-Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul Marif Arşivi Rehberi
-Türk Maarifinin Tarihi Kaynakları 1: İlk Mektepler, Köy Mektepleri ve Köy Muallimi Mektebi Müfredat Programları (1924-1926)
-Türk Maarifinin Tarihi Kaynakları 2: Lise Birinci ve İkinci Derece Mektepleri, İmam ve Hatip Mektebleri
-Cumhuriyet mekteplerinde müdüriyet teftişi: kandilli kız lisesi tatbikatı (1924-1926)

100 YIL SONRA BİR İLK
Eserde Cumhuriyet Dönemi’nde 1924-1925 ders yılından itibaren tatbik edilmeye başlanan ilk, orta ve lise kademesindeki tüm okulların müfredat programları, gerekçeleri ve tadilatlarıyla beraber 100 yıl sonra ilk kez toplu ve tıpkıbasım olarak bir arada neşrediliyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eserin sunuş yazısında, ”Böylece şimdiye kadar eski Türkçe olduğundan üzerinde akademik çalışma yapılamayan ya da sadece ders cetvelleri verilerek maalesef hak ettiği değeri görmeyen müfredatlar gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu eser, Türk eğitim tarihi açısından büyük bir boşluğu dolduran, ana kaynak niteliğinde önemli bir referans olacaktır” diye yazdı.

KÖKLÜ GEÇMİŞ GÜÇLÜ GELECEK
Bakan Tekin, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne de atıfta bulunarak ”Köklü geçmiş, güçlü gelecek anlayışıyla eğitimde zamanın ruhunu yakalayarak çocuklarımızı zihni açık, ufku geniş, millî ve manevi değerlerle donanmış, bilgiye ve çağın gerektirdiği becerilere sahip, erdemli ve yetkin bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
EŞSİZ BİR KAYNAK
Eser, Cumhuriyet Dönemi’nde dersler, müfredatlar, programlar ve öğretmenlerin durumu gibi pek çok konuda Türk eğitim literatürüne yeni bilgiler sunarak, dönemsel karşılaştırmalar için de önemli bir model oluşturacak. 1924 müfredatları, Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim ve kültür alanında gerçekleştirdiği ilke ve inkılapların en somut örneklerini gösterdiği gibi Türk maarif tarihi araştırmaları açısından da değerli bir kaynak niteliği oluşturuyor.

TEFTİŞ DEFTERLERİ GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR
Bakan Tekin sunuş yazısında ”Cumhuriyetin ilanını müteakip yıllarda yayımlanan tamim gereğince Müdüriyet Teftişi adıyla 5 Ocak 1924 tarihinden itibaren tüm okul müdürleri tarafından tutulması zorunlu olan “Müdürlere Mahsus Teftiş Defteri” uygulaması, Türk Eğitim Tarihi alanında şu ana kadar pek bilinmeyen bir uygulamadır. 31 Mart 1926’ya kadar devam eden bu teftişle hem yeni müfredatın tatbiki değerlendirilmiş hem de öğretmenlerin ders ve mesleki bilgisi yanında yeterlilikleriyle ilgili önemli bilgi ve belgeye yer verilmiştir” bilgisini de verdi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı Olgunlaşma Enstitülerinin koleksiyonlarından hazırlanan “Payidar” sergi ve defilesi, Erzurum Kongre Binası Sergi Salonu’nda gerçekleştirildi.
Cumhuriyetin 101. yıl dönümü dolayısıyla ülke genelindeki enstitülerde usta öğretici ve öğrenciler tarafından, geleneksel Türk sanatlarını yaşatmak, milli kimliğin gelecek nesillere aktarılması amacıyla tasarlanan Kurtuluş Savaşı’nın kahraman kadınları ve Atatürk kostümleri, defile ile katılımcıların beğenisine sunuldu.
Bakan Tekin, defile sonunda yaptığı konuşmada, ataların kültürüne sahip çıkmanın herkesin borcu olduğunu ifade ederek, Milli Eğitim Bakanlığının kültür ve tarihin gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir konuma sahip olduğu söyledi.
Yazılı eğitim materyalleri ve eğitim programlarının yanı sıra çeşitli etkinliklerle de çalışmalar yürütüldüğünü dile getiren Tekin, “Türkiye Yüzyılı Maarif modeliyle yapmak istediğimiz aslında bu. Bu değerlere sahip çıkmak, bu değerleri korumak, bu değerleri gelecek kuşaklara aksettirmek. Bunu kuşkusuz Bakanlık olarak sadece eğitim programlarımızda yapmıyoruz. Bunu kültür, sanat gibi etkinliklerle yapıyoruz.” diye konuştu.
“Serginin ve defilenin Erzurum’da sahneye konmasının da ayrı bir önemi var”
Defilenin, Cumhuriyet’in 100 yılı için tasarlandığı ve daha önce başka ülkelerde de sergilendiğini aktaran Tekin, şunları kaydetti:
“Burada gördüğünüz Kurtuluş Savaşı’mız ve onun mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk hangi koşullarda ve hangi toplumsal ortamda bu savaşı ve bu mücadeleyi verdi. Belki bu defilenin sergileyebileceği en anlamlı şehirlerden bir tanesi Erzurum. Anadolu’nun bütün şehirleri önemli ama mücadelenin başlangıç noktalarından bir tanesi Erzurum. Dolayısıyla bu serginin ve defilenin Erzurum’da sahneye konmasının da ayrı bir önemi var.”
Sergi ve defilenin oluşumunda emeği geçenlere teşekkür eden Bakan Tekin, ardından Cumhuriyet temalı sergiyi ziyaret ederek, yetkililerden bilgi aldı.
