardından 25 metrekarelik ticari dükkanlar yapıldı. Üretimini yaptığımız hafif çelik prefabrik evlere talep, son dönemde ise çok arttı. Bunun temel nedeni, vatandaşın deprem gerçeğine bağlı olarak çok katlı binalardan kaçışı ve daha güvenli konut arayışı. Bugün, sadece deprem bölgesinde değil, ülkenin her yerinde çelik evlere yönelik ciddi talep artışı var.” diye konuştu.
Çankaya, deprem bölgesinde cami ve okul talebinde artış gözlemlediklerine dikkati çekerek, “Deprem sonrası bölgedeki cami inşası tercihlerinde de bir değişim görüyoruz. Firma olarak bölgede 4 ayrı cami projesi gerçekleştirdik. Kamu yatırımlarının dışında bölgeden özel okul talepleri de geliyor. Özel okul olarak 13 derslikli bir projeyi bir ay gibi kısa bir sürede tamamlayarak teslim ettik.” dedi.
Deprem bölgesinde çelik köy evleri projesinin devam ettiğini kaydeden Çankaya, “Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız köy evlerinde hafif çelik yapı sisteminin kullanılması yönünde bir adım attı. Bölgede kamu tarafından toplu konut projeleri planlanmakta ve ihaleler açılmakta. ?Bu taleplere cevap vermek üzere, iş planımızı kurgulamaktayız.” ifadelerini kullandı.
]]>Dünya Su Konseyi 86. Guvernörler Toplantısı, Tarım ve Orman Bakanlığı ev sahipliğinde, Bakan İbrahim Yumaklı, Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon ve çeşitli ülkelerden temsilcilerin katılımıyla yapıldı.
Yumaklı, buradaki konuşmasında, insanlığın siyasi zorluklar ve insani krizler, iklim değişikliği, su kıtlığı, gıda krizleri, artan enerji ihtiyacı, çevre kirliliği ve salgın hastalıklar yaşadığına işaret etti.
Geçen yıl şubat ayında Türkiye’de büyük bir deprem felaketi yaşandığını anımsatan Yumaklı, “14 milyon nüfusun yaşadığı 11 şehrimiz bundan etkilendi. Bu tahribatları hızlıca onararak, halkımızın en kısa sürede temiz suya erişimini sağladık. Bu gibi doğal afetler de dahil olmak üzere ortak refahımızı tehdit eden pek çok zorlukla karşı karşıyayız. Bu tür zorluklar ve felaketler bizlere, afetleri önlemek ve acil durumlara hazırlıklı olmak için hem ulusal hem de uluslararası yüksek düzeyde koordinasyon ve işbirliği sağlanmasının önemini hatırlatıyor.” dedi.
“Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için önemli yatırımlar yapıyoruz”
Bakan Yumaklı, Türkiye olarak, ülkede ve dünyada herkesin temiz suya erişiminin sağlanması için her zamankinden daha kararlı yol aldıklarını ifade etti.
Suyun tüm dünyada farklı platformlarda sıklıkla ele alınan, öncelikli bir konu haline geldiğini belirten Yumaklı, Konseyin faaliyetlerini her zaman yakından takip ettiklerini ve bu faaliyetlere aktif katkı sağladıklarını söyledi.
Türkiye’de küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerinin günden güne daha çok hissedilmeye başlandığını dile getiren Yumaklı, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, Akdeniz Havzası’nda yer alması nedeniyle küresel iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler içinde yer alıyor. Ayrıca, kişi başına düşen 1313 metreküp kullanılabilir su miktarıyla su stresi altında bir ülkeyiz. Bu nedenle şunun bilincindeyiz; Türkiye su zengini bir ülke değildir. Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması için önemli yatırımlar yapıyoruz.
21 yılda bugünün fiyatlarıyla 2,4 milyar lira, yani 80 milyar dolar kaynak aktararak 10 binden fazla projeye imza attık. İçme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılamak için içme suyu tesisleri ve özellikle son dönemde iklim değişikliğinin diğer etkisi olan taşkınlardan korunmak için taşkın tesisleri ve atık su arıtma tesisleri kurmuş olduk. Ayrıca yer altı barajları inşa etmekle ilgili çalışmalarımız devam ediyor.”
“Su Verimliliği Seferberliği’ni başlattık”
Bakan Yumaklı, çiftçilerin sulama sularını verimli kullanmaları için bireysel basınçlı sulama sistemlerini koruma durumunda maliyetin yarısını karşıladıklarına dikkati çekerek, “Eğer bu yatırımları yapmazsak 2030 yılına kadar su sıkıntısı yaşayan ülkeler arasında yer alma tehdidiyle karşı karşıya kalacağız.” diye konuştu.
