İşten çıkarılan Microsoft çalışanları Abdo Mohamed ve Hossam Nasr, Associated Press’e (AP) yaptıkları açıklamada, “Gazze’deki soykırımının kurbanlarını onurlandırmak ve Microsoft’un bu soykırımdaki suç ortaklığına dikkati çekmek” amacıyla şirketin Washington’daki Redmond kampüsünde sessiz protesto düzenlediklerini bildirdi.

Bu protestonun, Microsoft tarafından onaylanan ve ihtiyaç sahibi insanlar için düzenlenen diğer bağış kampanyalarına benzer olduğunu ifade eden çalışanlar, düzenledikleri protestodan birkaç saat sonra işten çıkarıldıklarını öğrendiklerini kaydetti.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında sevdiklerini kaybeden çok sayıda kişinin şirket bünyesinde yer aldığını vurgulayan Mohamed, “Microsoft, bir araya gelip acımızı paylaşabileceğimiz ve artık kendileri adına konuşamayan insanların anılarını onurlandırabileceğimiz bir alan yaratmayı başaramadı.” ifadesini kullandı.

Çalışanlar ayrıca, Microsoft’un bulut teknolojisinin İsrail hükümetine satılmasına karşı çıkan “Apartheid için Azure’a Hayır” adlı koalisyonun üyesi olduklarını belirtti.


Microsoft ise söz konusu olayın ardından yaptığı açıklamada “iç politikaya uygun olarak bazı çalışanların işine son verildiğini” açıklamış, ancak konuyla ilgili ayrıntılı bilgi vermeyi reddetmişti.
İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler ve Gazze hakkında depoladığı dataların artması üzerine Amazon bulut sunucuları ile Microsoft ve Google’ın yapay zeka sistemlerini, bilgilerin sınıflandırılması ve filtrelenmesinde kullandığı ağustosta ortaya çıkmıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail ordusunun Gazze’nin kuzeyinde “tam anlamıyla soykırım suçu işlediği” vurgulanan açıklamada, saldırıların “Generaller Planı” çerçevesinde işlendiği belirtilerek “modern tarihin Nazi döneminden bu yana en acımasız askeri planlarından birisi” nitelendirmesi yapıldı.
Hamas, siyasi ve askeri desteği sebebiyle, İsrail’in Gazze’nin kuzeyini yok etmesinden Washington yönetiminin sorumlu olduğunu ifade etti.

“İNSANİ YARDIMA İZİN VERİLMELİ”
Hamas, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği (AB)-Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi konusunda yaptığı açıklamada ise “somut adımlar” çağrısında bulundu.
Açıklamada, “Zirvenin Gazze’ye tüm geçişlerin açılması ve insani yardım girişine izin verilmesi çağrısı kapsamında, BM Güvenlik Konseyi’nin 2735 sayılı kararındaki ateşkes çağrısı uyarınca somut adımların atılmasını gerekiyor.” ifadelerine yer verildi.

İSRAİL PLANININ DETAYLARI
İsrail’deki “Ynet” haber sitesinin 4 Eylül’deki haberinde, ordudaki eski Operasyonlar Bölümü Başkanı General Giora Eiland’ın girişimiyle hazırlanan ve onlarca eski rütbeli subay ile generalin katkı sağladığı bir plandan bahsedilmişti.
“Generaller Planı” adını taşıyan bu plan, Filistinlileri, Gazze Şeridi’nin kuzeyinden tehcir etmeyi, bunun ardından bölgenin kuşatılmasını ve silahlı direnişçilerin “ölüm ya da teslim olma” arasında tercihe zorlanmasını içeriyor. Gazze’nin kuzeyinde 7 Ekim itibarıyla başlatılan saldırı, abluka ve tahliye sürecinin bu plan kapsamında gerçekleştirildiği düşünülüyor.
İsrail ordusu 13 gündür Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı ile Beyt Lahiya ve Beyt Hanun’a yoğun kara ve hava saldırısı düzenliyor.