Etkinliğe, Vali Mustafa Çiftçi, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, AK Parti Erzurum MilletvekiliFatma Öncü, AK Parti İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu ve davetliler katıldı.
Sergi, 15 Kasım’a kadar Erzurum Kongre Binası’nda ziyarete açık olacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, cumhuriyetin temellerinin atıldığı Erzurum Kongre binasında cumhuriyet döneminde kahraman kadınların ve erkeklerin giydiği kıyafetlerin yer aldığı ‘Payidar’ defilesini izledi.
Dün akşam Erzurum’a gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bugün partisinin İspir ve Pazaryolu ilçelerinde düzenlenen 8’inci Olağan Kongrelerine katıldı. Bakan Yusuf Tekin, daha sonra cumhuriyetin temellerinin atıldığı Erzurum Kongre Binası’nda Milli Eğitim Bakanlığı’nın Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’ne bağlı Olgunlaşma Enstitüleri’nin bugüne dek üretilen koleksiyonlarından hazırlanan ‘Payidar’ isimli defileyi izledi. Genç kız ve erkeklerin sergilediği defilede kahraman kadınların giyindiği kıyafetler ve Atatürk’ün kostümleri yer aldı.
Milli mücadele ruhunu yansıtan birbirinden ilginç kıyafetlerin sergilendiği defile genç kız ve genç erkeğin Türk bayrağı ile finaliyle son buldu. Defileyi protokolle birlikte ayakta alkışlayan Bakan Tekin burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Cumhuriyete taşıyan kurtuluş savaşımıza bize bu toprakları emanet eden atalarımıza, tarihimize, kültürümüze, medeniyet değerlerimize, Anadolu irfanına, Anadolu kültürüne sahip çıkmak hepimizin borcudur. Bu borç içerisinde en büyük yükte kuşkusuz Milli Eğitim Bakanlığına düşüyor. Milli Eğitim Bakanlığı olarak bu borcu ifa etmek, hakkıyla yerine getirmek için birçok çaba sarf ediyoruz, sarf edeceğiz, sarf etmeye de devam edeceğiz. Bu çabamız sadece yazılı eğitim materyallerinin içerisine eğitim programlarının içerisine bu değerleri nakşetmek, gelecek kuşakların bu değerlerle mücehheze olmasını temenni etmek için eğitim programlarımızı bu değerleri de içerecek şekilde güncellemek değil tabi. Türkiye Yüzyılı maarif modeliyle yapmak istediğimiz şey de aslında bu değerlere sahip çıkmak, bu değerleri korumak, bu değerleri gelecek kuşaklara aksettirmek. Bu defileyi Erzurum’da sizlerin beğenisine sunmuş olduk umarım beğenmişsinizdir. Belki de bu defilenin sergilenebileceği en anlamlı şehirlerden bir tanesi Erzurum. Bu defilede gönüllü olarak aramızda bulunan ve profesyonel manken gibi davranan öğrenci kardeşlerimize de teşekkür ediyorum. Bu defilede kullanılan malzemeler olgunlaşmanın envanterine kayıtlı malzemeler. Bakanlığımızın yaptığı kültürel sanatsal ya da eğitimle alakalı başka bir etkinlikte tekrar buluşmak üzere hepinize teşekkür ediyorum.”
Haber-Kamera: Turgay İPEK/ ERZURUM,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Erzurum’da AK Parti Pazaryolu ve İspir ilçe kongrelerine katıldı. İspir ilçesine gelişinde Erzurum Bar ekinin gösterisiyle karşılanan Bakan Tekin, AK Parti İlçe Başkanlığını ziyaret etti. İspir Fazilet Dağcı ÇığlıkKonferans Salonu’nda düzenlenen kongrede konuşan Bakan Tekin, “Erzurumlu sürekli doğrunun yanında oldu, sürekli iyi işler yapanların yanında oldu ve sürekli liderinin arkasında oldu. Biraz önce Sayın Cumhurbaşkanımızın mesajını seyrettik. Sayın Cumhurbaşkanımız ‘Rabbime şükrediyorum, bana sizin gibi dava arkadaşları verdiği için’ dedi. Ben de şahsen Rabbime şükrediyorum bize böyle bir liderin arkasında siyaset yapma imkanı tanıdığı için” diye konuştu.
Bakanlığı ve şahsıyla ilgili yapılan eleştirilere cevap veren Bakan Tekin, “Bizi eleştiriyorlar. Açıkça şunu söyleyemiyorlar. Size söyledikleriniz Anadolu’nun toplumsal yapısına uygun olduğu için biz de Anadolu’daki insanları küçümsediğimiz için diyemiyorlar. Ne diyorlar? Bizi başka sebeple de eleştiriyorlar. İşte ben diyorum ki bizim arkamızda Anadolu insanının mert ve cesur yüreği var. Biz onlara güvenerek yola çıkıyoruz” diye konuştu.
Türkiye’nin en iyi okullarından birinde üniversiteyi okuduğunu söyleyen Bakan Tekin, “Master yaptım, doktora yaptım. Ama imam hatip mezunu olduğum için rektörlerden randevu alamıyordum. Böyle bir Türkiye. Şu an bunların hiçbirisi, insanların ne başörtüsü, ne etnik kimliği, ne dini kimliği, ne mezhebi hiçbir şey Türkiye’de problem değil. Bakın bu çok önemli, bunları hep beraber başardık. Sayın Cumhurbaşkanımız bize önderlik yaptı” dedi.