Yumaklı, bu tehditle mücadele etmek için somut adımlar atılmasının son derece önemli olduğunu, su kaynaklarını iyi yönetmenin geçmiştekinden daha önemli hale geldiğini vurguladı.
Türkiye’nin, suyun hakça, makul, etkin kullanılması ve korunması konusunda üzerine düşen küresel ve bölgesel sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini söyleyen Yumaklı, son çeyrek asırda su kaynaklarını daha iyi yönetmek için yasal reformlar ve altyapı yatırımları yaptıklarını dile getirdi.
Yumaklı, bu kapsamda Su Verimliliği Seferberliği’ni başlattıklarına dikkati çekerek şunları ifade etti:
“Bu seferberlikte 4 temel amaç belirledik. Birincisi, su kayıplarının azaltılması için yağmur suyu hasadı, gri su kullanımı, arıtılmış atık suların yeniden kullanımı gibi yöntemlerle alternatif su kaynaklarının kullanımı. İkincisi, tarımda, sanayide, bireysel su kullanımlarında verimli teknolojilerin kullanımı ve bilinçli üretimin yaygınlaştırılması. Üçüncüsü, bireysel su kullanım alışkanlıklarının iyileştirilmesi ki bunların içine toplumun her kesiminden insanların katılımını sağlamak amacıyla okullarımızı dahil ederek devam ettik. Dördüncüsü, ‘Suyumuza Sahip Çıkalım’ temasıyla her bir paydaşımızı ve bütün su kullanıcılarını, çalıştaylar, eğitimler, farkındalığı artırıcı yayınlar gibi etkinliklerle bu konunun farkında olmaya davet ediyoruz.”
“Türkiye, dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında”
Bakan Yumaklı, ülkedeki ölçümler veya istatistiklere göre, tarım kesiminin suyun yüzde 77’sini kullandığını belirterek, Tarım Kanunu’nda değişikliğe giderek tarımsal üretim planlamasını suyu merkeze alarak yapma konusunu milli bir pozisyon haline getirdiklerini söyledi.
Türkiye’nin, suyun ülkeleri ve insanları ayırdığına değil birleştirdiğine inandığını dile getiren Yumaklı, “Bu anlayışla, su alanındaki çalışmalarımızı sınırlarımız ötesinde de sürdürüyoruz. Su sorunları ve krizler karşısında ortak bir sorumluluğu paylaştığımızın ve beraber harekete geçmemiz gerektiğinin altını bir kez daha çizmek isterim. Türkiye, dünyada milli gelirine oranla en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında geliyor. Bu yardımlar içinde su alanında gerçekleştirilen yardım faaliyetleri de var.” dedi.
Yumaklı, küresel olarak 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşılması hedefiyle Afrika ülkeleri başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerindeki çok sayıda ülkeye su sektöründe eğitim, mali ve teknik yardım sağladıklarını vurguladı.
“Komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılmasına büyük önem veriyoruz”
Bakan Yumaklı, suyun sınırları aştığına işaret ederek, Türkiye’nin 5 sınır aşan nehir havzasına sahip olduğunu ve bu havzadaki su kaynaklarının ülkedeki su kaynaklarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu söyledi.
Yumaklı, “Hem yukarı hem de aşağı kıyıdaş ülke konumundaki bir ülke olarak komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılması esasıyla diyaloğumuzu ve işbirliğimizi sürdürmeye büyük önem veriyoruz. Sınır aşan sular alanında işbirliği, her bir nehir havzası için bilimsel gerçekler, havzanın kendine özgü özellikleri ve ihtiyaçlar dikkate alınarak kıyıdaş ülkeler arasında özel çözümler üretilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir.” diye konuştu.
Sınır aşan su kaynaklarının tüm havza ülkeleri tarafından adil kullanımının büyük önem taşıdığını belirten Yumaklı, sınır aşan havzalardaki su kaynaklarının korunması ve kullanılması için karşılıklı fayda esasına dayanılarak bilgi, deneyim ve teknoloji transferiyle işbirliği yapıldığını ve ortak teknik projeler geliştirildiğini kaydetti.
Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon da Türkiye’yi ve İstanbul’u çok sevdiklerini dile getirerek, burada olmaktan duyduğu memnuniyeti ifade etti.
Konuşmaların ardından Yumaklı ile Fauchon tarafından işbirliği mutabakat zaptı imzalandı.
]]>