Bölgeyi kuşatan İsrail askerleri, hareket eden her şeyi hedef alarak bölgeye giriş çıkışları da engelliyor.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Programın Gazze ile ilgili bölümünde iki aday da İsrail’e net şekilde destek verirken Trump, İsrail’e koşulsuz destek silah desteği sağlayan Biden yönetiminin başkan yardımcısı olan Harris’i “İsrail’den nefret etmekle” suçladı.
İsrail’e verdikleri desteğin devam edeceğini ima eden Harris, her şeyin 7 Ekim’deki Hamas saldırılarıyla başladığını savundu.
O gün yaşananları anlatan Harris, “O gün de bugün de İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu söylüyorum. Ancak şu da bir gerçek ki aralarında kadın ve çocukların da olduğu çok fazla masum Filistinli öldürüldü. Bu savaş sona ermeli, hemen sona ermeli.” dedi.
İsrail ile Hamas arasında bir ateşkesin sağlanması ve esirlerin serbest bırakılması gerektiğini kaydeden Harris, bunun için yoğun şekilde çalıştıklarını belirtti.

“İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM İÇİN BİR YOL ÇİZMELİYİZ”
Harris, bölgede barışçıl bir çözüm konusunda ise şunları söyledi:
“İki devletli çözüm için bir yol çizmeliyiz, bu çözüm içerisinde İsrailliler için de Filistinliler için de güvenlik olmalı. Gazze’yi yeniden inşa edebileceğimiz, Filistinlilerin hak ettikleri gibi güvenlik, onur ve kendi geleceklerine karar verme imkanlarını olduğu iki devletli çözüm olmalı. Ancak bir konuda sizi temin ederim, İsrail’e her zaman kendini savunma imkanını vereceğim.”
Öte yandan Trump ise, “Esirleri Hamas’ın elinden nasıl kısa sürede kurtaracaksınız?” şeklindeki soruya, “Eğer ben başkan olsaydım bu (Gazze’deki savaş) hiç başlamazdı. Eğer ben başkan olsaydım Rusya asla Ukrayna’ya saldırmazdı.” dedi.
Harris’in İsrail’den nefret ettiğini savunan Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresinde yaptığı konuşmada Harris’in Kongre’de olmadığını hatırlattı.

“EĞER O BAŞKAN OLURSA İSRAİL 2 YIL İÇİNDE ORTADAN KALKAR”
Trump, “Eğer o başkan olursa İsrail 2 yıl içinde ortadan kalkar.” iddiasını dile getirdi ve Harris’in aynı zamanda Arap halklarından ve Yahudilerden nefret ettiğini savundu.
Biden yönetiminin İran’a 300 milyar dolar kaynak sağladığını ve Tahran’ın da bu paraları Hamas ve Hizbullah gibi örgütlere dağıttığını savunan Trump, “(Başkan olursam) Hızlı şekilde anlaşmayı sağlayacağım. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdireceğim. Hatta seçimleri kazanırsam başkan olmadan bile önce bunu yapacağım.” şeklinde konuştu.


BİDEN CNN’DEKİ TARTIŞMANIN ARDINDAN ADAYLIKTAN ÇEKİLDİ
Aday olduğu dönemde Başkan Joe Biden ile Trump, 27 Haziran gecesi CNN’deki ilk canlı yayın tartışmasında kozlarını paylaşmıştı.
81 yaşındaki Biden, ikinci dönem adaylığında yaşı konusunda duyulan kaygıları giderecek performans sergileyememiş, program sonrası yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.
Demokrat Partili kesimden ve Biden’ı destekleyen bazı medya kuruluşlarından, Biden’a “başkanlık seçimlerinden çekilmesi” çağrısı yapılmıştı.
Biden ise sağlık durumunun eskisi gibi olmadığını kabul ederek, Trump’a karşı en iyi alternatifin halen kendisi olduğunu belirtmiş ve yarıştan çekilmeyeceğini açıklamıştı.
Ancak Biden, 21 Temmuz’da sosyal medya platformu X’te yaptığı açıklamada, adaylıktan çekildiğini duyurmuştu.

270 DELEGEYE ULAŞAN ADAY SEÇİMİ KAZANIYOR
ABD’de Seçiciler Kurulu olarak adlandırılan seçim sistemi nedeniyle bazı eyaletler başkanın belirlenmesinde kritik önem taşıyor.
