‘Dumansız fabrika’ Kozak Yaylası’nda yüzler gülüyor
Türkiye’nin çam fıstığı deposu Kozak Yaylası’nda çalışmaları meyvelerini veriyor
İZMİR – İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan ve Türkiye’nin çam fıstığı deposu olarak bilinen Kozak Yaylası’nda verim artırmaya yönelik projeler meyvesini veriyor. Kozalak verimi yüzde 20’den yüzde 60’a çıkarken, yöre halkı önümüzdeki yıllarda verimliliğin artacağından umutlu.
Türkiye çam fıstığı üretiminin yüzde 80’ini karşılayan İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan Kozak Yaylası’nda, son yıllarda görülen verim düşüklüğünü gidermek üzere Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü Başkanlığında yürütülen, verim arttırmaya yönelik projeler meyvesini vermeye başladı. Hasada başlayan yöre halkı önceki yıllarda yüzde 20 olan kozalak veriminin, artık yüzde 60’ı bulduğunu ve geleceğe dair umutlarının arttığını söylüyor. Bölgede incelemelerde bulunmak üzere Kozak Karaveliler Mahallesi’ndeki fıstıkçamı ormanlarına gelen İzmir Orman Bölge Müdürü Zafer Derince, burada Bergama Orman İşletme Müdürü Şahin Dönertaş ve Mahalle Muhtarı Feridun Kaya’dan çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
“Eş zamanlı olarak 11 adet proje yürüttük”
Yöre halkının adına ‘dumansız fabrika’ dedikleri Bergama Kozak bölgesinin en önemli geçim kaynaklarından olan fıstıkçamı ağaçlarında, son 10 yıldır yaşanan verim düşüklüğünün sona ermesi için her geçen gün çözüme daha da yaklaştıklarını söyleyen İzmir Orman Bölge Müdürü Zafer Derince çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Derince, “Neredeyse ülkenin bu alanda faaliyet gösteren tüm üniversitelerini ve bilim insanlarını mücadeleye dahil ederek eş zamanlı olarak 11 adet proje yürüttük. Özellikle azalan tozlaşmayı arttırmak üzere proje kapsamında, elektrostatik basınç sistemi ile tozlaşmanın daha hızlı ve daha kalıcı olmasını sağlamaya çalıştık. Sağlıklı polenleri kullanarak doğal döllenmedeki başarı oranını arttırdık ve fıstıkçamı ağaçlarının bağışıklık sistemlerini güçlendirmeye çalıştık. Yine aynı zamanda tohumlara zarar veren Leptoglossus occidentalis isimli böceğin de olumsuz etkisini azaltmaya çalıştık ve ülker dökümlerinin de önüne geçmeye çalıştık. Bölgede sürekli yaptığımız gözlemler ve yöre halkından yaptığımız geri dönüşler gösteriyor ki kozalaklarda yüzde 20’lere kadar düşen verim son yıllarda yüzde 60’lara kadar çıkmış durumda. Bu da bizim umutlarımızı ve motivasyonumuzu arttırmaktadır” dedi.
“Tarım ve Orman Bakanlığı’na destekleri için teşekkür ediyoruz”
Fıstıkçamı ağaçlarında görülen ve verim düşüklüğüne yol açan hastalıktan önce 4-5 ton hane başına çam fıstığı topladıklarını söyleyen Karaveliler Köyü sakinlerinden Tahsin Koruculu, geçen yıl uzun bir aradan sonra 3 tona kadar ürün alabildiklerini bu yıl da 4 ton ürün beklediklerini söyledi. Tarım ve Orman Bakanlığı’na desteklerinden dolayı teşekkür ettiklerini söyleyen Korucu, “30 yıldır bu bölgede çam fıstığı üretimi ile uğraşıyoruz. En önemli geçim kaynağımız. 10 yaşından beri bu işlerin içindeyim ama maalesef 2009 yılından itibaren ağaçlarımızda verim düşüklüğü başladı. Yapılan bilimsel araştırmalar buna, bir sinek benzeri böceğin ve küresel ısınma iklim değişikliği gibi nedenlerin yol açtığı söylendi. Yüzde 20’lere düşen verimin, Tarım ve Orman Bakanlığımız tarafından yürütülen çalışmalar ile artık yüzde 60’lara çıktığını görüyoruz ve yeniden eski bol kazançlı, verimli günlere dönmenin umudunu sevincini yaşıyoruz. Emeği geçen tüm devlet büyüklerimize teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
Sofraların ve yemek endüstrisinin vazgeçilmez unsuru olan çam fıstığının kilosu kabuklu olarak 600 TL’ye, soyulmuşu ise bin 200 TL’den piyasada alıcı buluyor. Kozak Yaylasında fıstıkçamı ormanlarından yöre halkı hane başına 500 bin ile 800 bin arasında hane başına yıllık gelir elde ediyorlar.