Eskiden hastanelerde saatlerce kuyrukta beklendiğini söyleyen Tekin, “Artık dünyanın başka ülkelerinden insanlar Türkiye’de doktorlara muayene olmak için geliyorlar. Bu bahsettiğimiz şeylerin hepsi 3 Kasım 2002 ile bugün arasında oldu. Diyor ya Cumhurbaşkanımız ‘yola devam.’ Yaptık, artık bunlar yeterli değil, devam edeceğiz. Biz o gün ihtiyaçları tespit edip, o günkü ihtiyaçları çözmüştük. Şimdi bugün bambaşka bir Türkiye var” dedi.
“Şimdi biz bunları yaparken karşımızda bir muhalefet var” diyen Bakan Tekin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi ile DEM koalisyonu karşımıza geçmişler bizi eleştiriyorlar. Mesela başta Atatürk’le bizim aramıza mesafe koyuyorlardı. Halbuki bu ülkede bir tek hükümet döneminde Atatürk’le ilgili yasaklamalar getirilmiştir; 1938 ile 1953 arasında. Tutmayınca bu sefer başka eleştiriyorlar. Mesela beni eleştirdikleri şeylerden bir tanesi, ben diyorum ki ‘Bu ülkede Milli Eğitim Bakanlığı’nın, milli eğitimin ana işi bu toplumun değerlerine, bu toplumun tarihine, bu toplumun kültürüne sahip gençler yetiştirmek. Benim ana görevlerimden bir tanesidir.’ Eleştiriyorlar, diyerlar ki bu söylediklerin laikliğe aykırı. Ben de diyorum ki bu laikliğe aykırı değil, bunlar senin zihnine aykırı. Senin düşündüklerin camileri ahıra çevirmek, Kur’an kurslarını yasaklamak. Şimdi onların anlayışları ile benimkinin örtüşmesi mümkün mü arkadaşlar? Şu an ülkemizde başörtülü hakimlerimiz, savcılarımız, doktorlarımız, başörtülü akademisyenlerimiz, başörtülü milletvekillerimiz var. Şimdi onların zihninden bakarsak, bizim onlarla aynı çerçevede buluşmamız mümkün değil.”
Kongreye Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanı sıra AK Parti Erzurum milletvekilleri Mehmet Emin Öz, Fatma Öncü, İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, ilçe belediye başkanları ve partililer katıldı. – ERZURUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bakan Tekin’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle: Geçen yıl da benzeri uygulama yapmıştım. Bu yıl bakanlığımız bünyesinde özel eğitimle alakalı genel müdürlüğümüz var. Hem materyal hem eğitim anlamında çalışmalar yapıyor. Bu genel müdürlüğümüzü 9 Eylül Pazartesi günü Narin yavrumuzun okuluna gönderdik. Beraberinde 4 tane travma ve yaz üzerine çalışmış uzman arkadaşımız vardı. Bakanlıktan 11-12 kişilik heyet Narin’in okulunda başlangıç startına verdi. Hafta içinde hem öğretmen arkadaşlarımız hem de Narin’in arkadaşlarıyla, köydeki ebeveynlerle rehabilitasyon sürecini yürüttüler. Ben tekrar başsağlığı diliyorum. Bunun bir an önce okuldaki çocuklarımız açısından unutulup eğitim öğretim hayatının başlaması gerekiyor.
REKLAM“CUMHURİYET TARİHİNDE BUNUN BİR ÖRNEĞİ YOKTUR”
Yıl içerisinde 922 ilçemizin tamamına genel müdür düzeyinde bir arkadaşımızı gönderdik. Cumhuriyet tarihinde bunun bir örneği yoktur. Problemleri yerinde izleme şansı buldular. Onun üzerinden çalışmalar yürüttük.Her arkadaşımız bir ile gidiyordu. Kimi kendi memleketlerine gitti, kimisi Narin örneğinde olduğu gibi travmatik olaylarla karşılaştığımız ile gitti. İllerde şu anda okullarımızla ilgili olarak iki ana konumuz var. Bir tanesi taşıma ile ilgili yaşanan sıkıntı. Bazı revizyonlar yaptık. Bakanlığımıza bağlı pansiyon ve yurtların doluluk oranlarının artırılması için tedbirler aldık.
OKULLAR KAYIT ÜCRETİ İSTİYOR MU?
Bizde 3 kademe okulumuz var; ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kurumu. Yani lise. Merkezi sistem yaptığımız sınav var, liselere giriş sınavı. Öğrenci arkadaşlarımız puanlara göre okula yerleşiyor. Sınavla almayan liselerimiz var. Adresine en yakın okulu tercih ediyor çocuk. İlkokul ve ortaokula öğrenci alırken yine adres üzerinden, velinin bir şey yapmasına gerek yok, biz kendisini evine en yakın okulla ilişkilendirip, kaydını yapıyoruz. Hal böyle iken ‘kayıt ücreti istiyorlar’ nasıl deniyor orada problem var. Kayıt ücreti alınıyor ifadesi öğretmen, idareci arkadaşlarımızı zan altında bırakabilecek ciddi itham. Çünkü kayıt yaptıracakları okul mekanizması yok. Hal böyle iken kayıt ücreti isteniyor denmesi biraz abes açıkçası. Bunu kabul etmiyorum. Bunu okuldaki idarecilerimize karşı itibar sarsıcı bir söylem olarak değerlendiriyorum.