Her 4 yılda bir başkanlık seçimlerinin yapıldığı ABD’de seçmenler, başkanı doğrudan değil, oy verdikleri delegeler yoluyla seçiyor.
Bu üyeler de ABD’nin başkanı ve başkan yardımcısını seçmekle görevli olurken, seçimlerde en fazla oyu alan aday değil, en fazla delegeyi kazanan aday başkanlık koltuğuna oturuyor.
Seçimlerden sonra toplanarak ABD başkanını seçen Seçiciler Kurulu üyelerinin sayısı ise her eyaletteki ABD Kongresinin iki kanadı olan Temsilciler Meclisi ve Senatodaki toplam üye sayısına eşit. Kongre’de temsilcisi olmayan başkent Washington’ın de Seçiciler Kurulu’nda 3 üyesi bulunuyor.
Seçiciler Kurulu’nun her eyalete farklı ağırlıklarla dağıtılmış toplam 538 delegesi bulunuyor. Bu sayının yarıdan 1 fazlasına, yani 270 delegeye ulaşan aday, başkan olmaya hak kazanıyor. Aynı sisteme göre bir eyalette rakibinden 1 oy dahi fazla alan başkan adayı, o eyaletteki tüm delegeleri kazanıyor (winner-take-all).

7 EYALET “KRİTİK”
Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçilerin yoğunlukta olduğu birçok eyalet bulunuyor. 1 fazla oyun bile tüm delegelerin kazanılmasına imkan tanımasından dolayı iki siyasi görüş arasında dengenin olduğu eyaletler ise başkanlık seçiminde kritik önem taşıyor.
ABD seçim sistemine göre, örneğin, California’nın 54 delegesi bulunurken, Texas’ın 40, Florida’nın 30 ve New York’un 28 delegesi bulunuyor ancak delege sayısı fazla olan bu eyaletlerin parti eğilimleri uzun yıllardır pek değişmediği için toplamda sonuca etkileri büyük olmuyor. Örneğin, California ve New York uzun yıllardır Demokrat, Texas ve Florida ise uzun zamandır Cumhuriyetçi eğilimiyle biliniyor.
Bu sistemde başkanlık seçimlerinin kaderini Cumhuriyetçi ile Demokratlar arasında gidip geldikleri için “salıncak eyaletler” olarak da adlandırılan “kritik eyaletler” belirliyor.
2024 seçimlerinden önce, başkanlık için ulaşılması gereken toplam 270 delege sayısının 93’ünü teşkil eden Arizona, Nevada, Wisconsin, Michigan, Pensilvanya, North Carolina ve Georgia şeklinde 7 “kritik eyalet” bulunuyor.
Güncellenen delege sayılarına göre Arizona’nın 11, Nevada’nın 6, Wisconsin’ın 10, Michigan’ın 15, Pensilvanya’nın 19, North Carolina’nın 16 ve Georgia’nın ise 16 delegesi var.

KRİTİK EYALETLERDE DENGE VAR
ABD’de seçim anketlerini yayımlayan Real Clear Politics (RCP) adlı haber platformunun verilerine göre, Trump ile Harris, yarışı başa baş götürüyor.
Ülkede yapılan anketlerin ortalamasına göre Harris yüzde 48,4, Trump ise yüzde 47,2 oya sahip.
Harris kritik eyaletlerden Wisconsin, Michigan, Nevada’da rakibinden daha fazla oya sahipken, Trump, North Carolina, Georgia ve Arizona’daki yarışta Harris’in önünde gözüküyor. Pensilvanya’da ise başkan adayları arasındaki durum dengede.
Kritik eyaletlere tek tek bakıldığında ise North Carolina’da Trump yüzde 47,9, Harris yüzde 47,8; Georgia’da Trump yüzde 48,3, Harris yüzde 48; Arizona’da Trump yüzde 48,4 Harris yüzde 46,8; Wisconsin’de Trump yüzde 47,2, Harris yüzde 48,7; Michigan’da Trump yüzde 47,1 Harris yüzde 48,3; Nevada’da Trump yüzde 47,4 Harris yüzde 48; Pensilvanya’da Trump yüzde 47,6 Harris yüzde 47,6 oy oranıyla yarışı götürüyor.