]]>Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Ziraat Mühendisler Odası Trabzon Şube Başkanı Cemil Pehlevan, son günlerde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğini ve bunun da yeni sezonda fındıkta verim düşüklüğüne neden olacağını söyledi. Pehlevan, fındığın soğuklanmaya (üşümeye) ihtiyacı olduğuna dikkat çekerek “Bu ihtiyacı 7 santigrat derecenin altında sıfır derecede olduğu zaman mümkün olacaktır. Fındıktaki soğuklanma ihtiyacı bitki çeşidine göre 400 saatten bin 300 saate kadar değişmektedir. Yeterli soğuklanma ihtiyacını karşılayan fındığın verimi yüksek, karşılamayanın düşük olacaktır. Son zamanlarda hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi verimde düşüşler olması kaçınılmaz olacaktır. Sıcaklardan kaynaklı erken açma olabilir. Bu erken açma ilkbahar geç donları, tomurcukların kabardığı dönemde eksi 2 dereceden itibaren zarar vermektedir. Hasar oranı donun şiddeti ve süresine bağlı olarak değişiklik gösterir. Dişi ve erkek çiçeklerin açma zamanı çok önemli. Birlikte açıp birlikte birbirini tozlaşması gerekiyor” dedi.
Fındık üreticisine düşen görev
Fındık üreticisine konuyla ilgili uyarılarda bulunan Pehlevan, “Öncelikle fındık üreticisi sonbaharda fındığının bakımını iyi yaparak güçlü kışa karşı hazırlaması gerekiyordu. Gübreleme yapılacak olan toprak ve yaprak analizleri neticesine göre uygun biçimde verilmelidir. Bu sıcalıkların arkasından geceleri yaşanabilecek bir dona karşı da üreticilerimiz dikkatli olmalıdır. Don zararını tamamen koruyan ve Tarım Orman Bakanlığınca ruhsat verilen her hangi bir ürün bulunmamaktadır. Sadece bitkinin geç uyanmasını sağlayan düzenleyiciler kullanılabilir. Fakat bilinmesi gereken bu düzenleyiciler donun etkisini yok etmez. Sadece şiddetini bir miktar azaltabilir. Çiftçilerimizin don zararından zarar görmemeleri için Meteorolojiyi takip ederek don olacak akşamalarda bahçenin değişik yerlerinde bol duman veren sap, saman, fındık zurufu gibi maddeler yakmalıdırlar. Yağmurlama sistemi sistemi ile sulama yapılabilir, toprağın üzeri hasır, plastik örtü malzemeleri ile örtülebilir, havaya su buharı püskürtülerek nem oranı artırılabilir ve bahçenin uygun noktalarına vantilatör koyularak hava sirkülasyonu yapılabilir gibi uygulamalar ile don zararını en aza indirebiliriz” diye konuştu.
Önümüzdeki yıllarda rekolte olumsuz etkilenebilir
İklimden kaynaklı olumsuzlukların sürmesi durumunda ileriki yıllarda fındıkta rekoltenin düşeceğine de dikkat çeken Pehlevan, “Fındığın çok çeşitli sorunları var. Bunları çözmemiz gerekiyor. İklimden kaynaklı sorunlar bu hızla devam ederse önümüzdeki yıllarda fındık rekoltesini olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla iklimsel sorunlardan dolayı sulama ihtiyacı hasıl olacaktır. Sulama için suya ihtiyacımız olacağından ek maliyetler gerekecektir. Bu tür uygulamalar ise maliyetlerin artmasına sebep olacaktır. Fındıkla ilgili sorunları ve riskleri iyi analiz ederek planlarımızı şimdiden ona göre yapmamız lazım. Tarım ve Orman Bakanlığı son dönemlerde damla sulama sistemi konusunda destek vermeye başladı. Suyun önemine binaen de Tarım ve Orman Bakanlığı su verimliği seferberliği projesini başlattı. Seferberliğin bir parçası da tarımsal suluma yöntemlerinde ekonomik su kullanımı. Suyu ne kadar az kullanırsak geleceğimize o kadar umutla bakacağımız” ifadelerini kullandı. – TRABZON
]]>Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden 2019 yılında mezun olan 30 yaşındaki Oğuzhan Gökköz, Uşak’ta bir büyükbaş hayvan çiftliğinde görev yaptı.