“ŞİKAYETİ OLAN VARSA BAKANLIĞIMIZA ULAŞSINLAR GEREĞİNİ YAPALIM”
Adrese yakın değil de başka parametrelere göre seçtiğim okula kaydetmek istiyorum dediğinde hukuki olarak haklı bir talepte bulunmayan kişi. Orada özellikle ilkokul ve ortaokullarda çocuklarımızın okula başladıklarında ilkokul öğretmeni seçimi, ortaokulda şube seçimi konusunda baskılar oluyordu. ‘Ben şu öğretmene kaydettirmek istiyorum’ gibi. Şimdi ‘Ben çocuğu o öğretmene yazdırmak için okul müdürü benden para istedi’ deniliyor. Bu yıl okullar açılmadan önce bir genelge gönderdik. 43 maddelik genelge.
“OKUL MÜDÜRLÜĞÜNÜN HESABI DİYE BİR ŞEY OLAMAZ”
Israrlı bir şekilde okullarımıza ‘Kayıt ve benzeri ücretlerle velilerden ücret alınmaması, alan kişilerle ilgili işlem yapılması’ ifadelerini kullandık. Burada en çok istismar edilen alan öğretmen ve şube seçimiydi. Çocuklar okula başladıklarında şube ve öğretmen seçimini okul idaresine bırakmıyoruz dedik. Biz sınıflardaki çocukların birçok parametre açısından dengeli dağılımını gözeterek belli ilkeler benimsedik. Elektronik ortamda 64 aylık ile 84 aylık çocuğu aynı sınıfa koymayalım. Bu bir parametre. Cinsiyet bir parametre. Şu anda kayıtla ilgili olarak yürüyen süreç, kayıt ücreti ya da zorla ücret alınıyor ifadesi gerçekleri yansıtmıyor. Hala bu konuda şikayeti olan varsa bakanlığımıza ulaşsınlar gereğini yapalım. Diyelim ki okul idaresi bir veliden kayıt için şu hesaba para yatır dedi. Okul müdürlerimizin böyle bir hesap açma inisiyatifi yok, böyle bir yetkileri yok, bu zaten bizatihi bir suç. Okul aile birliklerini kim domine ediyor? Bir başkanı var, kendi okulunda farklı hizmetleri görmek için velilerden bağış toplayıp okul aile birliği hesaplarına yatırabilirler. Okul aile birliğinin banka hesapları vardır. Okul müdürlüğü üzerinden bu hesaplar bizim açımızdan mümkün değil. Ama para vermeyen öğrenciyi kayıt etmiyorum diye bir şey yok.
DANIŞTAY’A DAVA AÇACAK TARAFLAR BELLİ
Ben lisans düzeyinde 1990’lı yıllarda idare hukukunda öğrendiğim ana konu şu; idari yargıda dava açma hakkı ve yetkisi kime aittir? Hakkı ve menfaati ihlal edilen kişi dava açabilir, bir de eğitimle ilgili sendikaların dava haklarını Danıştay kabul etmiştir. Herhangi bir milletvekilinin idari yargıda dava açma inisiyatifi yok zaten. Ben Milli Eğitim Bakanı olarak 1 yıl önce ‘okullarda çocuğu emanet ettiğim bir öğretmeni seçme inisiyatifim olmalı’ dedim. Mülakatları buna revize edeceğiz dedik ve değişiklik yaptık. Mülakatların süresi ve içeriğiyle ilgili. Değişikliği yapmadan önce aday KPSS skoruna göre 3 katı aday davet ediliyor, mülakata giriyor, mülakat skoru atama notu oluyordu. Biz de süreci değiştirdik ve dedik ki yüzde 100’de değil de KPSS’nin ve mülakatın yüzde 50’sini alıyoruz dedik.
MÜLAKATLAR NASIL YAPILIYOR?
Mülakatlarla ilgili her ortamda şunu söyledim ‘Kul hakkı yemeyecek adil biçimde deneme dersi anlatmak istiyoruz’. KPSS’ye girmiş adaylardan üç katı adayı mülakata davet edeceğimizi deklare ettik. Mesela ortaöğretim matematik öğretmenine dedik ki ’10. sınıf matematik müfredatından şu tarihte mülakata gireceksin, bize ders anlatacaksın’ dedik. Bütün lisans boyunca aldığı matematik dersinden değil. 10. sınıf müfredatında diyelim 15 konu var. ‘Bu 15 konudan seni mülakata alacağız’ dedik. Verilen cevapları 4 başlıkta değerlendireceğiz dedik. Adaya diyoruz ki, ’10. sınıf matematikten herhangi konuyu anlatmanı isteyeceğiz, anlatırken şunlara dikkat edin’. Aday arkadaşımız salona gittiği zaman gerçek kimliği belli değil, kapalı. Ben şube müdürü olarak juri üyesiyim diyelim. Karşıma gelen kişinin adı, memleketi yok. Bir kod numarası tanımladık. Aday da kendisini sınav yapacağı 3 kişinin kim olduğundan haberi yok. Aday geliyor, orada bilgisayar ekranında kendisine bir soru için tuşa basıyor.
“SAĞLIKLI İŞLEYEN BİR SÜREÇ YÜRÜDÜ”
Bu soruyu cevaplandırdıktan sonra başka diyalog yok juri üyeleriyle. Juri üyeleri 4 parametre üzerinden değerlendirip notunu veriyor. Aday arkadaşımız her ihtimale karşı, ‘bana bu soru soruldu ben de şunları söyledim’ diye yazılı kayıt düşüyor. İlave olarak ses ve görüntü kaydı var. Bu sınav döneminde ne bir siyasetçiden, ne bir tanıdığımdan ne arkadaşlar aracılığıyla bize hiçbir isim gelmedi, biz de hiçbir ismi komisyonlarda paylaşmadık. Böyle bir işe giren en yakın arkadaşım bile olsa buna tevessül ederse gereğini yapacağım dedim. Burada adaletsizlik yok. Dedik ki aday salondan çıkar çıkmaz juri üyeleri notları vermiş olacak ve ekran kapanacak. Bir daha müdahale şansı yok juri üyelerinin. Bana bu konuda birisi gelsin desin ki ‘şu tedbiri alırsanız içim rahat edecek’, onu da alırız biz. Bu anlamda sağlıklı işleyen mülakat süreci yürüdü, sınavımızı yaptık.