Diğer eyaletlerde ise anket sonuçları şu şekilde:
California’da Trump yüzde 35, Harris yüzde 59,5; Texas’ta Trump yüzde 50,3, Harris yüzde 43; Florida’da Trump yüzde 49, Harris yüzde 43; New York’ta Trump yüzde 39, Harris yüzde 53; New Hampshire’da Trump yüzde 45,7, Harris yüzde 50,7; Minnesota’da Trump yüzde 44,5, Harris yüzde 50; Virginia’da Trump yüzde 44, Harris yüzde 48; Ohio’da Trump yüzde 52, Harris yüzde 43; Maine’de Trump yüzde 41, Harris yüzde 58; Montana’da Trump yüzde 56,3, Harris yüzde 38,7.
Indiana, Kentucky, Tennessee, Mississippi, Alabama, West Virginia, South Carolina, Massachusetts, Rhode Island, Connecticut, New Jersey, Delaware, Maryland, North Dakota, South Dakota, Nebraska, Kansas, Oklahoma, Iowa, Missouri, Arkansas, Louisiana, Illinois, Washington, Oregon, Idaho, Utah, Wyoming, Colorado, New Mexico, Alaska, Vermont, Hawaii eyaletlerinde ise RCP’de ABD Başkanı Joe Biden’ın başkanlık adayından çekilmesinden önceki tarihlere ait anket sonuçları yer alıyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>***
“Taraflar Avrupa veya Kuzey Amerika’da içlerinden birine veya birkaçına karşı yapılacak silahlı bir saldırının hepsine karşı yapılmış bir saldırı sayılacağı ve dolayısıyla böyle bir silahlı saldırının vuku bulması halinde her birinin Birleşmiş Milletler (BM) şartının 51. maddesi ile tanınan bireysel veya toplu meşru müdafaa hakkını kullanarak silahlı kuvvet kullanılması da dahil olmak üzere gerekli gördüğü her türlü tedbiri bireysel olarak ve diğer taraflarla birlikte derhal almak suretiyle saldırıya uğrayan taraf veya taraflara yardım edeceği hususunda mutabık kalmışlardır.”[1]
“Türkiye’nin, NATO Müttefiklerinin tam rızası ve anlayışı olmadan Sovyet müdahalesine yol açacak bir adım atması durumunda, NATO müttefiklerinizin Türkiye’yi Sovyetler Birliği’ne karşı koruma yükümlülükleri olup olmadığını değerlendirme şansına sahip olmadıklarını umarım anlayacaksınız.”[2] Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya yönelik son tehditlerinin yarattığı şok [3] ve panik [4] halini izlemek eğlenceli olmakla birlikte son derece trajik tonlar içeriyordu. Günün teması şaşkınlıktı. Bu nedenle ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris sinirleri yatıştırmakla görevlendirildi. Ancak tarihi anın farkındalığını ifade etmek ve dikkatli davranmak yerine, kendisi ya da konuşma yazarları son derece sönük bir söylemi tercih etti; “Uluslararası kural ve normları savunmalıyız.”[5] Bunu tam da ABD’nin Gazze’de ateşkes çağrısı yapan bir dizi Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararını veto ederken ve İsrail’in bu “uluslararası kural ve normları” en kanlı ve iğrenç şekilde ihlal etmesini engellemekten tamamen aciz olduğunu kanıtladığı bir zamanda söyledi. Washington’daki yetkililer sözde ideallerini yerine getirmezken ya da getiremezken bu tür basmakalıp sözlere kim inanır?