Hayvanların üretimi, beslenmesi, hastalıkları ve genetik özellikleri hakkında aldığı teknik eğitimi çalışma hayatında pratiğe dönüştüren Gökköz, kendi işini kurmak için 2022 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının “Uzman Eller Projesi”ne başvurdu.
Bakanlık tarafından başvurusu onaylanan ve 100 bin lira hibe desteği sağlanan Gökköz, 2022 yılının Ağustos ayında dedesinin memleketi olan Sarıdere köyüne giderek akrabalarına ait atıl vaziyetteki bir ev ile ahırı kiraladı.
Hibe desteğiyle 50 koyunla işe başlayan Gökköz, kısa sürede 120 koyuna ulaştı. Sabahın erken saatlerinde kuzularını besledikten sonra koyunlarını meraya otlatmaya götüren Gökköz, adak ve kurbanlık satışı yaparak geçimini sağlıyor.
Gökköz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukluğundan bu yana kendi işini yapmanın hayalini kurduğunu söyledi.
Mezuniyet sonrası köye yerleşme fikrini ortaya attığında ailesinin karşı çıktığını, kararlı olduğunu anladıklarında destek verdiklerini ifade eden Gökköz, köyde yaşam şartlarının şehre göre daha zor olmasına rağmen yaşamından keyif aldığını ve huzurlu olduğunu belirtti.
Yaptığı işi çok sevdiğini anlatan Gökköz, şöyle konuştu:
“Ben ilk başta bu işe başlayacağım zaman, ‘sen çobanlıktan ne anlarsın, üniversitede öğrendiğin teorik bilgilerle bu işi beceremezsin’ gibi söylemler çok oldu. Ben hiçbirini takmayarak inandığım yolda yürümeyi tercih ettim. Geldim burada çobanlık yaptım. Ahır da temizledim. Hayvanları yemledim. Bütün işleri yaptım. Köye ilk geldiğimde ‘3 ay sonra gidersin’ diyen kişiler artık bana bilgi sormaya başladılar. ‘Kuzulara ne vereyim, hangi yemle besliyorsun’ gibi çevreden bilgi sormaya gelenler oluyor. Onlara da yardımcı olmaya başladık. Benim düşüncem, kendinize inanıyorsanız bu işe girin. Kimse bilemez sizin yapıp, yapamayacağınızı. Ben şu an aldığım kuzularla, yaptığım üretimle bu işi sürdürülebilir olarak yapabildiğimi gördüm, millete de gösterdim.”
Bu işe girmek isteyenlerin korkmaması gerektiğini, Tarım ve Orman Bakanlığının hibe destekler sağladığını belirten Gökköz, özellikle hayvancılık üzerine eğitim alanlara başka meslek gruplarında çalışmak yerine bu işlere girmelerini önerdi.
Hedef daha yüksek verim elde etmek
Okulda aldığı eğitimler sayesinde yaptığı uygulamalarla koyunlardan elde ettiği verimin arttığına dikkati çeken Gökköz, şunları kaydetti:
“Benim hedefim, hayvanlardan yüksek verim elde edebilmek için neler yapabiliriz, üniversitede öğrendiğimiz bilgileri kullanarak günlük canlı ağırlık artışını nasıl arttırabilirim, iki yılda 3 kuzu nasıl alabilirim gibi çalışmalar yapmak. Burada, literatürde geçen, 3 ayda 30 kilo canlı ağırlık artışı rakamını yakalayabiliyoruz şu an. Ben bunun daha da üstüne çıkmak istiyorum. İthal hayvanlarla bu iş daha rahat yapılabiliyor ama ben seçtiğim Eşme ırkı olan yerli ırkla bu işi ilerletmek istiyorum. Uşak’ta bulunan Eşme ırkından daha yüksek verim elde etmek, et verimi açısından ilerlemek istiyorum. Üretim yapmak, hayvanlara verdiğim emeğin karşılığını almak beni heyecanlandırıyor. İleride hedefim, ıslah çalışması yaparak Uşak’ta güzel bir koyun ırkı elde etmek.”