“TELAFİSİ İMKANSIZ ZARARLAR DOĞURMAYACAK MI?”
Biz mülakat sürecini tamamladıktan sonra mevzuat değişikliğini yönetmeliğimizde yaptık. Yüzde 100 mülakat notuyla atanırken yüzde 50 olarak tanımladık. Bazı siyasetçi ve sendikalar bunu yargı konusu yaptılar. İptal olursa yüzde 100 mülakatı ile yapacağız. Bize diyorlar ki ‘Danıştay kararını açıkladı’. Ben de diyorum ki davaların tarafı biziz, Danıştay bir karar alsa önce bize gönderecek. Karar bazı arkadaşların davaları yetkisizlik sebebiyle reddedildi, bu bir karar değil. Danıştay’ın kararı bize ulaştığında kararımızı açıklarız. Yüzde 50 mülakat üzerinden notları açıkladık, atamalar yaptık. İki ay sonra Danıştay kararını verdi ve iptal etti. Bu telafisi imkansız zararlar doğurmayacak mı? Ben diyorum ki yargıyla ilgili bu süreci bekleyelim, neticesinde atamamızı yapalım. Şu anda Danıştay kararı yok, yürütme durdurma talebi reddedildi. Yönetmelik iptali ile ilgili açılan kararda esasa ait kararı bekliyoruz.
“DANIŞTAY’DAN KARAR GELİNCE ATAMALARI YAPARIZ”
Biz Danıştay’da avukatımız, hukuk hizmetleri genel müdürümüz süreci takip ediyor. Bunun dışında sosyal medyadan, bazı siyasal ortamlardaki tartışmalardan hareketle bu işleri yapmayız. Sağlıklı bilgi şu; yürütmeyi durdurma talebini reddetti, bazı kişilerin davalarını reddetti. Bu esasa ilişkin verilmiş bir karar değil. Çok uzun süreceğini zannetmiyorum. O karar geldiği gün öğretmen atamalarımızı yapacağız.
“TAKİPÇİ SAYILARINI ARTIRMAK GİBİ DERTLERİ VAR”
18 milyon öğrenci, 1 milyon 250 bin civarında öğretmenle en büyük kitleyiz. En ciddi sorunlardan bir tanesi kendi kişisel popülaritelerini artırmak, sosyal medya takipçilerini artırmak gibi gerekçelerle bu konuda insanlar bilgi sahibi olmadan hüküm beyan ediyorlar. Çok kişiyle karşılaştım, ‘sosyal medyadan sana sataşıyorum cevap vermiyorsun’ diyorlar. Takipçisi sayılarını artırma peşindeler. Bu süreçte popüler olma heveslerinin ön planda olduğunu düşünüyorum. Bir sendika temsilcisi süreci geciktireceğini düşündüğümüz için dava açma taraftarı olmadık dedi.
ÇANAKKALE’DEN GAZZE’YE DERSİ
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla müfredatlarımızı revize ettik. Orada üzerinde vurgu yaptığımız önemli hususlardan bir tanesi, Türkiye Cumhuriyeti devleti binlerce yıllık geçmişi ve geleneği olan devlet yapısı. Bu devlet geleneği millet olma bilincini gelecek kuşaklara aksettirdiği için binlerce yıllık devlet geleneğine sahip olmuşuz. Geçmişimizde atalarımız, dünyanın neresinde olursa olsun, bir haksızlık, adaletsizlik, zulüm görmüşse ona müdahale etmiş. Metindeki Çanakkale ifadesi bu birinci kısmıyla ilgili, millet olma bilincimizle ilgili. Kurtuluş Savaşı’nın bir anlamda başlangıç noktası olduğu için. İkincisi de etrafımızda bu tür insan hakları ihlalleri, zulümlere karşı tepki verebilecek kitlemiz olsun, böyle bir nesil yetiştirelim diye arzu ettiğimiz için. 1 yıldır şu an Gazze’de şehit edilen öğrencisi sayısı 10 binin üzerinde. Yıkılan okullardan bahsetmiyorum. 40 binin üzerindebir şehitten bahsediyoruz. Dünyanın gözü önünde bir vahşet 1 yıldır devam ediyor. Buna sessiz kalmak devlet geleneğimizle örtüşmez, millet olma bilincimizle örtüşmez. İlk dersimizi böyle yaptık.
“GAZZE İLE İLGİLİ KISIM VİDEONUN ÜÇTE BİRİNDEN AZ”
15 dakikalık video hazırladık. Öğretmen arkadaşlarımız bu video ile derse başlasınlar istedik.Hem Kurtuluş Savaşımız hem de devlet geleneğimizle nasıl davranmışız, bunun devamı için nasıl bir refleks göstermiliyiz sorusunun cevabı videoda var. Videoda ne Atatürk’le ne Kurtuluş Savaşı ile ilgili bir eksiklik yok. 9 Eylül, Atatürk vurguları var. Gazze ile ilgili kısım videonun üçte birinden daha az bir bölüm. Kim izledi, kim gelmedi diye bir takip yapmadım. Hafta boyunca bu etkinliği okullarda neler işlenebilir diye paylaşmıştık.