Türkiye’nin NATO gerçeği
Türkiye-ABD ilişkilerinin 25 yıllık bir gözlemcisi olarak, Trump’ın savunma harcamalarında payına düşeni yapmayan NATO üyelerini Rusya’yla tehdit etmesinin ardından aklıma tek bir özlü söz geldi; “Peki, nasıl bir hismiş?” Açıkçası, Trump’ın tehdidinin NATO başkentlerinin çoğunda yol açtığı telaş ve endişeye hiç sempati duyamadım. Türkiye, Haziran 1964’ten bu yana NATO Anlaşması’nın tüm üyeleri eşit derecede bağlayan bir karşılıklı savunma sözleşmesi olmadığı gerçeğiyle yaşadı. 5. madde sadece Washington’ın karar vermesi halinde uygulanabilirdi. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz’un iddia ettiğinin aksine, Türkiye NATO’nun tam olarak “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için”[6] olmadığını uzun zamandır biliyordu. Scholz da hiçbir tarihsel farkındalık göstermeden ve anın aciliyetine yenik düşerek, “NATO’nun yardım garantisinin herhangi bir şekilde göreceli hale getirilmesi sorumsuzca ve tehlikelidir ve yalnızca Rusya’nın çıkarınadır”[7] ifadelerini kullandı. Buna yürekten katılıyorum. Ancak eski ABD Başkanı Lyndon Baines Johnson’ın Ankara’ya gönderdiği kötü şöhretli mektup kamuoyuna yansıdığında, diğer NATO üyeleri Başkan’ın tutumunun NATO Anlaşması’nın ihlali anlamına gelebileceği veya ABD’nin kararlılığına duyulan genel güvenin bu tür duygular nedeniyle zayıflayabileceği yönünde özel bir endişe ifade etmemişlerdi. Tam tersine, Türkiye “güvenilmez” aktör olarak yaftalanmıştı ve ABD, Türkiye’nin 1974 Kıbrıs müdahalesinden sonra Ankara’ya silah ambargosu uygulayacak kadar ileri gitti.[8]
Washington’ın bu tutumu Türkiye’yi son 40 yılda kendi yerli savunma sanayisini geliştirmeye zorladı.[9] Türkiye ayrıca İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımını diğer NATO üyelerinden taviz koparmak için bir levye olarak kullanmak zorunda kaldı çünkü NATO’da Türkiye’ye eşit meşruiyet tanınmadı. Bu tavizlerin ilgili olduğu konular – F-16 modernizasyon kitleri, İsveç ve Kanada’nın uyguladığı silah ve teknoloji ambargoları, NATO’nun hem Suriye’de hem de Avrupa’da terör örgütü PKK/SDF’ye yönelik samimiyetsiz tutumu – asla böyle bir siyasi zorlamaya ihtiyaç duyan konular olmamalıydı. Aslında bu konulardaki politikalar Washington ya da Brüksel’deki yetkililerin aklına geldiği andan itibaren hatalıydı. Eğer Washington ve diğer NATO başkentleri bu konulara mantıklı, tarafsız ve dürüst bir şekilde yaklaşsalardı, Ankara ile NATO’nun geri kalanı arasındaki ilişkiler son 10 yılda herkesin yararına olacak şekilde çok daha sorunsuz olurdu.
ABD’siz NATO mu?
Trump’ın ABD’yi NATO’dan çıkarma tehdidi de bir o kadar çılgıncaydı ve görebildiğim kadarıyla açıkça dile getirilmeyen sonuçları Brüksel’de tüyleri diken diken etti. Zira Washington’ın olmadığı bir NATO, Türkiye’yi İngiltere’yle birlikte ittifakın iki baskın askeri gücünden biri haline getirecektir. Türkiye büyük bir farkla NATO’nun en büyük 2’nci konvansiyonel ordusuna sahip ve önde gelen bir insansız hava aracı gücü olarak ortaya çıktı. Ankara önemli yerli savunma üretim kapasitelerine sahip ve son 10 yıldır Suriye, Libya ve Kafkas Dağları gibi çeşitli yerlerde Rus kuvvetleriyle karşı karşıya geldi. İlginçtir ki Trump’ın tehditleri ve Avrupa’nın askeri kapasite eksikliği hakkındaki son analizler, Türkiye hakkında kayda değer bir şey söylemekten özenle kaçınıyor. [10]
ABD’nin NATO’dan çıkmasıyla birlikte, yıllardır Türkiye’yi 2’nci sınıf bir üye olarak gören bazı NATO başkentlerinin Ankara’nın ittifak içindeki liderlik rolünün artmasını kabul etmekten başka çareleri kalmayacak. Daha önce Türkiye’nin NATO’nun Doğu Akdeniz güvenlik düzenlemelerinin lideri haline getirilmesi gerektiğini savunmuştum.[11] Ancak ABD’nin NATO’dan çıkması bir adım daha ileri giderek Türkiye’yi Orta ve Batı Avrupa’nın tüm güvenlik düzenlemelerinin lideri haline getirecektir.
