Enstitü’nün 100. kuruluş yılı kapsamında yapılan söyleşi öncesi Khemir’in “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filmi gösterildi.
İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Melek Paşalı’nın yönettiği söyleşide ünlü yönetmen, film ve kariyerine dair soruları yanıtladı.
Filmlerindeki dili oluştururken Endülüslü büyük annesi ve Tunus’u Fransızlardan kurtarmak için hayatını adayan babasından etkilendiğini belirten Khemir, filmlerinde özgünlüğü yakalamak için minyatürlerden istifade ettiğini söyledi.
Khemir, İbn Hazm’ın “Güvercin Gerdanlığı” kitabından hareketle çektiği “Güvercinin Kayıp Gerdanlığı” filminin dolaylı yoldan dönemin ve bugünün Arap dünyasına siyasi göndermeler içerdiğini dile getirdi.
Filmlerinde aşka odaklanan Khemir, toplumların en güçsüzleri olan çocukları filmlerinde önemli karakterler olarak barındırmaktan hoşlandığını ve bu tutkusunun sonucu olarak çocuk kitabı yazmaya başladığını “Artık film çekmek istemiyorum, kendilerini tanısınlar diye çocuklara kitap yazmak istiyorum. Bunu yapmak daha faydalı ve daha zor.” sözleriyle ifade etti.
Khemir, çocuklar için yazma isteğini şu sözlerle açıkladı:
“Benim kaderim başkasının elinde değil, bana aittir. Bab’Aziz’den sonra film çekecek param kalmadı. Küçük bir kamera aldım ve hala filmler yapıyorum. İnsanın özgürlüğü, karşısındaki makineden çok daha güçlüdür. Kazanacağız anlamına gelmiyor ama alevi canlı tutmaya gayret etmek gerekiyor. Artık film yapmak istemiyorum açıkçası. Daha çok çocuklar için kitap yazmak istiyorum. En derinlerinde olanı sevmeyi öğrenebilmeleri için. Emin olabilirsiniz ki, bunu yapmak film çekmekten çok daha zordur, daha ucuz olmasına rağmen. Neden? Çünkü herkes para kazanmak istiyor. ve zengin olanlar, dernekleri, vakıfları olanlar çok daha fazla kazanacaktır. Gelecek jenerasyona umut verecek işler yapmak gerekiyor. Ama artık hiç kimse Yunus Emre gibi kumları süpürmek istemiyor. Çünkü çocuklarla çalışmak, kumları süpürmek gibi.”
Fransa’dayken yabancı olduğu için kendi kültürünü daha çok sevmeye başladığı ve onu daha çok anlamaya çalıştığı bilgisini paylaşan Khemir, sinemadan hiç para kazanmadığını ve hayatını idame ettirmek için tüm Avrupa’da 1001 Gece Masallarını içeren anlatılar düzenlediğini söyledi.
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım”
Filmlerindeki aşk anlatısında bahsederken Arapçada aşkı tanımlamak için kullanılan 60 kelime olduğunu, bunun üzerine bir kitap yazdığını belirten Khemir, “Aşk, zulme karşı gelen tek şeydir. Diğer her şey yok olur. ve bütün büyük şairlerin kaynağı aşktır. Genellikle şiir de zaten aşkın bir parçasıdır. Sizin de Mevlana, Yunus Emre gibi şairleriniz var. Aşkın nesnesi önemli değildir. Kadın ya da başka bir şey olabilir. Aşk bir yoldur ve bizi ilahi olana götürür, kuşların yolculuğu gibidir. Peygamberimizin şöyle bir sözü var: ‘Allah güzeldir ve güzelliği sever.’ Güzelliğin olduğu yerde aşk vardır. Bu yüzden benim için film yapmak, yapılabilenin en güzelini yapmak demektir. Kaynağı açığa çıkarmak için üzerindeki kumları temizlemek gibidir. Sanatın amacı bana göre zaten odur. Suyun kaynağından tekrar akabilmesi için kumları temizlemek gerekir.” şeklinde konuştu.
Filmlerinin bu kadar büyük kitlelere ulaşmasında kullandığı edebi dilin de etkisi olduğunu söyleyen Khemir, “İnsanların filmlerimi edebi Arapça öğrenmek için izlediğini gördüm ama ben bu filmlerimi bunun için yapmadım.” dedi.
Khemir, resim sanatıyla da uğraştığı bilgisini paylaştı ve Tunus’ta açtığı bir serginin yakın zamanda sona erdiğini dile getirdi.
Çektiği son film hakkında bilgi veren usta yönetmen, Nazım Hikmet’in “Sevdalı Bulut Masalı”ndan etkilendiğini kaydederek, şu bilgileri paylaştı:
“Son filmimi Nazım Hikmet’ten esinlenerek yaptım. Aşık bulut, Ayşe isminde bir kıza aşık. Kötüler gelip Ayşe’nin bahçesini yok ediyor. Bulut çiçekleri kurtarmak için yağmaya başlıyor ve yok olup ölüyor. Ayşe bu durum karşısında gözyaşlarını tutamıyor. Güvercin ona, yere bak diyor, ‘Yerdeki buharlar göğe yükselerek bulut oluyor ve tekrardan oluşuyor.’ Güvercinin dediği şey şu, Sevenler asla ölmez. Yaptığım filmlerde olan şeyler yok olmuş olsa da izleyenlerin kalplerinde tekrardan doğacaklardır ve önemli olan budur.”