]]>‘TÜRKİYE’nin fındık ambarı’ Karadeniz Bölgesi’nde, yaşlı fındık bahçeleri artıyor; gençlerin tarıma ilgisizliği işçi sorununa yol açıyor. ‘Z kuşağı’nın fındık bahçelerine inmediğini belirten Ulusal Fındık Konseyi (UFK) Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, “Bahçelerin genel itibarıyla çok yaşlı olmasından dolayı verim, son derece düştü. Bir de miras hukukundan dolayı fındık bahçelerinde aşırı parçalanma olması, bahçeye ilgiyi azalttı” dedi.
Türkiye’de 741 bin hektarlık alanda üretimi gerçekleştirilen fındıkta, zirai don ve istilacı böcek tehditlerinin yanı sıra yaşlanan bahçelerde rekolte kayıplarının önüne geçilmesi için çalışmalar yapılıyor. Fındıkta verim ile kaliteyi artırma projeleri kapsamında sökülen ağaçların yerine yenileri dikiliyor, istilacı türlere karşı da biyolojik mücadele veriliyor. Fakat yenilenmesi gereken bahçelerin bakımsız kalması, fındıkta verimli üretim sürecine geçilmesini geciktiriyor. Dünya pazarının büyük kısmını elinde bulunduran, ‘Türkiye’nin fındık ambarı’ Karadeniz Bölgesi’nde, yaşlı fındık bahçeleri artıyor; gençlerin tarıma ilgisizliği işçi sorununa yol açıyor.
‘GENÇLERE BAHÇEYİ SEVDİRMEK LAZIM’
UFK Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, “En büyük korkumuz, Z kuşağı dediğimiz gençlerin bahçeye inmeme ihtimaliydi; şu anda bunu yaşıyoruz. Arazi yapısının küçülmüş olması artık doğrudan geçimi sağlayamayacak düzeyde. Özellikle Trabzon bölgesinde son yılların en verimsiz fındık üretimi dönemini yaşıyoruz. Doğrudan gelirin elde edileceği yapı sağlanmadığı takdirde bu verim kaybı devam edecek. Bir de gençler artık rahat bir ortam arıyor, bahçeye inmemelerinde onun da etkisi var. Ama gençlere bahçeyi sevdirmek lazım, Avustralya’da, Yeni Zelanda’da bunun örnekleri var. Bu ülkelerde zengin kesim, üretici kesimi. Türkiye’nin de bir an önce arazilerini en verimli şekilde kullanabilecek altyapıyı oluşturması gerekiyor” diye konuştu.
‘GENÇLERE TEŞVİK VERİLSİN’ ÖNERİSİ
‘Z kuşağı’nın devlet marifetiyle teşvik edilmesi gerektiğini söyleyen Arslantürk, “Bahçelerin genel itibarıyla çok yaşlı olmasından dolayı verim, son derece düştü. Bir de miras hukukundan dolayı fındık bahçelerinde aşırı parçalanma olması, bahçeye ilgiyi azalttı. Devletin fındıkta bir an önce en az 40 dekarlık bir alanda üretim yapan bir yapıyı oluşturması lazım ki fındıktan doğrudan geçim sağlayan üreticileri de oluşturabilelim. Bu doğrultuda bir de ‘Z kuşağına’ ekstra bir teşvik vererek, onları da tarımla buluşturalım. Bunu yaparsak, hesaplarımıza göre yaklaşık 150 bin kişiyi istihdam etmiş oluruz. Fındıkta verimi artırarak, maliyetleri düşürüp, dünyadaki rekabet gücümüzü de yükseltmiş oluruz. Hedefimiz olan 5 milyar dolar ihracat gelirine de ulaşmış oluruz” dedi.
‘ZORUNLU SÖKÜMÜN GETİRİLMESİ LAZIM’
Yaşlanan fındık bahçelerinin sökülmesinin zorunlu olduğunu vurgulayan Arslantürk, “Çay tarımında yapıldığı gibi zorunlu sökümün getirilmesi lazım. Bunun miktarı yüzde 3 ya da 5 olur; ama yaşlı bahçelerin Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde mutlaka yenilenmesi gerekiyor. Bu yenileme yapılırken de iklime daha uygun çeşitlerin tercih edilmesi lazım. Verim değerlendirmesi iyi yapılarak iklim değişikliğine daha kolay adapte olan türlerin belirlenmesi lazım” diye konuştu.