Türkiye-ABD işbirliği yenileniyor mu?
Türk parlamentosunun İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının, diğer NATO üyelerinin Türkiye için önemli konularda attıkları telafi edici adımların ve Ankara ile Washington arasındaki son görüşmelerin ardından, birçok analist ilişkilerin yenilenmesinden bahsetmeye başladı.[12] New Jersey Senatörü Bob Menendez’in ayrılması Türkiye için Kongre atmosferini iyileştirmiş gibi görünüyor. Geçmişte Menendez’in agresif Türkiye karşıtı söylemini yineleyen New Hampshire Senatörü Jeanne Shaheen bile geçtiğimiz hafta Ankara’da olmaktan gerçekten memnun görünüyordu.[13]
Öte yandan, ABD’li yetkililerin son 10 yılda Türkiye’ye karşı attığı pek çok üzücü adım ve ABD’nin PKK’nın Suriye kolunu desteklemeye devam etmesi, ilişkilerin yenilenmesine yönelik umutların yeni gelişmelere kadar beklemesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Sonuç olarak, kasım ayındaki ABD seçimleri yaklaşır, Rusya Ukrayna’daki konumunu iyileştirirken ve Gazze’deki çatışma azalma belirtisi göstermezken, ABD ve NATO yetkililerinin Ankara ile ilişkileri yeniden inşa etmeleri için bir fırsat penceresi açılmış olabilir. Trump odaklı kıyamet senaryolarının hiçbiri gerçekleşmese bile, aynı ABD ve NATO yetkilileri Türkiye hakkındaki önyargılarını daha rasyonel ve dengeli bir şekilde değerlendirebilirlerse daha kalıcı bir ilerleme sağlanabilir.
[1] Kuzey Atlantik Anlaşması’nın 5. maddesi.
[2] U.S. President Lyndon Baines Johnson (LBJ) to Türkiye’s President İsmet İnönü, 5 June 1964. Referans için bakınız: The Middle East Journal, Summer 1966, s. 387.
[3] https://www.nytimes.com/2024/02/15/us/politics/trump-nato-threat.html#: ~: text=News%20Analysis-,Trump’s%20NATO%20Threat%20Reflects%20a%20Wider%20Shift%20on%20America’s%20Place,segment%20of%20the%20American%20public.
[4] https://www.nytimes.com/2024/02/16/world/europe/biden-putin-navalny.html
[5] Ibid.
[6] https://www.nytimes.com/2024/02/14/world/europe/europe-nato-trump-ukraine.html
[7] Ibid.
[8] The official U.S. documents from the era make clear that Washington saw Greece as the primary impediment to a solution in Cyprus, but Türkiye was treated as the malcontent. See: https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1964-68v16
[9] Örneğin, bakınız: Füsun Türkmen, Türkiye-ABD İlişkileri, s. 98-105; Nasuh Uslu, Türk-Amerikan İlişkileri, s. 177-179; Suha Bölükbaşı, “The Johnson Letter Revisited,” Middle Eastern Studies, Temmuz 1993, s. 505-506.
[10] https://www.nytimes.com/2024/02/14/world/europe/europe-nato-trump-ukraine.html; https://www.nytimes.com/2024/02/18/world/europe/europe-russia-munich-conference.html
[11] https://www.aa.com.tr/en/analysis-news/-turkey-s-new-regional-security-role-70-years-late/1350816
[12] https://www.aa.com.tr/en/turkiye/turkish-president-erdogan-receives-us-senators-in-ankara/3143313; https://www.reuters.com/world/us-turkey-ties-now-have-significant-momentum-senator-murphy-says-2024-02-21/; https://www.mfa.gov.tr/sayin-bakanimizin-abd-li-senatorler-jeanne-shaheen-ve-chris-murphy-yi-kabulu–20-subat-2024–ankara.en.mfa; https://carnegieendowment.org/2024/02/12/can-f-16-deal-revive-turkish-american-partnership-pub-91606
[13] https://www.aa.com.tr/en/world/interview-us-senator-lauds-positive-relations-with-very-important-ally-turkiye/3144760
[Dr. Adam McConnel, 9 yıl boyunca Türk Tarihi dersleri verdiği Sabancı Üniversitesinde Tarih alanında yüksek lisans ve doktora derecesine sahiptir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.