TARİKAT VE CEMAATLARLA PROTOKOL İDDİALARI
Ben Milli Eğitim Bakanlığı olarak kiminle protokol imzalayabilirim? Ya gerçek bir kişi ile bir hayırseverle. Bize bir okul yapacaktır vs. Veyahut bir hukuki tüzel kişilikle protokol imzalayabilirim. Cemaat ve tarikatlar hukuki anlamda tüzel kişilik midir? Böyle bir tüzel kişilik yok. Türkiye birhukuk devleti, hukuk devletinin formlarına uygun şekilde tüzel kişilik hüviyetini kazanmış yapıyla protokol imzalayabilirim. Vakıftır, dernektir. Ben İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı değilim. İçişleri Bakanlığımızın sivil toplum olarak tanımladığı yapı benim için legaldir. Hangi ideolojiye mensup olduğuyla ilgili istihbarat araştırması yapmam. İçişleri Bakanlığımızın bünyesinde bununla ilgili genel müdürlük var aynı şekilde Vakıflar Genel Müdürlüğü var. Hukuk düzenine aykırı fiili, uygulaması olan dernek ve vakıf sivil toplum hüviyetini kaybeder. Bize katkı verecek legal her türlü yapı, STK, meslek örgütü ve federasyonla imzalayabilirim.
“HİÇBİR STK’YA 1 KURUŞ PARA AYIRMAYIZ”
Parlamentoda da söyledim siz ‘cemaat, tarikat’ diyorsunuz, ben vakıf ve dernekle protokol imzalıyorum. 5 bine yakın bu anlamda protokolümüz var. İsimlerini açıklamak istemiyorum ama çok farklı perspektiften dünyaya bakan sivil toplum örgütleriyle protokollerimiz var. Bu yapı İçişleri Bakanlığı’nda dernek olarak tanımlanmış. TÜSİAD, TOBB, federasyonlar bizim yaptığımız 4-5 bine yakın protokolün içerisinde. Cemaat ya da tarikat diye tanımlanan protokol sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Orada ikinci yalan var. Hiçbir sivil toplum örgütüne bütçeden bize ayrılan pay içerisinden 1 kuruş para harcamayız. Protokol yapıyorsak bakanlıktan kaynak aktarmayız. Bütçeden şu kadar para cemaat ve tarikatlara ayrıldı diyenler yalan söylüyorlar. Burada da protokolün içeriğine aykırı bir şey yapılırsa protokolü feshedeceğimize dair hükümler koyuyoruz. Hukuka halel getirecek hiçbir şey yok, protokollerde hiçbir sorun görmüyorum. Bu protokoller eskiden beri imzalanan protokoller.
“BİLGİNİN BECERİYE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ ÜZERİNE MÜFREDAT”
Müfredat dediğimiz şey ne olmalı? Değiştirmemizle ilgili parametrelerimiz neler? Motivasyonlarımız şunlar; bu bakanlıkta 5 yılı aşkın sürede müsteşarlık yaptım. Bir sürü uluslararası toplantıya katıldım. BM, OECD, değişik ülkelerde yapılan toplantılar. Ana eleştirilerden bir tanesi şu; eğitim çok hızlı gelişen sektör. Bundan 30 yıl önce eğitimin odağında çocuklara bilgi yüklemek vardı. Bilgiye erişmekte zorlanıyordu çocuğumuz. Kendi çocukluk yıllarımızı hatırlayalım. O tarihte çocuğa ısrarla bilgi yüklüyoruz. Okuldan başka bilgi kaynağı yok. Şimdi öyle bir dönem yaşıyoruz ki, çocuklarımızın istediği şekilde bilgiye erişme imkanları var. 20 yıl önceki mantıkla çocuklara bilgi yükleyelim demek yanlış olur. Eğitim sistemi elde edilen bilginin beceriye dönüştürme üzerine bir eğilim var.
“BECERİ ODAKLI EĞİTİM YAPTIĞIMIZ İÇİN Mİ ELEŞTİRİLİYORUZ?”
Mesela İngiltere’de bir toplantıda iken muadilim kişi ‘sizin öğrencileriniz İngilizce gramerle ilgili bizim öğrencilerimizden daha fazla bilgileri var’. Biz çocuklarımıza gramatik bilgiyi onlara veriyoruz. Bu bir örnek. Gramer bilgisini veriyorsunuz ama gündelik hayatta konuşma becerisine dönüştüremiyor. Bu değiştirme sebeplerinden bir tanesi. Analizleri okuyoruz, bizim çocuklarımız, aynı yaş grubundaki çocukların yaklaşık olarak yüzde 50 fazlası bazı derslerde iki katı kadar bilgiyi çocuklarımıza yüklüyoruz. Uluslararası raporlar bunları da analiz ediyor. Kazanım sayılarımızda, aynı düzeydeki çocuğun uluslararası değerlendirme mekanizmasındaki kazanımların aynı düzeyde olmasını sağlamak açısından müfredatı yüzde 35 oranında hafiflettik. Müfredattan çıkan herhangi şeyi bilimselliğini tartışarak çıkarmıyoruz. Bu bilgi çocuklarımızın ilerleyen eğitim dönemlerinde alabileceği bilgi türüdür. Ön lisansta, lisansta alsın diyoruz. Birkaç önerme yazdım. Sorularım şunlar; çocuklarımızın, öğretmenlerimizin sırtından ağır bilgi yükü aldığımız için mi bizi eleştiriyorsunuz? Beceri odaklı eğitim yaptığımız için mi eleştiriyorsunuz? Öğretmen inisiyatifi ve öğrenci katılımını artırdığımız için mi eleştiriyorsunuz? Merhametli, çevresine saygılı, erdemli, milli ve manevi değerleri özümseyen bireyler olmasına mı itiraz ediyorsunuz? Tarihimizin, Osmanlı’nın kuruluşundan Cumhuriyet’e, kurtuluş savaşından Atatürk’ün hayatına kadar almış olmamıza mı itiraz ediyorsunuz? Cumhuriyet tarihinde darbe süreçlerinin müfredatta olmasına mı itiraz ediyorsunuz? Mavi vatan, gök vatan gibi kavramların coğrafya dersinde olmasına mı itiraz ediyorsunuz? Ben akademisyenim okuduğum bir sürü yayın var. Eğitimle, genel siyasetle ilgili yayınlar var. Kurtuluş savaşı sürecinde okuduklarım var. Bağımsızlık mücadelesinde okuduklarımın da etkisi olmuştur şüphesiz.