]]>Yaşar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Levent Bilir, evlerde ısınmak için kullanılan doğal gazdan daha fazla verim alınması önerilerinde bulundu. Konutlarda enerjiden tasarruf sağlamanın ilk adımının izolasyon ile başladığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Levent Bilir, “İzolasyonu iyi bir binada, iç ortam sıcaklığı çok fazla değişkenlik göstermeyecek. Bu nedenle ilk olarak yakıt kullanmayarak tasarruf yapabiliriz. Konutlarda izolasyon, ilerleyen zamanlarda zorunlu hale gelecek. Bu durumda binaların ısı kaybı azaldığı için doğal olarak yakıt da daha az kullanılacak. Genellikle doğal gazı kullanırken kombiyi aralıklı olarak çalıştırıyoruz. Bu başta yakıt tasarrufu sağlar gibi görünse de aslında kombi ısıtmayı durdurduğu için evin duvarlarının soğumasına neden oluyor. Bu nedenle kombiyi devamlı ama düşük kademede çalıştırmak yakıt tasarrufu sağlayacak bir çözüm. Ancak son kademeye getirip devamlı çalıştırmayın” dedi.
“20 santigrat dereceye kadar konfor sıcaklığı düşürülebilir”
Kombinin sıcaklığını kişinin kendi sıcak konforuna göre ayarlanması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Bilir, “Bu sıcaklığı ayarlarken duvarların sıcaklığını da dikkate almalıyız. Yaşam alanları ortalama 21-22 santigrat derece olarak düşünülüyor. Ama bu durum insandan insana göre değişebiliyor. 20 santigrat dereceye kadar konfor sıcaklığı düşürülebilir. Bu sıcaklığı sabit olarak evin içerisinde tutabilmek için kombinin sürekli düşük kademede, 24 saat ya da gün içerisinde uzun süreli olarak çalışması doğalgazda tasarruf sağlayacak bir çözüm. Ayrıca evin daha az kullanılan bölgeleri olan banyo, hol ve giyinme odaları 18 santigrat dereceye kadar düşürülebilir” diye konuştu.
“Doğru montajlanmış çift camlı pencereler kullanılmalı”
Apartmanlarda dairelerin duvarlardan ısı alışverişi yaptığını belirten Dr. Levent Bilir, “Yasal bir zorunluluğu olmasa da apartmanda kombisi olan herkes, evlerinde kombiyi çalıştırmalı. Evlerde mümkün olduğunca doğru montajlanmış çift camlı pencereler kullanılmalı. Öte yandan kombi ve peteklerin bakımları düzenli aralıklarla yapılmalı. Peteklerin bakımı da ısı verimliliği açısından büyük önem arz ediyor. Petekler, bazı durumlarda hava yapabiliyor. Böyle durumlarda içindeki havayı alırsak petek tekrar eskisi gibi ısıtmaya başlayacaktır” ifadelerine yer verdi.
“Elektrikli ısıtıcı yerine mümkünse klima kullanalım”
Elektrikli sobaların veriminin düşük olduğunu belirten Dr. Levent Bilir, “Eğer evlerimizde doğal gaz yoksa, elektrikli ısıtıcı yerine mümkünse klima kullanalım. Direkt sadece rezistanslı ısı veren elektrikli ısı cihazları yerine yeni nesil klimalar, elektrik verimi açısından çok daha verimli. Klima, ilk yatırım açısından elektrikli sobadan pahalı olsa da zaman içerisinde o fark zamanla kapanır” diye belirtti. – İZMİR
]]>2023 yılında gerçekleşen fındık ihracatında önceki yıla göre miktarda yüzde 9 düşüş, tutarda ise yüzde 7 artış yaşandı. Toplam 121 ülkeye gerçekleştirilen fındık ihracatında en büyük payı geleneksel ihraç pazarları olan Avrupa ülkeleri aldı.
2023 yılında Trabzon toplam fındık ihraç miktarının yüzde 28’lik kısmını tek başına gerçekleştirdi. Trabzon’dan 82 bin 392 ton fındık ihraç edilerek karşılığında 531 Milyon 17 Bin 330 Dolar döviz girdisi sağlandı. 2023 yılında Trabzon’dan ihraç edilen fındık miktarında önceki yıla göre yüzde 22, ihracat tutarında ise yüzde 4 oranında düşüş yaşandı. Trabzon’dan 59 farklı ülkeye fındık ihraç edilirken, en çok ihracat yapılan ülkeler sırasıyla İtalya, Almanya, Polonya, Fransa ve Brezilya oldu.