]]>Ankara, Washington’a siyasi atama yerine kariyer diplomatı göndererek ilişkilerin kurumsal zemine dönmesi niyetini de göstermiş oldu.
Son dönemin en dikkat çeken büyükelçi atamalarından biri olan Sedat Önal’la ilgili karar, Anadolu Ajansı’nın (AA) dün akşam geçtiği bir haberle kamuoyuna duyuruldu. Haberi diplomatik kaynaklara dayandıran AA, halen Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi olarak New York’ta görev yapan Önal’ın Washington’a atandığını, yerine de Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yıldız’ın getirildiğini duyurdu.
Diplomatik kaynaklar, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın her iki ismi arayarak yeni görevlerini tebliğ ettiğini söyledi.
Atamalara ilişkin Dışişleri Bakanlığından henüz resmi bir bilgilendirme yapılmadı. Atamaların resmiyet kazanması için kararnamelerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanması ve Resmi Gazete’de yayımlanması gerekiyor.
Sedat Önal, Washington Büyükelçiliği görevini, 2021-2024 yılları arasında ABD’de Türkiye’yi temsil eden Murat Mercan’dan devralacak.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) önde gelen isimlerinden Mercan, siyasi bir karar sonucu Washington’a büyükelçi olarak atanmıştı. ABD de Türkiye’nin bu adımına eski Arizona Senatörü Jeff Flake’i Türkiye Büyükelçisi olarak atayarak yanıt vermişti.
Hükümetin Washington gibi çok önemli bir başkente siyasi atama yapması o dönem çok tartışılmış ve eleştirilmişti. Mercan sonrası Washington’a bu kez Sedat Önal gibi deneyimli bir diplomatın atanması genel olarak olumlu bulundu.
Washington’la yakın çalışan bir isim
Türkiye’nin yeni ABD Büyükelçisi, Washington’da yakından bilinen bir isim. 2018-2023 yılları arasında Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler dışındaki tüm siyasi dosyaları takip eden Önal, Amerikalı muhataplarıyla hem ikili ilişkiler hem de bölgesel ve uluslararası konularda mesai yaptı.
Türkiye-ABD ilişkilerinin en sıkıntılı döneminde bakanlığın iki numarası olarak görev yapan Önal, ABD ile Rahip Brunson ve S-400 krizi gibi önemli ikili gerilimlerle Suriye ve Doğu Akdeniz’den kaynaklanan bölgesel sorunların yönetiminde, muhatapları ABD Dışişleri Bakan Yardımcıları Wendy Sherman ve Victoria Nuland ile birlikte önemli rol oynadı.
Büyükelçi Önal, Türk-Amerikan ilişkilerinin özellikle 2021 sonundan itibaren normalleşmesi sürecinde de etkili oldu. Önal, Joe Biden’ın ABD Başkanı seçilmesinin ardından Türk-Amerikan ilişkilerini kurumsal düzeyde yeniden rayına oturtmayı amaçlayan Stratejik Mekanizma’nın oluşturulması sürecini Dışişleri Bakanlığı adına yürüttü.
Bu çalışmaların, iki ülke dışişleri bakanları Mevlüt Çavuşoğlu ve Antony Blinken’ın temaslarını olumlu etkilediği, Ankara ve Washington’da yapılan değerlendirmeler arasında. Bu da Önal’ın atamasının ABD’de olumlu karşılandığı yorumlarına neden oldu.
Kurumsal zemine dönüş
Diplomatik kaynakların yaptıkları değerlendirmelerde, Ankara’nın Washington için bu kez siyasi bir atama düşünmemiş olmasının önemi ön plana çıkıyor. İlişkilerde son dönemde yaşanan olumlu gelişmelerin Türkiye-ABD diyaloğunu daha kurumsal zeminde yürütme motivasyonunu güçlendirdiği kaydediliyor.