]]>Akdeniz Üniversitesinin ev sahipliğinde, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi ve 12 üniversitenin desteğiyle düzenlenen “Güney Kariyer Fuarı”na (GÜNKAF) katılan Mete Gazoz, üniversite öğrencileriyle bir araya geldi.
Milli okçu, düzenlenen söyleşide yaptığı konuşmada, başarısının sırrının üç maddede saklı olduğunu belirterek, ilkinin disiplin olduğunu söyledi.
Motivasyon diye bir şeyin doğru olduğuna inanmadığını, başarıyı getirecek olan şeyin disiplin olduğunu ifade eden Mete Gazoz, şöyle konuştu:
“Moraliniz ne kadar kötü olursa olsun o gün ne yapmanız gerekiyorsa o işi yapmak zorundasınız. Disiplin bir numara. İkincisi sevdiğiniz bir işi yapmak çok önemli. Sevdiğiniz bir işi yaptığınız zaman zorlansanız bile çok kolay bir şekilde üstesinden gelebiliyorsunuz. Son olarak da bir ekibinizin olması. Çünkü ne kadar yetenekli olursanız olun ya da ne kadar çalışırsanız çalışın tek başınıza başarmanızın imkansız olduğu şeyler var. Mesela benim kazandığım olimpiyat şampiyonluğu tek başınıza antrenman yaparak, çalışarak, kendinizi geliştirerek kazanabileceğiniz bir şey değil. ‘İmkansız diye bir şey yoktur diyorlar’ ya, var arkadaşlar. Bu gerçekten imkansız.”
“Aile size olumlu yaklaşırsa büyük bir avantaj oluyor”
Sporcu bir aileden gelmesinin kendisine nasıl yansıdığı sorusu üzerine Mete Gazoz, eski bir milli okçu olan babasının kendisini spor yapmak için zorlamadığını, hatta ok atmasını engellediği zamanların olduğunu belirtti.
Aile içindeki iletişim ve tutumun çok önemli olduğunu vurgulayan milli sporcu, “Ailem ‘Sen de sporcu olacaksın, okçu olacaksın’ diye baskı yapsa mümkün değil okçu olmazdım. Başka bir spor yapardım. Aile size olumlu yaklaşırsa büyük bir avantaj oluyor.” dedi.
Mete Gazoz, geleceğiyle ilgili şu anda herhangi bir kaygı ya da korku duymadığını vurgulayarak, başarıları elde etmeden önce de “Başarısız olursam, yarışmada istediğim sonucu elde edemezsem ne yaparım” diye hiç korkmadığını belirtti.
Okçulukta başarılı olacağını bildiğini, kendisine güveninin yüksek olduğunu dile getiren Mete Gazoz, “Milli takım kampında birlikte zaman geçiriyoruz. Takım atışlarında bir tık sorumluluk almam gerektiği zamanlar olabiliyor. O zamanlarda takım arkadaşlarımı ve arkamdaki teknik ekibi yüzüstü bırakma korkusu var. Ama kendimle ilgili bir endişem veya bir kaygım yok.” açıklamasında bulundu.
Mete Gazoz, şampiyon olduktan sonra kürsüye çıkıp İstiklal Marşı’nı okumasının ardından aşağıya indiği zaman artık şampiyon olmadığını, önünde bir sonraki şampiyonalar olduğunu belirterek, “Kürsüde kaldığınız sürece şampiyonsunuz. Madalyaya bakış açım bu. Hiçbir madalyaya bir anlam yüklemedim. Bu şekilde bakarsanız hep daha fazlası gelecektir. Hala çalıştığım için olimpiyat şampiyonu olduğumu anlamam çok uzun sürdü. Ülkeme döndüğüm zaman hayatım değişti, her şey çok farklı oldu.” diye konuştu.
“Hayatta antrenör olmam”
Bu sporu yaparken en büyük önceliklerinin veri toplamak olduğunu anlatan Mete Gazoz, antrenman, koşu, sabah yorgunluğunun durumunun dahi verisinin tutulduğunu söyledi.
Toplanan veriler eşliğinde önlerindeki turnuvaya daha gerçekçi bakabildiklerinin altını çizen Mete Gazoz, “Sporcu bu şartları sağlayabilirse turnuvayı kazanabilir. Bir turnuvayı kazanmak için 30 puan üzerinden, 28 atman gerekiyorsa ve sen antrenmanda 26 atıyorsan zaten o turnuvayı kazanamazsın. Gerçekçi bakıyoruz. Daha fazla veri talep etmeye başladık. Tuvaletteki idrarımızın rengine bile bakılıyor ki vücudumuzun durumu belli olsun. Benim 12 Nisan 2027’de nerede olacağım ne yapacağım şu anda belli. Bu programı hocalar yapıyor, sizin tek işiniz antrenman yapmak oluyor. Bu işte en kolay bölüm aslında sporculuk.” ifadelerini kullandı.
Gelecekte ne yapmak istediğiyle ilgili soru üzerine milli okçu, “Hayatta antrenör olmam. Okçulukta bu daha zor. İki şey yapmak istiyorum. Bir tanesi hiçbir şey yapmamak. Diğeri ise Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı olmak istiyorum.” diye konuştu.
Söyleşinin sonunda, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Mete Gazoz’a plaket takdim etti.
]]>