Konu hakkında değerlendirmelerde buluna Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Fındık ve Mamulleri Sektör Komitesi Başkan Yardımcısı Sebahattin Arslantürk, 2023 yılında geleneksel ihraç pazarlarımız olan başta Avrupa ülkeleri ve diğer küresel pazarlarda yaşanan son yılların en yüksek enflasyonu nedeniyle siparişlerde büyük oranda düşüşler yaşandığını ve bu durumun da fındık ihracatımıza yansıdığını belirtti. Arslantürk, küresel enflasyonist baskıların yol açtığı yurtdışındaki bu olumsuz tablo yanında iç piyasada başta enerji ve işçilik maliyetleri olmak üzere üretim maliyetlerinde yaşanan yüksek oranlı artışlar, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve yüksek faiz oranlarının da ihracatçıyı olumsuz olarak etkilediğini, ancak bu olumsuz durumlara rağmen fındık ihracatçısının çok iyi bir performans sergileyerek yılı artışla kapatmayı başardığını ifade etti.
2024 yılında Avrupa piyasalarında kısmi toparlanma öngördüklerini belirten Arslantürk, alıcıların çok temkinli hareket etmeye devam edeceklerini, siparişlerin piyasa hareketine göre oluşacağı bir sezon beklediklerini belirtti. Toparlanmanın ancak 2024’ün ikinci yarısında hissedilebileceğini ifade eden Arslantürk, 2024 yılının fındık ihracatında ihtiyati bir yıl olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.
“85 kg verimle dünyanın en verimsiz üretimini yapan ülke konumundayız”
Fındık üretim ve ihracatımızda geleneksel üstünlüğümüzü koruyabilmek açısından, birim başına verimin arttırılmasının çok önemli olduğuna da değinen Arslantürk “750 bin hektarlık alanda üretim yapılmasına rağmen 700 bin ton altında üretim miktarı mevcut. Türkiye ortalaması dekar başına 85 kg. Trabzon’da ise dekar başında 50 kilogramı bile bulamıyoruz. 85 kg verimle dünyanın en verimsiz üretimini yapan ülke konumundayız. Verim bu kadar düşükken üreticinin bu üretim miktarları ve desteklerle bu işi sürdürmesi mümkün değil. Bahçe yenileme çalışmalarına ağırlık verilirse verimi 4-5 kata kadar çıkarmak mümkün. Bu nedenle ülkemizde destekleme politikalarının üreticiyi daha kaliteli ve birim başına verimi artıracak üretime teşvik edilmesi gerekiyor. Ülkemizin en fazla net döviz girdisi sağlayan tarım ürünü olan fındık ihracatında uluslararası piyasalardaki üstünlüğümüzün korunabilmesi için tüm tarım ürünleri açısından küresel bir tehdit olan iklim değişikliğinden kaynaklanacak olumsuzluklara yönelik olarak da şimdiden önlem alınması çok büyük önem ihtiva ediyor. Her yıl küresel ısınmanın yol açacağı verim kayıpları da dikkate alındığında mevcut durumumuzu iyileştirici çalışmalar yapılmaması halinde sektörde büyük kayıpların yaşanacak” dedi.
Tarımsal üstünlüğü bulunan tüm ülkelerin önümüzdeki dönemde yaşanacak iklim değişikliği riskine karşı korunmak ve nüfusun gıda güvenliğini sağlamak amacıyla tarım ve gıda ürünlerini en önemli stratejik sektör haline getirerek, küresel ısınma riskine yönelik yoğun önlem ve destekleme politikaları uyguladıklarına değinen Arslantürk, “Ülkemizin de bu duruma gerekli hassasiyeti göstermesi, Bakanlıkların ivedilikle tarım ürünlerindeki sürdürülebilirliği sağlamak ve üreticiyi üretime teşvik etmek için elzem olan politikaları uygulamaya koymaları gerekiyor. İhracatçıya verilecek destek de fındıktaki stratejik üstünlüğümüzün kaybedilmemesi için önemli bir yatırım olacak” diye konuştu. – TRABZON
]]>