Bu süreçte, Mayıs 2023 seçimlerinin ardından Dışişleri Bakanlığı’na atanan Hakan Fidan’ın da etkisinin olduğu, Fidan’ın özellikle Blinken ile çok daha sık görüşüyor olmasının önemli olduğu değerlendiriliyor. Türk-Amerikan ilişkilerinin yürütülmesinde önceki döneme oranla iki ülke dışişleri bakanlıklarının ağırlığının artması da olumlu görülen bir başka unsur.
Stratejik Mekanizma’nın ilerki aylarda dışişleri bakanları düzeyinde ABD’de toplanması öngörülen planlar arasında. Fidan ve Blinken, en son G20 Dışişleri Bakanları toplantısı sırasında ikili bir görüşme gerçekleştirdi ve ikili planda üst düzey ziyaret takvimini ele aldı. Fidan’ın ilkbaharda ABD’yi ziyaret etmesi öngörülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Temmuz ayında Washington’da yapılacak olan NATO’nun 75. Yıl Zirvesi’ne katılması planlanıyor.
Türk-Amerikan ilişkilerinde gündem yoğun
Türk-Amerikan ilişkilerinde önemli bir eşik Ankara’nın yaklaşık 1,5 yıl beklettiği İsveç’in NATO’ya katılım protokolünü onaylamasıyla Ocak ayında aşılmıştı. Ankara’nın bu hamlesinden hemen sonra 40 yeni F-16 savaş uçağı ve 79 modernizasyon kitinin Türkiye’ye satışı için harekete geçen Washington, Şubat ayında süreci sorunsuz tamamlamış ve satışın önünü açmıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Şubat’ta gazetecilere yaptığı bir açıklamada, Türk-Amerikan ilişkilerindeki gelişmeleri değerlendirirken, “ABD ile aramızda bu son attığımız adımlar neticesinde olumlu bazı gelişmelerden söz edebiliriz. Şu anda Kongre’deki hava olumlu. Aynı şekilde Senato’dan da olumlu sesler geliyor. ABD ile benzer düşündüğümüz ya da üzerinde uzlaştığımız konuların sayısı artıyor diyebiliriz. Şu anda olumsuz bir gidiş yok, tam aksine olumlu bir gelişme var. Bu konuyla ilgili olarak ilgili bakanlar da bizdeki muhataplarına olumlu gelişmelerin olduğunu söylüyorlar” demişti.
Erdoğan’ın bahsettiği olumlu ortamın sonuçlarından biri de Ankara’ya son dönemde ABD’den yapılan üst düzey ziyaretlerdeki artış oldu. ABD Senatosu’ndan Demokrat Parti üyeleri Jeanne Shaheen ve Chris Murphy, hafta başında ziyaret ettikleri Ankara’da önce Dışişleri Bakanı Fidan, sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü.
Her iki senatör de geçmişte Türkiye aleyhine Amerikan Kongresi’nde yapılan girişimlere aktif destek vermeleriyle biliniyor. İki senatörün Ankara’ya yaptıkları ziyaret ve verdikleri mesajlar, Türk-Amerikan ilişkilerinde son dönemde artan olumlu ortamın Amerikan Kongresi’ne de yansıdığını göstermesi açısından önem taşıyor.
Bu olumlu tabloya rağmen Önal’ı yeni görevinde önemli zorluklar da bekliyor. Bunların başında ABD’nin Kuzey Suriye’de Türkiye’nin “terör örgütü” olarak tanımladığı Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) desteğini sürdürmesi geliyor.
ABD, Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Irak–Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütüyle ile mücadele etmesi için YPG’ye yıllardır siyasi ve askeri destek veriyor. Türkiye ise YPG’nin “PKK’nın Suriye ayağını” oluşturduğunu ve amacının Suriye’nin kuzeydoğusunda bir devlet kurmak olduğunu vurguluyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Kuzey Suriye’deki YPG hedeflerine operasyonlarını artırarak bu coğrafyada “terörle mücadele” faaliyetlerinin devam edeceği mesajını veriyor.
ABD’nin bu politikasından yakın gelecekte geri adım atmasının beklenmemesi ise Ankara-Washington diyaloğunu etkileyecek bir unsur olarak görülüyor.
]]>