“HERKESLE OTURUP KONUŞTUK”
Beni tanımayan insanlar ‘sen 1 sene oldu Bakan oldu’ diyorlar. Ben bu bakanlıkta 5,5 yıl diyebileceğim süre müsteşarlık yaptım. Bu esnada akademisyen, entelektüel, uluslararası deneyimi olan yüzlerce, binlerce kişiyle konuştum. Bir il ziyaretimi yaptığımızda ne kadar vaktim olursa öğretmen arkadaşlarımla sohbet ediyorum. Bu konuda söyleyecek sözü olan herkesle oturduk konuştuk ve buna göre çalışma yaptık.
FRANSIZ OKULLARI
Fransız okullarıyla ilgili duruşumuzu açıkladık. Türkiye milli ve bağımsız devlet. İç hukukumuza uygun olarak eğitim yapan herkesin hakkını korururuz. Bu hukuka saygı göstermeyenlere karşı gereğini yaparız. Fransız yetkilileriyle konuştuk. Uluslararası bir sözleşmede ısrarcı olduğumuzu paylaştık. Onlar da 6 ay içinde hazırlayacaklarını söylediler. Bizim taleplerimize pozitif cevap verirlerse uluslararası süreci yürütürüz. Şu anda hukuki zemini olmayan okullar hala. Olmaması gerekiyor. Konunun müfredatla alakası yok. Hiçbir hukuki zeminleri yok. Legal değil. Detaylı konuşmak lazım bunu. Biz demokratik dünyaya örnek olabilecek bir noktamız var. Şu an Türkiye’de 34 tane azınlık okulumuz var. Lozan’la haklarını garanti altına aldığımız. Her türlü ihtiyaçlarını gidermek için çaba sarfediyoruz. Lozan’da, Lozan mektuplarında ismi geçmemesine rağmen kurulan, ta 1940’lı yıllarda kurulan, Türk öğrenci alan okullara gerekli müdahaleyi yapmamız gerekiyor. 2014-15 yılında aynı süreci yürütmüştüm. Fransız Büyükelçisi ile konuştuğum şey de buydu. Hala düzeltilmedi. Bu olmaz. Hukuken de bu bir problem. Hukuken geçerli olan bir işyeri değil. Vergisinden öğretmen istihdamına kadar problem.
MEMURİYETTEN ÖĞRETMENLİĞE GEÇİŞ
Memuriyetten öğretmenliğe geçiş gibi bir çalışmamız yok. Başka bir sınavla memur olarak girmişler. Bu tarafta öğretmen adayların sınavı var. O geçişler çok doğru değil. Hazine ve Maliye Bakanlığımızdan, stratajik daire başkanlığımızdan aldığımız kadroyu muhafaza ederiz.
ÖZEL OKUL ÜCRETLERİ
Özel okullarla ilgili mevzu pandemi ve sonrasındaki parametrelerdeki değişiklik sebebiyle bir dengesizlik ortaya çıkmıştı. Geçen yaz oturduk, kendileriyle mutabakata vardık. Özel okuldaki eğitim ücretleri enflasyon + yüzde 5. Pandemi koşullarından dolayı düşük olduğu için öğretmen arkadaşlarımızın ücretlerini konuştuk. Konfeksiyon, kırtasiye ya da benzeri sebeplerle okul eğitim fiyatına yapamadıkları zammı oralardan telafi yolunu seçmişlerdi. Bu yıl itibariyle stabil hale geldiğini söyleyebilirim. Öğretmen arkadaşlarımızın maaşlarıyla başlıyorlar. Şu anda denetliyoruz. Binden fazla okula denetim yaptık, müeyyide uyguladıklarımız var. Ağır müeyyidelirimiz var. Bu konuda denetim anlamında çok yoğun mesai içerisindeyiz.
ÖZEL OKUL ÖĞRETMEN ÜCRETLERİ
Bizim denetleme yetkimiz okula kayıt yaptıran öğrencini bir sonraki eğitim öğretim yılında gelecek zamla ilgili denetim yapma yetkimiz var. Çocuğu okula yeni kayıt ettiriyorsanız, ne olacağına dair yetkimiz yok. Öğretmen maaşlarına da yetkimiz yok ama iyi niyet çerçevesinde mutabakat yaptık.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ‘Afet Bölgesi Değerlendirme Toplantısı’ sonrası açıklama yaptı
Bakan Yusuf Tekin:
“Okulların açılması için heyecanlı bir sürecin içerisindeyiz”
“Bu eğitim-öğretim yılında üç tane ana konuyu merkezimize almayı planladık”
GAZİANTEP – Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Gaziantep’te ‘Afet Bölgesi Değerlendirme Toplantısı’ sonrası yaptığı açıklamada deprem bölgesinde eskisinden yüzde 10 daha fazla olacak şekilde toplam 19 bin 784 derslik yapacaklarını açıkladı. Bakan Tekin, yeni eğitim döneminde üç ana konuyu merkeze almayı planladıklarını da duyurdu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Gaziantep’te ‘Afet Bölgesi Değerlendirme Toplantısı’na konuştu. Kahramanmaraş merkezli asrın felaketinden etkilenen 11 ilin milli eğitim müdürlerinin katıldığı toplantıda 2024-2025 eğitim-öğretim yılı ile ilgili değerlendirmeler yapıldı. Toplantıya Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Kilis Valisi Tahir Şahin ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin de katıldı.
“Okulların açılması için heyecanlı bir sürecin içerisindeyiz”
Toplantı sonrası önemli açıklamalar yapan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Milli Eğitim Bakanlığı olarak heyecanlı bir döneme girdik. Okulların açılması için heyecanlı bir sürecin içerisindeyiz. Bir aksilik olmazsa 2 Eylül günü eğitim-öğretim takvimimiz başlıyor. Öğretmen arkadaşlarımız okullarında olacak 2 Eylül itibariyle, 9 Eylül tarihi itibari ile de öğrencilerimizle beraber 2024-2025 eğitim-öğretim yılını başlatmış olacağız. Ülkemize, milletimize, çocuklarımıza, ailelerine hepsine hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum” dedi.
“Depremde yıkılan 9 bin 935 derslik yerine 19 bin 784 derslik yapmış olacağız”
Deprem bölgesinde yapılan çalışmalar ile ilgili de bilgi veren Bakan Yusuf Tekin, “Kahramanmaraş merkezli deprem sonrası 11 ilde yaşadığımız derslik sıkıntısını gidermek için yaptığımız çalışmalarla ilgili rakamları sizlerle paylaşmak isterim. 6 Şubat tarihi itibari ile Türkiye genelinde bin 295 okulumuzda 9 bin 935 derslik kullanılamaz hale geldi. Yani yıkıldı ya da yıkılmasa bile yıkılması gereken bir hale geldi. Allah bize bir daha böyle felaketler yaşatmasın. Bu vesileyle yakınlarını kaybeden Vatandaşlarımız başta olmak üzere bütün milletimize bir kez daha baş sağlığı dilemek isterim. 6 Şubat’tan sonra başlayan çalışmalar neticesinde bu 9 bin 935 eksilen derslik yerine toplam 11 ilde inşaatı tamamlanan, yani eğitim öğretime açılan ve yakın zamanda açılacak şekilde ihalesi yapılmış inşaatı devam eden dersliklerimizle beraber toplam 19 bin 784 derslik yapılmış olacak. Yani 9 bin 935 derslik eksilmiş iken yaklaşık 10 bin derslik ilave olarak eklemiş olacağız. Yani 6 Şubat öncesindeki derslik sayısının yüzde 10 üzerinde bir derslik sayısına kavuşmuş olacağız” ifadelerini kullandı.
“Bu eğitim-öğretim yılında üç tane ana konuyu merkezimize almayı planladık”
Yeni eğitim-öğretim yılında 3 ana konuyu merkeze almayı planladıklarını açıklayan Bakan Yusuf Tekin, “Bu yıl da üç tane ana konuyu merkezimize almayı planladık. Genelgelerimizde bunlardan bir tanesi 2024-2025 eğitim öğretim yılında okul öncesi 1. sınıf, 5. sınıf ve 9. sınıflarda ilk defa uygulanmaya başlanacak olan Türkiye Yüzyılı maarif modeli. Bu yılın yani 2024-2025 eğitim-öğretim yılındaki hazırlıklarımızın odak noktasında bu anlamda öğretmen, idareci ve formatör eğitimlerimizi Haziran ayının başından itibaren yürütüyoruz. Zaten 2 Eylül’de öğretmen arkadaşlarımızın seminer dönemi başladığında bu konudaki faaliyetlerimiz biraz daha yoğunlaşmış olacak. Ağustos ayı başında yayınlanan mesleki ve teknik eğitim politika belgesi de bizim yeni eğitim öğretim yılındaki ana başlıklarımızdan bir tanesi olacak. Mesleki ve teknik eğitimde bu anlamda yeni adımların atıldığı bir yıl olacak. Üçüncü konu da dünyanın her tarafında modern ya da örnek olarak çokça önümüze getirilen ülkelerin tamamında eğitim-öğretim sürecinin içerisindeki ana unsurlardan bir tanesi aileler. Dolayısıyla biz 2024-2025 eğitim-öğretim yılında ailelerden, ebeveynlerden, öğrencilerinin, çocuklarının, evlatlarının eğitim-öğretim süreçlerinde daha başarılı eğitim almaları, daha verimli bir eğitim almaları, hem pedagojik olarak hem akademik olarak hem de değer anlamında daha iyi eğitim almaları açısından ailelerin okullarımızda ve öğretmenlerimizle ortaklaşa çalışmaları, birlikte paylaş mantığıyla hareket etmelerini merkeze alan bir dizi etkinlik planlıyoruz. Bu kapsamda geçtiğimiz günlerde bir platformu da hizmete sunmuş olduk. Ailem ismi de bir mini dizi seti oluşturduk. Hem okullarımızda öğretmen arkadaşlarımızın, idareci arkadaşlarımızın, ailelerle ve velilerle paylaşması için materyaller oluşturuyoruz. Yeni dönemde aileleri bu anlamda eğitim öğretim sürecinin içerisinde görmekten, çocuklarına hem örnek olma anlamında hem de akademik eğitimlerinin gelişmesi anlamında katkı vermelerinden mutlu olacağımızı ifade etmek isterim. Hep beraber hepimizin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirerek başarılı, sağlıklı bir eğitim-öğretim yılını geçirmiş oluruz” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>